Printer Friendly

State-religion relations during the modernization in Turkey/Modernlesme surecinde Turkiye'de din-siyaset iliskisi.

ABSTRACT

In this study, it is analyzed the state-religion relations during the modernization in Turkey. In this framework it will be seen that the modernization in Turkey has been formed by Enlghtenment, Modernism and Positivism. According to the positivism, especially to the Comtian one, religion is an archaic thing remained in human history. The Turkish modernization and laicite, has been effected strongly by this thinking about religion. This thinking, inhibited to undertanding the religion as it is and as an sociological reality. Since this thinking adopted by the State, the state-religion relations even the laicite adopted by the State, has been understood in this framework. From this viewpoint the state is not neutral about religion and never can be. For new elites especially during the modernization era, ignorance about religion is more reliable than knowledge about it. One of the duties of the state is, to keep religion in a safe area but not to give it full freedom for enlightening its citizens. Because laicite is not only a legal rule but it is also a lifestyle to be a true citizen.

Key Words: State-religion relations, Modernity, Modernization, Enlightenment, Turkish modernization, Turkish laicite, religion, positivism.

OZET

Bu yazinin amaci, Turk modernlesmesinin karakteristiklerine dayanarak bugun de etkilerini devam ettirmekte olan Turkiye'deki din-siyaset iliskilerini aciklamaya calismak olacaktir. Turk modernlesmesinin karakteristiklerini anlamaya calisirken, elbette, bizim son iki asirlik surecte oykundugumuz Batidaki kirilma noktalarini iceren bir inceleme zorunlu olacaktir. Bu konudaki temel tezimiz ise; Batida belli bir tarihsel surec sonucunda felsefive teknik birikimin de etkisiyle gelinen belli bir "kerte"nin -ki modernite ya da modernlesen toplum asamasidir- bizim tarafimizdan nihai bir asama olarak algilandigi ve o asamaya varmak icin cesitli cabalar icine girildigidir. Bu cabalari besleyen temel unsur da bize gore, Aydinlanma ve Modernlesme surecinin Pozitivist yorumudur. Turkiye'de din-siyaset iliskisinde bugun hala algilayageldigimiz somut tezahurlerin altinda ve derununda bu pozitivist yorumun zimni ya da acik etkileri oldugunu soyleyebiliriz.

Turkiye'de din siyaset iliskileri gerilimli bir alan konumundadir. Bu gerilimin kokleri, Turkiye'nin gecirdigi tarihsel surec kadar, bu sureci etkileyen en onemli olgulardan biri olan Bati'nin tarihsel sureci, ozellikle modernlesme ve Aydinlanma sureci icinde bulunabilir. Bu acidan, bu gerilimli alani aciklamak ve tahlil etmek icin Modernlesme ve Aydinlanma surecine bir goz atmak yararli olacaktir.

**********

Modernlik ve Modernlesme Sureci

Kokleri Ronesans'ta bulunan yepyeni bir vakia, 18. yuzyildan itibaren dunyanin merkeziniBati'ya kaydirmistir. Bu vak'aya Modernlik (Modernite) diyoruz (Turkone, 1995: 9). Tarihsel olarak modernlesme, 17. yuzyildan 19. yuzyila kadar Bati Avrupa ve Kuzey Amerika'daki toplumsal, ekonomik ve politik sistemlerde meydana gelen degisimin bir urunu olarak gelisen ve sonra diger Avrupa ulkelerine, ardindan da 19. ve 20. yuzyillarda Guney Amerika, Asya ve Afrika kitalarina yayilan sureci ifade eder (Eisenstadt, 2007:11). Bu baglamda modernlik, iki temel olguya isaret etmektedir: Sanayi toplumu ve Aydinlanma projesi. Sanayi toplumu kavraminda, bu toplumsal duzenin onemi ve pazar ekonomisi / kapitalist uretim tarzinin zorunlu oldugu vurgulanmaktadir. Aydinlanma projesiyle de rasyonalite, duzen, devlet, kontrol ve ilerlemeye inanci vurgulanir. Modernligin en onemli temellerinden biri olan Aydinlanma projesine gore insan, gelenek ve din gibi her cesit metafiziksel boyuttan ozgurleserek dunyevi alana yerlesmistir. Bu nedenle modern paradigmada bilim, gercekleri kesfeden bir yol, toplum ise, gercekleri gosteren bir hakikat ve kendi kendini ureten bir oznedir (Yildirim, 2005:18-22).

Ozunde bir karsi cikis hareketi olan Aydinlanma (Atayman, 2005: 13), Ortacag'da dinin hizmetinde calistirilmis felsefenin, dinden bagimsizlastirilmasiyla gelisen Ronesans felsefesinin, akilci, ozgur, laik insanlik kulturune; gucunu ulustan alan, bilgi ve demokrasiye dayali devlet dusuncesinin, bilimin egemen oldugu bir doga ve evren gorusunun, 18. yuzyilda bir kultur felsefesine donusumudur. Bu felsefenin ana tutumu; gercege, akil ve aklin gereci olan deneyle yonelme, butun konulari akilla aydinlatmadir (Sezer,1993:89). Kilisenin yerine bireyin aklinin konulmasi operasyonu diyebilecegimiz Aydinlanma felsefesi, boylesi bir ortamda kendini ortaya koymustur. Aydinlanma, Hakikat Bilgisi'ni nakli degil akli bilgiye dayandiriyor, artik cemaatin degil bireyin oncelikli oldugu bir dusunce mimarisine geciliyordu. Bu, bireyin deneyimine dayanan aklin ustunlugu anlamina geliyordu. Akil (ratio) dogmalara savas acacak, elestirecek, soru soracak, deney yapacak, yani kendisine sunulanlari sinayacak, bu deneylerin sonucunda vardigi bilgileri duzenleyip kurallara, yasalara ulasacak, sonra da bu yasalarin isiginda davranacakti. Boylece, burjuva dusuncesinin Tanri'yi tahtindan indirip, onun yerine Akli koydugu (Ugur,1992:35) soyleniyordu. Nitekim Aydinlanma'nin sembol isimlerinden biri olan Immanuel Kant, insanin kendi aklini baskasinin rehberligi olmaksizin kullanamamasini cocukluk olarak adlandiriyor ve Aydinlanma'nin temel dusturunu dile getiriyordu: Sapere Aude! (Dusunmeye cesaret et). Kant'in one surdugu ve diger tum Aydinlanmaci dusunurlerin de paylastigi goruslerin en basta geleni, aklin insanin en onde gelen yetisi olduguna dair gorustur. Aydinlanmacilar icin akil bir ve degismezdir. Bu inanc, Aydinlanma'nin diger onemli ozelligine, akla basvuruldugu takdirde insanoglunun butun kotuluklerin, ustesinden gelebilecegine onculuk eder (Vergin, 2007: 288-289).

Temelini Aydinlanma'nin olusturdugu modernitenin, en genis anlamiyla degisimi ifade etmesi (Yilmaz,1996:22, Eisenstadt, 2007:39) ve modernlesme surecine giren toplumlarin tum yonlerinin degisiminin sozkonusu olmasi, kisaca total bir degisimin gerekliliginin ortaya cikisi, modernitenin temel ozelligini olusturur (Sezer,1993:29). Nitekim, "modern" kelimesinin kokeni de besinci yuzyila kadar gider ve bu kelime, Latince "modernus" bicimiyle, artik resmen Hiristiyan oldugu kabul edilmis olan o donemi, Romali ve Pagan gecmisten ayirmak icin kullanilir. Icerigi surekli degisse de bu kavram, "eski" olandan "yeni" olana gecildigini ve yeni olanin hakim oldugunu belirtir (Demirhan,1992:12). Modernite, salt degisim ya da olaylar silsilesi de degildir; 'akilci', bilimsel, teknolojik ve idari etkinligin urunlerinin yayginlastirilmasidir. Iste bu nedenle, modernlik, toplumsal yasamin cesitli bolumlerinin giderek artan farklilasmasini icerir. Bu bolumler ise, siyaset, ekonomi, aile yasami, din ve ozellikle de sanattir. Modernlik, her turlu erekciligi dislar. Weber'in sozunu ettigi ve modernligi entellektuellesmeyle tanimlayan dunyevilestirme (sekularizasyon) ve "buyu bozumu" (demystification) her zaman icin, kutsal tasarinin tam anlamiyla gerceklesmesi ya da yoldan cikmis ve gorevine ihanet etmis bir insanligin yok olmasi gibi tarihin sonuna cagrida bulunan dinsel ruhun amaclarindan bir kopmayi ifade eder. Modernite, toplumun merkezindeki Tanri'nin yerine bilimi koyarak dinsel inanclara, en iyi ihtimalle, ancak ozel yasam dahilinde yer birakir. Moderniteyle birlikte Bati dusuncesi, akilciliga temel rol tanimasinin yaninda, akilci bir toplum fikrini de benimsemistir. Dolayisiyla modernite, siki sikiya akilcilastirma (rasyonalizm) fikriyle bagintilidir. Birinden vazgecmek digerini de reddetmek anlamina gelir (Touraine,1995:23-24). Bu anlamda modernite; bir kopus, bir rasyonallesme oldugu kadar bir sekulerlesme ve laiklesmedir de. Ancak, modernizm, yalnizca kendisinden onceki donemlerden farklilasmayi degil, daha iyi, daha ileri ve gelismis olmayi da iceren bir niteliksellikle butunlesmektedir. Yani modernlik ayni zamanda ilerleme, gelisme ve kalkinma dusuncesini icermektedir (Sezer,1993.28).

Modernite artik dune ait olmayan ve baska yontemlerle ele alinmasi gereken bir dunyada yasamayi ifade etmektedir. Bu moderniteye gecisin, dort devrimle oldugu kabul edilir; bilimsel, siyasal, kulturel, teknik ve endustriyel devrim.

Bilimsel devrimle, daha onceki dunya anlayisindan farkli olarak; evren, mekanik olarak duzenlenmis, determinizme boyun egen ve insanin yasalarinin kesfetmek zorunda oldugu bir evren olarak gorulmeye baslandi. Bilimsel devrim, cok onemli ve temel devrimdi, cunku diger tum devrimler bu devrimden turedi.

Siyasal Devrimle, iktidarin kaynagi, ornegin Tanri gibi baska bir yerden gelmiyordu; halktan geliyordu. Iktidar halk ickindi artik. Iktidarin kaynagi kisaca insandi ve halkti. Bunun adi da demokrasiydi. Bu devrimle demokrasi, devletin tek rasyonel bicimi haline geliyordu.

Kulturel Devrimle, dusuncelerin laiklesmesi ve her alanda tum olcutlerin rasyonellesmesi soz konusu oldu. Laiklik zorunlulukla kendisini bir din elestirisi olarak sundu; en azindan, toplumun icinde yasadigi ve kurumlasmis dinin elestirisi olarak. Artik din, toplumun temelinde yer alamazdi.

Endustriyel ve Teknik Devrimle, artik emek sureci, dogrudan uretici insana degil, makineye bagli hale geldi (Jearniere, 1994:16-21).

Modern Bati'nin kurulmasiyla birlikte, Avrupa disinda kalan toplumlarin, bu arada Osmanli toplumunun girdigi degisim sureci, Avrupa'nin dogrudan ve dolayli etkileriyle olustu. Bu baglamda Avrupa'nin dunyanin merkezinde surukleyici ve belirleyici bir guc olarak yer almasiyla baslayan Dogulu toplumlardaki degismeye de "modernlesme" adini veriyoruz. Bati, bir kere modernligi yakaladiktan sonra, Dogulu toplumlarin modernlesmesi, Avrupa'nin gectigi surecleri tekrarlayarak olmamistir. Bu surecin adi modernlesme surecidir ve bu surec, kose baslarini tutan, somurge agini kuran Avrupa'nin mudahalesi ve askeri-siyasi-kulturel hegamonyasi altinda, sikintili, sancili bir surec olmasiyla Bati'dan farklilik arz ettigi gibi, modernlesen ya da modernlesmeye calisan toplumlarin yasadiklari surecler de birbirinden farklilik arz eder. Bu acidan en basta modernlik ile modernlesmeyi birbirinden ayirt etmek gerekir. (Turkone, 1995:9) Modernlesme, bu acidan Bati'nin belirli bir surec sonucunda ulastigi modernlik asamasina ulasma cabasi ve programinin adidir.

19. yuzyildan, ozellikle 18. yuzyildan itibaren Avrupa kamuoyunda yer tutmaya baslayan cesitli akim ve ideolojilerin devletler politikasinda da etkin olmaya basladigi gorulur. Bu yuzyilda basta Avrupa olmak uzere butun dunyada yukselmekte olan siyasal degerler, ozellikle Fransiz Ihtilali ve Sanayi Devrimi'nin baslattigi ivmeyle gelisen demokratik degerler olmustur. Bati'nin disindaki diger ulkeler de bu degerleri benimsemeye ve yerlestirmeye baslamistir. Bundan dolayi da 19. yuzyil, butunuyle bir modernlesme yuzyilidir denebilir. Modernite, bir Aydinlanma projesi olarak ortaya cikmis ve zaman icinde degisimler gecirerek gunumuze kadar gelmistir. Aydinlanma projesiyle birlikte, hukuktan siyasete bilimden sanata kadar cok genis alanda yansimalari olmustur. Modernitenin toplumsal alandaki en buyuk yansimasi ise, modern bir toplum olusturma cabasidir. Modern toplumu geleneksel toplumdan ayiran en buyuk ozellikler ise, hizli bir degisme, bu degismenin tum toplumu kapsamasi ve kendine ozgu kurumlar ve yapilar gelistirmesidir. Bu projenin diger onemli sonuclarindan biri olarak da "milli devlet" ortaya cikmistir Milli devlet nosyonu, bir devletin sinirlari icinde, bir dayanisma duygusu olan, sureklilige sahip, kulturel homojenligi olan birbirleriyle anonim iliskiler icinde olan bireylerin olusmasini gerektiriyordu (Tekeli, 1999: 26-27). Toplum yapisini kokten degistiren, bireydevlet iliskilerini yeni bir statuye oturtan ve yeni bir devlet modeli (milli devlet) oneren modernlesmenin bu meydan okumasina karsilik olarak, ozellikle imparatorluklar yeni tedbirler almak zorunda hissettiler kendilerini ve aldilar da. Ancak cig dagdan kopmustu bir kere ve bu tedbirler onun altinda kalmayi engellemeyecekti ve bu cigin altindan hayatiyetlerini devam ettirerek cikan sadece milli devletler olacak gibi gorunuyordu.

Milli devletlerin ortaya cikmasiyla birlikte, sinir kavraminin iceriginde de bir degisiklik meydana gelmistir. Ozellikle Fransiz Devrimi'yle birlikte, dogrusal sinir anlayisi, yani herhangi bir cografinirengi noktasi olmaksizin kesintisiz devam eden ve turdes bir toprak parcasini cevreleyen sinir anlayisi, tek gecerli sinir anlayisi haline gelmistir. Bu kavramsal degisiklik, "milli devlet" olarak adlandirilan yeni siyasi yapilanma biciminin aygitina iliskin yeni bir duzenleme olmasinin otesinde, siyasi bir icerik de tasir. Bu yeni sinir kavrayisiyla birlikte, sinirlarin cevreledigi toprak parcasinin turdes bir butun olusturdugu dusuncesi de yerlesir (Erozden, 1997: 116-117). Butun bu asamalar, milli devletin butunlestirici ozelliklerini pekistirici etki yapacaktir.

Modernligin Bir Asamasi Olarak Pozitivizm

Ana karakterinin; birey ozgurlugune son derece buyuk onem verilmesi ve bu anlamda birey ozgurlugunu kisitlayan unsurlar olarak Tanrisal otorite ve doganin kendisinin gorulmesi, bunlarin asilmasinin vasitalari olarak da aklin ve bilimin on plana cikartilarak yuceltilmesi, ilerleme denilen seyin de bu yonde elde edilmis kazanimlarin adlandirilmasi ve bu kazanimlarin mesrulastirilmasi oldugunu soyleyebilecegimiz 18. yuzyil Aydinlanmasi'nin ilerlemeci anlayisini (Balci,1992:36), 19. yuzyilda ozellikle pozitivizmin kurucusu Comte, formule edecek ve sistemli hale getirecektir. 19. yuzyil Fransa'sinda once Saint-Simon tarafindan gelistirilip, daha sonra da Auguste Comte tarafindan daha acik ve etkili bir bicimde ifade edilen ve tarihin akisi icinde kendini bulmakta olan tek bir insanlik oldugunu ifade eden felsefi akim olan pozitivizm, dusunce tarihinin uc ana evreden meydana gelen bir evrim oldugunu belirtir. Bunlar, teolojik cag, metafizik cag ve pozitif cagdir. Teolojik cagda, insan dusuncesi, olgulari, insanin kendisiyle kiyaslanabilecek varlik ya da guclere mal ederek aciklar. Dogaustu hakkindaki sahip oldugu inanclara gore tum yasam duzenlenir. Cevreyi algilamada dus gucu, duyu organlarindan cok daha etkilidir. Dinler bu donemde ortaya cikmistir, bu donemin urunudur. Metafizik cagda, olgularin aciklanmasi soyut kavramlara ve guclere basvurulmasi yoluyla olur. Akil yurutme ve duyu organlariyla algilanan gercekler ic icedir. Pozitif cagda ise, insan, olgulari gozlemlemekle ve aralarinda belirli bir anda ya da zaman icinde var olabilecek iliskileri belirlemekle yetinir. Olgularin nedenlerini bulmaktan vazgecer ve onlari yoneten yasalari bulmakla yetinir (Balci,1992:38). Bu donem, sanayilesme sonunda elde edilen butun sonuclari ozellik olarak yapisinda tasir. Pozitif evre olarak tanimlanan bu ucuncu evrede en yuksek bilgi duzeyine ulasildigini, aciklamanin mantik, gozlem ve deney yoluyla oldugunu, toplumda ilerlemenin kacinilmaz ve zorunlu oldugunu savunur. Pozitivizm, bunun icin toplumu bu yolla elde edilmis bilim yoluyla reformdan gecirmeyi amaclar. Pozitivist dusunce, gercekligin bilgisinin deneye dayanmak zorunda oldugunu belirtir ve elestirilerini oncelikle metafizige yoneltir. Pozitivizme gore, gerceklikle ilgili olarak bilebilecegimiz her sey bilim yani doga bilimleri tarafindan tuketilir. Dunya hakkinda, doga bilimleri tarafindan saglanan bilgi disinda hicbir bilgimiz olamaz. Insan bilgisi, bilimin bu sinirlarini hicbir sekilde asamaz (Cevizci, 1996: 429). Buradan da anlasildigi gibi, insanligin ulasacagi son asama, niceliksel bir bilimin egemen oldugu bir dunyadir ve dolayisiyla da "dinsel" ve "metafizik" aciklamalar insanligin henuz olgunlasmadigi "ilkel" donemlerden kalma birtakim kalintilardir. Bu sekilde pozitivizm, bir anlamda kendinden onceki skolastik donemin tumuyle reddini icermekte ve o degerlerle birlikte metafizik unsurlara karsi cikmaktadir. Bundan dolayi pozitivizm, aklin hurafeye, bilimin de dine karsi zaferi olarak (Kongar, 1981: 42) tanimlanmis ve degerlendirilmistir.

Pozitivizmin de sonuclarindan biri oldugu Aydinlanma Felsefesinin kabaca Ingiliz Devrimi'yle baslayip Fransiz Devrimi'yle sona erdigi kabul edilebilir. Dolayisiyla bu felsefenin sonuclari, Fransiz Devrimi'nde ve sonrasinda ortaya cikan dusunce yapisinda somut olarak gozlemlenebilir. Fransiz Devrimi'yle birlikte din; daha once hic kimsenin kendisinden kacamayacagi, yeryuzunun otesindeki her seyi kapsayan gokyuzu gibi bir seyken; buyuk ama sinirli ve insani bir gogun durmadan degisen bir ozelligi olarak bir bulut kumesini andiran bir gorunume burunmustur. Bu degismenin pratik sonuclari, sonradan sanildigindan daha belirsiz ve kararsiz olmakla birlikte, butun ideolojik degisiklikler arasinda digerleriyle karsilastirilamayacak kadar derindi ve nereden bakilirsa en belirsiz olani da buydu (Hobsbawm, 1998: 237).

Osmanli ve Turk Modernlesmesi

19. yuzyila gelindiginde Osmanli cografyasinda modernlesme sureci kendini butunuyle hissettirmeye baslar ve bu cercevede tartismalar yapilir. Modern Bati karsisinda ozellikle askeri maglubiyetlerle baslayan ve hemen diger butun alanlarda kendini belli eden geri kalmislik, basta Osmanli Imparatorlugu olmak uzere diger Dogu toplumlari ve Islam ulkelerini onune katip suruklemeye baslamistir. 19. yuzyil, bu nedenle Osmanli Imparatorlugu icin, diger asirlardan tamamen farkli bir zaman dilimini temsil etmektedir.

Bu sartlar altinda 19. yuzyila giren Osmanli yoneticilerinin baslattigi modernlesme sureci ya da projesi dogal olarak butuncul bir yapi arz ediyordu. Bu baglamda modernlesme bizim ulke ve toplum hayatimiza zihnen degil, fiilen ve zarureten girmistir. Bu olusuma paralel bir sureci, fikir ve dini inanc ve dusunce tarihimizde de goruruz.

Turk modernlesmesi adini verecegimiz, ozgul bir tarihsel sureci diger Musluman toplumlardan ayiran temel fark, hicbir yerde benzeri gorulmedigi sekilde, modernlesmenin bizde hayati bir mesele haline gelmesidir. Ilk defa Musluman nufusun yasadigi bir topragi, Kirim'i kaybettigimiz savastan sonra Moskova'daki baris gorusmelerinden donen Sadrazam Halil Rifat Pasa'nin, bir an evvel Batili usulleri benimsemezsek mahvolacagimizi soyledigi nakledilir (Turkone,2003:20-21). Osmanli toplumu icin modernlesmek, bir hayat-memat meselesidir. Osmanli devleti, bir devlet olarak varligini ve misyonunu surdurebilmek icin modernlesmek zorundadir. Turk modernlesmesinin kendine has (sui generis) bu seyri izlemesi ve degisik alanlarda ifrata, yanlislara dusmesinin sebebi budur (Turkone,1994:60). Bu proje, yonetici elit zumrenin eliyle yapilacak yeni bir yapilanmayi isaret ettigi icin, yonetici elitin etkilendigi siyasal dusunceleri tahlil etmek, daha sonraki toplum-devlet ya da din-siyaset iliskilerini anlamamiza yardimci olabilir. Sonraki donemde Cumhuriyet'i kuracak olan Osmanli Aydinlarinin etkilendigi temel dusunce de, modernlik ve bunu olusturan Aydinlanma felsefesiydi. Aydinlanma felsefesi icinde de ozellikle Fransiz Devrimi'yle belirginlesen pozitivizmdi.

Fransiz Devrimi, butun dunyada cok onemli bir donum noktasi olmasinin yaninda, Turk modernlesme surecine de ilham vermisti. Osmanli ve Cumhuriyet reformcularinin en dogrudan ilham kaynaklari da Fransiz Devrimi'ne dayaniyordu. Fransiz Devrim onderleriyle Osmanli-Turk reformculari arasinda, devleti ve toplumu yeniden bicimlendiren yaklasimlardaki cosku bakimindan bircok benzerlik vardir (Kasaba, 1999: 22). Buna bagli olarak Osmanli-Turk modernlesmesinin ayni zihinsel zemine, Aydinlanma, Modernlesme, Pozitivizm sacayagi uzerine oturmasi, modernlesmeyle birlikte din-siyaset iliskilerinde de belirleyici olmustur.

Bir kere, modernlesmenin entellektuel temellerini meydana getiren Aydinlanma (Cigdem,1997:16), temelde Kilisenin temsil ettigi din anlayisina karsi bir hareket olmakla birlikte, dinsel anlayisa da karsi cikiyordu. Aydinlanma dusuncesini belirleyen basat temalardan birisi, suphesiz din, ozellikle de Hiristiyanlik elestirisiydi. Bu elestirinin buyuk kismi, Aydinlanma Cagi'nin gecmise borclu olmadigi inancindan kaynaklaniyordu. Bu, gecmisten bir kopustu ve bu kopusun kuvvetle vurgulandigi Fransiz Aydinlanmasi'nda kurumsal din (Roma Katolik Kilisesi ve onun din anlayisi), Aydinlanma'nin, bireysel ve toplumsal hurriyetin, bilimin, ilerlemenin ve esitligin onundeki en buyuk engel olarak gorulmustur (Cigdem, 1997: 49). Fransiz Devrimi'ne de onculuk eden ve onun felsefi temellerini hazirlayan Fransiz Aydinlanmasi, dine karsi en sert elestiriyi dile getirmis ve ozellikle Voltaire'in, Tanri'nin dunyayi baslangicta yarattigi ancak daha sonra evreni ve dogayi kendi yasalariyla basbasa biraktigi anlayisini ifade eden "Deizm"iyle (Cigdem, 1997:50) laik felsefeye yumusak bir gecis saglanmisti.

Ilerlemeci bir tarih anlayisina sahip olan Pozitivizmin ilk ozelligi, kati bir akilciliga (rasyonalizm) dayaniyor olmasidir. Zaten doga bilimlerinin etkisi altinda ve onlari taklit ederek dogmus, teoloji ve metafi zige karsi sekillenmis bir felsefe olan pozitivizm, 19. yuzyillin ikinci yarisinda --Proudhon kanaliyla Sosyalizm de dahil--Fransiz dusuncesine damgasini vurmustur. Ozellikle 3. Cumhuriyet doneminde ise, Fransa'da laik militanligin bayragi olmus ve 1905'te Kilise'yle Devlet'in ayrilmasinda onemli bir rol oynamistir. Pozitivizm, Jon Turkler'den itibaren Osmanli aydinlarini etkilemis ve Turk laikligini hazirlayan, devrimci aydinlanmaya yol acan bir islev de yuklenmistir (Timur, 2000:190-191).

19. yuzyil Osmanli reformcularindan itibaren pozitivizmin etkileri somut olarak gorulebilir. Osmanli'da reform hareketinin onemli kose taslarindan biri olan Ittihat ve Terakki cemiyetinin adi dahi pozitivizmden esinlenmisti. Auguste Comte'un pozitivizminin dusturu olan "Intizam ve Terakki" (Ordre et Progres) idi. Ittihat ve Terakki adi, "Ordre et Progres"in Osmanlica'ya farkli bir tercumesinden ibaretti. Muhtemelen Ahmet Riza'nin telkinleri sonucunda bu dusturu kismen alip benimseyen reformcular, "Terakki" yi alip "Ittihat"la birlestirdiler. "Intizam"in ihmal edilmesi, herhalde dernegin devrimci oldugu ya da olmasi gerektigi dusuncesinden, "Ittihat"in tercih edilmesi ise, Osmanliciligi belirterek orgutu Musluman olmayanlara cekici kilmak cabasindan ileri gelmis olmalidir (Aksin, 1987:23-24). Cumhuriyet donemi devrimlerinin tohumlarinin Ittihat ve Terakki donemindeki "Batililasma" akimina dayali cozumlerde yattigi dusunulurse, pozitivizmin Turk toplumu icindeki surekliligi daha iyi anlasilabilir. Pozitivizmin intizam ve terakki anlayisi giderek Ittihat ve Terakki olmus ve Cumhuriyeti kuranlarin icinde yetistigi ortami buyuk olcude etkilemistir (Kongar, 1981: 51).

Bilimselciligin amentusu de denen pozitivizmin, ozellikle Ucuncu Dunya ulkelerinde itibar gormus olmasi, onun son derece net bir perspektif ve program sunmasindadir (Balci, 1992: 38). Osmanli burokrat ve aydinlari da, Bati'nin ustunlugunu aciklayacak ve bize aktaracak bir "sihirli degnek" aramakla mesgulduler. Pozitivizm ve dayandigi ilim anlayisi, hem Bati'nin ustunlugunu aciklamak, hem de Hiristiyanliga bulasmamis olmak erdemlerine sahipti. Toplumsal ahenk fikri ile de, sinifsal acidan her turlu uzlasmaya elverisli olan kucuk burjuva ozlemlerine cevap veriyordu. Bu anlamda Turk aydinlari, pozitivizmi bilimin egemenligi biciminde algilamislar ve boylece, onu dine ve gelenege karsi kullanmislardir (Kongar, 1981: 50-51). Bu tarihten itibaren gunumuze kadar gelen surecte bu gelenek, modernlesme surecinin cizgisini belirleyen temel etken olmustur.

Cumhuriyet Donemi

Cumhuriyet donemindeki pek cok devrim, yapisal olarak Osmanli doneminden bir kopus olmakla birlikte, felsefi kokenleri Osmanli'nin son doneminde atilan pek cok atilimin da radikal bir devamidir (Caha, 1999: 107). Kemalizm'in dusunsel icerigi, bircok yonlerden Jon Turklerin batililasmadan yana olan pozitivist kanadinin devamidir. Mustafa Kemal, bilime, ilericilige, ulusculuga, laiklige ve halkciliga inaniyordu. Fakat genellikle Kemalizm, Jon Turklerde gorulen kavramlari, gerek icerik gerekse de uygulama bakimindan cok ileriye goturmustur (Kazancigil,198). Cumhuriyet donemine egemen olan Kemalizm'in felsefi kokenleri, gecmisteki Osmanli-Islam kokenlerinden cok, Isiklar yuzyilina, Fransiz Devrimi'ne, pozitivizme ve solidarizme 19. yuzyilin bilimci dunya gorusune uzanmaktadir (Kazancigil,185). Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Ataturk de ayni sekilde 19. yuzyil pozitivist dusunurleri tarafindan ifade edilen gorusleri paylasiyordu. Onun 22 Eylul 1924'te Samsun'da yaptigi konusmada soyledigi : "Dunyada her sey icin, medeniyet icin hayat ve basari icin, en hakiki mursit ilimdir" sozu, hem Turk Devrimi'nin ruhunu hem de ne denli pozitivizme dayali oldugunu yansitmaktadir (Kuran,2000:147; Kongar,1981:51). Dolayisiyla Cumhuriyet doneminde Osmanli'dan kopma ve devamlilik bir arada gorulebilir. Kopma, genellikle yapisal alanlarda gorulurken, devamlilik da kokleri bir onceki donemde bulunan felsefi yonlerin pragmatik amacla devam ettirilmesinde gorulur. Bu asamada Cumhuriyet doneminde laiklik uygulamasi olarak kaydedilen gelismelerde, gercekte Islam'dan cok gelenekten bir kopus saglanmistir (Caha, 1999: 109).

Turk Aydinlanmasi, toplumsal ve ekonomik kosullarin dayatmasi sonucu, bir ic tepkiden itibaren ortaya cikmamis, askersivil bir elitin batililasma iradesinin bir sonucu olarak tepeden belirlenmistir, tabii bu durumda bireye dayanmasi hicbir zaman sozkonusu olmamistir. Bu hareketin dusunsel tabani icin de, yuzlerce yilin icinde yogrulmus olma imkanindan yoksun oldugu icin, yapay kopus noktalari olusturulmak zorunda kalmistir. Bunlardan en onemlisi ve dramatik olani, Cumhuriyet'e bir eski rejim (ancien regime) yaratma cabasi sonucu olusturulan, Osmanli-Yeni Turk Devleti zitligi olmustur. Hayati hissedis duzleminde boylesine bir esigi algilayamayan genis kitle, eski-yeni zitligindan cok, elit-halk zitligini algilamis ve bu iliskiyi catisma olarak degil de travma olarak yasamistir (Kilicbay, 210). Gelenekten kopus, gelenege bagli cevrenin direnisini de beraberinde getirmistir. Gelenekciligin neden giderek bagnazlasip etkinlik kazandigi, nicin yenilesme yonelisleriyle celiskiye dustugu, kokenine inerek saptanmadan, "yenilesmenin" "gelenekcilik tepkisine" yol actigi savinin kolayligina varilmistir. Islam'in yapisi nedeniyle tutuculuga ve gelenekcilige yol actigi kanaati, Turkiye'de din-siyaset iliskilerini belirleyen Turk Laikliginin, yenilesmeye, degisime yol acacak tek yol oldugu inancini da yaratmistir. Bu acidan, bu donemde din-siyaset iliskilerinin karakteristigi, dar anlamda din-siyaset, ya da devlet-kilise ayrimi davasi degil, cok daha genis anlamda "kutsallasmis gelenek boyundurugundan kurtulma" sorunudur. Birincisi, ikincisinin bircok goruntusunden yalnizca birisidir (Ozek, 515-516).

Osmanli-Turk modernlesmesinin, bu baglamda din-siyaset iliskilerini belirleyen temel etkenlerden biri de, Bati'da "Aydin Despotizmi" adi verilen siyasal gorusun teorik icerigini olusturan "Kameralizm"dir. Avusturya Imparatoru II. Joseph ve Prusya krali Buyuk Frederich gibi merkeziyetci devlet kurucularinin o zamanlar icin kotarilmis "gelisme" politikasini iceren "Aydin Despotizmi"ni benimseyen yoneticiler, Aydinlanma devri filozoflari gibi Ortacag kalintilarina karsi cephe almislardi. Ancak filozoflarin Ortacag karsiti tutumu, "hurriyet" ve "birey" ile ilgiliydi. Bu hukumdarlar ise, tekellerinde toplamak istedikleri gucu parcalayan Ortacag kurumlarini ortadan kaldirmak istiyorlardi. Ayni sekilde Osmanli devlet adamlarina gore de, devletin geri kalmasinin temel sebebi, devletin toplumun dizginlerini elinden cikarmis olmasiydi (Mardin, 1994: 83-84). Bu cercevede Cumhuriyet elitinin siyasal tercihi, otoriter bir yonetim seklindeydi (Kuran, 2000:147). Din-siyaset iliskilerinde de bunun etkileri gozlemlenmis ve Islami ve dinsel degerlerin kamusal alana bir kez cikmasinin er ya da gec laiklik ilkesini tehdit edecegi endisesi, devlet otoriteryanizmi, "Aydin Despotizmi" ya da tek parti rejimini, yonetici seckinler icin bircok kez tek secenek haline getirmistir (Gole, 2000: 63).

Ilk bakista din-siyaset iliskilerinin Cumhuriyet tarihinde Turk modernlesmesi acisindan iki onemli kirilma yasadigi soylenebilir. Birincisi, modernlesmenin yukaridan asagiya devlet mudahalesiyle gerceklestirildigi Cumhuriyetin ilk yirmi yilinda, dinin de bu mudahalelerden payini almis olmasidir. Ancak bu gidisat, ikincisinin sonuclarinin daha gorunur olmasiyla anlamli olmaktadir. Cunku ikinci kirilmada, devletin mudahalesinin gitgide azalmasi, Islam'in modernlesmeyle ilgili yasamasi muhtemel tum gelisme ve gerilimlerin yavas yavas dogal yoluna girmesi soz konusudur (Aktay, 1999: 176). Yukaridan asagiya devlet mudahalesiyle gerceklestirilen modernlesmenin din-siyaset iliskilerine iliskin yansimasi, bir dini imha ya da dinsizlik politikasi seklinde degil, dinin butun geleneksel kurumlarini kismen devletin tekeline alip siki bir kontrol altinda tutarak, kismen de ortadan kaldirarak ona yalnizca "kult" (inanc, Ibadet) ve ahlak alanini birakmasi seklindeydi. Baska bir deyisle, Islam'in yalnizca "kisisel vicdanda Allah ile kul arasinda" kalmasi gereken pasif bir inanca donusturulmesini hedef alan bir "kult Islam", deyim yerindeyse Kemalist ideolojinin sinirlari icinde belirlenen bir yapi kazandirilarak halka dayatilan "Kemalist Islam" idi. Boylece Islam, Cumhuriyet elitlerinin hayatlarindan cikarilarak buyuk bir cogunlugu hala ona bagli olan "cahil" halka terk ediliyor, bir anlamda buyuk sehirlerden tasraya, (diger bir degisle merkezden cevreye) itiliyor ve hep orada kalmasi hedefleniyordu (Ocak, 1997: 24). Bu anlamda Cumhuriyet donemi din-siyaset iliskisi kisaca, daha onceki donemde devletin merkezinde yer alan ve bir anlamda onun mesruiyetinin kaynagi konumunda olan dinin, merkezi ve birincil bir konumdan tasrasal ve tali bir konuma yerlestirilmesidir.

Cumhuriyet'in din anlayisi ya da laikligi, din adamlarinin etkisini azaltmak ve insanin, kati kurallara uymak zorunda kalmadan kendi dinsel inancini rahatca koruyacagi bir ortam yaratmaya yonelikse de, bazi muhaliflerinin ileri surdukleri gibi hicbir zaman Islamligi terk etmekte kararli gorunmemektedir. Laik program, dine karsi boyle bir amacla cikmis degildi. Sovyet orneginde oldugu gibi dinsiz kurumlar yoktu. Ancak Cumhuriyet'in diger programlarinda oldugu gibi Laiklikteki basari da "bir bedel karsiliginda" elde edilmistir. Bir kusak Musluman Turk, ana babalarinin ve birkac hocanin surada burada verdikleri egitim disinda dinlerinin degeri konusunda egitim gormemislerdi. Milliyetcilik, bir zamanlar dine ayrilmis olan ruh varligini koparip alabilmisse de, Islamiyet'in sagladigi gonul huzurunu ve filozofca gorusu verememistir (Shaw, 1983: 459-460). Bu noktada Turkiye'de din-siyaset anlayisinin bir tur kavramsal kodlamasi durumunda olan Turk laikliginin acilimini yapmak gerekir.

Turk Laikligi

Evrensel anlamda laiklik tanimi, "hukuki laiklik"tir. Buna gore laiklik: "Kanun onunde farkli dinlere inananlarin esit muameleye tabi tutulmasi ve din ve vicdan hurriyetlerinin hicbir kisitlama getirilmeden taninmasi"dir. Kisaca hukuki laiklik, esitlik prensibi demektir (Turkone, 1994: 4). Oysa laikligin bu tanimi disinda baska turleri de vardir. Bunlar, felsefi, sosyolojik ve siyasi laiklik tanimlaridir. Felsefi anlamda laiklik; bilginin referansinin Tanrisal olmaktan cikarilip tamamen beseri-rasyonel bir temele oturtulmasiyla ilgilidir. Bu anlayis tabiatustu, metafizik ve teolojik inanis ve varsayimlari insanin urettigi rasyonel bilgiden ayirir ve sorunlari cozmede ikincisini ustun tutar. Sosyolojik anlamda laiklik; dinin toplumsal hayattaki etkisinin en aza indirilmesini, toplumun buyuk olcude "sekularize" (dunyevilesmis) olmasini ifade eder. Siyasi anlamda laiklik; devlet otoritesinin veya siyasal iktidarin mesrulugunun Tanrisal degil fakat dunyevi kaynaga, somut olarak ise halka dayanmasidir (Erdogan, 2000: 263-264). Bu teorilerdeki laiklik tanimlari icinde din ve devlet ya da siyaset iliskilerini gerilimden kurtaran, hukuki anlamda laikliktir. Diger tanimlar ise kati bir tanimlamayla dinin her turlu tezahurune karsi cikar. Bunun adi ise laisizmdir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1947 kongresinde laikligin anayasal bir prensip haline getirildiginde yaptigi tanim, bu konuda aciklayici olabilir : "Laiklik, yalniz din ile siyasetin arasinda bir alaka kurulmamasi degil, sosyal hayatin her yonu ile din arasinda bir munasebet kurulmamasidir. Binaenaleyh, laiklik, sosyal hayatin her yonunu, zamanin, hayatin, musbet bilimin verilerine uydurmayi tazammum eder" (Turkone, 1994:3).

Burada aktarilan laiklik tanimi, butunuyle pozitivist paradigmayi kabullenen ve digerlerini dislayan laiklik tanimidir ve bundan dolayi da "laikci" (laisist) dir. Oya laiklik, bizim de temelde esinlendigimiz ve dunyada laikligi en kati uygulayan ulke olan Fransa'da "Egitimin Genel Prensipleri" cercevesinde soyle tanimlanmaktadir: "Laiklik: kamu egitimi, din, felsefe ve politika konularinda tarafsizdir" (Laicite: L'enseignement public est nevtre en matiere de religion, de philosophie et de politique.). Laikligin felsefe ve politika konularinda da tarafsizlik olarak tanimlanmasi, herhangi bir felsefi ve politik gorusu empoze eden egitim politikalarinin laik olmayacagini anlatmaktadir (TDV,1996:71). Ancak Turk modernlesmesinin din anlayisi, pozitivist felsefe anlayisidir ve bu tanima tam olarak denk dusmemektedir. Ittihatci ve Kemalistler, dini bir sosyal baski unsuru olarak hissettikleri fakat toplumdaki olaganustu toplumsal fonksiyonlarini goremedikleri icin, dini bir "vicdan" meselesi olarak degerlendirilmekle meseleyi halletmeye calismislardir (Mardin, 1993: 242). O yillarda TBMM'de hukumet adina konusan Sukru Kaya sunlari soylemisti : "Laiklikten maksadimiz, dinin memleket islerinde muessir ve amil olmamasini temin etmektir ... Dinler vicdanlarda ve mabetlerde kalsin, maddi hayat ve dunya islerine karismasin, karistirmiyoruz, karistirmayacagiz" (Tanor, 1999: 186). Bu baglamda Turk laiklesmesine gore laik olmak, Turkiye Cumhuriyeti'nde vatandas olmanin tek kosuludur. Turk laiklesmesi din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi anlamina degil, bir yasam bicimine isaret eder. Laiklik, toplumsal bir gaye olan cagdaslasma (modernlesme) ile esanlamli olarak anlasilmaktadir. Sonucta tum ozgun dusunceler de, bu ozgun Turk laiklik anlayisi uzerine kurulmustur (Kadioglu, 1999: 97). Bu kavramin bu anlama gelmesinde, pozitivizmden ilham almasinin etkisi soz konusudur. Aydinlanma doneminde ve daha sonraki pozitivist akimlarda hakim duruma gelen bir rasyonellik (rasyonalite) anlayisi, olmasi gereken yerden de oteye gecerek kati bir bicim almis (rasyonalizm) ve dini bilgide hicbir deger gormemistir. Bu bilgi turu, kapilarini "Askin Olan"a kapatmistir. Bu haliyle ilmi, iktisadi, siyasi hayata yon vermeye baslamistir. Tasvir edici konumdan cikarak, irsad edici bir konuma gelmistir. Hakikat alanini kendi ufkuyla sinirlamis, bu sinirin disinda kalani, hayal urunu, gayr-i ilmi, akil disi ... vs. seklinde nitelendirmistir (Aydin, 1999: 198-199). Bu nedenle, Turk modernlesme sureci, "dinde icten reform" politikasi gutmemis, dini "distan sinirlayici", devlet ve toplum iliskilerinden uzaklastirici bir tutum sergilemistir (Tanor, 1999: 187). Oysa, uzun zamandir duraganlasmis, dinin kendi icinde olmayan bircok hurafelerle yasanmaya baslanmis bir din anlayisinin distan sinirlanmaya muhatap olmasi, onu bu eksik ve yanlislariyla hem yer altina itmis hem de bu eksik yanlis yorumlarin zaman zaman tepkisel bir yolla savunulmasina yol acmistir.

Tibi'nin ifadesiyle, Cumhuriyet'in ilk yillarinda Islam aydinlarinin baska deyisle ulemanin egitimi, neredeyse tumuyle yerle bir edildi. Gene de Turkiye'de bir Islamsizlastirma da gerceklesmedi ve buna bagli olarak "Yeniden Islamlastirma" da meydana gelmedi. Turkiye'de Islam, kamu hayatindan uzaklastirildiktan sonra reform edilmemis bir halk Islami olarak varligini surdurmektedir (Tibi, 2000:85). Geleneksel egitim kurumlarinin kapatilmasiyla egitim kurumlarindan mahrum kalan Islam, devletin yeni resmi kurumlarinda da yer bulamamistir. Bu, kapatilan tekke ve zaviyelerin, medreselerin acikta kalmis -degim yerindeyse bakiyyetus-suyuf (kilic artigi)- ulema ve seyhlerinin yeni nesillere Islam'i "yer altinda" ogretmesine yol acmistir. Bu ise, fikri muhteva ve yontem olarak yeni hamleler tasiyan, iyi organize edilmis bir Islami ogretim olmaktan cok, kismen inanc, ibadet ve ahlak alanina yonelik fikih ve tasavvuf agirlikli, sistemsiz, hala Ortacag'in butun geleneksel ozelliklerini tasiyan, modern cagin problemlerinden habersiz, en kotusu de tepkisel bir Islam idi (Ocak, 2000:113). Goruldugu gibi, dinin egitim alanlarindan dislanmasinin, yeni ve olagan bir mecranin tesis edilmemesinin sonucu, elit duzeyinde; dini konularda buyuk bir "cehalet", halk duzeyinde ise; bir yandan eski hurafe ve yanlisliklarla beslenen, bir yandan da yeraltina inen ulema ve seyhlerin ogrettigi modernize edilmemis Islam, baska bir anlamda ayri bir "cehalet"tir.

Turk entelijansiyasi, bir inanc objesi olmak bir yana, bir bilgi objesi olarak da Islam'i kavramis ve anlamis degildir. "Bilmek"le inanmak arasindaki zihinsel sinirlar, kasitli oldugu dusunulebilecek bir tavirla silinmeye calisilmis, bundan dolayi da, bir bilgi objesi olarak Islam'i temelluk etmenin, tuhaf ama anlasilabilir bir fanatizmle "gericilik" ve "yobazlik" anlamina geldigi sanilmistir. Bu acidan Turk Aydini, dine ve ozellikle Islam'a bir batili mustesrikin baktigi gibi bile bakmamis, Islam'i bilmeyi degil bilmemeyi tercih etmistir, hatta bilmemekle iftihar etmistir. Hilmi Yavuz'un ifadesiyle, dunyada insanlarin cehaletleriyle ovundukleri ender bir durum soz konusu olabilmistir. Dolayisiyla bugun, din baglaminda karsilastigimiz problemlerin nedeninin, din konusundaki bilgi eksikliginden kaynaklandigi soylenebilir. Islam bilinmeden, onun neyi icerdigi, neyi disarida biraktigi, kisaca icerigi ve kapsami bilinmeden neyin Islam'in kendisi, neyin "irtica" oldugunu nasil soyleyebiliriz? (Yavuz, 1999: 133) Bu baglamda bilinmeyen, daima "tehlikeli" sayilmis, din konusunda da yeterince bilgili olunmadigi icin, dinle ilintili olan ya da dini ima eden her sey, kacinilmasi gereken bir olgu haline gelmistir.

Din konusundaki cehaletin en onemli bir vasfi da, olaganustu bir yayginlik kazanmis olmasidir. Hem aydin ve elit tabakada hem de halk duzeyinde dinle ilgili bir cehaletten soz etmek mumkundur. Hatta bu konuda sunu dahi soyleyebiliriz; Halk Islami duzeyinde yasanan bir kisim hurafevari ve ne dine, ne akla ne de modern caga uymayan davranislarin aciga cikmasi, kamuoyunda var olan cehaletin bir tezahuru olarak yorumlanmamakta, daha cok pozitivist bir mantikla, zaten dini olanin bizatihi akildisi oldugu seklinde yorumlanarak kaniksanmaktadir. Bu durumda da cehalet, surup gitmektedir. Bize gore, Turkiye'deki din-siyaset iliskilerindeki gerilimi artiran temel konu, din konusunda kaniksanan bu bilgisizliktir.

Bugun yasadigimiz sorunlarin temelinde yatan sey, somut duzeyde gorunguleriyle Halk Islami'nin teorik Islam'la birebir ortustugu zannina sebep olmasidir. Oysa ilk yapilacak is, somut tezahurlerin otesinde, teorik bilgi duzeyinde dinin bilgisine ulasmak olmalidir.

Son olarak sunu soyleyebiliriz. Cagdas uygarlik ideali ve Turkiye'deki din-siyaset iliskisinin dayandigi laikligin mutemmim cuz'u olan 1920'lerdeki pozitivist bilim anlayisini ve kati pozitivizmin kendisini bugun dunyada savunan kimse hemen hemen kalmamistir. Pozitivizm, onemli darbeleri bilimin kendisinden yiyerek, bilim, bilinemezcilige ve indeterminizme dogru evrilmistir. Ozellikle II. Dunya Savasi'ndan sonra "cagdas uygarlik duzeyi" ideali, ciddi bir sekilde Bati'nin kendisi tarafindan tartisilmaya baslanmis, ilerleme fikri, eskimis bir ideoloji olarak kabul edilmistir. Butun bu degismelere ragmen, Turkiye'de dinin 1920'lerde kalan pozitivist (ya da naif pozitivist demek daha dogru olabilir) bilim anlayisi ve cagdas uygarlik ideali cercevesinde algilanmasi, laikligin dinsellesmesinden baska bir seyi gostermez (Turkone, 1994: 34). Pozitivizmi sorgulayan baska bir surec de, metafi zige ve metafizik olgulara geri kalmis toplumlarin davranislari nazariyla bakilmasina ragmen, ilerlemis toplumlarda, ya II. Dunya Savasi'ndan sonra goruldugu gibi, dine karsi ilginin artmasi (Henry Link, Dine Donus adli kitabini bu donemde yazmistir), ya da bu metafizik alani, fal bakmaktan medyuma danismaya, reenkarnasyondan burclara ve ruya yorumlarina kadar yeni ve modern "metafizik" olgularin doldurmasidir. Butun bunlarin isiginda soylenebilecek olan sudur: Bati bilimsel dusuncesinin tarihsel bir kerte-sini ifade eden pozitivizmin yeni gelismeler isiginda sorgulandigi cagimizda, ona dayandirdigimiz modernlesme ve din-siyaset iliskilerini de gozden gecirmemizde fayda vardir. Yapilmasi gerekenlerin basinda da, bir kavga vesilesi yapmadan, dini de sosyolojik bir gerceklik olarak kabul etmek ve ona karsi ilgisiz ve bilgisiz kalmamaktir.

KAYNAKCA

AKTAY, Yasin, Turk Dininin Sosyolojik Imkani, Iletisim Yayinlari, Istanbul, 1999.

ATAYMAN, Veysel, Aydinlanma, Donkisot Yayinlari, Istanbul, 2005.

AYDIN, Mehmet S., Ice Kritik Bakis, Din, Felsefe, Laiklik, Iyiadam Yayinlari, Istanbul, 1999.

BALCI, Ersin, Ilerlemenin Oteki Yuzu, Agac Yayincilik, Istanbul, 1992.

CEVIZCI, Ahmet, Felsefe Sozlugu, Ekin Yayinlari, Ankara, 1996.

CAHA, Omer, Sivil Toplum, Aydinlar ve Demokrasi, Iz Yayincilik, Istanbul, 1999.

CIGDEM, Ahmet, Aydinlanma Dusuncesi, Iletisim Yayinlari, Istanbul, 1997.

DEMIRHAN, Ahmet, Modernlik, Agac Yayincilik, Istanbul, 1992.

EISENSTADT, S.N., Modernlesme, Baskaldiri ve Degisim, Cev. Ufuk Coskun, Dogubati Yayinlari, Ankara, 2007.

ERDOGAN Mustafa, Demokrasi, Laiklik, Resmi Ideoloji, LDT Yayinlari, Ankara, 2000.

EROZDEN Ozan, Ulus Devlet, Dost Kitabevi Yayinlari, Ankara, 1997.

GOLE, Nilufer, Islam Ve Modernlik Uzerine Melez Desenler, Metis Yayinlari, Istanbul, 2000.

HOBSBAWM, Eric, Devrim Cagi, Avrupa 1789-1848, Cev. Bahadir Sina Sener, Dost Kitabevi Yayinlari, Ankara, 1998.

JEARNIERE, Abel, "Modernite Nedir ?", Cev. Kilmun TUTAL, Mehmet Kucuk Modernite Versus Postmodernite, Ankara, Vadi Yayinlari,16-21, 1994.

KADIOGLU, Ayse, Cumhuriyet Iradesi, Demokrasi Muhakemesi, Metis Yayinlari, Istanbul, 1999.

KASABA, Resat, Eski Ile Yeni Arasinda Kemalizm Ve Modernizm, Cev. Nurettin Elhuseyni, Sibel Bozdogan Resat Kasaba, Turkiye'de Modernlesme Ve Ulusal Kimlik, Tarih Vakfi Yurt Yayinlari, Istanbul, 1999.

KAZANCIGIL, Ali, Turkiye'de Modern Devletin Olusumu Ve Kemalizm, Ersin Kalaycioglu ve Ali Yasar Saribay, Turkiye'de Siyaset: Sureklilik ve Degisim, 185-204. Der Yayinlari, Istanbul, Tarihsiz.

KILICBAY, Mehmet Ali, "Ataturkculuk Ya da Turk Aydinlanmasi", Ersin Kalaycioglu ve Ali Yasar Saribay, Turkiye'de Siyaset: Sureklilik ve Degisim, 205-212. Der Yayinlari, Istanbul, Tarihsiz.

KONGAR, Emre, Ataturk ve Devrim Kuramlari, Turkiye Is Bankasi Kultur Yayinlari, Ankara, 1981.

KURAN, Ercument, Turk Islam Kulturune Dair, Ocak Yayinlari, Ankara, 2000.

MARDIN, Serif, Turk Modernlesmesi, Iletisim Yayinlari, Istanbul, 1994.

MARDIN, Serif, Turkiye'de Din ve Siyaset, Iletisim Yayinlari, Istanbul, 1993.

OCAK, Ahmet Yasar, "Turkiye'de Kemalizm-Islam Kavgasi Veya Dayatmaciligin Ve Tepkiselligin Mucadelesi", Turk Yurdu, 17, 116-117, Nisan-Mayis 1997, Ankara.

OCAK, Ahmet Yasar, Turkler, Turkiye ve Islam, Iletisim Yayinlari, Istanbul, 2000.

OZEK, Cetin, Devlet ve Din, Ada Yayinlari, Istanbul TDV, Tarihsiz.

SEZER, Birkan Uysal, "Postmodernizm ve Ikinci Cumhuriyet", Amme Idaresi Dergisi, 26, 1, Mart 1993.

SHAW, Stanford ve Ezel Kural Shaw, Osmanli Imparatorlugu ve Modern Turkiye, Cev. Mehmet Harmanci, E Yayinlari, Istanbul, 1983.

TANOR, Bulent, "Laikles(tir)me Kemalistler Ve Din", Mete Tuncay, 75 Yilda Dusunceler, Tartismalar, 183-196. Turkiye Is Bankasi Kultur Yayinlari Tarih Vakfi Ortak Yayini, Istanbul, 1999.

TDV, Turk Egitim Sistemi, Alternatif Perspektif (Ozet), Turkiye Diyanet Vakfi Yayinlari, Ankara, 1996.

TEKELI, Ilhan, Modernite Asilirken Siyaset, Imge Yayinlari, Ankara, 1999.

TIBI, Bassam, Avrupa Ile Islamcilik Arasinda Turkiye, Bogaz'in Iki Yakasi, Cev. Sevinc Kabakcioglu, Dogan Kitap Yayincilik, Istanbul, 2000.

TIMUR, Taner, Siyasal Iktidar, Aydin, Tarih ve Ozgurluk, Suruden Ayrilanlar, Imge Yayinlari, Ankara, 2000.

TOURAINE, Alain, Modernligin Elestirisi, Cev. Hulya Tufan, Yapi Kredi Yayinlari, Istanbul, 1995.

TURKONE, Mumtaz'er, "Osmanlilarda Islahat ve Teceddut", Osmanli Ansiklopedisi, C.6, Agac Yayincilik, Istanbul, 1995.

TURKONE, Mumtaz'er, Modernlesme, Laiklik ve Demokrasi, Ark Yayinlari, Ankara, 1994.

TURKONE, Mumtaz'er, Turk Modernlesmesi, Lotus Yayinevi, Ankara, 2003.

UGUR, Aydin, "Postmodernin Siyasetle Iliskisi Uzerine", Defter, 18, Ocak-Haziran 1992.

VERGIN Nur, Siyasetin Sosyolojisi, Kavramlar, Tanimlar, Yaklasimlar Istanbul, 2007.

YAVUZ, Hilmi, Modernlesme, Oryantalizm ve Islam, Boyut Kitaplari, Istanbul, 1999.

YILDIRIM, Ergun, Hayali Modernlik, Turk Modernliginin Icadi, Iz Yayincilik, Istanbul, 2007.

YILMAZ, Aytekin, Modernden Postmoderne Siyasal Arayislar, Vadi Yayinlari, Ankara, 1996.

Fatih DEMIRCI * *

* * Yrd. Doc. Dr., Kamu Yonetimi Bolumu, Iktisadi ve Idari Bilimler Fakultesi, Dumlupinar Universitesi, Kutahya, Turkiye
COPYRIGHT 2007 Civilacademy Journal of Social Sciences
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2007 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Demirci, Fatih
Publication:Civilacademy Journal of Social Sciences
Article Type:Report
Geographic Code:7TURK
Date:Jun 22, 2007
Words:5693
Previous Article:Aims and scope/Amac ve Kapsam.
Next Article:Turkey-European Union relations from past to present/Dunden bugune turkiye-avrupa birligi iliskileri.
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2020 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters