Printer Friendly

The fundamental question underlying scientific knowledge since the age of enlightenment: idealism versus materialism debate and the dialectical method/ Aydinlanma doneminden gunumuze bilimsel bilginin temelindeki ana sorunsal: idealizm-materyalizm tartismasi ve diyalektik yontem.

Giris

Varligin gercekliginin ne oldugu ve bu bilgiye nasil ulasilacagina iliskin tartisma sosyal bilimler icesinde hicbir zaman guncelligini yitirmemistir. Bu tartismanin tek bir esasli soru uzerinden turevlendigini iddia etmek, sorunu oldukca dar bir kaliba sokmak anlamina gelmekle birlikte, sorunu anlasilir kilmaktadir. Sorunun ozu nesne ile oznenin birbirlerinden bagimsiz sureclerin urunu olup olmadiklari uzerinden baslamakta ve daha sonra gercekligin kendisini ureten unsurlarin suregiden surecte birbirlerini dislayarak mi, ozdeslestirerek mi yoksa kosullandirarak mi var olduklari konusuna gelip dayanmaktadir. Bu ana sorunun cevabi ikincil bir soruyu da hemen pesi sira gundeme getirmektedir. Gercekligin kendisine zihinsel-bilinc (idealist) temelli olarak mi yoksa maddeci-varlik (materyalist) temelli bir yaklasimla mi ulasilabilir?

Olgu ve olaylari aciklama, bunlarin toplumsal baglarini ortaya cikartma, aralarindaki iliskinin nedensellik (icsel iliskiler-celiskiler-etkilesim-surec) surecini analiz etme ve varilan sonuclari genellestirerek tutarli bir butunsellik icinde aciklama ve ongoru olusmasini saglama bilimin temel islevidir. Idealizm ve materyalizm ayrismasi ise daha ilk asamada baslamakta ve olgulari aciklama duzeyinde farkli yollara sapmaktadir. Ote yandan, bu tartismanin icine konulacak olmazsa olmaz kosul, diyalektigin kendisinin tanimidir ki bilimsel bilgi uretmenin ilk asamasi olan olgularin aciklanmasi bu tanimin nasil yapildigina gore sekillenmektedir.

Bilgiye ulasma yontemi ile bilginin kendisi arasinda ayrilmaz bir bag vardir ve bilimsellik epistemoloji-ontoloji birligi ile kanitlanabilir. Baska bir deyisle, bilgiye ulasma yontemi ile ortaya cikan sonuc celiskili olmamalidir. Ornegin, gerceklige ulasma yontemi veya olgular oznellik, bireysel bilinc, gorelilik, ahlak, kimlik veya insani degerler uzerinden aciklaniyor ama nedensellik iliskisi nesnel tarihsel ve maddi kosullara gore kuruluyorsa ortaya cikacak sonucun tutarli ve evrensel bilgi olmasi, hele hele bilimsel olmasi beklenmemelidir. Zaten boyle bir durumda calisma kendi icinde celiskiye dusmemek icin nedensellik baglantisini olgular arasindaki iliskiyi bulmak uzere degil, olgularin aciklanis yontemini kanitlamak uzere kullanacaktir. Akademik zorlama ile basarilan bu bilgi uretimi, sorunun kendisini tespit edebilse dahi aciklama ve nedensellik iliskisini kurma asamalarindan gecemeyecek ve hiclikle sonuclanacaktir.

Tum bu bilgiler isiginda, suregiden idealist-materyalist ayrismasi ve diyalektik anlayisa sahip olmak ve olmamak bir yaklasim farki olmanin otesinde, bilimsel olmak veya hiclikle sonuclanmak arasinda bir ayrimdir. Ote yandan, uzun yillar suregiden tartismalar sonucunda idealist-materyalist ayrismasi (ozunde ayni kalmakla birlikte) bir dizi gelisme evresinden gecmis ve farkli kavramlar icinden ifade edilir olmustur. Gunumuzde sosyal bilimler alani icinde calisma yapan tum bilim insanlari, farkinda olarak veya olmayarak, bu iki farkli paradigma icinden bilgi uretmektedir. Bu calismanin genel amaci, sosyal bilimlerdeki idealist-materyalist ayrismasinin genel egilimlerini ve diyalektik anlayisin surecteki rolunu Aydinlanma doneminden gunumuze kadar devam eden surec icinde analiz etmektir. Calismanin ozel amaci ise diyalektik materyalizmi salt bir yontem olarak ele almaktan ziyade gercekligi ortaya cikartan tarihsel surecleri, toplumsal iliskileri, degisimleri, celiskileri ve bugunu yaratan onkosullari, "kuram ile uygulamanin dinamik birligi" icinde aciklayan en kapsamli ve bilimsel dusunme bicimi oldugunu ortaya koymaktir. Buna ek olarak calismanin amaci, diyalektik materyalizm perspektifinden 1900'lerden gunumuze kapitalist uretim iliskilerinde yasanan donusumlerin gercekligin tanimina iliskin teorik yaklasimlari nasil bilimsellikten uzaklasarak salt oznenin bilinci veya oznesiz iliskiler agina indirgedigini elestirel bir sekilde degerlendirmektir. Bu bakimdan calisma, sosyal bilimlerin temelindeki en onemli ayrisma olan ama gunumuzde cok dar bir alana hapsolmus idealizm-materyalizm tartismasina bir giris yapmak niyetindedir.

Aydinlanma Donemi Idealizm ve Materyalizm Tartismalari ve Diyalektigin Sistemlestirilmesi

Diyalektik yontemin Friedrich Hegel (1770-1831) tarafindan sistemli bir hale getirilerek nesnel idealizme ulasilmasinin oncesinde, bilgiye ulasma yontemi konusundaki tartismalar iki ana gruba ayrilmaktaydi. Ilk grupta, dogustan bilen bilincli oznenin (oznel idealizm) "zihinsel sezgi" (dusuncenin duyumdan once olusmasi) ile bilgiye ulastigi, baska bir deyisle bagimsiz degiskenin ozne oldugu iddiasi yer alirken, ikinci grupta duyumlari araciligiyla deneyimleyerek (dusuncenin duyumdan sonra gelmesi) ogrenen ozne ve bagimsiz degisken olarak madde (ampiristler) uzerine yogunlasilmistir. (1)

Feodal uretim biciminin cokuse gectigi ve ozellikle 16. yuzyildan itibaren doga bilimlerindeki hizli gelisimle (ozellikle ticari kapitalizmin ihtiyac duydugu teknolojik gelismelerle) feodalitenin ustyapisal mesruiyet kaynagi olan Kilise dogmalarinin sorgulanmaya baslandigi bir donemde, skolastik felsefeden kopus yasanmaya baslanmistir. Bu donusum doneminde modern felsefenin kurucusu kabul edilen Rene Descartes (1596-1650) oznel idealizmin en onde gelen dusunuru olmustur. Tum yeniliklerine karsin, oznel idealizmin temelleri Platon ve Aristoteles'ten gelmektedir. Ilginc olan, antik Yunan'da idealist gorusun adi gecen dusunurlerle birlikte yukselise gecmesi de, Yunan toplumunun temeli olan kole ekonomisinin cokuse gectigi ve dusunsel anlamda donusumun yasandigi doneme denk geliyor olmasidir. (2) Bilginin (hakikatin) kaynagi olarak, bilen ve dusunen ruhu one cikartan ve buna ek olarak, aklin ustunlugunu her seyin onune koyan (yonetim her zaman akilli ve bilge kisilerin elinde olmalidir) Yunan idealistleri tam da bu donemin "toplumsal durumunu ideallestirmek ve ic celiskilerini gorunmez kilmak" bakimindan egemen sinifin cikarlarini yansitmaktadirlar. (3)

Benzer bir sekilde, 17. yuzyildan itibaren egemen sinif olma yolunda ilerleyen burjuvazinin cikarlarina denk dusecek sekilde Descartes de, feodal dunya gorusune karsi oznenin bilinc yapisini, aklini ve supheciligini hakikatin ozu olarak sunmustur. (4) Descartes'e gore, varlik ancak ozne tarafindan algilanmaktaysa varliktir ve dusunmemezlik edemeyen ruh bilginin ozunu olusturmaktadir. Varligin bilgisi mekan, zaman ve toplumsal sinirlamalardan yalitilmis soyut oznenin bilinc yapisina gore sekillenmekte ve oznelerin farkli ahlaki degerleri, secimleri, sezgileri ve akil yapilari gercekligi goreli, parcali ve coklu kilmaktadir. Bu baglamda, oznel idealizmin uzerine egildigi konu varlik (ontoloji) degil, oznenin (ruhun) bilgiyi nasil edindigi (epistemoloji) olmaktadir.

Ikinci grupta yer alan ve temsilcileri arasinda Francis Bacon (1561-1626), Thomas Hobbes (1588-1679) ve John Locke'u (1632-1704) bulunduran ampiristler de donemin benzer nesnel kosullari icinden "teolojiyi" degil "insani" odak alan "burjuva felsefecileri" (5) olarak ortaya cikmislar fakat bilginin kaynagini ozne olarak degil varlik olarak sunmuslardir. Bacon, bilginin kaynagi olarak duyulardan gelen verilerin (deney, gozlem, tumevarim, karsilastirma) biricikligine ve yanilmazligina vurgu yapar ve doga bilimlerini gercek bilim olarak sunarken, Hobbes bu dusunceleri sistemli bir hale getirmis ve tum degisimlerin temelinin madde oldugunu vurgulamistir. (6) Bacon ve Hobbes'un ilkeleri isiginda, Locke da bilginin dogustan olmadigini aksine, oznenin baslangicta bir "tabula rasa" (bos levha) oldugunu savunmustur. (7) Buna gore, bilgi duyumlar araciligiyla olusmakta ve deneylerle gelismektedir. (8) Ote yandan, deneyden kastedilen, bireye dolayimsiz olarak yansiyan gorungulerdir. (9) Henuz diyalektik anlayisin olusmadigi ampiristlerde bu durum, Hegel'in altini cizdigi gibi, "an" icinde yasanan ve rastlantilardan olusan tikellerin tumel olarak sunulmasi sorununu dogurmustur. (10) Buna ek olarak, ampiristler icinde de metafizik ogeler tamamen terk edilmemis ve dis deney ve ic deney olarak ikiye bolunen surecte dis deneyin konusunu varlik, ic deneyin konusu ise ruh olarak aciklanmistir. (11)

Iki grup acisindan da bilgiye ulasma acisindan one cikan araclar arasinda onemli farklar bulunsa da, iki grup icin de sezginin ve ruhun varligi kritik oldugu icin gruplar arasi gecirgenlik hayli yuksek olmustur. (12) Ornegin, George Berkeley (1685-1753) bilincin merkezi durumunu, maddenin zihnin algisi disinda olusamayacagini (maddenin zihin disinda bagimsiz bir varligi bulunmamaktadir, dolayisiyla, yercekimini reddeden asagi dusmez) ve maddenin, kaynagi Tanri olan, fikirlerden olustugunu soyleyerek kurarken ayni zamanda maddi bir oze sahip olmayan maddenin duyular araciligi ile algilanabilecegini savunmustur. (13) Gene, birinci grubun temsilcilerinden Rene Descartes'in (1596-1650) akilciligi ile Ingiliz ampiristlerden Hobbes, David Hume ve Locke'un deneyciliginden (deneyim) etkilenen Immanuel Kant (1724-1804), bilginin kaynaginin deney araciligi ile dis dunyadan elde edildigini savunmus ama deneyin olmasini saglayanin aklin yapisi oldugunu iddia etmistir. (14) Baska bir deyisle, Kant'a gore, maddenin bilgisi ampirik yolla elde edilirken, bilginin duzenlenmesi akil yoluyla gerceklesecektir. (15) Bununla birlikte, Kant'a gore, aklin kaynagi deneyle elde edilemez ve esyanin yansittigi goreli imgeler disinda madde anlasilamaz. (16) Ozne, sahip oldugu bilinc, sezgisi ve ahlak iradesiyle maddenin gorunumunu yorumlamaktadir (deneyustu dusuncecilik) ve bu da bilgiyi insan zihnine gore goreli kilmaktadir. (17) Kisacasi, Berkeley'in aksine Kant, maddenin varligini ve bu varligin duyu yoluyla algilandigini kabul etmekte fakat gercegin (varligin ozunun) hicbir zaman tam olarak bilinemeyecegini ve bilginin gorelilik ve cokluk uzerine kuruldugunu iddia etmektedir.

Hegel gorunum ile ozun bir arada oldugunu soyleyerek Kant'i elestirmis fakat nesnel gerceklige dunyevi duzlemde hicbir zaman ulasilamayacagini savundugu ve gercekligin dusunsel olarak kuruldugunu iddia ettigi icin idealizm icinde kalmistir. (18) Bununla birlikte, Hegel'in sistematiklestirdigi diyalektik ve nesnel idealizm yaklasimlari onu onceki idealistlerden ayristirmaktadir. Bu farkliliklara gecmeden once, Hegel'de somutlasan nesnel idealizmin donemin nesnel kosullari acisindan beklenmedik olmadigini vurgulamak gerekmektedir. Feodal modelin degismez ve sonsuz gorunen ustyapilarina buyuk bir darbe indiren Fransiz Devrimi, hem degisimin mutlak oldugunu gostermis hem de feodalizmi besleyen metafizik ogelerin doga bilimlerinde oldugu gibi toplumbilimlerinden ayristirilmalarinin yolunu acmistir. Bilimselligin one ciktigi fakat metafizik ogelerin varliklarini azalarak da olsa devam ettirdigi (Almanya'nin kapitalistlesme surecine daha gec girmesi de goz onunde bulundurulursa) 19. yuzyilin baslarinda Hegel, gercegin bilgisini mekan, zaman, tarih ve toplum kosullarindan ayirarak (fetisletirerek) soyutlastiran, ozne ve nesne iliskisini koparan, toplumsal iliskileri sabit kabul eden (dogmalastiran), karsitlarin birbirini disladigini iddia eden ve tarihi butunluk ve sureklilik yerine, anlar ve kisilerden meydana gelen tekyonlu bir cizgi olarak ele alan (tarih tekerrur eder anlayisi) metafizik ogeleri bir kenara iterek diyalektigin nesnel yasalarini sistemli bir butunluk icinde gelistirmistir. (19)

Diyalektik, en ozlu bicimde, varliklarin-oznelerin mekan ve zaman uzaminda birbirlerini surekli kosullandirarak ve surekli bir degisim dongusune tabi tutarak donusturmeleri olarak tanimlanabilir. Diyalektigin en onemli uc yasasi: niceligin nitelige ve niteligin nicelige donusumu, karsitlarin ic ice gecmesi (celiskilerin birligi) ve yadsimanin yadsinmasi, Hegel tarafindan kategorize edilmistir. (20) Kisaca ozetlenirse, bir arada bulunan celiskilerin sinirlarina goturulmeleri halinde niteliksel olarak yeni varliklara donusmesi, zit gorunen karsit niteliklerin organik olarak birbirlerine bagli olmalari ve birbirlerini yok etmek veya dislamak yerine kosullandirarak donusturmeleri ve bu baglamda, insan iradesinden bagimsiz ilerleyen tarihsel surecte celiskilerin ilerlemeyi saglayan ana itici motor olmasi, diyalektigin ana tezleridir. (21) Onceki diyalektik anlayisindan farkli olarak, Hegel'in diyalektiginde ilerleme tekyonlu degildir ve anlik olaylarla degil oncesi ve sonrasinin butunselligi icinde, insan iradesinden bagimsiz olarak hareket eden bir surectir. Hegel'in dile getirdigi sekilde: "Herkes kendi zamaninin cocugudur, felsefe de ayni sekilde kendi zamanini dusuncede ozetler." (22)

Ote yandan, Hegel'in diyalektigi ana niteliklerini gelistirdigi noktada sona ermektedir, cunku Hegelci diyalektikte, gercekligin tumune yalnizca "Mutlak Fikir" (Tin, Geist, Idea) araciligiyla evrimci bir surecte ulasilabildigi iddiasi vardir. Mutlak Fikir, gecirdigi evrimci sureclerden sonra kendi kendine donmek uzere gelismektedir. (23) Buna gore, Mutlak Fikir once maddeyi bilincle soyutlar, daha sonra bu soyutlamaya yabancilasarak kendi kendinin bilincinde olmaksizin doga haline gelir ve son asamada tekrar kendi bilincine ulasir. (24) Dolayisiyla, Mutlak Fikir, tam anlamiyla "kendi kendine donunceye kadar, tarih icinde islenip arinir." (25) Gercekligin zihinsel olarak kuruldugu bu surecte, insan da karsilikli etkilesimle sistematik olarak bir yandan gerceklik tarafindan sekillenirken, diger taraftan bu gercekligi sekillendirmektedir. (26) Bilincin kendiliginden kendisine ulastigi tez-antitez- sentez dongusunde, maddi kosullarda herhangi bir degisimin yasanmasina gerek kalmaksizin (devrimlere veya isyanlara gerek duyulmadan) insanlar (koleler, serfler, vs.) ozgurleseceklerdir. Bu baglamda, Hegelci felsefede birey, kendiliginden birincil hale gelmekte ve kurtulusa yonelik toplumsal hareketler anlamlarini yitirerek yerlerini bireylerin goreli gercekliklerine birakmaktadirlar.

Mutlak Fikir, bireyden baslayarak ozgurlugunu aile, sivil toplum ve en nihayetinde rasyonel olan devlette gerceklestirmektedir. (27) Zaten Hegel'in "Gercek olan her sey ussaldir ve ussal olan her sey gercektir." (28) cumlesinden hareket edildiginde, bireylerden (orf ve adetler tarafindan sekillendirilen) kurulan devletin halkin kendi kendisinin bilincine ulasmis en yuksek formu olarak anlasildigi ortaya cikmaktadir. (29) Hegelci anlamda birey, ancak devletin vatandasi olmasi halinde bilinci "kendiliginde ve kendisi icin" rasyonel hale gelecek ve gercek ozgurluge ve ahlaka sahip olabilecektir. (30) Bu baglamda birey ve devlet birbirleriyle ozdeslestirilirken ilerlemenin belirleyici unsuru olarak da "ahlak fikrinin gercekligi" ve "usun imgesi ve gercekligi" (31) olarak devlet one cikartilmaktadir. Devletin butunlugunu surdurecek yonetim kademesi ise mutlak ahlaklilik mertebesine yukselmis siniflara yuklenmektedir. Bu baglamda gercekten de zamaninin cocugu olan Hegel'in yonetim kademesine uygun gordugu sinif burjuvazidir. (32)

Sonuc olarak, Hegel'in nesnel idealizminde bilinc-madde tartismasinin bilinc kisminda kalmaktadir. Hegel'de diyalektik sureci saglayan bilinc-madde (doga) etkilesimi ve degisimi degil, salt dusuncenin kendisidir. Marx'in belirtmis oldugu gibi; "Sonuc, katiksiz dusuncenin diyalektigidir." (33) Tum bu bilgilerin isiginda, Hegel'in felsefesi diyalektik yontemi kullanmasi bakimindan devrimci ve nesnel ama bunlari metafizik-tinsel ogelerle acikladigi icin idealisttir.

Nesnel Idealizm ve Sezgisel Materyalizmden Diyalektik Materyalizme

Hegelci anlayisin devrimci tarafini savunanlar ile idealist kanatta kalip tutucu yanini savunanlar arasindaki tartismalarin suregittigi bir donemde, Ludwig Feuerbach "Hiristiyanligin Ozu" (1841) isimli kitabiyla bir anda ivmenin materyalizme kaymasina yol acmistir. Feuerbach'in temel tezi, varligin dusuncenin urunu olmayip, dusuncenin maddenin urunu oldugu ve duyu otesinde bir bilginin olmadigidir. (34) Bu teziyle, Feuerbach kendisinden onceki (Engels'in betimlemesiyle) "utangac materyalistlerin" uzerindeki ortuyu cekip almis ve tinsellikle tikanmis Hegelci idealistlerin pasini atmistir.

Ancak ne var ki, Feuerbach'in devrimci materyalizmi, ozellikle diyalekt yontemin cozumlemelerden cikartilmasiyla toplumsal alana gectigi anda sona ermistir. Feuerbach tarafindan, tarih, mekan, zaman ve toplumdan kopartilarak, salt maddenin yansimalari ile aciklanmaya calisilan soyut ve genellestirilmis insan etkinlikleri idealizmle harmanlanmis "sezgisel bir materyalizmden" (35) oteye gecememis ve tek tek bireylerin basta ahlak olmak uzere gudusel amaclarina baglanmis bir toplum anlayisi ile sonuclanmistir. Ustelik Hegel gibi kendi tarihinin cocugu olan ama Hegel'den farkli olarak alti materyalist ustu idealist olan Feuerbach, bireyi ve ahlaki tam da o gunun kapitalist toplumuna uygun bir sekilde tarif etmistir. (36) Feuerbach'in gercek dunyanin kosullarindan yalitilmis bir sekilde sundugu soyut ahlak kuramina gore, toplumdaki her bireyin kendi mutlulugu ve faydasi pesinde kosmasi ve herkesin birbirine sevgi ile baglanmasi sonucunda sorunlar cozulecektir. Sonuc olarak, Feuerbach'in sezgisel materyalizminin ya da Feuerbach'in idealizminin ulastigi nokta "burjuva toplumu icindeki ayri ayri bireylerin gorus tarzidir." (37)

Karl Marx ve Friedrich Engels diyalektik materyalizmi gelistirirken hem Hegel'in tarihsel diyalektik yontemi ve hem de Feuerbach'in materyalizminden etkilenmis fakat birincisinin yalitilmis dusunce yaratilarini ve teolojik temellerini ikincisinin de gorunum ile ozu ozdes kabul eden mekanik, duragan ve bireyci unsurlarini ayiklayarak madde ve dusunce etkilesiminin genel yasalarini (bilim) ortaya cikartmislardir.

Diyalektik materyalizme gore, dusunce ve varlik ayni olmadiklari gibi ayri da degildirler. Dusunce ve varlik bir butunun parcasidirlar fakat diyalektik materyalizmde; "pratik, fikirlere gore aciklanmaz, fikirlerin olusumu maddi pratiklere gore aciklanir." (38) Bununla birlikte, diyalektik materyalizmde somut gercekligin dusunceye dolaysiz olarak yansidigi fikri de kabul gormez. (39) Gorunum ile ozun ayni olmasi halinde zaten gereksiz hale gelecek olan bilimin (bu elestiri pozitivist kuramlari da kapsar) temel amaci, dusunce ile varlik arasindaki kosullandirma iliskisini bulmaktir. (40) Bu baglamda, insanlar gerceklige iliskin fikirleri kavramlarla ifade etmekle birlikte, Hegel'in savundugunun aksine kavramlar gercekligin kendileri de degildirler. (41) Hegelcilere gore, insanlar gerceklerin tersyuz olarak algilamamasi icin fikirlere (ideoloji) uc sekilde baskaldirilmalidir: "insanlara yanilsamalari degistirip, yerine insanin ozune uygun dusen dusuncelere koymayi ogretmek; insanlara yanilsamalar karsi elestirici bir tutum almayi ogretmek; insanlara yanilsamalari kafalarindan atmalarini ogretmek." (42) Oysa Marx ve Engels'e gore elestiri (kavramlarin elestirisi, bilgi-iktidar iliskisi gibi, bilimin gereklerinden bir olmakla birlikte), kavramlari mumkun kilan mevcut maddi (varliga-ontolojiye iliskin) kosullar (uretim bicimi, mulkiyet iliskileri, toplumsal, tarihsel kosullar) hakkinda olmalidir. Zaten kavramlar ile gercekligin evrimi birebir paralel gitmemektedir. (43) Maddi uretim araclarini elinde bulunduran egemen sinif, dusunsel uretim araclarini da elinde tutmaktadir. (44) Dolayisiyla, maddi iliskilerin kosullandirmasiyla ortaya cikan fikirler ve kavramlari degismez ve evrensel olarak gostermek ve ortak cikar olarak sunmak uretim iliskilerinin istenilen sekilde devam etmesini isteyen egemen sinifin amaclarindandir. Bu nedenle, bilimsel elestirinin amaci, "teorik lafebeligi" (45) yaparak varligi goruntuden, nedeni sonuctan ayirmak degil, "goruntulerin arkasindaki gercek iliskileri" (46) ortaya cikartmak ve degisimin ancak kosullarin degisimi ile gerceklesecegini gostermektir. Marx'agore, amac, filozoflarin yaptigi gibi dunyayi farkli sekillerde yorumlamak degil, onu degistirmek olmalidir. (47)

Marx ve Engels, Hegelci idealistleri laf kalabaligi ve tutuculuk yapmakla suclarken Feuerbach materyalizmine de agir elestiriler yoneltmislerdir. Buna gore, gorunum ile ozu bir tutan ve diyalektik donusumleri hesaba katmayan mekanik materyalistlerin toplumsal degisimleri aciklamasi mumkun degildir. Ustelik kaba materyalizmin iddia ettiginin aksine insanlar dunyaya bos bir kagit olarak gelmedikleri gibi, toplumlar da bireylerin iyi ahlak anlayislarinin yansimasi olarak sekillenmemektedir. Diyalektik materyalizme gore, toplumsal yasamin maddi temeli ve bireylerin dogayla ve birbirleriyle iliskileri, her kusaga oncullerinden devredilmekte ve onlarin yasam kosullarini belirlemektedir. (48)

Bununla birlikte, bu belirlenim oznenin edilgen bir kosullandirma iliskisine girmesi ile olusmamaktadir. Marx'm belirttigi gibi, "Insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar fakat kendi keyiflerine gore, kendi sectikleri kosullar icinde yapamazlar, gecmisten kalan maddi kosullar icinde yaparlar" (49) Diyalektik materyalizmde, bahsi gecen maddi kosullarin temeli tarihsel bir surec sonucunda ortaya cikan ve toplumsal iliskileri kosullandiran maddi uretim bicimi, uretim iliskileri ve buna bagli olarak ortaya cikan siniflar arasinda yasanan catismalardir.

Diyalektik materyalizme gore, tarihsel surec icerisinde "bireylerin iradesinden bagimsiz" (50) olarak gelisen uretim bicimi ve uretici gucler arasindaki iliskiler (altyapi), hukuk, devlet, din, sanat, felsefe gibi toplumsal, siyasal ve dusunsel (ustyapi) yasam sureclerini kosullandirmaktadir. (51) Ornegin, Protestan Reformu, Kilise'nin ondalik vergisinden kurtulmak isteyen koyluler ile Kilise topraklarini ele gecirmeyi amaclayan ust sinifin (Kilise'nin mulksuzlestirilmesi) ortaklastigi noktadan yukselirken, sanayi kapitalizmi 16. yuzyilda Ingiltere'de ortak toprak mulkiyetini ortadan kaldiran citleme hareketi sonrasinda topraga erisimleri kesilen kirsal kesimin sehirlere akin etmeleriyle ortaya cikan ucuz isgucu destegiyle gelismistir. (52) Engels'in belirttigi gibi, diyalektik materyalizm de ortaya ciktigi doneminin toplumsal donusumleri (Fransiz Devrimi, Napolyon savaslari, Avrupa'daki 1830 ayaklanmalari ve 1848 devrimleri) ve doga bilimlerindeki buluslari (hucrenin ve yapisinin kesfi, enerjinin donusumunun bulunusu ve Darwin'in evrim teorisi) (53) sayesinde dusunce ve varlik arasindaki baglantilari ve genel hareket yasalarini bulabilmistir. En nihayetinde, diyalektik materyalizm de kendisini mumkun kilan nesnel kosullarin urunudur.

Ote yandan, sanayi devrimi, toplumsal devrimler ve Aydinlanma donemi kosullari altinda sistemlesmesi bakimindan tarihsel olan diyalektik materyalizmin, bilimsel bir dusunce bicimi ve arastirma yaklasimi olarak aciklama gucu sadece kendi donemi ile sinirli kalmamistir. Diyalektik materyalizm, degisimin ana yonelimlerini, celiskilerin birlikteligini ve uretim iliskileri icinde ortaya cikan sinifsal karsitliklari, incelemesini yaptigi tarihsel sureclerin kendi kosullari icinde aciklamaya calismaktadir. Ornegin, Hindistan'daki kast sisteminin nasil ortaya ciktigi ve dini olarak desteklendigi, diyalektik materyalizmin sistemli bir arastirma yaklasimi olarak ortaya ciktigi kapitalist donemin uretim iliskileri baglaminda degil, kendi doneminin kole ekonomisi kosullari-iliskileri ve bu iliskilerin egilimini belirledigi devlet, hukuk, ideoloji ve kultur baglaminda incelenmektedir. Benzer sekilde, gunumuzde ortaya cikan ekolojik, siyasal, toplumsal, ekonomik sorunlar ile bolgesel catismalar, ic savas, terorizm, jeopolitik konuslanmalar, goc hareketleri, otoriterlesme veya irkcilik- mezhepcilik gibi zamanla nedene donusen semptomlarin arastirilmasinda, diyalektik materyalizm, kapitalist uretim biciminin icsel celiskilerini (sermaye birikimi-kar oranlarinin azalma egilimi ve emek- sermaye celiskileri) ve bu celiskilerin egilimini belirledigi yapisal kriz ve reformist duzenlemeler surecini (ornegin esnek birikim modeline-neoliberalizm modeline gecis ve bunun ustyapisal yansimalari- donusumleri) toplumlarin ozgun ve degisen kosullari isiginda incelemektedir. Diyalektik materyalizmin dislandigi tarihustu bir arastirma yaklasiminin odaklanacagi unsurlar ise bu egilimleri ortaya cikartan ekonomik-toplumsal iliskiler yerine, kendi kokenlerinden-nedenlerinden koparilarak gizemlestirilmis ve fetislestirilmis kultur-ideoloji olmaktadir. Sonuc olarak diyalektik materyalizm, kendisini sistemlestiren tarihsel donemin gelismislik duzeyi sinirlarini toplumsallik ve tarihsellik yaklasimi bakimindan asmakta ve gercekligin bilgisine ulasmada kapsamli bir bilimsel analiz imkani saglamaktadir.

Ozetle, diyalektik materyalizmde insanlarin varliklarini belirleyen bilincleri degil, bilinclerini belirleyen toplumsal varliklaridir ve bunun son kertede belirleyicisi maddi yasamin uretim bicimi ve uretici gucler (siniflar) arasindaki catismali iliskidir. (54) Fakat insanlar gercekligi bu iliskiler uzerinden degil tersyuz olmus halleriyle, yani siyasi, hukuki, toplumsal ve dusunsel yansimalari ile gorurler. Bu baglamda, baslangicta dis ve ic saldirilara karsi savunma amacli ve toplumun gelismesindeki asamaya bagli olarak kurulan devlet organizmasi, belirli bir sinifin egemenligini ustun kildigi olcude bagimsizlasir ve kendisine ekonomik ve sinifsal temelini gorunmez kilacak yeni bir ideoloji yaratir. (55) Uretim iliskilerine iliskin olanlar yasa seklini alarak hukuksal olarak ifade edilmek zorunda oldugundan, hukuk ifadesini buldugu siyasi ve ekonomik iliskilerden oteye gecerek ozerk bir goruntu tasimaya baslar. (56)

Diyalektik Materyalizmden Nesnel Idealizm ve Felsefeye Donus: Elestirel, Yorumsamaci ve Yapisalci Kuramlar

Modernitenin kavramlarindan uzaklasmaya baslamak, diyalektik materyalizmden tamamen kopmamakla birlikte yonunu felsefeye cevirmek ve maddi temellerinden ayristirilmis epistemolojiye odaklanmak, 1920'ler sonrasi bilimsel calismalarin ana egilimini olusturmustur. Anderson'a gore Batili Marksistler onculugundeki felsefeye donusun ana nedenleri, 1917 Bolsevik devrimi sonrasi kita Avrupasi'nda art arda gozlenen isci sinif kalkismalarinin yenilgiyle sonuclanip fasizmin zafer kazanmasi, 1945 sonrasi Fordist duzenleme biciminin altin caginda istikrarli parlamenter demokrasilerin ortaya cikmasi (devrim yerine kapitalizmle uzlasan reformist sol siyasi partilerin de yardimiyla) ve tuketim toplumlari ortaminda emegin sermayenin alt kumesi haline gelmesidir. (57) Bunlara ek olarak, materyalist anlayisa uzak olan burjuva aydinlariyla baslayan yakin temas (ozellikle fasist- irkci yonetimler ve savas sebebiyle Amerika'ya yerlesenler) ile olusan kismi uzlasi, Marksist temelli dusunurlerin Hegelci felsefeye ve Hegel oncesi idealist yaklasimlara dogru kaymalarina yardimci olmustur.

Kendi icinde butunluklu bir fikir birligi olusturmamakla birlikte, 1930'larda Max Horkheimer'in birlestiriciliginde somutlasan ve etrafina Thedor W. Adorno, Herbert Marcuse, Walter Benjamin, Friedrich Pollock (daha sonraki kusaktan Alfred Schmidt, Jurgen Habermas, Claus Offe) gibi dusunurleri toplayan Frankfurt Okulu veya daha genel bir ifadeyle elestirel kuramlar, Hegel'in ozne-nesne ozdeslik ve Kant'in bilinemezciligi ile goreliligini yeniden formule etmisler ve Friedrich W. Nietzsche, Max Weber, Sigmund Freud ve Erich Fromm'un calismalariyla sentezlemislerdir. (58)

Elestirel kuram, diyalektigi bir kenara birakmamakla birlikte tarihin ilerleyici motorunun merkezine ozneyi yerlestirmistir. Baska bir deyisle, Hegel'in diyalektik anlayisindaki "Mutlak Fikir" yerini "bireye" birakmistir. (59) Bu bireycilik ve dolayisiyla farkli bilinc duzeyleri anlayisi ister istemez bilginin goreliligine ve oradan yola cikarak da inceleme alaninin oznenin psikanalizine (ornegin; fasizmin nedenini otoriter kisilik olusumuyla aciklamak), aile duzenine, kulturel gecmisine (bilimin geleneksel kulturu bozdugu iddiasiyla), ideolojik yaklasimina (ornegin; bireyin bilgi-iktidar-cikar iliskileri ve iktidarin ideolojik tahakkumu altinda nasil konumlandigi), kisisel faaliyetlerine (niyetlerine) ve kisinin ozgur iradesiyle yaptigi iddia edilen bireysel secimlerine (ornegin; siyasi, ekonomik ve kimliksel konumlanisi) yoneltilmesine sebep olmustur. Bireyin bilincine indirgenen toplum anlayisi icinde, elestirel kuramlar, Aydinlanmaya ait olan (ayni zamanda Hegel'e) rasyonalite/ akilcilik kavramini da elestiriye tabi tutmuslardir. Ornegin Nietzsche'nin insan dogasinin kotulugune vurgu yaparak acikladigi "yaratici yikicilik" ve "aklin aracsalligi" kavramlarinin da etkisiyle, Horkheimer ve Adorno aklin ve bilimin bireyin ozgurlesme surecinde "aracsal" (60) bir rol oynadigini ama ulasilan noktanin fasizm oldugu iddia ederek aydinlanmaya karsi elestirel bir durus gelistirmislerdir. (61)

Sonuc olarak, elestirel kuramcilarin calismalari, gercekligin bilgisine ulasmada maddi temelleri degil, bireylerin oznel algilarini temel almis ve "ustyapinin epistemolojisine yogunlasmistir." (62) Birey esasli toplum anlayisini temel alan ve pratik ile siyasetten (bilimin toplumsal- politik sorumlulugunun aksine) uzakta durmaya asiri ozen gostererek "salt teoriye ve kulture odaklanan elestirel kuramlar," (63) postmodernist kuramlara giden yolu dosemis, fakat her seye ragmen henuz Aydinlanma degerlerinden, nesnel bir gercekligin varligi iddiasindan (nesnel idealizm), tarihsel/toplumsal analizlerden ve diyalektik cozumlemelerden tam anlamiyla uzaklasmamislardir. Bu kirilma esas olarak 1970'lerin ikinci yarisindan itibaren postmodernist kuramlarin sosyal ve siyaset bilimlerinde hakimiyetlerini ilan etmesiyle baslayacaktir. Ote yandan, postmodernizme giden yolun taslarini, elestirel kuram kadar yorumsamacilar ve yapisalcilar da dosemistir. Ornegin, Berkeley'in felsefesine (oznel idealizm) yakin duran yorumsamacilar ozne-nesne ayrilmazligi icinde bireyin oznel algilarini, bilinc duzeyini, iradesini ve "ozgur" secimlerini arastirmalarinin baslica konusu haline getirmislerdir. Bireyin iradesini her turlu tarihsel, toplumsal, ekonomik ve siyasal kosulun onune koyan ve birey disindaki nesnel gercekligi reddeden yorumsamaci kuramlar, gercekligin anlasilabilmesi icin dilde sozcuklere islenen anlamlarin incelenmesi ve metinlerin yorumlanmasi gerektigini savunmuslardir. (64) Bu baglamda yorumsamacilar, olgulari aciklama, birbirine baglama, sonuclari genellestirme ve ongoru saglama gibi bilimin temel islevlerinin sosyal bilimler icin gecerli olmadigini iddia etmis ve yapilmasi gerekenin, farkli bireylerin bir araya gelmesiyle kurulan tarihsel, toplumsal, siyasal yapilarin duzensizligini "anlamak" oldugunu soylemislerdir. (65)

Yapisalci yaklasimlar ise, Ferdinand de Saussure'nin dilin kapsayiciligi, ses yapilarinin iliskiselligi ve sozcuklerin anlam birligine iliskin yaptigi dilbilim calismalari ile Antonio Gramsci'nin siniflar arasinda rizaya dayali kurulan ve ideolojinin aktif bir bilesen olarak yer aldigi "tarihsel ittifak" (hegemonya) tezinden aldiklari ilhamla, 1960'lardan 1970 ortalarina kadar sosyal bilimlerde basat akim olarak one cikmislardir. (66) Aslinda postmodernist kuramlarin temel kavramlarini olusturacak olan yapisalcilik, 1950'lilerde kita Avrupa'sinin aksine materyalist bir gecmise sahip olmayan ve Fordist uretim modeli icinde donemin Amerikan orta sinifinin refah artisini temel alarak kapitalizm ovgusu yapan Amerikan sosyoloji cevresinde gelistirilmis ve 1960'larda basta Fransa olmak uzere Avrupa'ya yayilmis ve daha sonra tekrar ABD'ye ihrac edilmistir. (67) Henuz karlarin dusme egilimine girmedigi kapitalizmin altin caginda, Fordist birikim sekli, Keynesyen refah devleti modeli, Bretton Woods uluslararasi para sistemi, Soguk Savas konjonkturune bagli bloksal ayrismalar, kuresel-bolgesel boyutlu orgutlenmeler-kurallasmalar ve olaganustu teknolojik gelismeler doneminin urunu olan yapisalci yaklasimlar, diyalektik materyalizmin sureci yapinin onune koyan anlayisini tersine cevirerek genel yapinin oncelligini savunmuslardir. (68) Oznenin son derece edilgen bir sekilde sadece tasiyicisi oldugu bu kendinden devinimli, tarihsiz, toplum disi, mekana ve zamana ait olmayan yapinin (dolayisiyla degistirilemez) asli kuruculari (gercekligi insa eden) ise ideoloji, iktidar, siyaset, hegemonya, soylem, toplumsal roller, cinsiyet, gelenekler, kultur, dilsel yapilar, metin ve estetik gibi epistemolojiye ait unsurlardir. Ozetle, yapisalcilikta bilinc ve ozne dislanirken, gercekligi olusturan dis gerceklik de nesnel bir surec yerine celiskili bir sekilde kolektif bir oznesiz oznellikler (yapinin kendisini ozne kilan) toplamina esitlenmektedir.

Son olarak, basta yapisalcilar olmak uzere diger okullarin da benimsedigi sekliyle arastirmalarin temeline yerlestirilen muglak epistemolojik soylemlerin (kuramsal zayifligi) sozde-iliskisiz bilimsel analojilerle aciklanmasi ve teknik terimler arkasina saklanmasi (Sokal ve Bricmont'un ifadeleriyle; "bulanik soylemlere bilimsel nitelik cilasi atmak"), 1950'lerden 1970'lerin ortalarina kadar sosyal ve beseri bilimlerde hakim yaklasim olmustur. (69)

Oznel Idealizmin Donusu ve Diyalektigin Olumu: Postmodernist Kuramlar

Postmodernizm, butunsel veya homojen bir kuram olmaktan ziyade bir egilimi yansitmaktadir. 1980'li yillarda yukselise gecen ve postmodernizm genel basligi altinda toplanabilecek postmarksist ve postyapisalci gibi "yenilenme" iddiasi tasiyan yaklasimlar bu egilim icinde olusmuslardir. (70) Postmodernist kuramlar, 1970'lerin ikinci yarisindan itibaren idealizmin yuceltilmesinde ve metafizige yaklasacak sekilde gerisine dusulmesinde bayragi oncullerinden (elestirel kuramlar, yorumsamacilar, yapisalcilar, pragmatistler vb.) devralmislardir. Aslinda Michel Foucault, Jacques Derrida, Jean- Francois Lyotard, Daniel Bell, Jean Baudrillard, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe veya daha geriye gidilirse Adorno, Althusser, Marcuse, Horkheimer gibi isimlerin ortak esinlenme noktasi "19. yuzyilin en onde gelen 'anti-Aydinlanmaci' dusunuru" Nietzsche'dir. (71) Nietzsche'nin Aydinlanma doneminin kazanimlari olan akilciliga, esitlige, ozgurluge, gelismeye ve diyalektik analize karsi elestirel durusu, her bireye ozgu olarak var oldugunu iddia ettigi "yasam enerjisi" (72) uzerinden bilginin yorumsal, goreli (gercekligin coklulugu) ve gecici oldugu tezi ve son olarak, "tarihin akisinin bir mantigi olmadigi" (73) varsayimi uzerinden ilerleme anlayisini reddetmesi, postmodernist ve onun onculleri olan kuramlara ilham vermistir.

Baslarindaki post ekine ragmen bu kuramlar bir kopusu degil (cunku postmodernist kuramlar da kendi zamanlarinin cocuklaridir) devamlilik icinde kirilmayi yansitirlar. Baska bir deyisle, postmodernist kuramlar, 1970'lerin basinda yapisal bir krizle karsi karsiya kalan kapitalizmin neoliberalizm olarak tabir edilen ve Aydinlanma degerleri (esitlik, ozgurluk, rasyonellik, bilimsellik, nedensellik), Fordist birikim sekli (dusunsel izdusumu: butunluk, homojenlik, sinifsallik, orgutluluk, islevselcilik), Keynesyen refah devleti modeli (dusunsel izdusumu: toplumsallik, vatandaslik) ve Bretton Woods uluslararasi para sistemini (dusunsel izdusumu: kuralcilik, ulusalcilik, mekansal sinirlama, ongorulebilirlik) tasfiye eden kapsamli bir yeniden yapilanma veya yenilenme modelinin dusunsel yansimalaridir. Postmodernist teoriler, "elestirel olma iddiasina ragmen ironik bir bicimde surecin yayilisina katki koyan ve tahakkumu onaylayan" (74) bir anlayis icinde kalmislar ve gercekligin tanimlanmasina dair pratikle ortusen bir kavramlar seti veya teori birikimi gelistirememislerdir. Bunun aksine, postmodernizmin one cikan kavramlari neoklasik iktisadin teorik ve pratikteki gelisimiyle paralel bir seyir izlemistir. Ornegin, Post-Fordist modelde bir onceki doneme ait olan buyuk firmalar-kitle pazari yerini kucuk sirketler (taseronlar)-parcali pazara biraktikca, artik degeri arttirmak amaciyla sosyal devlet gerekleri kaldirildikca, emegin milli gelirden aldigi pay dusuruldukce ve finans piyasalarinin onundeki tum engeller (ulusal ve kuresel) kaldirildikca ve neoliberal yapilanma "emegin orgutlu eyleme gecmedigi "itirazsiz birikim" surecini kurguladikca" (75) ve orgutlu-sinifsal haklar parcalandikca, bunlarin yansimalari postmodernizmin kavramlarinda karsilik bulmustur. Baska bir deyisle, kapitalist uretim iliskilerinde ortaya cikan gerceklikteki yeni tersyuzluklerin ideolojik yansimalari postmodernizmde vucut bulmustur. Postmodernist kuramlarin fetislestirdigi kavramlar tersyuzluge paralel olarak soyle olmustur: "baskici" devlet, "ozgurlestirici" sivil toplum, farklilik, otekilik, oznellik, negatif ozgurluk, bolunmusluk, tikelcilik, heterojenlik, orgutsuzluk, kuralsizlik (deregulasyon), yonetisim, mekan ve zaman sinirsizligi, kuresellesme-yerellesme, ana ve tesadufe dayali tarihsellik, ongorulememezlik, coklu gerceklikler ve tuketim toplumu.

Oncul kuramlarin eklektizminden olusmakla birlikte, bunlardan farkli olarak postmodernist kuramlar, gerceklerin tersyuz olarak algilanmasina neden oldugu iddia edilen yanilsamalari yok etmek veya elestirmek amacini ve kaygisini tasimamis, aksine yanilsamalari gercekligin referansi olarak ele almislardir. Ote yandan, bu gerceklik referansi ile yanilsamalara elestiri getirmemeye ozen gosterilmis ve hem bilim hem de toplumsal alanda atif yapilabilecek bir gercekligin varligi toptan reddedilmistir. (76) Baska bir deyisle, postmodernistler, Terry Eagleton'un "basibos metafizik" veya "yeni model idealizm" (77) olarak tanimladigi radikal bir epistemolojik kuskuculuk icinde doga yasalarinin en temel ilkeleri de dahil (yercekimini de katarak) olmak uzere her turlu bilginin (bilimsel ilerlemenin gercekligini de yadsiyarak) kurgulanmis oldugunu iddia etmektedirler. (78) Postmodernizmde, gerceklik, artik toplumsal iliskileri yansitmalari baglaminda soylem, anlati, dil veya kulturde aranmaz, tam tersine, bu sayilanlar artik "bizzat gercekligi kuran yapilar olarak tanimlanir". (79) Kisacasi, postmodernizme gore; dilin, soylemin, anlatinin veya kulturun disinda hicbir dissal hakikat yoktur. Bu baglamda, bilinc mi madde mi tartismasi postmodernizmde daha hic gundeme gelmeden maddenin reddedilmesi ile sona ermektedir. Bununla birlikte, 21. yuzyilin ulastigi bilimsel gelismeler bakimindan maddeyi-gercekligi kuranin salt bilinc oldugu anlayisi da ileri surulememektedir. Bunun yerine, idealist yaklasim sinirlari icinde kalan ama neredeyse tamamen edilgenlestirilmis ve tarihten, mekandan, toplumsal ve ekonomik iliskilerden tamamen bagimsiz olarak (kosullandirma, etkilesim, degisim ve nedensellik iliskisinden tamamen yalitilmis) bilincinin veya postmodernizm acisindan daha dogru bir tanimlamayla bilincaltinin; gercekligi kuran yapilarca (dil, kultur, soylem ve anlatim) sekillendirildigi temelsiz bir birey anlayisi gelistirilmistir. (80) Bu baglamda, postmodernizmde birey yapiyi kuran degil sadece tasiyandir. (81) Toplumsal iliskiler "oznesiz iliskiler pratigi" (82) icinde kendiliginden yapi icinde olusmakta ve kendinden devinimli her zaman ve her yerde olan iktidar-guc aglari tarafindan gerceklestirilmektedir. Bu tanimsiz guc aglarina karsi mucadele, ise gene yapi icerisinde coklu hakikatlerin (farkliliklarin) tasiyicilari arasinda (otekiler) gerceklesecek diyaloglar (farkindaliga ulasma), mikro direnisler veya sivil toplum kuruluslari nezdinde bir araya gelen gruplar arasi temsiller yoluyla mumkun olabilecektir.

Degerlendirme-Sonuc

Varligin gercekligine iliskin bilginin ne oldugu ve buna nasil ulasilacagina iliskin sorun yuzyillar boyunca insanoglunun kafasini kurcalamis ve ozellikle Aydinlanma doneminden baslayarak bilimsel bilgi uretimine dair bircok calismanin ana konusu olmustur. Gunumuzde sosyal bilimler alaninda bircok farkli kuram icinden turevlenen sayisiz calisma bulunmaktadir. Bu calismalar farkinda olarak veya olmayarak bilimsel bilginin kaynagi acisindan Idealist ve Materyalist olmak uzere iki ana paradigma ve bilimsel bilgiye ulasma yontemi olarak da diyalektik ve diyalektik disi yaklasimlar temelinde gelismektedir. Bu iki paradigma icinden yapilan calismalarin tarihteki ana kirilma noktasi, Hegel'in diyalektik yaklasimi sistemlestirdigi Aydinlanma donemidir. Diyalektik yaklasim salt teknik bir yontemin otesinde bilginin nitelik acisindan bilimsel olup olmadigini belirleyen ana unsurdur. Diyalektik yaklasimda olayin mekandaki goruntusu, andaki sabitligi ve varlik- ozne ozdesliginin/ bagimsizliginin otesine gecilir ve varliklarin-oznelerin mekan ve zaman uzaminda birbirlerini kosullandirarak, etkilesime sokarak ve surekli bir degisim dongusune tabi tutarak donusturmeleri esas alinir. Hegelci diyalektikte donusturucu unsur, teolojik bir temeli de olan "Mutlak Fikir" (kendi kendine yabancilasip surec icinde kendi bilincine varan "ruh") olur ve bireyin bilinci kendiliginden birincil hale gelir. Diyalektik materyalizmde ise degisimin kaynagi mevcut maddi kosullar temelinde gerceklesir ve bireyin bilinci mevcut kosullarin (uretim bicimi, mulkiyet iliskileri, sinifsal catismalar, toplumsal ve tarihsel kosullar) etkilesimiyle olusan toplumsal varligina gore sekillenir. Dolayisiyla, Hegelci diyalektikte gerceklik tanimi, birey (bilinc) temelli, goreli, parcali ve coklu iken diyalektik materyalizmde gerceklik tanimi maddi kosullar temelli butunsel, iliskisel, toplumsal ve tarihseldir.

Diyalektik yaklasim oncesinde bilgi uretiminde one cikan oznel idealizmin temel iddiasi, zamanin ve mekanin kosullandirmasindan muaf olan oznenin gercekligin bilgisine dogustan gelen zihinsel sezgisi-bilinciyle ile ulastigi ve ortaya cikan bilginin toplumsal bir varligi olmayan bireyin goreli ahlaki ve aklina uygun olarak parcali, duragan ve cok sayida hakikatten olusmasidir. Ayni donemde materyalizme yakin sayilabilecek ampiristlerin iddiasi ise, bilginin kaynaginin salt varligin kendisi oldugu ve bilginin maddenin dolaysiz yansiyan goruntusunden duyular araciligiyla deneylerle elde edilebilmesidir. Bu baglamda, ampiristlere gore gerceklik "an" icinde rastlantisal olarak kurulan parcalarin toplamidir. Idealist ve ampiristlerin yani sira her iki yaklasimin da sentezini yapan Berkeley ve Kant (bilinemezcilik) gibi dusunurler de bu donemde etkili olmus fakat her iki paradigmanin sinirliliklari icinde kalmislardir.

Hegelci diyalektik ile gelisen nesnel idealizm, nesnel kosullar altinda ozne ve maddenin birbirini surekli olarak kosullandirdigini-donusume ugrattigini iddia ederek bilgi uretimini nesnel alana cekmis fakat dunyevi kosullarda gerceklige hicbir zaman ulasilamayacagini ve gercekligin de ancak dusunsel (bireyin bilincinde) olarak kuruldugunu savunarak idealist paradigma icinde yer almistir. Marx'in gelistirdigi diyalektik materyalizm ise maddeyi ozneden bagimsiz tutan ve goruntu ile bilgiyi esitleyen ampiristler ile alti materyalist ustu idealist olan Feurbach'in sezgisel materyalizmini bir kenara itmistir. Diyalektik materyalizm, maddenin bilincten once geldigini, ozneyi kosullandirdigini ve karsilikli etkilesimin (celiskilerin birligi dahilinde) donusum surecini calistirdigini iddia etmistir. Diyalektik materyalizme gore, maddi kosullar goreli olmadigi gibi, maddi kosullarla etkilesime giren-gudulenen ozne de edilgen veya tasiyici degil, kosullar baglaminda kendi tarihini yapabilen aktif bir bireydir.

Aydinlanma doneminde gittikce hakim hale gelen kapitalist uretim bicimi ve burjuvazi, feodal degerlere-felsefesine (dissal bir gerceklik tanimayan, degisme, rasyonaliteye, nedensellige, oznellige, suphecilige karsi duran ve bireyi edilgen bir kader tasiyicisi olarak tanimlayan), hukukuna, sinifsal duzenlemelerine ve kurumlarina karsi bilimin, rasyonalitenin, bireyin, laikligin, siyaset-hukuk- toplumsal degisimin one cikartildigi dusunce akimlarina destek vermistir. Bu donemde ozellikle oznel- nesnel idealizm burjuvazinin dusunsel alanini olustururken, donemin goreli dusunsel ozgurlugu, devrim hareketleri ve bilimsel kesifleri icinde diyalektik materyalizm de kendisine alan bulmustur.

Kapitalist uretim bicimi ve onun siyasi mekanizmalarinin, hukuki modelinin ve toplumsal kontrol aygitlarinin basat hale geldigi 20. yuzyilin baslarindan itibaren mevcut birikim modelini korumak ve surdurmek amaciyla sermaye sinifinin onculugunde dusunsel alanda aklin/rasyonalitenin giderek dislandigi ve yerine sezgisel bilinc, ahlak, gelenek ve kultur gibi unsurlarin eklendigi yeni yaklasimlar gelismeye baslamistir. Bu yaklasimlar icinde one cikan elestirel kuramlar, Hegelci diyalektikteki teolojik temelli "Mutlak Fikir" yerine "birey-ozneyi" koyarken (dolayisiyla, arastirma odagi nesnel kosullardan psikanalize, aile duzenine, kulturel gecmise, ideolojik gudulenmeye, kisisel tercihlere ve bireysel secimlere yonelmistir), yorumsamacilar kendisini dilde yansitan bireyin iradesi disindaki nesnel gercekligin anlasilamayacagini soyleyerek diyalektik anlayisin disina cikmislardir. 1960'lardan 1970 ortalarina kadar sosyal bilimlerde hakim olan yapisalcilik ise diyalektik yaklasimin temelinde yer alan "surec" yerine kendinden devinimli, tarihsiz, toplum disi, mekan ve zaman sinirlamasina tabi olmayan bir "yapi" anlayisi gelistirmis ve oznenin bu yapinin salt edilgen bir tasiyicisi oldugunu iddia etmistir.

Kapitalizmin icsel celiskilerinin bir sonucu olarak 1970'lerden itibaren kapitalist birikim modelinde baslayan yapisal kriz, ABD onculugundeki neoliberal restorasyon projesinin devreye sokulmasina ve kuresel olarak iktisattan siyasete, hukuktan toplumsal iliskilere, askeri yapilanmalardan bilime kadar her alanda kapsayici bir donusumun gerceklesmesine yol acmistir. Neoliberalizmin tasfiye ettigi kapsamli-butunsel modeller (kitlesel pazar-tuketim anlayisi, sosyal-hukuk devleti, orgutlu-sinifsal haklar gibi) yerlerini zaman ve mekandan muaf parcali (kuralsizlik, taseronlasma, tikelcilik, yerellesme uzerinden kuresellesme, yonetisim) pratik ve kavramlara birakmistir. Bu surecin sosyal bilimlerdeki izdusumu olarak postmodernist akim, radikal bir epistemolojik kuskuculuk icinde oncelikle her turlu butunsel teoriyi ve gercekligi reddetmis ve maddi gercekligin yoklugunda tum bilginin kurgulanmis oldugunu iddia etmistir. Postmodernistler bir taraftan dissal gercekligi ("an" icinde olusan coklu hakikatler disinda) reddederken diger taraftan bilinci de yadsiyarak bireyi yonlendirenin tarih, mekan, toplumsal varlik, ekonomi, siyaset ve diger gercege iliskin iliski turleri degil dil, soylem, anlati, kultur ve yalitilmis kimlige dayali bilincalti oldugunu iddia etmislerdir. Akli yadsimak, nesnel bir gercekligi kabul etmemek, bireyi ozne olmaktan cikararak edilgen bir tasiyici konumuna sokmak, mekan-zaman ve toplumsal surecleri tanimamak (diyalektik disi kalmak) bakimindan postmodernist akim bilimden ziyade felsefeye yakin bir anlayis icinde kalmistir.

Sonuc olarak, idealist-materyalist ayrimi ve diyalektik anlayisa sahip olup olmamak bakimindan gunumuzde sosyal bilimlerin geldigi asama veya icinde oldugu genel egilim, diyalektigin giderek dislandigi oznel idealizm ile Aydinlanma oncesi felsefesine dogru gidistir. Gercegi nedenlerinden, ic celiskilerinden, tarihsel surecten ve toplumsalliktan ayirarak tecrit etmek, kucuk parcalara bolmek, fetislestirilmis kavramlarla yeniden tanimlamak ve herhangi bir sonuca varmadan soyut onermelerin sonsuz cokluguna birakmak, bilimin temel islevleri olan aciklama, nedensellestirme, iliskileri tutarli bir butunsellik icinde analiz etme ve ongoru olusturma gerekliliklerinin yerine getirilmesine engel olacaktir.

Kaynakca

Acar-Savran. Gulnur, Sivil Toplum ve Otesi: Rousseau, Hegel, Marx, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2013.

Ahmad, Aijaz. "On Post Modernism," The Marxist, Cilt XXVII, No.1, Ocak-Mart 2011, s.2-37.

Bailey, Leon. Critical Theory and Sociology of Knowledge: A Comparative Study in the Theory of Ideology, New York, Peter Lang, 1996.

Berger, Peter ve Stanley Pullberg. "Reification and the Sociological Critique of Consciousness", New Left Review, No.35, 1966, s.56-71.

Eagleton, Terry. Postmodernizmin Yanilsamalari, Mehmet Kucuk (cev.), Istanbul, Ayrinti Yayinlari, 1999.

Engels, Friedrich. Ailenin, Ozel Mulkiyetin ve Devletin Kokeni, Kenan Somer (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 2010.

Engels, Friedrich. Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 1979.

Erdogan, Irfan. "Kuresel Pazarin Kuresel Ideolojisi: Postmodernizm," Bilim ve Utopya, No.217, Temmuz 2012, s.7-16.

Federici, Silvia. Caliban ve Cadi: Kadinlar, Beden ve Ilksel Birikim, Oznur Karakas (cev.), Istanbul, Otonom Yayincilik, 2004.

Feyerabend, Paul. Against Method, Londra, New Left Books, 1975.

Fogelin, Robert J. Berkeley and Principles of Human Knowledge, New York, Routledge, 2001.

Guney, Atilla. "Postmodern Ideoloji, Siyasetten Arindirma Sureci ve Turkiye'de Siyaset," Ankara Universitesi SBF Dergisi, Cilt 61, No.1, 2006, s.175-200.

Hawkes, David. Ideology, New York, Routledge, 2003.

Hegel, G. W. Friedrich. Tuze Felsefesi, Aziz Yardimli (cev.), Istanbul, Idea Yayinevi, 2006.

Hegel, G. W. Friedrich. Hukuk Felsefesinin Prensipleri, Cenap Karakaya (cev.), Istanbul, Sosyal Yayinlar, 1991.

Holz, Hans Heinz. Frankfurt Okulu Elestirisi, Olcay Geridonmez (cev.), Istanbul, Evrensel Basim Yayin, 2012.

Jones, Gareth Stedman. "Engels and the End of Classical German Philosophy," New Left Review, No.79, 1973, s. 17-36.

Kocer, Gokhan. "Kuresellesme ve Uluslararasi Iliskilerin Gelecegi", Uluslararasi Iliskiler Dergisi, Cilt 1, No.3, 2004, s.101-123.

Jovel Kovel. "Praksis Olarak Diyalektik," Bertell Olmann ve Tony Smith (der.), Yeni Yuzyilda Diyalektik, Sukru Aspagut (cev.), Istanbul, Yordam Kitap, 2011.

Koker, Levent. Iki Farkli Siyaset: Bilgi Teorisi Siyaset Bilimi Iliskiler Acisindan Pozitivizm ve Elestirel Teori, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2008.

Marx, Karl. Louis Bonaparte'in 18 Brumaire'i, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 1976.

Marx, Karl ve Friedrich Engels. Felsefe Incelemeleri, Cem Ertugrul (cev.), Istanbul, Yordam Kitap, 2009.

Marx, Karl ve Friedrich Engels. Politika ve Felsefe, Tektas Agaoglu (cev.), Istanbul, Belge Yayinlari, 2011.

Marx, Karl ve Friedrich Engels. Alman Ideolojisi, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 2010.

Marx, Karl. Felsefe Yazilari, Ahmet Fethi (cev.), Istanbul, Hil Yayin, 2009.

Olgun, Cem K. "Frankfurt Okulu Dusunurlerinde Akil Kavrami," Sosyoloji Notlari, No.1, Nisan 2007, s.22-30.

Ollman, Bertel. Diyalektik Sorusturmalar, Cenk Saracoglu (cev.), Istanbul, Yordam Kitabevi, 2008.

Ollman, Bertell. Yabancilasma: Marx'in Kapitalist Toplumdaki Insan Anlayisi, Aysegul Kars (cev.), Istanbul, Yordam Kitabevi, 2012.

Oktem, Ulker. "John Locke ve George Berkeley'in Kesin Bilgi Anlayisi," Ankara Universitesi Dil ve Tarih Cografya Fakultesi Dergisi, Cilt 43, No.2, 2003, s.133-149.

Ozdemir, Ali Murat. Sozun Mulkiyeti: Hukukun Ekonomi Politigi, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2008.

Sezgin, Omur. Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, Ankara, Phoenix Yayinevi, 2008.

Sokal, Alan ve Jean Bricmont. Son Moda Sacmalar: Postmodern Aydinlarin Bilimi Istismar Etmesi, Baris Gonulsen (cev.), Istanbul, Alfa Bilim, 2011.

Saylan, Gencay, Postmodernizm, Ankara, Imge Kitabevi, 2006.

Thalheimer, August. Diyalektik Materyalizme Giris, Istanbul, Yordam Kitabevi, 2009.

Thernborn, Goran. "The Frankfurt School," New Left Review, No.63, 1970, s.65-96.

Ugurlu, Goksu. "Eylemsizligin Eylem Hali: Post-Kolonyal Calismalar ve Uluslararasi Hukuk", Ali Murat Ozdemir (der.), Emperyalizmin Hayaletleri: Kuresel Duzenlemenin Bugunu, Ankara, Imge Yayinevi, 2013.

Wood, Allen W. Karl Marx, New York, Routledge, 2004.

Yildirim, Kansu. "Kapitalizmin Yonetimsel Restorasyonu: Krizler ve Yonetisim Mantigi", Ali Murat Ozdemir (der.), Emperyalizmin Hayaletleri: Kuresel Duzenlemenin Bugunu, Ankara, Imge Yayinevi, 2013.

(1) Ulker Oktem, "John Locke ve George Berkeley'in Kesin Bilgi Anlayisi", Ankara Universitesi Dil ve Tarih Cografya Fakultesi Dergisi, Cilt 43, No.2, s.135.

(2) August Thalheimer, Diyalektik Materyalizme Giris, Istanbul, Yordam Kitabevi, 2009, s.54.

(3) Ibid., s.58.

(4) Ibid., s.85.

(5) Aydinlanma surecinde bilginin kaynagina teolojiyi ve siyasi gucun kaynagina da monarsiyi koyan iktidar iliskilerine karsi hegemonya iliskileri gelistirmek isteyen burjuvazi, bilginin ve iktidar iliskilerinin merkezine "akli" ve "insani" yerlestirmeye calismistir.

(6) Karl Marx ve Friedrich Engels, Felsefe Incelemeleri, Cem Ertugrul (cev.), Istanbul, Yordam Kitap, 2009, s.114.

(7) Oktem, "John Locke ve George Berkeley", s.136.

(8) Ibid.

(9) Gulnur Acar-Savran, Sivil Toplum ve Otesi: Rousseau, Hegel, Marx, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2013, s.146.

(10) Ibid.

(11) Oktem, "John Locke ve George Berkeley", s.136.

(12) Ibid.

(13) Robert J. Fogelin, Berkeley and Principles of Human Knowledge, New York, Routledge, 2001, s.165.

(14) Omur Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, Ankara, Phoenix Yayinevi, 2008, s.79.

(15) Gencay Saylan, Postmodernizm, Ankara, imge Kitabevi, 2006, s.170.

(16) David Hawkes, Ideology, New York, Routledge, 2003, s.67.

(17) Ibid., s.68.

(18) Gareth Stedman Jones, "Engels and the End of Classical German Philosophy," New Left Review, No.79, 1973, s.26.

(19) Thalheimer, "Diyalektik Materyalizme Giris", s.114; Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.15.

(20) Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.64.

(21) Bertell Ollman, Yabancilasma: Marxm Kapitalist Toplumdaki Insan Anlayisi, Aysegul Kars (cev.), Istanbul, Yordam Kitabevi, 2012, s.105.

(22) Friedrich G. W. Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri, Cenap Karakaya (cev.), Istanbul, Sosyal Yayinlar, 1991, s.30.

(23) Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 1979, s.50.

(24) Friedrich G. W. Hegel, Tuze Felsefesi, Aziz Yardimli (cev.), Istanbul, Idea Yayinevi, 2006, s.14-18; Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri, s.9.

(25) Engels, Ludwig Feuerbach, s.50.

(26) Peter Berger ve Stanley Pullberg, "Reification and the Sociological Critique of Consciousness", New Left Review, No.35, 1966, s.57.

(27) Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri, s.15.

(28) Ibid., s.29.

(29) Ibid.,s.16.

(30) Ibid.,s.18.

(31) Friedrich Engels, Ailenin, Ozel Mulkiyetin ve Devletin Kokeni, Kenan Somer (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 2010, s.199.

(32) Hegel, Hukuk Felsefesinin Prensipleri, s.12. Calismalarinin ilk zamanlarinda Hegel'in yonetim kademesine uygun gordugu sinif aristokrasidir.

(33) Karl Marx, Felsefe Yazilari, Ahmet Fethi (cev.), Istanbul, Hil Yayin, 2009, s.81.

(34) Thalheimer, "Diyalektik Materyalizme Giris", s.91.

(35) Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman Ideolojisi, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 2010, s.27.

(36) Marx ve Engels, Felsefe Incelemeleri, s.51-53.

(37) Ibid., s.81.

(38) Marx ve Engels, Alman Ideolojisi, s.68.

(39) Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.18.

(40) Bertell Ollman, Diyalektik Sorusturmalar, Cenk Saracoglu (cev.), Istanbul, Yordam Kitabevi, 2008, s.128.

(41) Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.18.

(42) Marx ve Engels, Alman Ideolojisi, s.31.

(43) Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.18.

(44) Marx ve Engels, Alman Ideolojisi, s.76.

(45) Ibid., s.71.

(46) Sezgin, Marx, Kapital ve Diyalektik Materyalizm, s.19.

(47) Karl Marx ve Friedrich Engels, Politika ve Felsefe, Tektas Agaoglu (cev.), Istanbul, Belge Yayinlari, 2011, s.16.

(48) Allen W. Wood, Karl Marx, New York, Routledge, 2004, s.109.

(49) Karl Marx, Louis Bonaparte in 18 Brumairei, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 1976, s.13.

(50) Idealist felsefe temelli olan yaklasimlarin ortak hareket noktasi bagimsiz, rasyonel ve soyut bireydir. Bu bireyin hareketlerini etkileyen unsurlarin basinda mekan ve zaman sinirlamalarindan bagimsiz olarak kisinin degismez ve evrensel (cikarlarini maksimize etmek icin savasan veya isbirligi yapan) dogasi gelir. Bu verili doga ozelliklerine kisinin rasyonel, ahlaki ve ozgur secimleri eklenir.

(51) Marx ve Engels, Felsefe Incelemeleri, s.91. Diyalektik materyalizmin ekonomik indirmecilikle suclanmasi uzerine Engels su yaniti vermistir: "Maddeci tarih gorusune gore, tarihin belirleyici etmeni, son belirlemede, gercek yasamin uretimi ve yeniden uretimidir. Ne Marx ne de ben, bunun otesinde bir sey soylemedik. Bundan sonra biri kalkar da, bu onermeye iktisadi etmen tek belirleyici etmendir dedirtecek kadar iskence ederse, onu, bos, soyut, sacma bir tumce durumuna dusurur." Ibid., s.168.

(52) Silvia Federici, Caliban ve Cadi: Kadinlar, Beden ve Ilksel Birikim, Oznur Karakas (cev.), Istanbul, Otonom Yayincilik, 2004, s.102-107.

(53) Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sevim Belli (cev.), Ankara, Sol Yayinlari, 1979, s.53-54; Jones, "Engels and the End of Classical German Philosophy," s.24.

(54) Marx ve Engels, Felsefe Incelemeleri, s.92.

(55) Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, s.63.

(56) Ibid., s.64.

(57) Ibid., s.61.

(58) Leon Bailey, Critical Theory and Sociology of Knowledge: A Comparative Study in the Theory of Ideology, New York, Peter Lang, 1996, s.6.

(59) Goran Thernborn, "The Frankfurt School", New Left Review, No.63, 1970, s.77.

(60) Horkheimer oznel akil (aracsal) ve nesnel akil (amacsal) ayrimi yapar ve elestirilerini, toplumu totaliterlige ve tahakkum iliskilerine mahkum kildigini iddia ettigi aracsal akla yoneltir. Marcuse ise benzer bir siniflandirmayla endustriyel toplumun akil bicimi olarak "teknik akili" one cikartir ve onun araciligiyla insanlarin teknolojik egemenlik altina girdigini ve tek boyutlu bir toplum yarattigini iddia eder. Cem K. Olgun, "Frankfurt Okulu Dusunurlerinde Akil Kavrami", Sosyoloji Notlari, No.1, 2007, s.23-25.

(61) Thernborn, "The Frankfurt School," s.83. Ilerleyen donemde Karl Popper'in ogrencisi olan Paul Feyerabend, epistemolojik anarsizmi savunarak akilciligin bilimden tamamen dislanmasi gerektigini iddia edecek ("Akla Veda" calismasiyla) ve gerceklige ulasmada bilimin tekci bir yontem olarak kullanilmasinin totalitarizmle sonuclanacagini savunacaktir. Paul Feyerabend, Against Method, Londra, New Left Books, 1975.

(62) Atilla Guney, "Postmodern Ideoloji, Siyasetten Arindirma Sureci ve Turkiye'de Siyaset", Ankara Universitesi SBF Dergisi, Cilt 61, No.1, 2006, s.176.

(63) Hans Heinz Holz, Frankfurt Okulu Elestirisi, Olcay Geridonmez (cev.), Istanbul, Evrensel Basim Yayin, 2012, s.12-16.

(64) Levent Koker, Iki Farkli Siyaset: Bilgi Teorisi Siyaset Bilimi Iliskiler Acisindan Pozitivizm ve Elestirel Teori, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2008, s.82.

(65) Ibid., s.121.

(66) Ali Murat Ozdemir, Sozun Mulkiyeti: Hukukun Ekonomi Politigi, Ankara, Dipnot Yayinlari, 2008, s.44.

(67) Aijaz Ahmad, "On Post Modernism," The Marxist, Cilt XXVII, No.1,Ocak-Mart 2011, s.2.

(68) Ozdemir, Sozun Mulkiyeti, s.51.

(69) Alan Sokal ve Jean Bricmont, Son Moda Sacmalar: Postmodern Aydinlarin Bilimi Istismar Etmesi, Baris Gonulsen (cev.), Istanbul, Alfa Bilim, 2011, s.33. Ornek olarak, Jacques Lacan'nin bir matematik dali olan topoloji ile ruh hastaliklarini aciklamasi ve Julia Kristeva'nin matematiksel kumeler ile dilbilim karsilastirmasi gosterilebilir. Ibid., s.40-62.

(70) Postmodernizmin onde gelen isimlerinden olan Michel Foucault, Jacques Derrida, Jean-Francois Lyotard, Daniel Bell, J ean Baudrillard, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'nin ayni kuram icinde degerlendirilmesi zorlama bir cikarim olmakla birlikte, postmodernizmin temel referanslarini ve terminolojisini gelistirmis olmalari ve cozumlemelerinin benzer bir egilim tasimasi sebepleriyle, bu isimlerin calismalari postmodernist kuraminin kapsayiciligi icinde degerlendirmek yanlis olmayacaktir.

(71) Saylan, Postmodernizm, s.119.

(72) Nietzsche'ye gore, yasam enerjisinin iyicil ve goreli olarak duzenli-yuksek hali, "ustun-seckin" bireyler olan aristokratlardan cikmaktadir. Yasam enerjisi dusuk olan siradan halka Aydinlanma doneminde oldugu gibi esitlik, ozgurluk verilir ve bilgi-bilim temel olursa "Aydinlanma projesindeki iyimser oncullerin aksine yabancilasma, anarsi, vahset ve acimasizlik da egemen olacaktir". Ibid., s.120.

(73) Ibid.

(74) Goksu Ugurlu, "Eylemsizligin Eylem Hali: Post-Kolonyal Calismalar ve Uluslararasi Hukuk", Ali Murat Ozdemir (der.), Emperyalizmin Hayaletleri: Kuresel Duzenlemenin Bugunu, Ankara, imge Yayinevi, 2013, s.216.

(75) Kansu Yildirim, "Kapitalizmin Yonetimsel Restorasyonu: Krizler ve Yonetisim Mantigi", Ozdemir (der.), Emperyalizmin Hayaletleri, s.171; Erdogan, "Kuresel Pazarin Kuresel ideolojisi", s.8.

(76) Sokal ve Bricmont, Son Moda Sacmalar, s.210. Oncullerinin aksine postmodernistler icin bilgi-iktidar iliskisini sorgulamak ve toplumdaki guc iliskilerini ortaya cikartmaya calismak artik gereksiz bir faaliyettir. Erdogan, "Kuresel Pazarin Kuresel Ideolojisi", s.16. Gercegi ortaya cikartmaya calisan ve bu surecte toplumsal iliskileri sorgulamayi amac edinen "bilimsel sorumluluk" yerini andaki verili durumu sorgusuz sualsiz gercek olarak ele alan "bilimsel aklamaya" birakmistir.

(77) Terry Eagleton, Postmodernizmin Yanilsamalari, Mehmet Kucuk (cev.), Istanbul, Ayrinti Yayinlari, 1999, s.27.

(78) Bilimsel bilgiye radikal bir kuskuculuk ile yaklasan, bilimi bir "anlati" veya "soylence" olarak degerlendiren ve dissal bir dunyanin var olduguna iliskin bilgileri "dogma" olarak kabul eden postmodernizm, ironik bir sekilde tezlerini kanitlamak amaciyla doga bilimlerinden analojiler yapmakta veya dogrudan kanit olarak one surmektedir. Sokal ve Bricmont, Son Moda Sacmalar, s.20.

(79) Guney, "Postmodern Ideoloji", s.181.

(80) Yapisalciliktan farkli olarak postmodernizmde birey, yapinin icindeki farkli alt kulturlerin (etnik, din, mezhep, medeniyet, cinsiyet, yas veya yoresel degerler) etkisi altinda sekillenmistir. Gecmis ve gelecegin olmadigi her seyin "an" icinde gerceklestigi ortamda birey kendi kendine olusmus bireysel bir kulturun tasiyicisidir. Bireyin kendisinin bile surekli ve butunsel bir gerceklik anlayisi yoktur. Bu anlamda, oznel gercekliklerin coklugu nesnel bir gercekligin olmasini engellemekte ve hem bireylerin kendi icinde hem de bireyler arasinda olusan coklu hakikatler, butunsel ve bilimsel bir gerceklik aciklamasini imkansiz kilmaktadir.

(81) Ibid., s.182.

(82) Guney, "Postmodern Ideoloji", s.189.

Ekin Oyan ALTUNTAS, Yrd. Doc. Dr., Abant Izzet Baysal Universitesi, Uluslararasi Iliskiler Bolumu

Yrd. Doc. Dr., Uluslararasi Iliskiler Bolumu, IIBF, Abant Izzet Baysal Universitesi, Bolu. E-posta: oekinoy@yahoo.com.tr
COPYRIGHT 2015 International Relations Council of Turkey
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2015 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Altuntas, Ekin Oyan
Publication:Uluslararasi Iliskiler / International Relations
Article Type:Report
Geographic Code:7TURK
Date:Sep 22, 2015
Words:7611
Previous Article:Can soft power be measured?/ Yumusak Guc Olculebilir mi?
Next Article:The problem of the "cases deemed legitimate by International Law" in Turkish Constitution/Anayasa'da "milletlerarasi hukukun mesru saydigi haller"...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2022 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters |