Printer Friendly

The otherization of women body in modernity/Modernitede Otekilestirilen kadin bedeni.

Abstract

In history of thought, since Ancient Greek till now, even though the women share the same world with man , She couldn't obtain the same social circumstances. The social reason which place the women and men to different worlds, has made the the limitation in the border of freedom very normal. The fiction that is the women need to be cared as her body is fragile than men has become valid.

The social authority shaped by the men's wit, has given the women a very limited private area which is constructed by the irrational features. With that said, in modernity the acceptance of the mind's superiority, equality, freedom and universality, and in this study women's impoverishment and otherization her are evaluated according to the contrast between men and women in history of thought and a critical perspective in feminism.

Keywords: modernity, power, feminism, women body, the other, liberalization of women

Oz

Dusunce tarihinde, Antik Yunandan gunumuze kadar kadin, erkekle ayni dunyayi paylasmasina ragmen, ayni toplumsal kosullari elde edememistir. Kadin ve erkegi ayri dunyalara ve toplumsal kosullara yerlestiren toplumsal akil, cinslerin ozgurluk sinirlarindaki farkliliklari dogallastirmistir. Kadinin tasidigi bedenin erkege gore daha az fiziksel guce sahip oldugu kurgusu, onun korunmasi, kollanmasi fikrine yaslanarak gecerlilik kazanmistir.

Erkek aklin bicimlendirdigi kamusal sosyal erk, kadina, irrasyonel ozelliklerle kurgulanan, sinirli bir ozel alan, tahsis etmektedir. Bu temelde, aklin ustunlugunu, esitligini ve ozgurlugunu evrenselligini kabul eden modernite icinde, kadinlarin gucsuzlestirerek otekilestirildigini konu alan bu calismada, dusunce tarihinin kadin erkek karsitligi, elestirel perspektifle feminist hareketin gelisme zemininde degerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: modernite, iktidar, feminizm, kadin bedeni, oteki, kadinin ozgurlesmesi.

Giris

Tarihsel surecte iktidar mekanizmalari, toplumsal cinsiyeti, mahremlik tabusu ve bedeni disipline etme uzerine kurdugu varolus meselesiyle temellendirmektedir. Yuzyillar boyunca eril iktidar, cinsiyet ve beden politikalarini kadin bilincini yonlendirmek icin bicimlendirmistir. Iktidarin kendini gosterdigi en kaotik alanlardan birisi olan beden ve cinsiyet iliskileri, erkek bedeninden cok kadin

bedenini disipline etmektedir. Cunku bedeninin denetimi bilincin de denetimi anlamina gelmektedir. Bu denetim uygarlik tarihinde pek degismeyen bir kurguyla, erkek dusuncesini merkeze alarak kutsamis, kadini da olabildigince bu merkezden uzakta tutmustur. Erkek, kendi bedenini, evrensele ulasma ve gelecegi insa etme yolunda, gucun, otoritenin, kontrolun, hakimiyetin gostergeleri olarak simgelestirip bu bedenden uzaklasmayi gorevi sayarken, kadin bedenini, kirli, cinsel islevlerini pis, erkegi kirleten simgelerle ozdeslestirmistir. Kadin safligi ve temizligiyle, cinsel temizlik birbirini tamamlar olmus ve kadin bedeninin safligi ve temizligi, ahlak ve namus kavramlariyla ortusmustur. Adet kanamasi baglaminda kadin bedeni, otekilestirilerek normal disi olarak, nitelendirilmistir. Kadin ve kadinlik, kirli beden ile, saglikli beden ise erkekle iliskilendirilerek, biyolojik farkliliklar erkek egemenliginin ard alanina destek saglamistir.

Erkeklik ustunlukle bir tutulmus, degerli sayilan her sey erkeklikle ozdes sayilmistir. Bu cercevede kadinsi ozelliklerin, akil disi, erkekten asagi dusunulmesi rastlanti olmayip modernitenin one cikardigi egemen dusunme biciminin yansimalaridir. Dolayisiyla aklin erilligi, uydurma, dilbilimsel bir onyargi olmaktan uzaktir. Tarihsel surec icinde kadin, cinsel haz sahibi degil, erkek hazzinin nesnesi konumunda, soyun yeniden uretiminin bir araci olarak kurgulanmistir. Boylelikle akildan uzak salt bedene indirgenen kadin, tasidigi beden uzerinde denetim sahibi degildir (Kayli, 2010). Yasaminin her asamasinda kadin eril tasavvurla belirlenen toplumsal sureclerde yerini almistir. Oncelikle annedir, bir erkegin esidir. Yasami kendisinden ziyade, kendinden baska herkesindir. Yasamindaki bu coklu sahiplenme ve bu yondeki toplumsal beklentiler, kadinin kendisi uzerine dusunmesini ve kendi tasavvurlarini hayata gecirmesini engellemektedir. Soylemde herhangi bir cinsiyete vurgu yapmamasina karsin, modernitenin merkezindeki birey ve kutsanan rasyonel akilin toplumsal yasamdaki yansimalari, erkegi merkezde konumbndirmaktadir. Bedensizlesen erkek akli karsisinda kadin, bedeni dolayisiyla akildan uzakta tutulmaktadir. Bir yuk ve arzu nesnesi olan kadinin, onundeki engellerin kaldirilmasi ve ozgur bir yasamin kapilarinin aralanmasi, kadinin kendi bedenini olumlayabilmesi, ancak icine dogdugu toplumsal yapilarin donusturulmesiyle mumkundur.

Boylelikle kadinin toplumdaki yerini erkege benzer bir konuma yerlestirme cabasi olamayan modernizm, doneminin toplumsal dinamiklerinin yarattigi yeni yasam ve dusunce bicimiyle kadinin konumu degistirmis ve donusturmustur. Modernist bir hareket olarak tarih sahnesine cikan feminizm (1) kadinlar adina, bu mucadele surecinde onemli kazanimlar elde etmistir. Bu makalenin ana sorunsali, bireysel ozgurlugu bedeniyle sinirlanmis kadinin /kadinligin

bedeninde hap solmasi, var ile yok arasindaki durumu ve modernitede ve modernist soylem icinde kadin bedeninin nasil insa edildiginin, tartisilmasidir. Geleneksel toplumun sona eren dine dayali kurumsal isleyisi ve algilama biciminin yarattigi cinsiyet ayrimi, modernizmin dinamikleriyle varolan rasyonalite icinde donuserek devam etmistir. Donemin one cikardigi esitlik arayisi sosyo ekonomik esitligi temel alirken, cinsler arasi esitligi saglayamamistir. Kadinin modernizm icinde ozgurluk ve ozerklik arayisi donemin soylemlerinde yerini almaya devam etmistir.

Modernite ve Kadinin Ozgurlesmesi

Soz konusu olan, modernligi reddetmekten cok tartismak, her seyiyle gelenege karsi olan, bir modernlige iliskin, butunsel imgenin yerine, kulturel amaclarinin olumlu, ama ayni zamanda, olumsuz vechelerinin ve modernligin, kulturel temasina ozgun bir toplumsal icerik kazandiran, egemenlik yada bagimlilik, butunlesme yada dislanma iliskilerinin, cozumlenmesini koymaktir (Touraine, 2002: 33).

Bauman'a gore, modernite, kesinlikler cagidir ve toplumsal yasamda verili gercekliklere dayanarak hiyerarsiler insa etmistir. Bati dogudan, beyaz, siyahtan, kulturlu egitimsizden, erkek kadindan ustundur. (Bauman, 1996). Bouman'nin belirttigi bu kesin hiyerarsiler yaninda ozellikle kadin ve erkek arasinda kurulan, kurallarini ve iktidarlarini erkeklerin belirledigi tahakkum iliskisini devam ettiren ataerkillige deginmek gerekmekledir. Isleyen bir surece ve duzene isaret eden Ataerkilligi, sistem kavramindan daha cok, belirli bir yapilanmaya gonderme yapan, sistemler ustu bir kavram olarak dusunmek yanlis gorunmemektedir. Kavramin aciklanmasinda Kandiyoti'nin (1997) "Ataerkil Pazarliklar" kavrami onemlidir. Kandiyoti bu kavramla, kadin ve erkegin riza gosterdigi, zaman icinde degisebilen, toplumdan topluma farklilasan, karsi koyuslara izin verilen ve yeniden tanimlanabilen, kadinlarin direnislerinin niteligini de belirleyen bir iliski agina gonderme yapar. Ataerkil ag, ataerkil hiyerarsik pazarliklari, algilayislari kapsayan bir cesit soyut yapilanma olarak dusunulebilir. Bu yapilanma icindeki, erkeklik durumlari her ne kadar degisip donusebilse de yerine baska ozellikler konur. Degisim ve donusum ataerkilligin zamana ve kosullara uyumunu da beraberinde getirir. Kurallarin erkek merkezli kondugu, uretim sureclerinin kontrol altina alinarak, devamlilik uzerine kurgulanan bu yapi yeniden uretim sureclerini de denetim altinda tutma mucadelesini icinde barindirir. Ekonomiyi ve soyun devamliligindaki kontrolu kendine mal eden ataerkil yapilanmada, para ve denetimine iliskin neredeyse tum surecler erkeklerin kontrolu altindadir. Cesitli pazarliklar ve catismalarin oldugu bu alanda, kadin ve erkekler arasinda kimi zaman uzlasihn kimi zaman karsi koyulan, zamanla gozden gecirilip, degistirilebilen bir pazarlik sureci soz konusudur (Kand'iyoti, 1997:114). Ataerkil yapilanma erkeklik olgusuyla kendini gosterse de soz konusu olan biyolojik erkeklik degil, Connell,'in sozunu ettigi 'hegemonik erkeklik' (Connell, 1998) tir. Icsellestirilir, empoze edilir ve uyulmasi neredeyse sart kosulur. Devaminin garantisi bu sureclerden gecer. Kuskusuz her toplum kendi hegomonik erkeklik durumlarini yaratir ve kurumsallastirir. Kadinlarin da yer aldigi sosyallesme sureclerinde erkeklik bicimlerini ogrenerek icsellestirirler ve yapi icinde yer alirlar. Ozumseme ve beklenilen erkelik durumlarini kabullenme konusunda sorun yasayan ve dillendiren her erkegin, yapi icin oteki kabul edilmesi sikca gorulen durumlardandir. Ataerkil ag icinde, belirli rol ve gorevlerle tanimlanan kadinlar icin en uygun yer ev ici alandir. Annelik, cocuk, yasli bakimi, ev temizligi, vb hizmet agirlikli isler kadinlarin gorevleri olarak icsellestirilmistir. Erkeklerin kontrolu altindadirlar ve surekli bir denetime tabi tutulurlar.

Soylemde herhangi bir cinsiyete vurgu yapmamasina karsin, modernitenin merkezindeki birey ve kutsanan rasyonel aklin toplumsal yasamdaki yansimalari, bize sitemler ustu olarak adlandirilan, her ne kadar degisip donusse de yukarida bahsettigimiz ataerkil yapilanma ve merkezindeki erkegi, gostermektedir. Bu yapilanmanin modern erkek egemen kabulu, kadinlarin kendilerini ifade etmeleri icin soze ihtiyaclari olmadigidir, cunku onlarin cikarlarini gozetecek ve onlarin yerine konusacak yurttas kocalar ve babalar vardir. Evli bir kadin mulk sahibi olamaz, sozlesmeler yapamaz, kendi adina mahkemeye gidemez, cocuklarinin vesayeti konusunda hak sahibi olamaz ve kocasina karsi hak iddia edemez (Philips, 1995) 19.yuzyil dusuncesinin temsilcilerinden Bonald'a gore kadinlar, "siyasal toplumun degil, ailenin malidirlar, doga onbri kamu hizmetleri icin degil, ev isi icin yaratmistir" (Aktaran: De Beauvoir, 1970a: 127). Auguste Comte da kadin ve erkek arasindaki ayrimdan yanadir ve bu ayrimi soyle ifade eder; "Disilik, kadini insan soyunun yetkin orneginden irak dusuren bir cesit surekli cocukluk gibidir" (Aktaran: De Beauvoir, 1970b: 127). Biyolojik olarak yetiskin olamama durumu tabi ki aklin da olgunlasmamisligini gostermektedir. Erkege gore eksik aklin temsilcisi kadinin gorevi, bir erkegin karisi olmak, soyun devamini saglamak ve evin hizmetini gormektir. Erkekle esit bir sekilde kamusal alani paylasarak yonetim mekanizmalarinda gorev almak istese de bunbr ozellikleri geregi beceremeyecegi seylerdir. De Beavuoir'e gore 19. yuzyilin kentsoylu sinifinin ozgurlukcu dusuncesinin temsilcilerinden Balzac'in kadin hakkindaki dusuncelerinin ozgurluk temasini tasidigi soylenemez. "Kadin sozlesme yoluyla elde edilen bir mulktur; tasinabilir mallardandir, cunku kim alirsa onun olur ve son olarak kadin, aslinda erkegin eklentisidir" (De Beauvoir, 1993: 128). Bu dusunurler, hakim erkek egemen dusuncesinin kadina yonelik tutumlarindan sadece birkac ornegini bize gosterir. Kadinin erkek iktidari tarafindan digeri olarak asagilanisinin tarihsel, kulturel oruntuleri, buzdaginin gorunmeyen buyuk kismini olusturmaktadir.

Tarihsel surec icinde kadin, cinsel haz sahibi degil, erkek hazzinin nesnesi konumunda, soyun yeniden uretiminin bir araci olarak kurgulanmistir. Akildan uzak salt bedene indirgenen kadin, tasidigi beden uzerinde denetim sahibi degildir (Kayli, 2010). Cocukluktan itibaren hayatinin her asamasinda inisiyatif kullanabilme yetkisi kendisine degil bir erkege aittir. Es, anne ve hizmet odakli yetistirilirken, ne zaman evlenecegi, kiminle evlenecegi, kac cocuk doguracagi, nasil konusacagi, nasil davranacagi, nasil giyinecegi kadinin istemlerinden cok eril tasavvurlarla sekillenen sureclerle belirlenir. Kurtaj hakki yoktur, dogum kontrolu yontemlerinden bahsetmek mumkun degildir, cunku dogurganlik kadinin dogasinda olan seydir ve bu dogayi engellemek her seyden once dine aykiri bir edimdir. Bedeninin izin verdigi/dogurabildigi kadar cocuk dogurur; zor hamileliklerde, dogumlarda, geleneksel yontemlerle hamileligini sonlandirma sureclerinde yasama veda eder.

Modern aklin disinda tutulan ve ev ici/ozel abna hapsedilerek, yasami gibi bedenbri de erkek kontrolune verilmis kadinlarin, hakli esitlik taleplerini, insanligin esitligini evrensel degerler arasina koyan feminizm, moderniteyle birlikte tarih sahnesine cikmistir (Mitchell & Oakley, 1992, Tong, 2005, Donovan, 1997). Bilincli bir siyasal ideoloji obrak feminizm, kadinlarin tarih otesi ayrimciliga karsi bir protestosu degildir. Mitchell'e gore, aksine cok ozel tarihsel kosulbrda ortaya cikan bir olgudur. "Feminizm 17. yuzyil Ingiltere'sinin tarihsel kosulbrinda, bir orta sinif kadin dusuncesi obrak, bu sinifa ozgu konusan ve onlara hitap eden bir dusunce obrak ortaya cikmistir (Mitchell& Oakley, 1992, Berktay, 2003). Esitlik tarihi de denilebilecek olan modernitenin tarihi yolculugu, feminizmin tarihine oldukca benzerdir. "Bilincli yani kendi kendisinin bilincinde olan bir protesto hareketi olarak feminizm, insanligin esitligini en yuksek ulku sayan devrimci burjuva geleneginin bir parcasi olarak dogdu" (Mitchell& Oakley, 1992: 32). Mitchell gibi Durakbasa da moderniteyle birlikte tarih sahnesine cikan feminizmi, "Kadinbrin modern hayatin butun alanlarina erkeklerle esit olarak katilabilmelerini savundugu ve modern dunyanin ozgur bireyleri olmabrini engelbyen sosyal kisitlamabra, gelenegin zincirlerine karsi mucadeb ettigi icin modernist bir hareket olarak" (Durakbasa, 2002: 53) degerbndirir. Bu noktada, modern soylemin erkegi merkeze abrak kadini hangi karsitliklarla kurgubdigi onem tasimaktadir.

Modernist Soylemde Kadin Erkek Karsitligi

Aklin kadinlar tarafindan islenmesinin onundeki engeller, buyuk olcude akil ideallerimizin tarihsel olarak kadinligi dislamis olmasindan ve kadinligin kendisinin de boylesi bir dislama islemi yoluyla olusmus olmasindan dogmaktadir (Lloyd, 1996: 20).

Gecmisten gunumuze, erkek kadin ayriminin kendisi, tanimbyici bir ayirim degil; bir deger ifadesi olmustur. Erkeklik ustunlukle bir tutulmus, degerli sayilan her sey erkeklikle ozdes sayilmistir. Bu cercevede kadinsi ozelliklerin, akil disi, erkekten asagi dusunulmesi bir tesaduf degildir. Kadinligin asilmasi obrak kavramsallasan rasyonalitenin ve rasyonel akil sahibi erkegin ustunluk tarihi, Pisagorculara kadar goturulebilir ve Llyod'a gore, aklin erilligi, uydurma, dilbilimsel bir onyargi degildir.

Rasyonel bilgi, kendini dogaya karsi tanimlayan Bati kulturunde, doganin asilmasi, donusturulmesi ve kontrol altina alinmasi olarak anlasilmistir. Adeta akil kutsanarak, inancin, akil disiligin, suphenin, duygularin, bilinmez olanin yerine konmustur. "Buna karsilik kadinlik, rasyonel bilginin astigi, tahakkum altina aldigi veya sadece geride biraktigi sey ile es tutulmustur" (Lloyd, 1996: 22). Aklin disinda olan seyler, hep kadina ait gorulmustur; erkek, dusuncenin acik ve kesin yonune, kadin ise muglak ve belirsiz yonune karsilik gorulmustur. Dusunce tarihinde kadinlik ve erkeklik durumlari karsitliklarla ifade edilir olmustur. Aklin eril tasarimi, "17. yuzyil sonrasi modern toplumun kulturu icinde, kadina ve bedenine iliskin kurumsal gorunumlerin bel kemigini olusturacak ve bize aklin erkek oldugu dusuncesini kanitlayacaktir" (Nazli, 2006: 11).

Llyod'a gore, Yunan felsefesinin daha gec donemlerinde ortaya cikan form madde ayriminin gelisim surecinde de bu dusunce varligini korur. Erkeklik etkin belirlenmis formb, kadinlik edilgen belirlenmemis maddeyle ayni safta yer alir. Yunanlilarin insanin uremesine iliskin geleneksel anlayisinda, baba bicimlendirici ilkeyi sagbyandir, uremenin gercek nedensel gucudur; buna karsilik anne, sadece formu, belirlenmis obni kabul eden, maddeyi saglayan ve babanin urunu obn seyi, besleyendir. Erken donem Yunan dusuncesinde bilgi nesnes'iyle, akil, arasinda keskin bir ayrim yoktur. Pbton'a gore dunya, sadece form bakimindan rasyoneldir. Platon zihin madde dualizminde, kadinlik cagrisimlariyb yuklu olan maddeyi, rasyonel bilgi arayisi icinde asilmasi gereken bir sey obrak gorur (Platon, 1999). Yunanlibrin bilgi anlayisbrini ifade ederken basvurdukbri egemenlik metaforu erkegin kadinb obn iliskisinden cok, efendinin koleyle obn iliskisidir. Lloyd'a gore, yine de bu Pbtoncu tema, Bati dusunce tarihinin daha sonraki asamalarinda da erkeklik ve form, kadinlik ve madde arasinda kurulan bu uzun omurlu cagrisimlari, hem kullanan hem de pekistiren bicimlerde yinelenmistir.

Aristoteles, form-madde ayrimini, farkli bir yaklasimla donusturerek, zihin beden iliskisini degisime ugratir. Pbton'un idealar evrenindeki formu, yeryuzune indirerek, duyusal ve degisken olan seyleri, akilla kavranabilir hale donusturur. Rasyonel ruh, bedenin formu olur. O, bedenin tutsagi degil anlasilabilirlik ilkesidir. Boylece rasyonel bilginin de ruhun bedenden kurtulusu olarak dusunulmesi, sona ermis olur. Yunan dusuncesinde kadinsilik, simgesel olarak gayri rasyonel, duzensiz ve bilinmez olanla, bilgiyi gelistirme surecinde uzak durulmasi gereken seylerle es tutulmaktadir. Bacon'nin Yunan dusuncesinden farkli olarak, madde ve formu birlestirmesiyle, doga artik bilinebilir ozelligiyle kadinsi bir nitelik kazanmis olur. Bilinebilir doga kadinsi bir sey gibi sunulur ve bilimin gorevi bu kadin uzerinde dogru turden bir tahakkum kurmaktir. Bacon soyle der; "zihin ile dogayi iffetli yasal bir yolla evlendirelim" (Aktaran: Lloyd, 1996: 33) Llyod'a gore, egemenlik iliskisi artik zihin-beden arasinda veya zihin icersindeki zihinsel isleyisin farkli yonleri arasinda degil; zihin ile bilgi nesnesi olan doga arsinda kurulur. Bilginin kendisi, doganin tahakkum araci haline gelmistir. Madde, bundan boyle bilgi elde etmek amaciyla tahakkum altina alinmasi gereken bir sey olarak degil; yonlendirme ve donusturme gucu olarak yorumlanan bilginin gercek nesnesi gibi yorumlanir. Erken donem Yunanlilarinin kurdugu kadinlik-madde benzetmesi, felsefi dusuncenin gelisim asamalarinda etkili olmustur. Nihayetinde Bacon'nin metaforlarinda kadinsi olanin kontrol altina alinmasi, bilginin dogasi ile acik bir bicimde baglantili hale gelmistir (Russell, 2000).

Lloyd'a gore, 17. yuzyilda akil, sadece insan dogasinin ayirt edici bir ozelligi olarak degil; ogrenilebilen, yontemli bir dusunme olarak gorulmeye baslanmistir. En etkili yontem ise Descartes'in yontemidir. Bu noktada Descartes'in acik niyeti bu olmasa da, kadinlik ve erkeklik kaliplarinin degisiminde muthis rol oynamistir. Eski Yunanlilarin ilk kullaniminda yontem, izbnecek yol veya cigir anlamina gelmektedir. Descartes, Platon'nun, insanbrin, olgulari aciklamak icin dogru yontemin ve belli bir siranin insanlari korlemesine gitmekten kurtaracagina iliskin metaforunu kulbnmistir. Boybce dusunsel gelenekte merkezi bir yere sahip olan akil yontem iliskisi butunuyle degismistir.

Descartes, Ortacagdaki oncelbrinden farkli olarak zihin beden ikiligini ortaya atar (Descartes, 1983). Rasyonel olmayan artik zihnin bir bolumu degil, bedendir. Descartes'in yonteminde, erkek ve kadin zihinbri arasinda herhangi bir farklilik izine rastlanmaz. Descartes, kendi yonteminin bilgi alaninda, yeni bir esitlige kapi actigini soyler. Sistemli formel egitim abnbrin yalnizca erkeklerin oldugu Ronesans'in ilk donemlerinde, kadinin yontemden dislanisi, dogrudan dogruya yontemin arandigi yer olan okuldan da dislanmasinin sonucudur. Descartes'in esitliginin gostergesi, Metot Uzerine Konusma'yi, ogrenim dili olan Latince'yle degil yerel dilde yazmasinda kendini gosterir. Erkeklere acik, bilimin okullarina girme sansi olmayan kadin icin bu, bir anlamda bilimin kapilarini acmistir denebilir. Fakat Bacon icin oldugu gibi, onun icin de bilim, kolektif bir calismanin urunudur ve Descartes'in hakikat arayisini gunluk hayatin pratik islerinden keskin bir sekilde ayirmistir. Gunluk islerin tekrarina ve tek duzeligine mahkum olan, bu kolektif cabaya katilamayan kadin, hakikat arayisinda nasil yer alabilecektir?

Aydinlanma dusuncesini reddeden Rousseau icin, akil ile doga arasinda uygun bir iliski kurulmasi, bilgiye yaklasimda, onemli bir yer tutar. Rousseau'nun akil ideali, dogaya hukmeden disaridan dayatilan bir kontrol mekanizmasi olarak degil, dogadan gelen dinamik bir gelismedir (Rousseau, 1931). Aklin kaynagi dogadir ve gercekligini de dogaya olan yakinligindan alir. Insanligin ilk olusumu olan aklin ortaya cikisi ve aklin ilerleyisi, bir hastaligin ilerleyisidir. Rousseau'ya gore, dogayla ozlenen yakinligi simgeleyen ve bu yakinligi hic yitirmeyen kadinlar, akil tarafindan ehlilestirilmelidir diyerek, kadinlardan soyle sikayet eder; "Hicbir halk hicbir zaman asiri saraptan mahvolup gitmemistir; mahvolanlar hep kadinlarin kural tanimazligindan mahvolup gitmislerdir" (Lloyd, 1996: 89). Rousseau, tum bunlari soylerken dogaya olan yakinliklari nedeniyle kadinlara, ahlaki bir ornek olusturma islevi kazandirir. Kadin aklin hem astigi, hem de arzuladigi seydir. Fakat Lloyd'a gore, bozulmus akildan dogaya yolculugu yapacak olan erkeklerdir. Rousseau'nun kadinlari hicbir zaman gercek anlamda bu yolculuga cikamazlar; cunku dogaya yakinlik aklin basarisi degil dogal bir durumdur.

Modernitenin bir diger onemli kuramcisi Kant'a gore, aydinlanmanin genel kabulu, 'Sapere aude' bireyin kendi aklini kullanma cesaretidir. Akil ancak kamusal alanda kullanilarak ozgurlesebilir (Russell, 2000). Aydinlanmanin on kosulu olan aklin olgunlugu, insanlarin, kendi akillarini kullanma ve kendi adlarina konusma konusunda, sinirsiz bir ozgurlugun tadini cikaracaklari bir kamusal alana ulasabilmekle dogrudan dogruya baglantilidir. Bu alanda ozgurlugu sinirlamak, insanin ozgurlesmesini sekteye ugratacak ve onu verimsizlestirecektir. Kant felsefesinde, olgunlasmamis akli temsil eden kadinin yerinin, ozgur aklin kullanildigi kamusal alan olmadigi aciktir.

Toplumsalin Eril Tasarimi: Ozel Alan/Kamusal Alan Ayrimi ve Kadinsi Alt Dunya

Fatmagul Berktay'a gore, modernlesme, ulusu bir erkek kardeslik' olarak kurgulamistir. Kendini egemen olarak kuran birey, anneyi degil, ozunde babayi ve onun iktidarini bastirmayi hedeflemektedir. Babanin iktidarinin bastirilmasi, bir yandan oglu ozgurlestirirken diger yandan boyle bir koruyucudan onu mahrum biraktigi icin guvensizlesmesine neden olmaktadir, "bilincinde meydana gelen catlamayla bas etmeye calisan erkegin, yeni bir kimlik ozelligi olarak, disaridaki otekiyle (dis dusman/lar) karsi oldugu kadar, icerdeki otekiye (kadin) karsida paranoya gelistirmesi sasirtici degildir" (Berktay, 2003: 154). Bu paranoyayla da otekilestirdigi ve bedeninden ayirdigi kadini, elinden geldigince kamusalin disinda tutmaya calismistir. Bu mucadelesini modern rasyonel akli teorize ederek mesrulastirma yoluna gitmistir. Yukarida bahsettigimiz teorisyenlerden biri olan, kadini digeri olarak erkekten ayri gorup ona ozel alanin disinda bir yasam ongormeyen Rousseau, kamusal yasamin iyi bicimlerinin korunmasi ve gelistirilmesinde kadinlara, belirli roller verir. Ozel alan, toplumsal yasamin curumuslugunden ve sahteliginden uzak, kadinin denetiminde, ozel bir erdem alanidir. Bu alan, yalnizca erkeklerin cagdas toplumun curumuslugunden kacip siginacaklari bir alan degil, ayni zamanda kamusal yasami donusturecek olan iyi yurttaslarin yetistirildigi de bir yerdir. Bu nedenle ozel alan, Rousseau'nun toplumsal iliskiler idealinin butunleyici bir parcasini olusturur. Bu parcanin icinde kadina dusen gorev, aile kurmak, soyun devamini saglamak, Davidoff'un kavrami olan "bedensizlestirilmis' (Davidoff, 2002) erkegin karsisinda, cinsellik ve arzuyu cagristirarak bedenin icinde toplumu degil gunluk yasamin ihtiyaclarini, tekrar tekrar karsilamaktadir.

Hegel, kamusal ozel ayriminin ozel alanina acikca kadinsi olani yerlestirir. Hegel'e gore, kadinlar yurttas olmadiklarina gore, kamusal alan degil, ozel alan, kadinlarin alanidir. Kocalar, eslerinin aksine, evrensel olan icin calistiklari ek bir alana daha sahiptirler. Bu nedenle bir erkek, etik yasamina zarar vermeksizin aile ici iliskilere, tekil bir sey olarak yaklasabilir. Oysa kadin, koca ve cocuklarina yaklasabilmesi olcusunde etik yasama sahip olabilir. Dolayisiyla kadina, tasidigi bedenin zorunluluklari geregi, evrensel olan dis dunyanin kapilari kapatilmistir. Bu nedenle ozel alan, kadinin baski altinda tutuldugu, kadinligin karsitliklarla, erkege gore eksikliklerle yeniden insa edildigi ve yaratilan durumdan da kadinlarin mutlu olmasinin beklendigi kadinsi bir alt dunyadir.

Kamu alanindaki tutumlarda gorulen bazi degisimlere ragmen, gunumuzde aile uyelerine, hizmet etmekten, onlari tozun, atiklarin, kirletmesinden ve duzensizlikten korumaktan, cig olani pismis hale getirmekten ve kucuk vahsileri uygar eriskinlere donusturmekten esas sorumlu hala kadinlardir (Davidoff, 2002: 186).

Modern toplumlarin, gercekliginin somut gostereni olarak ozel /kamusal ikiligini, Savran, "Kamusal ya da toplumsal dunyadan ayri kendine ozgu bir alanin olusmasi, bazi kadinlarin gercekten etkin bir bicimde denetlenmesinin bir yolu"(Savran, 2004) oldugunu, kamusal/ozel ayriminin toplumsal gerceklikle arasindaki iliski ve bu iliskinin toplumsal butun icine yerlestirilmesinin, feminist elestiriye, uzerinde calistigi alan uzerinde daha saglam acilimlar saglayacagini dusunur. DavidofPa gore, kamusal- ozel ayriminin kendi icinde belli bir gerilimi icermesine ragmen ayni zamanda kadinlar icin bir guc ve guclenme abm saglar: "Evin icinde yalnizca kadina ait bir alan tarzinda ozel alanin insasi, bazi 19. yuzyil kadinlarina bir guc kaynagi sagladi. Kadinlar buradan hareketle, sivil topluma karsi taleplerini yukseltebiliyor, bir kadin kulturu olusumuna obnak saglayacak ortami yaratiyorlardi" (Davidoff, 2002: 186). 20. yuzyila gelindiginde Davidoff, ozel/ kamusal ayriminin hala bir tartisma zemini obrak varligini surdurdugunu, "istikrarsiz ve degisebilir olmabrina ragmen, tum toplumsal ve ruhsal dunyamizin duzenbnis seklinin vazgecilmez bir bolumu haline geldigini" soyler (Davidoff, 2002: 190).

Olumlu niteliklerin erkegi, olumsuzlarin kadini isaret ettigi, karsiliklariyla kurulan modern soybmi insa eden Antik Yunan'dan, Platon'a, Descartes'ten Bacon'a ve Rousseau'dan Kanfa ve ozel alani, kadinsi alt dunya obrak kuran Hegel'e kadar dusun tarihinin yolculuguna kisaca feminist bir bakis acisiyb baktik. Gordugumuz tabbnun Pisagor'un IO. 6. yy. duzenledigi karsitliklar tablosundaki kadinligin, acik bir bicimde sinirbnmisin karsiti obn, sinirlanmamis obn (muglak ve belirsiz olan) la iliskilendirilmesinin disina ciktigini soylemek zordur (Lloyd, 1996). Ozenle muhafaza etmeye calistigi kadinlik kurgusunda, modernitenin kadin bedenini hangi degiskenlerle fanimbdigi ve insa ettigi asagidaki baslik altinda tartisilacaktir.

Modern Bedenin Insasi ve Kadin Bedeni

Modernlik fikri, siki sikiya akilcilastirma fikriyle bagintilidir.... Modernlik, aklin gosterdigi iledemelerdir ki bunlar ayni zamanda, ozgurlugun, mutlulugun, inanclarin, aidiyetlerin geleneksel kulturlerin yikilmasinda kaydedilen ilerlemelerdir (fburaine, 2002: 24).

On yedinci Yuzyilda Avrupa'da baslayan ve butun dunyayi etkisi altina alan modernlik, "bizi, geleneksel toplumsal duzen turlerinin tamamindan esi gorulmedik bir bicimde sokup cikarmistir" (Giddens, 1998: 14) Modernlik, uzerine yukseldigi, rasyonel akilla, yasamin neredeyse butun alanlarina nufuz eden, teknik bilgiyle toplumsal yasami yeniden bicimlendirerek "modem insani da yaratmis/ sekillendirmis olur" (Nazli, 2006: 11). Modernlik, dusunceden, gunluk yasama, ozel alandan kamusal alana kadar uzanan, toplumsal yasamin her alaninda, kendini bir denetim sistemi olarak sunar. Egemenlik ve denetim sistemi olarak kendini kurgulayan modernlik icinde, kadin ve erkek, farkli kaliplarda kendi varolusunu gerceklestirmek zorundadir. Cins ayrimi olmaksizin bireyin ortak ozelligi olan akli, erillestirerek toplumsal yapinin her nuvesine dayatan modernite, erkek dusuncesini merkeze almis, kutsamis; kadini da olabildigince bu merkezden uzakta tutmustur. Tuketim odakli, sahip obn ve olmayan ayrimiyla varligi / beni, kendi icinde tutarken, oteki cinsiyet, yani kadini kendi disinda kurgubmaktadir. Dolayisiyb modernite, aklin disinda tuttugu her olguyu asma, kontrol altina alip egemenlik kurma idealiyle, kadini ve bedenini, otekibstirerek, asilacak, kontrol altina alinacak bir varlik obrak insa etmistir. Akilla duygulari birbirinin karsiti ilan eden modernite, duygulari, duzenlemez, sekillendirilemez obnb eslestirip, duygu dunyasini da kadinsal bir ozellik obrak tanimlamistir.

Modernitenin ustunde yukseldigi rasyonel akil ve bunu kullanma bicimi, erkege ait unsurlari destekler gorunmektedir. "Kokeni yine Antik Yunan'a kadar uzanan kadin-erkek dualizminin kullanilis icerigine bakildiginda ise ayrimin dogrudan dogruya betimleyici bir siniflandirma ilkesi olarak degil de, bir deger ifadesi obrak kullanildigi gozlenir. Degerli sayilan her sey erkek ile ozdeslestirilirken, tersi durumbr ve nitelikler kadin ile bagdaslastirilir" (Nazli, 2006: 11). Yunan dusuncesinde, akil disi, duzensiz, bilinemez, bilgiyi engelleyen/kirleten kadinsilik, Bacon'la birlikte, dogayla es tutubrak donusturulmesi ve kontrol altina alinmasi geren bir nesne olarak anlasilmistir. Boylece kadinsi olanin kontrol altina alinmasi, bilginin dogasi ile acik bir bicimde baglantili hale gelmistir. "Bedeni denetlemek isteyen iktidarbr, ayni sekilde duygubri da kontrol altina almaya yonelmislerdir" (Cabuklu, 2004: 86). Eserlerini Latince'yle degil de yerli dille yazmakla, kadin erkek, aklina guvenen herkese hitap ettigini, dobyisiyla esit bir durusun yolunu actigini dusunen Descartes, buna karsin, akil ve bedeni kesin cizgilerle birbirinden ayirmis ve akli duyguya tabi kilmistir. "Kadinlikla iliskilendirilen duygular, dogal, kaotik, fiziksel, subjektif olana gondermede bulunurken, erkek akli, kulturu, duzeni, evrensel ve zihinsel olani" (Cabuklu, 2004: 88) temsil eder hale gelmistir. Moderniteyi reddeden, aykiri bir ses olarak yukselen, kadinlar icin bir umut isigi tasiyabilecek Rousseau ise, gecmisin kadinlara uygun gordugu ortuyu kaldirmaya n'iyetlenmemistir. Kadinlari, bozulmamis dogaya yakin gorerek ovgu yagmuruna tutmustur. Erkegi bozulmus olanin, aklin gostergesi ilan ederek, kadini dogal durumunda birakmis ve bozulmadigi icin kendisini sansli hissetmesini ogutlemistir. Yine kadin, erkegin onu gormek istedigi yerde, dilsiz, etkisiz, sinirlamalar icinde ve erkegin gerisinde, varolan konumunda devam etmistir. Dusunce tarihi degismeyen bir cizgi icinde kadinin, cinsiyetine iliskin ozeliklerini sekillendirmistir. Cinsel farkliligi goz onunde bulundurmayan, Kant ise, duygularin evrensele ulasma yolunda engel olusturdugunu, bu nedenle asilmalari gerektigini, duygularla ozdeslestirdigi kadinin henuz olgunlasmamis oldugunu ve kamusal yasamin disinda tutulmasini soylemektedir. Kadini, etik bir varlik olmasi nedeniyle erkege baglayan Hegel de onu siyasi yasamdan uzaklastirarak erkin kadinin eline gecmesini tehlike olarak adlandirmistir.

Akil ile bedenin kesin cizgilerle ayrimi, aslinda modern toplumun da habercisidir. Uyuyan bir dev gibi uyanan akil, her yerde kaos ve duzensizlik ile karsilasinca bilgi ve soylemlerin sistematik insasi yoluyla toplumsali siniflandirmaya ve kurallara baglamaya girismistir (Nazli, 2008: 4).

Aydinlanma dusuncesinin temelindeki akil beden karsitligi icinde yukarida tartistigimiz gibi kutsanan akil, igdis edilen, dislanan ve otekilestirilen beden olmustur. Ayniligi temsil eden aklin karsisina beden yerlestirilmistir. Karsitliklarla kendini kurgulayan modernite, erkege merkeze alarak karsisina kadini yerlestirmistir. Boylece her duzensizligi, belirsizligi, duygusal olani, aklin karsisina koyup, bu nitelikleri de kadinb ortusturdugu icin, toplumsal olani, erkek olanla ortusmustur. "Duygu bedenin kirilganligini, cozulusunu, cagristirdigi icin modernlik buna katbnamiyor; sert, siki, bukulmez, eril kimlik karsisinda akiskan, ele avuca sigmaz bir nitelik tasidigi dusunulen kadin duygusalligi bir tehlike olup cikiyor" (Cabuklu,2004: 88). Kadini ikincillestiren ve evrensel olanin disinda tutan modernlik, Cabuklu'ya gore onu tamamen dislamaktan ziyade ona tamamlayici bir rol vermistir. "Kadin akildan yoksun degildir ama onun akli eksik akildir. Bu akil denetlenemeyen bir duygusallik maluludur ve bu nedenle kamusal alana degil ev/ aile abnina uygun dusmektedir" (Cabuklu,2004: 89). Erkek aklinin rasyonelligini tasimadigi dusunulen kadin, duygulariyla, sezgileriyle, adanmisligiyla ailenin ihtiyaclarini karsibmaya daha uygun gorulerek ozel abn icinde mesrulastirilma yoluna gidilmistir.

Tarihsel surec icinde yukarida tartistigimiz gibi kadinlik ve erkekligin sekillendirilmesinde erkeklerin, kadinlar uzerindeki egemenligi/iktidari belirleyici olmustur. Connell, 'hegemonik erkeklik' ve on plana cikarilmis kadinlik' (Connell, 1998) olarak adlandirdigi kadinlik ve erkeklik tasarimlarinin, erkek iktidarini mesrulastirdigini ve erkeklerin iktidarini pekistirmek uzere olusturuldugunun altini cizer (2). Foucault'ya gore, onemli belirleyenlerden biri olan iktidar, artik karsimiza "biyo- iktidar" olarak cikmaktadir. Yeni bir iktidar cagi baslamistir ve bu iktidar bedenler uzerinden islemektedir. Uzun ve saglikli yasamanin, dogurganligin/ nufusun denetimi uzerinde, teknik ve bilimsel bilginin soz sahibi oldugu bir donem baslamistir. Cunku "kapitalizm, bedenlerin denetimli bir bicimde uretim aygitina sokulmasi ve nufus olaylarinin ekonomik sureclere gore ayarlanmasiyla guvence altina alinmistir" (Foucault, 2003: 103). Burada Foucault'a sorulacak soru bedenlerin denetiminde iktidari kimin ve kime karsi kullandigi ya da kullanacagi sorusudur. Cevap ise acikca karsimizda durmaktadir. Siyasi iktidar, tum kurumlariyla, ideolojisiyle ve aygitlariyla denetimini, kadin bedeni uzerinden isletmektedir.

Tuketilen seyler arasinda diger nesnelerden daha kiymetli, daha essiz bir nesne vardir: Bu nesne bedendir .... Ozellikle de kadin bedeninin mutlak varligi, bedenin etrafini kusatan saglik, perhiz, tedavi kultu, gendik, zariflik, erlik/disilik saplantisi bedenle ilgili bakimlar, rejimler, fedakarca uygulamalar, bedeni kusatan arzu efsanesi bunlarin hepsi bedenin gunumuzde bir kurtulus nesnesine donustugunun tanigidir. Beden bu ahlaki ve ideolojik islevde tam anlamiyla ruhun yerini almistir (Giet, 2006: 56).

Kadin bedeninin, belirlenmis genclik ve guzellik idealine kavusmasi icin bir dizi recete, medya organlari ve bilimsel kurumlar tarafindan stratejik bir program olarak bilimsel bir dille kadina dayatilmakta guzellik idealleri, iktidarin bir tabiyet aracina donusturulerek, normlarin agirligi kadin bedenine yuklenmektedir. Yukarida ayrintili olarak tartistigimiz gibi iktidar Antik Yunandan gunumuze kadar erkek kullaniminda ve denetiminde olmustur. 'Biyo-iktidarin' kadin bedeni uzerinden nasil isledigi ve kadin bedeninin akiskanlarina kadar kontrol altina alinma sureci, asagida tartismaya acilacaktir.

Kadin Bedeninin Akiskanligi, Duzensizligi ve Denetimi

"Modernlik kadin bedenini, kirli sivilar salgilayan, disariya sizinti yapan, bulasici bir beden olarak kurmustu" (Cabuklu, 2006: 50). Ornegin kadin bedeninin akiskanlarindan olan adet kani, kadin icin uretkenligi, sifayi, gucu simgelerken, Cabuklu'ya gore, patriarkal yapilarin guclenmesiyle birlikte kutsalligindan koparilmis ve olumsuz sifatlarla nitelenir olmustur. Modernite, ideal, akiskanligin kirletmedigi, temiz erkek bedenini, tanimlayan olarak kabul edip, kadin bedenini kirli/ temiz karsitligina, tabi tutarak, kadinin ikincilligini gunluk yasamin rituellerine yerlestirir.

Uygarlik tarihinin insasini erkek kendine mal ettigi icin, kadina iliskin kulturu bicimlendiren ideolojiyi de, kendi kafasindan gecen dusuncelerle tasarlamistir. Dolayisiyla kadinlara bicilen kadinlik kavrami da, erkegin yarattigi ve onun gereksinimlerine karsilik verebilecek bicimdeki kadini, olusturmaya yonel iletir. Erkek, kendi bedenini, evrensele ulasma ve gelecegi insa etme yolunda, gucun, otoritenin, kontrolun, hakimiyetin gostergeleri olarak simgelestirip bu bedenden uzaklasmayi gorevi sayarken, kadin bedenini, kirli, cinsel islevlerini pis, erkegi kirleten simgelerle ozdeslestirmistir. "Akil sahibi olmayi, bilgiyi, rasyonelligi ve duzeni kamusal alanda temsil eden erkek, bedeniyle de bu gorunume eslik eder" (Nazli, 2006: 14). Bedensizlesen erkek, akiskanligi olmayan (konamayan), duzgun isleyen, normal bir bedeni simgelerken kadin, bu kurgunun karsisinda otekileserek adeta anormalligi temsil etmektedir.

Icinde yasanilan kulturun bir parcasi olan rituelleri inceleyen Douglas, bunlari "belli bir kulturun ve deneyimin kontrol edilmesini saglayan bir dizi varsayim olusturma ve muhafaza etme cabasi olarak" (Douglas, 2007: 160) kabul etmek gerektigini dusunur. Douglas, kirlilige iliskin fikirlerin, ayni zamanda sembolik sistemlerin bir parcasi oldugunu ve dunyanin her yerinde ortak bir kirlenme davranisi olmadigini soyler. "Dunyanin farkli yerlerinde duzenlenen rituellerde bedenin farkli vechelerinin ele alinis tarzindaki ipucu" (Douglas, 2007: 153) bedensel deneyimin toplumsal deneyimle ic ice oldugunu gosterir. Douglas'a gore, bedendeki delikler, bedenin ozellikle savunmasiz noktalarini simgelemektedir ki "bu noktalardan cikan maddelerin marjinal oldugu gun gibi ortadadir. Tukuruk, kan, sut, idrar, diski ve gozyasi disari cikarak bedenin sinirlarina karsi gelir" (Douglas, 2007: 153). Buna karsin, bedenin sinirsizligini simgeleyen adet kani, sut, bekaretin bozulmasiyla ortaya cikan ilk kan, kadin bedeninin birincil sinirlayani olmustur ve kadin safligi ve temizligiyle, cinsel temizlik birbirini tamamlar olmustur. "Kadinin bedeninin safligi ve temizligi, ahlak ve namus kavramlariyla ortuserek, ailenin safligi ve temizligiyle ortusmustur" (Douglas, 2007: 179). Kadin bedenin basta gelen kiri, olan, adet kani, bir cok kulturde, buyuk olcude gizli tutufan bir durumdur. De Beauvoir, Misir'da adet goren genc kizlarin eve kapatilip kimseyle gorusturulmedigini ve kimseyle temas kurdurulmadigini, ozellikle, Yahudilerin kutsal kitabinda da "Etinden kan bosalan kadin tam yedi gun pis" (De Beauvoir, 1970b: 183) kaldigini bizimle paylasir. Douglas'nin Yeni Gine Engo kabilesi uzerine yaptigi bir arastirmada erkekler, adet kaninin, kendilerini hasta edecegine, vucutlarindaki sivi dengesini bozarak, tenlerinin kararip, ciltlerinin kirisip, akillarinin karisacagina neden oldugunu dusunurler. "Adet goren bir kadin, ormana girerse butun topluluk icin tehlike arz eder.... Boyle bir kadinin ormana girmesinin ardindan, avlar uzunca bir sure verimsiz gececek, ormandaki bitkilerle yapilan ritueller etkisini kaybedecektir" (Douglas, 2007: 186). Yahudilik, Hiristiyanlik, Muslumanlik, adet goren kadinin kirli oldugunu bu nedenfe, dinsel rituellerden disarida tutulmasi gerektigini dusunur. Adet kanamasi baglaminda kadin bedeni, oteki olarak, anormal olarak, temiz olmayan bir beden olarak kuruldugu icin saglikli temiz beden olarak erkegin bedeni esas alinmistir.

Douglas'a gore kir, kulturun kontrol mekanizmalarindan biri olarak bir duzen verme islemidir. Ortak kabullerle, kirli olan sey, sakincali, tehlikeli oldugu kabuluyle, kulturun disina atilir, "kir, duzen yaratma cabasinin yan urunu olarak, zihnin ayrimlastirma etkinligiyle ortaya cikar" (Douglas, 2007: 197). Erkek zihni, yarattigi duzende, kendi bedensel varligina karsi cikip, cinsel deneyimleri kendisine serbest kilip, kadin bedenini, safligin, namusun, tasiyicisi olarak, bir tek erkege adamak istemektedir. Egemenlik altina alamadigi kadinlarin, buyucu sayilma olasiligi cok daha fazladir, cunku kadinin yazgisi baska bir varliga adanmak oldugundan, erkegin boyundurugundan kurtulmussa, mutlaka seytanla isbirligine girmis demektir. Ortacag, yazgisina hayir diyen ve bu nedenle cadi olarak adlandirilan kadinlarin katliyle doludur. "Saflik, degisimin, muglakligin ve uzlasmanin dusmanidir" (Douglas, 2007: 200) der Douglas. Cinsel safligin ve temizligin kadinlara ait gorulmesi, kadini her turlu, degisimin disinda tutma beklentisinden kaynaklanmaktadir. Kulturel sembollestirmenin temel semasi olan bedeni reddetmek mumkun degildir. "Hayat bedendedir; bu yuzden beden busbutun reddedilemez ve hayati olumlamak gerektiginden William James'in de dedigi gibi en butunluklu felsefeler, reddedilmis olani, olumlamanin nihai yolunu bulmak durumundadir" (Douglas, 2007: 200). Douglas, kulturun oncelikle bir otorite sahibi oldugunu, kamusal karakteri belirleyerek saglamlastirdigini ve degistirilmesinin mucadeleye bagli oldugunu dusunur. Bunlarin yaninda, belli bir kultur, kendi kabullerine ters gelen olaylarla da hesaplasmak durumundadir. Modernite, karsisina koyarak, aklin asip kontrol altina almasi gereken bir varliga indirgedigi kadin ve bedeni icin, "kendi ozgurluk alanlarini genisletebilmeleri icin mucadele edebilecekleri bir alan yaratir ve mucadeleyle adim adim kadina iliskin toplumsal algilama degismeye baslar" (Berktay, 2003: 155) Modern kamusal dunya icinde, geleneksel rituellerin sorgulanarak, kadin bedeni icin sinirlarin asilmasin da, anatomiyi yazgi olarak, dogal bir durum olmaktan cikarip, cinsiyetin toplumsal boyutunu goz onune getiren toplumsal cinsiyet (gender) tanimi onemli bir cikis saglamistir. Toplumsal cinsiyet, erkek ve kadin bedenlerini modernitenin insa ettigi kulturel yapiyla baglantili, bir sekillendirme surecine tabi tutmakta ve onlarin "eylem sinirlarini" belirlemektedir. Nazli, toplumsal cinsiyetleri farklilastiran seyin sadece kadin ve erkek rolleri olmadigini, "toplumsalin alip sekillendirdigi nesne (biyolojik olan), kadin ve erkek bedenbri" obugunu, bu durumun"toplumsal cinsiyetler arasindaki ayrimi, bel i rg in lesti rd ig in i" vurgulamaktadir. "Zira modernite icindeki hakim kultur, kamusal ile ozel alanin niteliklerini belirlerken, bu alanlarda oncelligi aracsal akil ile, karsiti duygusal bedene vermistir" (Nazli, 2006: 12-13).

Modernite, erkegi bedensizlestirirken, kadin bedeninin otekiligini, iktidar ve otorite alanlarindan biri olan tibbi bilgiyle, kurumsallastirdi. 19. yuzyilda, tip, kadin bedenini, dogal dongusunden kopararak, "steril bir sayilar dizgesince olusturulan, standart bir duzenliligin icine yerlestiriyordu.... Kadin biyolojik olarak kirilgan, zayif, hasta kabul ediliyor ve bu durumun bas sorumlusu rahim goruluyordu" (Cabuklu, 2006: 48-49). Boylece kadin bedeninin kadinsal gostergelerinin, (adet kanamasi, menopoz, dogum, emzirme, kurtaj) kadinin sinirsel butunlugunu bozarak onu, belirsizlige, duzensizlige ve duygusal cokuse goturdugu varsayimiyb histeri bir kadin hastaligi olarak tanimlandi. "Nitekim, tibbi bakisin, kadinda zihinsel aktivitenin, yuksek ogrenimin, meslek edinme cabasinin, histeriye neden olabilecegini one surup, care olarak da geleneksel rolleri edinmeyi onermesi bunun bir kanitidir" (Nazli, 2006: 14-15). Histeri, ozel abnin sinirlayiciligindan kendini kurtarmis, kamusal yasamda varolmak isteyen kadina bicilen abn sinirbmasi ya da , erkegin egemenligini yitirmeye basladigi alanlardaki kaygisinin Latince adi gibidir. "Kadin ile erkek birbirleri karsisinda gercekte insandirbr ve eger cinslerden biri cins olarak lekelenirse, o zaman kaybeden insanligin kendisi olur" (Mitchell & Oakley, 1992: 23).

Sonuc

Tarihsel surecte iktidar mekanizmabri, cinsiyet ve kadini mahrem alanla sinirlayarak bedeni disipline altina almistir. Bedensizlesen erkegin karsinda kadin bedeniyle, dobyisiyla oteki olusuyla kurgulanmistir. Modernitenin devam ettigi yuzyilbr boyunca eril iktidar, kadin bilincini disipline edebilmek amaciyla, cinsiyet ve beden politikalarini bicimlendirmistir. Iktidarin kendini gosterdigi en kaotik alanlardan birisi olan beden ve cinsiyet iliskileri, erkek bedeninden cok kadin bedenini bicimlendirilmeye calismistir. Cunku bedeninin denetimi bilincin de denetimi anlamina gelmektedir. Bu denetim uygarlik tarihinde pek degismeyen bir kurguyla, erkek dusuncesini merkeze alarak kutsamis, kadini da olabildigince bu merkezden uzakta tutmustur. Erkeklik ustunlukle bir tutulmus, degerli sayilan her sey erkeklikle ozdes sayilmistir. Bu cercevede kadinsi ozelliklerin, akil disi, erkekten asagi dusunulmesi bir tesaduf degildir ve aklin erilligi, uydurma, dilbilimsel bir onyargi olmaktan uzaktir. Felsefi dusunceden, gunluk yasama, ozel alandan kamusal alana kadar uzanan, toplumsal yasamin her alaninda, kendini bir denetim sistemi olarak sunan modernite, aklin disinda tuttugu her olguyu asma, kontrol altina alip egemenlik kurma idealiyle kadini ve bedenini, otekilestirerek, asilacak, kontrol altina alinacak bir varlik olarak insa etmistir. Bu insa icinde beden, kadin icin butunlugunu saglama yolunda, tehlike ve yuk olarak, kadinin onemli bir sinirlayani olmustur.

Modernitede erkek, kendi bedenini, evrensele ulasma ve gelecegi insa etme yolunda, gucun, otoritenin, kontrolun, hakimiyetin gostergeleri olarak simgelestirip bu bedenden uzaklasmayi gorevi sayarken, kadin bedenini, kirli, cinsel islevlerini pis, erkegi kirleten simgelerle ozdeslestirmistir. Kadin safligi ve temizligiyle, cinsel temizlik birbirini tamamlar olmus ve kadin bedeninin safligi ve temizligi, ahlak ve namus kavramlariyla ortusmustur. Adet kanamasi baglaminda kadin bedeni, oteki olarak, anormal olarak, temiz olmayan bir beden olarak kuruldugu icin saglikli temiz beden olarak, erkegin bedeni esas alinmistir. Modernite, kadin bedeninin otekiligini, iktidar ve otorite alanlarindan biri olan tibbi bilgiyle, kurumsallastirmistir. 19. yuzyilda, tip, kadin bedenini, dogal dongusunden kopararak, standart bir duzenliligin icine yerlestirmis ve kadinin, biyolojik olarak kirilgan, zayif, hasta kabul edilmesinin bas sorumlusu olarak rahim gorulmustur. Boylece kadin bedeninin kadinsal gostergelerinin, (adet kanamasi, menopoz, dogum, emzirme, kurtaj) kadinin sinirsel butunlugunu bozarak onu, belirsizlige, duzensizlige ve duygusal cokuse goturdugu varsayimiyla histeri bir kadin hastaligi olarak tanimlanmistir.

Modernite, tum bunlara karsin, kadina ve bedenine kendi ozgurluk alanlarini genisletebilmeleri icin mucadele edebilecekleri bir alani da acmistir. Bu alanda kendini gosteren Modern hayatin tum alanlarinda erkeklerle esit bir bicimde var olmak icin geleneksel ataerkil zihniyetle mucadele eden modernist bir hareket olarak tarih sahnesine cikmistir. Modernlik projesi kendi icinde ve kadin tasarisinda bir cok acmazlari icinde barindirmasina karsin, yola ciktigi evrensel degerleri, kadin hareketinin de mucadelesiyle, kadinlarla da paylasmak durumunda kalmistir. Bu paylasim, kadinlarin tarih otesi ezilmisligini tam olmasa da yasalar onunde erkekle esitleyebilmesinin onunu acmistir. Esit yurttaslik hakki, egitim ve meslek edinme hakki, kurtaj ve dogum kontrolunun yayginlasmasi, cinsel ozgurluk gibi kazanimlarla, modernitenin kadina ozgurlesme olanaklari yarattigi soylenebilir. Ancak eril iktidar ve soylemlerle kurulan modern devlet aygitlarinin cinsiyetci durusbri, ozel alanda ve kamusal alanda, ozu gecmisten pek de farkli olmayan yeni kavramlarla, kadini tahakkum altinda tutmaya devam etmektedir. Kadin bedeni, modern kurumsal duzenlemeler ve soylemlerle disipline edilebilecek bir olgu gibi ele alinmaktadir. Erotik bir sekilde sunulmakta, hem bir fetih araci hem de potansiyel bir tehlike, bir meta olarak tasarlanmaktadir. Erkegin meta olmaksizin ne kadar ozgurlestigi sorulmadan, modern soylem tarafindan onerilen ozgurlesme, daima kadin ozgurlesmesi olarak sunulmaktadir. Kadinlara yapilan cagri, otekini bastan cikarmak icin, kendi bedenlerini on plana cikarmalari ve mukemmellestirmeye calismalari yonundedir.

Binlerce yildir toplumun tarihine, edebiyatina, ninnilerine, masallarina, adetlerine, ahlak yapisina nufuz etmis cinsiyetci ogelerden arinmak kuskusuz daha sistemli mucadeleleri gerektirmektedir. Bir kadin olarak kadinin, aklin, kamusal yasamin disinda, otekilestirilerek bedene indirgenen, surekli erkek belirleyiciliginde korunmaya muhtac yasam olanaklarinin dogallastirilmasi kabul edilebilir bir kurgu olarak durmamaktadir. Bu nedenle butunun degistirilmesinde once butunu olusturan parcalarin donusturulmesi gereginden hareketle bu calisma bu donusumun saglanmasina yonelik minik bir adimdir.

Kaynakca

Beauvoir S. D. (1970a). Kadin "Ikinci Cins" Genc Kizlik Cagi (Cev. Bertan Onaran). Istanbul: Payel Yayinlari.

Beauvoir S. D. (1970b). Kadin "Ikinci Cins" Evlilik Cagi (Cev. Bertan Onaran). Istanbul: Payel Yayinlari.

Beauvoir S. D. (1993). Kadin "Ikinci Cins" Bagimsizliga Dogru (Cev. Bertan Onaran). Istanbul: Payel Yayinlari.

Berktay F. (2003). Tarihin Cinsiyeti. Istanbul: Metis Yayinlari.

Butler J. (2008). Cinsiyet Belasi: Feminizm ve Kimligin Altust Edilmesi (Cev. Basak Ertur). Istanbul: Metis Yayinlari.

Bauman Z. (1996) Yasa Koyucular ile Yorumcular. Istanbul: Metis Yayinlari.

Cabuklu Y. (2004). Toplumsalin Sinirinda Beden. Istanbul: Kanat Kitap.

Cabuklu Y. (2006). Bedenin Farkli Halleri. Istanbul: Kanat Kitap.

Connell R. W. (1998). Toplumsal Cinsiyet ve Iktidar (Cev. Cem Soydemir). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Descartes R. (1983). Felsefenin Ilkeleri, cev. Mesut Akin, Istanbul: Say Yayinlari.

Donovan J. (2005). Feminist Teori (Cev. Bora A., Gevrek MA. & Sayilan F). Istanbul: Iletisim Yayinlari.

Durakbasa A. (2002). Halide Edip: Turk Modernlesmesi ve Feminizm. Istanbul: Iletisim Yayinlari.

Douglas M. (2005). Saflik ve Tehlike:Kirlilik ve Tabu Kavramlarinin Bir Cozumlemesi (Cev. Emine Ayhan). Istanbul: Metis Yayinlari.

Foucault M. (2003). Cinselligin Tarihi (Cev. Hulya Ugur Tanriover). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Foucault M. (2003). Iktidarin Gozu (Cev. Isik Erguden). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Giet S. (2006). Ozgurlesin Bu Bir Emirdir: Kadin ve Erkek Dergilerinde Beden (Cev. Idil Engindeniz), Istanbul: Dharma Yayinlari.

Giddens A. (1998). Modernligin Sonuclari (Cev. Ersin Kusdil). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Isik E. (1998). Beden ve Toplum Kurami. Istanbul: Baglam Yayinlari.

Kandiyoti D. (1997). Cariyeler, Bacilar, Yurttaslar: Kimlikler ve Toplumsal Donusumler (Cev. Aksu Bora ve Digerleri). Istanbul: Metis Yayinlari.

Kayli D. S. (2010). Ozgurlesme ve Kadin Bedeni. Izmir: Ilya Yayinevi.

Lloyd G. (1996). Erkek Akil (Cev. Muttalip Ozcan). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Michel A. (1995). Feminizm, cev. Sirin Tekeli. Istanbul: Iletisim Yayinlari.

Millett K. (1987). Cinsel Politika (Cev. Seckin Selvi). Istanbul: Payel Yayinlari.

Mitchell J. (2006). Kadinlar: En Uzun Devrim (Cev. Inal G., Savran G., Tekeli S., Tinc F., Tarun S., Zihnioglu Y.). Istanbul: Agora Kitapligi.

Mitchell J. & Oakley A. (1992). Kadin ve Esitlik (Cev. Fatmagul Berktay). Istanbul: Pencere Yayinlan.

Nazli A. (2006). Modernitenin Otekisi: Kadin ve Bedeni, Kadin Calismalari Dergisi, 1: 11-15.

Platon (1999). Devlet. (Cev. Sebahattin Eyuboglu--M. Ali Cimboz). Istanbul: Turkiye Is Bankasi Kultur Yayinlari.

Russell B. (2000). Bati Felsefesi Tarihi: Ortacag (Cev. Muammer Sencer). Istanbul: Say Yayinlari.

Rousseau J. J. (1931). Emile (Cev.Ali Riza). Izmir: Cumhuriyet Matbaasi.

Sarup M. (2004). Post-Yapisalalik ve Postmodernizm (Cev. Abdulbaki Guclu). Ankara: Bilim ve Sanat Yayinlari.

Savran G. A. (2004). Beden Emek Tarih: Diyalektik Bir Feminizm Icin. Istanbul: Kanat Yayincilik.

Phillips A. (1991). Demokrasinin Cinsiyeti (Cev. Alev Turker). Istanbul: Metis Yayincilik.

Tong, Rosemary (2004). Feminist Dusunce (Cev. Zafer Cirhinlioglu). Istanbul: Gundogan Yayinlari.

Touraine A. (2002). Modernligin Elestirisi (Cev. Hulya Tufan). Istanbul: Yapi Kredi Yayinlari.

Notlar

(1) Feministler, dogustan ozgur dogan insanlik idealine karsin, nasil oluyor da kadinlar erkek iktidarinin bir parcasihaline geliyor? sorularini genisleterek kadin ozgurlesiminin yollarini acmislardir. Mithcell'e gore, eski duzene meydan okuyan devrimci burjuva nasil ki tum ezilenler adina yola cikmissa, ilk feministler de butun kadinlar adina evrensel bir dille ozgurluk ve insanlik kavramlari icin mucadele etmektedirler. 17.yuzyilda bilincli bir siyasal ideoloji olarak baslayan 'feminist sorgulama', esit yurttaslik hakki icin tarihteki yerini almistir. Milett'e gore, "kadinlarin esit yurttaslik yolundaki mucadelesi ve sonucundaki kazanimlari "bugun ve yarin bu alanda calisacak olanlarin uzerine kurabilecekleri bir temel meydana getirmistir ... ataerkil ogreti ve toplumsallasmanin altyapisina yeterince isleyememekle beraber politik ekonomik ve yasal ustyapinin en ondeki kurumlarina saldirmis ve vatandaslik haklari, kadin haklari egitim ve calisma alanlarinda buyuk reformlar saglamistir. Tarihin butun devirlerinde en ufak ozgurlukten yoksun olan kadinlar icin bu reformlarin basarilmasi bir tek yuzyil icinde ulasilabilecek buyuk bir basari noktasidir" (Millett, 1987, s.110). Kadinin ozgurlesebilmesi kuskusuz bedeni uzerindeki denetim hakkinin sahipligiyle mumkundur. Fakat bedensizlesen erkege karsin bedeni icine hapsedilen kadin icin oncelikli problem ozgurlugun tum perspektiflerinin insa edilebilecegi bir alt yapinin gerekliligidir. Feminist sorgulamanin aydinlanmaci liberal kanadinin mucadele verdigi alan, tam da kadinin ozgurlesme mucadelesinde ilerleyebilecegi bir zemin olusturmaya yoneliktir ve kadinlarin sadece bedenden ibaret degil, erkekler gibi akil sahibi bireyler oldugu dusuncesiyle ozgurlesmenin esit yurttasliktan gectigini iddia etmislerdir.

(2) "hegemonik erkekligin", kulturel ve ideolojik ogelerle ustunlukle, sekillendirildigini ve kadinlari baski altindatuttugunu vurgular, "on plana cikarilmis kadinlik" ise kadinlarin erkek tahakkumune sessiz kalip bu yondeki iktidari icsellestirme surecidir. Connell soyle ifade eder; "Erkeklerin iktidarina uyum saglama olarak orgutlenen ve boyun egme, cocuk terbiyesi ve empatiyi kadinca erdemler olarak on plana cikaran bir kadinlik, pek de oteki kadinlik bicimleri uzerinde hegemonya kuracak bir konumda degildir" (Connell, 1998, s.252). Erkle, gucle dolayisiyla erkek olmakla iliskilendirilen iktidarin gonderme yaptigi seyin fallus sahipligi oldugu gorulmektedir. Foucaulfya gore de iktidar bir belirleyendir, "Iktidar bir toz degildir. Iktidar, kokeni uzun uzadiya arastirilmasi gereken esrarengiz bir sey de degildir. Iktidar yalnizca bireyler arasindaki bir tur iliskidir. Bu tur iliskiler spesifik iliskilerdir; yani mubadeleyle, uretimle, iletisimle hicbir ilgileri yoktur; ama onlarla birlestirilebilirler, iktidarin karakteristik ozelligi, bazi insanlarin baska insanlarin davranislarini az cok butunuyle (ama asla tamamen ya da zorlamayla degil) belirleyebilmeleridir" (Foucault, 2004: 55).

Derya Sasman Kayli

Ege University

Derya Sasman Kayli

Ege Universitesi

* Derya Sasman Kayli, Uzman (Sosyolog), Ege Universitesi, Kadin Sorunlari Arastirma ve Uygulama Merkezi, Izmir-Turkiye. E-posta: derya.kayli@ege.edu.tr
COPYRIGHT 2011 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2011 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Kayli, Derya Sasman
Publication:Kadin/Woman 2000
Article Type:Essay
Geographic Code:7TURK
Date:Jun 1, 2011
Words:6752
Previous Article:A clinical approach to the impact of patriarchal values on psychological functioning of Turkish women/Ataerkil Deger Yargilarinin Turk Kadininin...
Next Article:Aysen Akpinar, Gonul Bakay, Handan Dedehayir (Der.) (2010). Kadin ve Mekan. Tutsaklik mi? Sultanlik mi?
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters