Printer Friendly

The discourse of modernity: the modern subject and his/her anxious gaze/Modernlik soylemi: endiseli bakislarda modern birey.

MODERNLIK

SANAYI TOPLUMU MODERNLIGI

Baudelaire ve Simmel'in metinlerinde tahayyul ettigimiz modernlik ve modern hayatin metinlerini anlamak ekonomik bir olgu olarak (1750-1850) endustri devrimini ve sonuclarini anlamayi gerektirir. Artan sermaye yatirimi, is gucu, fen bilimlerindeki yenilik ve icatlar, teknolojik gelismeler, ulasim, nakil ve aktarimin onemi, girisimciligin gucu ve degisen yasam standartlari endustri devriminin aciliminda yer alir. Soz konusu donem, rasyonallesme ve standartlasma ideali esliginde kitlesel uretim icin cok sayida fabrikanin kuruldugu, pek cok bilimsel icadin yapildigi, is bulma ve egitim olanaklari dogrultusunda kentlerin cilgin nufuslara ulasarak metropollere donustugu, ciddi saglik sorunlari esliginde barinak sikintilarinin yasandigi, sinif ayriminin belirginleserek muhendis sinifinin karsisinda isci sinifinin konumlandirildigi uretim odakli bir toplumu, sanayi toplumunu tarifliyordu (2).

Cilgin rakamlara ulasan kentsel yogunluk, kitlesel uretim ve fabrika calisma kosullari ve yontemleri her gecen gun yeni bir insan tipini yaratiyordu. Uretimi standartlastirmak amaciyla gelistirilen bilimsel yontemler, cizelgeler ve deneyler esliginde ('kalabaliklar icinde yalniz') hareketleri adeta robotlastirilan rasyonel bireyi tanimliyordu. Modern birey yasami zaman odakli olmali ve verimliligi arttirmak ugruna makinelestirilmeliydi. Frederick Winslow Taylor (1856-1915) tarafindan 1900'lerde kitlesel uretimde verimliligi arttirmak icin gelistirilen, sonralari ozel-kamusal her is alanina uyarlanan ana ilkesi muglakligi yok etmek olan 'Taylorcu Bilimsel yonetim', sanayi toplumu insaninin hayatini kokten degistirmisti (3). Taylor'a gore, uretimde ve is ortaminda 'insan elemani' geleneklere ve aliskanliklara gore hareket etme egilimiyle cesitlilik ve muglaklik kaynagi olarak verimlilik dusurucu bir girdiydi. Bu nedenle 'insan elemani' yapacagi muhtemel hatalar, yorum yapma egilimi ile sanayi uretiminde verimsizlik anlamina gelmekteydi (rice, 2004, 153). Muhtemel hatalar ve yorum yapma egilimini yok etmek icin Taylor 'askeri tip organizasyon'u kendine ornek almisti. Boylece Taylorcu yontemde her isci amirinin verdigi gorevi sorgusuz uygulamak zorundaydi. Isin en basinda bulunan yonetici gorev dagilimini kartlara yazarak amirlere dagitmak, amirlerde gorevlerin iscilere dagilimi ile yukumluydu. Yetenekli isciler icin belki bir ayricalik saglansa da, ortalama isci icin makinelesmekten kacis yoktu. 'Taylorcu Bilimsel yonetim'de 'dusunmek ve yapmak' ile 'tasarlamak ve gerceklestirmek' son derece ayristirilmis kavramlardi. Taylor "her iscinin yapacagi is yonetim tarafindan tum detaylari ile son derece tasarlanmalidir ve kendisine yazili olarak verilmelidir (...) yapilacak isin sadece ne oldugu degil ayni zamanda nasil yapilacagi ve ne kadar surede yapilacagi da acik bir ifadeyle belirtilmelidir" diye vurgulayarak askeri tip organizasyonun ana hatlarini ciziyordu (Taylor, 1911/1967, 39). Mekaniklesmeyi on goren Taylorcu yontem bir yandan muhendisleri yonetici olarak merkezilestirirken, diger yandan iscileri muhendislerin tam karsisina koyarak sinif ayrimini belirginlestiriyordu (rae, 2001, 166). Is cizelgeleri ve 'dur-izle' uzmanlari ile sadece fabrika alani degil iscilerde denetlenmislerdi. Sayilesmenin mekaniklestirici ve yabancilastirici karakterinin ana nedeni olarak beliren Taylorcu yontem ile, sanayi iscisinin tum hayati degismekteydi: "azar azar fabrika iscisi kullandigi araclarin, uretim surecinin ve hatta calistigi sure icinde kendi bedeninin ve hareketlerinin denetimini kaybetmisti" (Gabor, 2000, 7). Bireyin bu acinacak durumu descartesci zihin ve beden ayrimi dusuncesinin tezahuruydu.

Frank B. Gilbreth (1868-1924) ve Lillian Gilbreth (1878-1972) tarafindan gelistirilen, yapilacak is icin en iyi biricik yolu arastirmaya yonelik 'zaman ve hareket olcumu' (1917) bireyin standartlastirilmasi ve zaman odakli yasamina dogru diger gelismeydi. Gilbrethlar zaman ve mekan icerisindeki insan devinimini verimlilik hedefi dogrultusunda belirleyerek gorsellestireceklerdi. Bu yontem therbligs adi verilen 'arastir', 'bul', 'konumlandir', 'tut', 'kur', 'kullan', coz' gibi yedi temel hareket listesi, is surecindeki hareketlerin art arda fotograflanmasi icin kamera, zaman takibi icin sureolcer ve surec ve akis diyagramlari ile isin gorsellestirilmesi uzerine kurulmustu (Perseus Publishing Staff, 2003, 47; Wren, 1998, 154).

Bu donemde gelistirilen 'Taylorculuk', 'zaman-hareket olcumu' gibi bu bilimsel yontemler sadece kitlesel uretim ve calisma alaninin yonetimi icin kullanilmayacak, ayni zamanda ev bilimi adi altinda ev ve ev islerinde ve tum konutun uretilmesinde temel kavram ve arac olarak kullanilacakti (4). Boylece modern birey hem calisma hayatinda (fabrika alaninda), hem de ozel hayatinda evde ve ev islerinde, rasyonellesme ideali ile kusatilacakti. Birey yasami, hareketleri ve bedeniyle belirsizligi yok etmek, verimliligi artirmak, daha az zamanda daha cok is yapmak uzere programlanacak, standartlastirilacak, mekaniklestirilecekti. Bu yontemlerin altinda yatan 'her-seyi-denetle zihniyeti' tum sanayi toplumunu sekillendirecek, isci urettigi olcude aclik sinirinda yoksullasacak, acinacak hale gelecek ve kendisinin urettigi ancak coktan yitirip yabancilastigi nesneler karsisinda ne derece degersiz oldugunu gorecekti. karl marx (1818-1883) "El yazmalari" (1844) metninde iscinin icinde bulundugu acikli durumu aktariyordu (5):

"Insanlarin dunyasinin degersizlesmesi, nesnelerin dunyasinin deger kazanmasi ile orantili olarak artar (...) Emegin urettigi nesne, onun urettigi yabanci bir varlik olarak, ureticiden bagimsiz bir erk olarak, ona karsi koyar. Emek urunu, bir nesne icinde saptanmis, bir nesne icinde somutlasmis emektir, emegin nesnelesmesidir. Emegin gerceklesmesi, onun nesnelestirilmesidir. Ekonomi politik alanda, emegin bu gerceklesmesi, isci icin gercekligin yitirilmesi olarak, nesnelesme nesnenin yitirilmesi ya da nesneye kolelik olarak, sahiplenme yabancilasma, yoksunlasma olarak gorulur" (marx, 1844, 21; vurgular ozgun).

Uretime odakli sanayi uretiminin kosullari, dayanisma ve dostluk duygularindan cok, bireyler arasinda saldirganlik, egemenlik, rekabet, savas ve emperyalist somuru iliskisini besliyor ve "her bir bireyi digerinin karsisina koyan" yeni bir toplumsal duzeni doguruyordu (Eagleton, 1999/1997, 44-5). Sanayi toplumu modernligi kulturel bir durumdu; sermayenin ve zaman farkindaliginin egemenliginde bireyin baskilanarak mekaniklestirildigi, bireyin hem nesnelere hem de kendine ve diger bireylere yabancilastirildigi, huzursuzlugun toplumsal bir duygu haline geldigi, yalniz kalabaliklari, yeni ile gecici eski ile baskaldiri arasinda devinen buyuk kenti ve karmasasini tanimliyordu. Modernligin ilk sosyologu Georg Simmel'in (1858-1918) metinleri (Philosophie der Geldes (Paranin Felsefesi) (1900), Konflikt der Modernen Kultur (modern kulturde Catisma, 1919)) modernligi, modern toplumun 'yeni olan' ve 'yeni olanin deneyimlenme sekilleri' ile kusatilmislik hali olarak belirtiyordu. Modern hayatin yeni olana tutkusu ve yenilik arayisi, bir yandan toplumsal formlarin bireysellik kavrami uzerindeki egemenligini sorguluyor ve diger yandan da modern hayat ile toplumsal formlar arasinda suren catismayi bildiriyordu (Simmel, 1919, 77). Alman dusunur ve kultur tarihcisi Walter Benjamin'e (1892-1940) gore modernligin ayirt edici ozelligi, geleneksel uretimin yerini kitlesel uretimin almasi ile seylerin deneyimlenme seklinin ve ozel atmosferinin tahrip edilmesiydi:

"Sanat yapitinin teknik yoldan yeniden-uretilebildigi cagda gucunu yitiren, yapitin ozel atmosferi olmaktadir. Bu olgu bir belirti niteligini tasimakta ve anlami salt sanatin alaniyla sinirli kalmamaktadir. Soyle denebilir genellestirilmek istendigi takdirde: yeniden-uretim teknigi, yeniden-uretilmis olani gelenegin alanindan koparip almaktadir. Bu yeniden-uretilmisi cogaltarak, onun bir defaya ozgu varliginin yerine, yine onun bu kez kitlesel varligini gecirmektedir. Ve yeniden-uretilmis olanin, alimlayiciya bulundugu konumda seslenmesine izin vermekle, uretilmis olani guncellestirmektedir. Bu iki surec gelenek yoluyla aktarilmis olanin dev bir sarsinti gecirmesine yol acmaktadir, bu gelenek sarsintisi, su andaki bunalimin oteki yuzunu ve insanligin yenilenisini dile getirmektedir" (Benjamin, 1983, 55).

Modern dunya hicbir seyin kalici olmadigi, yeni olanin arzulandigi, eski olanin reddedildigi bir duzeni temsil ediyordu. Bireyin sahip oldugu her seyi tehdit ediyor anlamsiz kiliyordu. Akil, mantik, matematik ve rasyonellik kurallarinin tum insani duygu ve algilari yok sayarak ayricalik kazanmasiydi. Marshall Berman'in (1940-) sozlerinde,

"Modern olmak, bizlere seruven, guc, cosku, gelisme, kendimizi ve dunyayi donusturme olanaklari vaat eden; ama bir yandan da sahip oldugumuz her seyi, bildigimiz her seyi, oldugumuz her seyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktir kendimizi. Modern ortamlar ve deneyimler cografi ve etnik, sinifsal ve ulusal, dinsel ve ideolojik sinirlarin otesine gecer; modernligin bu anlamda insanligi birlestirdigi soylenebilir. Ama paradoksal bir birliktir bu, bolunmuslugun birligidir: Bizleri surekli parcalanma ve yenilenmenin, mucadele ve celiskinin, belirsizlik ve acinin girdabina surukler. modern olmak marx'in deyisiyle 'kati olan her seyin buharlasip gittigi' bir evrenin parcasi olmaktir" (Berman, 1983, 27).

Suphesiz modernligin ozu tum sanat tarihinde vardi. Ancak modernizm modernlige gosterilen bir tur 'saygi' ya da bagliliga donustugunden, hic bir donem modernligi ondokuzuncu yuzyilin ikinci yarisi ve yirminci yuzyil gibi yasamamisti (Eagleton, 1998, 8). Cunku sanayi toplumu modernliginde, modernizm modernlik durumunu kavramsallastirarak idealize etmeye ve gerceklestirmeye calisan bir mekanizmaya donusmustu. Ornegin modern sanat ve modern mimarlik uretimi modernlik tutkusu ile yol aliyordu. Evsellik ve ev ile ilgili temalar baskilaniyor ve asagilaniyor, anlatisallik, semboller geleneksel olan hersey reddediliyor, yerine matematik ve soyut geometrik formlar ile hareketlilik ve esneklik gibi temalar rasyonellik ideali ile one cikariliyordu.

Modernlik soyleminin pek cok ana metni ve yazari buyuk kentin karmasasini ve geciciligini koksuzluk, yersizlik-yurtsuzluk temalari esliginde modern hayat ve modernligin gostergesi olarak ele aliyordu. Ilk olarak Charles Baudelaire (1821-1867) edebiyatta, "modern Hayatin ressami" ("Peintre de la vie Moderne") (1863) adli makalesinde modernligi "buyuk bir hizla degisen bu gecici, ele avuca sigmaz (...)" unsur olarak tanimliyordu (Baudelaire, 1863, 105)(6). Baudelaire kalabaligi modernligin simgesi ve dunyanin merkezi, sanatciyi "dunya insani, kalabaliklarin adami ve cocuk" olarak vurguluyordu (Baudelaire, 1863, 95). Kalabaliklarin adaminin dehasinin ana kaynagi cocuksu bir durtu olan merakti ve olumcul karsi konulamaz bir tutkuya donusmustu (Baudelaire, 1863, 98). Kalabaliklarin adaminin koksuzlugu, yersiz-yurtsuzlugu ve ev ile kurdugu olumsuz iliski, modernligin temel metinlerinde gozler onune seriliyordu:

"Nasil ki kus havada, balik suda yasarsa, o da kalabaliklarda yasar. Aski, is gucu kalabaliklardir. Kusursuz flaneur icin, tutkulu gozlemci icin, ahalinin orta yerini, hareketin gel-git noktasini, gelip gecici ile sonsuzun arasini mesken tutmak muthis bir keyiftir. Evden uzak kalmak ama her yerde evinde hissetmek; dunyanin merkezinde olmak, dunyayi gozlemek, ama dunyadan sakli kalmak (...) (Baudelaire, 1863, 100-101; vurgu ozgun).

Tum fenomenolojik acilimlari ile ev kavrami yerini ozgurluk vaadi ve evsizlige ovguye birakiyordu. Modern bireyin kendini 'her yerde (kalabalikta) evde hissetmesi' dusuncesi, yalniz bireyin yolculuk tutkusunu evin acikca karsina koyan ifadeler ile cesitleniyordu:

"Herkesin harci degildir kalabalikla yikanmak: Bir sanattir kalabaliktan hoslanmak; bazi insanlar vardir, bir peri, daha besikte iken, kiliktan kiliga girmenin, kalabaliga karisip yuzunu maskeyle gizletmenin zevkini, eve duyulan kini yolculuk tutkusunu ufler kulaklarina, iste o yalniz kisi gerceklestirir kaynasmayi insanlik hesabina..." (Baudelaire, 1869, 40; vurgular bana ait).

Duygular ile anilarimiz ile insa ettigimiz yere kok salmanin ifadesi olan ev, daima hareket halinde olmasi beklenen modern bireyin rasyonel dunyasinda ancak onun gelisimine engel olabilirdi. Modernligin gelip gecicilik ilkesi ile 'modern birey ve evsizligi' soylemini Baudelaire'den sonra tekrar ifade eden Benjamin de (1892-1940), "Cadde, flaneur icin konuta donusur; sokaktaki adam, kendi dort duvarinin arasinda nasil evinde oldugunu duyumsarsa, flaneur de bina cepheleri arasinda kendini evindeymis gibi duyumsar" diyerek benzer bakisi pekistiriyordu" (Benjamin, 1983, 131).

Simmel Metropol ve Tinsel Hayat (Die Grosstadte und das Geistesleben, 1903) adli metninde de, modern kent yasaminin dogasinin modern bireydeki toplumsal-psikolojik yansimalarini izah ediyordu (7). Bir mahser kalabaligini animsatan modern kentlerde, birbirini tanimayan kisiler, tum duygusal ve toplumsal baglardan koparak birbirleri ile anlik temaslar ve gecici iliskiler kuruyorlardi. Gunluk hayatlarinda, toplu tasim araclarinda, seyahat ederken, alisveris merkezinde, is ortaminda rasyonellik baglamindan kopmadan, sadece gerektigi olcude ya da nedensonuc cercevesinde iletisim kuruyorlardi. Bu anlik rasyonel dokunuslar topluluk kavraminin yitirilmesine, bireyselligin ve bireysel menfaatler dogrultusundaki rasyonel iliskilerin yukselerek, modern kentlerin temel karakteristigi olarak belirmekteydi. Duygusalliktan ziyade rasyonellik uzerine kurulu iliskilerle sarilan kentli, gunbegun ve istemeden de olsa, daha cikarci ve hesapci olmaya, nicelikler ile nitelik ve vasiflarin yerini degistirmeye meyil etmekteydi. Toplumsal iliskilerin para ekonomisi cercevesinde kurgulanmasi, tum kentli karakterinin ortak davranisi olan kayitsizlik ve bikkinlik olarak geri donmekteydi: seyleri farklilastiran degerlerden feragat ve bir ruhsal mesafe koyma durumu. Simmel bikkinligi metropolun kargasasi esliginde degisen izlenimler uzerinden ele aliyor ve bu ruhsal fenomenin ozneye maddiyatcilik olarak donusumunu aktariyordu:

Bikkinlik--belki de baska hicbir ruhsal fenomen, metropolle boylesine dolaysiz bir bag tasimaz. Bikkinligin birincil nedeni, sinirleri uyaran birbirine zit unsurlarin hizla degismesi, son derece yogun ve sikistirilmis halde olmasidir. Metropole ozgu zihinsellik hakimiyetinin asil nedeni de bu olsa gerek. Bu nedenle, zihinsel bir gelisme kaydetmemis, aptal insanlar, genellikle tam anlamiyla bikkin degildir. Sinirsiz zevk pesinde gecirilen bir hayat, insani bikkinlastirir. Cunku uyarilan sinirler oylesine uzun bir sure boyunca butun gucleriyle tepki vermeye zorlanirlar ki, artik hicbir seye tepki veremez olurlar. ayni sekilde, cok daha zararsiz izlenimler, birbirleriyle celisecek bicimde ve buyuk bir hizla degistiklerinden, son derece siddetli tepkiler vermeye ittikleri sinirleri amansizca zorlayarak dayanma guclerini sonuna kadar kullanmalarina neden olurlar. Insan bu ortamda kalmakta israr ederse, guc toplamaya zaman bulamayacaktir. Boylelikle, yeni duyumlar karsisinda uygun enerjiyle tepki verme noktasinda bir yetersizlik ortaya cikar. Iste bikkinligi meydana getiren de budur--(...) Bikkinligin ozu, farkliliklar karsisinda kayitsizlasmadir (...) Bikkin kimsenin gozunde her sey ayni donuklukta, ayni griliktedir; hicbir nesne digerinden daha tercih edilir degildir. Bu ruh hali, butunuyle icsellestirilmis para ekonomisinin oznel yansimasidir. Seylerin cesitliligini esdeger kilan para, en korkunc tesviyecidir; cunku para, her turlu nitel farki 'fiyati ne?' sorusuyla ifade eder. olanca renksizligi ve kayitsizligiyla, butun degerlerin ortak paydasi haline gelir: seylerin ozunu, bireyselligini, ozgul degerini, karsilastirilmazligini geri donussuz bir bicimde asindirir. Her sey, paranin durmak bilmeyen akintisinda, esit ozgul agirlikta yuzer. Her sey ayni seviyede durur ve yalniz kapladiklari alanin hacmiyle birbirinden ayrilir" (Simmel, 1903, 90-2).

Baudelaire ile Simmel'in satirlari bir yandan modern bireyi ve onun temel karakteristik ozelliklerini tanimliyor, diger yandan da modern, modern hayat ve metropolu soyleminin ifadelerini tasiyordu. Metropoldeki degisim ruzgarlari ile sarhos olan Baudelaire'in flaneur'u ile, metropol kosullarinin tum sinir sistemini altust etmesi uzerine kayitsizlik zirhiyla kendini koruyan Simmel'in bikkin bireyi, modern hayatin iki oncu karakteriydiler. Bir kent sakini olarak modern birey, metropol kulturunu ve yasami gorsel duyularin ezici ustunlugu altinda algilamaktaydi. Simmel buyuk kentin kalabaliginda bireyin gorsel izleniminler ile kusatilisinin bir sekilde yabancilasma duygusunu guclendirdigini anlatiyordu. Birey gorsel ve anlik olarak, cevresindeki tum degisen imgeleri, pratik nedenler dogrultusunda tarayabilme yetenegine sahipti: kalabalik bir caddede birileri ile carpismamak, yolunu bulabilmek ya da kalabaliktan gelebilecek potansiyel tehlikeleri algilayabilmek icin. Birbirleri ile yuzeysel iliskiler kuran yabancilardan olusan metropolun kalabaligi suphesiz guvenilmez ve tehlikeliydi. Baudelaire buyuk kenti "olumun golgeler ulkesi" olarak sifatlandirarak, kentsel kalabaligin tehlike potansiyelini ilk gozlemleyen kisi olmustu (Baudelaire, 1863, 98).

Modern hayat, modern hayatin tezahuru olarak buyuk kent ile ev arasinda olusan olumsuz etkilesim ozel hayat ile kamusal hayat arasindaki dengesizligi doguracakti. Kamusal alanin kalabaliginda sessiz izleyiciye donusen bireyin ozel alan ihtiyaci modernligin evsizlik soylemiyle her gecen gun ev ozlemine donusuyordu. Richard Sennett'e (1943-) gore, modern birey icin toplumsal yasama katilmanin tek yolu, sessiz bir izleyici olmakti. "duygudisi etkinlik" olarak tanimladigi yabancilasmayi sanayi kapitalizminin temel sorunu olarak isaret eden Sennet, bolunme, ayrilma ve yalitimi da bu sorunun imgeleri olarak tanimliyordu (Sennet, 1977, 378). Bireyin toplumsal yasamdan kopusu kisisellik ihtiyaci ve inziva ozlemini tetiklemekte ve bireyi ozel hayata ve yalnizliga mahkum etmekteydi. Sennet'in devaminda, bireyin yalnizligi psikanalist Julia kristeva (1941-) ile kaydediliyordu. Kristeva Strangers to Ourselves (Etrangers anousmemes/kendimize yabanciyiz, 1988) adli eseriyle bireyin yalnizligina ek olarak yabanci kavraminin da izlerini surecekti (8). kristeva yabancinin ozgurlugunun sadece ve sadece yalnizliktan kaynaklanan serbestlik oldugunu anlatiyordu:

Kendi insanlarindan baglarinin kopuk olusu ile yabancilar kendilerini 'tamamen ozgur' hissederler. Ancak bu cesit bir ozgurlugun tam ve mukemmel adi yalnizlik ya da tek basinaliktir. Bu yararsiz ve sinirsiz can sikintisi ya da azami derecede bir hali hazirlik durumudur. Otekilerden mahrum birakilmis, ozgurce tek basina yasama, kaslarin, kemiklerin ve kanin harap oldugu boslukta yuzen astronotlarin durumundan farksizdir. kendini baglayici her seyden kurtulmus, bosluktaki yabanci bir hictir ve sahip oldugu hicbir sey yoktur (...) 'Tek basinalik' belki de sadece hicbir anlami olmayan bir kelimedir (Kristeva, 1988, 12).

Yazarin kaleminde kendimize yabancilasmamiz ve yabanci olma durumunu modern zamanlarda yasama sanati olarak belgeleniyordu:

(...) yabanci bir ulkede yabanci olmak ve yabanci olarak yasamak olasiligi ya da zorunlulugu (...) oldukca sert elestirilen modern zamanlarda yasama sanatinin, bir benzeridir. Kendime yabancilasmis olmak (...) benim kulturumun siddeti ve hizi kadar aci vericidir (Kristeva, 1988, 13-4)..

SURE-GELEN MODERNLIK

Zygmunt Bauman (1925-), Anthony Giddens (1938-), Ulrich Beck (1944-), Peter osborne (1958-) v.b. pek cok gunumuzun oncu dusunuru, modernlik soyleminin kuruculari Baudelaire, Simmel, Benjamin'in devaminda kuramsal yazilari ile bugunku modernligi farkli ve daha ileri bir asamada deneyimlemekte oldugumuzu ve modernligin kasilmali bir surec olarak devamini kaydedeceklerdi. 'Ustun-modernlik', 'gec-modernlik' ve osborne'un ifadesiyle 'kuresel kapitalist modernlik' bugun tum hiziyla ve yeni politikalar esliginde suregelmekteydi (osborne, 2001, 185). Beck gunumuz modernligini yuzyil oncesi sanayi toplumunun modernliginden muglaklik ve bireysellik ile kusatilmis 'risk toplumu' olarak ayirt edecekti (Beck, 1994). Gunumuz modernligi 'her-seyi-denetle zihniyeti' ve amacsal rasyonellesme politikalari uzerine kurulu 'Taylorculuk', 'zaman-hareket olcumu' gibi bilimsel yontemlerinin basrolde resmi-gecit yaptigi sanayi toplumunun tersine (ve aslinda onun bir sonucu olarak) bir muglakliklar ve riskler toplumuna donusuyordu. Sanayi toplumunun son derece standartlastirilmis is ve gorev dagilimi uzerine kurulu is-isveren politikasi, yerini 'is kanunu', 'calisma sahasi' ve 'calisma saatleri' uzerinden esnettigi bir yapiya birakiyordu. Tam zamanli isci calistirma yerine yarim zamanli ve emekte sureklilik yerine hareket ve degisim anlayisi yayginlasti. Bu da beraberinde calisan icin hesaplanmasi guc riskleri barindiriyordu (Beck, 1986, 142).

Modernlik artik, osborne'un da belirttigi gibi, batinin hegemonyasinda degil, sermayenin hegemonyasinda seyrediyordu (osborne, 2001, 185). Soyut niteligi ile hicbir egemenlik alanina sigmayan ve hicbir egemenlik alansal kuralla bag kurmayan sermaye, kuresellesmeye tam uyum saglamakta ve modernligin parcalara ayirilarak cesitli politikalarla kuresellesmesine gecit veriyordu. Soyutlamanin en ust seviyesi olarak yerin reddedilmesi ya da yersizlik, kuresel modernligin en belirgin ozelliklerinden biri olarak mekansal tartismalarin merkezine konumlandi.

Beck'e gore gunumuz modernligi, modernligin kendi kendisi ile hesaplasmasidir: Basta sinif ayrimi, denetleme ve teknik-ekonomik rasyonellik olmak uzere sanayi toplumu modernliginin tum degerleri reddedilmistir. organize edilmis belirsizlikler sanayi toplumun denetleyici mekanizmasini ve kendi kendini cok sesli olarak elestirmesini takip ederek bireysellesme politikalari esliginde gelismistir. 'Sanayi toplumu' kisilerin kendi anlam ve tanimlarini gelistirmeleri icin zorlandiklari 'bireysellestirilmis toplum' olarak donusmustur. Bireyler bu defa yeni kesinlikler bulmak ve icat etmeye mecbur birakilmislardir. Kendi ozgecmisinin, kimliginin, toplumsal iliskiler aginin, taahhutlerinin, inanclarinin bir tasarimcisi olarak birey (ozgurlugun yerine gecen fakat ozgurlukten ziyade) baglami olmayan asilsiz bir serbestlik ile ben-merkezcil bir yasam seklinden keyif almaktadir (Beck, 1994, 16). modernligin bugunku hali olan 'bireylestirme' (ozel olarak kalamasa bile) bireylerin ozel ve gundelik hayatlarinda kendilerini sorguladiklari, kendileri uzerine derin dusuncelere daldiklari, kasilmali politikalar esligindeki kasilmali sureci ifade etmektedir (Beck, 1994, 16). 'Egitim', 'mobilite' ve 'rekabet' birbirini destekleyen ve bireysellesme surecinde rol oynayan unsurlar olarak belirmistir (Beck, 1986, 94-5). Bireyler artik cok daha fazla toplumu, toplumsal duzen ve kurallari sahiplenmekte, kendi bireysel kimliklerinin insaasi cercevesinde kadin haklari hareketleri, dogal yasam politikalari, yasam-olum politikalari, cok goruslu uzlasimci politikalar, sag-sol politikalari, biyolojik-kisisel yasam politikalari, surdurulebilir yasam politikalari gibi sayisi oldukca cogaltilabilecek politikalar uzerine dusunup tasinmaktadirlar. Sonuc olarak rasyonellik ideali, sinif ayrimi gibi kavramlar ile donatili bir onceki toplumsal sekil parcalanarak, kuresellesme icine gomulu toplumsal-mekansal perspektifler iceren, bireysellik ve bireysellesme uzerine yeni deneyim formlari ve politik alt acilimlara kendi yerini birakmistir. Modernligin birey uzerinde yarattigi yogun vurgu, toplumsal kurallar ve cemiyetin yokedilmesi ile sonuclanmistir. Birey, cemiyet yerine aslinda ici bos olan bir ozgurlugu tercih etmis, bu asilsiz ozgurlugun estirdigi ruzgarla da kendini tanimlama derdine dusmustur.

Cemiyetin pek cok acidan bireyi koruyan ve kollayan mekanizmasi, onu kisitlama olasiligi yuzunden terkedilmis ve gozardi edilmistir. Cemiyetin cozulerek atomlarina ayrilmasi, beraberinde sadece sozum ona ozgurlugu degil, guvenligi de bir sorun olarak getirmistir. Bu cozulmeyle beraber, cemiyet-birey ve guvenlik-ozgurluk gunumuz modernliginin tartismali gergin ikilileri olarak elestirel soylemlerde yerlerini bulmuslardir. Bu soylemler dahilinde cemiyeti rahatlayabilecegimiz ve kendimizi guvende hissedebilecegimiz 'yitik cennet' olarak tanimlayan Bauman icin, bir cemiyete sahip olmak ve bir cemiyet icinde olmak iyidir (Bauman, 2001, 3). Ozgurlugumuze ve kendimiz olma hakkimiza ket vurabilen ve vuracakmis gibi gorunen cemiyet, ote yandan da guvenlik vaat etmektedir. Bir dereceye kadar dengelenebilecek, ancak asla aralarinda tam bir mutabakatin olamayacagi guvenlik ve ozgurluk, iki karsit deger olarak modernlikte gergin uclara cekilmistir. Bireysellik insaasinda ozgurluk ile guvenlik iki degis tokus degeri olarak ortaya cikmistir (Bauman 2001, 22). Bauman'in carpici iddiasina gore modernligin vaat ettigi ozgurluk pek cok acidan aldanmacadir. Cemaat desteginden yoksun (destek alamadigi icin) caresiz fakat (sozum ona) ozgurce kendini 'bir bireysellik projesi' kivaminda insa etmek zorunda kalan modern bireye, bu sahte ozgurlugun bedeli terk edilmislik hissi, tek basinalik, yersiz-yurtsuzluk, koksuzluk ve huzursuzluk olarak donmustur (Bauman, 2000). Yalnizlik ara sira bireyin yasadigi bir talihsizlik olmaktan, artik is hayatini surdurulebilecegi standart bir durum haline donusmustur (Bauman, 1991, 117).

MODERNLIK SOYLEMININ EPISTEMESI: DIL, DUSUNCE, DUYUM, BAKIS VE ALGILAYIS SISTEMI

Baudelaire'in modernliginden, gunumuz kuresel kapitalist modernligine dek, modern bireyin karekteristik ozellikleri yalnizlik, yabancilasma, bireysellesme, yersizlik yurtsuzluk ve evsizlik olarak cesitlenmistir. Bireyin modern hayattaki endise verici durumu bir yandan sanayilesme ve kuresellesmenin sonuclarina ya da toplumsal gerceklerine diger yandan da bir akim olarak modernizm ile iliskisine dayandiriliriliyordu. Ancak modernligi bir soylem olarak ele aldigimizda tum bu pozitifliklerin descartesci dusunce sistemi uzerinden yonetiliyor ve aktariliyordu. Ornegin modernligi dogrulamak uzere kendini kurgulayan modernizm ve onun gorsellik uzerine kurulu goz-merkezcil dili, ruh/akil ile maddeyi/ bedeni, ozne ile nesneyi birbirinden ayirmakta, soyut geometriler ve zihinsellik figur ve sembollerin yerine gecmekte, anlatisalliga gecit vermemekte ve boylece yabancilasma ve evsizlik (bedensizlik) hissini besleyerek bireye donmekteydi. Bu bolumde modernlik soyleminde uretilen bakislari, metinleri ve ifadeleri tek bir ortak zeminde toplayarak yoneten episteme--dil, dusunce, duyum, bakis ve algilayis sistemi--cozumlenmeye calisilacaktir. Foucault icin episteme Foucault epistemenin cozumlenmesini "Soylemsel olusumlarin, pozitifliklerin ve bilginin, bilgikuramsal bicimler ve bilimler ile olan iliskilerinin icinde cozumlenmesi" olarak ele alir ve bu cozumlemeyi bilimler tarihinin baska mumkun bicimlerinden yine episteme araciligi ile ayirdedilecegini belirtir (Foucault, 1969/1999, 245).

Ronesanstan gunumuze modernligin kendi tarih sahnesindeki rolu daima goz-merkezcil olacakti (9). Baski tekniklerinin, teleskop ve mikroskobun kesfi gorsel olanin onemini pekistirecekti. Pek cok metin--Guy debord'un (1931-) Gosteri Toplumu (La Societe' du spectacle, 1967), Michel Foucault'nun (1926-1984) Hapishanenin Dogusu (La Naissance de la Prison, 1967) ve Richard rorty'nin (1931-2007) Philosophy and the Mirror of Nature (1979)--gorselligin modern zamanlari kusatan bir duyu olusunun birer aynasiydilar. Debord modern uretim sisteminin hem sonucu, hem de tasarisi olarak gordugu 'gosteri' terimi uzerinden sorunu aktariyor ve seyrin nesnesi olarak toplumsal alani isgal eden imajlarin aldatilmis bakislara ve yanlis bilinclere ait oldugunu vurguluyordu. Debord'a gore, "modern uretim kosullarinin hakim oldugu toplumlarin tum yasami gosterilerin ucsuz bucaksiz birikimi olarak gorunur. Dolaysizca yasanmis olan hersey, yerini bir temsile birakarak uzaklasmistir" ve "kismi olarak goz onune alinan gerceklik, ayri bir sahte-dunya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliginde sergilenir" (debord, 1967, 35-6). Rorty ise, onyedinci yuzyildan itibaren filozoflarin temsiliyet kavrayisi uzerine sagliksiz bir anlayis gelistirdiklerine dikkat cekiyordu. Felsefede akil ve usun gerceklerin aynasi olarak algilanmasini ve bedenden ayristirilmasini elestiriyordu: "Biz 'akilsey' kavrayisindan bertaraf etsek bile, hukmun oznesi olarak res cogitans kavrayisini atsak bile, yine de akil ile bedeni ayristirabilmis ve bunu az ya da cok descartesci sekilde yapabilmis gibi gorunuruz" (rorty, 1979/1980, 17).

Christian metz (1906-) modern zamanlarin gorsellik uzerine odaklanisini scopic regime terimi ile acikladi. Metz scopic regime'i Bati'nin baskin gorsel modeli descartesci perspektifcilik olarak tanimlayacakti (metz, 1977)(10). martin Jay (1944-) ise oznel rasyonelligin descartesci dusuncelerinin ve duzenin ronesans'in gorsel sanatlarindaki perspektif anlayisindan bagimsiz anlasilamayacagini vurgulayacakti (Jay, 1988, 8). Filippo Brunelleschi (1377-1446) perspektifi icat eden kisi olarak anilirken, leon Battista alberti (1404-1472) 1435'te latince kaleme aldigi eseri De Pictura (Resim Uzerine) ile perspektifin ilk kuramcisi olarak tarih sahnesinde yerini alacakti. alberti fiziksel/bedensel dunyayi (fiziksel varlik gostermeyen) nokta, cizgi ve yuzeyler ve matematiksel hesaplar araciligiyla gorsel olarak tanimlayarak descartesci dusunceye zemin hazirlamisti (resim 1)(11). Fakat alberti historia (history+story/tarih+anlati) terimi esliginde resmin anlatisal ve tarihsel niteligini korumaktaydi. Yaklasik besyuz yil sonra, Svetlana alpers (1936-), bu nedenle alberti'nin historia terimini "anlati sanati" olarak yorumlayacak, pencere temasini sahne temasi ile iliskilendirecek ve bu sahneyi insan figurlerinin, sairlerin metinleri uzerine kurgulanmis onemli rolleri oynadiklari bir yer olarak tanimlayacakti (alpers, 1983, xix). acikca gorulecegi uzere alpers'in vurgusu albertici resmin anlatisal ve tarihsel niteligine idi.

[ILLUSTRATION OMITTED]

Alberti'nin gelistirdigi yontem, uc boyutlu fiziksel bir gercekligi, iki boyutlu bir yuzey uzerinde ifade etme olanagi sunarken, kuskusuz araya belli bir mesafe sokarak, goz ve bedeni ayirmaktaydi. Rene' descartes (1596-1650) ise gorenin goz degil akil oldugunu ifade ederek, (albertinin perspektif kurami ile baslayan) bedenden (nesneden) ayirilmis goze (ozneye), carpici bir sekilde ruh ile beden ve akil ile madde ayrimlarini ekleyecekti (doy, 2004, 13). Alti setten olusan descartes'in 1641 tarihli Latin metni Meditationes de Prima Philosophia'nin (Ilk Felsefe Uzerine Meditasyonlar) ozellikle altinci seti, akil ile bedenin ayrimi uzerine temellendirilmisti (Descartes, 1641, 164-75). Altinci sette, Descartes, algilar ve (zevk, aci gibi) hisler araciligiyla, ruhtan bagimsiz olarak, bedenimizi deneyimledigimizi vurgulamakta, dusuncenin bir uzantisi (bedeni) olmadigini kaydetmekteydi (12):

"Ve olasilik dahilinde olmasina ragmen (ya da daha cok kesinlikle, cunku birazdan soyleyecegim) hala kendisine siki sikiya bagli oldugum bir bedene sahibim, cunku, bir yandan, bana ait apacik ve ayri dusuncelere sahip oldugum olcude sadece dusunen ve uzantisi olmayan birseyim, ve ote yandan, uzantisi olan ve dusunemeyen sey oldugundan, ayristirilmis bir beden dusuncesine sahibim, cunku kesin olan sudur ki ben (bir baska deyisle, beni ben yapan ruhum), tamamen ve kesinlikle bedenimden ayriyim ve bedensiz var olabilirim" (Descartes, 1641, 168).

Bu perspektifci bakista, uc boyutlu nesneleri ve mekanlari olanakli kilan sey, basitce ressamin gozu tarafindan esgudumlenen, bir kacis noktasi araciligi ile uretilen simetrik gorsel bir piramitti. Burada ressamin bakisi, adeta gozetleme deliginden dikizleyen, hareketsiz tek bir goz gibiydi. onbesinci yuzyilin modernlige dek tasidigi goz gezdirmek, norman Bryson'in da (1949-) belirtecegi uzere, yerini sabit bakis ya da gozunu tek bir yerden ayirmadan sabit bakmaya, baska bir deyisle dikizlemeye birakmaktaydi (Bryson, 1983, 94)(13). "(...) bir mesafe dahilinde seyredilmem ya da disaridan gelen bir bakis, beni bir resim yapmaktadir" diyen Jacques lacan (1901-1981), merkeze alinan sabit bakis ile oznenin nasil uretildigini ifade edecekti (lacan, 1973, 106)(14). Lacan oznenin bu sabit bakis ile fotograflanisini bu baglamda aktaracakti:

Bu, gorselde, oznenin meydana gelisinin nabzini tutan bir fonksiyondur. Gorselde, beni en derin seviyede belirleyen sey disaridan (sabit) bakistir. Bu sabit bakis boyunca bakistan gelen isigin icinden gecerim ve bakisin etkilerini uzerimde tasirim. (...) sabit bakis isigin bedenlesmesi boyunca (...) benim fotograflanisim boyunca bir aractir (lacan, 1973, 106; vurgu ozgun).

Benzer anlayista, Jay'de perspektifci bakisin soyut donuklugunun, ressami nesnelerle olan karmasik duygusal iliskiden geri cektigini belirtecek ve bu gorsellik temelli genel durumun ana ozelligini "(...) anlatisallasmanin ya da metinsellesmenin bozulmasi. Soyut, niceliksel olarak kavramsallastirilmis mekan, niteliksel olarak farklilastirilarak icine resmedilmis oznelerden sanatciya cok daha ilgi cekici gelmis ve anlati esliginde bir sahne sunmak son bulmustur," diyerek ozetleyecekti (Jay, 1988, 8). Word and Image (1981) baslikli eserinde Bryson da, figursel niteligin kaybolusunu ve buna bagli olarak kitlelere bir dusunce, oyku, ya da bilgi aktarmanin olanaksizlasarak resmin soylemsel islevinin cokusunu ifade edecekti (Bryson, 1981). Boylece, dini, didaktik v.s. her turlu harici amactan ayristirilan imge ozerkleserek ve ondokuzuncu yuzyilda sermayeci dunyanin alinip satilabilen baglamsiz bir nesnesine donusecekti. Boylece ondokuzuncu yuzyilin tuvali, anlatisalliktan, metinsellikten ya da albertici historia kavramindan bagimsiz olan bir bilgiyi aktaracakti. Baska bir deyisle, zihinsel dunya gorusu ve descartesci gorus esliginde, ondokuzuncu yuzyilin tuvalinde, dogal dunya yerini teknolojik dunyaya birakacakti. Jay'in de gozlemleyecegi gibi,

"Descartesci dusunce bilimsel dunya ile isbirligi icindedir. Artik tanrisal bir metin gibi okumak yerine, yansiz ve hareketsiz arastirmaci bir goz tarafindan ancak disaridan gozlemlenebilen dogal nesneler ile, dunyayi matematiksel zaman-uzamsal bir duzende algilamaktadir" (Jay, 1988, 9).

Boylece modernligin gorsel dili descartesci yaklasimin ve gelenegin hegemonyasinda gelismistir. Specular Grammar: The Visual Rhetoric of Modernity (Yansitici Gramer: Modernligin Gorsel Retorigi, 1998) baslikli makalesinde Barry Sandywell (1948-) modern batili benin nasil descartesci dusunce sistemi icinde insa oldugunu ve modernligin nasil tanri merkezcil bir evrenden, erkek egemen bir dunya gorusune dogru gelistigini ifade etmistir. Sandywell'in metninde modern orta sinifin ve avrupali bilgi kuraminin dogusu, bilissel bilincliligin ozerkligini ilan etmektedir. Bu donusumun oncu dusunuru olarak rene descartes ozerklik ve benlik uzerine guclu soylemler uretmistir. Sandywell'in gorusu dogrultusunda, yansiz, yalitilmis, rasyonel, kendi kendine yeterli, farkliliklara ve oteki olana karsi kayitsiz olan descartesci benlik, dunyayi ayna yansimasi gibi gormek isteyen modernligin (yansitici) dilinin kokenidir. Yansitici ve nesnellestirici sabit bakisi ile descartesci benlik, avantajli bir bakis noktasindan bakan her seye hakim gozu ile modern dunyayi duzenler ve uretir. Sandywell'in bu bakis ile fotograf ceker gibi gozlemleme durumuna karsi en buyuk elestirisi daima oteki olanin dislanmasidir (Sandywell, 1996, 249). Modernligin bu icebakisi yansitici dili, artik birinin digerleri ile iliski kurmasinin en normal yoludur. Sandywell'in metninde modernligin dilindeki 'bilis', yalniz dusunurun kilavuzlugunda ortaya cikan 'icsel dusunce' tipidir (Sandywell, 1998).

Sandywell, toplumsal iliskilerin ve kulturel sekillenmelerin habercileri olarak, ronesans'in din ve kultur savaslarini ve reformasyon donemlerini ele almistir. Sandywell modern benligin ve modernligin gorsel dilinin altinda yatan baslica neden olarak kamusal mekan-zaman sisteminin toplumsal orgutlenmesinde gerceklesen degisiklikleri gosterecektir: Eski tanri merkezcil dunya gorusunun cokusu ve ataerkil toplumsal duzenin bozulusu; kanon kanunlarinin laiklestirilmesini destekleyen evrensel roman kurallarinin dirilisi ve yayilimi; imgenin ozerklesmesi ve metalasmasi; bununla iliskili olarak toplumsal-ekonomik pratiklerin ilk sermayeci sekillerinin ortaya cikmasi; kamusal alanlarin olusumu, mekan-zaman sikismasinin erken modern sekilleri, siyasi otoritenin merkezilesmesi uzerine zamandizinsel tartismalar; modern bilimsel islemlerin gelistirilmesi ve bireysel toplumun ve orta sinifin olusumudur. Sandywell hizli kentlesmenin, metalastirmanin, parasal iliskilerin, ve kuresel pazarin onemini ifade etmistir. Cunku gec orta cagin kapanisi sadece yeni mekansal, kulturel, ve amacsal yeniden duzenlemeleri beslememis ayni zamanda da kisisel ozgurlugun, bireyselligin, herhangibir egemenlik alanina baglanmayi reddeden hareket kabiliyetinin soyut kavramlarini ve kentli kulturunu yaymistir. Bu degisiklikler ile 'descartesci endise' felsefenin sinirlarinin otesine mevzilenmis, boylece geleneksel kisilik ve ortak kimlik modeli kalbinden vurulmustur. Bu kosullarda, akil anlayisinin degerler dizisi olarak modern oznellik sorunu toplumsal, siyasi ve kulturel degisimin arakesitinde tarihsel bir olgu olarak ortaya cikmistir (Sandywell, 1998, 32).

Erken onyedinci yuzyil boyunca, Suarez, Erasmus, montaigne, luther ve descartes'in metinlerinde, dusunus, tasarlayan tasavvur eden akil, (gunumuzde dogurganlikla eslestirilerek disilestirilmis olan) doganin dunyasindan, carpici bir sekilde ayri ele alinmisti. Bu tanri merkezcil evrenden erkek egemen dunya gorusune olan devrimsel kaymanin temel niteligini Sandywell su sekilde aciklayacakti:

"Ozerk bir alan olarak bilimsel kanit kaderden ayri ele alinir; 'akil' ve 'ruh' tanrisal evrenden ayristirilir ve dusunen benligin bilincini sekillendirmek icin birlestirilir; akil fiziksel bedenden ayristirilir; gorulemeyen ruh doganin gorulebilirlik durumundan ayristirilir; ozerk ozne, dunyanin ayna yansimasi gibi temsiliyetleri olan derin dusuncelere dalar (...) geleneksel bolgesinin bedeninden ayrilan benlik ve ozerkligi, herseyi goren hakim benlik olma durumu; ise yararliliklarin hesabinda, degerlerin alinip satilabilirliligi; (...) hesapci olarak niteleyebilecegimiz bireylerin davranislarinin merkezine yerlesti. Baska bir sekilde ifade etmek gerekirse: aklin ve doganin gorsel imgeleri nesnelligin sinirlari ile olasi gorsel temsiliyetin sinirlarinin cakistigi fikri mesrulastirmaya yardim etti. Sonunda, 1770'lerden 1830'lara alman idealizmi geleneginde, onyedinci yuzyilin deyisi 'icsel fikirler ve dusunce', mantigin ve dunyanin idrak edilisinin temelini olusturan 'zihinsel benlik' olarak insa edildi ve 'askinlastirildi'" (Sandywell, 1998, 34; vurgular ozgun).

Modernligin dilsel yapisi, metafor ve motifleri bedenden kopuk, izleyici ozneyi ve onun ice donuk dunyasini tasvir etmektedir (15). Bu kosullarda, "bakan ile bakilan arasindaki iliskinin metaforu karsi konulamazi gostermektedir" (Sandywell, 1998, 36).

Okuyucu, yazar gibi, dogru olana taniklik edebilmek ya da evreni nesnel olarak degerlendirebilmek icin, dunya ile baglanti kurmamalidir. Felsefi meselenin saf nesnesine donusturulen fikirler, zihinde konumlandirilir. modern dusuncenin temel karakteristikleri zihin ve beden ayrimi; rasyonel kendi kendini tanimlayan ozerk benlik; fikir, sekil ya da turlerin dogadaki yerlerinden koparilarak zihne yerlestirilmesi; gorsel ikon olarak fikrin islevsellestirilmesi; irade ile derin dusuncenin eritilmesi; dunyanin tahayyul gucu olarak benliksel irade; dunyanin erkek merkezcil egemenlige konu olarak ele alinmasi olarak belirecektir. Zihin ile beden ikilisi tum modernlik tarihi boyunca bir sorun olacakti (16).

Modernligin dilinde nesnelerin uzantisindaki ortamda zihin, temsiliyetlerin ve doganin tiyatrosuna donusmustur. Bu kosullarda, Arthur Schopenhauer (1788-1860) da carpici bir sekilde vurguladigi gibi dunya, ozne ile iliski icinde olan sadece bir nesnedir ve kendi de bir temsile donusmustur:

Oysa, ozne ile nesne ayrimi, butun bu siniflarin ortak kalibidir. o, soyut ya da sezgisel; saf ya da gorgul her tasarimin altinda olanakli, kavranabilir oldugu tek kaliptir. dolayisiyla sundan daha kesin bir dogruluk yoktur, butun otekilerden daha bagimsiz olan, en az kanitlama gerektiren dogruluk sudur: Bilme bakimindan butun varolanlar,--acikcasi tum dunya--ancak ozneyle iliskisinde, algilayanin algisiyla iliskisinde nesnedir, tek sozcukle, tasarimdir. Elbette bu gecmisin tumunde dogruydu, gelecegin tumunde de dogru olacaktir. En uzaktaki icin dogru oldugu gibi yakinda, neredeyse avucumuzun icinde olan icin de dogrudur. Cunku, bu, uzam ile zamanin kendisi icin dogrudur. Bu ayrimlar, ancak onlarin icinde dogar. Soyle ya da boyle dunyaya ait olan ya da olabilecek hersey, kacinilmaz bicimde sundan etkilenir: O, ozne tarafindan kosullanir, yalnizca ozne icin vardir. Dunya, tasarimdir (temsiliyettir)". (Schopenhauer, 1958, 8; vurgular bana ait)(17)

MODERNLIK SOYLEMININ ETKINLESTIRICI STRATEJISI: NESNELER/FIGURLER/IMGELER OLARAK GORUNENLER

Modernligin dilsel yapisi ve motifleri; kuresellesmis ve bireysellesmis modern kulturde, bireyin endise dolu bakislar esliginde algilanisi ve soylemsellestirilisi sanat, edebiyat, felsefe, sosyoloji, tasarim ve mimarlik gibi pek cok disiplinlerarasi alanda metinler olarak cogaltilacak ve tarihsellestirilecekti. Soyut kavramlar ve ifadelerden olusan modernlik ve tum ruhsal sorunlariyla modern birey soylemi, bir anlamda somutlasacagi kendini bedenlestirecegi alanlari ariyordu. Cunku soylemin mekanizmasi ve dogasi kendini pekistirmek uzere anlatisalligi, figurleri, metafor ve mecazlari bir yerden aciga cikarma gucundeydi. Toplumsal bir duyarlilik esliginde, uc boyutlu nesneler ile mekani donusturerek, hem mekanin hem de nesnelerin deneyimlenmesi uzerine, 1970'lerden itibaren yukselerek kendini disiplinler arasinda insa eden 'yerlestirme sanati' bu modern bireyin yalnizligina, yabancilasmasina yonelik soylem(ler)i, eylem niteliginde cogaltan ve bedenlestirecek elestirel alan olarak belirdi (18). kurt Schwitters'in (1887-1948) merz sanat nesneleri (1923-1932) ve marcel duchamp'in (1887-1968) hazir nesneleri bu sanat alaninda uretilen islerin kokenini olusturuyorlardi. Benzer sekilde pek cok sanat ve tasarim arakesitinde uretilmis nesne de, modern bireye yonelik endise dolu bakis(lar)in carpici bir sekilde metaforlari olarak belirmekte ve adeta bireyin nesneler ile olan sorunlu iliskisine, yine nesneler araciligi ile dikkat cekmekteydiler. Cesitli sanat ve tasarim dallarinin altinda cesitlenebilecek bu 'sanatci' calismalarinin--iki boyutlu calismalar, kullanilmis nesneler, tasarlanmis islevsel nesneler, kurgulanmis mekanlar--her birinin ortakligi modern bireye yonelik endise dolu bakis(lar)in/soylem(ler)in ifadeleri ile yuklu olmalariydi: yersizlik-yurtsuzluk, ev ozlemi, bireysellik ve standartlasma, zaman odakli modern hayat, ozne ve nesnenin kopusu (yabancilasma) gibi. Bu nesneler modernlik soylemini yetkinlestiren bir strateji olarak belirdi. Bu nesnelerin ortak ozelligi, yazarlarina bagimli ya da bagimsiz bir sekilde modernligin metafor ve motiflerine acilim saglamalari ve kavramlari bedenlestirmeleriydi. Tek basina kendilerinin bile akil ve madde ayrimi anlayisina karsi birer durus olduklari soylenebilirdi.

Burada modernligin soyut kavramlari esliginde gruplanacak olan nesne ya da goruntu seklindeki metinleri hem modernlik soyleminin uretimleri, hem de (kuramsal metinlerin, ekonomi temelli girisimler, teknolojik gelisimler gibi) soylemin pozitiflik alanlarindan biri ve hem de modernlik soyleminin anlatisallik temelli pekistirici startejisi olarak kabul ediyorum. Ancak bu alani yorumlamaya baslamadan once, Michel Foucault'un (1926-1984) "muellif nedir?"("Qu'est-ce qu'un auteur?") (1969) baslikli metnine basvurmayi gerekli goruyorum (19). Bu metninde muellifligin islevini sorgulayan Foucault, soylemin duzeninde yalnizca bir metnin ya da kitabin muellifi olmanin cok otesine gidilebilecegi, bir kuramin, gelenegin ve disiplinin muellifi olunabilineceginden bahseder. Bu muellifleri "soylemsellik kuruculari" olarak, bulunduklari konumlari da "soylem-otesi" olarak tanimlar (Foucault, 1969, 184, 185). Foucault'un dusuncesinde bu muelliflerin metinleri onem kazandiklari olcude baska metinlere olanak saglar ve onlari denetlerler. Bu nedenle muelliflik islevi, yapitlarinin oldukca otesindedir. Tekrar birazdan yorumlanacak olan nesnelere/metinlere donecek olursak, bu metinlerin kaynagini modernligin "soylemsellik kuruculari"nin muellifleri--Baudelaire, marx, Simmel, Benjamin gibi--ve onlarin baska metinlere de olanak saglayan eserleri ile iliskilendirmek gerekecektir.

OZNE-NESNE

Modernlik uretimi retoriksel mecazlar ve motifler, daima bakilan ve gorulen, ozne ve nesne, zihin ve beden, ruh ve bedenin fizikotesi ayrimi, akil ve doga gibi problemli ikili iliskiler cercevesinde bedenden kopan, izleyici konumundaki ic dunyasina kapanmis ozneyi tanimlayacaktir. Icsel dunyanin mekani, gundelik hayatla ilgisi olmayan rontgenci bir bakisin yarattigi, adeta bir camera-obscura (karanlik oda) gibidir. Fiziksel ve bedensel karsiligi olmayan zihin temsillerin sahnesidir. Bu baglamda dunya, ozne icin, onun zihninde tasavvur edilecek nesneden baska bir sey degildir. Bu nedenle Sandywell ozne-nesne ikilisinin ruhsal ve fiziksel; ve akilsal ve bedensel olarak ayristirilmalari egilimini "ruhsal bir olay nasil fiziksel bir barinagi ele gecirir? ne tur bir algi icinde akil fenomenolojik dunyanin 'disinda' yer alir? Bir dusunce nasil bedene yerlesir? ne tur bir duyu icinde, dusunce fenomenolojik dunyanin 'disinda' yer alir? akil nasil maddesel bir bedende yasar?" gibi bir sorular silsilesiyle elestirecekti (Sandywell, 1998, 39; vurgular ozgundur). Descartesci dusunce sisteminin egemenligindeki goz-merkezcil modernlikte, oznenin zihni disarida olani maddelestirmektedir ancak bu maddenin bu dunyada evi yoktur. Bedenden ayristirilan dusunce evsizdir. Ozneye gelince gozlem ve temsiliyetlerin serbest bolgesinde kaybolmus, etrafindaki nesnelere, dogaya yabancilasmis ve dogal dunyayla tum baglantisini kaybetmistir.

Sanatci Allan Wexler, bu baglamda, descartesci dusunce sisteminde kok salan ozne-nesne iliskisindeki kopusu sorgulayacakti. Wexler, matematiksel hesaplar ve sermayeci kurallar dahilinde nesnelerin bireye yabancilasarak tasarlanmasini, baska bir deyisle modernlikte nesnenin oznesinden bagimsiz varolusunu, Indeterminacy Series (Belirsizlikler Silsilesi), Chairs (Sandalyeler), Recycle Conference Room (Geri kazanilmis Toplanti odasi), Chair-a-day Series (Bir-Gunde-Bir-Sandalye Silsilesi) gibi calismalari ile ele aliyordu. Nesnenin modern kulturdeki uretilis seklinin aksine, bu calismalarinda Wexler, ozne ve nesne arasindaki ayristirilmis mesafeli iliskiyi tartisiyordu. Ornegin Chair-a-day Series'de Wexler, modernlikteki once rasyonel kurallar ve matematiksel hesaplar dahilinde nesnenin tasarlanmasi surecini atlamis ve her bir sandalye elde bulunan malzemelerin icgudusel ve duyusal olarak birbirine eklenmesi ile uretilmisti (resim 2). Sonuc urun onceden tasarlanmamis, surec ile beraber malzemenin olanaklari ve oznenin ic dunyasi ve etkin girisimi ile kendiliginden gelismisti.

[ILLUSTRATION OMITTED]

[ILLUSTRATION OMITTED]

The Shape of Form (Bicimin sekli), Ronald Feldman Guzel Sanatlar sergisinde yer alan Wexler'in Chairs (Sandalyeler) adli calismasi, modern dunyada nesnenin soyut zihinsel bir surec olarak iki boyutlu ortamda tasarlanisini, nesnenin iki boyutlu cizimi ve kendisi uzerinden ele alarak, adeta nesnelerin bedensel/maddesel varliklarindan koparak temsillere donusumu uzerinde dusunmeye bizleri davet edecekti (Resim 3).

Recycle Conference Room (Geri kazanilmis Toplanti odasi) ile Wexler modernlik elestirisini yine gunluk hayatta bireyin en cok temas ettigi nesnelerden biri olan sandalye nesnesi uzerinden kuracakti (Resim 4). Bagimsiz benlik olarak rasyonel ozne, bir sekilde cevresindeki nesneleri onlarin fenomenolojik gerceklik alanindan ayristirarak izler ve denetler. nesnenin ozneden bagimsiz olarak varligi ya da yasami kayit disidir. Bireysel bir tasarlama eyleminin sonucu uretilmis olan, modern hayatin nesneleri, degisim, hiz ve yenilenme duygusunun araclari gibidirler. Zaten kitlesel uretim sonucu bizlere yabancilasarak ulastiklarindan, gozden cikarilmalari da oldukca kolaydir. Burada Wexler, kullanilmis gorunumlu, tum bu nesnelere, herbirine adeta kirik uzuvlari alciya alinmis, ya da yaralari ozenle sarilmis birer (canli) beden gibi mudahale etmistir. Herbiri birbirinden farkli bu nesnelerin, bir toplanti masasinin etrafina yerlestirilmesi ile, adeta bu nesneler, kullanici oznenin metaforlarina donusmustur.

[ILLUSTRATION OMITTED]

YER-YURT-EV

Victor Hugo'dan (1802-1885) Thomas de Quincey (1785-1859), Charles nodier (1780-1844), Herman melville (1819-1891), nathaniel Hawthorne (1804-1864), ve Edgar allen Poe'ya (1809-1849) dek tum romantik donemin yazilarinda ev hayaletliydi ve Sigmund Freud'un (1856-1939) gorusunde tekinsizligin merkeziydi (20). Ruhtan bagimsiz dusunemeyecegimiz, ya da baska bir deyisle ruh ve beden ikilisinin bu soylemler esliginde metaforu olarak ev, modern dunyada modern birey icin artik yakalanmasi imkansiz bir olguydu. Gaston Bachelard'in (1884-1962) sozlerinde ise "Ev olmasa, insan dagilmis bir varlik olurdu. Ev, insani gokten inen firtinalara karsi oldugu gibi, yasamda karsilastigi firtinalara karsi da ayakta tutar. Ev hem beden, hem de ruhtur" (Bachelard, 1958, 41). Indeterminacy Series baslikli calismasi ile allan Wexler'in (1949-), belki de bir anlamda modern dunyadaki ruh ve beden ikilisinin metaforu olarak evi yeniden insa etmeye calismaktaydi (resim 5). 'Her seyi denetle zihniyeti' uzerine kurulu Taylorcu yontemin tam tersine 'belirsizlik kurali' ile fonksiyonel nesneler ureten Wexler'in ucgen catili basit ev imgesi uzerine gerceklestirdigi sayisiz calisma, bir yandan modern dunyadaki ruh-beden ayrimina gonderme yaparken, diger yandan da modern dunyada sorunlu bir alan olarak yersizlik-yurtsuzluk baglaminda surekli insa edilmeye calisilan ev kavramina dikkat cekmekteydi (21).

Tum yirminci yuzyil boyunca ve bugun ev, modern mimarligin en etkin uretim alanlarindan biri olarak ortaya cikmistir. Modern konut, kitlesel uretimin 'taylorculuk', 'zaman---hareket olcumu' gibi bilimsel yontemleri esliginde rasyonalize edilerek standartlastirilmisti (22). Bu dogrultuda modernligin ruh beden ayrimi, figurlerin ve anlatisalligin reddedilmesi, rasyonallesme ve zihinsellestirme gibi motiflerini benimseyen modern mimarlik, 'ev' kavrami yerine, bir nesne olarak 'konut' kavramina odaklanmistir. yer kavrami da, yerini rasyonel mekan organizasyonuna ve hareketlilik, esneklik, degisim, donusum kavramlarina birakmistir. konutun yasama, banyo, mutfak gibi mekanlari, verimlilik ilkeleri dogrultusunda islevsellestirilmis ve standartlastirilmistir. Simgelerden, sembollerden anlatisalliktan kopuk alinip satilabilen rasyonel dunyanin yabancilasmis bir nesnesine donusen konut, duygu dunyamizda insa ettigimiz eve donusme potansiyelini yitirmistir. Bu yuzden Uzamin Poetikasi'nda (la Poetique de l'espace) (1958), Bachelard evin hayaller, fanteziler, ucsuz bucaksiz mahremiyet duygusu ile insa edildigini, ve evin fiziksel varliginin--cekmece, dolap, gibi nesneler, cati arasi ve tum ev--evi insa eden duygularin bedensel metaforlari oldugunu vurgulamisti.

[ILLUSTRATION OMITTED]

[ILLUSTRATION OMITTED]

Modern dunyada insa etme olanagi bulamadigimiz evin imgeleri, bu baglamda, Canan atalay'in (1967-) Diyaloglar (2009) baslikli seri calismasi ile cogaltilmistir: hayaller, fanteziler ve ic dunyaya yapilan yolculuklar ile insa edilen basit ucgen catili ozlemini duydugumuz ev imgeleri (resim 6)(23). Brian Curtin (1969-) 'ev, kentsel deneyim ve dusler' iliskisi icinde atalay'in calismalarina bakarak "sehirlerin bize dus kurdurdugu yollari" cagristirdiklarini ifade eder (atalay, 2006, s. n. yok). Gul Saridikmen'in (1977-) atalay'a Bachelard'in "ev duscusu" tabirini yakistirmasi bosuna degildir (atalay, 2009, s. n. yok)(24). Bu imgeler Bachelard'in dusuncesindeki evin en deger verilen yanini yansitir: "(...) duslemi barindirir, dus kurani korur; ev huzur icinde dus kurmamizi saglar" (Bachelard, 1958, 41). Bu imgeler gercektende modern dunyada, kent yasaminda oturdugumuz cok katli topraktan yerden kopuk ustunde cati yerine bir diger konutun yer aldigi ozlemini duydugumuz kaybettigimiz ev imgeleridir. Ev, modern dunyanin yikik, yitik ya da kayip bir imgesine donustugunden, bugune kadar hic hissedilmedigi kadar guclu ve artan bir ozlem duygusu ile, ic dunyamizda en basit imgeleriyle katman katman var olmaya devam etmektedir. Baska bir deyisle, bu ozlemin bu denli artmasinin nedeni, ev ile dis dunya (modern dunya) arasindaki diyalektikte gizlidir. Dis dunyadaki sorunlara karsi, ev daima bir siginma noktasi olarak belirir.

[ILLUSTRATION OMITTED]

Selim Birsel'in (1963-) Bana Bir Ev Ciz (1999) adini verdigi calisma da modern birey icin adeta bir mite ve hayale donusen, evin basit bir imgesiydi (resim 7). Bu nedenle adnan yildiz (1979-), Birsel'in islerinin ozunu "dunyayla ve otesiyle kurulan refleksif iliskinin, hem fiziksel, siyasi ya da psikolojik hem metafizik boyutlarinin birbirine carpmasi" olarak ifade ediyordu (yildiz, 2009, 5). Birsel'in calismasi, ruh ile bedenin ayristirildigi, sembollerin reddedildigi, herseyin kendi fiziksel varligindan soyutlanarak zihinsellestirildigi, nesnelerin yabancilastirilarak seyredildigi ve satildigi modern dunyada, modern bireyin kendini evsiz hissetmesi ve ev hayali ile yasamasinin cocuksu psikoloji yuklu, sairane bir eylemi olarak belirmistir. Birsel calismasina eslik eden duzyazisinda soyle der: "kucuk prens pilota bana bir koyun cizer misin diye sorar. Ben ise ev cizmesini isterdim o pilottan. onun ucagi colun ortasina dusmus evinden uzak; kucuk Prens de kendi evinden uzak: Nedir bu koyun cizme hikayeleri?" (Birsel, 2002, s. no yok).

Ev dogup buyudugumuz yerden, aileden, topraktan, dostlarimizdan, yurttan bagimsiz dusunemeyecegimiz, guven, baglilik ve sadakat duygulari ile yuklu bir kavramdir. Aodernligin ilk yansimalari ile dolu Baudelaire'in "yabanci" adli duzyasisi bireyin nasil aile, dostluk, yurt kavramina yabancilastigini, daha bir bucuk asir oncesinden gosteriyordu. Baudelaire bu yazisinda "de bana, sir kutusu adam, kimi seversin en cok? Babani mi, anneni mi, kiz kardesini mi, yoksa erkek kardesini mi?" diye sordugunda "ne babam, ne annem, ne kiz kardesim, ne erkek kardesim var" diye cevap alir. Baudelaire "dostlarini?" diye eklediginde yanit "Bu sozun anlami bana yabanci" olur. sair "yurdunu?" diye sordugunda ise "hangi enlemde oldugunu bile bilmem" der (Baudelaire, 1869, 17). Henuz kuresellesmenin olumsuz sonuclarinin dahil olmadigi bu donemde bile, modern bireyin cizdigi tablo acikliydi. Artik bir bireysellesme projesi olan, risklerin arasinda yasayan, kariyeri icin bir yerden digerine suruklenen modern bireyin, gercekten ne bir dostu, ne de bir yeri/yurdu kalmistir. Evi varsa bile orada huzur yoktur. The Closet/Sandik Odasi (1997) calismasinda Hale Tenger (1960-), bu zeminden beslenerek ev, aile, yurt kavramlarini sorgulayacakti (resim 8)(25). Tenger cocuklugunda Izmir'de ailesi ile yasadigi evin bir benzerini--mobilya, radyo, ev esyasi, lamba, kitap, giysi, diger tekstil urunleri gibi bulunmus objelerin yer aldigi--uc ayri oda olarak insa etmisti. Yerlestirme 1980 yillari Turkiye'sinin sikintili donemini kurgulamaktaydi. Yerlestirilen bir radyo, ulke durumu ile ilgili gelismeleri aktarmakta ve boylece disaridaki huzursuzluk iceride de hissedilmekteydi. Tenger bir lamba ile aydinlatilmis masanin uzerinde acik bir defter ve kitap sergilemekteydi. Defterde bir yer ismi olarak Turkiye'nin baskenti 'ankara' kelimesi, bu nedenle defalarca el yazisi ile yazilarak tekrarlaniyordu. kitabin Turkiye'nin tarihi ve ataturk'un devrimlerini aktarmasi ise ev, yer ve yurt kavramlarina ulus kavramini eklerken, cocuklugumuzda gectigimiz egitim surecini hatirlatiyordu. ahu antmen'in belirttigi gibi Tenger bir yandan "1980'lere uzanan yillarda tipik bir orta sinif Turk ailesinin portresini adeta cerceve icine" almakta diger yandan da "kaosla, korkuyla, olumle, huzursuzlukla kusatilmis bu dunyanin kiyasiya tutundugu ruhsal bir ic duzeni" ev uzerinden aktarmaktaydi (antmen, 2007, 86). Dolayisiyla, Tenger'in vurguladigi gibi "Bahcende (yerinde, yurdunda) huzur yoksa, aslinda evinde de yoktu" (antmen, 2007, 87).

[ILLUSTRATION OMITTED]

Bireysellestirilmis toplumda bireyin kariyer odakli yasami ve buna bagli olarak surekli yer degistirmesi, evsizlik sorununu besleyen baska bir nedendi. Geleneksel sanayi uretimindeki emir silsilelerine dayanan kesintili iletisim, yeni kuresel kapitalist duzende yaygin bilgisayar kullanimi ile yerini isik hizinda yayilan iletisime birakmisti. Sanayi uretimindeki piramitvari hiyerarsik duzenlemeler, network tarzi daha duz ve esnek organisazyonlara donusuyordu. Sanayi uretimindeki isin ve iscinin surekliligi, yerini hem isin hem de iscinin geciciligine birakiyordu. Sermayenin sabirsizligi ve tuketim odakli yasam surekli degisimi ve yeniligi gerektiriyor, sirketlerde bu dogrultuda degisim odakli projeler uretiyorlardi. Bir isin bir sonraki yil tekrarlanmasi ya da ayni sekilde yapilmasi olasiligi oldukca kucuktu. Kuresel piyasa ve yeni teknolojilerin kullanimi, yeni kapitalizmin ayirtedici ozelligi olarak goruluyor ve "uzun vade yok" slogani benimseniyordu. Bu kosullar altinda bir calisandan surekli riskler almasi ve kendi becerilerini yenilemesi bekleniyordu. Isin surekliliginden bahsetmek cok zordu. Bir calisan kariyer ugruna sik araliklar ile is ve yer degistirmek durumunda kalabiliyordu. Degisen is, yer ve duzenler, bireyin bir yerden digerine suruklenmesine neden oluyor, kalici iliskilere ve dostluklara izin vermiyordu. Is hayatinda kullanilan "uzun vade yok" slogani, gundelik hayatta ve aile hayatindaki iliskiler de guvensizlik ve sadakatsizlik olarak, Sennet'in vurguladigi sekliyle, bireyin karakterini asindiran bir unsur olarak kendini gosteriyordu (Sennett, 2002, 21-3). "Uzun vade yok" elbette ki "kisa vade" politikasini cilaliyor ve bireyin degistirdigi yerlerde gecici yuzeysel iliskiler kurmasina gecit veriyordu. Oyle ki kisiler hemen unutuluyor, nereden geldikleri ve nereye gidecekleri merak edilmiyordu. Kisiler bulunduklari yer ve cevre ile derin iliskilere girmekten kaciniyorlar, hafizalari ani dahi depolayamiyor ve adeta ikamet etmiyorlardi.

[ILLUSTRATION OMITTED]

Yerin baglamsizlasmasi ve bireyin ikametsizlik durumunun, kuresel kapitalist duzenin toplumsal ve kulturel bir sonucu olarak bireye surekli bir goc halinde olma duygusu, ve ev ozlemi olarak donusu ya da donecegi muhakkakti ve Gulsun karamustafa'nin (1946-) Mistik Nakliye/Mystic Transport (1992) baslikli calismasinda carpici bir sekilde ifade bulacakti (resim 9)(26). Yerlestirme herbiri ayri renkte yorganlar koyulmus, yirmi adet hareketli tel sepetin olusturdugu bir oruntuden ibaretti. Kitlesel uretim, standartlasma ve mallarin renk farki gibi kucuk degisiklikler ile cesitlendirilmesi, karamustafa'nin orneginde yorganlar uzerinden aktariliyor, secilen yorganlar ise geleneksel olarak mahallelerdeki yorgancilara ceyiz olarak diktirilen ustu saten, alti pamuklu kumastan olusan, tanidik bildik oldugumuz yerel kulturun nesneleri olarak, bir karsi durusu niteliyordu. Sepetlerde hareketlendirilen bu nesnelerin yorgan olmasi, ayrica bireyin bedenine ve bu bedenin evsizligine de gonderme de bulunuyordu. Baska bir deyisle mallarin hareketinin egemenligindeki kuresel bir kulturde, 'gocebe' ya da Sennett'in deyisiyle 'suruklenen' bireyin siginabilecegi tek yerin (evinin) kendi bedeni oldugu derin anlam katmanlarinin altindan okunabiliyordu.

STANDARTLASMA-BIREYSELLIK-OZGURLUK

Modern bireyin zaman farkindaligini, ozgurluk tutkusunu, standartlasma ve bireysellik acmazi icinde kimlik insa etme cabasini, erken 1990'lardan baslayarak islevsel gundelik hayat nesneleri tasarlayan andrea Zittel'in (1965-) calismalarindan yorumlanabilir (27). Birbirinin varyasyonu, kisisel ihtiyaclar dusunulerek tasarlanmis giysiler, adeta 'bireysellik ve standartlasma' ikilisini yansitiyordu (morsiani ve Smith, 2005, 73, 81) (resim 10). Bu giysilerin kullaniciya ozel tasarlanmis cesitli buyukluklerde cepleri bulunmaktaydi. A-Z Clocks (a-Z Saatler, 1994), A-Z Time Trials (a-Z Zaman denemeleri, 1999) ve Free Running Rhythms and Patterns, Timeless Chamber (akan duzenler ve Oruntuler, Zamansiz Hucre, 2000) baslikli calismalar ise gunluk hayatin standart zamansal bolunmelerini sorgulayarak bireysellestirmeye calisiyordu (resim 11, 12).

[ILLUSTRATION OMITTED]

Zittel, Free Running Rhythms and Patterns, Timeless Chamber (2000) ile belli bir zamana bagli kalmadan nasil yasanabilecegini sorguluyordu (resim 12). Zittel'in tam anlamiyla sorguladigi gundelik hayatin standart tekrarlariydi: acaba bir birey, kendi gundelik hayatina ait, bireysel bir zaman cizelgesi olusturabilir miydi? Aciktigi zaman yedigi, yoruldugu zaman uyudugu, calismak istedigi zaman calistigi, zamansal sinir koymadigi, dis dunyadan bagimsiz, ice donuk, kendi bio-ritmine uygun yeni bir duzen. Acaba bir birey standart toplumsal tekrarlardan bagimsiz olarak, herhangibir fiziksel yapiya dahil olmadan, tum gun boyunca uyuyabilir ya da bir kitabi basindan sonuna kadar okuyabilir miydi? Acaba huzur, ozgurluk ve uretkenlik adina yeni bir duzen tasarlanabilir miydi? Peki ya saatin icadiyla baslayan tum yasamimizi kontrol eden zamanin kendi fiziksel (belirleyici) yapisi ne olacakti? Acaba zamani yeniden tasarlayarak yeni bir sekle sokabilir miydik? Zamanin yeniden ele alinisinin psikolojik, duygusal ve toplumsal sonuclari neler olurdu? Zittel tum bu sorular ile farkli zaman dilimlerine sahip saatler tasarlamaya basladi. AZ Clock calismasinda zaman 2, 4, 8, 24, ve 168 saatlik dilimlere; A-Z Time Trials'da ise zaman 36 ve 24 saatlik, 1 ve 3 haftalik (1 haftasi tatil) dilimler olarak tasarlandi (morsiani ve Smith, 2005, 152, 153) (resim 11). Timeless Chamber ise kendi icsel saatine uygun yasayabilecegin bir yasam unitesi olarak uretildi ve dis dunyada devam etmekte olan zamani hissettiren dogal isik ve ses gibi etkenlerden ve televizyon, radyo, bilgisayar, internet gibi tum iletisim araclarindan yalitildi. Bu yasam unitesi, kisinin kendi planladigi zamana gore uyuyabilecegi, calisabilecegi, yasayabilecegi temel ihtiyaclara karsilik veren--modern dunyadan uzakta--rahat ozgur ve stresten uzak bir ortamdi (morsiani ve Smith, 2005, 156-9). Zittel'in bireyi sadece cemiyetin degil, modern hayatin (zaman odakli) formunu da sorgulamaktaydi. 1919'da Simmel'in vurguladigi hayat ve form arasindaki muhalif iliski bu calisma ile modern hayatin zaman baskisi uzerinden tekrar ele aliniyor ve modernligin standartlasma ve bireysellik cikmazini pekistiriyordu.

[ILLUSTRATION OMITTED]

[ILLUSTRATION OMITTED]

SONUC: ENDISELI BAKISLARDA MODERN BIREY

Modernlik soylemi elestirisi bir yandan kulturel bir yasam sekli olarak metropol yasami ve modern hayat uzerine uretilen farkli disiplinlerdeki ve farkli formlardaki metinler, diger yandan da descartesci dusunce sisteminden beslenen modernligin anlatisalligi reddeden dili ve dusunce sistemini, baska bir deyisle epistemesini aciklayan metinler araciligi ile ifade bulmustur.

Sanayilesme ve kuresellesme esliginde modernlik daima metropol yasami ile iliskilendirilmis, metropol adeta modern hayatin kalbinin attigi yer olarak gorulmustur. Kalabaliklarin adami olarak modern birey evinden uzakta, kitlesel uretim kosullarinin da etkisi ile yabancilasmis, yersiz ve yurtsuz olarak kaydedilmistir. Bireysellik ve standartlasma ikilisi daima bireyin modern hayatinin bir parcasi olmus, sanayi toplumu modernliginde 'her seyi-denetle' zihniyeti ile tum bedeni hareketleri ve hayati denetlenerek standartlastirilmistir. Sure-gelen mimarlik ile birlikte 'bireysellik ve standartlasma' cikmazina 'ozgurluk ve guvenlik' karsitligi eklenmistir. Sanayi toplumunun belirleyici etkisi, yerini riskler ve muglakliklara birakmis, birey ozgurluk ve kariyer idealleri ile kusatilarak, bir yerden baska bir yere suruklene gelmistir.

Modernligin retoriksel metafor ve motifleri de yine yalniz, yabancilasmis, ben-merkezcil, rasyonellesmis bireyi tanimlamistir. Perspektif ve zihinsel dunya gorusunun one cikisi, dogal dunyanin teknolojik dunyaya donusturulmesi, anlatisalligin ve metinselligin yok edilmesi elestirilerin merkezini olusturmustur. Descartesci gelenek din merkezcil bir evrenden erkek egemen, rasyonel bir dunya gorusune gecisi ve gorsellik uzerine kurulu yeni bir bakis seklinin urettigi, bagimsiz benlik uzerine kurulu bir soylemi insa etmistir. Artik dunya hermenetik bir bakis acisiyla ilahi bir metin gibi okunmak yerine, karsidan gozlemlenebilen (matematik kurallari dahilinde, rasyonel bir bakis acisiyla, bilimsel bir cercevede tanimlanabilen) nesneler toplulugudur. Bu algilayis ve bakis seklini besleyen dil, ruhbeden, fikir-madde, ozne-nesne gibi gergin ikili iliskiler uzerinden cesitlenerek bireye yabancilasma, bireysellesme, kendi kendine yeterlilik, yalnizlik, ayrilma, yalitim, rasyonellesme ve farkli ve oteki (yabanci) olana karsi kayitsizlasma olarak geri donmustur. Descartesci dusunceden beslenen modern algilayis bakis ve dusunce sistemi, bu soylemdeki diger tum metinlerin birlikteligini yoneten soylemin epistemesini olusturmaktadir. Birbirinden bagimsiz farkli seylerden olusan diziler arasindaki bagintiyi cozmektedir.

Soyleminin aslinda sinirsiz olan alaninda, bu analizde pozitiflik alanlari ekonomi temelli sanayilesme girisimleri, teknolojik ve bilimsel gelismelerden olusan pratikler, modern birey uzerine odakli teknoloji ve sanayilesmenin psikolojik ve toplumsal donusumlerini ele alan sosyoloji, edebiyat, psikoloji gibi disiplinlerarasindaki kuramsal (yazili ya da soylenmis) metinler araciligi ile uretilen soylemler, ve sanat ve tasarim arakesitinde uretilmis anlatisal gorunenler olarak belirmistir. Sanayilesme girisimleri cercevesinde olusan ekonomi temelli pratikler, Taylorcu yaklasimlar gibi zaman odakli bilimsel calismalar soylemin karsit pozitiflik alanidir. Diger pozitiflik alanlarini karsitligi ile beslemektedir.

Hem modern hayatin, hem de modernligin dilinin soylemsel metinleri yabancilasmis, yersiz-yurtsuz, ev ozlemi ceken bireysellesmeye calistigi olcude standartlasan modern bireyi kaydetmektedir. Baska bir deyisle modernligin yazili metinleri ya da soylenenleri, soylenenleri etkinlestirici mekanizmasi olarak anlatisal nesneleri ya da gorunenleri esliginde modern bireyi endiseli dolu bakis(lar)/soylem(ler) esliginde algilamaktadir.

Modern birey sanayi toplumu modernliginde belirlilikler ve kaliplar icinde yorgun ve bikkin iken sure-gelen modernlikte asiri bireyselligin ve denge bozucu belirsizliklerin de katkisi ile daha da mutsuzdur. Cesitli politikalar dogrultusunda kendisinden surekli degismesi istenmekte, ne ruhsal ne de bedensel olarak bu duruma uyum saglayamadigindan, yetersizlik duygusu esliginde neredeyse zihinsel sagligini yitirmeye baslamistir. Bu kosullar altinda birey cozumu kendi icinde aramakta, belki de cildirmamak icin, aslinda savunma mekanizmasi olarak beliren fantazilere siginmaktadir. Bahceli ev istegi ve hic yasamadigi bu evlere duydugu ozlem bu fantazilerin en basinda gelmektedir. Ancak oznenesne arasindaki yabancilasma ve dogadan kopukluk bireyin bu arzusunu bir mite ve imkansiza donusturmektedir. Bu hayal mite ve imkansiza donustukce daha da kiskirtici ve arzulanir bir fantazi olarak belirmektedir. Standartlastirildigi kadar bireysellesebilmesi ve ozgurlesebilme istegi de yalitilmanin tezahurleri olarak bireyi kacis fantazilerine suruklemektedir. andrea Zittel'in Bagimsiz Akan Duzenler ve Oruntuler, Zamansiz Hucre adli calismalari bireyin nafile bir caba olarak ozgurlugun ardinda kosusunun, standartlasmaya karsi bireyselligini ortaya koyma cabasinin, yalitilmisliginin ve kacis fantazisi esliginde beliren mutsuzlugunun ve belki de delilik sinirinda oldugu dusuncesini etkinlestiren haberci goruntulerdir. Cunku fantaziler bireyleri umutsuzluktan ve delirmekten koruyan savunma mekanizmalaridir. Burada modern bireyin zihinsel sagliginin kacis fantazisi esliginde anlatisallastirilmasi, durumu mutsuzlugun otesine tasimaktadir.

Modernlik soylemini tekrar ele aldigimizda bu soylemin ana metinlerinin 'modernlik' basligi altinda ele alinan yazili metinler olduklarini goruyoruz. Simmel, Baudelaire, Benjamin, marx, Giedion, Berman, Sennet gibi yazarlar bu analizde soylem kuruculari olarak beliriyorlar. Bu metinlerin cogalabileme kapasiteleri ve baska disiplinlerde yansimalarinin olusmasi soylemdeki baskin alginin kaynak metinleri olduklarini gosteriyor. Ayni zamanda bu metinlerin olusturdugu sosyoloji agirlikli disiplinlerarasi kuramsal alan, bu soylem analizinin baskin iki pozitiflik alanindan biri olarak ortaya cikiyor. Diger pozitiflik alani, biraz once belirtildigi gibi sanat ve tasarim arakesitinin agirlikli oldugu, disiplinlerarasi calismalarin uretildigi alandir. Bu alan modernligin anlatisalligi reddeden dilinin aksine bu soylemin anlatisal, kurgusal ve figuratif olarak soylemi yetkinlestiren stratejisidir. Cunku her soylem kendini yetkinlestirecek mecazlari ve anlatisal stratejileri aciga cikarir. Bu alan kuramsal metinlerde ele alinan tum psikoloji yuklu kavramlari gorsellestirme ve anlatma olanagina sahip sanatsal bakis ile uretim yapan bir alandir. Hem kuramsal kaynak metinlerdeki endise dolu bakisi pekistirir, hem de kendisi de yeni bakislar olarak psikoloji ile yuklu nesneler/seyler uretmeye devam eder. Bu anlatisalligin, figur ve mecazlarin ozellikle sanat alanindan aciga cikmasi, modernlik elestirisinin nasil sosyal bir varlik olarak 'mutsuz birey' uzerine odaklandigini ve meselenin psikolojik boyutunun vurgusudur..

Modernlik soyleminin ifadeleri soylemin aslinda duzensizlikler ve kopukluklar iceren dogasi dahilinde soyle gruplanmistir:

Sanayi toplumu modernliginin uretimi ifadeler: 'modern birey yersizyurtsuzdur', 'modern birey yalnizdir', 'modern birey huzursuzdur', 'modern birey yabancilasmistir', 'modern birey standartlastirilmistir', 'modern birey rasyonellestirilmistir', 'modern birey yalitilmistir', 'modern birey kayitsizlastirilmistir'. Sure-gelen modernligin uretimi ifadeler sanayi toplumu modernligi ifadelerinin uzantisinda gelismistir: 'modern birey--asiri--bireysellesmistir', 'modern birey ev ozlemi cekmektedir', 'modern birey ev fantazisi kurmaktadir', 'modern birey kacis fantazilerine suruklenmektedir'.

Yukarida sanayi toplumu modernligi ve sure-gelen modernlik basliklari altinda gruplanan tum bu ifadeler modern bireyin mutsuzlugunun nedenleri ve acilimlari niteliginde olan birbirleri ile iliski kavramlardan olusmaktadir. Her biri Foucault'un niteledigi gibi soylemin atomlari niteligindedirler. Bu calismada "modern birey mutsuzdur" ifadesi, modernlik soyleminin yukarida kaydedilen ifadelerin tumunu kapsayacak bir ifade olarak bu calisma kapsaminda vurgulanmak ve modernlik elestirisi soylemine eklemlenmek istenmektedir. Goruntulenen ev fantazileri ve kacis fantazileri ise aslinda bireyin toplumsal ve psikolojik durumunun mutsuzluk ve huzursuzluk boyutunun disina tastigini gostermektedir. Foucaultgil soylem analizi bilimsel dogruluk olcutlerini ve gercek iddiasini bir kenara birakir ve soylemin bir dil olarak insaa edildigini kabul eder. Buna bagli olarak, modernlik soyleminin ifadeleri dogru ya da gercek iddiasinin degil, baskin alginin ve endise dolu bakislarin ikna edici bir dile donusumunun ve soylemin mekanizmasinin uretimleridir. Soylenen ve gorunen metinler araciligi ile betimlenen modern birey kadar bu metinlerde aciga cikan bakislar da endise doludur.

DOI: 10.4305/METU.JFA.2010.2.8

KAYNAKLAR

ADAMS, A. (1996) Architecture in the Family Way: Doctors, Houses, and Women, 1870-1900, mcGill-Queen's University Press, montreal.

ALBERTI, L. B. (1435) de Pictura, On Painting, cev. ve yay. haz. C. Grayson (1972) Phaidon, london.

ALPERS, S. (1983) The Art of Describing: Dutch Art in the Seventeenth Century, Chicago University Press, Chicago. anTmEn, a. (2007) Hale Tenger: Icerdeki Yabanci/Stranger Within, yky, Istanbul.

AVGIKOS, J. (1994) andrea Zittel, Artforum International (32:5) 88.

BACHELARD, G. (1958/2008) la Poetique de l'espace, Uzamin Poetikasi, cev. a. Tumertekin (2008) Ithaki yayinlari, Istanbul.

BAUDELAIRE, C. (1863) Peintre de la vie moderne, Modern Hayatin Ressami, cev. a. Berktay, sunus yaz. a. artun, yay. haz. a. artun (2003) Iletisim yayinlari, Istanbul.

BAUDELAIRE, C. (1869) le Spleen de Paris, Paris Sikintisi: Kucuk Duzyazi Siirler, cev. E. alkan, (2003) Varlik yayinlari, Istanbul.

BAUMAN, Z. (2001) Community: Seeking Safety in an Insecure World, Polity Press, Cambridge.

BAUMAN, Z. (2000) Liquid Modernity, Blackwell, malden.

BAUMAN, Z. (1991) Modernity and Ambivalence, Cornell University Press, new york.

BECK, U. (1994) The reinvention of Politics: Towards a Theory of reflexive modernization, Reflexive Modernization: Politics, Tradition and Aesthetics in the Modern Social Order, yay. haz.U. Beck, a. Giddens ve S. lash, Polity Press, Cambridge; 1-55.

BECK, U. (1986) risikogesellschaft: auf dem Weg in eine andere moderne, Risk Society: Towards a New Modernity, cev. m. ritter (1992/2003) Sage Publications, london; newbury Park; new delhi.

BENJAMIN, W. (1983) Das Passagen-Werk, Pasajlar, cev. a. Cemal (1993/2002) yapi kredi yayinlari, Istanbul.

BERMAN, M. (1983) All That Is Solid Melts into Air: The Experience of Modernity, Kati Olan Her Sey Buharlasiyor: Modernite Deneyimi, cev. U. Altug, B. Peker (1994/2004) Iletisim yayincilik, Istanbul.

BIRSEL, S. (2002) Isler Uzerinden ve Yanlarinda/Over And Beside The Works/ Sur Et A Cote Travaux, Galeri apel, Istanbul.

BRYSON, N. (1981) Word and Image: French Painting of the Ancien Regime, Cambridge University Press, Cambridge.

BRYSON, N. (1983) Vision and Painting: The Logic of the Gaze, yale University Press, new Haven.

COPLEY, F. B. (1923) Frederick W. Taylor, Father of Scientific Management (Cilt. 2), Harper and Brothers, new york, londra.

DEBORD, G. (1967) la Societe' du spectacle, Gosteri Toplumu, cev. a. Ekmekci ve o. Taskent (2006) ayrinti yayinlari, Istanbul.

DESCARTES, R. (1641) meditationes de Prima Philosophia, meditatio Vi, meditations on the First Philosophy, meditation Vi, cev. E. S. Haldane, Minds & Bodies : An Introduction with Readings, yay. haz. r. Wilkinson (2000) routledge, Florence; 163-75.

DEUTSCH, F. yay. haz. (1959) On the Mysterious Leap from the Mind to the Body, international University Press, new york.

DEUTSCHE, R. (1996) Evictions: Art and Spatial Politics, miT Press, Cambridge. DOY, Gen. (2004) Picturing the Self : Changing Views of the Subject in Visual Culture, GBr: i. B. Tauris and Company, limited, london.

EAGLETON, T. (1999/1997) Marx, routledge, new york.

EAGLETON, T. (1998) newsreel History: (rev. of) modern Times, modern Place by Peter Conrad, london.

FOUCAULT, m. (1967) la naissance de la Prison, Hapishanenin Dogusu, cev. m. a. kilicbay (1992) Imge kitabevi, ankara.

FOUCAULT, M. (1969) Qu'est-ce qu'un auteur? muellif nedir? cev. d. Sengel ve m. sengel ariman, Bilgi Olarak Sanat Olgu Olarak Sanatci, Yeni Ontoloji, yay. haz. G. karamustafa ve d. sengel (1992/1993) UnESCo/aiaP Turkiye Ulusal komitesi Plastik Sanatlar dernegi yayinlari, Istanbul; 171-98.

FOUCAULT, M. (1969) l'archeologie du savoir, Bilginin Arkeolojisi, cev. V. Urhan (1999) Birey yayincilik, Istanbul.

FREUD, S. (1919) das Unheimlich, The Uncanny, cev. a. Strachey, On Creativity and the Unconscious; Papers on the Psychology of Art, Literature, Love, Religion, onsoz B. nelson, yay. haz. B. nelson (1958) Harper and row Publishers, new york; 122-61.

GAFLETTI, G. G., yay. haz. (1998) Allan Wexler, Onsoz B. Shulz, GG Portfolio, Spain. GaBor, a. (2000) Capitalist Philosophers: The Geniuses of Modern Business: Their Lives, Times and Ideas, Crown Publishing Group, Westminster.

GIEDION, S. (1948/1955) Mechanization Takes Command, oxford University Press, new york.

GILBRETH, L. M., v.d. (1954) Management in the Home: Happier Living Through Saving Time and Energy, dodd; mead, new york.

HEINRICH, B. (2007) Gulsun Karamustafa: Gullerim Tahayyullerim/My Roses My Reveries, yky, Istanbul.

HYMAN, I. (1974) Brunelleschi in Perspective, Prentice-Hall, Englewood Cliffs, n.J.

JAY, M. (1993) Downcast Eyes: The Denigration of Vision in Twentieth-Century French Thought, California University Press, Berkeley.

JAY, M. (1988) Scopic regimes of modernity, Vision and Visuality, yay. haz. H. Foster, Bay Press, Seattle; 2-23.

JENCKS, C. (1995) The Centrality of the Eye in Visual Culture, Visual Culture, yay. haz. C. Jencks, routledge, londra; 1-12.

KRISTEVA, J. (1988) Etrangers anous-memes, Strangers to Ourselves, cev. L. S. roudiez (1991) Harvester Wheatsheaf, Hemel Hempstead.

LACAN, J. (1973) le seminaire, livre Xi: les Quatre concepts fondamentaux de la psychanalyse, The Four Fundamental Concepts of Psycho-Analysis, cev. a. Sheridan, yay. haz. J. a. miller (1978/1981) W. W. norton and Company, new york, london..

LURIE, D. ve WodiCZko, K. (1989) New York City Tableaux: Tompkins Square: The Homeless Vehicle Project, ser. koor. J. ingberman, J. Courtney, Exit art, new york.

MARX, K. (1844) Zur kritik der nationalokonomie mit einem Schlisskapitel uber die hegelsche Philosophie, 1844 El yazmalari, Yabancilasma, cev. k. Somer, v.d., yay. haz. B. Erdost (2000/2003) Sol yayinlari, Ankara; 19-77.

MARX, K. (1844) Zur kritik der nationalokonomie mit einem Schlisskapitel uber die hegelsche Philosophie, 1844 El Yazmalari, cev. k. Somer (1993) Sol yayinlari, Ankara.

METZ, C. (1977) le Signifiant imaginaire: Psychanalyse et Cine'ma, The Imaginary Signifier: Psychoanalysis and the Cinema, cev. C. Britton, v. d. (1982) indiana University Press, Bloomington.

MIRZOEFF, N. (1998/2002) introduction to Plug-in Theory, The Visual Culture Reader, yay. haz. N. Mirzoeff, routledge, londra; new york; 111-5.

MORE, C. (2000) Understanding the Industrial Revolution, routledge, London.

MORSIANI, P., SmiTH, T. (2005) Andrea Zittel: Critical Space, Prestel, munich.

OSBORNE, P. (2001) non-places and the Spaces of art, The Journal of Architecture (6) 183-93.

RAE, J. (2001) Engineer in History, Peter lang, new york.

RENDELL, J. (2006) Art and Architecture A Place Between, I. B. Tauris and Co ltd., Londra; New York.

PERSEUS PUBLISHING STAFF (2003) Movers and Shakers: The 100 Most Influential Figures in Modern Business, Basic Books, Boulder.

RICE, S. P (2004) Minding the Machine: Languages of Class in Early Industrial America, California University Press, Ewing.

ROBINSON, J. S. (2000) allan Wexler, Artforum International (38: 6) 123.

RORTY, R. (1979/1980) Philosophy and the Mirror of Nature, Princeton University Press, Princeton.

ROWBOTHAM, S. (1997) Feminist approaches to Technology: Women Values or a Gender lens? Women Encounter Technology: Changing Patterns of Employment in the Third World, yay. haz. m. Swasti, routledge, London; 44-69.

RYBCZYNSKI, W. (1986) Home: A Short History of an Idea, Viking Penguin, new york.

RYLE, G. (1949) The Concept of Mind, Hutchinson, London.

SALTZ, J. (1994) andrea Zittel at andrea rosen, Art in America (82: 6) 101-2.

SANDYWELL, B. (1996) Reflexivity and the Crisis of Western Reason: Logological Investigations (Vol. 1) routledge, london.

SANDYWELL, B. (1998) Specular Grammar: The Visual rhetoric of modernity, Interpreting Visual Culture: Explorations in the Hermeneutics of Vision, yay. haz.i. Heywood ve B. Sandywell, routledge, Florence; 31-57.

SCHOPENHAUER, A. (1818/1819) die Welt als Wille und Vorstellung, Isteme ve Tasarim Olarak Dunya, cev. l. Ozsar (2005) Biblos kitabevi yayinlari, Bursa.

SENNETT, R. (1977) The Fall of Public man, Kamusal Insanin Cokusu, cev. S. durak, a. yilmaz, yay. haz. T. Birkan, T. Tosun (1996/2002) ayrinti yayinlari, Istanbul.

SENNETT, R. (1998) The Corrosion of Character: The Personal Consequences of Work in the new Capitalism, Karakter Asinmasi: Yeni Kapitalizmde Isin Kisilik Uzerindeki Etkileri, cev. B. Yildirim, yay. haz. T. Tosun (2002) ayrinti yayinlari, Istanbul.

SIMMEL, G. (1903) die Grosstadte und das Geistesleben, metropol ve Tinsel Hayat, cev. n. kalayci, Modern Kulturde Catisma, onsoz d. Frisby, yay. haz. a. artun (2003) Iletisim yayinlari, Istanbul; 85-102.

SIMMEL, G. (1919) konflikt der modernen kultur, modern kulturde Catisma, cev. T. Bora, Modern Kulturde Catisma, onsoz d. Frisby, yay. haz. a. artun (2003) Iletisim yayinlari, Istanbul; 57-83.

SOMAINI, A. (2005-2006) on the Scopic 'regime', Art in the Age of Visual Culture and Image Leitmotiv (5) 25-39.

SPOONER, P. F. (1991) Constructions of Meaning, Sergi katalogu, Production Press, Illinois.

SZOSTAK, R. (1991) The Role of Transportation in the Industrial Revolution: A Comparison of England and France, mcGill-Queen University Press, montreal.

TAYLOR, F. W. (1906) On the Art of Cutting Metal, The American Society of mechanical Engineers, new york.

TAYLOR, F. W. (1911/1967) The Principles of Scientific Management, W.W. Norton, New York.

TEALE, T. P. (1878) Dangers to Health: A Pictorial Guide to Sanitary Defects, Churchill, London.

TEIGE, K. (1932) Nejmensi byt, The Minimum Dwelling, cev. E. Dluhosch (2002) MIT Press, Cambridge, mass.

VIDLER, A. (1992; 1994) The Architectural Uncanny, miT Press, Cambridge, Mass.

WREN, D. A. (1998) Management Innovators: The People and Ideas That Have Shaped Modern Business, oxford University Press, Cary.

WRIGLEY, E. E. (2004) Poverty, Progress, and Population, Cambridge University Press, Cambridge.

YILDIZ, A., Onsoz (2009) Selim Birsel'in Sanat Pratigi Uzerine: "Bazan Bir sey Gorunur Gibi oluyor," Selim Birsel: Arka Bahce/Backyard, Galeri apel, Istanbul.

YOUNG, r. m. (1990) The mind-Body Problem, Companion to the History of Modern Science, yay. haz. r.C. Olby vd., routledge, london; 702-11

(1.) Bu calismanin temeli, "The Phenomenon of the Home in modern Culture: Transcendental Homelessness and Escape Fantasy at the intersection of art and design" (modern kulturde Ev olgusu: Sanat ve Tasarim arakesitinde Zihinsel Evsizlik ve kacis Fantezisi) baslikli, Haziran 2008'de Izmir yuksek Teknoloji Enstitusu mimarlik Fakultesi'nde onaylanan doktora tezime dayandirilmistir. rahmetli hocam doc. dr. deniz sengel'e calismama katkilarindan dolayi tesekkuru borc bilirim.

(2.) Sanayi devrimi icin more (2000); kentlerdeki nufus artisi icin Wrigley (2004, 233, 348-50, 362-3); ulasim ve toplu tasima olanaklari konusunda Szostak (1991, 16-20, 68-73); modernlik, modern hayat ve metropol iliskisinde sanayi toplumu ve metropolun olumsuz etkileri icin Teige (2002); sagliksiz yasam kosullari icin Teale (1878) ve adams'a (1996) basvurulabilir. adams'in kitabinda (1996, 36-7) hastaliklarin kaynagini arastiran 'bina doktorlari' adi verilen bir meslegin varligindan bahseder. Bina doktorlarinin uzmanliginda hastalik tanimi beden, ev, sokak ve tum kent arasindaki iliski cercevesinde ele alinir.

(3.) Bilimsel yonetim yonteminin gelisimi ve kurallari icin Taylor (1906); Taylor (1911/1967); ve Copley (1923) incelenebilir.

(4.) Lillian m. Gilbreth'in gelistirdikleri bilimsel verimlilik yontemini fabrika alanindan eve nasil tasidigini gormek icin, Gilbreth v.d. (1954).

(5.) Bu calismada marx'in "1844 El Yazmalari" baslikli metninden alinan alinti metnin k. Somer tarafindan gerceklestirilen Turkce cevirisinin bir bolum olarak yer aldigi Yabancilasma baslikli derlemedendir. Bu metnin tek basina kitap olarak okuyucuya sunuldugu baskisi icin bkz. marx, k. (1844) Zur Kritik der Nationalokonomie mit einem Schlisskapitel uber die hegelsche Philosophi /1844 El Yazmalari, cev. k. Somer (1993) Sol yayinlari, ankara.

(6.) Baudelaire'in bu makalesi ilk olarak "Peintre de la vie moderne" basligi ile 1863 yilinin 26 kasim, 28 kasim ve 3 araliginda toplam uc bolum olarak Le Figaro'da yayinlanmistir.

(7.) "Metropol ve Tinsel Hayat" adli makalenin ozgun dilindeki baskisi Simmel (1903); "modern kulturde Catisma" adli makalenin ozgun dilindeki baskisi icin Simmel (1919). yazarin her iki makalesi ali artun'un yayina hazirladigi Modern Kulturde Catisma basligi altinda derlenerek Turkce olarak okuyucuya sunulmustur.

(8.) Bu metinde kristeva'ya yapilan atiflar, leon S. roudiez'in Ingilizce cevirisi yazar tarafindan Turkceye cevirilerek gerceklestirilmistir.

(9.) Ingilizceden 'goz-merkezcil' olarak cevirilmis olan 'ocularcentrism' terimi icin bkz. Jay (1993) ve Jencks (1995, 1-12).

(10.) Scopic regime icin, Somaini (2005-2006). Bu makalede Somaini, scopic regime ile gorsellik arasindaki iliskiyi inceler, bu iliskide bakisin nasil toplumsal ve kulturel olarak insa edildigi konusuna egilir.

(11.) Brunelleschi ve perspektif ile ilgili daha fazla bilgi icin, Hyman, 1974.

(12.) Bu metinde descartes'den yapilan alinti, eserin Ingilizce cevirisinden yazar tarafindan Turkceye cevrilmistir.

(13.) 'Sabit bakis' icin, mirzoeff (1998/2002, 112).

(14.) Bu metinde lacan'dan yapilan alintilar, yazarin eserinin Ingilizce cevirisinden bizzat Turkceye cevirilerek gerceklestirilmistir.

(15.) 'Izleyici ozne' icin, debord, 2006.

(16.) Zihin-beden ikilisi icin, young (1990, 702-11); ryle (1949); rorty (1980).

(17.) Schopenhauer'un Die Welt als Wille und Vorstellung calismasi Turkceye Isteme ve Tasarim Olarak Dunya olarak cevrilmistir. Buradaki 'vorstellung' kelimesinin Turkceye 'tasarim' olarak cevrildigini goruyoruz, ancak 'temsiliyet' olarak cevirilmesi gerektigi dusunulmektedir. Schopenhauer'un soylemek istedigi "dunya tasarimdir"dan ziyade "dunya temsiliyettir" vurgusudur.

(18.) Yerlestirme sanatinin ustlendigi toplumsal sorumluluk ve elestirel durus icin, rendell, (2006); ve deutsche (1996). Jane rendell bu tur calismalara 'elestirel mekansal eylemler' adini verirken, deutsche 'mekansal politikalar' adini koymustur. deutsche bu calismasinda krzysztof Wodiczko'nun toplumsal duyarlilikla new york'ta gerceklestirdigi Evsiz Araci Projesi (The Homeless Vehicle Project) adli carpici politik calismaya yer vermistir (ss. 3-48). ayrica krzysztof Wodiczko'nun bu calismasi ile ilgili ayrintili bilgi icin, lurie ve Wodiczko (1989).

(19.) "Qu'est-ce qu'un auteur?" 22 subat 1969'da College de France, Paris'te Societe Francaise de Philosophie tarafindan duzenlenen konferansta sunulmustur. ayrica bkz. "Qu'est-ce qu'un auteur?" Bulletin de la Francaise de Philosophie 63 (1969) 71-104. Bu metindeki alintilar ise metnin deniz sengel ve mine sengel ariman tarafindan gerceklestirilen Turkce cevirisindendir.

(20.) 'Hayaletli evler' icin bkz. Vidler, a. (1992/1994, 17-45). Tekinsizlik, endise gibi duygularin ev ile olan iliskisi icin Sigmund Freud'un unlu 1919 yilinda basilan "das Unheimlich" (Tekinsizlik) makalesine bkz. Freud (1919, 297-324). Bu metindeki alinti a. Strachey tarafindan gerceklestirilmis ve "The 'Uncanny'" basligi ile okuyucuya sunulan Ingilizce cevirisinden yazar tarafindan Turkceye cevrilmistir.

(21.) Allan Wexler'in calismalarinin cogunun yer aldigi Gustau Gili Gafletti'nin yayina hazirladigi, Bernd Schulz'un onsozunu yazdigi kitaba bkz. Allan Wexler (Spain: GG Portfolio, 1998); ayrica, Spooner (1991). michael aschenbrenner, loren Calaway, nancy dwyer, Elaine reichek, John roloff ve allan Wexler'in calismalarindan olusan bu sergi katalogunda Peter F. Spooner "Building, Questioning, Building" baslikli bolumunun altinda Wexler'in gundelik hayat nesnelerini 'belirsizlik kurali' ile nasil kavramsallastirdigini aktarir. ayrica, robinson (2000).

(22.) Lillian M. Gilbreth'in gelistirdikleri bilimsel verimlilik yontemini fabrika alanindan eve nasil tasidigini gormek icin bkz. Gilbreth vd. (1954)..

(23.) Atalay'in calismalari ile ilgili daha fazla bilgi icin bkz. atalay, C. (2009) Diyaloglar/ Dialogues, sunus yazisi G. Saridikmen, atlas Sanat Galerisi, ankara; atalay, C. (2006) Katmanlar/Layers, sunus yazisi B. Curtin, atlas Sanat Galerisi, ankara.

(24.) Bachelard'in 'ev duscusu' tabirinin gectigi yerlerden biri: "Ev duscusu butun bunlari bilir, hisseder ve dis dunyanin varligi azaldikca, butun mahremiyet degerlerinin yeginliginin arttigini gorur" Bachelard (1958/2008).

(25.) The Closet/Sandik Odasi ile ilgili daha fazla bilgi icin bkz. antmen (2007, 81-7). Tenger'in baska calismalarina da yer veren bu monografi ile, sanatcinin modernlesme surecinin birey uzerindeki olumsuz etkilere odaklandigi anlasilir. Dogu-bati, ic-dis, koy-kent ikilemleri, goc, yersizlik yurtsuzluk ve kimlik sorunlari sanatcinin calismalarinin ozunu olusturur.

(26.) Mistik Nakliye icin bkz. Heinrich (2007, 70-1).

(27.) Andrea Zittel'in calismalari icin ozellikle, morsiani ve Smith (2005), Saltz (1994) ve avgikos (1994, 88).

NILUFER TALU; B. Arch., M.S., Ph.D.

Teaches at the department of Industrial design and the department of architecture, Izmir Institute of Technology. Received her M.S. (2002) in Industrial design and her Ph.D. (entitled "The Phenomenon of the Home in modern Culture: Transcendental Homelessness and Escape Fantasy at the Intersection of Art and Design", 2008) in Architecture from the same University. Main research interests lie in the modernity criticism focusing particularly heterogeneous kinds of texts including the sociological, philosophical, psychological, literary, as well as architectural and artistic. nilufertalu@iyte.edu.tr
COPYRIGHT 2010 Middle East Technical University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2010 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Talu, Nilufer
Publication:METU Journal of the Faculty of Architecture
Article Type:Report
Date:Dec 1, 2010
Words:11297
Previous Article:The effects of underground as space and concept on society and imagination/Yeralti mekani ve kavraminin toplum ve imgelem uzerine etkisi.
Next Article:Bruno taut and the program for the protection of monuments in Turkey (1937-38)/ three case studies: Ankara, Edirne and Bursa/Bruno taut ve...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2020 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters