Printer Friendly

Ozden Selenge'nin romanlarinda arzu mekanizmasinin evrenselligi. (1).

Ozet

Bu calismanin amaci Kibrisli kadin yazar ve ressam Ozden Selenge'nin romanlarindaki arzu mekanizmasinin evrensel niteliklerinin tartisilmasidir. Bu amacla ozel olarak Selenge'nin anlasilmasina uygun bir izlek tayin edilmis ve Selenge, bir okuyucusu olan bu calismann yazarinda uyandirdigi, arzu mekanizmasi uzerinden anlasilmaya calisilmistir. Cunku, bu calismada benimsenen bakis acisina gore bir sanat eserinin ve ozellikle de bir sanat eserindeki arzu mekanizmasinin tarafsiz bir bakis acisi ile degerlendirilmesi mumkun degildir. Selenge'deki arzu mekanizmasinin evrenselligini tartisabilmek amaci ile olusturulan bu izlek, oncelikle Selenge'nin romanlarindaki arzu mekanizmasinin evrensel ve yerel cekiniklik (minority) lie iliskisinin, daha sonra ise evrensel cekinik ozelliklerin yerel olanlar uzerindeki hakimiyeti sonucunun kesinlestirilmesi amaci ile ayni arzu mekanizmasinin bicimsel ozellikler ile olan iliskisinin incelenmesinden olusmaktadir.

Abstract

Universality of the Desire Mechanism (32) in Ozden Selenge's Novels

This paper is about the significance of the desire mechanism in the novels of Ozden Selenge who is a Cypriot woman writer and artist. For this purpose, a specific process is applied in order to understand Selenge's novels. According to this process, desire mechanism is perceived self-reflectively as it affects the writer of this paper. According to this perspective, it is not possible to make an objective evaluation of an art product and especially the desire mechanism in it.

The first two parts of the paper are about the universal and local characteristics that are presented in these novels. It is shown that impossibility of love forms an universal desire mechanism in both of Selenge's two novels, while the main desire mechanism of her last novel is the possibility of friendship. It is also shown that the way Selenge understands love and friendship corresponds to a certain perspective of women. However, this is such a woman point of view that does not have any feminine (a tendency to imitate), feminist (a tendency to oppose) or female (a tendency to be passive) characteristics. It is a point of view that is infinitely open to in-between categories in order to produce an extremely fine particularity.

The target of the paper is to explore whether these universal characteristics are dominant on the local ones. Selenge produces these universal desire mechanisms by giving the local desire mechanisms to the service of the universal ones. Repression applied by the specific (well known) social problems is inverted with the help of the particularity of her peaceful characters. This is the way she highlights the local social problems, while achieving the universality at the same time.

The last part of the paper contains an evaluation to discover if there is any consistency between the formal characteristics of the novels and the domination relationship between universal and local characteristics in them. The form is not dominant in Selenge's novels. However, it series the purpose of producing a universal desire mechanism with the help of local ones. The main formal characteristics of her novels are achieved with the help of the tension between the use of time and accent differences of the characters.

Identity categories of the local characters are defined with the help of their accents. However, by turning back to their personal and family histories in a free form and by telling specific events, these categories change to become peaceful particularities. At this stage, the only remaining characteristic from the categories is the differences between their accents. In this way the rise of universal desire mechanisms ore made possible. Problems between the identity categories are eliminated and the strengths of accents against repression are freed.

The use of local desire mechanisms in the service of universal ones also distinguishes Selenge's writing from Western literature that depends on the relationship between universality and form.

Giris

Bir eserin sanat eseri alma ozelligini belirleyen en onemli faktor, bunyesinde bir arzu mekanizmasini barindirmasidir. (2) Arzu mekanizmalari ise sadece imkansizliklarin ve guclu baskilarin varliginda ortaya ciktiklarindan bir sanat eserinin sadece ve sadece cekinik bir bakis acisi ile gerceklestirilebilecegi de soylenebilir. Sanatci egemen bir konumda dahi olsa (Tolstoy gibi) bir sanat eseri daaima egemen olan bakis acilari disinda kalarak gercek-lestirilebilebilir, cunku baskin olup da bir bizam kurmus olanin en buyuk arzusu, arzuyu oldurmektir. (Deleuze, Guattari, 1993; Nietsche, 1997)

Sadece cekinik olan arzuyu arzular. Arzu, sadece arzuyu arzuladiginda, dogrudan dogruya sanatla iliski kurulabilir. Arzunun sadece arzuyu arzulamasi, insanin kendisi icin hicbir sey istemedigi, ya da en azla yetinecegi anlamina geldiginden bir bakima da sanatcinin kendi kendine ya da yarattiklarina kiymishgina isaret eder. Krytlmrs olan hersey kutsaldir. Bu nedenle, yeni bir bicim yaratma arzusunun otesine gecen her sanat eserinde yazarin varliginin disina tasan son derece kuvvetli iceriksel arzu olusumlari vardir ve du durum edebiyat icin de kuvvetle gecerlidir.

Evrensel arzular cesitli bicimlerde ortaya cikabilir. Bu, sanatcinin gorulmemis, bir bicim yaratma arzusuna bagli olabilecegi gibi, dogrudon dogruya evrensel cekinikligin dile gel-mesi seklinde de gerceklesebilir.

Her yapl kendi icerisinde baskin ve cekinik ozellikleri yeniden uretebilme ozelligine sahiptir ve du durum hem yerel yapl, hem de bir butunluk olusturan evrensel yapl icin gecerlidir. Yerel cekinik ozellikler yoreden yoreye degisirken, evrensel cekinik ozellikler, her verel yapinin icine heterojen bir bicimde dagilmis olan ozinliklara, dusuk gelirlilere, kadinlara, ozurlulere, cocuklara, hayvanlara, dogaya vb. has duyarhklari kapsar.

Yerellige basvurmadigi soylenebilecek evrensel orzu medanizmalari genelde bati kulturune ozgudur. Cunku, Bati kulturunde yerellik evrensellige ozdestir. (3) Buy gibi evrensel arzu mekanizmalarinin varligi, sanatcinin kendini degil, yarattigi dunyayl kurban edipkutsallastirarak sanat yaptigini gosterir. O alcup bicmekte, soyutlamakta. bicimsellestirmekte, kategorilere ayirmaktadir.

Bir arzu mekanizmast sadece evrensel arzulari yansitabilecegi gibi, sadece yerel arzulari da yansitabilir. Edebiyat eserleri dahil here sanat eserinin yerel bir takim ozellikleri olmast kacinilmozdir. Bu durum, yerelligin evrensellikle bir ve ayni sey oldugu durumlar-da dahi gecerliligini kaybetmez Cunku, gerek sanatcinin kendisi, gerek eserinde yer alan karakterler, gerekse de olaylarin icinde gectigi mekan daima karmasik ya da basit bir kul-turel arka plana aittir. Ancak bu arka plan, Bati kulturu disindaki kulturlerde verel ve evrenselin kesinkez aynlmast ile sekillenir.

Dogu ve Orta Dogu da soz konusu arka plan, evrensel arzular disinda kalan bir ta kirm arzulara neden olarak, evrensel arzulardan butunu ile bagimsizlasabilecegi gibi, evrensel arzulara eklemlenerek onlari kendilerine butunu ile mahkum da kilabilirler. Bu demektir ki, bu gibi ortamlarda uretilen sanat eserleri mutlaka yerel bir takim arzular icerirler.

Edebiyat eserlerinde yerel arzu olusumlarini tasiyabilecek ozellikler arasinda eserin cizdigi sasyal arko plan tablosu, bizlere isittirdigi ve aslinda hepimizin bir yerlerden asina oldugu ses ya da sesler ve dilin kendine ozgu yerel kullanimi ile erisilen yeni yasamsal olanaklar en basta sayilabilir. Bunlari ise eser icerisinde ortaya cikan karakterlerin dussel yapilari ile bu karakterlerin icinde yer almakta olduklari mekanin yerel ozellikleri izler.

Iste bu yuzden dilimize tercume edilmis bir eseri, ya da ana dilinden okunsa bile farkli bir sosyal arka plana sahip bir eseri eksik ya da hatali algilamamiz olasiligi oldukca yuksektir. (4) Onlarin sadece evernsel olan ozelliklerini algilayabiliriz ve belki bu algilama dahi eksik olabilir. Oysa kendi yerimizden yoremizden bir yazari okudugumuzda eserin yerel ozelliklerini algilamamiz evrensel ozelliklerini algilamamizdan daha kolaydir.

Ozellikle de Orta Dogu'da, (5) evrensel arzular sadece yerel arzular dolayimi ile hayata gecirilebilirler. Ancak, yerel arzularin evrensel bir arzu mekanizasina dahil olmak uzere onlarla iliskilendirilmesi, son derece bariscil olan evrensel arzu mekanizmasinin kesin hakimiyetini ve yerel arzularin butunu ile onun hizmetine kosulmasini gerektirir. Cunku, bu tur bir evrensel arzu mekanizmasi ancak yerel arzu mekanizmalari tarafindan engellenmedigi surece ve onlar sayesinde belirebilir.

Yerel ile evrensel olanlarin birbirinden oldukca uzak oldugu bu gibi durumlarda, derinlemesine duyumsanmis bir sosyal arka plan olmadan evrensel bir arzunun uyanmasi, diger bir deyisle, okuyan yerli yabanci herkese "Yasamimi degistirmeliyim !" dedirtmek mumkun olabilir mi ? Yerel dilin kendine ozgu muzigi olmadan, onun icinde yeseren sosyal arka planin evrensel canliligi ifade edilebilir mi ? Ya da eser, bizlerin o yorenin insanindan hem anonim, hem de son derece gercek bir takim sesler isitmemizi saglamiyorsa, evrensel bir tanisiklik gerceklesebilir mi ?

Iste bu yuzden, yerel cekinik ozelliklerin her birinin, kendileri disinda bir evrensellikte bulusma kabiliyetine de sahip olduklari soylenebilir. Bu kavusmayi gerceklestiren evrensel bir arzu mekanizmasi, bizlerin dunyanin dort bir tarafindaki binbir cesit varligin hani nerede ise ayni arzuyu tasidiklarini farkli sesler araciligi ile isitmemizi saglar. Her bir solo, gerek yerel ve gerekse de evrensel baskin ozelliklerin disinda yer alan o buyuk koroya boylece katilir.

Evrensel arzu mekanizmasinin yerel arzu mekanizmalari uzerinden kurulusu, bu arzu mekanizmalari araciligi ile sanatcinin hem kendi kendisine, hem de yarattigi dunyaya kiymakta oldugunu gosterir. Var olan herseye kiymaktadir. O hem kendi dunya gorusunu hice sayarak tum bir yerellik karmasasini yaratir, hem de etrafinda var olan her sey kadar gercek olan bu yerelligi kurgusal bir evrensellige kurdan eder. Ya her sey kutsaldir, ya da hicbir sey. Ya her sey kurban edilebilirdir, ya da hicbir sey. (6)

Sanat eserlerinde bulunan arzu mekanizmalarinin evrensellik ve yerellik disindaki bir diger ozelligi de arzulari daima dolayimli olarak ifade etmeleridir. F. Nietsche (1997) bu arzu mekanizmalarini Eski Yunan tanrilarindan Dionysos'un ozellikleriyle aciklar. Arzu, tipki Dionysos gibi hayat doludur. Sonsuz yasamin sirrina sahiptir. Boylesi bir sirrin varligindan dolayi da belirsizliklerle doludur. Ve, sonsuz yasamin sirrini elde edis biciminin act dolu tehlikeleri nedeni ile ise sonsuz bir tekinsizlik duyumu verir.

Arzu kolay kolay dile gelmez. Onu dile getirmek icin savas tanrisi Apollon'un ona bir bicim vermesi, onu kurban etmesi, kutsallashrmasi gerekir. iste bu yuzden, genc Nietsche'ye gore arzu mekanizmalari sadece ve sadece Dionysos ve Apollon'un isbirligi ile die getirilebilir.

Arzunun her tur baski karsisinda bagimsizlasma egilimi nedeni ile gereken bu belirsizlik ve dolayimlilik ozelligi, onun bir sanat eseri icerisindeki varliginin ispatini guclestirir. Eser icerisinde bir arzu mekanizmasinin varligina isaret eden en onemli faktor, okuyanlarin kuvvetle algiladigi, yasamlarinin ozune ait son derece guclu bir sorunun cevabinin eser icerisindeki belli belirsiz varligi ve bu cevabin hic de tekin olmayisidir.

Bu calisamnin amaci, Dogu Akdeniz Universitesi, Kadin Arastirma Merkezi'nin vermis oldugu "Yilin Kadini" odulunu 2001 yilinda ve sanat alaninda almis olan Kibrish kadin yazar Ozden Selenge'nin romanlari Sona Sevdam Sari ve Lale Yuregin Beyaz'in icerdigi arzu mekanizmasi ya da mekanizmalarinin evrensel nitelikte olup olmadiginin tarhsilmasi ve eger oyle ise evrensel ve yerel arzu mekanizmalarinin birbirleri ile olan iliskilernin saptanmasidir.

Bu amacla, yazinin ilk iki kisminda Selenge'nin romanlarindaki arzu mekanizmasinin sirast ile evrensel cekiniklik ve yerel cekiniklik ile olan iliskileri incelenmis, evrensel cekinikligin yerel cekiniklik uzerinde bir hakimiyeti olup olmadigi anlasilmaya calisilmishr. Ucuncu kisimda ise ilk iki kisimdan elde edilen sonuclarin desteklenmesi amaci ile, arzu mekanizmasinin evrensel cekinik ve yerel cekinik ozelliklerinin eserlein bicimel ozellikleri ile olan tutarliligi incelenmistir.

Bu inceleme sirasinda izlenen surec, her ne kadar net bir bicimde ortaya konmus da olsa, ozellikle Selenge'nin romanlarindaki arzu mekanizmasini incelemek amaci ile tasarlandigindan daha baska eserlerin incelenmesi icin genel gecer bir izlek olarak kabul edilemez. Diger bir deyisle, her bir eser ya da sanatcinin kendine has bir inceleme izlegini hakkettigi ve bu elestiri izleginin de sanatcinin vicdanini disaridan seslendirmeye yonelmesi gerektigi dusuncesi bu calismann temel bakis acisini olusturmaktadir. (7)

Ancak, bu noktada unutulmamasi gereken onemli bir husus, bu bakis acisi ile yapilacak bir degerlendirmenin amacinin, yazarin (yani burada Selenge'nin) eserlerinin gercekte ne oldugunu tespit etmekten ziyade, degerlendirmeyi yapan kisinin arzu mekanizmalari icerisinde bu eserlerin icerdigi arzu mekanizmalarinin nasil belirebildigini ortaya cikarmak olabilecegidir. Kisacasi, tespit edilen, yazarin ve eserlerinin ne oldukiarindan ziyade, olanaklarinin sadece bir kismidir. Cunku, yine bu bakis acisina gore ozgun bir eserin ve ozellikle de ozgun bir arzu mekanizmasinin tarafsiz (objektif) kalarak, ya da butunu ile anlasilarak degerlendirilebilmesi mumkun degildir.

1. Selenge'nin Romanlarinda Arzu Mekanizmasi ve Evrensel Cekiniklik

Cekiniklik kavramina evrensel cekiniklik uzerinden netlik kazandirilmasi daha kolaydir. Kadin, cocuk, yasli, zenci, deli gibi zayaf evrensel kimlik ozellikleri tarafindan belirlenen evrensel cekinikligin sanatla olan ilikisi konusunda bazi konularda birlesmekle birlikte, kimi pek cok konuda da ayrilan uc farkli gorus agirlik kazanmaktadir. Bunlardan ilki Nietsche'nin, (1967) ikincisi Deleuze ile Guattari'nin, (1993) ucuncusu ise bir feminist yazar ve dusunur olan V. Woolf' un sanat, cekiniklik ve donusebilme ozelligini (becoming) iliskilendiris bicimidir.

Nietsche'ye gore sadece yaratici olan (yani guclu olan) sanat yapabilir. Deleuze ve Guattari'ye gore ise sadece zayif olan yani bir sorun tarafindan koseye kistirilmis olan yaraticidir. Cunku sadece zayif ve kistirilmis olan, bir panik stratejisi olan baska bir seye donusebilme (8) becerisine sahiptir. Bu durum ozellikle de kroniklesmis zayafliklar icin gecerlidir. Donusme konusunda en donanaimli olanlar arasinda en basta gelenler iste bu yuzden kadinlar, cocuklar, yoksullar, ozurluler gibi en zayif olanlardir.

Nietsche'ye gore ise sanat ve ozellikle de felsefe, yaratici yani guclu kisinin zayaf olana donusebilme becerisi sayesinde gerceklesebilir. Ona gore zayif olanlar, ornegin kadinlar, sanat ve felsefe alanlarinda pek de kolay kolay basarili olamazlar. Cunku, guclu olanin zayifa donusumunu gerektiren bu surec onlar icin ancak once gucluye, daha sonra da yeniden zayifa donusebilmeleri sureti ile gerceklesebilir ve bu daha baslangicta guclu olan erkegin zayifa donusmesinden (ozellikle de kadinlasmasindan) cok daha zordur.

Her iki bakis acisina gore de sadece yaratici olan sanat yapabilir. Ancak, Nietsche yaraticiligi guclulukle iliskilendirirken Deleuze ve Guattari zayiflikla (yani cekinik ozelliklerin varligi ile) iliskilendirirler. Nietsche'nin guclu kisisi sadece zayif olana donusebilme becerisi sayesinde sanat yapabilirken, Deleuze ve Guattari'nin zayif kisisi zayif olusuna ickin diger bir zayifa donusebilme becerisi sayesinde sanat yapabilir.

Nietsche ile Deleuze ve Guattari'nin sanata yaklasimlari, V. Woolf'un (1992) kadinin olanaksizliklarindan dolayi sanatta da geride kolmisligini anlatan Kendine Ait bir Oda'daki yaklasimindan butunu ile farklidir, cunku Woolf baskin olusun getirecegi imkanlarin sanatcinin sanat yapma olanaklarini arttiracagini varsaymakta, donusebilme becerisini ise gozonune almamaktadir. Buna gore beyaz bir erkek hicbir zaman kadin ya da zenci bakis acilan gibi cekinik bakis acilarindan dunyaya bakamayacagi gibi, kadin yazarlar da sadece kadin bakis acisina sahip olabilirler. Oysa bu kabuller gerek Nietsche'nin, gerekse de Deleuze ve Guattarinin kuvvetle vurguladigi sanata ickin donusebilme becerisine ozunde aykiridir.

Bu calismada, zayif da olsa guclu de olsa, donusebilme becerisine sahip herkesin sanat yapabilecegi, ancak sanat eserinin kendisinin mutlaka ve mutlaka sadece zayif olani dile getirmek yani bir arzu mekanizmasi olusturmak zorunda oldugu kabul edilmistir. Dolayisi ile, Nietschenin aksine, kadinlarin cekinik bir bakis acisi ile bir arzu mekanizmasi olusturmalari olasiliginin da oldukca yuksek olabilecegi konusunda Deleuze ve Guattari'nin dusuncelerine daha fazla yaklasilmis oldugu da soylenebilir.

Bir kadin yazar olan Selenge'nin romanlarinda dile gelen karakterler genel olarak evrensel cekiniklik ozelligi tasirlar. Bu romanlardan ilki olan ve bizi Kibris'taki savasin kiyisina kadar getiren Sana Sevdam Sari'run en onemli kahramanlari savastan madur olan askerler ve yerli halkhr. Ancak savasi anlatmaz Selenge. (9) jkinci romani olan ve savas sonrasi gundelik hayah (10) yansitan Lale Yuregin Beyaz'in en onemli kahramanlari ise kadinlar, cocuklar ve Turkiyeli gocmenlerdir. Bu yazida, ozellikle de bu ikinci romanin butunu ile kadin cekinik bakis acisindan yazildigi iddia edilmektedir. (11)

Yarattigi kahramanlarin kimlikleri, Selenge'nin yerelligin icerdigi farkhhklari yadsimadigini ve onlarda beliren yerel cekinikligin icerisine evrensel cekinikligi yerlestirmek egiliminde oldugunu gosterir. Dolayisi ile, ortaya cikan yerel arzu olusumlari, evrensel arzu olusumlarini besleyip destekleyebilecek konumdadir. Ancak, kahramanlarin kimliklerinin uygunlugu, yerel ya da evrensel bir arzu mekanizmasinin olusumu icin yeter sart degildir. Iste bu yuzden, Selenge'nin romanlarinda ortaya cikan arzu olusumlarinin, yani "Yasamimi degistirmeliyim!" mesajinin, tum insanligi ilgilendiren olanaksizliklara isaret edip etmedigini anlamak icin dogrudan dogruya bu arzu olusumlarinin kendilerinin incelenmesi gerekir.

Yerel cekiniklik cercevesinde olup biten butun irili ufakli olaylara ragmen Sana Sevdam Sari'daki temel arzu mekanizmasi, kadin ve erkek arasindaki askin imkansizligina iliskindir ve bu evrensel olcekte gecerli bir arzu mekanizmasidir. Askin kendisinin butunu ile imkansizliga dair olusu, aslinda kendi kendinden baska hicbir seyi arzulamayisi ye giderek daha da artarak ozlenen acinin sinirlarini zorlayisi Sana Sevdam Sari'nin butununun uzerini orter.

Sana Sevdam Sari'daki ask orzu mekanizmasinin imkansizlik ya da en aza yonelisi, en iyi J. U. Baker'in (2001: 26) asagidaki sozleri ile ifade edilebilir.

"...Hayir, askin imkanslizligi onun kendisidir, durdurulmasi ya da talihsizligi degil... Husran belki askin her daim yanina cagiracagi bir narsizmin kaderi olabilir, ama aslinda ask tarahndan kendisi ile alay edilmek uzere cagrilmishr oraya..."

Yoksa neden gunesin rengi olan sari bile Sana Sevdam Sari'da aci bir sari oluversin ki? Daha kitabin basinda, savas nedeni ile olumu kendilerinden uzak duyumsamak isteyenler o ayni aci sari korkuyu bir turlu kalplerinden silemezlerken, kitabin sonlarina dogru Zerrin, neden o cok istemis oldugu tomurcugun sarisina dokunurken asik oldugu Binbasi dan son uc yildir hic haber alamadigini, onu kime soracagini bilemedigini dusunsun?

Her ne kadar temel arzu mekanizmasi olan ask cok daha otelere tasinmis da olsa, Lale Yuregin Beyaz'in da aska dair verdigi mesailar aynidir. Bu bir tek kitap icerisinde yer alan ask cesitlemelerinin sadece soyle bir siralanmasi bile ask evrensel arzu mekanizmasinin varligina kesinlik kazandirir. Ferhat ile Lale arasindaki dostluk temeline dayanan fakat bir turlu hicbir gelisme gosteremeyen ask kitabin butunune yayilirken diger yandan da cok sayida baska asklar kitabin icerisine serpistirilirler. Grotesk bir cinsel ask, bir fahiseye asik olmak, cok sevdigi arkadasinin kocasina hic istemeden asik olmak, olmezden bir gece once kocasina asik olmak, tencerede agir agir kaynayan sut misali bir turlu tasip da kopurmeyen ask ve cocukluk aski da bunlarin arasinda sayilabilir. Bir kiz cocugu aska dair sunlari dusunur:

"Zehra Teyze nin bu konusmasinin ardindan, Can'la okuyup Doktorluk yapma duslerine Can'la evlenmeyi de ekleyip dalip gitmistic. Ya Zehra Teyze anlamissaydi yuzunden dusundugunu, dusunu? Olsun anlasindi..." (1999: 247)

Bu asklarin hepsi de, nerede ise kitabin temel konularindan birini olusturan Ferhat ile Lale arasindaki gonul iliskisinin hic beklemedigimiz kaderinin habercisi niteligindedirler. Cunku, hicbiri de cocuklugumuzdaki masallar boyu zihinlerimize kazinan o mutlu sona bir turlu ulasmazlar. Hatta, daha bastan kendilerince gizemli akibetlerinin bu belirlenmisligi, sikiciliga bogulmus bir mutlu son korkusunun delaleti bile sayilabilir.

Ask temasinin akisinin her iki kitaptaki belli belirsizligi de, bu asklarin bir arzu meka-nizmasina aidiyetlerinin bir diger kanith sayilabilir. Ayni nedenle, hem Sana Sevdam Sari'nin, hem de Lale Yuregin Beyaz'in guclu birer sosyal arka plan icerisinde hafif birer ask temasi ile akip gittikleri dahi soylenebilir.

Her iki kitabin da baslangic ve sonuc kisimlarinda daha fazla agirlik kazanan bu asklarin hicbiri de gerceklesmez. Daha dogrusu, en azindan bizler bunu bilemeyiz. Cunku her iki kitap da bu asklara dair pek de bir adim atilamadan biterler. Ozellikle Lale Yuregin Beyaz doner dolasir ve basladigi yerde, yani askin basladigi yerde biter. Bu durum, askin imkansizligina kani olan ve bunu gecmise butun gucu ile dokuyan yazarin, kitabin ozellikle de sonunda gelecek uzerine de bir imkansizlik kazimama konusunda duyarli oldugunu dusundurur. Arzunun sadece kendi kendisini arzulamasi dahi bir umuttur cunku. Daha dogrusu, bu umut ve onun olanaksizligi hayatin ta kendisidir. Bu umut, Selenge nin resimlerinde de sik sik karsilastigimiz kus motifini hahrlatir.

Aslinda ask, ozellikle de cinsel ask, oldukca tehlikeli bir evrensel temadir, cunku kolaylikla bariscilligini yitirip baska mecralara akabilir. Son derece populer ve rasyonalize edilmis bicimlerde ele alinabilecegi, ya da o konumlara kolaylikla suruklenebilecegi gibi, Sana Sevdam Sari'sinda oldugu gibi derin anlami ile de ele alinabilir. Askin derin anlami ile ve daha genel olarak arzunun sadece kendi kendisini arzulayisinin diger ornekleri ile cesitli dini soylemlerde (12) ve sovalyelerin minimalist asklarinda (13) da karsilasabiliriz.

Sana Sevdam Sari hep dostluk paralelinde gelisen bir askin pesindedir. Zerrin, cocuklugundan beri yedigi ictigi ayri gitmeyen bir delikanliya asik olur once, sonra da siir ve sanat ustune dusuncelerini paylasabildigi Turkiyeli bir subaya. Ozellikle de Zerrin'i buyuten 'zenci' Havva Ana'nin evin beyine yani Zerrin'in babasina duydugu ask, Havva Ana'nin ne bedeninde ne de zihninde belirmesine izin verdigi, hani nerede ise varligi Havva Ana'nin disinda cisimlesen dostane bir asktir. Butun bunlar, Lale Yuregin Beyaz'daki derin dostluk arzusunun ilk belli belirsiz ortaya cikislari olsa gerektir.

Lale Yuregin Beyaz'da ise hayatin butun celiskilerine rogmen sonsuz bir dostluk arzusuna kapilmistir Selenge. Insanlar biribirlerinden farkliliklari nedeni ile binbir cesit celiskiyle karsi karsiya gelirler. Gercekten var olan celiskilerdir bunlar ve insanlarin nerelerde patlama noktasina gelip birbirlerini incitme egiliminde olduklarini okuyucu da kendi deneyimleriyle cok iyi bilir. Kibrisli olmasa da, Kibris'ta yasamasa da bilir.

Bu uc noktalara kadar defalarca getirir kahramanlarini Selenge. Ama beklenen patlama hicbirinde de gerceklesmez. Insanlar bit turlu biribirlerini incitmezler. Aslinda insalarin coktan patlamis olduklarini, ve hatta sayisini kestiremeyecegimiz kadar cok kez palamis olduklarini cok iyi biliriz. Selenge de karsilasmistir bu patlamalarla. Hatta, oyle bir iki kez degil her defasinda karsilastigini anlariz bu zerre kadar dostluktan, ozen gostermekten nasibini almamis davranislarla. Selenge roman boyunca tarn tersini soyleyerek gercegin zehrini beynimize akitir. Savas konusunda oldugu gibi insan iliskilerindeki olumsuzluklar konusunda da ya kesinkes dikkatimizi cekmek ister, (14) ya soylemeye dili varmaz utanir, ya d Post-modern bir egilimle bir tur buyu yapip belki yazdiklarim gerceklesir sevdasina kapilir. (15)

Turkiye'den Kibris' a gocmen olarak gelen Ferhat, Kibrisli olan Lale'nin evine sus olsun diye diken koymasini yadirgar. "Neden taze cicek degil, neden diken?" diye soruverir. Yanitini almadan da ozur diler. "Ne olur bagisla. Bir neden de soyleme, oylece dokuluverdi sozler dilimden." (1999: 176)

Ferhat, Lale'nin evinde sus diye diken bulundurmasinin bir nedeni oldugundan emindir aslinda. Bir neden de vardir gercekten. Cunku, Lale'nin 74 savasinda olen kocasinin tabutu uzerine, cenaze ciceksiz olmaz diyerekten diken konulmustur.

Yine Ferhat ile Lale arasinda benzer bir diyalog da "Kibrislilarin tembelligi" konusunu hatirlatir. Lale tembel degildir aslinda. Kitaba yansiyan yasam parcaciklari nedeni ile biliriz bunu. Ferhat da butun Kibrislilarin tembel olmadiklarini gayet iyi bilir. Ama Lale Kibrislilarin neden tembel olabileceklerini cok iyi aciklayabilecek durumda olmasina ragmen tembel degildir. Oyle ya, olumu bir kez cok yakininda duyumsayan biri ne demeye pek de hoslanmadigi islerin pesinde bir caliskanlik derdine dusecektir ki?

Ama Ferhat sormak, anlamak zorundadir. Yargilamaya degil, bundan utansa da bilmeye gereksinimi vardir. Anlamaya hazirdir. Lale de Ferhat'in sozlerinden alinmaz. Anlasilmaya aciktir. Somut bir deneyimin ve ondan alinan derslerin bir baskasina aynen aktarilmasi mumkun almasa da, biribirlerini anlamalari, her iki cekinik konumun da bir digerine donusebilme kabiliyetinde bir artisla, yani baskilara karsi bir guc, kazanimiyla sonuclanir.

Benzer bir bicimde Turkiye'den gelen gacmenlerin Kibrislilardan farkiligi da sorgulanir. Ornegin, Benusen Baba'nin otasi Kibrislilar tarafindan yadirganir. Damadi Cebrail cikisir Benusen Baba'ya. "Kim anlar burda senin otundan otandan? Gulerler Kibrislilar sana, gulerler. Bunca doktor, ilac, varken napsin herkes senin otani?" Sonra da Lala'ye sorar. "Sen ne dersin bu ofa isine ya ogretmen hanim? Hastalansan sifa diye icer misin? Ya baskalari icer mi?" Lale ise ozenlidir. "Otun insana bir zarari yok ki, ben icerim. Baskalarini bileme." (1999: 120)

Aciktir ki, Selenge'nin dostluk arzusu farkliliklarin uzlasmasini over bir nitelikte degildir. Cunku, yerel cekink ozelliklere sahip kahramanlari evrensel kimliklerini korumakla birlikte hicbir yerel kategoriye de kolay kolay sigmazlar. Tanidigimiz hic kimse onlara benzemez. Daha dogrusu, tanidigimizi sandigimiz insanlari gercekten taniyip tanimamis oldugumuzdan dahi suphe ettirirler bizi. Cunku, onlari tanimamiz, verili kaderleri uzerinde yetkinliklerinin ve de arzularinin artik pek de etkili olamadigini ispat eder bize. Yetkinlik ve arzularinin yasami uzerinde keskin bir donusume neden oldugu gecmiste kalmis bir Sidar Kadin olamaz hicbiri de. Cunku Sidar Kadin, ilyas'ini yitirdikten sonra kendini butunu ile bu durumun yarattigi arzu mekanizmasi ile kendi yetkinliklerine birakabilmis ve genc yasina ragmen butun yoreye sifa dagitan bir yuce kisi haline gelmistir. Sidar Kadin'in varligini ta yureginde hisseden torununun kizi Cennet'in dahi, kitabin hicbir yerinde aksi soylenmese de, asla bir Sidar Kadin olamay acagini herkes bilir.

Selenge farkliliklarin korunmasini, hatta yok olmayip daha da cogaltilmasini istemesine ragmen buyuk bir distluk arzusu icindedir. Herkes farkli olacaktir ama herkes bir digerini anlayacak ve her karsilastigi farkli kimlik herkesin benliginde bir baska gerceklesme olanagi doguracaktir. Ornegin, Lale ile abisi arasinda asagidaki gibi bir konusma gecebilecektir agabeyin iyi oldugu bir saatte.
"Abi, sen neden korkmazsin karanliktan,
Carsamba garisindan, hem kopekten?"
"Kim soyledi korkmadigimi?"
"Biri soylemedi, ben bilirim iste."
"Bilmezsin iste."
"Yani Sen simdi korkar misin ?"
"Kimseye soylemezsen....."
"Soylemem, vallahi soylemem."
"Evet korkarim."
"Yani az mi cok mu ?"
"Iste korkarim."
"E, neden hic belli etmezdin korktugunu ?"
"Edemezdim."
"Nicin ?"
"Cunku erkek oldugum icin."
"Ama iste erkekler de korkar."
"Korkar ya ama korkmam der."
"Korkarim deseler ne olur ?"
"Erkek olmazlar sonra."
"Demeeek !" (1999: 82)


Lale Yuregin Beyaz'daki dostluk arzusu, Sana Sevdam Sari'daki ask arzusuna oranla Selenge'nin romanlarinin evrenselligini degerlendirme kanusunda daha kesin bir imkan saglar. Cunku dostluk ve karsilikli anlayis, toplumdaki verili bicimlerden ve rol dagilimlardan rahatsiz olanlarin sigindiklari pek cok farkli yaklasimin temel hedefi olagelmistir hep. Cunku, dostlugu, dusuncenin temel egzersizi olarak kabul eden felsefenin icinde dahi birbirini kabul edis ve karsilikli iletisimin ikisini birarada bulmak son derece guctur. (16) Pek az felsefi yaklasim burilari birarada barindirir. (17) Dostluk, esitlik ve karsilikli anlaysis her nedense hep psikolog-hasta ya da arastirmaci-denek turu esitsiz iliskilerin yaygin olarak benimsenmis hedefi olagelmistir. (Jung, 1979; Gadamer, 1981)

Ote yandan, dostluk, kadin cekinikligi ile de yakindan iliskilidir. Kulkarni'ye (2000) gore kadinlar genellikle aile icindeki kadin rolune karsi duyduklari tepki ve dostluk gereksinimi nedenleri ile kadin escinselligine yonelmektedirler. Bu iliskilerin pek cogunda dadostluk cinsellikten onde gelmektedir. Yazar ve dusunur Tolstoy (1998: 179) ise, kadinlar icin dostlugun onemini Savas ve Baris indaki iki kadin kahramani icin sunlari soyleyerek destekler:

"...O andan baslayarak Prenses mariya ile Natasa arasinda ancak kadinlar arasinda olabilen ve tutku decrecesine varon derin bir dostluk kuruldu... Birlikte olduklari zaman kendi baslarina kaldiklari zamandan cok daha fazla anlastiklarini duyumsuyorlardi. Aralarinda yalin dostluktan cok daha guclu bir duygu gelismisti; ancak birlikte olduklari zaman yasadiklanni duyumsattiran olaganustu bambaska bir baglilikti bu..."

Bir hermaphrodite' in (18) otobiyografisinde de ayri ayri kadin ve erkek oldugu farkli do nemlerde dostlukla olan iliskisindeki farklilasmayi degerlendiren, ve gecmiste bir kadin oldugu donemdeki dostluklarina karsi derin bir arzu duyduguna dile getiren su ifadeyle karsilasiriz:

"...Sanirim bir genc kiz olarak varoldugum doneme iliskin soylenebilecek herseyi soyledim. Bunlar bir hayatin soguk bir izolasyana dogru terkedilmeye yargili guzel gunleriydi..." (Foucault, 1980; 103)

Iste bu nedenle, Selenge' nin Sana Sevdam Sari sinda tomurcuklanmaya baslayan ve Lale Yuregin Beyaz inda cicek acan derin dostluk arzusu, cekinik bir bakis acisi olan kadin bakis acisindan en temel evrensel arzu olarak kabul edilebilir. Ustelik, bu arzunun dile getirilisi, yerel ve yoredeki herkes tarafindan bilinip karsilikli konusulamayan bir takim toplumsal celiskiler araciligi ile beslenip, daha da dikkati ceker bir hale getirilmistir.

Aslinda bu noktada hemen belirtilmesi gereken bir konu da Selenge nin ozellikle bir kadin backis acist ya da her hangibir diger cekinik bakis acisi olusturmak amaci ile yazi-yor olmayisi. O sadece bir sanatci safiyeti ile kadinli erkekli her birimizde ayri ayri beliren arzu olusumlarini dile getiriyor. Cunku, zitlarin birbirine donusme egilimi goz onune alindiginda zit kimlikler sadece kavramlara hapsolmakta ve her kadin biraz erkek her erkekse biraz kadin olmaktadir. Ornegin Benusen Baba, Ferhat ve Lale nin obisinin yasadiklari arzu olusumlari bu durumu kanitlar niteliktedir. Selenge, daima boylesi donusum lere dayanan cekinik arzu olusumlarini dile getirmekte, bu amacla aradigi yollar onu dogal olorak arzunun asil kaynagi olan cekiniklik konumuna giderek daha da cok yaklastirmakta ve kendini butunu ile cekiniklik dogrultusunda donusturebilmektedir. Zaten, ozellikle de kadinsi bir ozellik olarak blinen "iki arada bir yerde olus," yani donusebilme becerisi cekinikligin ta kendisidir de.

2. Selenge'nin Romanlarinda Arzu Mekanizmasi ve Yerel Cekiniklik

Eskiden yerel ile evrensel kavramlari birbirlerine butunu ile zit idi. Ya yerel baskindi, ya da evrensel. Oysa bu gun "global" ve "lokal" yanisira, bir de "glokol" den, yani yerel ile evrenselin bir kaynasmasindan da soz edilmektedir. Gunumuzde baskin karakterde olan ozellik ne yerel, ne de evrenseldir. Ikisinin belirli bir bicimdeki karisimi olan "glokol" baskindir. Cekinik ozellikler ise iste bu birlikteligin disinda kalan ve onunla uyusamayan yerel ya da evrensel diger ozellikleri kapsar. Bu nedenle, bugun artik baskin bir yerelligin yanisira cekinik olan bir yerellikten de soz edilebilir.

"Glokal" baskin ozellik olmaya basladigindan beri yasanan en onemli degisimler arasinda insan psikolojisi ile icinde yasanilan mekanin biciminin asiri derecede onem kazanmasi sayilabilir. Son elli yil icerisinde psikoloji biliminin mimarlik sonatinin ve ozellikle de korumaciligin gosterdigi gelismeler de bu durumu acikca gosterirler.

Bu nedenle, cagdas, sanatlarda evrensel arzu mekanimalarinin yerel cekiniklik icerisinde ve onun tarafindan engellenmeden olusumu, gecmiste kalmis bir takim deger yargilorindan ve dusunce kaliplarindan bagimsizlasmanin yanisira, arzu yerine duygularin agina dusmemeyi ve kisilik, psikolojik durum ve mekan tasvirlerine takilip kolmamayi da gerektirir. Bu demektir ki, Selenge nin romanlarda evrensel arzu mekanizmasinin yerel arzu mekonizmalari uzerindeki hakimiyeti, yerei deger yargisi ile dusunce kaliplarinin; duygu, kisilik ve mekan tasvirlerinin niteliklerinin incelenmesi ile de kovranilabilir.

Selenge nin romanlarindaki karakterlerin dusunce yapisi herhangi bir kaliplasmis dusunce yapisina uymadigi ve bu karakterler birbirlerini herhangi bir beylik deger yargisi ile yargilamadiklari gibi, romanlarin butununden de bu gibi dersler cikarilmasi mumkun degildir. Karakterler arasindaki gerilim, gercek hoyatta siklikla karsilasilabilen birbirini yok varsayma ya da reddetme boyutlarina asla varmaz. (19) Farkliliklar gundeme gelir, kaynaklari anlasilmaya calisilir ve sonucta bunlarin varliklarindan keyif alinir. Bu farkliliklar arasinda ise aksan farkliliklari, yasam bicimi farkliliklari ve gelenege bagliliktaki farkliliklar gibi cesitli farkliliklar sayilabilir.

Selenge farkliliklklara duydugu sevdaya ragman dostluga duydugu arzuyu dile getirdi gi andan itibaren, soyut farkliliklar ve kutuplasmalara dayali guncel politikalarin otesinde bir politik konuma da gecer. Tam da cekinik bakis acilarina yakisacak bicimde ne oyle, ne de boyledir. iki arada bir yerlerdedir. Cunku, butun ikili kutuplar arasinda herkesin ulasmayi ozledigi sonsuz sayida daha baska yerler, noktaciklar da vardir. (20) Boylece beylik deger yargilari ile kaliplasmis dusunce bicimlerinin evrensel cekiniklik onunde olusturdugu engeller asilir.

Selenge beylik deger yargilari ve kaliplasmis dusunce bicimleri ile, her bir karakterin anilari uzerinde bolumler boyu oyalanarak baseder. Herhangi bir yargiya varmaksizin, koskoca bir butunun geride biraktigi izlere guvenmektedir hakli olarak. Bu mucadelenin orneklenmesindeki zorluklar nedeni ile, daha kesin bir saptama yapabilmek icin Selenge'nin siire has bir tur diline cabukluga basvurdugu oykulerinden yararlanmak gerekir. Cekinik bir bakis acisi ile baslayip oyku boyutlari ile sinirli olmasina ragmen yine cekinik bir bakis acisi lie sonlanabilen oykulerinden Boncuklar Senin Olsun adli oyku kitabi icin-deki "Koca Korno Dagi" ndan (21) alintilanan asagidaki pasaj bu mucadelenin guclu bir urunudur.
"-Nene, devler yandi, evleri yandi.
-Yandi, nenem, artik dev mev yok.
-Peri kizlari ?
-Onlar da dumandan bunalip ucup gittiler.
-Arlik gelmezler mi?
-Yak kuzum, yanmis, kararmis kupkuru daga gelmezler artik."
 (2001: 142)


Selenge, kendi icine kapali dis dunyada olup bitenden bagimsiz bir psikolojik ic dunya olusturarak ve bu ic dunyanin cevredeki diger herseyi kumatmasi yolu ile bir bicim yaratma arayisina da yonelmez. Cevredeki herseyin (doga ve insanlar dahil) icinde yer alir ve onlarin yine onlara acik bir parcasidir. Metinlerindeki arzu mekanizmasina tezat teskil eden bu aciklik, kendi desinda olup biten seylerle bu dolup tasmislik ve bu herbirini oldugu gibi anlama kabiliyeti hani nerede ise yoreye has bir ozellik olarak belirir. Oyledir de aslinda. Kendi icine kapali bir psikoloji ile disa acik bir yapi arasindaki temel farkliliklardan biri, dogadaki seylerin motiflestirilmesindeki somutluk ile hat sanatinin soyutlugu arasindaki farka da benzetilebilir. Hat sanati, motiflerde oldugu gibi, var olan seyleri sinirlandiran cizgilerden olusmaz. (22) Kaliplasmis bir seri kurallari olmasina ragmen soyuttur. Oysa Selenge'nin romanlarinda oldugu gibi kurallari da bir tarafa birakmis bir soyut (belki de gocebe nitelikleri oldugu s oylenebilecek bir soyut), bireysel bir psikolojiye yeni bir bicim vererek onu tum cevreye yaymakdan ziyade var olan herseyin birbirini olduklari gibi anlamalari sevdasini yansitir.

Bu ozlem, sadece romanlarin iceriginde degil, gerek karakterlerin gerekse de anlaticinin seslerinin dogasinda da vardir. Oldukca gucludur bu sesler. O. Paz' in deyimi ile "bin ses duymustur" (23) Selenge ve tek bir sesin bunlarin hepsinin kuvveti ile haykirabilmesini de saglayabilmektedir. Bir diger deyisle, sanatcinin hic olmayan bir seyleri yaratan degil de; goren, isiten, tadan, dokunan, koklayan; korkusuzca duymasini bilen, duyduklarini birbirinden ayirt edebilen bir cekim kaynagi ve ayni zamanda da butun bu duyduklarina bir bicim vererek dile getirebilen kisi oldugunun bilincindedir Selenge.

Romanlarindaki sesler, kimi zaman anonimlesmek Uzere, kimi zaman da butunu ile gercek birer varolus kazanmak Uzere siddetlenirler. Turkiyeli kadinlar genelde anonim birer karaktere sahipken, Kibrish kadinlarin son derece gercek kimlikleri vardir. Bunlarin arasindan Lale Yuregin Beyaz'daki Sidar Kadin anonim bir kimlige sahip en onemli ornektir.

"...Sidar Kadin, ota dagitmaya, hasta iyilestirmeye gittiginde onu bol giysilerle, daginik sacla basla gorenler, once yandar da onu pis, pislik icinde sanirdr. Bir de bakar gorurdu ki, elleri, turnaklari tertemiz. Basini neyini diger koylu kadinlar gibi kat kat ortmezdi. Yururken sac ortuleri savrulur, gogsu bagri achrds. Bir kadin Ulu'ydu. Ona kadin gozuyle bakmazdi kimse...." (1999: 112)

Son derece gercek bin kisilik olan Kibrish Zehra Teyze ise kendi kendine cikisir. "... Yuru deli bunams Zehra isine, hirsiz gelecek, ne var ne yok calacak, sonra Cennet'e bir korluk kotuluk edecek, sonra da yatagina yatip misil misil uyuyacak. Sen iyiden sasirdin kadinim..." (1999: 262)

Aksan ile soylenen sozlerin icerigi arasindaki rezonans (24) seslerin anonim ya da gercek olus siddetini arttirir. Hatta bu durum oyle bir noktaya varir ki, bu romanlarin gucunu yitirmeden tercume edilmelerinin imkansizligindan dahi soz edilebilir.

Ayni nedenle, uzun uzadiya karakter ve psikolojik durum tasvirlerine gerek duymaz Selenge. Onun karakterleri, seslerinin icerigindeki binlerce sesin ortak tinisi ile, aksanlarinin yarattigi rezonans ile ve ortaya cikiverdikleri olaylarin icinde bir anda ve kuvvetli bir tanidiklik duygusu beraberinde beliriverirler.

Dilin aksanli kullaniminin mekanin ozellikleri ile de kokensel bir ilgisi vardir. Ozellikle de mekanla kurulan iliski bicimi, aksan ve icerik iliskisini guclendirir. Selenge'nin gercek karakterleri olan Kibrish kadinlar bir seylerden korkarlar cekinirler hep. Kapilari kilitler, pencereleri kaparlar, cok fazla bir seyleri olmasa dahi paralarini mucevherlerini kimsenin bulamayacagi yerlere saklarlar, sonrada butun bunlari yapmis olduklarini unutup bir bir yeniden kontrol ederler. Cicekler yetistirilir, her yer islemelerle donahr ve kuvvetli bir temas kurulur mekanla. Ve, ve, ve, ve, .... binlerce sey vardir ortalikta sayilip dokulecek. "Veya" lar yerine eklemeler yapan "ve"leri tercih eden bariscil bir yaklasimdir bu. "Ve-ya" ya yer yoktur Selenge'nin Kibrish kadinlarinin yasadigi mekanlarda.

"...Zehra Teyze, basligr, uzum gagalayan kus kabartmah, aynah dolabinin kapisini ach. Gecmis yillari doldurmustu bu eski dolobina, bir karism bos birakmadan. Dolabin icine sinen koku bile, ona bu gunu degil, eskimeyen dunleri animsahyordu. Yarisina, kocasinin takim elbiselerini, yarisina da kendininkileri asmish. Akrabalarinin, "Zehra dirinin esyasinin yaninda, olununki olmaz. Olu diriyi kendine cekermis. Adettir olunun herseyi dagitilir" demelerine hic aldirmamish..." (1999: 230)

Anonim karakterler olan Turkiyeli gocmenlerin ise bir tur aldirmazliklari vardir mekana karsi. Kapilari daima ardina kadar acik olan bu mekanlarla aralarinda nispeten farkli bir temas gerceklesmektedir. O kadar aciktir ki bu mekanlar nerede ise mekanin kendisinin de cogu zaman acik bir mekan oldugu, havadarligi kolaylikla duyumsanabilir. Hava, isik, disarida ne varsa akar bu mekanlarin icine. Nerede ise acik mekanlarla karistirilabilecek kadar basit olmak iddiasindadir bu mekanlar.

"...Sidar Kiz, kacmis, anasinin evinden. Elcegiziyle tastan bir evcik yapmis. Damina ot, dal koymus, Evcik koyun ust yanindaki tepecikteymis. Oradan, koye her varan gorunurmus. Oturup, ac susuz, ilyas' in yolunu gozlemis. Bakmis ki achkla susuzlukla olmuyor. Kazmis, yeri, iki kulacta buz gibi soguk, serbetten tatli bir su fiskirmis. Topraktan kaplar yapmis, ateslerde pisirmis. Ana yuregi bu, dayanamamis, koyun delisiyle yatak, yorgan, un, bulgur gondermis kizina..." (1999: 311)

Selenge'nin romanlarindaki en az ya da en cokla dolu olabilen bu mekan cesitlemeleri son derece zengin olmakla birlikte, ayni uzun uzadiya karakter tasvirlerinin olmayisi gibi uzun uzadiya mekan tasvirleri de yoktur. Anonim karakterler genellikle destansi anlatimlara uygun minimal mekanlar icerisinde yer alirlar. Gercek karakterlerse icinde bulunduklari mekani ya bir anda beliriveren son derece somut bir doga ve yapili cevre iliskisi icerisinde, ya da soyut, resimsel bit mekan olarak duyumsarlar. Bu mekanlar da o karakterlerin yanibasinda ve yasanilan olaylarin icerisinde birdenbire beliriverirler. Ancak, uzun tasvirler nadir de olsa, bu mekanlarin gorsellikleri oldukca gucludur. (25) Karakterlerin biribirlerinin icinde yasadiklari makanlari duyumsayislari ile farkliliklar daha da bir algilanabilir hale gelir. Ama bu farkliliklar da yine anlasilmak istenen farklililardir.

Sadece Lale Yuregin Beyaz'in baslangicinda yer alan hapsedilmis, kadinin gokyuzundeki bir yildizi gozlemesi bolumu, kuvvetli bit tasvire dayanan gorsel bit nitelik tasir. Bu son derece resimsel ve hatta bicim, butun duyulara hitap eder somut bir mekan haline gelecektir. Bit bakima cagdas, edebiyati kusatmis olan bicimci yaklasimlarin, diger bir deyisle yeni gorsellikler yaratma sevdasinin disinda bir tutumla, tum bir roman bu manzaraya aciklik kazandirilmasinin hizmetine kosulacaktir.

Goruldugu gibi Selenge'nin romanlarindaki yerel cekibiklik, ne beylik deger yargilari ile kaliplasmis dusunceler, ne ice donuk bir psikolojik anlatim, ne de uzun uzadiya mekan tasvirleri ile dile gelmektedir. Selenge, yerel olana kuvvetle, hizla ve nerede ise bir kaydedici titizligi ile yer vermis olmasina ragmen, bunu, kurmaya calistigi evrensel arzu mekanizmasini ona kurban etmeden yapmaktadir. Yerellik, evrensel arzu mekanizmasini engellememekte, tersine yerelligin dolayimliligi ve oyalanma kabiliyeti nedeni ile evrensel arzu mekanizmasi daha da guclenmektedir. Aslinda, hem dostluk ugruna kurban edilenin, hem de ayni yolda kutsallasanin, hizla yok olmakta olan yerellik oldugu dahi soylenebilir.

3. Selenge'nin Romanlarinda Arzu Mekanizmasi ve Bicimsel Kurulus (26)

Yerel cekiniklik ya da evrensel cekiniklik uzerinden olusturulan arzu mekanizmalarinin bir-birlerinden farkli bicimler icerisinde dile getirilmesi daha elverisli oldugu gibi, yerel cekiniklik uzerinden ve onu kurban edip kutsallastirarak kurulan evrensel bir arzu mekaniz-masinin dile getirilmesi icin de daha uygun olan bicimler vardir. Yukarida sozu edilen arzu mekanizmalari her ne kadar da daha cok romanlarin icerigine dair gibi gorunseler de, belirsizlikleri ve dolayimliliklari nedeni ile ancak ve ancak bicim araciligi ve onun yardimi ile dile getirilebilirler. Nietsche'yi (1997) yeniden hatirlayacak olursak, sanatin, Dionysos'a bicim veren Apollon'a gereksinimi vardir. Aksi taktirde hicbir zaman ortaya cikamayan Dionysos'un varligindan dahi soz edilemez. (27)

Rastgele bolumleri acilarak okunan ve her bir okuma kombinasyonu sonucunda farkli sureclerle karsilasilan romanlar disinda kalan diger tum romanlarin genel olarak basindan sonuna dogru akan lineer bir cizgiyi izlediklerinden soz edilebilir. Resim, heykel, mimarlik gibi sanatlarla karsilastirildiginda tiyatroda, sinemada vb. oldugu gibi bu durum romanin daha dogrusu yazinin da dogasinda vardir. Ancak ne olup bitiyorsa iste bu cizgi uzerinde olup bitmektedir. Bu cizgi, yazinin icerigine bagli olarak dumduz gidebildigi gibi, asagi inebilir, yukari cikabilir, bukulebilir ve kopabilir. Hatta, bu cizgi sonsuz kucuk noktalardan da olusabilir. Ve, ozellikle de eger oyle ise, artik bir cizgi olma ozelligini kay-bedip bir duzleme ait hale gelebilir. Farkli duzlemler olusturup bunlari biribirine baglaya-bilir.

Bu cizginin inadina duzlugu, hizla asagilara dogru akisi, bu daha nerelere kadar cikabilir dedirtecek bir bicimde tirmanmasi, bir milim disina tasmaksizin bir sinir cizgisi uzerinde kosmasi, sinirleri bukecek bir yavaslikla kendi ustune katlanip duran bir spiral olusturmasi, insanin basini dondurecek bir bicimde durmadan ayni yerlere ugrayarak ve her defasinda burasi artik orasi degil dedirterek dolanmasi, bir kiyidayken aniden kopuvermesi, paramparca kiyilmisligi, onumuzde genis ve verimli bir tarla gibi yayilivermesi, ya da bizi daha bir onceki duzlemin izleri taptaze iken birdenbire cok daha yabanci baska dunyalarin duzlemine surukleyivermesi... yine ve, ve, ve,...; bunlarin hepsi de bir arzu mekanizmasina ait olabilir.

Selenge'nin romanlarinda birbirinden cok farkli dunyalarin bir sekilde bir digerini ilgilendirir hale geldigini soyleyebiliriz. Birakin Lale Yuregin Beyaz'daki Turkiyeli Sidar Kadin'la Kibrisli Zehra Teyze'nin birbirinden ne kadar ayri dunyalarin insanlari olduklarini, Sidar Kadin'in torunu Balim ve onun kizi Cennet'in de birbirinden ayri dunyalari ve zamansalliklari vardir. Pek cok duzlem yaratir Selenge ve biz bu duzlemler arasinda gidip gelirken, bunlarin olusturduklari belli belirsiz bir butunun birbiri icinden gecerek hareket eden varligini da daima hissederiz.

Selenge pek cok dunya, pek cok duzlem yarahr. Ama icinde yasadigimiz dunyadan farkh olan dunya, bunlarin biraraya gelmesi ile ortaya cikar. Pek cok duzlem kesisir bu romanlarda. Bu duzlemlerin her biri sonsuz kucuktur. Ama sonsuz sayida oldugunu bildigimiz bu sonsuz kucuk duzlemler, son derece karmasik dev bir dunya yaratirlar. Sonsuz sayidaki farkhhklarin baris, ve dostluk dunyastdir bu.

Bu bicimin kurulusu uzerinde en belirleyici etkiyi yapan iceriksel oge zamandir. Buyuk birer duzlem olusturduklarini dusundugumuz her bir yerel cekiniklik, icinde barindirdigi kisilerin gecmislerine ve aile kokenlerine donerek tanitildikca paramparca olur. Her bir parca bagimsizlasir ve bagimsizlashkca buyur. Bu parcaciklar buyudukce butunun boyutlari da bir arzu mekanizmasinin boyutlarina varir. Bir bankrma, birbirinden bagimsiz varliklarin tesadufen yanyana oluslari sonucu, birlikte yasanmamis bir gecmisin bir diger gecmisi etkiler hale gelmesi soz konusudur.

Bicimsel sinirlar, ele alinan yerel cekinikligin sinirlari zorlanarak asilmakta oldugundan Selenge' nin romanlarinin serbest bicim anlaysis ile yazildigi iddia edilebilir. Benzer bir serbest bicim ablayisi ile W. Benjamin'in tarih anlayisinda, M. Heidegger'in dusunceye bakisinda ve Deleuze ile Guattari'nin baskiya karsi bir strateji olarak savunduklari "rizomatick tutum" da da rastlayabiliriz.

W. Benjamin, (1995) daha iyi bir gelecke kurabilmek amaci ile, yani gelecege dogru kosarken, tarih yazabilmek icin bu amaca uygun olaylari birbiri ile onceden belirlenmis bir alaka kurmadan tespit eder, bunlardan bir kolleksiyon olusturur ve sonra da bunlari kendi dogalarina aykiri dusmeyecek bir bicimde yanyana getirir. Ona gore tarih denilen melek, gozleri dehset icerisinde gecmise donuk bir bicimde ve ondan kacarcasina ileriye dogru kosmalidir.

M. Heidegger, dusunmek icin yola ciktiginda oncelikle anayoldan ayrihu, orman patikalarina sapar, ormanin karanhklarinad bir isik huzmesi buldugunda orada biraz oyalanir ve sonra yine yoluna devam eder, asla durmaz. Belli bir yere varmaya calismamaktadir aslinda, sadece icinde bulundugu anin getirdikleri onemlidir onun icin. Bu yolun sonunda nereye varirsa varsin, bu sonuca razidir. (Nalbantoglu, 1997)

Deleuze ve Guattari'nin (1993) "rizomatik tutum" u ise bir tur panik stratejisidir ve guc kosullar icin gecerlidir. Onlar, guc kosullarda bir agac gibi derin ve tek bir kok salmaktansa "rizom" turu yuzey uzerine yayilici bitkiler gibi cok sayida yuzeysel kok salmayi onerirler. Onlara gore by bitkiler su bulundugunu sezdikleri her yone dogru unzanirlar ve her bir kol uzerinde de pek cok kok olustururlar. Nerede ise bir bitkinin pek cok bitki haline geldigi bile soylenebilir. Eger su kaynaklarindan biri kuruyacak olursa bitki diger kokler sayesinde, yani hiyerarsik bit yapisi bulunmayisi sayeisinde, yasamaya devam edecektir. Ayni durum bir agac, icin soz konusu oldugunada ise tek bir koku olan agac eger derinlerde de su bulamayacak olursa olecektir.

Yeni bir bicim yaratmak amaci tasimayan Selenge' nin romanlari ile Benjamin'in, Heidegger'in ve Deleuze ile Guattari'nin serbest birim onerileri arasinda benzerlikler vardir. Kollesiyon yapimcisi Benjamin'in dehsetle arkasina bakarak ve her bir kolleksiyon parcacigi uzerinden ileiye dogru kosmaya cashsan tarih melegi ile, Selenge'nin romanlarinda kendini gerceklestirmek istegi ile dolup tasan kiz cocuklar seklinde karsilasiriz. Bu nedenle, Selenge'nin romanlarinin nostaljik olmadiklari, anacak secici bir gecmis ozleminin soz konusu edilebilecegi soylenebilir. Adeta gecmisi unutmaya hak kazanmak istedigi icin oncelikle onu en ince ayrintisina kadar hatirlamaya kararlidir. (28) Acelesi vardir. Olabildigince cok seyi sayip dokmelidir bir an once.

Selenge de romanlarinda, ayni Heidegger in serbest dusunusunde oldugu gibi belli bir yere varmaya cabalamaksizin dolanir. Bir anayol uzerinde oldugunu hickimse soyleyemez. Sik agaclarin elverdigi olcude ve olabildigince ince patikalar uzerinde yol alir. Ayni sekilde Deleuze ve Guattari'nin de hicbir yonu ihmal etmeksizin her bir tarafa dal budak saran yayiliciligini, sariciligini, kapsayiciligini da bulabiliriz Selenge'nin romanlarinda.

Her iki romanda da zamanin bicim verici temel bir oge olarak kullanilmasi, romanlarin basladiklari noktadan itibaren her bir duzlem uzerinden giderek gecmise dogru donmesi seklinde gerceklesir. Bu durum, ozellikle Lale Yuregin Beyaz'da son derece belirgindir. Cunku, soyut ve belirsiz bir zamanda baslayan roman, sayilari giderek artan roman kisilerinin gecmislerine donerek baslangic noktasinin ta kendisi olan sonuca varir.

Selenge'nin romanlarinin bicimi, yerden tesadufen orada bulunan bilumum seyleri alip da durgun suya attiginizda, attiklarinizin yuzey uzerinde olusturdugu etkinin bicimi kadar dogaldir. Bunlarin kimi aninda coker, kimi sonsuza kadar ustte kalir, kimi de azar azar suyu bulandirir. Ama her biri suda ayri bir harekete neden olurken her bir hareket tarafindan belirlenmemistir. (29)

Bu oyle bir zaman analyisidir ki, sadece dun bugun uzerinde etkili olmaz. Su an da gecmis uzerinde etkilidir. Cunku, su andan bakildiginda gecmis, bir zamanlar olmus oldugundan daha farkli gorunmektedir. Daha baska bir su andan bakildiginda yine degisecektir. Bu tur bir zaman analyisi, yine ozellikle de Lale Yuregin Beyaz'da netlik kazanir. Oyle ki, yazarin zaman uzerine cesitlemeleri arasinda, sadece gecmis, bugjn, gelecek ve soyut belirsiz zamanlar degil, gecmiste kurulabilecek ama hic kurulmamis olan bir hayalin su anda ve tum imkansizligina ragmen kurgulanmasi dahi bulunur.

"...Lale'yle yillar once karsilastigini dusledi.

istanbul'a, Anadolu'nun bir koyunden gelen, biraz da kent yuzu gormus, duygulan, yuregi, dibi gorunen dupduru sular gibi bir Ferhad'di yillar yillar oncesinde..." (1999: 174)

Selenge'nin romanlarindaki bicimsel ozellikler metinlerin muzikal niteligi tarafindan da desteklenir. Bu, sadece romanlardaki karakter cesitlemeleri arasindaki farkliliklarin birbirlerinin varligini desteklemesi, belirginlestirmesi seklinde de gerceklesmez. Yerel cekinik duzlemler en kucuk parcalarina ayrildiklari andan itibaren parcaciklarin hala ait olduklari duzlem, aksan kullanimi ile ayirt edilebilirligini surdurur. Aksanlarin istikrarliligi ile temel bicimsel kurulusun eriyip gidisi arasindaki gerilim, bicimsel kurulusu etkili kilar.

Turkiyeli kadinlarin anonim karakterler olarak ve Kibrisli kadinlarin ise gercek birer karakter olarak belirebilmeleri, aksan kullaniminin bicimsel kurulusa katkilari sayesinde gerceklesmistir. Cunku, roman karakterlerinin aksanlari ve ruh halleri arasinda da kuvvetli bir iliski vardir. Her bir karakter kullanmakta oldugu aksanin muzikal ozelliklerinin destekledigi bir dogrultuda dusunur ve konusur. Bu nedenle her bir karakterin muzikal bir Varolisu da vardir.

Sana Sevdam Sari'da Kibrisli zenci Havvaana Cemal'e derki: "-Ah da bu hallerini ufakligindan bilirim a Cemal'im, anlat derdini dinleyim." (1998: 153) Lale Yuregin Beyaz'da ise Turkiyeli Sidar Kadin ayriligin gelip cattigini soyle dusunur: "Olum ile ayriligi tartmislar, elli dirhem fazla gelmis ayrilik." (1999: 311)

Aksan kullanimi, ile soylenen sozun icerigi arasindaki yogun iliski, metnin hizinda ve yogunlugunda degisiklikler yaratir. Demek hem icerik, hem yogunluk, hem de hiz aksana bagimli degisken faktorlerdir. (30) Ozellikle de icerikteki aksana bagli degisim, kurtlarin kuslarin dillenmesi gibi durumlarla sonuclanabilecegi gibi, kendini bir baskasi olarak algliayabilme yetisi ile de sonuclanabilmektedir ki, bunlarin tumu de baskin olan (ornegin Istanbul aksani gibi takdir edilen) aksanlarin beceri alani disinda kalirlar. (31)

Tipki muzik icerisindeki tekinsiz ve cocuksu seslerin diyalogu gibi bunlarin metin icerisindeki siralanislari ve biraraya gelisleri de melodik bir cesitlilik olusturur. Her biri zaman zaman yukselir, kimi zaman dinginlesir, kimi zaman da dingin perdeden birbirlerlyle icice gecerler. Bunlarin ozellikle de tek basina ortaya cikislara, melodinin doruk noktalarini (dogaclama solo kasamlarini) olusturur ki, bu ozellik metne siirsel, destansi bir ozellik kazandirir.

Kisacasi Selengenin romanlari ve ozellikle de Lale Yuregin Beyaz cagdas birer mit olarak da isimlendirilebilir. Mitsel ozellikler tasimak genellikle oykulere has bir ozelliktir. (Deleuze, Guattari, 1993) Ancak Selenge nin romanlari, oykuye gore cok daha buyuk boyutlu olmakla birlikte, guclu solugu nedeni ile romanlari da oyku dilinin yogunlugunu kaldirabilmektedir.

Aslinda gunumuz mitleri, son derece merkezi olan yildiz yaratma kultunun birer parcasi haline getirilmistir. Bu odaklanmalar, topluma ait bir takim kokensel ozelliklerin bireylere maledilmesi seklinde gerceklesir. Oysa sanatci, halen daha cevresindeki diger her seyin dile gelmesi icin bir vesile ise cagdas bir mit de ancak dile getirdigi seylerin tumune dair kokensel ifadeler tasiyabilir. Butun bunlarla iliskili olarak dusunuldugunde Lale Yuregin Beyaz in Lalenin gokyuzundeki bir yildiz olan askini gozlemesi ve ona seslenmeye calismasi ve romanin donup dolasip yine bu noktada ama bu kez yildizin hic de o kadar yilnun, yildiz olusun ve sadece uildizlari gorusun arkasinda dahi, kadin askinin kokeninde bir dostluk arzusu bulundugunu anlatir butun roman. Bu ise, Selenge nin bir onceki romani Sana Sevdam Saridaki askin imkansizligi temasinin daha da derinlesmis daha da bir kokenine inilmis ifadesidir.

Sonuc

Ozden Selenge'nin romanlari Sana Sevdam Sari ve Lale Yuregin Beyaz'in her ikisinde de kuvvetli arzu mekanizmalari vardir. Sana Sevdam Sari'daki temel arzu mekanizmasi aska dair olmakla birlikte, bu ilk roman, yazarin ikinci romani olan Lale Yuregin Beyaz'daki dostluga dair arzu mekanizmasinin ilk isaretlerini de tasir. Bir anlamda "Lale Yuregin Beyaz" in, "Sana Sevdam Sari" daki ayni basedilmesi guc derdi hala tasimakta ve onu daha da yayarak gelistirmekte oldugu da soylenebilir. Bu, olsa olsa duydugu seslerin iceriginin eseri tarafindan henuz butunu ile karsilanmamis oldugunu ayirt edebilen, yaptiklari ile yetinemeyen bir yazarin tavridir.

Her iki romandaki arzu mekanizmalari da kadin bakis acisi ile olusturulmustur. Cunku benzer ornekler ile sadece kadin bakis acisini aciklamaya calisan soylemlerde karsi-lasilabilir. Dolayisi ile, Selenge'nin romanlarindaki arzu mekanizmalari evrensel cekinik ozellikler tasimaktadir.

Ancak bu arzu makanizmalari, Bati kulturu icerisinde uretilmis sanat eserlerinde oldugu gibi saf everensel arzu makanizmalari da degildirler. Selenge'nin eserlerinde son derece kuvvetli bir yerel arzu mekanizmasi da vardir. Farkliliklarin cogaltilmasi, mevcut kate-gorilerin sonsuza kadar parcolanmosi arzulanir her bir farkli olusum tarafindan. Ancak bu yerel rzu makanizmasi, butunu ile evrensel arzu mekanizmalari oln ve dostlubga hizmet eder. Sanki parcalanma orttikca dostluk da artmarktadir.

Selenge'nin romanlarinda yerelligin evrenselligin hizmetinde olusunum diger kanitlari da, eserlerinin mekansal yerelligin evrenselligin hizmetinde olusunun diger kanitlari da, eserlerinin mekansal tasvirler ile mevcut durumu agan psikolojik tasvirler uzerine kurulmamis olmasidir.

Bu romanlarin sanatsal nitelikker yepyeni bir bicimin kurulusuna da bagimli degildir. Serbest bicim anlayisinin romanlarin kendine ozgu arzu mekanizmalarina hizmet eden bir tur ozgunlugunden soz edilebilir sadeco. Ancak bu bicimin kurulusunda kullanilan teknikler Bati kulturu icerisinde uretilmis sanat eserlerinde kullanilan tekniklerden oldukca, farklidir. Cunku, akson kullnimi sodece bu romanlara renk katmamakta, ayni zamanda bicmin arzu mekanizmasina hizmet etmesini de saglamaktadir. Sira sira geli gecen kategorilerin parcalanmasindaki yogunluga ragmen ayni kategorilerin hala var olduklarini kullanilan farkli aksanlar sayesinde hissederiz. Ustelik, aksan kullanimi sayesinde adeta dilkendi kendini konusmaktadir Selenge'nin romanlarinda.

Sonuc olarak Selenge'nin romanlarinda, yerel kultur icerisinde var olan bir arzu mekanizmasinin son derece bariscil olan bir evrensel arzu mekanizmasina katiliminin basarilmis oldugu soylenebilir. Bu basari, ayni zamanda onun eserlerini bath edebiyatindan ayiran bir yerel ozgunlugun de isaretidir. Selenge, yerel farkliliklarin zenginligine kurban etmektedir. Ayni zamanda bu farkliliklar ile kullanilan bicim de evrenselligin gudumune kosularak ona kurban edilmektedir. Cevresinde var olan herseyi kurban etmektedir Selenge. Ya herbir sey kutsaldir, ya da hicbir sey. Yo hersey kurban edilebilirdir, ya da hicbir sey.

(1.) Bu makalenin hazirlanmasi sirasinda onemli alcude katkilari oldgunu belirtmem gereken Kadin / Woman 2000 dergisi hakemlerine sonsuz tesekkuru bir borc bilirim. Yazdaklari elestiri yazilarindan bu isi ne kadar ciddiyetle ve titizilkle yaptaklari hemen anlasiliyordu. imla hatalanndan tutun da yontemsel sorunlara ve bilgi eksikliklerine kadar pek cok konuda beni uyardilar. Yaptikiari yogun elestiriye ragmen tesvik de ettiler ve benim daha cok heyecanlanmami sagladilar. En onemlisi ise kimisinin benimle Farkli gorusler tasidigini hissetmeme ragmen baska bakis acilarina da acik olduklarini onlamamdi. Dergi hakemliginin bir tur egitimcilik oldugunu onlardon ogrendim.

(2.) G. Delkuze ve F. Guattari, (1993) mekanizma terimi yerine makine terimini kullanmayi tercih ederler. Cunku mekanizma kendi icinde bitmis, bir yapi iken, makine uretkenlegi medeni ile kendisinden daha fazla bir seydir. Ancak bu makalede makine yerine mekanizma teriminin kullanilmasi sadece oyucunun ybancilik cekmemesini saglamak amaci ile benimsenmistir.

(3.) J. P Burges, (2001) Avrupa kulturunde kimligin "otekinin tersi" olarak tonimlandigindan soz eder. Burada "oteki" kavrami, dogada bulunan herseyi kapsadigi gibi geleneksel bir yasam bicimi surduren kulturleri de kapsar. Dogal ve geleneksel olanm tersi ise evrensel alandir. Benzer bir aciklama ile A. Hitler ile M. Heidegger' in dusunceleri arasmdaki akrabaligi saptamaya calisan P. Lacoue-Labarthe (1990) ve P. Bourdieu da da (1991) karsilasirz. "Siz ne degilseniz, Yohudi odur.

(4.) Farkli bir kulturden gelenlerin bir edebiyat eserinin anlamini farkli degerlendirmelerinin en iyi ornekleri Irlandali yazarlarin eserleri arasinda bulunabili. J. Joyce'u ayni dili konusan Ingilizler dahi, ve belki de ozellikle onlar, Irlandalilar kadar anlamazlar. Bu eserler Ingilizler dahil herkesi sessizlige bogarken, Irlandalilari guldurur.

(5.) Bu noktada, kultur, gelenek ve din iliskisi goz onune alinarak "Islam kulturunde" ifadesi de kullanilabilir.

(6.) Hicbir seyin kurban edilmemesi ve hicbir seyin kutsallastirilmamasi durumu, R. Camuroglu'nun (1999) tarifledigi Islam heterodoks dervislerinin tahta kilici ile sembollesir. Bu dervisler uzlastirici ve kural tanimazdirlar.

(7.) Elestiri, bir sinir saptama islemidir. Belirli bir yol izlenecek olursa nerelere vanlabilecegini aciklamaya calisir. Bir kisiyi uzerinde oldugu yoldan ayiran bir elestiri tarzi ile ona ulasilamaz. Bu nedenle objektif olma cabasindaki elestiriler, yazardan ziyade okuyucu (musteri) kitlesini hedeflerler ve "kultur endustrisine" hizmet ederler. Kultur endustrisi ise surekli olarak yeni degerler ureterek modalar ve bunun paralelinde seckin bir takim zumreler yaratmayi hedeflediginden,yeni degerlerin sanat icerisinde degil, elestiri icerisinde uretilmesine gereksinimi vardir. Eserler en yeni degerler sisteminin gerekleri acisindan elestirilir ve musteriye boylece sunulurlar. Ama esas elestirilen ve bu elestiriden en cok etkilenen kisi yazarin kendisidir. Olumsuz ve objektif elestiri ya guncel deger yatgilanni, ya da elestirmenin kendi goruslerini baz alabilir, ama yazarin sinirlarini tarhsamaz. Oysa elestiri, yazarin bakis acisinin elestirmen uzerindeki yansimalanni baz alacak olursa hem o bakis acisinin sini rlan bir olcude ortaya konulabilir, hem de yazarin bu yolda katettigi mesafe.

Her ne kadar sinirlarin ortaya konmasi bir tur olumsuz elestiri gibi kabul edilebilirse de, yazarin bakis acisinin daha bastan kabul edilmis olmasi ve anlasilmaya colisilmasi nendeni ile ozunde olumludur. Bu colismada, H.G.

Goclamer'in (1981) sosyal arashrmacilara onerdigi, sorunun disina cekilinecegine tersine olabildigince icine yerlesme, ona oznel bir bakis acisi ile yaklasma ve anlama yontemi benimsenmistir. Bu bakis acisina gore olanaksiz bir tarafsizhk iddiast yerine, bakis acisinin acik secik belirtilmesinin yeglenmesi yeter

(8.) Donusme kavrami lie kastedilen sanatcinin eserinde bulunan bir seylerle ozdeslesmesi, ya da sanatseverin sanat eserindeki kisilerle ya da olaylarla ozdeslesmesi degildir. (Banjamin, 2000) Donusume, ozdeslesmenin tersine tek bir kisiye ya da seye yogunlasarak gerceklesmez. Bunlardan pek cogunu gormus, genel karakterini ozumsemis olmayi gerektirir. Bu nedenle de, gerektigi zaman ve nerede ise ne yaptigini bilmeksizin gerceklesir. Ornegin, bir erkek zorda kaldiginda genelde kadinlann davrandigi bir bicimde davranabilir. Onun icin onemli olan kadinlarin ayni kosullarda ne yapabilecegi ve kendisi ayni yola basvurdugunda neler yapabilecegidir.

(9.) Kibris'taki savasi yasamis bir kisi olarak, Selenge'nin savasi anlatmayisi konusunda beni uyardigi icin bu derginin editoru olan Doc. Dr. Netice Yildiz'a tesekkur ederim.

(10.) H. Lefevbre'in (1998) yeniden bir senlik haline getirilmesi gerektigini soyledigi gundelik hayat, bir anlamda en cok kadinlarin dunyasina aittir.

(11.) Selenge ozellikle de bu ikinci romaninda butunu ile kadinlarin gundelik hayatlari icine girer. Onlarla birlikte yemek yapar, onlarla birlikte ev tertipler, hatta yasli bir kadinla birlikte ve onun odasinda ve de pek de iyi gormeyen gozlerle parmaklarina oje surer. Ama bunlarin hicbirisi de kadin bakis acisi ile bir arzu mekanizmasi olusturulmasi icin yeterli degildir.

(12.) Dinlerde karsilasilan turden ask ve dostluk genellikle son derece derin arzu olusumlarini gerektirir. En sevdigini onu daha da cok sevmek icin terk elmek, en zayif olani lider secmek, kendi kendine ihanet, birbirinden en azi istemek hatta hic bir sey istememek bunlarin arasinda sayilabilir. Burada karsilikli bir kabul varolmakla birlikte tum olasi iletisim, mutlak ve sonsuz kucuk bir anin icerisinde gerceklesir. Sadece zihinlerde varolan ve gercek hayattaki

(13.) Sovalye aski da dini soylemlerdeki ask ve dostluk gibi minimalist ozellikler tasir. Bir sovalye, baska bir asil bir erkegin karisina asik olur. Kadin da ona. Ama bu askin gerceklesmesi arzusu bir yana, tersine gerceklesmemesi arzusu hakimdir iradelere. Tum istekler en aza indirilmistir. Ustelik kadinin kocasi da bu durumdan guru duymaktadir. Benzer bir minimalizm, istek duyulan diger seylere karsi da yonelebilir. Yemek gibi konularda perhiz yapmak, hatta bunuu son derece sagliksiz boyutlara vardiracak kadar abartmak da benzer nitelikte bir arzu olusumunun isaretidir. (Deleuze, Guattari, 1993)

(14.) Felsefeeci L Althusser de sift cok onem verdigi bazi konulara dikkot cekmek amaci ile daha once yazdigi yazilarin butunu ile tersini iddia eden daha baska yazilar yazmayi goze almistir. (Balibar, 1991)

(15.) Olani degil de olmasini islerdiklerimizi yozmak ve dunyanin boylece degismesini beklemek, Post-modernizm adi altinda toplanabilecek yaklasimlara has bir ozelliktir. Post-modernizm oncesi felsefe ise tersine olup bitmekte olani aciklamayi yegler.

(16.) Felsefe icerisinde yer verilen dostluk turleri arasinda aristokratik ve geleneksel dostluk anlayislarinin yanisira Elestirel Teori, Varolusculuk gibi farkli yaklasimlarin onerdikleri dostluk anlayislari da sayilabilir. Bir de psikolog-hasta ya da sosyal arastirmaci-denek arasinda karsilikli anlayis, esitlik ve kuvvetli iletisimi hedefleyen bir takim yontemler de aym baslik altinda incelenebilirler. Bunlar arasinda Jung'un ve Gadamer'in psikolog ve sosyal arastirmacilar icin yaptiklari oneriler de (1981) sayilabilmekle birlikte, burada profesyonel degil, amator iliski bicimlerinin tantilmasi tercih edilmistir.

Aristokratik dostluk anlayisi, erkekler arasi karsiliki saygi ve biribirini kabule dayanir, ancak dostlar arasi iletisim nerede ise yok denilebilecek kadar azdir. Bunun tersine, geleneksel dostluk anlayisi catismaya dayanir. Dostlari birbirine baglayan bu catisma olmasina ragmen, karsilikli anlayistan ziyade somut talepler konusunda uzlasma onem kazanir. Sonucta ise catismayi kazanan talebini geri ceker ve sevgi gerceklesir. (Habermas, 1993) Buna benzer catismali bir diger iliski bicimi de Elestirel Teori'nin bir ozelligidir. Burada kisi tum varolanlarla bir zitlasma icerisindedir ancak zitlastigi seyi onun kendi yontemleri ile yikmaya yonelir. Farkli bir duzlem yaratmaz, zitlasilan seyin duzlemi uzerinde onunla catisilir, cunku zaten tek ve bir duzlem mevcuttur. (Heynen, 1992)

J.P. Sartre'in Varolusculugu ise iki kisi arasindaki dostlugan ancak her ikisini de taniyan ucuncu kisiler araciligi ile saglanabilecegini soyler. Burada amac konsensus halinde olan politik bir dostlar kalabaligi olusturmaktir. Kisiler sadece dusunce ve eylemlerinin sanul amaci konusunda uzlasirlar. Bu amaclarin kaynak ve nedenleri konusunda karsilikli bir analyis ya da anlama cabasi soz konusu degildir.

Eski Yunan'da ise dostluk yine erkekle erkek arasinda gerceklesebilir ve karsilikh bir cikar iliskisine dayanir. Genc erkek yash olandan bilgi ve erdem talep ederken yash olan genc olana tutkundur ve bu arada onun onurunu do gozetmek durumundadir. (Foucault 1994) Bu iliskilerin tumu de dostlar arasinda bir esitsizligi temel alir. Bir anlamda bunum, bir esit alanlar arasinda dostluk gerceklesemez iddiasi oldugu dahi soylenebilir. Dostlugu esitlige dayandiran tum ilisi modelleri profesyonel iliskilere dair olanlardir.

(17.) Felsefede esitligin problem haline gelmedigi, karsilikli kabulun onem kazandigi ve iletisimin yuksek oldugu dostluk ornekleri pek azdir. Bunlann arasinda, S. Mulhall'in (1998) tarifledigi Heidegger in dostluk analyisi, otantik dusunceyi hedefleyerek benzer dusunsel yaklasimlari benimseyen kisiler arasinda bir bayrak yarisinin ayni takim icerisinden surdurulmesine benser. Bayragi oncelinden alan kisi bir oncekinin onunde acilon fakat onun asla erisemeyecegi yerlere dogru kosar. Oncelini elestirir. Ama bu elestiriler olumsuz nitelikler dahi tasisa daima onunde hazir buldugu yol icin bir tesekkur niteligi de tasir. Heidegger'e gore otantiklik hic bir zaman kaybolmayacaktir, ancak eger kaybolacak olursa otantik olan yol ancak bu gibi dostlar yardimi ile bulunabilecektir. Buradadi dostluk anlaysis sadec cok sinirli sayida kisi arasinda ve ancak benzer dusunceler tasiyorlarsa gerceklesebilir.

Bir diger dostca yaklasim omegine de L. Althusser' in yasaminda rastlanabilir. Althusser icin sonuc-urunden ziyade uretim surecinin kendisi onemli oldugu icin birlikte birseyler urettigi arkadaslarini daima dinler, anlamaya calisir ve onlarla hiyerarsik konumunun ustunlugunu vurgulayan bir iliskiye girmez. (balibar, 1991) Hic bir zaman ogrencilerinin dusuncelerini degistirmeye calismadigini, onlara sadece onlerinde acilmakta olan yolu gostermeye calistigini soyler. (Althusser, 1996)

(18.) Hermaphrodite, cift cinsiyetli, ya da hangi cinsiyetten oldugu kendisi tarafindan dahi kolay kolay belirlenemeyen demektir.

(19.) T. Akcam'a gore (1997) islam dunyasinda oteki lie olan iliski, dislama ve yok sayma seklinde gerceklesir. Bati daise tersine, fakat yine dini nedenlerle, "oteki" anlasilmasi ve kusatilmasi gerekendir.

(20.) Post-modern yaklasimlar, cagdas elestirinin en onemli gorevlerinden birinin iki zit (olumlu ve olumsuz) deger yargisi arasinda ve her ikisine de ait olmayan (arada bir yerdeki) noktalari isaret etmek ve degerler konusunda belirsizligi boylece desteklemek oldugunu benimserler. Bu ayni zamanda kadin bakis ocisi olarak da tanimlanir.

(21.) Bu oyku hem minimalist bir ask oykusudur, hem iki kuma arasindaki derin fakat oldukca karmasik bir dostlugu anlatir, hem de artik iyice birbirine gecmis olan anonim ve gercek karakterlerin cocuklarla, dogayla ve sanatla olan iliskilerini yansitir. icerisinde baskin bir sesin ya da beylik bir deger yargisinin bir nebzesini dahi bulamazsiniz.

(22.) Var olan hic bir seyin sinirini cizmeyen cizgi, Deleuze ve Guattari (1993) tarafindan "soyut cizgi" olarak isimlendirilmekte ve bu "gocebe cizgi"nin geometrik ve organik bicimleri cerceveleyen cizgilerden butunu ile farkli oldugu belirtilmektedir.

(23.) O. Paz (1997) bu sozcukleri ozellikle de sairler icin kullanir.

(24.) Askerler koprulerden uygun adim gecmezler. Cunku koprunun salinim periyodu ile askerlerin adimlarinin periyodu ayni olursa koprunun tipki bir salincak gibi giderek daha kuvvetle salinip sonra da yikilacagi tecrube ile bilinmektedir. Iste az bir miktar kuvvetin zaman icine uygun bir bicimde yayilmasi ile ortaya cikan bu kuvvetli etkiye insaat muhendisliginde "rezonans" denir.

(25.) V. Wooll'a (1995) gore bir romanin niteligini belirleyen en onemli ozellik onun gorsellestirmeyi basarabilmesidir.

(26.) Colismanin bu kisminda, konu disi kaldigindan dolayi yepyeni bir bicim yaratma arzusunun bir arzu mekanizmasi olusturup olusturmadigi konusu larhsilmadan dogrudan dogruya yerel ve evrensel arzu mekanizmalarinin bicimsel ozellikleri uzerinde durulmustur.

(27.) M. Heidegger in (1971) bicim-icerik kutuplasmasina karsi cikisina katilmakla birlikte, bu makalede Nietsche' nin kendisinin de sonradan karsi ciktigi bicim-icerik zitliginin kullanilmasi benimsenmistir. Cunku, Selenge'nin aksan ve zamani kullanisi bu yolla aciklanmaya daha yatkindir.

(28.) A. Orhan'in (2001) "Hirashima Mon Amour" adli makalesi "Ah o unutmayi bir hatirlasam" diye baslar ve A. Resnais'in Hirasima Sevgilim adli filmindeki unutus temasini ele alir. Ona gore filimde, "Hersey en ince ayrintisina dek unutulsun diye once birbir hatirlanir." Hatirlamak unutmanin bedelidir.

(29.) Tekil oznelerin tarihin akisini belirlemeyisleri, Talstoy'un un pasifist anarsist tavrini (Woodcock, 1997) ve L. Althusser'in (1990; 1991) tarihi "oznesiz ve ereksiz bir surec," olarak tanimalamasini hatirlatir. Akis, ozne ya da liderler tarafindan degil, herkes ve herseyin yapmakta olduklari farkli farkli etkilerle olusacaktir.

(30.) Hiz ve yogunlugun mitkarindaki olagan disilik ile ani degisim kabiliyetlerinden her ikisi de sinirleri burar. Bunlar, bir arzu mekanizmasi ile butunlesmis bir panik stratejisinin isaretleridir. (Deleuze, Guattari, 1993)

(31.) Yine Deleuze ve Guattari'ye (1993) gore edebiyat ile aksan ve hatta kekemelik arasinda yogun bir iliski vardir. Cunku, aksan dunyanin her tarafinda cekinik olanlann bariz bir bicimde ayirt edilmesini saglayan en onemli ozel-liklerden biri oldugundan, bu baskiya karsi direnci de kendi icinde barindirir.

(32.) G. Deleuze and F. Guattari (1993) prefer to use the term machine instead of mechanism. The reason of this is the completeness of the mechanisms, while the term machine is something more than itself because of its relationship with production. However, in this paper the term mechanism is preferred in order to use a word that is more familiar to everybody

* Editor notu: Yazar, dergi yazi kurulunun, hakemler onerisi dogrultusunda yazinin dili uzerinde duzeltme yap masina izin vermemistir.

Kaynaklar

Akcam, T. (1997). Dogu'da ve Bati'da Yabanci Kavrami. Birikim. Ekim 1997, s.34

Althusser, L (1990). Felsefe ve Bilim Adaminin Kendiliginden Felsefesi. Ceviren: O. Sezgin, Ankara: V Yayinlari.

Althusser, L. (1991). Ozelestiri Ogeleri. Ceviren: L. Targu, Istanbul: Belge Yayinlari.

Althusser, L (1996). Gelecek Uzun Surer. (L'avenir dure Longtemps Suivi de Les Faits), Ceviren: I. Birkan, Istanbul: Can Yayinlari.

Baker, J. U. (2001). Ignoramus. http://aries.gisam.metu.edu.tr/theoria/ignoramus.html (09 May 2001).

Balibar, E. (1991). Althusser icin Yazilar. (Ecrits pour Aithusser). Ceviren: H. Tufan, Istanbul: iletisim Yayinlari.

Benjamin, W. (1995). Pasajlar, (Das Passangenwerk). Ceviren: A. Cemal, istanbul: Yapi Kredi Yayinlari, 2. baski.

Benjamin, W. (2000). Brecht'i Anlamak. Cevirenler; H.Bariscan, G. Isisag, istanbul: Metis Yayinlari, 2. baski.

Bourdieu, P. (1991). The Political Ontology of Martin Heidegger, California: Stanford University Press.

Burgess, J. P. (2001). European Borders: History of Space / Space of History, htt:/www.ctheory.com/article/a013.htm (27.7.2001)

Camuroglu, R. (1999). Tarih, Heterodoksi ve Babailer. California: Om Yayinevi, 3. Baski.

Deleuze, G., Guattari, F. (1993). A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia, Trans. B. Massumi, Minneapolis: University of Minnesota Press, Fourth Print.

Foucault, M. (1994). Dostluga Dair Soylesiler (Von der Freundschaft Michel Foucault Im Gesprach), Ceviren: C. Ener, istanbul: Hil Yayin, 2.baski.

Foucault, M. (ed.). (1980). Herculine Barbin. Trans: R. MacDougall, New York: Pantheon Books.

Gadamer, H.G. (1981). Reason in the Age of Science, Trans. F. G. Lawrence, Cambrid ge: MIT Press.

Habermas, J. (1993). ideoloji Olarak Teknik ve Bilim (Technik und Wissenschaft als Ideologie), Ceviren: M. Tuzel, istanbul: Yapi Kredi Yayinlari.

Heidegger, M. (1971). The Origin of the Work of Art." Poetry, Language, Thought, Translation: A. Hofstadter, NY: Harper and Row Publications. p.17.

Heynen, H. (1992). Architecture between Modernity and Dwelling: Reflections on Ador no's Aesthetic Theory. Assemblage: A Critical Journal of Architecture and Design Culture, No:17. April 1992.

Jung, C. G. (1979). The Collected Works of C. G. Jung. Vol:14, Princeton: Princeton University Press.

Kulkarni, C. (2000). Kadin Escinselligi Post-Jung'cu bir Yaklasim. Ceviren: S. Ber, Ankara: Oteki Yayinevi.

Lacaue-Labarthe, P. (1990). Heidegger, Art and Politics. Translated by C. Turner, Cambridge: Basil Blackwell.

Lefevbre, H. (1998). Modern Dunyada Gundelik Hayat. (La Vie Quotidienne Dans le Monde Moderne), istanbul: Metis Yayinlari.

Mulhall, S. (1998). Heidegger ve Varlik ve Zaman. Ceviren: K. Oktem, istanbul: Sarmal Yayinevi.

Nalbantoglu, H.U. (Yay. haz.), (1997). Patikalar: Martin Heidegger ve Modern Cag, Ankara: image Kitabevi.

Nietsche, F. (1997). Trajedyanin Dogusu, Ceviren: i.Z.Eyuboglu, istanbul: Say Yayinlari, 4. baski.

Nietsche, F. (1967). On the Geneology of Morals and Ecce Homo, Trans: W. Kaufman, NY., Vintage Books.

Orhan, A. (2001). Hiroshima Mon Amour, http://aries.gisam.metu.edu.tr/archive/hiroshima.html (9.5.2001).

Paz, O. (1997). Oteki Ses. (The Other Voice). Ceviren: M. Varli, istanbul: inkilap Kitabevi.

Selenge (Serak), Ozden (1998). Sana Sevdam Sari, Lefkosa: Isik Kitabevi Yayinlari.

Selenge, Ozden (1999). Lale Yuregin Beyaz, Lefkosa: Isik Kitabevi Yayinlari.

Serak (Selenge), Ozden (1987). Geceye Acar Gecetutenler, Guzelyurt: AKU Yayinlari.

Selenge, Ozden (2001). Boncuklar Senin Olsun, Lefkosa: Isik Kitabevi Yayinlari.

Serak (Selenge), Ozden (1996). Fincandaki Kralice, Lefkosa: Galeri Kultur Yayinlari, 2.baski.

Tolstoy, L. (1998). Savas ve Baris, (Cilt:4), Ceviren: M.ilkin, istanbul: Oda Yayinlari.

Woodcock, G. (1997). Anarsizm Bir Dusunce Hareketinin Tarihi, (Anarchism A History of Libtertarian Ideas and Movements), Ceviren: A Turker, istanbul: Kaos Yayinlari, 2. baski.

Woolf, V. (1992). Kendine Ait bir Oda, (A Room of One's Own), Ceviren: S. Oncu, istanbul: Afa Yayinlari.

Woolf, V. (1995). Bir Yazarin Guncesi, (A Writer's Diary), Ceviren: F. Ozguven, istanbul: Oglak Yayinclik.

Hurol Yonca *

* Yard. Doc. Dr. Yonca Hurol, Mimarlik Bolumu, Mimarlik Fakultesi, Dogu Akdeniz Universitesi, Gazimagusa, KKTC yonca.al@emu.edu.tr
COPYRIGHT 2001 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2001 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:love, desire, and social problems in the works of Ozden Selenge
Author:Hurol, Yonca
Publication:Kadin/Woman 2000
Article Type:Critical Essay
Geographic Code:4EXCY
Date:Jun 1, 2001
Words:10379
Previous Article:Ozden selenge'nin hikaye dunyasi.
Next Article:The development of a feminist discourse and feminist writing in Turkey: 1970-1990.
Topics:


Related Articles
Portrait of Ozden Selenge as an artist.
Ozden selenge'nin hikaye dunyasi.

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2021 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters |