Printer Friendly

Ozden selenge'nin hikaye dunyasi.

Ozet

Yazma macerasini "Ben once yasadim, sonra yazdim." diyerek anlatan Ozden Selenge, hikayelerinde hatirladiklarini, dinlediklerini, gozlediklerini, unutulmasini, istemedigi her seyi kurgu bir dunya esliginde yaziyor. Cunku o zamanin cok hizli aktigini ve akarken de bazi seyleri beraberinde goturdugunu fark etmistir. Buna bagli, olarak, onun butun eserlerinde zaman bir teknik mesele olarak alinmistir. Hikayeleri halden baslayip gecmise yoneliyorlar, sonra tekrar hale baglanarak tamamlaniyorlar.

Yasanmis gecmislerin yasanilacak gelecekleri etkiledigine inanan Selenge, eserlerinde ayri ayri insanlarin gecmislerini halka halka tamarnlayarak eserlerini meydana getirir. Yazar icin onemli olan insanla ilgili seylerdir. Teknik olarak zamanin onemli gorulmesine ragmen sosyal zaman bu hikayelerde fonu olusturur.

Ozden Selenge'nin anlattiklari Kibris cagrafyasina sigan dunyalardir. O, ozgun bir Kibris kulturunun varligina inaniyor. Hikayeler Kibris'la ozellikle de Lefkosa ile ilgili izlenimlerle, geleneksel birtakim davranis bicimleriyle orulerek genisliyor. Kibris agzina ozgu kelimeleri gayet olculu bicimde hikayelerine yerlestiren yazar, kitaplarinin sonlarina ekledigi kucuk bir sozlukle okuyucusuna yardimci oluyor.

Selenge, bir kadin yazar olarak iyi bildigi kadin dunyasinin gizemlerini de yaziyor. Onun hikayelerinde butun someurulmus, yipratilmis, bastirilmisliklarina ragmen kadinlar on planda yer aliyorlar. Bunlar genellikle mutsuzdurlar. Onlari yasadiklari dunyanmn duzeni mutsuz etmistir. Bu sebeple yazar hayati, toplumu, evlilikleri, gelenekleri ve insani sorguluyor. Kadinlar icin cikis noktasini egitim ve meslek sahibi olmakta goruyor. Hikayelerde ancak bu ikisini birlestirebilenler devam eden duzene karsi koyabiliyorlar.

Resim, Ozden Selenge icin vazgecilmez bir tutkudur. Ayni zamanda ressam olan yazarin hikayelerinde bu, renk ve sekle baglilik olarak goruluyor. Resme ozgu tavir, dili kadinca kullanma sezgisiyle birlesince karsimiza kadin duyarligiyla Kibris'a bakan, Kibris'i yazan bir yazar cikiyor.

Abstract

Ozden Selenge has stated in her memoirs "I experience before I write," as an observation regarding the development of fictitious form. She realized that as she narrates time passes very quickly and takes the things away. The timeline in her works has a technical significance. Her stories begin with the present, goes into the past, and then returns to the present again. Selenge believes that the past has an impact on the present and therefore, she recounts the lives of different people who lived in the past. She is especially interested in human affairs. Time appears to have technical value, however, and the social period is the background in her works.

Ozden Selenge speaks of Cyprus. She believes in the presence of a particular Cypriot culture. Her stories run parallel with what she observed and she successfully included the local Cypriot Turkish dialect in her stories as well as a dictionary of the locally used words in the appendix to help the reader with her books. Selenge writes about the mysterys of a woman's world. In her stories woman's place is priviledged despite all the exploitations and suppressions. These women are generally unhappy because of the complications and the disorders of the world in which they live Therefore, the author questions society, marriage and human traditions. The only opportunity for woman to overcome this unhappiness is to have a job and to be educated. In the stories those who manage to achive this, challenge the established order.

Art for Ozden Selenge is an inevitable passion. This can be seen in her devoted attitude for the colour and shape in her stories. An attitude of art, a perception also expressed in verbal form feclects a woman looking at Cyprus with a female sensitivity.

O. Giris

Ozden Selenge Kuzey Kibrisli bir Turk yazari. Okuyucusu onu simdiye kadar yayinlanan hikaye ve roman turundeki alti kitabi ve yedisi sahnelenmis dokuz oyunuyla tanidi. Ozden Selenge' nin bu yazar kisiligiyle yan yana giden ve sanatci kimliginin diger yarisini olusturan bir ozelligi daha var, ressamligi. Bircok kisisel ve grup sergisi acan Selenge renklere olan tutkusunu yazdiklarina da aktariyor.

Ozden Selenge yazmaya hikaye ile baslamis. Simdiye kadar yayimlanmis dort hikaye kitabi var: Ciceklenemeyiz Bir Erik Agaci (1987), Geceye Acar Gece Tutenler (1993), Fincandaki Kralice (1993) ve Boncuklar Senin Olsun (2001). Once kisa hikayeyi deneyen yazarin son kitaplarina dogru daha uzun hikayeler yazdigi gorulmektedir. Bu, yazara romain da denemeyi dusundurmus olmal. Sana Sevdam Sari (1998), Lale Yuregin Beyaz (1999) adli eserlerinde kalemini bu turde de denemistir.

Bu calismada Ozden Selenge'nin hikayeleri uzerinde durulacaktir. Ancak yazarin hikayeleri ile romanlari arasinda bir takim paralellikler soz konusudur. Eserler arasindaki bu paralelliklere calisma boyunca yeri geldikce isaret edilmistir. Bu sebeple calismanin basinda yazarin romanlari hakkinda da genel bir degerlendirme yapilmistir.

0.1. Romanlarina Kisa Bir Bakis

Sana Sevdam Sari'da Kibris insaninin hayatinda derin izler birakan 1974 Baris Harekati'nin eserin kadin kahramani Zerrin'in dunyasindaki etkileri anlatilir. Insanin gecmisiyle bir butun olduguna inanan yazar, bu arka plana Zerrin ozeliyle Kibris genelini iceren bir gecmis kurgular. Bu sebeple roman halden, yasanan zamandan baslayarak genis bir mazi koridoruna acilir. Kronolojik ilerleyen bu koridor bircok insani, zamani ve mekani iceicerisine alarak tekrar hale baglanir. Zerrin'in Turkiyeli Binbasiya olan sari renkli sevdasi bir yol ayrimindadir. Sevda, kitabin isminden itibaren hissettirilen ayrilikla sonuclanir.

Lale Yuregin Beyaz, yazarin roman turundeki ikinci eseridir. Eserde Kibrisli Lale'nin etrafinda 1974 sonrasi meydana gelen sosyal bir olgu ile bunun insan dunyasindaki izleri anlatilmaktadir. Romanda Turkiye'den Kibris'a goc eden dogulu bir ailenin hikayesi uzerinde durulur. Goc yazara gore uzerinde yasanilan topragin gerceklerinden biridir. Gerek Ada'ya gocler, gerekse simdilerin aci gerceklerinden olan Ada'dan gocler toplumun homojen yapisini bozmustur. Roman Kibris'a umutlarinin pesinde gocen Turkiyeli ailenin yerli halkla kesisen hikayeleriyle genislerken, Lale ogretmenin bembeyaz, sabri benimsemis sevdasiyla yeni boyutlar kazanir.

Ozden Selenge her iki romaninda da Kibris'ta yasamayi onemsemektedir. Kibris sevdalisi bir yazar olarak kahramanlari "karsi taraf"ta, yani Turkiye'de okuma imkanlarini ya kullanmazlar ya da egitimleri bitince geri donerler. Yazar Kibris'i bagli kalinacak, uzerinde yasanilacak vatan topragi olarak gosterir. Bu sebeple topragin gecmisi ve hizla degisenler onu cok fazla ilgilendiriyor. Insanlarin etrafinda neredeyse bir tarih denemesi yapan yazar, bu yolla aslinda suurlu bir direnisi ornekliyor. Hizli degismenin ve yozlasmanin karsisinda kaybedilen ve bir daha donulemeyecek olanlar yiginlar halinde toplaniyor ve bir etnografin dikkatiyle tespit ediliyor. Cogu zaman romanin macerasini kesintiye ug ratan malzeme, tamamen yazarisosyal durum karsisindaki tavrini, bilincli direnusini gostermektedir.

1. Hikayeciligi

Ozden Selenge, yayimlanmis dort hikaye kitabinda 1982 ila 2001 tarihleri arasinda yazdigi yirmi alti hikaye ile bir mensur siirini toplamis. Mensur siir, yazarin "Sevgili annemin anisina" ithafini tasiyan Geceye Acar Gecetutenler in basina yerlestirilmis. Bu yazida yazarin yazma sebebi ve nasil yazdigiyla ilgili bazi cumleler var. Bu cumleler onun bir kadin yazar almasiyla ve yazma seruveniyle ilgili acilimlari da tasimaktadir:

-Yaz oyleyse, gozumuz kasimizdan hem agarmis sacimizdan, bukulmus belimizden, porsumus gogsumuzden, dormadogin kemigimizden oku oku yaz. Kadini, evliyi, evlenmemisi, dulu yoz. Genci, kocamisi yaz. (...)

Don dolas da kagitlarin, kalemlerin tukenmediyse kendini yaz.

Kendimi de yazmasina yazarim da, sende onda oburunde, herkeste biraz kendim varim zaten.

Tumumuz birbirimizdeyiz. Ayn gayri pek yak, renk renk yumaklariz, kimimizin ipligi kalin, kimimizin ince, kimimizin saglam, kimimizin curuk. Oylesine doluyuz, yukluyuz ki kimimiz, orerler orerler de bitiremez, tuketemezler bizi... (1)

Bu cumlelerinden de anlasilacagi gibi, yazar ozellikle kadinlari ve kadin hikayelerini yaziyor. Butun bu hikayelerde bir yasanmislik soz konusu. Ressamliginin da verdigi bir tecrubeyle once gozlemliyor, biriktirdigi gozlemlerine ruh dunyasinda actigi izlenimleri de ilave ederek hikayelerinin rengine ulasiyor. Kendisiyle yapilan bir roportajda da "(...) Ben yazmadan once yasadim. Yasananlari en ince ayrintilarina degin gozlemledim. Gozlediklerimi korudum. (112) diyor. Bu, Ozden Selenge'nin hikayesine yogun bir 'yerlilik' intiba ilave ediyor. Kibris manzarasi ve bu manzaranin icerisinde yasayan Kibris insani. Gelenekleriyle, yasam mucadelesiyle, baski ve direnisleriyle, umut ve umutsuzluklariyla Kibris insani. Fakat hikayeler butun bu gecmisi dusunduren yapilarina ragmen orada kalmazlar ve bir taraflariyla yasanan zamana bui ozelligi kazandirani yerlii bir tecrubeden butun bir insanlik tecrubesine yukselen dunyalaridir. Kendilerine ozgu dunyalariyla erkekler, somurulen kadinlar, aldatilan insanlar, ayakta durma ya calisan genc kizlar, dogru buyumek isteyen cocuklar... Ozden Selenge onlarin ic dunyalarina girmeye calisiyor. Bu sebeple hikayelerinde 'yazar anlatici yi kullanayor. Ama eserinde 'yazar anlatici' ya da 'hakim bakis acisi nin bir sonucu olarak kahramanlarini yonlendirmiyor. Onlarin kaderlerini butun boyutlariyla yasamalarina musaade ediyor. Kahramanlari, cogu zaman kendilerine agir gelen gunluk hayatin bin bir cesit ayrintisiyla kendi sonlorina dogru yavas yavas ilerliyorlar.

Selenge'nin hikae ve romanlarinin bir ozelligi de Kibris agzinin kullanilmasidir. Bu, onun hikayelerindeki yerlilik intibaini guclendiriyor. Hik&ye ve roman dunyasini ise yor Muyor. Cok gerekli gordugu yerlerde ve yearli kahramanlarini konustururken Ada'ya ozgu bir Turkce kullanan yazar, kitaplarinin sonuna kucuk bir sozluk eklemekle de yerli kelimelere sahip cikiyor.

1.1. Hikayelerde Zaman

Ozden Selenge hikayelerinde klasik hikaye tekniginin disina cikiyor ve modern teknikleri deniyor. Serim-dugum-cozum siralamasinin disinda bir yapinin nygulanigi bu hikayelerde zaman, teknik anlamda kurgu dunyanin en muhim unsuru olarak goruluyor. Modern dunyanin, dolayisiyla modern edebiyatin bir sorunu halindeki zaman selenge tarafindan do bilincli olarak kullaniliyor. Cunku o, zamanin cok hizli akhgini, akarken de bir seyleri asindirdigini hatta bazi guzellikleri yok ettigini fark etmis. Adeta kalemiyle zamana karsi direniyor.

Selenge nin hikayeleri, kikayenin bittigi yerden basliyor. Bu sebeple onun hikayelerinde zamanin tersine isletildigi soylenebilir. Ayni uygulama yazarin romanlari icin de gecerlidir. Sana Sevdam Sari'da Zerrin'I, yasadigi yillarin cok otesinde, bir savasin incinde buluruz. Yeni bir catisma baslamak uzeredir. Insanlar evlerine ihtiyac maddeleri yigmak-tadirlar. Zerrin evin disindaki bu telasi gozlemler. Sonra evinin ust katinin bir mevzi yapilacagi haberini alir. Roman bundan sonra genis bir mazi koridoruyla Zerrin'in cocuklu-guna doner. Zerrin etrafindaki butun insanlarin hikayeleriyle butunlesir. Romanda oldukca hacimli bir yer fufan bu gecmis zaman, hali yasayan Zerrin'in hikayesine baglandiginda eserin ismini dusunduren askla karsilasir, bir muddet de okuyucu olarak bu hikayenin kenarindan bakariz. Yazar bu defa romanin gecmiste harcanan zamaninin aksine daha aceleci davranir. Romanini hizla sonlandirir.

Lale Yuregin Beyaz'da da buna benzer bir kurgu dunya vardir. Ferhat henuz kendi zindanindadir. Lale bu zindanin kiyisinda ona safligi, dogalligi hissettirmektedir. Ancak okuyucu bu sevdaya baglanmak icin once Benusen Dede'nin cocuklari Ferhal'tla Balim'in biri Anadolu'dan, digeri lstanbul'dan Kibris'a farkli yollardan gecerek baglanan macera-larina tanik olmali; Zehra Teyze'yi, Cebrail'le Cennet'I tanimalidir. Her iki romanda da ayni sekilde halden baslayarak genis bir gecmise baglanan yazar takrar hale doner. Uzun ama hizli akan bir halin anlatimiyla da eser tamamlanir.

Ozden Selenge, romanlarinin bu gecmis zamani icerisine alan bolumune and kahra-maninin gecmisini analtmakla baslar. Bu gercekci bir yazar olmanin da getirisidir. Cunku insanlara kisiliklerini kazandiran yasadiklaridir. Ancak yazar, kahramanin gecmisine acilan bu koridoru kahramanin gecmisiyle kesisen diger insanlarla da birlestirir. Boylece okuyucu ic ice gecmis zamanlarla karsilasirken eserin asil ekseninin degistigini hisseder. Ancak analtilan gecmislerin kendi iclerinde kronolojik bir yaprya sahip olmasi romandaki dagilmay engeller.

Romanlarinda boyle bir kurgu dunyayi benimseyen yazarin hikayelerinde de ayni sekilde hareket ettigi gorulur. Halden baslayan hikaye, gecmise baglanir. Hikaye, tekrar hale baglandiginda aktuel zamanda fazla uzun bir aralik myedana gelmemistir. Bir muddet de halde akan hikaye, romanlardan farkli olarak, bu defa ana fikrini evrensellestiren bir anlatimla sonlanir.

Boncuklar Senin Olsun adli kitabin ilk hikayesi olan "Duvardaki Resimler"i ornek olmasi icin bu acidan degerlendirelimi. Yazar hikayesine kadinlar arasinda bir telasin anlatimiyla basliyor. Fatma Hanim --ki onun davranislarindan evin hanimi konumunda oldugu anlasiliyor- emirler yagdirmaktadir. Torunu Mustafa ameliyat olmus, simdi eve donmektedir. Fatma Hanim herkesi dislayarak onun yaninda oturmayi, ona olan sevgisini ispatlamayi ve onu kendi cemberi icerisinde tutmayi planlamaktadir. Hikayenin bu kisminda adi gecen ye emirleri yerine getiren iki kadin Zahide ye Vedia'nin kimler oldugunu bilmeyiz. Hikaye buradan gecmise acilir. Once Zahide'yle tanisiriz. O bir beslemedir ve Fatma Hanimin ceyizinde gelmistir. Onun kendine ait ozlemleri ve ruyalari vardir. Ama kendi elleriyle kurdugu bir gecmisi yoktur. Fatma Hanim ise zengin bir tuccarin kizidir. Butun mukayeseler onun ustunlugunu gostermektedir. Fatma Hanimin sikintisi, cocuklarinin dogarken ya da bir muddet sonra olmeleridir. Son cocuk Mustafa'yi do ayni son beklemektedir. Ancak Fatma Hanimin ihtimami onun omrunu biraz uzatir. Ciliz, sagliksiz bir cocuk olan Mustafa az buyuyunce erkekligini hissetmesi --babasi gibi de oglanci olmamasi- icin besleme Vedia'ya yonlendirilir. Yazar, Vedia'nin gecmisini de katarak bu mazi koridorunu genisletir. Vedia Mustafa'nin cocugunu dogururken Mustafa olur. Bu sebeple dogan cocuk do Mustafo olur. Ama bu cocuk son derece sagliklidir. Fatma Hanim torununu, annesi de dahil herkesten kacirir. O artik 'anne', her seyden dislanan Vedia ise 'Vedia anne'dir. Ancak Mustafa buyudukce annesini tercihe baslar. Hikaye buradan tekrar hale baglanir. Hastaneden yeni gelen torun Lefkosa'ya imtihanlara gidecektir. Yaninda Fatma Hanimi degil, annesini ister. Fatma Hanim iste o zaman torununa ait esyalarin bulundugu odaya gider ve hikayeye isim olan duvarlardaki resimleri seyreder. Bu resimler sayesinde de torununun kendi dunyasindaki yerini anlar. Hikayenin bundan sonraki kismi klasik 'kissadan hisse' bolumu. Ana temayi evrensellestirmek isteyen y azar, burada hikaye boyunca islemek istegi fikrini vurgularken bir taraftan do Fatma Hanima kurtulma sansi verir.

Ozden Selenge romanlarinda ve hikayelerinde nicin boyle bir anlatim teknigini kullanmistir? Yazarin butun anlatilarinda birkac istisna ile hemen hemen ayni kurguyu kullanmasi bunun her seyden once sosyal arka plani da olan bir tavir oldugunu gosteriyor. Yazar insanlari gecmisleriyle birlikte dusunuyor. Gecmis, birlikte yasanmamis bile olsa yasanmakta olan zaman icerisinde en derin cizgileriyle devam etmektedir. Kararlar, tavirlar, dusunce dunyalari bu gecmisin sonucudurlar. Diger yandan gecmis icerisinde yapilanmaya baslayan kader, yeni bir cizgide yoluna devam etmemekte, tayin edilmis olan akisini surdurmektedir. Bu sebeple yazar, yasanan zamani devam eden bir akisin sonucu olarak dusunuyor ve gecmise sebepler yigini olarak bakiyor. Gelecegin kurgulandigi gecmis bilinmeli, gerekiyorsa sorgulanmalidir. Ancak Ozden Selenge, gecmise onu sorgulamak icin degil, daha cok tespit etmek icin doner. Cinku yazar, yarattigi insanlarin etrafina devam eden sosyal dunyayi da yerlestirir. Onun insanlari sadece kendi kaderle rini yasamazlar, Kibris'i ve Lefkosa'yi da yasarlar: Koyler, eski evler, 'seher' Lefkosa, Lefkosa'nin arka sokaklari, bu sokaklardaki evler, onlarin gizemli bahceleri, dogumdan evlenmeye, olume kadar gelenekler, dedikodular, hayatlar, kadin manzaralari...

Selenge kaybolanin pesinde bir yazar. Hizli degisim ve yozlasmanin karsisinda hatirladikiarini, gorduklerini, dinlediklerini, okuduklarini ve izlenimlerini yazarak tespit etmek istiyor. Giderek daha uzun hikayeler yazmasi, hatta romana yonelmesi de bundan. Roman ve hikayelerindeki maceranin bir turlu ilerleyememesi, diger maceralarla birlesmesinden, kahramanlarin yuruyememesi ise ayaklarina takilan, yiginlar halindeki tespitlerden kaynaklaniyor. Zamanin hizla asindiriciligina karsi o da aceleyle biriktiriyor ve kaybolmamasi icin yaziyor. Cunku bunu nostaljik bir tutkudan cok bir 'vefa borcu,' hatta yapilmasi gerekli bir 'ev odevi' olarak goruyor. Bu duygusunu en iyi anlatan hikaye, Fincandaki Kralice de yer alan "Arasta Potini"dir. Hikayede baba Kemal, kendi cocuklugu ile oglu Cemal'in cocuklugunu karsilastiriyor. Cocukluk yillarinda gunlerce Lefkosa'ya gitme ve Arasta'dan bir ayakkabi almanin hayalini kuran Kemal, oglunun da ayni heyecanla sarsilacagini dusunuyor. Otobusle Lefkosa'ya gitmek, orada Mevlevi te kkesini ziyaret etmek, ascida sis yemek, Arasta'dan ayakkabi almak kendi cocuklugunun unutulmazlari arasindadir. Yazar Selenge de bu coskuyu duyanlardan biri. Bir roportajinda, "Cocukken koylerde yasardik. Lefkosa -ki eskiden herkes seher derdi- benim icin masal ve dusler kentiydi. Yilda birkac kez Lefkosa'ya gelecegimizde bir hafta oncesinden coskulanirdik. Lefkosa'nin her evinin kapisini, kapi tokmaklarini oksayasim gelirdi, daracik yollarini, apansiz karsima cikan cikmaz sokaklarini hayranlikla izlerdim. insani bile baskaydi sanki..." (3) cumleleriyle Lefkosa tutkusunu ifade eder. Ancak hikayede yeni kusagi ternsil eden Cemal, icerisinde ne yazarina ne de babasina benzer bir heyecan tasir. Lefkosa'nin sokaklarini ucarak kat eden, daha cok sey gormek icin kosan cocuk Kemal'e karsilik o, belirgin bir umursamazlikla geride kalmaktadir. iki nesil arasina giren bu farklilik, akan zamanin hizla her seyi degistirmesi ve yabancilastirmasindan kaynaklanmaktadir:

- Hade yoru sis kebabi yeylim.

- Bana hamburger al baba.

- Neye yarar ay oglum o kokmus sey?

- Ben severim.

- Eh, madem oyle alalim.

Durup hamburger aldilar. Yorganci Kemal, burnuna yaklashrmadan soyle

hosnutsuzca bir kokladi, sonra ogluna uzatti. (4)

"Arasta" sozu oglunu hic heyecanlandirmamish. Yoksa icin icin dusunur, bir seyler mi kurar diye yan gozle oglunu suzdu: Oyle dus kurar gibi bir hali yoktu." (5)

Arasta da degismistir. Kemal Bey oranin esnafini da icten bulmaz. Ama hala israrcidir ogluna "-Ay oglum etrafina da bak biraz. Potinlere bak." diye tembihler. Carsiyi, insanlan ve guvercinleri fark etmesini arzulamaktadir. iki zaman arasindaki ince ipekten bag kopuverir:

- isdemem, ben Arasta potini isdemem, beyenmedim, geymem.

- Necin dedi babasi, biz zamaninda geyerdik da...

Yorganci Kemal'in sesi daha devlesmisti, yedi basli dev sesi hem de...

Oglu karsilik verdi:

- Bu potinleri artik ihdiyarlar geyer hem hem... Senin zamanin basga, simdi basga... (6)

Ozgen Selenge'yi bu turden gozlemler ve onlarin buaktigi izlenimler gecmisle ilgili bu yulu bir alemi olabildigince tespit etmeye yonlendiriyor. Turk edebiyatinda bu ozelligiyle cok bilinen Abdulhak Sinasi Hisar in rolune soyunuyor. Ancak yazar, bir Gecmis Zaman Koskleri, Gecmis Zaman Mehtaplari yazmadiginin, aksine bir kurgu dunyanin pesinde oldugunun farkinda... Coklukla huzunlu bir askin, kaybolmus, ilgi cekici bir hoyat hikayesinin etrafini gunluk hoyatin bu kaybolmakta olam malzemesiyle 'orge' liyor. Boylece onun romanlari ve hikayeleri bastan sona sadece bir maceranin takip edildigi kurgu dunyali eser olmaktan cikip tamamen sosyal bir tavri, bir direnisi ustlenmis daha derin bir boyut kazaniyor. Degisime karsi alinan bu tavir yazari oylesine mesgul ediyor ki Ada nin butunu icin cok onemli gorunen tarihsel surecler, tazeliklerine ragmen genis bir yer almiyorlar roman ve hikayelerde. Yani Selenge tarihi roman ya da hikaye yazmayi dusunmemis. Ama kurgu dunyanin ayaklarini bastigi ya da isaret ettigi zaman bu tarihsel zamanlar olabiliyor. Mesela, "Sabahin Aydinina Agmak", "Sesil'in Cicekleri", "Guzel Ne Varsa Oydu", "Kediler ye Cicekler" gibi hikayelerle 1974'un getirdigi degisime isaret edilirken "Fincandaki Kralice" ile Ingiliz devrine gondermeler yapiliyor. Ancak yazar, zamanin icinde yer alan insanla daha fazia yogruluyor ye distan cok icle ilgileniyor. Bir sosyal arka plan, icerisine yerlestirilmis bir insan manzarasi, cogu zaman hafif bir ask macerasi hikayeyi olusturuyor.

"Kediler ve Cicekler"de, roman ye hikayelerde kullanilan bu zaman anlaysis konusundo acilimlar tasiyan cumleler yer our. Hastonede yapayalniz yaton Mine nin zihni birden ortaya cikan eski bir fotograf gibi Kiymet Ablaya rastlayinca gecmise yonelir:

Ne cicekti gormek istedikleri, ne de kedi. Ama yine de cicekten, kediden baslarlar, ilmek ilmek cozerler di zamanin renk renk orgusunu. Ne huznun koyu laciverdini azaltabilirlerdi, ne de olumun aci karasini. Sevincin serin yesilini de cogaltamazlardt. Oraya buraya benek benek dagilan umudun pembesini derleyip toplayamazlardi bir araya. Hasret ve yalnizligin sarisi zaten orgunun yarisiydt. Yalanlarla ihanelther, kursun sogugu kursunilerdi her ucbes, sirada bir goze carpan. Sevdalar ise, maviyle baslaipe isvelenen kirmizinin atesiyle dillenen, bir iki incecik siraydi.

Zamanin renk renk orgusunun ilmeklerini coze coze ilk siralara gelecekler, orada duracaklardi. Solukla nacaklardi hic lekelenmemis, dupduru aklardo.

En genc, en cocuk yuzlu aklar onlara gulecekti. (7)

Yazar alintidan da fark edilecegi gibi, hikayelerine gunluk hayatin siradan olaylari ve basit insanlarini secerek basliyor. Sonra onlarin etrafinda ilmek ilmek zamani sokuyor. Bu sebeple halden gecmise donuyor. Ancak hikayeler hep simdiki zamonda tamamlaniyor. Cunku Selenge yasanmis gecmislerin yasanan ve yasanilacak zamanlari etkiledigine inanmaktadir.

1.2. Hikayelerde Koy ve sehir Hayati

Ozden Selenge daha cok koy hikayeleri yaziyor. Bunun sebebi babasinin ogretmenligi dolayisiyla Kibris in bircok yerinde yasamalari, cok koy tanimalari olmalidir. Tabii bununla paralel olarak da o kadar insan ve onlarin hikayeleri. "Cocuklugum renkli hikayelerle, masallarla dolu" diyerek o gecmisi isaret ediyor. Bu kir hayatina ait izlenimlerini soyle anlatiyor Selenge:

Koylerin siirsel dogasi da vardi. Insanlari uretkendi. Dugunler, dogumlar, urun toplamalar, elbirligi ile yapilan isler, bayramlar, olumler bile cok hos masalsi gelirdi bana. (...)Yurdumu tanidim, bildim. Bir kara tasini, otsuz agacsiz kirac tepelerini bile sevdim... Insanini tanidim. Kas goz oynatisindan, bedeninin deviniminden, yureginden geceni sezdim. (8)

Sonra hayallerin bir kosesinde cocukca coskulara kaynak olan Lefkosa yer dir. O bu yulu zamanin Lefkosa si Selenge nin hikayelerine koy-sehir tezadini da tasir. Hemen butun hikayelerde kompozisyon bu buyuk tezada yaslanmistir. Koy-sehir, koylu-sehirli ya da asagidakiler-yukaridakiler. Yazar Lefkosa yi bir masal sehri gibi dusunse de orada yasanan hoyatlarin huzun tarafiyla mesgul olur. Bu sebeple Lefkosa da asil ilgilendigi, belki gecmis zamani daha iyi yakalayabildigi yerler oldugu icin arka sokaklardir. Arka sokaklarin ic avlulu evleri farkli hayat parcalarinin birlestigi ve bir butun olusturdugu yerler olurlar.

Tarihi ve sosyal sebeplerin koylu toplum olmaya zorladigi Kibris Turk koylusunun gercekleri bunlar. Koylulukten kurtulmaya calisanlar, okuma cabasi gasteren cocuklar, hevesi bastirilmis kizlar ve kadinlar... "Kediler ve Cicekler" in kadinlarindan Hayriye Hanimla dertlesen Saziye Hanim sehirde yasamak arzusunu, sehir hayatinin kolayliklarini, sehirlilerin kibarliklarini hayranlikla anlatiyor. Oyle ki, hikayenin sehirli kesimini temsil edenzengin Hakki Efendi ve Layika Hanimin hata yapabileceklerini dusunemiyor bile. Tabii se hir demek Lefkosa demek ve sehirliler zengin, rahat ve mutlu insanlar demek. Saziye Hanim soyle soyluyor:

"Her sey yeniden yeniye. Ben oyle Lefkosalilar gibi olmayi cok isterim. Onlarin tertibi, usulu cok hosuma gider. Onlar her cikan yenilige uyarlar, biz koyluyuz diye nicin her seyden uzak olalim"" Bana kalsa, koyde neyimiz var, neyimiz yok satar savar, Lefkosa'ya gider otururum ama benimki koyun hem okuz pisi gormezse rahat edemez." "Oyle deme Saziye Hanim, toza topraga hayvana alisan adam, Lefkosa'da yapabilir mi""" "Nicin yapmasin"" Bir ev alsak, bir de bakkal dukkani ascak ya da bezirganlik yapsa kendi de rahat eder. Butun gun guneslerde, kisin soguk kircisinda ezilip elenir." "O razi ya Saziye Harum, sizi rahat ettirir ya." "Ben Lefkosa'da daha rahat ederim. Suyun evinin icinde. Odalar bir cati altinda. Lamba yakma, fanoz silme yak. Carsi Pazar ayaginin altinda. Hem bu cocuk da daha iyi okullarda okur."(9)

Koy-sehir tezadinin iki ayri kutbunu ortaya koyan yazar, burada da ozu korunani, bozulmamis alani tercih edecektir. Secimini, koy ve koyluler, sehirde yasasa bile kapali bir dunyayi simgeleyen arka sokaklarin duskun insanlarindan yana yapacaktir. Bu sebeple genis mekan olarak sehri secen hikayelerde kapali mekan olarak evler anlatilir. Hurma agaclarinin genis dallariyla yelpazeledigi; pencerelerine feslegen saksilari dizilmis, bahceleri ful, yasemin, kina, gul damlasi, gunnasir ve gecetutenlerle dolu; tel dolaplarinda sira sira turunc ve incir macunu kavanozlari dizili; dolap iclerine yaseminler asilmis, beyaz dantel minderli, meltem pencereli evler buralari. Kadinlara ozgu kapali bir dunya kisacasi... Toplumun belki de en zor degisen tabaksasi kadinlar, bu hikayelerde sinirh dunyalarinin icerisinde butun ictenlikeleriyle kendilerini acarlar. Dedikodular, korkular, aliskanliklar, gelenekler, karsi koymalar, boyun egmeler, sirlar... Tam bir uzlasma icinde gorunen kapali mekan ve onun icindeki insan bir taraftan toplumn sosyal hayatiyla ilgili en kiymetli bilgileri hikayeye getiriyorlar, diger taraftan kadin dunyasinin farkli boyutlarini sergiliyorlar. Hepsi kabugunu catlatmaya hazir, degisimin farkinda ama baskilar altinda baska baska dunyalar.

Butun bunlar bizi yazarin hikayelerinde degisime an cok direnen mekani ve oralarin kadinlarini sectigi sonucuna goturyyou. Ancak Virginia WoolPun Kendine Ait Bir Oda' daki tespitini de unutmamak gerekir. Kadin yazarlarin izlenimleri dolayisiyla dar mekanlari anlattigini vurgulayan Woolf, bu dunyanin farkli renklerine isaret eder:

"Odalar birbirinded oylesine degisiktir kil Sakin ya da firhnalidir; bir denize acilirlar ya da tam tersine bir hapisane avlusuna; asih comasirlarla doludurlar, degerli taslar ve ipeklerle bezenmislerdir; to kuyrugu denli sert ya da kustuyu denli yumusaktirlar, o son derece cetrefil kadinsilik gucuniun kisinin yuzune carpmasi icin herhangi bir sokaktaki herhangi bir odaya girmesi yeterlidir. Baska turlu nasil olobilirdi ki? Cunku kadinlor milyonlarca yildir evin icinde oturmaktalar." (10)

1.3. Hikayelerde Sahislar Dunyasi Yahut Selenge'nin Kadinlari

Ozden Selenge bir kadin yazar. Kadin olma, onun eserlerinde bir bilinc alti unsur olarak kendini gosteriyor. Kadinlari, kadinlik tecrubelerini anlatmasi yazari feminist bir mucadeleye cekmenis belli ki. Ancak feminist yaklasimla yazan bircok yazarda da artik keskin yaklasimlar yer almiyor. Ama kadin yazorlar, kadinlarin da anlatacak seyleri olduguna ve kadin dunyasinin da anlatilabilir hatta anlatilmasi gereken taraflarinin olduguna inaniyorlar. Yazdiklari kurguya dayali eserlerini daha iyi tanidiklari kadin dunyasindan seciyorlar. Bu bir taraftan onlar icin kolaylik. Cunku kendi cinslerinin tecrubelerini anlatiyor for. Ustelik dunyanin her yerinde, zamanin farkli noktalarinda kadinlar birbirine benzer tecrubeleri yasiyorlar. Bu tecrube, insanligin ortak tecrubesini, yasanmis ve yasanabilir ortak bilinicini de olusturdguna gore anlatilabilirlik tasimaktadir.

Kadin yazarlar eserlerinde bu noktadan hareketle kendi algi dunyalari icerisinden gecirdikleri bu ortak tecrubeyi yazarlar. Bu bastirilmis arzularin, engellenmis, isteklerin, tutuklanmis heveslerin kapali mekanlarin, dar dunyalarin icerisinde yatanlari bir sanat iddiosiyla ortaya koymaktir. Selenge'nin eserlerine bakildiginda bu kadinlik boyutunun ne kadar on planda oldugu gorulecektir. Kapali koylu toplumun cogu zaman hemcinslerini, hatta kendilerini mahkum eden kadinlari kendi maceralariyla Selenge'nin kurmaca dunyasinda boy gasterirler. Bu Kapali dunya onlarin sosyal olmasina musaade etmez. Hongikadin toplulugunu yazdiginin cok iyi bilincinde alan yazar, bu sebeple toplumsal ve tarih sel olani arka planda kullanmistir. Cunku, "(...) kadinlarin alani, siyasadan cok, kisisel konular olagelmistir." (11) Kadinlar sosyal alandan cok insanla ilgileniyarlar. Bu sebeple Senlenge'nin hem romanlari hem hikayeleri insani ozellikle de kadini ve onun ic macerasini anlatmayi seciyor. Yazarin hem iki romanina hem de hika yelerine bakildiginda kadin sahsiyetlerin baskin karakter ozellikleri tasimadiklari halde on planda olduklari gorulecektir. Bunlar kapali Kibris Turk toplumunun kadinlari. Bu sebeple zamanin butun asindiriciligina ragmen cok az degisime ugruyorlar. Yazarin koksuz ve hizli degisime karsi kaybolani tespit etme arzusu anlattigi bu kadin dunyalariyla da birlesiyor. Sosyal hayatin gelenekten gelen butun sinirlamalarina karsilik kendi cercevesinde guclu olan kadinlari anlatiyor Selenge...Erkek tipleri butun baskin kisilik ozellikleri ve guclu erkeklik rollerrine ragmen silik bir yapi gosteriyorlar. Erkekler cogu zaman okumus yazmislar, para onlarin elinde, gelenegin yukledigi gucle de donatilmislar. Ama yazar onlari birer portre olmaktan oteye gecirmiyor. Belli ki insanligin oteki yarisi olan erkegi gormezlikten gelmiyor, onun kadin dunyasina getirdiklerini muspet ve menti yanlariyla kabulleniyor. Ancak o kadini yazmak istiyor. 'Yazar bakis acisi'yla erkek dunyasinin anlatildigi bazi hikayelerde bile kadin imgesi d aha guclu gorunuyor. Mesela, "Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci", "Sari Kus" ve "Boncuklar Senin Olsun"da tamamen bir erkek kahramanin basindan gecenler anlatildigi halde kadin ya da kadinlar daha on plana tasiniyorlar:

"Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci" 1985 tarihli bir hikaye. Hikayede kendisini" Tum gereksinimlerini karsilamakla yukumlu ben. Baba ve koca, cogu kez de para makinesi ben. Unlu is adami ben." (12) diye tanirnlayan adam, gulmek icin paha bekleyen karisina karsilik "gulmeyi bilen hern de belese gulen" kitap sevdalisi bir kadina asik olur. Bu askin tek tanigi yillardir actigini fark etmedigi erik agacidir. Erkegin gonlu de agac, gibi ciceklenir. Ama bu sevda, erik agacinin kesilmesi, gercek dunyanin hatirlatilmasiyla sonlanir. Okuyucu bu hikayede aslinda iki farkli kadin tipinin ve onlara ozgu dunya anlayislarinin karsisinda kalir.

"Sari Kus" da bir erkek hikayesi. Fakat ana kahraman ogretmen Mehmet'in hayatini da kadinlar yanlendiriyor. Olmekk uzere olan zengin, kaprisli, ac, gozlu Nefise ile onun karsisinda olumlu degerleri yuklenmis Rana ogretmen. Ayni sekilde "Boncuklar Senin Olsun" da da kocasi yeni olmus Rum dilberi Angelu'yl birlikte olmayi hayal eden Salih Aga, onun hikayesinin kiyisinda cocuklugunu ve Melek'i hatirlar. Hikaye birden Salih Aganin hikayesi olmaktan cikar, onun uzerinden gecerek Angelu'nun, Melek'in, ebe kadinin ve digerlerinin hikayesi olur. Bunlar bize Selenge'nin bir kadin hikayecisi oldugunu, kadinlari yazdigini apacik gosteriyor. Erkek tipleri, sadece birer araci. Hikaye onlardan baslasa biile kadinlara baglaniyor.

Selenge'nin kadinlari kapali toplumun kadinlari olduklari icin cok azi egitim gormus. Cinsellikleri ve annelik ic guduleri somurulmus. Toplumun yukledigi gelenek ve onun baskilarini en agir sekilde hissediyor ve bedelini oduyorlar. Buna ragmen guclu kadinlar. Erkeklerin disa daha donuk ve evi sadece barinacak yer olarak gorme aliskanliklari da kadinlari evin icinade guclu kilmis.

Bu on bilgiden hareketle Selenge nin hikayelerinde bir kadin kalabaligi hissediliyor, diyebiliriz. Bu kadinlari birtakim belirgin ozellikleri etrafinda gruplandirabiliriz:

1.3.1. Beslemeler

Selenge 'besleme ligi Kibris toplumu icerisinde bir olgu olarak tespit etmis olmali. Onun kadinlari arasindaki en kalabalik kitleyi beslemeler olusturuyor. Aslinda bu koylu toplumun bir getirisi de olmali. Cocuksuzlugu suc sayan, fazla cocugu zenginlik goren koylu toplumu 'baslemelik" ile bakabileceginden fazla cocuk sahibi olanlara bir kapi acmis. Ozellikle de koy hayati icinde cok faydalanilamayan kiz cocuklari 'besleme'lik kurumunun oguttugu insanlar olmus. Yazar hikayelerinin dramatick gerilimini onlarin maceralarina dayandirir. Cesitli sebeplerle ait oldugu yerden cok kucuk yasta koparilmis olan bu kiz cocuklari zengin konaklarinin kendine ozgu korumaci analyisi icerisinde buyurler, cinsel bakimdan somurulurler, ergenliklerinin arkasindan gelen daha uzun yillarini ust tabakanin insanlarina sunarlar. Hicbirinin kendilerine ait hayatlari ve haklari yoktur. Varliklarini, baskalarinin varligi ve rahatligiyla mumkun gorurler.

Eserlerdeki besleme tiplerinin en gelismisi ve bir roman kahramani olmasiyla paralel olarak en iyi anlatilani Sana Sevdam Sari'nin Havaana tiplemesidir. Bu sebeple butun diger besleme tipleri onun etrafinda toplanabilirler. Sana Sevdam Sari da oldugu gibi ic hikayede Zerrin'den daha baskin bir karakter cizen Havaana, romanin bu bolumunu nasil etrafinda topluyorsa diger besleme ornekleri de hikayelerin guclu karakteri olurla. "Kediler ve Cicekler"de kiymet, "Duvardaki Resimler"de Vedia ve Zahide, "Dost Kac Para" da Gulsun, "Gelinonarici Hatice"de Hatice ve Mumusaba, hatta bir tarafiyla "Boncuklar Senin Olsun"da Melek yazarin diger hikayelerinde gorulen 'Havaana' tipleridir. Onlarin baslangictan itibaren son derece icli hikayeleri vardir. Bunlardan hep gulsun diye Gulsun adi verilen tipleme, erdenligini evin ogluna vermis bir beslemenin kizi olarak dogmustur: Sonra, "Baska bir hanima besleme verildi Gulsun. Itile kakila, kizila sovule buyudu. Ne ana kucagi bildi, ne baba dizi. Gulsun suskun, Gulsun kuskun. Ama yine de buyudu." (13) Zahide, sozde Tuccar Selim Efendi'nin kizi Fatma'ya arkadas olsun diye alinmistir. Ancak kucuk kiz eve alinmayip hizmetcilerin yaninda yatirilmis, kaprislere katlanmistir.

Gulsun ve Zahide orneginde oldugu gibi, besleme kadinlar baslangictan itibaren hayatlarini kendileri yonlendiremezler. Kader onlarin hikayesini dogumlarindan itibaren baskalarinin eline vermistir. Ruyalarina ragmen evlenmeyi dusunemezler bile. Ama evin kizinin ceyizinde bir evden bir eve savrulurlar. Yazar, Zahide nin hayatinin bu cephesini diger beslemelere benzer sekilde soyle ozetliyor:

Annesinin beleklerde birakip da gittigi Fatma Hanim, evlendiginde Zahide yi de ceyizinin arasinda evine goturmus ama bahcenin ucundaki kucuk evcegizde oturtmustu. Zahide Kadin, onun ardarda gebelikleri, dogumlari, evlatlarinin olumleri derken, Fatma Hanimin hep yaninda yakininda olmus, acisini aci bilmisti. (...) "Sira bana geldi" diye dusunmemis, cocuklugundan bu yana, Fatma Hanim istediginde tutunacak bir dal bulsun diye ve tum huysuzluklarina karsin onu sevdiginden kiyip da birakip gidememisti. Yalnizca arada bir, duslerinde evlendigini gorurdu. Dugun dernek kurulur, konuklar, calgicilar gelir, gelin havasi cahnir, o bir turlu gelinlignini bulup da giyemez, basina elmas tacini, telini, duvagini takamaz, Fatma Hanimin ona verdigi eski giysileriyle, (...) koylu dadinlarin icine cikarch. (14)

Besleme kadinlarin evlilikleri bile -eger musaade ediliyorsa- sahiplerinin faydasi icindir. "Cicekler ve Kediler " in Krymet Ablasi kocasindan da faydalanmak icin evlendirilir. Us telik o, kendi dugununde bile gelin olusunu unutarak hizmete devam eder. Yemek artiklari yemekten kurtulan Krymet, dul ve kendisinden yash bir adama verilmesine ragmen bir mudden kendine ait dunyasmda mutlu bile olur. Ama du defa iki kisi olarak hizmete kosar. Fakat, "Duvardaki Resimler" de hanimin zayif ogluna erkekligini bilmesi icin teslim edilen Vedia, dagurdugu cocugun hatrina evden atlmamis ama hayatin disinda brrakilmaya colisilms, varligi bir golge kadar bile sezilmz olmustur.

Besleme kadinlar, ne kadar hor gorulurlerse gorulsunler, sigindiklari yegane yerin disina da cikmak istemezler, Cunku disaridaki hayat onlar icin daha buyuk tehliklerle doludur ve onlar yalniz insanlardir. "Gelinonarici Hatice" nin Mumusaba sini yazar soyle, cozumler:

Mumusaba andort yasinda beri bu kanaktaymis, buyuk hanima hizmet etmis yillarco, o olunce de simdiki Haniminin yanina gelmis. Zaten bu hanim onun elinde dogmus, o bakip buyutmus, istese de ayrilamazmis andan. (15)

Ayni hikayenin diger beslemesi Hatice, hikayenin basligindan da anlasilacagi gibi, Mumusaba nin ugramak istemedigi sona ugramistir. Yazar onu omrunun belki de son yillannda yakalryor. Gozlerini kaybetmis, olan Hatice cevresinde insanlar olsun istiyar. Bu sebeple insanlari cevresinde toplayacak seyler yapiyor. Gelinlerin sacini yapiyor, zengin koylu harimlara bir nevi kuaforluk ediyor. Artik yaslaninca ve insanlar cekilince bir "sehida" hikayesi kurgulayarak evini yine ugrak yeri yapmayi basariyor:

Ruyamda bir gapgara gadin ermis, sehida gordum, bir dudagi yerde bir dudagi gokcle. Bana tam uc, defa mezarum senin firininin yannda, her aksam gandilimi yak debi. (...) Bir aksamuzeri el yordamiyla mumu yakarken elin stcok bir sey degdi, yokladi yavas, yavas, bir mum daha yamyordu ve ertesi gun bir mum daha, bir daha mum. (...) Mumlar cogaldikca ayak sesleri, insan sesleri, dost sesleri de cogaldi Gelinonanci Hatice' nin evcegizine. (16)

Besleme kadinlar arasinda Gulsum'le Mergiz'in durumlari biraz daha farkh. Gulsum mahallenin delisi olarak biliniyor. Beslem oldugu konaktan atilmis, herkes tarafindan her bakimdan somuruluyor:

Evlere temizlige gider, portakal limon kesimine gider. Isler, ter doker, yorulmak bilmez. Emegine ne verilirse ahr, karsi durmaz. Baskasi sekiz soat islerse, o on iki saat isler, ek odenti istemez. Portakal, limon kesiminde en cok aranan, yeglenen iscidir Gulsun. Dolu Sandiklari "Of" demeden yuklenir tasir. Hele

ustast:

- iyisin iyisin Gussun, senin gibi on adamim doha olsa, Kibris'in portakalini on gunde toplatirdim, dedi miydi iki iki tasirdi sondikiari. (...) Boyle somurulur Gulsun isverenlerce. Ve erkeklerce somurulur Gulsun. (17)

O da Hatice gibi dost arar. Onu hikayenin basinda para ile dost satin almaya gittigi bir dukkanda taniriz. Ama Gulsun erkeklerin kendisini hamile birakacagini bilmez. Hatta nasil hamile kalindigini bile bilmez. Dost arayislari onu erkeklerin somurusune acar:

Kimi zaman Gulsun, bir erkegin-bir insanin-yakinligini ister, sevilmek, oksanmak ister, ilicik kucak arar, ilicik yurek ara. Yumusak, sevecen bir ses duymak ister, acar kapisini gelen. (18)

Ve her defasinda karni siser Gulsun'un. Cingene kizi Mergiz de, Gulsun gibi cinsellikten habersizdir. Annesinin zorla birlikte ahira kapattigi adamdan hamile kaldiginin farkinda degildir. Yerlesik hayati, bir evi ve kendini "Arkasi Yarin"lardaki gibi sevecek bir insani ozlemekledir. Hamileligi onun butun hayellenini yikar. O cocugunun olmasini istemez, hele kiz olmasini hic istemez:

- Oglan olsun madern. Kizi napaym?

- Yok oyle deme, kiz cocuk anaya daha yakindir.

- istemem, benim basima gelenler onun da basina gelir.

Fatma Hanim da bilirdi kiz olmanin, kadin olmanin bedelini. Ode ode bitmeyen bedelini. Bunun da hep boyle olacagini biliyordu. Kendi yasindakiler oder bitirir sanyorken, bir doner arkadakilerine bakardi. Boy boy, renk renk, bicim bicim, kucuklu buyuklu siralanmislardi kadinlar, kiziar. Yeni doganlar da ulaninca cogalip duruyorlardi. Bedelini odeyenler arasinda, donup yeniden kuyruga girenler bile vardi. (19)

Ozden Selenge, cinsel somuruyu butun kadinlar icin bir mesele olarak ele alir. Ancak bu 'besleme tipi' icin kacinilmaz bir tehlike. Onlarin zaten son derece dramatik hayat maceralarinin orgusu cinsel somurulerle daha da geriliyor.

1.3.2. Hanimlar

Her besleme tip karsisinda bir hanim tiplemesi getirir hikayeye dogal olarak. Ancak yezarin dikkati beslemelerin uzerinde oldugu icin onlari fazla islemez. Ama onlar giysilerinin, ev dosemelerinin, secme sanslarinin, hayatlarinin tezadiyla yani baslarinda duran beslemelerin daha belirgin bir kisilik kazanmasina yardim ederler. "Duvardaki Resimler"de Fatma Hanim, "Kediler ver Cicekler" de Layika Hanim bunlarin en belirgin olanlaridir.

1.3.3. Dullar

'Selenge' nin en belirgin dul kadin tiplemesi Sana Sevdam Sari'da yer alanlardir. "Dul kadin dulup kadin" diye sifatlandirdigi bu kadinlar butun gun suslenip camlarda oturur ve erkek ararlar. Havaana onlari hem utanarak, hem de korkarak izliyor. "Sari Kus"un Cemile'si, "Mavi Degilmis Denizin Rengi"nin Ayse'si, "Koca Korno Dagi"nin Keziban Nenesi ve "Parasutculer"in Arife Kadin't 'dul kadin dulup kadin'lardan farkh bir cizgide yaratiliyorlar. Yazan, onlara bu hikayelerde besleme Havaana'nin, Mumusaba'nin rolunu veriyor. Yalnizlik ye zayifliklarina ragmen hikayenin odak noktasinda yukseliveriyorlar. Hayatlarinnin zorluklarina bin de dul olma sorumlulugu yukleniyor. Etrafta yen alan insanlarin dedikodularini engellemek icin son derece temkinli yasiyorlar. Oylesine temkinliler ki bu bile cevrede bir mesele oluyor. Yazar "Sari Kus" adli hikayesinin dul kadini Cemile'yi bu anlamda bin ic konusmasinda soyle veriyor:

Genc, guzel, pambuk dulubum ben da. Aman elalem gara calmasin deye kimseleri sokmazdirn evime. Gonu gomusu "Desdursuz girilmez Cemile gadinin evine, tobe tobe zere da Hz. Omer'in teggesidir" derlerdi. Adim huysuza, tamaha cikti, bir seker agirlamayimmis deye kimseleri isdemezmisim. Varsin oyle bilsinler... Insanlarin ne ciy galpli oldugunu ben bilirim...Gizgardasim aydinir gitmem deye, nasil gideyim, gocasi olacak herif yeycek gibi bakar bana... Goynim eyi insandir, her gordugunde "ne gelmezsiniz genapla, al cocugu da getir" der. (...) Napayim, elimi etegimi topladim da yorudum ogluma hem bana bir lakirdi gelmesin deye. (20)

Cemile Kadin konu komsu cani "goca isden" demesinler diye sarki turku soylemez, radyo gramofon bile dinlemez.

"Koca Korno Dagi"nin Kezban Nenesi dul kadin tiplemesine baska bir ozellik katar. O ayni zamanda bir kumadir. Halilo, Kezban'i Uvey dede ye babasinin cinsel tacizlerinden kurtarmak icin almis, evine getirmistir. Evde hizmetci ve dadi rolunu ustlenen Kezban, adinin 'ortak'a cikmasina ragmen neye ortak oldugunu bilmez. Sonradan asik oldugu Halilo'ya bile sahip olamamistir. Kezban caresizdir, gidecek yen, siginacak kimsesi yoktur. Asil kadin tarafindan horlanir, omur boyu suren bin cekismenin icine ginmeye zorlanir:

Kirk yil once, ona ortak gelmesini hic bagislamamish, "Sen bindin kocamin basina. Aklini sen celdin. Koca mi yoktu baska? Yoksaydi kalsaydin, koksaydin evde. Baban yasinda adamin ordina dustun, geldin. Kahirladim, tokatladim kacmadin. Kottim, seni disari kilitledim. Somanliga sokuldun kaldin. Ekmek su vermedim gitmedin. Kaktin kazigini, oturup kaldin. Butun evin isini yaptirdim, cocuklari basina biraktim. Yorulup usanap do of deyip geri gitmedin. Amma do fazlaydi muhabbetin benim adama?" (21)

Kezban, Halilo'ya muhabbetini cok sonra anlamis, sefkatten mi minnetten mi kaynaklandigi bilinmeyen sevgiyi icine gammek zonunda kalmistir. Adina 'ortak' denmesine ragmen neye, kime, nasil, ne kadar ontak oldugunu bilemeden yasamis; muhabbeti, sevdayi hic bilmemistir. Ustelik ortaginin cocuklarini kendi cocuklari gibi sahiplenmi, onlarin cocuklarina bakmayi do sorumluluklanindan saymistir.

Calici Garip Suleyman'in karisi Arife Kadin, kocasinin olumunden sonra calisarak cocuklarina bakmaya baslar. Koasinin biraktigi yerden caliciligi devam ettiren kadin, daglardan cali kesip getirir ye evini gecindirir:

iki kucuk kiziyla dul kalan Arife'ye kocasi bir esek, bir de balta ve biraz da borc birakmish. (...) Kocasi kirklandiktan sonra, kizlarini komsusu Zuhre'ye birakarak, ak carsafini ortunmus, baltasini, ipini alip esegine binmis, tepelere cali sokmeye gitmisti. (22)

Arife Kadin, Cemlie Hanim, Kezban Nene yazarin hikayelerinde yer alan yasli dul kadinlar. Yazar onlari klasik Havaana tiplemesinin bir devami olarak ciziyor. Bunlarda beslemelik ozellikleri yerini dulluga birakiyor. Her seye ragmen iradeli kadinlar. Ancak yazarin hikayelerinde bir do genc, dullar var. "Mavi Degilmis Denizin Rengi"nde yer alan Ayse ile "Ben Varim"in kadin kahramani. Onlari yash dullardan daha farkli bir hayat mucadelesi bekliyor. Hikayeler onlarin gecmisiyle ilgilenmez, haldeki varlik kavgalariyla ilgilenir. Edebiyat ogretmeni Ayse daha pasif bir karakter olarak cizilir. O, hayatin gerceklerini gec, fark etmis, fark ettigi zaman da bir muddet direnmistir. Bu yuzden Selenge onun macerasinin adini "Mavi Degilmis Denizin Rengi" koymustur:

Kocasi oleli dokuz yil olmustu. Ondan hoslanan ve bunu ustu kapali anishran, kizaran, bozaran gencler, acikca soyleyen olgun erkekler hep vardi cevresinde. Ayse kacmis, hep kacmis, erkeksiz dokuz yil gecirmeyi, olculu olmayi basari saymish. Cok gulunen konulara bile erkeklerin cogunlukta oldugu yerde pek ilgi gostermemisti. Ne sevincini, ne ofkesini ne do ozlemlerini belli etmisti. Hep icine gommustu her seyini. (23)

Ancak yazar, erkek ve kadini bir butunun iki yarisi gibi goruyor. Insanin ozellikle de kadinin sevgi ihtiyacini Deli Gulsum un hikayesinde oldugu gibi vurguluyor. Ayse de doganin bu kanununa karsi koyamaz, yillardir Fransa'da yasamis ve esinden ayrilmak uzere olan Ahmet Bey'in davetini kabul eder.

"Ben Varim" da daha farkli bir dulluk mucadelesi van. Arkadaslik yaptigi, sevistigi dul kadinla toplumun, anne ve babasinin istekleri uzerine evlenmek istemeyen adam hanimefendi bin kiz'la evlenmek uzeredir. Dul kadin varlik mucadelesini, sevme ve sevilme hakkini dile getirmek uzere isyan eder:

- Senden kopamam. Biliyorsun, senle,..

- Evlenemezsin de... Dul almam cok ayip bir sey degil mi? Hele dul bir kadinla evlenmek cok daha bir ayip. Yol kesicilik, yankesicilikten, kacakciliktan bile ayip.

- Dodikodulara dayanabilecek miydik? Ben ogizlarda dolasmaktan hoslanmam. Hem annem var... Yash babam...

- Toplum var, herkes var, ama ben do varim. Varim evet ve varligima da saygi duyuyorum. (24)

"Sesil'in Cicekleri"nin kahramani ye besinci kocasiyla evil Pombe Hanimi, "Meryem Ana"nin Genapla'si, Lale Yuregin Beyaz'in Zehra Teyzesi ise zenginliklerini olen koca veya kocalarina borclu kadinlar olarak daha farkli bin dulluk cizgisi sergilerler. Zehra Teyzenin Balim ye cocuklarina, ozellikle de Cennet'e olan yakinligi, iyi niyet ve sefkati ise roman boyunca izlenen stcak bir cizgi olarak gorunuyor.

1.3.4. Kiz Cocuklari

Bir kadin yazar olan ye kadin dunyasini yazan Ozden Selenge bu bilinc icerisinde kiz cocuklarina da yer verir. Ozellikle besleme tiplerinin cocuklarini anlatir. Sana Sevdam Sori'nin Zerrin'inin cocukluk yillari ile Lale Yuregin Beyaz'in Cennet'i cok canli tipler olarak cizilir. Kaprisli bir cocukluk donemi yasayan Zerrin Havaana'nin ihtimamryla buyur. Turkiye'den gelen gocmen ailenin kiz cocugu olan Cennet'se babasinin aldirmazligi ile annesinin zamansizligi arasinda buyurken, cocuklugunu pek hissedemez. Onun en mutlu oldugu zamanlar Zehra Hanim'in evine sigindigi anlardir. Zehra Hanim'in, cinsel tacize ugramasi uzerine evine aldigi Cennet, Benusen Dede'nin deyimiyie Caneycan, cocuklugunu yasamamis, erkenden kardeslerine bakmak uzere annelige soyunmustur.

Durey "Guzel Ne Varsa Oydu"nun kadin kahramani. Yazar onu mutsuz bir evliligin icerisinde yakaliyor:

Durey once sirtina basina bokh. Buyuyen karni, giysisinin onunu yukariya kaldiriyordu.

Ayaginda kocasinin coraplari ve kocaman terlikleri vardi. Unutulmus bir bedendi.

Ya yuzu! El yikoma yerindeki su damlalariyla kirlenen aynada yuzunu aradi.

Kaslari, saclari daginik, gozleri sis kanliydi.Yanaklarina eke dusmustu. (25)

Halbuki Durey, ogrenmek, daha cok bilmek ye bildigini ogretmek arzusuyla doludur. Annesinin butun israrlarina ragmen cok cocuklu bir aileye gelin verilmis, o da Cennet gibi daha kendisi cocukken annelik rolune soyunmak zorunda birakilmistir. Durey'in uyanisi, yasadigi hayata bas kaldirisi bildiklerini ogrencilere anlatarak gerceklesir. Buradan da anlasilacagi gibi, yazar kiz cocuklarinin okutulmasinda israrlidir. Onlarin bir meslek sahibi olmalarini telkin ediyor. Ozellikle Zerrin ve Lale'yle de orneklemeye calistigi gibi kiz cocuklarina ogretmenligi uygun goruyor.

Selenge'ye gore evlilik kadinlar icin bir zorunluluk, bir hayat sigortasi olmamali... Kadinlar yalniz kaldiklarinda hayatlarini surdurebilmeli, ayakta durmayi basarabilmelidirler. Bu ise maddi gucle mumkun gorulmektedir. "Dari Puskulu Sach Kiz"in kahramani topal kadin bu sayede ilgisiz kocasina, durmadan kucumseyen kaynanasina karsi durabilmistir. O, butun imkansizliklarina ragmen ablasinin evine siginmis, enistesi tarafindan okutulmustur.

1.3.5. Rum Kadinlar

Ozden Selenge, uzun yillar birlikte yasamis iki toplumlu Kibris'in gerceklerinden biri olarak gorur Rum Kadinlarini. Bunlar ilk olarak Sana Sevdam Sori'da karsimiza cikarlar. Erkekleri bastan cikaran bu kadinlarda nomus kavrami zayiftir. Cinsellikleri cok on plandaa, suh ve sorumsuz kadinlardir. Ancak yazar, romanindaki bu Rum kadin tiplemesine karsilik "Boncuklar Senin Olsun" da Angelo'yla daha farkli bir kadin ciziyor. Angelu iktidorsiz ve kor kocasina ragmen namusuna sahip cikmishr. Kendisi 'pic'fir, cocugunun da boyle bir kimlikely dunyaya gelmesini istememktedir. Cinsel durtulerle Angelu'ya giden Salih Aga, Rum kadinin anlattiklariyla kendi cocukluguna doner. Babasi tarafindan igfal edilen Melek'in intiharini, karisinin dogumunu dusunur.

1.4. Hikayelerde Ask ve Evlilik

Selenge, erkek ve kaclin arasinda duygusal ve cinsel bir bagin bulunmasi gerekfigine inaniyor. Ancak korkusu, he durumda dadinlarin yine duygusal ve cinsel bakimdan somurulmeleri. Bu sebeple onun eserlerinde hep mutsuz ve duyarsiz evlilikler, bezgin kadinlar vardir. Kadinlar ev icindeki ve cocular uzerindeki butun hakim kisiliklerine ragmen erkegin karsisinda gucsuzdurler. Evin dis dunyayla bagini kuran erkeklerin gucu sadece bu vesileyle kadina oranla daha cok tecrubeli olmalarindan ve maddi gucu ellerinde bulundurmalarindan kaynaklanmiyor. Gelenegin kendilerine yukledigi toplumda erkek olma gucunu de tosiyorlar. Halbuki Selenge de erkekler bu ozelliklerine ragmen toplayici degiller, bilakis dagitici durmdalar. Bunun en iyi ornegi Lale Yuregin Beyoz'in ocikgozlu Cebrail'idr. O, cevresindeki butun insanlan, ozellikle kansi balim'I kendi planlari icin kullanir. Cocuklariyla bile ilgilenmez. Zaten eserin sonunda da elde ettigi para ile evini ve cocuklarini terk etmistir.

Selenge kadinin evlilik icerisindeki konumunu da sorgular eserlerinde. Cocuklarin anast, es, arkadas clock kadin, cinsel tatminsizlikleriyle kadin. "Meryem Ana" hikayesi bu anlamda dikkat cekici mesajlara sahiptir. Meryem, dort kizli bir ailenin en kucuk cocugu. Babasi onu cok sevdigi ioin uzogo vermek istemijor Bu sebeple damodne ic, giveyi aliyor. Meryem, kocasiyla konusmak, onula arkadas olmak, bir seyly polyasmak istiyor. Ama hep ertelenen konusmalar buyuk suskunluklon gefirior:

- Yook, ne derdi olsun sirtbasi, butun, ac, degil, sokakta degil. Kocasi sovmez, dovmez.

Dogruydu ac-ciplak olmadigi.

Dogruydu kocosnin sovvup dovedgi

Gece yatma saati gorusurlerdi bir de sabah gun dogmadon karanlikta sevisirlerdi Sovup dovmeye zaman mi kalirch?

Hem genc kadin konusmak isterdi koccyla, koetmek de Bu kounmaldarda savgu de olsa razyydi. Bir - seyler soylesincli one kocasi. Sevistikten sonra genc, kodin:

- Konusalim, derdi.

(...)

Yemek yerken de konusmazdi, konusmazlardi. Konusmamakton, onca icinde biriken sozcugu tasimokton yorulmustu. (26)

Meryem sevilmek de ister, sevildigini gostermek de. Mahallenin karilarini seven erkeklerinin onlara altinlar aldigini soylerler. Oysa onun evlendiginden beri bir bilezigi iki ofmamishr. iste o zaman genc kadin, kendi masalini kurmaya ve yasamaya baslar. Onun kendisine bileziklerinden bagislayacagini umarak dul ve zengin Genabla'ya yardima gider. Sonra, kocasinin kendisini ne kadar sevdigini, ona ne kadar ilgi gosterdigini diger kadinlara ispatlamak icin soylemeden altinari odunc alir kendisince. Yaptiklari anlasilir. Hic kimse onu dinlememistir, Meryem'e hirsiz damgasi vurulur... O zamana kadar soyle yemedigi sozcukler daha da cogalir. Nihayet mahkemede isyan eder. Bu, bir yeniden dogustur, bir baslangichr. Artik kendine guvenini kazanmishr Meryem. Butun yanlis yasanan evliliklere, somurulen kadinlara, basa harcanan yillara karsilik haykirir:

- Sensin hirsiz!

Kendisinin bes guzel yilini calan kimdi?

Ak tomurcuk bedeninin ciceklerini koparan kimdi? Hem sevgisiz.

Isiyan guluslerini calan kimdi?

Sozunu, sesini susturan kimdi?

Kimdi sevingenlerini yas gunune ceviren?

Ve emegini, bes yillik emegini hice sayan kimdi?

Kucucuk kizini anasindan kaciran...

Bir kez daha bagirdi:

- Sensin hursiz!"

Meryem'in bu isyani baska bir bicimde "Guzel Ne Varsa Oydu" hikayesinde Durey'le de yasanir. O da kocasinin konusmamasindan sikayetcidir. Bircok kisi icin agzi olup dili olmamak hali meziyet olarak kabul edilirken Durey, kocasinin konusmasini, soz soylemesini ister. Kavga etmesine bile razidir. Cunku Durey konusamamaktan yavas yavas kadinliginin tukendigini, icine daglarca yigilan soylenmemis sozun onu oldurdugunu hissetmektedir:

Sessizlikten, sozsuzlukten oluyordu. Kadinligi, insanligi oluyordu. Her sevismeden sonra biraz daha azaliyordu. Yitiyordu cikmazlarda. (28)

Selenge esler arasindaki iletisimsizlikten sikayet ediyor belli ki. Ancak bu iletisimsizligin daha yakindan tonidigi kadin dunyasindaki yankilari ve kadinlar tarafindan algilanan sebepleri uzerinde de duruyor.

Koylu toplumun fertleri icin evlilik farkli anlamlar icerir. Gelecekle ilegili fazla bir beklentileri olmayan, olsa da engellenen kiz cocuklari genellikle cok cocuklu bir evden cikip cocuklu baska bir eve gelin gidiyor. Anne olmadan ogrendikleri anneligi katlanarak surduruyolar. Tanimadiklari cinsellik cogu zaman yuk halini aliyor onlar icin. Bazen evlilikler daha zengin olana dogru, hayati bir garanti altina almak icin kurtulus umidiyle yapiliyor. Tabii olarak bu evlilikler bastan kaybedilmis hayatlarin hikayesini yukleniyor yazara gore... Cunku evlilikler hicbir paylasim temeline oturmuyor, dogal olarak da iletisimsizlikleri olusturuyor. Kadin ve erkegin ayri ayri ama birlesik hayatlari iki kisilik yalnizliklar yaratiyor. Yazar ayrica gelenek tarafindan yogun bir sekilde kontrol edilen bu evliliklerin asil magduru olarak kadini goruyor. Cunku erkeklerin evin disinda da devam eden cogu zaman daha renkli hayatlari bu olumsuzluklar icinde onlara soluk alma firsati veriyor.

"Guzel Ne Varsa Oydu"da Durey'in hemen yaninda yukselen doktorun karisinin hikayesi ile "En Guzel Maviler Picasso'nun"da Esin'in hikayesi sehirli ve aydin kadinlarin dramatik evliliklerini orneklendirir. Hem kulturel, hem de parasal olarak daha yuksek tabaka icerisinde ve shirli toplumun olculeriyle yapilmis evlilikler olmalarina ragmen iletisimsizlik bu evlilikleri de oldurmustur. Yine gelenegin sikica kontrol ettigi bu evliliklerde cozum de yoktur. Yazar bosanmayi bir cozum olarak gormuyor. Cunku icinde yasanilan toplumda dulluk kadina daha zor, daha agir sorumluluklari yukleyecektir. Bu sebeple dadinlar koselerinde beklerler. Doktorun karisi icin yazar sunlari soyluyor:

Kocasi birkac ayda ya hastabakici ya da sekreteriyle onbes gun, bir halta yiterdi. Donuslerinde ise daha yorgun ilgisiz. Sevismelerinin ortasinda soluk soluga, devinimsiz oylece kalakalirdi, kendi kendine aynanin karsisinda denedigi sozcuklerin bir tekini bile yasama geciremezdi. Hazirladigi uzun tiratlar ezberinden gider, kagitlarda kalirdi. (...) Kendi gunahlannin ayiplarini gozardi ederek, binlerce kez onu, sozlerinin cehenneminde yakacaklanini, karalayacaklarini bilebilirdi. (29)

Bu hikayelerde kadin, yine gelenegin ve toplumun baskilariyla hayatta baska bir rol de ustlenemediginden beklenti ve umutlarini tuketmis, kendisine bicilen hayati yasamayi surdurmektedir. Sevgi ve ilgi acligini doyurmak icin kendini usulca sevgiye teslim ettiginde de "kildan ince, kilictan keskin bir yolda bedel odeyip" durmaya mahkum edilmistir. "En Guzel Maviler Picasso'nun" hikayesinde resim egitimi almis, evlilik magduru Esin, yillar sonra yeniden sevdigi insanla karsilasmasina ve onun evlenme tekliflerine ragmen kacar. Ayni seyleri sevmekten gelen bu yakinlik, "Sen de maviyi seversin bebegim, ben de. Ne guzeldir ayni renkleri sevmek ve ne buyuk bir ortak yan." Cumleleriyle erkek tarafindan ifade edilmistir. Esin kurallara cok baglidir. Gelenek ve kurallar onu kendisini sadece cinsel doyuma ulasma araci olarak goren kocasini beklemeye mahkum etmistir. Kaynanasi ve kaynatasinin "dayan" tembihlerinin, "Aman kizim, gencsin, cok guzelsin, dikkat et konusmana, oturup kalkmana, cicek gibi iki kizin var." ogutle melerinin yukunu, cocuklugundan beri verilen kati ahlaki degerlerini atamaz sirtindan ve zehirli bir ciglik atar:

- Ben, ben varim ya, kendimi nereye gitsem birlikte goturuyorum ya. Beni benden hic soyutlayamayacagim. Her zaman kendimi basarisiz cozumleyecegim. (30)

"Dari Puskulu Sacli Kiz"da da ilgisizlik soz konusu. Birbirini taniyarak hatta severek evlendigi soylenilebilen ciftin hayatlarinda bir seyler bitmistir. Bu sefer sebep kaynana olarak gorulur. Baslangictan itibaren topal koylu kizini ogretmen ogluna uygun bulmayan anne gelinin butun direnmelerine ragmen ne yapip etmis, bu evliligi siradanlastirmistir. Yazar, kahramani bir sabahin telasi icerisinde yakalar. Okula gidecek cocuk, hazirlanacak bebek, gunaydinsiz koca... Kadin kendini cok yorgun hisseder. iste yazar, kahramanini ic cozumleme teknigini kullanarak soyle anlatir:

Yorgundun, is yorgunu bir yana, evde uc kisinin istekleri, kaprisleri... Uykusuzluklar, bedenini tasimaktan yorulan, iyice aksamaya baslayan bacagin... Agnlar, sizilar, sancilar... Gulmeyi unuttu gozlerin...ilgisizlaf, senin odlandirmonka "sevgiszlik". Tum bunlarin yanisira kaynanonin dirdiri. Eve gelmezse telefonla laf yetistiriyordu sono. (31)

"Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci" ve "Yapragini Doken Agaclar"da bu defa mutsuz erkekler anlatiliyor. Onlar da kadinlar gibi anlasilamamaktan, ortak noktalarin azligindan, kendi dunyalarindaki yalnizliklardan soz ediyorlar. "Siradanliklarin icine serpistirilmis az mutluluklar ve sevinclerin orgeledigi bir yasam" onlari zaman zaman gecmis asklara donduruyor.

Selenge'nin hikayelerinin geneli dusunuldugunde o, ideal evliligin ask ve sevgiyle baslamis olumsuz bir dostlukla gerceklesebilecegini Evlilikte sinirsiz bir paylasmayi istiyor. Cinselligi ise hic dislamiyor, tabil bir devamlilik olarak kabul ediyor. "Sabahin Aydinina Agmak"to hikayenin geneline hakim huzun duygusuna ragmen ideal ask ve evliliik fikni de ortaya cikar. Yazar, kahramani, Ayse'nin artik gecmiste000 kalan "Guzel Cocuk"la askinin etrafina bu mesajini yerlestirir. Bir kazada olen delikanli ask, dostluk ve paylasmaktan gecen cizgiyi tensel isteklerle de butunlestirmektedir:

Guzel cocuk dostlugun yaninda tensel istekle de doluydu. Sevgiyi, dokunmakton, sarmas dolas olup birbirinin icinde erimekten, butunlesmekten ayri dusunemiyordu, ama tum bunlari yasayobilmek icin bire bir olcekte iki tarafin da olayi paylasasi gereklilig inaniyordu. Yoksa hicbir kodina dokunomozdi. Ve hic dokunmadi Ayse'ye. (32)

1.5. Hikayelerde Renk ve Resim

Selenge, ayni zamanda bir ressam. Bir kadin sanatci olarak kadin dunyasini bir taraftan resmediyor, diger taraftan yazlyor. Ressamligi romanlarina ve hikayelerine renk ve hikayelerine rink ve sekil tutkusuyla geciyor. Bu, yazar cok renkli fasvirlex yapmaya yonlendiriyor. Boncuklar senin Olsun'da yer alan "Ataturk Resmi" baslikli hikayedki dis dunyaya yonelik asvirlel bubun icin guzel bir ornek olacakhr:

Gunler de yonagi pembelenerek, dudagi allanarok kollarini gunese uzahr, erguvan renkli bir yerde kucok-lastlordt.

ilkyazda her gun bir baska renkle nakislanud doganin elekleri. Saklanan, gizlenen, oldugu yerden cikar, uyuyan, gozunu ucardi. Agaclar once elmas gelin tacini takar, yesilini sonra giyinirdi.

Bu denli cok cesit yesil, aydin turuncu, san, menekse, mor, boylesine lekesiz beyazlar yalnizca Karakiz'in koyunde vardi. (33)

Yazar duygulari bile renklerle, sekillerle anlatmayi deniyor ve cok da basarili oluyor. "Kediler ve Cicekler"de hastahanede yatan Mine icinde bulundugu duruma renk katacak bir insan beklentisi icindedir:

Sesler, renklere benzetilse, onunki kursuniydi, en sogugundan hem de. Bu kursuni sesten hic umudu yoktu ama, "Belki bir baskasi, gelir, soyle menekse sesli biri" diye dusundu. (34)

Renkler onun icin bir tutku. Romanlar ve hikayelerde bu boyutun tespiti basli basina bir calisma olacak kadar genis ve derin bir gorunuse sahip. Bu derinligin en guzel ornegi "Duvardaki Resimler" de okuyucunun karsisina cikan resim ve psikoloji iliskisidir. Selenge bu hikayede oz annesinden uzaklastirilmak istenilen cocugun resimleriyle onun duygu dunyasi arasinda bir iliski kurmak ister. Modern psikoloji uygulamalarino iyi bir ornek olan bu bolumde resmin sanat olmanin, sadece sekil ve renk olmanin otesindeki boyutlari da hatirlatilir. "Duvardaki Resimler" deki cok dikkat cekici olan bu durum mahallenin delisi, serbest kadin Gulsun'un hikayesinde de farkli bir sekilde tekrar edilir. Gulsun'un evinin duvarlari bir anlamda parcalanmis hayatini isaret eden birbirinden farkli binlerce resimle doludur. "Ataturk Resmi", "En Guzel Maviler Picasso'nun" ve "Yasam Mozayigi" adli hikayelerde de resim karsisinda duyan ve dusunen insanlarla karsilasiriz. Bunlar, yazarin kendi deneyimlerinden kaynaklaniyor. Yazardaki bu t utkunun kadin dunyasinin duyarliklariyla da ilgili oldugunu dusunmek gerek. Mekanlarini hemen kadinca bir sezgiyle sekillendiren, ona bir ruh kazandiran kodinlar, dunyalarina renk ve koku duygusunu beraberlerinde getiren ciceklerden ayrilamiyarlar. Bu birliktelik kitaplarinin adlarinda da cok belirgin: Sana Sevdam Sari, Lale Yuregin Beyaz, Ciceklenemeyiz Biz Erik Ageci, Geceye Acar Gecetutenler, Boncuklar Senin Olsun. Bu isimler okuyucuda renk, duygu ve cicek ucgenine kurulmus cagrisimlar baslatiyor. Cicek neredeyse mekani mekan yapan ana unsur olaral gorunuyor. Bu cagrisimlar kadinda odaklaniyor. Ozellikle son kitaplarinin kapaklarini da yazarin bizzat kendisinin hazirladigi dusunulurse Ozden Selenge, kadinca bir dille kadini anlatmaya soyunmus bir yazar olarak gorunuyor. Onun eserlerinin bir de bu acidan okunmasi gerekiyor. Cunki yazar kadinca bir dil kullaniminin en iyi orneklerinden birini veriyor.

2. Sonuc

Sanat, butun boyutlariyla farkli malzemeyle gercektekilerin bir benzerini yapmok demek. Ama sanat aslinda yine butin sanatlarda 'yeniden yapmak/kurmak' demek. O zeman biraz degistirme demek, begenilmeyeni, olmayani atmak, yerine ideal olani koymak demek. Selenge cok yonlu bir sanatci kisiligiyle elinde sihirli aletleri, verdigi mesajlarla hayati degistirmeye calisiyor. Ayni "Yasam Mozayigi" hikayesindeki kadin ressem gibi:

Yipranmaya baslamis ellerinde fircasi, boyalari, paleti. Yeniden boyamaya hazirlaniyor yasam mozayigini:

Cocuklugunun en kirletilmemis akini oldugu gibi birakti.

Onbeslerinde aki biraz kirdt.

Yirmilerine mis kokulu portakal rengini vurdu.

Otuzbesli yillarini grilerden arindirip, en atesli gul pembelerine ve askin rengine menekselerle boyadi.

Kirklarinin merdiveninden alacalan asagiya atip, en ust basamagina cilgin agustos sarilariyla cikti.

Simdiki yillarindan sildi karalari, mavileri yesilleri yagmurlar gibi yagdirdi.

Fircasini yikadi, alnindaki teri sildi, geriye cekildi, gozlerini kisip kisip kirpiklerinin arasindan bakti.

Sevmisti karalardan, alacalardan arinmis yasam mozayigini. (35)

Selenge, Kibrisli bir kadin yazar. Kibris'in kadinlarini, insanlarini, bozkirini, daglarini, koylerini, ciceklerini, evlerini, kapilarini, bahcelerini anlatiyor eserlerinde. Kadin duyarligi icerisinde kadinco bir dil ve yaklasimla gorduklerini yaziyor. Kaybolani yaziyor; hatirladiklarini, dinlediklerini, butun bunlarin onun dunyasinda biraktigi izleri yaziyor. Kibris onun icin doyumsuz kaynak, vazgecilmez bir izlek... Yazar, kucuk bir cografya parcasina koca dunyalarin sigdigini goruyor ve bu dunyalari yansitiyor. Etrafini okuyor ve yaziyor, kendini dinliyor ve yaziyor, insanina bakiyor ve yaziyor. Kalemiyle ve fircasiyla ciceklenen bir Kibris Turk Edebiyatinin guzel sayfalarindan birini dolduruyor.

(1.) Yitik Bir Guzel Insan'a, Geceye Acar Gecetutenler, (1993). Guzelyurt, s. 7.

(2.) Kamuron Semra Eren, (2000). Ozden Selenge ile Roman Uzerine, Cumhuriyet Kitop, 28 Eylul 2000.

(3.) Kamuran Semra Eren, (2000, 28 Eylul). Ozden Selenge ile Roman Uzerine, Cumhuriyet Kitap.

(4.) Arasta Potini, Fincandaki Kralice, (1996). Lefkosa, s. 76.

(5.) a.e., s. 77.

(6.) a.e., s. 78-79.

(7.) Kediler ve Cicekler, Boncuklar Senin Olsun, (2001). Lefkosa, s. 173-174.

(8.) Kamuran Semra Eren (2000, 28 Eylul). Ozden Selenge lie Roman Uzerine.

(9.) Kediler ve Cicekler Boncuklar Senin Olsun, s. 149.

(10.) Virginia Woolf, (Cev. Sugra Oncu) (1992). Kendine Ait Bir Oda, Istanbul sub. 100.

(11.) "Robert Seidenberg / Karen DeCrow, (Cev. Nun Nirven), (1989). Eviyle Evli Kadinlar Agorafobi, Istanbul, s. 62.

(12.) Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, (1987). Istanbul, s. 54-55.

(13.) Dost Kac Para, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, s. 23.

(14.) Duvardaki Resimler, Boncuklar Senin Olsun, s. 11-12

(15.) Gelinonarici Hatice, Fincandaki Kralice, s. 20

(16.) Sari Kus, Fincandaki Kralice, s. 40-41.

(17.) Dost Kac Para, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, s. 24-25

(18.) a.e., s. 25.

(19.) Mergiz, Borcuklar Senin Olsun, s. 228.

(20.) Sari Kus, Fincandaki Kralice, s. 46.

(21.) Koca Korno Dagi, Boncuklar Senin Olsun, s. 121.

(23.) Parasutculer, Fincandaki Kralice, s. 105.

(24.) Mavi Degilmis Denizin Rengi, Geceye Acar Gecetutenler, 76.

(25.) Guzel Ne Varsa Oydu, Geceye Acar Gecetutenler, s. 46.

(26.) Meryem Ana, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, Sub. 60-61.

(27.) a.e., s. 67.

(28.) a.e., s. 67.

(29.) a.e., s. 50-51.

(30.) En Guzel Maviler Picasso'nun, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, s. 19.

(31.) Guzel Ne Varsa Oydu, Geceye Acar Gecetutenler, s. 44

(32.) Sobahin Aydinina Agmak, Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, s. 43.

(33.) Ataturk Resmi, Boncuklar Senin Olsun, s. 39.

(34.) Kediler ve Cicekler, Boncuklar Senin Olsun, s.145.

(35.) Yasam Mozayigi, Geceye Acar Gecetutenler, s. 84.

Kaynaklar

Eren, Kamuran Semra (2000, 28 Eylul) Ozden Selenge ile Roman Uzerine, Cumhuriyet Kitap.

Seidenberg, Robert / Karen DeCrow, (1989). Eviyle Evli Kadinlar Agorafobi, (Cev. Nuri Nir yen), istanbul.

Selenge, Ozden, (1987). Ciceklenemeyiz Biz Erik Agaci, istanbul.

Serak (Selenge), Ozden, (1993). Geceye Acar Gecetutenler, Guzelyurt.

Serak (Selenge), Ozden, (1996). Fincandaki Kralice, Lefkosa.

Selenge (Serak), Ozden (1998). Sana Sevdam Sari, Lefkosa.

Selenge, Ozden, (1999). Lale Yuregin Beyaz, Lefkosa.

Selenge, Ozden, (2001). Boncuklar Senin Olsun, Lefkosa.

Woolf, Virginia (1992). Kendine Ait Bir Oda, (Cev. Sugra Oncu), istanbul.

Hulya Argunsah *

* Yazisma adresi: Doc. Dr. Hulya Argunsah, Erciyes Universitesi Fen-Edebiyat Fakultesi Turk Dili ve Edebiyah Bolumu, Kayseri - TURKIYE
COPYRIGHT 2001 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2001 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

 
Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:women and Turkish culture in the works of Ozden Selenge
Author:Argunsah, Hulya
Publication:Kadin/Woman 2000
Article Type:Critical Essay
Geographic Code:4EXCY
Date:Jun 1, 2001
Words:8950
Previous Article:Portrait of Ozden Selenge as an artist.
Next Article:Ozden Selenge'nin romanlarinda arzu mekanizmasinin evrenselligi. (1).
Topics:


Related Articles
Stellcom Names Randy Ozden as Vice President of Consulting Services; Former NCR Executive Joins Stellcom's Strategy Consulting Group.
Sunus.
Portrait of Ozden Selenge as an artist.
Ozden Selenge'nin romanlarinda arzu mekanizmasinin evrenselligi. (1).

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2018 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters