Printer Friendly

The effects of underground as space and concept on society and imagination/Yeralti mekani ve kavraminin toplum ve imgelem uzerine etkisi.

GIRIS VE YERALTI KAVRAMI

Yeralti, insanoglunun bilinmeze karsi olan meraki ve ilgisi sonucunda, gormek ve kesfetmek istedigi en onemli basliklardan birisi olmustur. Modernligin ve modern kentin kavramsallastirilmasinda yeralti ve kentin yeralti sistemlerinin etkisi buyuktur (Pike,2005). Bir bakima uygarlik denen sey yeralti uzerine insa edilmistir. Bununla beraber mekanin teknik olarak kesfedilebilirliginin zorlugu, onu kimi zaman gizil ve korkunc nuveleri barindiran fobik, kimi zaman ise sira disi mekansal degerler ve farkliliklarla dolu ve fantastik bir uzam halinde algilanmasini saglamistir.

Uzun bir sure yukaridaki modern dunyanin fiziki ve kavramsal olarak cop deposu olarak kentin istenmeyen, problem yaratan ve artik ise yaramayan ciktilarindan arindirilmasi icin kullanilan yeralti (Pike, 2005), ozellikle 19. yuzyildan itibaren her turlu altyapi bakimindan kentin yukunu omuzlayan en kritik unsur haline gelmistir. Yeralti ile insanoglunun etkilesimi metro ile artmistir. Metronun ilk basta dusuk, sonra orta, gunumuzde ise pratikligi acisindan her sinif insana hizmet sunmasina karsin, yeraltina karsi mesafeli durus halen devam etmektedir. Bu durum ise yuzyillarin birikimidir.

Zira Jung'a gore asil onemli olan bireysel bilincalti degil, ortak bilincdisidir. Kalitsal olarak aktarilan bilincdisinin icerigini arketipler (ilk ornekler) olusturur. Butun insanlikta ortak olan bu durum butun gecmisi kapsayan izlenimleri icermektedir ve dusler, masallar, dini coskular gibi vesilelerle aciga vurulur. Dolayisiyla, konu bilinc disi oldugunda, yeralti kavramini gizil imgeler toplulugu olarak ele alarak yeralti kavramini ozellikle sanat eserleri, edebiyat urunleri, masallar, mitoslar ve dinler acisindan incelemek konuyu daha etkili bir bicimde yorumlamamiza olanak vermektedir. Cunku bireyler gunluk hayatlarinda arketiplerin varligindan dogrudan haberdar olmazlar. Arketipler, ruyalarda, masal, mitos gibi anonim edebiyat eserlerinde ve sanatcilarin urunlerinde ortaya cikarlar (Jung, 1989, 51).

Boyle bir alginin, kulturlerden bagimsiz olarak olusmasinda uc nedenden soz etmek olanaklidir. Bunlardan ilki, yeraltinin teolojide yer alan cezaodul sisteminin gereksinim duydugu mekansal temsilinde siklikla ceza ile iliskilendirilmesidir. Ikincisi, yeraltinin sundugu kosullarin, alisilagelmis fizyolojik kosullardan farkli uc kosullar sunmasi ve bu kosullarin bilinmezlik ile harmanlanip farkli yasam bicimleri ve fiziki kosullarin hayal edilmesini tetiklemesidir. Son olarak, yeraltinin, yeryuzunde hukum suren duzeni reddeden ve ona karsi surdurulecek muhalefete karsi korunakli, gizli ve ozgur kosullar sunmasindan dolayi politik anlamda bir simgesellige ulastirilmasidir.

Yer alti somut gercekliginden farkli olarak ayni zamanda tarih boyunca toplumsal olarak uretilmis ve anlamlandirilmis soyut bir mekandir. Bu imgeleme gunumuzde de farkli anlam yuklemeleri ile insa edilmeye devam etmektedir. Bu calismada yeraltinin mutlak mekan gercekliginden fiktif kurgular ile goreli mekana donusumu yeryuzu ve yeryuzunde sure gelen yasam ile olusturdugu iliskiler butunu acisindan ele alinacaktir.

Yer kelimesi, Turkce'de de, toprak, bolge, mekan, diyar, memleket, dunya yuvarlagi ile yeryuzu anlamina gelmektedir. Gercekte soyut ve var olmayan, belirli bir kalinliga sahip olmayan yer; uc boyutlu mekanda diger cisimler icin referans gorevi ustlenir, cisimlerin konumlari ona gore tanimlanir (yer alti, yerustu, yeryuzu vb.). Yeralti ise yer cizgisinin daha dogrusu topragin altinda kalandir.

"Altimizda neyin oldugu" sorusu insanoglunun zihnini surekli mesgul etmis ve yuzyillar boyu dinmeyen bir merak uyandirmistir. Bugun yeraltinin modern insan icin iki anlamindan bahsetmek olanaklidir. Bunlardan ilki, yeraltinin ihtiyac duyulan yasamsal altyapinin bulundugu fiziksel mekan olusu, ikincisi ise gizli olanin, lanetli olanin kralligidir (Pike,1997). Yeralti mekansal ifadeden farkli olarak ayni zamanda alisilmisin disinda ve yasal olmayan, kirli ve karanlik islerin gerceklestirildigi ortam anlamina da gelmektedir. Ornegin yeralti ekonomisi, bireylerin piyasa ekonomisinde vergilenmeyen veya eksik olarak vergilendirilen iktisadi faaliyetleri veya yasal olmayan fuhus veya uyusturucu ticareti olarak tanimlanirken, yeralti dunyasi, yasadisi faaliyetlerde bulunan orgutleri, ozellikle de cikar hesaplasmalariyla taninan mafyayi tanimlamak icin kullanilmaya baslanmistir. Yeralti, kumar, fuhus, uyusturucu ve silah ticareti, adam kacirma, yaralama ve oldurme, harac alma gibi anlamlari da icinde barindiran urpertici bir sozcuge donusturulmustur (Yula, 1995).

MITLER VE DINLER ACISINDAN YERALTI

Yeralti kavrami toplumlarin kutsal gecmisinde onemli bir yer kaplar. Cogu dini mekansal organizasyonda dunya gok, yer ve yeralti olmak uzere yonsel ve katmansal olarak siniflandirilmistir. Genelde 'aydinlik bir alem olan gokyuzu ilahi veya yari ilahi varliklarca meskun olup, yeryuzu kendini olum sonrasi yasama hazirlayan insanlara ayrilmis'tir. Yeralti ise bircok icrek (2) gelenekte ve dinde yeralan bir kavram olup, sembolik anlamiyla olum olayi ile bedenlerini terk edenlerin goctukleri ote-alem ile beraber karanligi, kotulugu ve izdirabi ifade etmek uzere kullanilmistir. Dinler genel olarak Tanri merkezli bir ontoloji uzerine kurguludur. Tanri ve Insan arasindaki iliski ise eskatolojiktir (Ahirete dair). Dolayisi ile olum sonrasi yasam kavrami hemen hemen her dinde vardir. Bununla beraber kotu davranislarin cezalarinin cekilecegi mekansal kurgu genel olarak yeryuzunun altidir (Pike,1997).

Farkli icrek gelenekte ve dinde yeralti denince hem fiziki hem de araci bir mekansal kurgudan soz etmek olanaklidir. Her iki yaklasimda da fiziki yer alti yeryuzu ile beraber var olan, yeryuzundeki "gunahkar" yasamin bedelinin odendigine inanilan bir mekandir.

Sumer mitolojisinde olulerin yuvasi olarak suclu insanlarin dusecegi yer olan Kur; Inanna'nin Oluler Diyarina Inisi mitinde vucut bulur. Tanrica Inanna oluler aleminin de kralicesi olmak ister ve oluler alemine yedi kapidan gecerek iner. Yeraltinda olan Kur cok kati ve sert uygulamalari ile meshur olum ve karanliklar tanricasi Ereskigal tarafindan yonetilirdi.

Yunanlilarda Kur'un karsiligi Hades'tir. Hades ayni zamanda yeraltinin ve cehennemin tanrisidir. Hades Tartaros ve Erabos olarak ikiye ayrilir. Olen insanlar ilk once Erabos'a daha sonra dipsiz kuyu Tartaros'a gecerlerdi. Hades cirkin, karanlik ve icinden cikilmasi zor bir yeralti diyari olarak bilinirdi (Faglos, 1998).

Samanizm'de ise dunya gok, yeryuzu ve yeralti olmak uzere uc kisma ayrilmaktaydi. Inanisa gore karanlik alemi olan yeraltinda genellikle korkunc ve kotu ruhlar (Tumengi Toz) yasardi. Bu kotu ruhlarin basinda yeralti dunyasinin hakimi Erlik Kan bulunurdu. Erlik insanin canini alip yeraltina goturur; orada sorguya cektikten sonra kendi emrinde kullanirdi.

Bununla beraber teozofik (3) ve iclek gelenekte yeraltinda varligini surduren medeniyetler siklikla yer almistir. Bunlardan Agarta (veya Sambala) Mu ve Atlantis'ten goc eden bilim rahiplerinin kurdugu Tibet'in kuzeyinde bulundugu ileri surulen bir yeralti mekanidir. Inanisa gore rahipler birbiri ile tuneller vasitasi ile baglanan yeralti sehirlerinde yasarlar. Agarta bilgelerinin sahip bulundugu binlerce yillik sirlari uygulamak suretiyle yeniden dunya nizamini aydinlanma ile kurmak uzere yeryuzune cikacaklarina da inanilmaktadir. Bilimkurgu yazininda ozellikle 1960larin sonuna kadar siklikla vurgulanan konu gunumuzde kayda deger bir populerlik kazanmis ve Oyuk Dunya Teorisi (4) ile iliskilendirilmistir. Oyuk Dunya Teorisinde (Theory of Hollow World) modern bilimden farkli olarak dunyanin icinin bos oldugu icinde birbirine bagli bircok kentin ve irkin varligina inanilir (Abdelkader, 1983). Bu irklarin zamani geldiginde yeryuzune cikacagi ve yeni bir dunya duzeni saglayacaklari ifade edilir.

Musevilikte ister Eski Ahit (5) (Tevrat) isterse sonradan olusan yorum kitabi ve kutsal metin Talmud'da (6) olumden sonra dirilisin olacagi inanci vardir (Tevrat, Hosea, 6/1-3; Tekvin, 25/8,; Pirke Abot, 4/22). Tevrat'a gore iman sahiplerinin gidecegi Aden Bahcesi (Cennet; Gan Eden) kadar gunahkarlarin ates azabi gorecegi Gehinnom (Cehennem) da haber verilmektedir (Tevrat, Tesniye, 32/39). Gehinnom karanlik, insanlarin aci ve sikinti cektigi bir mekandir (Tevrat, Eyub, 10/22). Gehinnom temelde asagiya inilen bir cukur olarak tasvir edilmistir (Tevrat, Eyub, 17/4; Eyub 33/23-26; Tekvin, 37/35). Gehinnom kelimesi ile beraber Seol kelimesi ile de Eski Ahit'te yer almaktadir. Seol kelime karsiligi olarak "oymak, kazmak ve cukurlastirmak" anlamina gelmektedir. Zira Eski Ahit'e gore Seol yerin karanlik derinliklerindedir (Tevrat, Tesniye, 32/22; Mezmurlar, 48/18; 54/16; 62/10; 85/13; 87/7; 138/ 8; Eyub, 17/16; Suleyman'in Meselleri, 9/18). Kafirler en asagi tabakaya atilacaktir (Tevrat, Hezekiel, 32/17-32).

Hiristiyan inancinda ise gunahkarlar oldukten hemen sonra bir ucurum olan (Incil, Luka, 8/31; Vahiy, 9/11; 20/1,3), cehenneme inerler (Incil, Luka, 16/22); ruh ve vucutlariyla azap cekerler. Hell, Holle, Inferno (Asagida olan), Fegefeuer (Silip supuren ates) sozcukleri ile ifade edilen Hiristiyan cehennemi yerin altindadir ve oraya inilir (Incil, Sam. 2/6; Gen. 37/35; Luka 10/15). Buradaki yeralti kavrami dunyanin derinliklerini; cogu zaman dunyanin merkezini (dunyanin kalbini) ifade eder. Ates ve isi cezanin temel unsurlaridir.

Islam inancina gore inkar edenlerin ve gaflet icinde bulunanlarin gunahlari olcusunde kalacaklari yer, asagida bulunan "cehennem"dir. Cehennem kelimesi Arapca kokenli olup ismini Kudus'un guneyinde bulunan Hinnom (ibr. Gozyasi) Vadisi'nden (Ge-Hinnom) alir. Onceleri atese atilarak kurban ayinlerinin yapildigi daha sonralari kentin coplerinin yakildigi bu vadi Yahudi inancina gore yer altinda bulunduguna inanilan ates golune giris kapisidir. Kuran'a gore olumden sonra inkar edenler cehenneme atilir (Kur'an, Vakia Suresi, 95). Yedi kapidan girilen bu mekan (Kur'an, Hicr Suresi, 43-4) asagi dogru siralanan yedi kata sahiptir (Kur'an, Nisa Suresi 145). Bu katlardan en ustekinin adi Cehennem, en alttakinin adi Haviye'dir. Cehennemin en dibi Gayya Kuyusu ile son bulur (Kur'an, Meryem Suresi, 59). Her birinin azabi ustundekinden daha siddetlidir ve inkar edenler gunah derecesine gore fiziki ve manevi azap gorur (Kur'an, Al-i Imran Suresi, 4, 21, 176). Karanlik, nemli ve sicak olarak tasvir edilen bu mekanda temel azap atestir (Kur'an, Mearic Suresi, 15; Leyl Suresi, 14; Furkan Suresi, 11). Islam eskatoljisinde zikredilen baska bir yeralti unsuru Kuran'da Dabbet-ul Arz (Yeraltindan Cikacak Olan Canli) kavramidir (Kur'an, Neml Suresi, 82). Kiyametin alametleri arasinda belirtilen bu varlik kiyamete yakin topragin altindan cikacak ve onun sayesinde mu'minler ve kafirler belli olacaktir.

Goruldugu uzere teofizik ve iclek gelenek ile beraber, farkli dini inanislarda yeralti kavrami olum sonrasi ile iliskilendirilmis ancak bu mekanin net bir fiziki tanimi yapilmamistir. Kutsal sayilan metinlere dayanan teolojik degerlendirmeler acisindan muglak tasvirler icinde net olan; yeraltinin fiziki kosullari neticesinde kotulugu ve izdirabi ifade etmede kullanilan toplumlarin belleginde inanc sistemi tarafindan uretilmis soyut bir mekan olusudur.

EDEBIYATTA YERATLI MITI

Yeraltinin kavramsal izdusumleri edebiyatta genis bir alan kaplamaktadir. Ilk baslarda bircok dinsel ve ezoterik motiften etkilenen yeralti, zaman icinde sekil degistirmis, ozellikle 19. yuzyildan itibaren fantastik bir dunya olarak betimlenmistir. Mitoslarin egemenligindeki yeraltinin anlami 19. yuzyilin sonuna dogru degismeye baslamis; kacis ve direnis simgesi haline gelmesi oncelikle yazinda daha sonra sinemada devam etmistir. Ozellikle 1950'lerden itibaren yerlesik kulturel yapiyi reddeden alt kulturlerin cogu yeralti tanimini benimsemeye baslanmistir. Karanlik ve kirli iliskilerin betimlendigi bir uzam olan yeraltinin zaman icinde teknik gelismeler ile beraber kentlerin ayrilmaz bir parcasi olmasi, siradan kentli icin de onu asina oldugu bir kavram haline getirmistir. Ancak yeralti artik fiziki ve teknik bir mekandan ote, yeryuzunde yerlesik ve hakim olan ile mucadelenin yuklemeleri ile dolu bir araci ve sembolik mekan olarak karsimiza cikmaktadir.

Blavatsky'e (1989) gore yeraltina, Hades'e ziyaret ilk caglarda aydinlanma ve cesaret anlamina gelmektedir. Bu yaklasimda her kahraman bir sekilde ve farkli amaclarla esrarengiz olanla yuzlesmek icin yeraltina dogru bir yolculuga cikar. Katabasis (7) temelli yolculuklar bircok iclek yaklasimda da yer almistir. Hiristiyan eskatolojisinde Hz. Isa'nin olumu ve dirilisi arasindaki uc gunluk surede cehenneme indiginden ve kendinden onceki inananlarin ruhunu ozgurlestirerek dirildiginden bahsedilmektedir. Hint mitolojisinde Nachiketas'in dogruyu bulmak icin olum tanrisi Yama'yi ziyaret etmesi (Davy, 1983) kadar Gilgamis destaninda Istar'in Akadlarin Hades'i olakak tanimlanabilecek olan Aralu'ya indigi anlatilmaktadir. En bilinen katabasis hikayelerinden birisi ise Yunan mitolojisinde soz edilen Orpheus'un yeraltina yolculugudur. Hikayede karisinin olumune dayanamayan ve onu geri getirmeye calisan Orpheus lirini yanina alip Hades'e iner. Yeralti tanrilari Hades ve Persephone Orpheus'un icten ve acikli ezgilerine dayanamaz ve yeryuzune cikana kadar karisi Eurydice'ye bakmamasi kaydi ile karisini alip yeryuzune cikmalarina izin verirler. Ancak yeryuzune yaklastikca Orpheus arkasinda bir ses duyar ve merak icini kemirir. Arkasini donmesi ile beraber karisini gorur, sozunde durmadigi icin Eurydice "Elveda" deyip buharlasip yok olur (Faglos, 1998).

Gizemli olana karsi merakin ilk yazinsal orneklerini Homer'in Illiad'inda ve Virgil'in Aeneid'inda gormek olanaklidir. Her iki eserde yer alti masalsi bir dile ile tasvir edilmistir. Yunan ve Roma mitlerinin ayni tabana dayanmasi hem Homer'in hem de Virgil'in ayni tasvirlerde bulunmasina yol acmistir. Homer yeraltini ezoterik mitlere sadik kalarak Tartarus olarak sembolize etmistir (Fagles, 1998). Isik ve Kozmos'tan sonra ilk ortaya cikan sey olan Tartarus yeraltinda ve karanlik bir dunya olarak betimlenmistir. Konum olarak Tartarus, Yunanli sair Hesiod'e gore ise bronz bir orsun dunyadan dokuz gunde dusme mesafesindedir. Homer Tartarus'u bes nehirden olusan ve ruhlarin bulundugu duzluklere sahip bir mekan olarak tanimlamistir. Dunya (Gaia) ile Tartarus'un arasinda olan ve olulerin Charon isimli bir kayikci vasitasi ile Tartarus'a tasindigi Acheron Nehri en onemli nehirdir. Homer'e gore Tartarus Hades ve karisi Persephone tarafindan idare edilir. Olum ve yeralti tanrisi Hades, emrindeki seytanlar ile beraber kati bir otoriteye sahiptir. Yeraltinin kralicesi olan Persephone ise isigi bile yok edebilecek bir kudrete sahiptir. Basit anlamda Hades ve onun karanlik ve cile dolu yeralti dunyasi korkutucudur. Homer'in Illiad'inda ise yeraltina yolculuk Truva'li prens Aeneas'in hikayesine konu olur. Aeneas Truva'nin yikilmasi ile beraber kuracagi yeni sehir icin tavsiyeler almak uzere Hades'e gitmeye karar verir. Hades'in tum zorluklarini verdigi hediyeler ile asan prens, babasina ulasir, Lethe (Unutus) Nehri'nin sularindan icip kederlerinden kurtularak Roma'yi kurmak uzere Hades'ten cikar (Fagles, 1998).

Orta Cagin onemli eserlerinden olan Ilahi Komedya'da ise Dante, Virgil'in kilavuzlugunda Cehennem, Araf(8) ve Cennette kurgusal bir haftalik seyahatte bulunur. Dante'nin okuyuculari olum sonrasi seyahate davet ettigi eserinde ilk duragi Cehennem'dir (Inferno). Homer'in tasvir ettigi tum asamalardan gecen Dante ehenneme ulastiginda dokuz adet ic ice daire ile karsilasir. Esmerkezli bu dairlerde merkeze dogru yaklasildikca artan gunahkarlikla karsilasir. Merkezde ise Seytan (Lucifer) bulunur (Dante, 1360). Hades'in Seytan'a donustugu bu yaklasim, ezoterik tabandan Hiristiyan inanisina bir kayistir. Dante, Cehennem'i politik bir tabiatta tasvir ederek, yeraltini yeryuzunun elestirisi icin bir araci mekan olarak kullanmistir.

Orta Cag sonrasi donemde yeralti olumsuz oldugu kadar hayret verici olarak betimlenir. Bu yaklasimda doga korkutucu ve gizemli oldugu kadar ulvilige sahiptir. Ondokuzuncu yuzyilla beraber teknik gelismelerin olmasina karsin hala bakir bir alan olan yeralti, Jules Verne, H.G. Wells ve Edward Bulwer-Lytton'in eserlerinde fantastik seyahatlere konu olmustur.

Verne 1864 yilinda yazdigi Arzin Merkezine Seyahat isimli eserinde Profesor Otto Lidenbrock, yegeni Axel ve kilavuz Hans'in Izlanda'dan bir volkandan dunyanin merkezine seyahatini anlatir. Seyahatleri boyunca yeraltinda ucsuz bucaksiz magaralar, sira disi yasam sekilleri ve buyuleyici jeolojik sekillerle karsilasirlar. Verne'nin tasviri genel olarak tarih oncesi ve devasa bir yapiyi anlatir. Hikayede insana benzer varliklardan bahsedilse de bu konu Verne tarafindan ayrintilandirilmamis daha cok mekansal tasvirlere agirlik verilmistir (Verne, 1864).

Hikayede karakterler yeraltina karsi farkli tepkiler vermektedir. Profesor'e gore degerli bir bilimsel bir gezi, kilavuz Hans icin sadece para kazanmaya dayali bir deneyimdir. Axel ise dinsel motiflerden uzak bir sekilde yeraltinda korku ile yuzlesir. Axel icin yeraltinda korku, kistirilmislik, stresle beraber yeryuzune ozlem, fazla bilincli davranmama duygularini tetiklemistir. Axel'in cevresinde gelisen hikayede her bir kahraman sirasi geldikce zorluklara karsi gogus germis, her an surprizlerle dolu bir seyahat gerceklestirmistir. Hikaye, uzun ve yorucu bir sinavdan sonra Italya'da ki bir volkandan cikarak son bulur.

Herbert George Wells'in 1895 yilinda yazdigi Zaman Makinesi isimli romaninda yeralti kavrami modern utopya ile beraber Viktorya doneminin sinif iliskilerinin kritik edildigi bir arac olarak kullanilmistir. Romanda zaman makinesi icat eden bir bilim adaminin 802.701 yilina seyahati anlatilir. Ilk basta Eloi isimli son derece zarif, cocuksu ve kirilgan, umursamaz, aptal ve vejeteryan bir insan irki ile karsilasan bilim adaminin dikkatini bu yaratiklarin yok olmasi ceker. Zaman icinde insan irkinin iki ture ayrildigini fark eden bilim adaminin seyahati bu noktadan sonra bir kabusa donusur. Romanin ilk basinda sunulan her tur mucadeleden uzak, dingin, huzurlu utopyanin karanlik yuzu ortaya cikar. Bu karanlik yuz ikinci irk olan yeraltindaki barinaklarda isbirligine dayali gunluk ugraslarini surduren ve aslinda Eloi'leri yiyerek beslenen Morloklar'dir. Zaman yolcusu ilk basta Morlok'lari sanayi sinifinin iscileri, Eloi'leri ise calismayan aristokrat sinifi olarak gorur. Daha sonra Eloi'lerin Morlock'lar tarafindan yetistirilen besin maddesi oldugunun farkina varir (Wells, 1895).

Zaman yolcusu bir Eloi'yi Morlok'larin kurtarmak icin yeraltina indiginde Verne'nin de betimledigi korku ile beraber tiksinme hissini de duyar. Guvensizligin ve karanligin hakim oldugu bu dunyadan bir an once cikmak isteyen Zaman Yolcusu ilginc bir sekilde yeraltinin gereksizliginden bahsetmez aksine yeraltinin varliginin halihazirda kendi dunyasinin da bir gercegi oldugunu dusunur:

"Uygarligin sus ve gosterisle ilgili olmayan erekleri icin yeraltinin kullanilmasi yolundaki egilimi bilirsiniz; Londra Metrosu, elektrikli trenler, tuneller, yeralti atolye ve lokantalari birer ornektir; ustelik bunlar gittikce buyuyor ve artiyorlar. Sozunu ettigim egilimin, sanayi iscilerini yavas yavas gunisiginda yasamak hakkindan yoksun kildigini dusunuyordum. (...) Simdi bile bir East-end iscisi dogal olmayan kosullar icinde, yeryuzune hemen hemen hic ayak basmadan yasamakta degil midir?" (Wells, 1895, 76).

Wells'in yeraltinin teknolojik bir dunyaya donusmesi hakkindaki goruslerini diger 19. yuzyil yazarlari da kullanmistir. Nitekim Edward Bulwer-Lytton'un 1871'de yayimlanan Vril-Bizi Ezecek Olan Irk (Vril--The Power of the Coming Race) adli fantastik bilimkurgu romaninda Agarta tarzi yeraltinda yasayan ve bir gun dunyaya hukmedecek ve kendilerini Vrilya olarak tanimlayan buyuk boyutlardaki bir ari/asil irktan soz edilir. Bu irk simdilik gizlenme durumundadir ve dunyanin merkezinde bulunan magaralarda yasamaktadir. Her seyin uzerinde bir guce sahip olan bu irk gucunu sonsuz genclik, ustun zeka ve kavrayis, mistik gucler ve cok uzun bir yasam veren, ayni zamanda da sonsuz bir enerji kaynagi olan Vril(9) isimli bir sividan alir (Lytton, 2002). Vril kavrami daha sonra uzun sure tartisma konusu olmus ve bircok Vril Orgutu ve Thule Cemiyeti gibi gizli orgute ilham vermistir. Nazi geleneginde yer alan bu iki cemiyetin temel amaci oncelikle gomulu olan Ahit Sandigini bularak dunyayi idare etmek daha sonra ise Vril'i elde edip astral seyahat icin kullanilacak olan Raumflug ismi verilen uzay gemilerine enerji saglamaktir.

Yeraltinin korkutucu kimliginden siyrilip zaman icinde giderek hayret verici ve siginilacak bir mekan oldugu vurgusunun yazinsal anlamda ilk izlerini Fyodor Dostoyevski'nin Yeraltindan Notlar isimli eserinde bulmak mumkundur. Gercek dunyadan kendini soyutlamis emekli bir memurun ic catismalarini ve hezeyanlarini konu alan bu romanda "Yeralti Adami" asosyal, izole ve insanlardan nefret eden bir karakter olarak betimlenmistir (Dostoyevski, 1864). Yeralti Adami yeraltina cekilerek gerceklerden ve toplumdan kacmayi basarmistir. Boylelikle yasadigi topluma kendi kabul ettirme baskisindan ve modernlesmeye ayak uydurmaktan kurtulmustur. Dolayisi ile yeralti, Yeralti Adami icin bir ozgurluk mekani haline gelmis, statukonun istedigi, Chernyshevsky tarzi ideal, iyi ve aydinlanmis bireylerden olusan mantikli bir mukemmel utopik toplum kurgusundan (Chernyshevsky, 1989) kurtulmustur.

Yeralti kavramini ele almis binlerce eser arasindan, konu acisindan onemli olanlar ele alindiginda yeraltinin bir yazinsal motif olarak metinsel isleve sahip oldugu gorulmektedir. Genis bir yelpazeye yayilan mitoloji kaynaklarindan beslenen yeralti kavrami, yukarida belirtilen ornekler icinde belirli bir amaca hizmet etmekte, kimi zaman siyasi rakipleri, kimi zaman duzeni elestirmekte yardimci olmaktadir. Bu edebiyat yapitlarinda yeraltinin mitolojik kokenlerinden buyuk olcude bagimsizlastigina isaret etmektedir. Edebiyatta yeralti imgesinin kullaniminda, mekansal dogaciligin etkisi oldugu kadar, sosyal deneylere uygunlugu ve utopyalar yaratmadaki potansiyeli de onemlidir.

SINEMA SANATINDA YERALTI

Yeralti sinema tarihinde, ozellikle bilimkurgu sinemasinda daima guncelligini koruyan populer bir konu olmustur. Cogunlukla esrarengiz canavarlarin kaynagi ve "dunyayi ele gecirmeye calisan" gizli guclerin ussu olanak kullanilan yeralti duzenden kacis ve sisteme karsi direnis imgesi olarak kullanilmasi sinema tarihinde siklikla ele alinmistir.

Fransiz yonetmen Luc Besson'un 1985 yilinda cektigi Metro (Subway) Paris'in yeralti sisteminde gecer. Filmde Fred isimli punk polisten kacarken metroya iner ve burada yasayan birkac karakterle karsilasir. Fransiz sinemasinin kult eserlerinden birisi olan bu film "Cinema du look" akiminin onemli basyapitlarindandir. Bu akimda muhtesem bir gorsellikle beraber topluma yabancilasmis, ozellikle marjinal gencler ve imkansiz asklari ele alinir. Pop ve yeralti kulturunu temsil etmede metro siklikla kullanilmistir. Bu korunakli alan yardimiyla polis ve duzenle dalga gecilir.

Temel tema sosyal varolusculuk uzerine kuruludur ve filmde gecen cogu diyalog bunu destekler niteliktedir. Bireyin dogasi ile toplum duzeni arasindaki celiski ve bireyin kendi dogasina uygun bir sekilde davranmasi ve toplumdan kopmasi siklikla vurgulanir. Metro topluma hizmet eden bir unsur olmasina karsin, gece bosalarak, digerleri ve yukarida tutunamayanlar icin uc bir yasam alani haline doner. Wells'in romanindaki kurguya benzer bir sekilde metro sakinleri Morloklar gibi gida, giyecek ve hatta para ihtiyaclarini yukaridakilerden temin eder.

Aslinda metroda yasayanlar yukaridakilerin kurallarina gore yasar. Ikinci bir dunya olarak temsil edilen bu yeralti sisteminde yasayanlar zorunlu olmadikca yukaridakilerle temas etmez, kendi normlari vardir. Yukarisi icin tehdit kabul edilen karakterler, duzen tarafindan yakalanmak istenir. Ancak yukaridakiler icin yabanci olan yeraltinda guclu olan buranin sakinleridir.

Besson her ne kadar metro ve yasal olmayan sakinlerini eglenceli bir hayat icinde tasvir etse de, aslinda metro bu hali ile yukaridakiler icin bir tehdit haline gelmistir. Zaten buradakiler, Besson'a gore bir sekilde yukari ile zamaninda sorun yasayanlar ve onu ve ongordugu duzene uyum saglayamayanlardir. Dolayisi ile metro ve yeralti, butun islevi ile beraber ayni zamanda marjinal kentlinin kendini kentten ve sistemden soyutlayabilecegi Dostoyevski tarzi bir yeralti mekani haline donusur.

Yeraltini konu alan diger bir film olan Emir Kusturica'nin Yeralti (Underground, 1995) filmidir. Filmde her savasin ve totaliter rejimin yeryuzunde hukum suren kralliginin, yeraltinda var olan yansimasi vardir. Yeralti tasvirine zit olarak bir renk ve ses cumbusu seklinde gelisen filmde, II. Dunya Savasi'ndan itibaren eski Yugoslavya'nin modern tarihi, iki arkadasin (Marko ve Blacky) on yillar boyu suren absurt maceralari ile anlatilir.

Ikinci Dunya Savasi boyunca Marko, arkadasi Blacky'i ve yoldaslarini silah uretmeleri icin yeraltindaki bir mahzene yerlestirir. Savas biter, baris saglanir. Ancak Marko asagidakileri fasist yonetimin iktidarda olduguna ve savasin devam ettigine inandirarak mahzendeki yasamlarina devam etmelerini saglar. Gecen yillar sonunda yeryuzune ciktiklarinda ise savasin baska bir boyutta, artan zalimlikte devam ettigine sahit olurlar.

Filmde yeryuzu ihtiraslarin, yalanin ve zalimligin oldugu yer olarak betimlenirken yeralti temizligin ve geleneklerin hukmu altinda yasanilan bir yer olarak tanimlanmistir. Yeralti kendi duzenini yarattiktan sonra, gunluk hayatin iliskiler, caddeler ve is gibi tum ogelerini barindiran yapay bir dunya olmustur. Yeryuzu ile yeralti arasinda Wells tarzi bir iliski mevcuttur. Yeryuzu temel ihtiyaclari saglarken yeralti yeryuzu icin uretim yapmaktadir.

Yeralti ve yeryuzu arasindaki duvarin kaza eseri yilmasi sonucunda yeryuzunu hic gormemis olanlar yeryuzune cikar. Karmasa icinde yukaridaki dunyayi anlamaya calisirlar. Her iki dunya bir anda kaynasir; bu kaynasma ile iki dunya iletisime gecer ve ayni anda yasanan bolluk ile aci karsi karsiya gelir. Hayal kirikligina ugrayanlar terk ettikleri yeraltina donerler. Sevilen ve nefret edilen herkes oradadir. Olumun oldugu yerde artik kin kalmamistir. Butun yasananlar affedilir ve artik sadece sarkilar ve huzur vardir.

Yeraltina iliskin bircok motifin kullanildigi ucuncu film Matrix Uclemesi'dir. Bircok felsefi ve dinsel altyapidan beslenen bu seride, Wachowski Kardesler (Larry ve Andy Wachowski) siber punk, mitoloji, Hong Kong sinemasi ve bilgisayar teknolojisini harmanlamislardir. Uc filme yayilan bu karmasik hikayede temelde makine ile insan arasindaki amansiz mucadele konu alinmistir.

Filmde bilgisayar programcisi Thomas Anderson (Neo) Trinity'nin yonlendirmesi ile Morpheus ile tanisir. Morpheus, Neo'ya yasadigi dunyanin aslinda Matrix olarak tanimlanan, makinelerin yarattigi sanal bir dunya oldugunu ve dunyayi ele geciren yapay zeka makinelerin yakit (pil) olarak insanlari kullandigini gosterir. Filmin ilk bolumunde varligina mutlak olarak inanilan dunya hayati sorgulanmakta; ruyalarda olusan ya da simulasyon gibi yapay sinyallerle olusturulan ortamlarin ne kadar gercekci olabilecegi vurgulanmaktadir. Ilerleyen asamalarda ise kurtarici (The One) olduguna inanilan Neo ve ekibinin bu yapiyi (The Matrix) kirma cabalari ve insanligi ozgurluge kavusturma mucadelesi anlatilmaktadir. Bu mucadelenin basarisi ise insanligin Matrix'in sundugu guzelliklerden vazgecmesi; inanc ve kendine guven ile Matrix'in kurallarinin disina cikabilme yetenegine baglidir. Uzun ve yorucu mucadele sonunda makine ile insan arasinda anlasma imzalanir, artik insanlar ve makineler birlikte baris icinde yasayacaktir ve Matrix disina cikmak isteyen insanlar secimlerinde ozgur olacaktir.

Matrix Uclemesi'nde yeralti kavrami Zion sehri ile vucut bulur. Filmde Zion Matrix'e karsi direnen insanlarin yeraltindaki son sehirdir. Sisteme muhalefetin kalesi olarak betimlenen bu sehrin varligi ve yasam destek sistemleri ironik olarak aslinda makineler baglidir. Gercekte Zion Matrix tarafindan yaratilmistir ve The One'in ortaya cikmasi ile beraber yikilip tekrar kurulmaktadir.

Eski bir terim olan Zion dinsel metinlerde siklikla zikredilir. Onceleri Kudus yakinlarinda bir dagin ismi olan Zion (Zeytin Dagi), Incil'de Hz. Davut'un "Tanrinin Kalesi" olarak tanimladigi kurulacak son sehirdir. Musevilikte Tanri'nin Israilogullari'na vaat ettigi cennet sehir Zion (Sion) olarak gecer. Bu bolge tum Israilogullari'nin Kudus ve cevresinde toplanmasini amaclayan Siyonizm'in mekansal ifadesini olusturur. Rastafari inancinda ise Zion genel anlamda ozgur, utopik topraklar olan hayali bir cennet olarak tasvir edilmistir. Matrix Uclemesi'nde Zion, dolayisiyla yeralti, bir kurtulus ve direnis simgesi olarak vurgulanmistir. Filmdeki karakterlerden olan Tank makine ve insanlar arasindaki savasin son bulmasi ile beraber Zion'un parti mekani (cennet) olacagini ifade etmektedir.

Mitoloji, oykuler, efsaneler, din ve sanat sinemada bulusur. Binlerce yildir degismeyen simgeler kolay anlasilir ve ilgi ceken hikayelerle izleyiciye sunulur. Yeralti imgesi, sinemanin siklikla kullandigi "kahraman yolculugu" temasi icin uygun bir mekan sunar (Vogler, 1998). Hayran olunacak ikonlar yaratma ve kahramanlik duygularini kabartacak etkiler birakmayi amaclayan bu hikayelerde kahramanin hedefine giderken karsilastigi asamalarda yer alti; hem maceranin yasandigi ozel hem de kahramanin guvenli evi olan olagan dunyadir.

Ancak ev barinak olarak guven tesis etse de cogu ev ironik bir sekilde bunyesinde yeraltina ait unsurlar barindirir. Bachelard Uzamin Poetikasi adli eserinde ozgul olarak evi ele alir onu, ani ve izlerle dolu fiziki bir mekan olarak tanimlar (Bahchelard, 1957). Yazara gore, biz evlerin icinde oldugumuz kadar, onlar da bizim icimizdedir. Ilk evrenimiz olan ev dikey bir varliktir, asagidan yukari dogru yukselir; farklilasir. Dikeylik bilincimize yapilan cagridir (Bahchelard, 1957, 54). Tavan ile karsit kutup olan mahzen; evin karanlik, yeralti guclerinden pay alan varliktir. Bu her daim karanlik, urkutucu ve havasi agir mekan ayni zamanda ev sahiplerine kendilerini tekrardan kesfetmeleri icin anilarini hatirlatir, gerektiginde dis tehdit icin siginma imkani sunar (Bachelard, 1957, 46, 56-7).

Jung'a gore evin yeralti ile iliskisinin en yogun yer olan mahzene inmek bir cesaret sinavidir (Jung, 1973). Cunku mahzen tavan arasina oranla daha agir ve icinde fazla bilinmeyen gizemli varliklar barindirmaktadir. Jung mahzen ile benzer ozellikler gosteren magarayi ise insanin kuluckaya yatip yenilenmek uzere icine girdigi oyuk olarak tanimlar (Jung, 1973). Magara ilk once insana bir siginma saglasa da daha sonra bilincdisina inerek bilincin disinda olan seylerle baglanti kuran kiside buyuk bir degisiklik meydana getirir. Magara yeryuzunden yeraltina geciste araci bir mekandir. Jung, hem Hiristiyan hem de Islam metinleri acisindan ele aldigi Ashab-i Keyf vakasini yeniden dogus baglaminda yorumlamaktadir. Hiristiyan metinlerde de Sept Dormans (Yedi Uyurlar) olarak gecen olayda zamanin hukumdarinin zulmunden kacarak bir magaraya siginip, orada 309 yil uyuyan, uyandiktan sonra da tekrar olen yedi gencten ve bir kopekten bahsedilir. Jung'a gore her kim magaraya, yani herkesin kendi icinde tasidigi magaraya ya da bilincin disindaki karanliga girerse, kendini once bilincdisi bir donusum surecinin icinde bulur (Jung, 1973). Bilincdisina girmesi, bilinci ile bilincdisinin icerikleri arasinda bir bag kurmasini saglar. Bunun sonucunda, kisiliginde olumlu ya da olumsuz anlamda kokten bir degisim olabilir. Ayni sekilde magara gibi kuyu imgesi de yeraltinda olmasi ve derinligi kahramanlarin donusumu icin siklikla vurgulanan bir motiftir. Hem Kuran'da hem de Tevrat'ta gectigi haliyle kuyu ifadesi Hz. Yusuf'un hikayesinde anlatilir. Kuran'da Hz. Yusuf'un kiskanc kardesleri tarafindan insani bogamayacak kadar suyu olan fakat ayni zamanda tirmanip cikilamayacak kadar derin bir kuyuya atildigi anlatilir (Kur'an, Yusuf Suresi 8, 9, 10, 11, 12). Bu olay Tevrat'ta (Tevrat, BAP-37-13, 14) da ayni sekilde belirtilir.

Hz. Yusuf kuyuda bekledigi sure icerisinde vahiy getirmekle gorevli melek Cebrail ile gorusur, melek onu teselli eder ve kuyudan tacirlerin sarkittigi kova yardimi ile inanci tam olarak cikar. Benzer bir sekilde eski bir Mezopotamya efsanesi olan Sahmeran'da ise bir kuyuya dusen Camsab'in bilgelik yolundaki macerasi anlatilir. Bu haliyle birey, yasadigi yeralti deneyimini takiben kendilik ile bulusur, kisilik huviyetine kavusur ve tam anlamiyla donusume ugramis birey haline gelir (Jung, 1991, 184).

KENT VE YERALTI

Kent, yerustu kadar yeraltindan da olusur. Pike'a gore, metro gibi yeni ve yapay yeralti mekanlari zamandan bagimsiz, sosyal iliskilerin az goruldugu alanlardir. Bu mekanlar aracsalligin ve teknolojinin hakimiyeti altindadir. Bu haliyle kentin alti sundugu hizmetler nedeniyle kapitalist gelismenin sinirlarinin ve toplumsal iliskiler acisindan celiskilerin gozlemlenebilecegi bir yerdir (Pike, 2005, 7). Kent nufuslarinin artmasi arazi kullanimi uzerinde baski yaratmis, kentleri genislemeye zorlamis (Li, Sato, Zhu, 2003), genisleme daha cok kent sinirlari boyunca olmus (Aguliar, Ward, 2002), ancak bu durum ayni zamanda yeraltindan faydalanma konusunu gundeme getirmistir. Ozellikle kent merkezlerdeki arazi fiyatlarinin astronomik olarak artmasi, kentin isleyisi icin hayati oneme sahip altyapi hizmetlerinin yeraltina tasinmasini zorunlu kilmistir (Sterling, 1993). Kenti planlamasinin yatay oldugu kadar dikey de dusunulmesi kentlerdeki sikmisligi hafifletecek bir cozum onerisi olarak on plana cikmistir (Sato, 1989, 122). Durmisevic'e gore kentin kulturel, sosyal ve ekonomik bir merkez olmasi icin kompakt cozumlere ihtiyac vardir. Bu nedenle mekan dikey olarak coklu katmanlar halinde duzenlenmeli, ozellikle trafik, alisveris ve kulturel fonksiyonlar yeraltina tasinarak yerustu rekreasyon ve konut alanlarina ayrilmalidir. Boyle bir yapilanma ile kentte daha etkin arazi kullanimi, daha cok yesil alan, daha verimli bir trafik akisi, daha yuksek hava kalitesi ve daha dusuk gurultu seviyesi yaratacaktir (Durmisevic, 1999, 235).

Sterling'e gore (1993) kent yeraltinin kullanimi farkli olcek ve formasyonda olmaktadir. Gunumuz kentleri incelendiginde kent yeralti daha cok altyapi hizmetleri icin kullanilmaktadir. Daha cok ulasim, telefon, su, gaz ve kanalizasyon gibi hizmetlerin nakil hatlari yer altinda bulunmaktadir. Sterling bu hizmetlerin yuzeye yakin ve yuzeydeki bina dizilislerine uygun formasyonda sekillendigini ve altyapi harici yeralti kullaniminin bina bodrumlari ve otoparklari ile kisitli oldugunu belirtmektedir. Yuzeye yakin yapilasma formasyonunda ise kent yeralti altyapi hizmetlerini kapsamakla beraber yeralti daha cok ticari amaclar icin kullanilmakta, yayalarin dolasimi icin yuzeydeki binalar yeralti gecisleri icin birbirine baglanmaktadir (Sterling, 1993). Bu tur yapilasma yuzeyde acik mekanlarin olusmasina izin vermektedir. Ileri seviye kullanimlarda ise yuksek yeralti yapilasmasi bulunmaktadir. Bu mekanlar binalarin yeraltindaki uzantilari kadar, genelde bagimsiz olarak insa edilmis ve birbirleri ile yeralti baglantisi olan ticari ve kulturel mekanlardir. Bu yapilasma ile saglanan yeryuzundeki bos mekanlar rekreasyon amaci ile kullanilmaktadir. Ihtiyac duyulan gun isigi atriyumlar vasitasi ile giderilmektedir (Sterling, 1993).

Kent yeraltinin ulasim amacli kullanimi ise Ingiliz muhendis Marc Isambard Brunel'in (1769-1849) ilk kez Londra'da Thames Irmagi'nin altindan gecen bir tunelin yapiminda kullandigi tunel acma kalkani ile olanakli hale gelmis, ilk metro 1863 yilinda Londra'da servise baslamistir. Ondokuzuncu yuzyilin son ceyreginde metro insaatlari hiz kazanmis, Dunya Savaslari sirasinda yuksek maliyetleri nedeniyle yavaslamis ancak 1970'lerde ki kuresel petrol krizi ile beraber tekrar gundeme gelmistir. Bugun dunyanin 162 kentinde toplam uzunluklari 8110 kilometre olan metro hatti 7747 istasyon ile hizmet vermekte, kent basina metro uzunlugu ortalama 51 kilometreye ulasmaktadir (Rohde, 2007).

Carmody'ye gore yer altinin kullanilmasi ile beraber kullanicilarda kaygilar ve belirsizlikler artmistir (Camody ve Sterling, 1993). Yeraltinin dini metinlerde ozellikle olum ile iliskilendirilmesi (Lesser, 1987), bu tur mekanlarin iyi aydinlatilmasi ve havalandirilmasina ragmen gecmisten gelen olumsuz ve guclu imajlarin ortaya cikmasini engelleyememistir (Carmody ve Sterling, 1993).

Yeralti mekanlarinin disaridan algilanamamasi giris ve cikis yonlerinin bulunmasini engellemekte, mekanin tumu ile anlasilamamasi mekan ici yonlendirmede sorun yaratmaktadir. Pencerelerin bulunmamasi yetersiz dogal isiga sebep olmakta, dis mekana ait referans noktalarinin eksikligi kapatilma hissi yaratmaktadir. Bizzat yeraltinda olmak mekansal yonlendirme sorunlari nedeni ile acil durumlarda "kacamama hissi" ni ortaya cikartmakta bu durum los isik, nem ve dusuk hava kalitesi ile birlestiginde yogun bir sekilde "kapana sikisma korkusu" yasatmaktadir (Carmody ve Sterling, 1993).

Farkli calismalar, kulturden bagimsiz olarak, yeralti mekanlarinin insanlari olumsuz sekilde etkiledigini tespit etmistir. Bu calismalarda yeralti mekanlari insanlarda kaygi, depresyon, dusmanlik (Hollon vd., 1980; Muro vd., 1990; Su ve Peng, 1990), kacinma (Holister, 1968) klostrofobi ve zaman algisinin kaybolmasina (Sommer, 1974) yol acmaktadir. Teknoloji ile iliskilendirilen bu yapay mekanlar (Williams, 1990), Pike'a gore, ozellikle Bati kulturunde yasadisi, catisma, gizlilik ve yalitim kavramlari ile iliskilendirilmekte, kent yeralti gunah ve ahlaki bozulmanin merkezi olarak algilanmaktadir (Pike, 2005).

Ondokuzuncu yuzyilda metronun modernligin soyut bir sekli olarak ortaya cikmasina ragmen kullanicilarinin genelde toplumun yoksul kesimi olmasi, mekanin sefalet tarafindan isgal edilmis bolge oldugunu algisi yaratmis (Blumfeld, 1930), daha sonra orta sinifin gunluk mekani haline donusmesi bile onun kentin asaletine ve gorkemine bir tehdit olarak algilanmasinin onune gecememistir (Pike, 2005).

Bu haliyle kentin yeralti teknolojik bir mekan olmasina karsin (1) insan fizyolojisine uygun olmayan fiziksel yapisi ve (2) insanoglunun ortak gecmisinden kaynaklanan olumsuz algilar nedeniyle, kentli uzerine olumsuz fizyolojik ve psikolojik etkiler birakmakta, bu tur mekanlarin tasariminda bu tur etmenler goz onunde bulundurulmalidir.

SONUC

Yukaridaki farkli alanlardaki yeralti betimlemelerinden anlasilacagi uzere, insanligin bilinen tarihinden itibaren yeralti onu etkilemistir. Bu etkilemenin kokeninde muamma ve esrar yatmaktadir. Esrar ise bilinmezlik ve deneyime yonelik analiz eksikliginden kaynaklanmaktadir. Gercekten de yeraltina bagli cogu ifadenin olusmasinda fiziki deneyiminden cok, yeraltina ait algi ve yargilar daha da on plana cikmaktadir. Dolayisi ile yeraltina ait toplumsal algi kolektif uretilmistir ve mekan goreli hale gelmistir. Bu uretimin arkasinda olan, bir bakima bir bilinmezi baska bir bilinmezle ifade etmektir. Zira yeralti fiziki kosullar kadar icerdigi varliklarla daha cok anlam kazanmaktadir.

Yeraltina dair alginin kulturlerden bagimsiz olarak goreli bir mekan olarak uretilmesi ve her toplumda benzer ozellikler gostermesi nasil aciklanabilir? Oncelikle dine dayali toplumsal yapi, grup bilinci olusturmada temel etmenlerden birisidir. Eger dinlerin beslendigi koken ve paylastiklari benzerse yeraltina ait imgeler de benzer olacaktir. Ortak bilincalti, ruhun daha derinliklerinde ve insanligin butununde ortak oldugu varsayilan bilincdisidir (Cevizci, 2005). Bu, nesiller boyu ayni anlatilarin ve hikayelerin devamini saglamakta; dunyanin farkli yerlerinde de benzer icerikte hikayeler olusmasina ve benzer insan davranislari ortaya cikmasini saglamaktadir. Ortak bilincalti insanlik tarafindan paylasilan arketiplerden olusur. Evrensel olan mitlerin temel beslenme noktasi ile temel dusunce ve ilk imajlarin deposu olan arketiplerdir. Yeraltinin binlerce yildir degismeyen imaji, mitlerde ele alinisi kadar, mitlerden beslenen dini ogelerin nesiller boyu aktarilmasindandir.

Bugun yeralti, mitsel ve dinsel motifler bir yana, kentin islevsel bir parcasi oldugu kadar karanlik guclerin egemenligindeki veya egemen olana karsi durmak gibi simgesel bir anlami da ustlenmistir. Mekanlar arasi catisma ve ic ice gecmeler nedeni ile karsit mekanlar ile belli bir siniri yoktur. Dolayisiyla guncel yeralti yerin altinda degil ruhsal bir duzlem olarak her yerdedir. Tarihsel ve evrensel olarak yuzyillar boyu uretilen yeralti sembolu gunumuzde de farkli anlam yuklemeleri ile goreli mekan olarak insa edilmeye devam etmektedir. Degisen tek sey mekanda sembolize edilen varliklar ve bu varliklarin teskil ettigi iliskiler butunudur.

DOI: 10.4305/METU.JFA.2010.2.7

KAYNAKLAR

ABDELKADER, M. (1983) A Geocosmos: Mapping Outer Space into a Hollow Earth, Speculations in Science and Technology (6) 81-9.

AGULIAR, A., WARD, P. (2002) Globalization, Regional Development and Mega-City Expansion in Latin America: Analyzing Mexico City's Peri-Urban Hinterland, Cities (20) 3-21.

BACHELARD, G. (1957) La Poetique de L'espace, Uzamin Poetikasi, cev. A. Tumertekin (2008) Ithaki Yayinlari, Istanbul.

BLAVATSKY, H. P. (1989) The Roots of Ritualism in Church and Masonry, Collected Writings (11) 91.

BLUMFELD, R.D. (1930) R.D.B's Diary 1887-1914, William Heinemann, Londra.

CARMODY, J., STERLING, R. (1993) Underground Space Design, Van Nostrand Reinhold, New York.

CEVIZCI, A. (2005) "Kolektif Bilincalti", Felsefe Sozlugu, Paradigma Yayincilik, Istanbul.

DANTE, A. (1360) The Divine Comedy, Ilahi Komedya, cev. B. Teksoy (2005) Oglak Yayincilik, Istanbul.

DAVY, T. G. (1983) The Descent to Hades, Sunrise Magazine, Aralik 1983/ Ocak 1984.

CHERNYSHEVSKY, N. (1989) What Is To Be Done?, Cornell University Press, New York.

DOSTOYEVSKY, F. (1864) ??????? ?? ????????, Yeraltindan Notlar, cev. M.Ozgul (2005) Iletisim Yayinlari, Istanbul.

DURMISEVIC, S. (1999) The Future of Underground Spaces, Cities, 16 (4).

FAGLES, R. (1998) The Illiad, Penguin Classics, New York.

HOLLISTER, F.D. (1968) A Report on the Problem of Windowless Environments, Greater London City Council, Londra.

HOLLON, S.D., KENDALL, P.C., NORSTED, S., WATSON, D. (1980) Physiological Responses to Earth Sheltered, Multilevel and Aboveground Structures with and without Windows, Underground Spaces (5) 171-8.

INCIL. Incil'in Yunanca Aslindan Cagdas Turkce'ye Cevirisi (1994) Kitabi Mukaddes Sirketi, Istanbul.

JUNG, C.G. (1973) Four Archetypes, Dort Arketip, cev. Z.Yilmazer (2003) Metis Yayinlari, Istanbul.

JUNG, C.G. (1989) Analytical Psychology, Analitik Psikolojinin Temel Ilkeleri, cev. K. Sipal (1996) Cem Yayinevi, Istanbul.

JUNG, C.G. (1991) The Development of Personality, Princeton University Press, New York.

KUR'AN. Kur'an-i Kerim ve Turkce Meali, cev. Y.N. Ozturk (1998) Yeni Boyut Yayinlari, Istanbul.

LESSER, W. (1987) The Life Below the Ground: A Study of the Subterranean in Literature and History. Faber and Faber, Boston.

LI, L., SATO, Y., ZHU, H. (2003) Simulating Spatial Urban Expansion Based on a Physical Process, Landscape and Urban Planning (64) 67-76.

LYTTON, E.B. (2002) Vril, The Power of the Coming Race, Wildsea Press, Maryland.

MURO, K., SAWADA, H., HANE, T. (1990) Physiological Issues on Utilization of Underground Spaces. Japan Institute of Technology, Tokyo.

PIKE, D (1997) Passage Through Hell: Modernist Descents, Medieval Undergrounds, Cornell University Press, New York.

PIKE, D. (2005) Subterranean Cities, The World Beneath Paris and London. 1800-1945, Cornell University Press, New York.

ROHDE, M. (2007) Metro Arts and Architecture, http://www.micro.com/metro/metroart.html (Erisim: 25.03.2010).

SATO, N. (1989) Japan's Underground Frontier, Time Magazine, 06.02.1989.

SOMMER, R. (1974) Tight Spaces: Hard Architecture and How to Humanize It, Prentice Hall, New Jersey.

STERLING, R. (1993) Underground Space Design, Van Nostrand Reinhold, New York.

SU, Y., PENG, F. (1990) Physiological Effect of Underground Space Environment to Human Beings and Design Countermeasures. International Tunneling Association Proc. Int. Congress. Cheng Tu, Cin.

TEVRAT. Kutsal Kitap Eski Antlasma, Yeni Yasam Yayinlari, Istanbul.

VERNE, J. (1864) Voyage Au Centre De La Terre, Dunyanin Merkezine Seyahat, cev. M.Omay (2001) Ithaki Yayinlari, Istanbul.

VOGLER, C. (1998) The Writer's Journey, Michael Wiese Productions, California.

WELLS, H.G. (1895) Time Machine, Zaman Makinesi, cev. V.Gurses (2000) Ithaki Yayinlari, Istanbul.

WILLIAMS, R. (1990) Notes on the Underground: An Essay on Technology, Society and the Imagination. MIT Press, Cambridge.

YULA, O. (1995) Yeralti Kulturu, Birikim (74) 66-70.

(1.) Bu calisma yazarin 2007 yilinda ODTU Mimarlik Fakultesi Sehir ve Bolge Planlama Bolumu'nde tamamladigi "The Influence of Design Considerations of Metro Stations in the Context of City Identity: The Case of Ankaray and Ankara Metro" doktora calismasinda icerik acisindan ele alinan yeralti konusunun genisletilmis bir derlemesidir.

(2.) Icrek: Belirli bir insan toplulugunun disinda kimseye bildirilmeyen, yalnizca sinirli, dar bir cevreye aktarilan her turlu bilgi, ogretidir. Bu gelenekte bilgi ve sirlar ehil olmayanlardan gizlenerek, bir ustat tarafindan sadece ehil olanlara sert ve surekli kontrollu bir sekilde, bir duzen ve disiplin icinde, sinavlara dayali tarzda, metotlu olarak ogretilir.

(3.) Teozofi: Bir yandan iclek gelenek diger yandan Hint mistisizmi agirlikli dogu gelenegi uzerine kurulmus, iclek bilgilerden yararlanan felsefi bir sistemdir. Bu felsefe temelde insan ile evren ve Tanri arasindaki iliskileri aciklamayi amaclar. Dogasini, ozunu tam ve eksiksiz aciklamaya calistigi tanriyi tanimayi, insanin evrendeki yerini belirlemeyi, yasam ve olum bilmecelerini cozmeyi ve ruhun tanri ile birlesmeye dek yukselmesini saglamayi amaclayan, bu amac cercevesinde cok buyuk olcude sezgisel bir bilgiye dayanan ve kendisini tanri tarafindan ilham edilmis ogreti olarak sunan disiplindir.

(4.) Bu teoriye gore dunyanin icinin yasanabilir ic ice gecmis katmanlardan olustugu iddia edilmektedir. Bu katmanlara dunyanin kutuplarinda bulunan deliklerden ulasmak olanaklidir. Teori daha sonralari dunyaya yeni pagan duzen getirmek icin emelleri olan Thule Orgutu'ne ilham vermistir.

(5.) Eski Ahit (Antlasma): Kitab-i Mukaddes'in (Kutsal Kitap) ilk bolumunu olusturan ve Tevrat ve Zebur'u da kapsayan 39 kitaba verilen addir.

(6.) Talmud: Yahudi medeni kanunu, toren kurallari ve efsanelerini kapsayan dini metinlerdir.

(7.) Katabasis: Kahramanin gelecekten bir haber almak veya aska dair bir zorunluluktan dolayi yeraltina dogru yaptigi yolculuk.

(8.) Araf: Inanisa gore cennet ve cehennem arasindaki tepelerin adidir. Iyilikleri ve kotulukleri denk gelenler Araf'ta bekletilecektir.

(9.) Cogu kaynakta Vril, Ab-i Hayat (Yasam Suyu) olarak betimlenir. Yunan mitolojisindeki olumsuzluk verdigine inanilan "ambrosia" (baldan 9 kat tatli icecek) ile benzerlik gosterir. Islam inanisina gore ise Zulkarneyn (Kur'an, Keyf Suresi 88-89), ab-i hayat'i bulmasi icin teyzesinin oglu olan Hz.Hizir'dan yardim ister. Hz. Hizir yanina Hz. Ilyas'da alarak Zulkarneyn ile beraber Zulemat Ulkesine (Karanliklar Ulkesi) dogru yola cikar. Yolculukta Zulkarneyn yolunu kaybeder. Hz. Hizir ve Hz. Ilyas mola verdikleri esnada tesadufen ab-i hayat'i bulup beraber bu sudan icerek olumsuzlesirler.

SERKAN GUNES; B.ID., M.S., Ph.D.

Received his barchelor's degree in Industrial Design (1999) and his master's degree in Industrial Design (2002) at METU. Completed his Ph.D. at METU, Department of City Planning (2007). Worked as research assistant at METU; currently Assistant Prof. at Gazi University, Faculty of Fine Arts, Department of Industrial Design, where he teaches theory of design, design management and economics. serkangunes@gazi.edu.tr
COPYRIGHT 2010 Middle East Technical University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2010 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Gunes, Serkan
Publication:METU Journal of the Faculty of Architecture
Article Type:Report
Date:Dec 1, 2010
Words:6334
Previous Article:An approach to shading device design: the case of Adana/Golge elemani tasarimina bir yaklasim ve Adana ornegi.
Next Article:The discourse of modernity: the modern subject and his/her anxious gaze/Modernlik soylemi: endiseli bakislarda modern birey.

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters