Printer Friendly

Proofs of God's existence according to Kant and God as a postulation/Kant'ta tanri ispatlari ve tanri postulasi.

Giris

Felsefe tarihinde Tanri'nin varligi meselesi onemli konulardan bir tanesi olmustur. Filozofun amaci sadece O'nun var olduguna inandigi ya da inanmadigini ifade etmek degildir. Ayni zamanda her filozof Tanri'nin varligini, O'nun bilinip bilinmemesi ve bilgi konusu olup olmamasi acisindan degerlendirmis ve bunun icin de bazi ispatlar ortaya koymaya calismistir. Bu anlamda filozofun kendisine gorev bictigi nokta, Tanri'nin varsa nasil var oldugunu, var degilse de neden olmadigini gosterebilmektir. Nitekim felsefe tarihinde, Tanri kavraminin analizinden hareket eden ontolojik, evrenin varolusundan hareket eden kozmolojik ve doganin duzeninden hareket eden teleolojik olmak uzere uc tane temel ispat sekli ortaya cikmistir. Bu ispat turlerini ve bunlara basvuran filozoflari bir makalede incelemenin imkani yoktur. Bunun yerine, ilkesel olarak Tanri'nin her ne sekilde olursa olsun ispatlanma imkanina karsi cikan ve bu arada bahsi gecen ispatlari da curutmeye calisip, Tanri'nin ancak postu-la edilebilecegini soyleyen buyuk Alman filozofu Kant'in yaklasimini inceleyecegiz.

Kant'a gore butun Tanri ispatlari, aslinda, "yargilara dayali olarak olusturulmuslardir, yoksa seylerden ya da seylerin varoluslarindan hareketle degil." (KrV, A593/B621) Yani bu ispatlarda temel sorun, Tanri gibi askin (transendent) bir varliga yargiyla ulasmanin imkani dusunulmeden bu varligin ispatlanmaya calisilmasindan kaynaklanmaktadir. (KrV: A592/B620) Kant icin, Tanri kavramini dusunmek ile O'nun varligini bilgi konusu kilmak ve dolayisiyla ispatlayabilmek farklilik arz etmektedir. Akil Tanri kavramiyla varliga iliskin olarak mutlak birligin elde edilmesini amaclamaktadir. Bu amac yani mutlak birlik saf aklin bir arzusu oldugundan ozneldir. Saf aklin bu oznel arayisina, tecrube dunyasinda nesnellik kazandirmak yani sadece dusunmede yer alan varligi bilgi konusu kilmak dogru degildir. Boyle bir arayis spekulatiftir. Kant'in ozellikle vurgulamak istedigi husus, spekulatifligin aklin isleyisi sonucunda ortaya ciktigidir. Bu isleyiste ortaya cikan ispatlarin ortak ozelligi, hepsinin ya dunyanin yapisindan ya da tecrubeden hareket ettiklerini sanmalaridir.

Kant'a gore, spekulatif aklin ortaya koyabilecegi ontolojik, kozmolojik ve teleolo-jik olmak uzere uc tur ispat bulunmakta-dir.(KrV, A590-A591/B618-B619) Ontolo-jik ispat mukemmelligin var olmayi da icermesinden hareket etmektedir. Tanri'nin, kavrami geregi, her seyin en mukemmelline sahip olmasi gerektiginden, var olma imkanini da tasiyacagi sonucu zorunlu olarak cikmaktadir. Halbuki nasil bir seyin var oldugunu bilmek ile o seyi dusunmek farkli seyler-se, Tanri kavramini dusunmek ile Tanri'nin var oldugunu bilmek farkli seylerdir. Cunku seylere iliskin yargilari olusturma sarti ile seylerin var olma sarti birbirinden farklidir. Bir seyin bilindigi soyleniyorsa ona iliskin bir yarginin olmasi gerekmektedir. Tanri'nin var oldugu soylendiginde bu yargiya karsilik gelen bir durumun ya da bir nesnenin olmasi gereklidir. Halbuki 'Tanri vardir.' yargisi boyle bir sonuca goturmemektedir. Ornek vererek aciklamak gerekirse, ucgen kavraminda yer alan uc acinin bulunmasinin zorunlulugu ile ucgenin var olmasinin zorunlulugu farkli seylerdir. Ucgenin tanimlamasinda yer alan unsurlarin dogrulugu, ucgenin var oldugu sonucuna degil, ucgenin ne olduguna goturur. Bundan dolayi, bir seyin tanimlanmasindan hareketle, bu tanimlamanin sonucu dogru olsa dahi, ispati ispatlanmaz. Yine bunun gibi, "Tanri her seyi bilendir, her seye gucu yetendir." yargilari, ancak Tanri'nin varligini zaten basindan kabul eden bir deist icin gecerli olabilir. Ama sadece deist icin gecerli olmasiyla nesnel degil, oznel olabilir. Yani deist icin var olsa bile, ateist icin ispati gerekmemektedir. Nitekim Tanri'nin her seyi bilen, her seye gucu yeten gibi nitelendirmeleri 'Tanri yoktur' denildiginde anlamini kaybetmektedir. Dolayisiyla bir seyin ispatina, onun ustun ozelliklerinden ya da mutlak zorunlu varlik olmasindan hareketle ulasilmasi mumkun degildir. (KrV, A595/B623)

Bu baglamda ontolojik ispatlamada Kant'in karsi ciktigi onemli husus, "Tanri vardir" yargisiyla aslinda, Tanri hakkinda herhangi bir belirlenimde bulunulmadigidir. Cunku "vardir" sozu, bir sey hakkinda olan bir belirleme degil, o sey hakkinda konusmanin imkanidir. Bu imkandan hareketle, bir sey hakkinda aktuel oldugunun iddia edildigi bir yargiyla bilgi verilmis ya da var oldugu gosterilmis olunmaz. Daha ziyade, o sey hakkinda tekrar yapilmis, yani totolojik bir yargida bulunulmus olunur. Her yargilamanin bir yuklem icerdigi kabul edilirse, 'Tanri vardir' yargisinda yuklem olarak 'vardir' kullanilmaktadir. Halbuki Kant'a gore, 'vardir' belirleyici bir yuklem olmadigi gibi bir yuklem bile degildir. Cunku 'vardir', ozne ile yuklem arasindaki rabita olarak kullanilmaktadir. (KrV, B142) Bu soz, yargilari olustururken kullanilan bir rabita oldugundan, varliga iliskin herhangi bir belirlenim, dolayisiyla bilgi olarak degerlendirilemez.

Kant'in karsi ciktigi bir diger tur olan kozmolojik ispatta, sartli olan bir seyin sartsiz olana zorunlu olarak dayandigi varsayimindan hareketle Tanri'ya ulasildigi sanilmaktadir. Seyler hep sartli olarak degerlendirilmektedirler. Cunku seyler varoluslarini hep baska bir sebebe dayali olarak mumkun kilmaktadirlar. Bunun anlamiysa, seylerin toplami olarak evrenin varolusunun dongu-sel oldugudur. Iste bu dongusellikten kurtulmak icin akil, sartli olan varliklarin mutlak anlamda sartsiz oldugu, yani herhangi bir sarta dayanmadan sadece kendine dayali olarak var oldugu mutlak zorunlu bir varligi varsayar. Su halde akil, dunyadaki sartli olanlarin meydana getirdigi olusu, dongusellikten kurtararak sonuca baglamak icin, nesnelerin sartli olarak var olmasini sartsiz olan bir nesneye zorunlu olarak dayandirmaktadir. Bu nedenle, kozmolojik ispatta "sartli olan dunyanin olmasi icin sartsiz olanin olmasi bir zorunluluktur." yargisinda bulunulmaktadir. Halbuki aslinda akil burada bir yargida degil, varsayimda bulunmaktadir. (KrV, A617/B645) Yuce varlik (kavrami), aklin tecrube dunyasina birlik kazandirmada ya da birligi aciklamada kullandigi arac; varsayim olarak kullanisli olabilir. Ama Kant'a gore, bu kullanisli araci mutlak zorunlu olarak nitelendirmek varsayimda bulunmanin otesine gecilerek bir kesinlik vermek demektir. (KrV, A612/B640)

Inceleyecegimiz son ispat turu olan teleolojik ispat icin Kant tarafindan, en eski, en degerli gibi nitelendirmelerde bulunulmustur. Her ne kadar sonuc alinamayacaksa da, Kant icin boylesine degerli olmasinin nedeni, bu ispatin doga arastirmalarini canli tutmasindan kaynaklanmaktadir. (KrV, A624/B652) Bu anlamda, dogadaki amacliligi bulmaya calismanin, Kant tarafindan doga arastirmalarinda motive edici bir etken olarak kabul edildigini soyleyebiliriz. Kant'a gore bu ispatin, dogru olsa bile, temel eksikligi dunyanin yaraticisi ve sahibi olan bir Tanri'dan ziyade mimari olan bir Tanri'ya goturmesidir. Dunyadaki guzellikler, cesitlilikler ve bunlarin bir duzen icerisinde olmasi, insanin "nutkunu kesecek" derecede buyuleyici olabilir. (KrV, A622/B650) Ama bu durum, Tanri'nin varligini ispatlamak icin yeterli degildir. Ayrica dogadaki duzenden, yasalardan hareket ederek Tanri'ya ulasilabilecegi soyleniyorsa da, Kant'a gore burada, analoji yapilmaktadir. Aslinda, bu ispatta kullanilan analojide sanat ustasi, mimar bir Tanri tahayyul edilmektedir. (KrV, A627/B650) Sonuc olarak, mimar ya da dizayn edici bir Tanri oldugu ispatlansa dahi, teleolojik akil yurutmenin Kant tarafindan, yaratici ve yetkin bir Tanri'ya ulasilmasi icin yeterli gorulmedigini soyleyebiliriz.

Kant icin butun ispatlar bu uc ispat turunun icine dahil edilebilirler. Bunlara iliskin temel elestiri, gostermeye calistigimiz gibi aklin yapisindan kaynaklanan bir takim benzer ozellikler tasimalaridir. Teorik akil icerisinde Tanri kavrami varsayilmaktadir. Ama bu durum, Tanri'nin var olmasina iliskin bir ispattan ziyade, sartli olan var olanlari sartsiz bir var olana baglamak icin gerekli olan bir varsayimdir. Buradaki ontolojik islev, Tanri'nin varligina iliskin degil, diger var olanlara iliskindir. Yani aslinda aklin amaci, Tanri ispatina ulasmak degil, varlik alanini daha iyi bir zeminde kavramaktir. Bunun icin de var olanlarin sanki tek bir varliktan geldigini varsayarak dusunmektedir. (KrV, A671/B699) Boylece varligin aslinda birlik icerisinde oldugu sonucuna ulasmaktadir. Ama aslinda olan varliktaki birlik degil, akildaki birliktir. Su halde teorik akil tarafindan Tanri'nin var oldugu ispatlari, bu birligin gerceklikte de bir izdusumunun oldugunun sanilmasi sonucunda ortaya cikmaktadir. Sonuc olarak Kant uc ispat turunu de aklin yapisina dayandirmistir. Boylece Tan-ri'nin ispatlarinin nesnel degil oznel oldugunu iddia ederek curutmeye calismistir.

Kant'in Tanri ispatlarina butunuyle karsi cikmasi, onun Tanri'nin varligina inanmadigi anlamina gelmemektedir. Kant'in karsi ciktigi husus Tanri'nin teorik anlamda bilgi konusu olamayacagidir. Bu anlamda Kant, Tanri'nin teorik bilginin ureticisi olan teorik akil tarafindan ispatlanamayacagini dusunmektedir. Bu asamada ispattan postulaya ve buna paralel olarak da teorik akildan pratik akla gecebiliriz. Postulayi anlamak icin teorik akildan farkli bir isleyisi olan pratik akli kisaca aciklamanin faydali olacagini dusunuyoruz. Teorik akil bilmeyi onemserken pratik akil eylemde bulunmayi ister. (KrV, Bx) Hatta teorik akil etrafindaki nesneleri bilmek isterken pratik akil kendisinde yer alan ozgurluk, erdemlilik gibi kavramlari gerceklestirerek nesne haline getirmek ister. Bu anlamda pratik akil, teorik akilda oldugu gibi tecrube dunyasindaki var olanlara dayanmak ve bunlar hakkinda bilgi vermek zorunda degildir. Pratik aklin Tanri'yla olan baglantisi ise, bu aklin bir diger onemli ve zorunlu kavrami olan en yuksek iyiye gerceklik kazandirmasinda karsimiza cikmaktadir. (LoE, 1930:6) En yuksek iyi, genel olarak saf aklin diyalektiginde kacinilmazcasina ortaya cikan bir nesnedir. Bu diyalektikte, teorik aklin fenomenal varlik alanini birlik icerisinde gorme arzusu vardir. Pratik aklinsa nominal alanda ideali vardir. Bir diger deyisle, teorik akil mukemmeli bilmeyi; pratik akil mukemmeli gerceklestirmeyi ister. Sonucta, pratik aklin amaci bir nesneyi bilmek degil, kendi idealini nesne haline getirmeyi amacladigindan en yuksek iyiyi gerceklestirmek ister.

Kant'a gore, en yuksek iyi, ya en yetkin olmak ya da en ustun olmak anlaminda dusunulebilir. En yetkin iyi, kendisinin mukemmel bir butunluk oldugu, en ustun olansa, hicbir kosula bagli olmayan bir yapi arz etmektedir. Kant'in bu ayrimi yapmasinin nedeni, en yuksek iyinin hem erdemlilik hem de mutlulugun en uygun sekilde yani orantili bir bicimde birlesmesiyle elde edilebilecegini dusunmesinden kaynaklanmaktadir. Mutluluk ve erdemliligin kurdugu yapi, iyinin baska hicbir kosula ihtiyac duymadan kendini kurdugu en yuksek yapidir. Bu anlamiyla aranilan sadece erdemliligin oldugu en yetkin iyi degil, erdem ve mutlulugun bir butunluk olusturdugu en ustun iyidir. (KpV, 5:110)

En yuksek iyi idealinin olmasi icin erdemliligin sonrasina mutlulugu da koymak gereklidir. Mutlulugun ise insanin elinde olmamasi en yuksek iyinin gerceklesemeyecegi anlamina gelmektedir. O halde pratik akil, gerceklestiremeyecegi bir nesneyi kendine hedef haline getirmektedir. Sonucta bu gerceklesememe durumu ahlakin amacsiz kalmaya, anlamsizlasmaya mahkum olmasi anlamina gelmekte ve bu da insani pratik aklin catiskisi olarak adlandirilan bir durumla karsi karsiya getirmektedir. (KpV, 5:114) Kant, catiskinin cozumunun ahlaklilik ile mutluluk arasinda kabul edilebilir bir bagla mumkun olacagini dusunur. Onemli olan nokta, kurulan bu bagi gerceklestirmenin nasil mumkun olacagidir. Iste bu asamada Tanri kavrami devreye girmektedir. Cunku Tanri, catiskiya yol acan mutlulugu en uygun bir bicimde yani orantili bir bicimde insana vererek en yuksek iyi idealinin gerceklesmesini saglayacak yegane varliktir. Boylelikle catiskinin cozumunun mumkun olmasi icin Tanri zorunlu olarak kabul edilir yani postula edilir. (KpV, 5:125) Tanri'nin varliginin bilinip bilinme-mesinin otesinde insanin icine dustugu catiskidan cikmasi icin Tanri'nin varligini kabul etmesi gerekmektedir. Buna karsin, pratik aklin bu ideali ve catiskisi ahlaki acidan da olsa ozneldir ve bundan dolayi oznel bir istemeye dayali olarak ortaya cikan Tanri'nin var olmasi her ne kadar zorunluluk teskil etse de ozneldir. Bu nedenle Kant'a gore, "burada dikkat edilmesi gereken nokta sudur: bu ahlaksal zorunluluk ozneldir, yani gereksinmedir, nesnel degildir yani kendisi odev degildir." (KpV, 5:125)

Tanri idealinin kabulu, en yuksek iyinin gerceklestirilmesiyle ilgili oldugundan Tanri'nin kendisine (yani dogasi hakkinda) iliskin bir bilginin olmasina gerek yoktur. Kant, Tanri'nin postula edilmesiyle pratik anlamda bilgi elde edilemeyecegini soylerken, aslinda varsayimin herhangi bir bicimde bilgiyle iliskisi olmayacagina isaret etmektedir. (KpV, 5:135) Bundan dolayi, en yuksek iyinin gerceklesmesi icin, Tanri'nin varsayilmasi zorunludur denilmesi daha uygundur. Varsaymanin zorunlulugu pratik akil acisindandir. Burada Tanri'nin varolusu, teorik akilda oldugu gibi sistematik bilginin olusturulmasi icin kullanilan epistemolojik bir arac degil; pratik aklin kendi nesnesine yani en yuksek iyiye gerceklik kazandirmak icin ahlaki anlamda dayanmak zorunda oldugu bir zemindir. (KrV, A634/B662) Nitekim Kant'ta, Tanri'nin teorik akilda oldugu gibi mantiken sanki varmis gibi dusunulmesinden ziyade, ahlaken var olduguna inanilmasi zorunludur. (KrV, A829/B857)

En yuksek iyiyi gerceklestirmek icin Tanri'yi varsaymak zorunda kalmak, istenmeyen bir sonuc degildir. Yani istenmedigi halde zorla kabul ettirilen bir Tanri kabulu soz konusu degildir. Aksine, en yuksek iyinin gerceklesecegine iliskin olarak bir varliga duyulmasi gereken guven gosterilmektedir. Bir diger deyisle Tanri, teorik anlamda mantiken cikarmak zorunda kalinan bir sonuc degil, guven duyuldugu icin inanilan bir varliktir. (Wood, 1970:172) Bunun icin rasyonel zorunluluk, teorik acidan degil, pratik acidan ele alinmalidir. Burada Tanri inanci, bu dunyanin belirli bir bicimde yaratildigina ve bu dunyadan sonra da mutlulugun karsiliginin oldugu (en yuksek iyi) baska bir dunyaya yerlestirilecegine dair duyulan guvenle ilgilidir. Su halde ispati bilgiye iliskin, pos-tulayi ise inanca iliskin bir enstruman olarak degerlendirebiliriz. (Seung, 2007:128)

Bu asamada Kant'in postula ile varsayim ayriminin belirsiz olduguna yonelik elestirileri degerlendirebiliriz. (Messinessi, 1999:47) Bu belirsizlik, postulayi, ispatin degisik bir bicimi olarak degil, varsaymanin degisik bir bicimi; yani zorunlu varsayim olarak kabul etmekten kaynaklanmaktadir. Tanri postulasi, ispatin pratik akilda karsimiza cikan degisik bir bicimine degil, varsaymanin zorunlu olduguna isaret etmektedir. Teorik akildaki Tanri kavraminin varsayilmasinin gerekliligi burada farkli bir amac icin zorunluluga donusur. Daha acik ifade etmek gerekirse, teorik akil varligin mutlak birligini saglamak icin Tanri'yi kavramsal olarak varsaymayi gerekli gorurken, pratik akil icine dustugu catiskidan kurtulmak icin Tanri'nin kavraminin degil bizatihi kendisinin var olmasini zorunlu olarak varsaymak durumundadir. Bu zorunluluk Tanri fikrinin basit bir varsayim degil, postula olarak adlandirilmasinin da nedenidir. Pratik aklin zorunlu bir kabulu olarak Tanri'nin varsayil-masi, pratik aklin alaninda olsa dahi, Tan-ri'nin nesnel bir bilgi mahiyetine kavustugu anlamina gelmemektedir. Bu nedenle kanimizca, postulayi, ispatin pratik akildaki bir surumu olarak dusunmek yerine varsayimin bir surumu olarak gormek daha dogrudur. (KpV, 5:12)

Sonuc olarak, Kant'in Tanri postulasi-nin bir ispat olmamasi nedeniyle farkli sekilde degerlendirilmesinin uygun oldugunu dusunuyoruz. Aslina bakilirsa Kant, ispati daha cok bilgiye ve dolayisiyla teorik akla ait bir yontem olarak dusunmektedir. Akil, Tan-ri'dan teorik anlamda bilgi cikarma imkanina sahip olamadigindan bosuna ispatlamaya calismaktadir. Dolayisiyla Kant, meselenin Tanri'nin varligindan ziyade yontemin yanlisliginda olduguna isaret etmektedir. Tan-ri'nin varligi aklin pratik kismina ait bir konudur. Pratik anlamda bakildiginda, boyle bir inanca sahip olmanin zorunlulugu, rasyonel olarak adlandirilmasinin nedenidir. Iste filozof Tanri'nin varligini ispatlayarak bilgi konusu degil, Tanri inancini rasyonel kilarak ahlak konusu yapmalidir. Tanri ile insan arasinda bir bilgi iliskisi degil bir inanc iliskisi soz konusudur ve filozofun yapmasi gereken boylesi bir inanci rasyonel kilarak saglama almaktir. Nitekim Kant'in kendisi de Yargi Gucunun Elestirisi'nde bu turden bir ahlak kanitinin ya da postulanin insanin kulturel gelisimine uygun oldugunu belirtirken, daha cok, inancin rasyonel bir zemine oturmasini ifade etmeye calismaktadir. (KU, 5:458) Bunun yaninda, postulayla kastedilen inancin, basit bir sekilde degerlendirilerek, bir dilek ya da temenni olarak nitelendirilmesi dogru degildir. (Bielefeldt, 2003:175)

Kant'in Tanri anlayisina bir elestiride bulunarak makalemize son vermemizin faydali olacagini dusunuyoruz. Dikkat edilirse Kant, gerek teorik aklin gerekse pratik aklin yapisindan bahsederek Tanri kavramini bir yerlere oturtmaya calismaktadir. Kanaatimizce, Kant'in Tanri kavramini akla dayali olarak aciklamasi, onun bir sistem kurma arzusuyla ilgilidir. Cunku Kant icin akil sistematik bir butunluk tasiyan ustun bir yapidir. (KrV, Axiii) Nasil Tanri hicbir seyi bosuna yaratmamissa akil da hicbir seyi bosuna kullanmaz. Bir diger ifadeyle Kant, Tanri da dahil olmak uzere butun varliklarin ve var olma bicimlerinin aklin isleyisi icerisinde anlam kazandigini dusunmektedir. Buna karsin Kant bir adim daha oteye giderek aklin bu isleyisinin bir sisteme sahip oldugunu soyleyerek akli fazlasiyla yuceltmektedir. Nitekim Kant'ta Tanri kavraminin kullaniminin, sistemin isleyisi icin uygun bir sekle sokuldugundan bahsedilmektedir. (Novel, 1989:93) Bu anlamda, ulasilan Tanri'nin ne olcude, insanin inancina ya da bir dinin talep ettigi seviyeye tekabul ettiginin tartisilmasi gereklidir. Cunku Kant filozoflari elestirirken aklin yetersizliginden degil aklin yanlis kullanilmasindan hareket etmektedir. Onerilen rasyonel inanc ya da postulayla, bunlar her ne kadar kendi icinde tutarli olsalar da, yine akla vurgu yapilmaktadir. Halbuki Tanri inancinda, Gazali'nin yaptigi gibi aklin otesinde olan kalbe gidilerek, aklin rasyonel inancindan kalbin sundugu imana gecmek ve boylece Tanri'ya inanci ust bir keyif haline getirmek daha uygun bir yol degil midir?
Kant'in Eserleri Icin Kisaltmalar

* Critique of Pure Reason      : KrV

* Critique of Practical Reason : KpV, Ak 5

* Lectures on Ethics           : LoE

* Critique of Judgement        : KU, Ak 5


Kaynakca

Bielefeldt, Heiner, Symbolic Representation in Kant's Practical Philosophy, Cambridge University Press, 2003.

Kant, Immanuel, Critique of Pure Reason, Translated by Norman Keimph Smith, St Martin's Press, New York, 1929.

Kant, Immanuel, Lectures on Ethics, Translated by Louis Infield, Hackett Publishing Company, 1930.

Kant, Immanuel, Critique of Practical Reason, Translated and Edited by Mary Gre-gor, Cambridge University Press, 1997.

Kant, Immanuel, Critique of Judgment, Translated by James Creed Meredith, revised and edited by Nicholas Walker, Oxford University Press, 2007.

Messinessi, Leonardo, Kant and the Problem of God, Blackwell Publishers, 1999.

Novel, Yirmiyahu, Kant and the Philosophy of History, Princeton University Press, 1989.

Seung, T.K, Kant: A Guide for the Perplexed, Continuum, 2007.

Wood, Allen W., Kant's Moral Religion, Cornell University Press, 1970.

Mehmet GUNENC *

* Dr., Ogretim Gorevlisi, Felsefe Bolumu, Fen Edebiyat Fakultesi, Fatih Universitesi, Istanbul, Turkiye. mgunenc@fatih.edu.tr
COPYRIGHT 2009 Civilacademy Journal of Social Sciences
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2009 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:text in Turkish
Author:Gunenc, Mehmet
Publication:Civilacademy Journal of Social Sciences
Article Type:Report
Geographic Code:7TURK
Date:Mar 22, 2009
Words:2576
Previous Article:Child abuse and neglect: risk factors and effects of child abuse on child psycho-social development/Cocuk istismari ve ihmali: risk faktorleri ve...
Next Article:Euro as a new force for economic integration? And, perhaps, political integration?/Ekonomik butunlesme icin yeni bir guc olarak euro? Ya da belki...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters