Printer Friendly

Nato's transformation/Nato'nun donusumu.

Giris

Washington'daki dusunce kuruluslarindan biri olan Atlantic Councilda calisan NATO uzmani Sarwar Kashmeri 2011'de yazdigi kitabin baslangic bolumunde karamsar bir gorus ileri surmekteydi:
   Bu kitap icin arastirma yaparken NATO'nun, transatlantik birligini
   ve jeopolitik istikrari temin etmek yerine, bunun tam tersine
   sebebiyet veren bir guc haline geldigini idrak ettim ... NATO,
   Avrupa-Atlantik bolgesinin guvenlik ihtiyaclari bakimindan
   gecerliligini kaybetme riskiyle karsi karsiyadir. (1)


Aslinda bu tur karamsar yorumlar Soguk Savasin bitiminden hemen sonra, ozellikle realist uluslararasi iliskiciler arasinda yaygin sekilde dile getirilmisti. Onlara gore, Sovyet tehdidinin ortadan kalkmasi NATO ittifakini islevsiz ve dolayisiyla gecersiz kilacakti. ABD ile Avrupa arasindakiguvenlik baglantisini da buyuk olcude zayiflatacakti. Ote yandan, NATO'nun Orta ve Dogu Avrupa'ya dogru genislemesi Rusya'yi korkutarak tahrik edecek ve Avrupa'daki istikrari bozacakti. (2) ileride gorecegimiz gibi, bu tahminler bir olcude dogru cikti, fakat bunlarin goreli dogrulugunun NATO'yu gecersiz kildigini ileri surmek bugun icin artik mumkun degildir.

Ayni yillarda liberal yazarlar ise, hem degisim donemlerinde hem sonrasinda uluslararasi teskilatlanmalarin ve normlarin, NATO dahil, barisi korumak ve guvenlik isbirligini saglamak icin yararli oldugunu savunmaktaydilar. Bunlar NATO gibi ileri duzeyde teskilatlanmis ve kurumlasmis bir askeri-siyasi ittifakin degisen sartlara kendini kolayca uyarlayabilecegi konusunda iyimser bir tablo ciziyorlardi. Ayrica, NATO gibi orgutlerden bekledikleri, guvenlik ortaminin saglanmasinda hem cogulculugu tesvik etmek, hem de buyuk devletlerin hakimiyet emellerine set cekmekti. (3) Kuzey Atlantik ittifakinin yeni sartlara uyum saglama becerisine inanan ve NATO'nun yararli gorevler ustlenmesini arzu eden yazarlar arasinda NATO uzmanlari ve dusunce kuruluslarindaki arastirmacilar da vardi. Bundan da onemlisi, tum NATO uyeleri ve eski Varsova Pakti devletleri de Kuzey Atlantik ittifakinin devamina, hatta genislemesine yonelik politikalari destekliyorlardi. (4) Tartismayi bu yasli ve tecrubeli ittifakin kazanmasi kesindi ve oyle oldu. Ama uzun uyum saglama sureci boyunca ittifak pek cok zorluk ve sinirlamalarla da karsilasti. Sonucta karsilastigi sorunlara ragmen, ayakta kalabildigi halde, "bundan sonra ne olacak, NATO yasayabilecek mi" sorusu gundemden hic dusmedi.

Bu incelemenin amaci esas itibariyle bu soruyla ilgilidir. Fakat bu soruya kesin bir cevap vermenin asiri iddiali bir caba olacagi da ortadadir. Bugune kadarki tecrubeler gosteriyor ki, bu tur sorulara ne realistler ne de liberaller inandirici bir cevap verebilmislerdir. Uluslararasi iliskilerdeki degisim sureclerinin hicbir zaman cizgisel bir yol izlemedigini biliyoruz. Gelisme daima inis-cikislar ve zikzaklar cizer. Onun icin iddiali ongoruler yerine aktorlerin egilimlerine ve ortamdaki degismelere isaret ederek bir dusunme ve tartisma zemini hazirlamanin gayreti icine girmek daha yararli olacaktir. Bu amacla, Soguk Savastan sonra, Uluslararasi sistemdeki yapisal degisiklikleri gorup NATO'nun yeni duruma uymak icin ne gibi politikalar uyguladigini irdelemek gerekecektir. NATO'nun nasil degistigini daha iyi anlayabilmek icin, her seyden once, Soguk Savastaki NATO ile karsilastirmak yararli olacaktir. Daha sonra, NATO'nun ortak savunma teskilatindan ortak guvenlik teskilatina donusmesini ve bu donusumun sinirlarini tartisacagiz. Bu inceleme, ortak siyasi iradenin olusmasinin ve askeri yapi ve stratejinin yeni sartlara uyarlanmasinin onundeki engelleri acikliga kavusturmaya calisacaktir. Bu cercevede askeri doktrin calismalari ve Afganistan tecrubesi arasindaki etkilesim ve donusum sureci uzerindeki sonuclari ele alinacaktir. Donusumun karsilastigi sinirlamalar ve NATO'nun engelleri asma yonundeki cabalari ittifakin gelecegi konusunda bazi ipuclari verecektir.

Soguk Savas ve NATO

Ikinci Dunya Savasindan sonra, Sovyetler Birligi'nin Dogu ve Orta Avrupa ulkelerini askeri isgal ve siyasi manipulasyonlarla kendi saflarina katmasi, Stalin'in bu ulkelerde serbest secimlere izin vermeyerek Sovyet modelinde totaliter rejimler kurmasi, Savasin sona ermesine ragmen, buyuk bir konvansiyonel askeri gucu Bati Avrupa'ya karsi elinde tutmasi, Turkiye'den Bogazlarin yonetimini ve KuzeyDogu Anadolu'dan toprak talep etmesi ve Yunanistan dahil tum Balkanlar uzerindeki baskisni arttirmasi, Bati Avrupa ve ABD'yi karsi tedbirler almaya yoneltti. (5) Washington'da 4 Nisan 1949'da imzalanan Kuzey

Atlantik Antlasmasi bu tedbirlerden en onemlisiydi. (6) Basta ABD olmak uzere Kuzey Atlantik Antlasmasinin (Washington Antlasmasi olarak da anilmaktadir) tum taraflari, Kuzey Kore'nin Haziran 1950'de Guney Kore'yi isgal etmesini Stalin'in bir plani seklinde algilayarak Washington Antlasmasi zemininde askeri ve siyasi bir teskilatlanma olan NATO'yu kurdular. (7) Boylece insanlik tarihinin en yuksek duzeyde teskilatlanmis ve en uzun omurlu askeri ittifaki ortaya cikti. Avrupa, yeni bir yapisal donusume sahne oluyor ve yeniden guvenlik ikileminin icine dusuyordu. Tarihin hic de yabanci olmadigi kadim karsilikli korku tirmanmasi bir defa daha Avrupa'yi esir aliyordu.

Ikinci Dunya Savasindan hemen sonra Sovyet baskilariyla karsilasan Turkiye ve Yunanistan once Amerika'nin yardim ve korumasindan yararlandilar; 20-25 Subat 1952 Lizbon Zirvesinde de NATO'ya uye olarak kabul edildiler. (8) 1954'de ise eski dusman devletler Almanya ile italya'yi da icine alan Bati Avrupa Birligi (BAB) kuruldu. (9) 1955'de Almanya NATO'ya kabul edildi ve silahlanmaya basladi. Ayni yil Moskova'nin onderliginde Varsova Pakti kuruldu. (10) Boylece ortaya cikan yeni guc dengesi, oncekilerden bazi onemli noktalarda ayriliyordu. Yeni denge, iki super guc etrafinda yapilasan iki bloktan olusuyordu. iki super gucten biri olan ABD Ayni zamanda Avrupa guvenlik mimarisinin siyasi ve askeri bakimdan olmazsa olmaz bas aktoru haline gelmisti. Soz konusu guc dengesi son derece hassas bir dengeydi cunku konvansiyonel kuvvetlerin yaninda nukleer silahlara da dayaniyordu. Ikinci ve ucuncu derecedeki guclerin kendi bloklarini terk edip baska bir ittifaki tercih etmeleri, hatta tarafsizligi secmeleri ve kendilerine ozgu siyaset izlemeleri artik pek mumkun degildi. Cunku kucuk bir degisiklik tum sistemi istikrarsizlastirabilir, buyuk calkantilara sebep olabilirdi. Avrupa'daki dengenin Dunya'nin baska bolgelerindeki dengelerle etkilesim icinde oldugu hususu da yeni bir hassasiyet noktasini olusturmaktaydi. Tum bu yeni guc sekillenmeleri ve iliskilerinin otesinde, bloklarin birbirine karsit ideolojileri, devlet, toplum ve hayat anlayislarini temsil etmeleri de, devletlerin blok tercihlerinde tayin edici rol oynuyordu. (11)

Siyaset

Soguk Savasta NATO, Sovyet blokuna karsi iki boyutlu bir politika izledi. Bir yandan, caydirma ve koruma gorevini yerine getirirken, yani Sovyet blokunu askeri bakimdan dengelerken, diger yandan Sovyet blokuyla ortaya cikan uyusmazliklari barisci yolla cozme amaciyla politikalar ve davranis kurallari gelistirdi. Bu iki yonlu siyaset, 1967'de Harmel Raporu'nun NATO Konseyi tarafindan kabul edilmesiyle resmiyet kazandi. (12) Moskova'nin bu stratejiye ayak uydurmasi sonucunda iki blok arasindaki diyalog ve sinirli isbirligi belli bir sureklilik kazanarak silahlarin kontrolu ve Avrupa Guvenlik ve isbirligi Konferansina (daha sonra da Teskilatina--AGIT) zemin hazirladi. Bu yaklasim konvansiyonel-nukleer dengedeki degismeleri bir olcude ongorulebilir hale getirerek guvenlik ikileminin yol actigi riskleri ve korkulari hafifletti ve dengenin istikrarli bicimde barisa dogru evirilmesine yardimci oldu. (13)

NATO'nun Soguk Savas donemindeki islevleri bu cift boyutlu yaklasimla sinirli degildi. David S. Yost'un ayrintili aciklamalarindan hareket ederek NATO'nun diger islevlerini ozetleyebiliriz. (14)

--ABD ile Avrupa arasinda surekli kurumsal bir baslanti kurarak, ABD'nin askeri ve siyasi varliginin ve guvenlik taahhutlerinin devamliligini saglamak.

--ABD'yi Avrupa devletler sistemiyle butunlestirerek, Avrupa devletlerinin kendi aralarindaki yapisal catisma sebeplerini ortadan kaldirmak. Ayrica ittifak uyeleri arasindaki uyusmazliklarin cozumune dogrudan ya da dolayli sekilde yardimci olmak. Bu cercevede, Turkiye ve Yunanistan arasinda 1996'da ortaya cikan Kardak/imi'a krizinin catismaya varmadan sonlandirilmasinda ABD ve NATO'nun rolunu ornek olarak verebiliriz. (15)

--Almanya'nin yeniden guclenmesi karsisinda endiselenen muttefikleri ve diger Avrupa ulkelerini teskin etmek. Mesela 1954-1955'de Almanya'nin yeniden silahlanmasina karsi cikan Fransa NATO sayesinde ikna olmustur. (16)

--NATO kendi uyeleri arasinda nukleer silahlarin yayilmasini engellemistir. Ittifakin Avrupali uyeleri arasinda sadece Birlesik Krallik ve Fransa nukleer silahlara sahiptir. Diger uyelerden pek cogu gerekli teknolojiye sahipken, NATO ve ABD'nin guvenlik taahhutlerini yeterli gormektedirler.

--NATO, savunma planlamasinin "gayri-millilesmesine" yol acmistir. Soguk Savas boyunca, tum Avrupali uye devletlerin guvenlik politikalarini, savunma planlarini, kuvvet konuslandirmalarini, silah tedariklerini NATO'nun planlarina ve standartlarina gore duzenlemeleri gerekmistir. Ornegin Turkiye, Ege Ordusu disindaki tum askeri birliklerini NATO'ya tahsis etmisti. Yine de NATO'nun bu ileri duzeyde butunlesmis askeri yapisini fazla abartmamak gerekir. Zira barisa zamaninda uye ulkelerin askeri kuvvetleri tamamen milli komutanliklara baglidir. Sadece deniz kuvvetlerine ait bazi birimler, haberlesme ve iletisim sistemleri, erken uyari sistemleri ile askeri istihbarat tesisleri barisa zamaninda dahi NATO komutanligina bagli kalmaktadir. Fakat NATO'nun butunlesmis merkezi komuta-kontrol yapisi, milli silahli kuvvetler mensuplarinin kendilerini Uluslararasi normlara ve standartlara gore gelistirmelerini saglamistir.

--NATO, guvenlik politikalarini esgudumlemek amaciyla bir tartisma forumu sunmaktadir. Zaten Washington Antlasmasi, ortak savunmayi hukme baslayan 5. Maddesinin yaninda, 4. Maddesi ile de bir danisma mekanizmasi ongormektedir. Kasim 1990'da imzalanan Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlasmasinin (Treaty on Conventional Armed Forces in Europe--The CFE Treaty) hazirlanmasinda ve daha sonra Antlasmada yapilan degisikliklerde NATO uyelerinin birlikte hareket etmesi bu danisma ve esgudum mekanizmasi sayesinde gerceklesmistir. Benzer sekilde, 1990-1991'deki Korfez Savasi sirasinda, Kuveyt NATO uyesi olmadigi icin 5. Madde islememis, fakat uyeler yogum danismalar sonucunda uzlasi yoluyla esgudumlu bir tutum ve davranis icine girebilmislerdir. Bu uzlasi sonucunda, Turkiye dahil, pek cok uye ulkedeki NATO us ve tesisleri ABD tarafindan kullanilabilmistir. NATO'nun uzlasi ve esgudum kabiliyeti sayesinde Soguk Savasi basariyla sonlandirdigi genel olarak kabul goren bir husustur. (17)

--NATO'nun Soguk Savastaki en yararli islevlerinden biri, istikrar ve guven asilayarak ikinci Dunya Savasinda ekonomisi yikilan Avrupa'nin kalkinmasina katki saglamasidir. Portekiz, Yunanistan ve Turkiye de bu guvenli ortamdan buyuk olcude yararlanmislardir. Ayrica, askeri altyapi iniaatlari, silahli kuvvetlerin modernizasyonu ve askeri egitim konularinda NATO uyeliginin Turkiye'ye yaptigi katkilar kucumsenemeyecek kadar onemlidir.

--Tum bu saydigimiz islevlerinin otesinde, NATO'nun demokratiklesmeyi tesvik etme ve demokratik deger ve normlari vurgulayarak kimlik inia etme gibi bir islevinin oldugunu da hatirlamak gerekir. Kuzey Atlantik Antlasmasi giris bolumunde, "demokrasi prensipleriyle fert hurriyetleri ve hukukun ustunlugune gonderme yapmaktadir. Fakat NATO'nun boyle bir islevi olsa bile, bu islevin ozellikle Soguk Savas'tan sonra one ciktigini hatirlamakta yarar vardir. David S. Yost'un soyledigi gibi Soguk Savastaki NATO soz konusuysa, bu islevi abartmamak daha dogru olacaktir. (18) O yillarda, ulkelerin stratejik onemi siyasi rejimlerinin daima onune gecmistir. Ornegin transatlantik suyolunun guvenligi bakimindan Azor adalarinin stratejik degeri nedeniyle Salazar'in Portekiz'i NATO'nun kurucu uyesi olabilmisti. Benzer sekilde, Turkiye ve Yunanistan'daki askeri darbeler NATO'yu pek rahatsiz etmemisti. Hatta her darbeden sonra askerlerin NATO'ya bagli kalacaklarini tekrarlamalari rahatlatmisti, diyebiliriz. Fakat Soguk Savasta dahi, Turkiye'nin bu meseleye yaklasiminin farkli oldugunu not etmeliyiz. Turkiye ikinci Dunya Savasinda tarafsiz kalmisti. Savastan sonra, cok partili rejime gecmesinin sebeplerinden biri, hem demokratik degerlere inanan Bati dunyasina yakinlasmak hem de NATO uyeliginin kolaylastirmakti. Sovyet tehdidini karsilamanin otesinde, Turkiye icin NATO uyeliginin baska bir anlami daha vardi. Bati dunyasinin en ust duzeyde teskilatlanmis kurumunun esit bir uyesi olmak, Savasta muttefikler safinda son ana kadar yer almayan Turkiye'ye Uluslararasi politikada, statu, mesruiyet ve Batili bir kimlik kazandiriyordu. (19)

Strateji

Berlin duvarinin yikilisina kadar NATO'nun savunma politikasi ve stratejisi birinci derecede Bati Almanya'nin Dogu sinirindan itibaren Bati Avrupa'nin guvenligine ve bu bolgeye yonelen Sovyet-Varsova Pakti tehdidinin algilanmasina odaklanmisti. Bu savunma anlayisinin konvansiyonel ve nukleer olmak uzere iki boyutu vardi. NATO terminolojisinde "Merkez Cephe" olarak adlandirilan bu bolgeyi Savasa tam hazirlikli takriben 57 Varsova Pakti tumenine karsi 26 NATO tumeni savunacakti. (20) ittifakin tehdit algilamasi, Sovyet askeri doktrininin baskin seklinde taarruza ve mekanize birliklerle yildirim Savasi stratejisine agirlikvermesinden olumsuz etkileniyordu. Dogu Almanya ve Cekoslovakya'da yogumlasan Sovyet/Varsova Pakti tank ve mekanize piyade birliklerinin buyuk bir suratle Bati Almanya'ya girerek iki uc hafta icinde Mani Denizi ile Atlantik kiyilarina ulasabilecegi varsayiliyordu. Boyle bir saldiriyi konvansiyonel duzeyde kalarak durduramayacagi kanisina vardigi icin, NATO'nun askeri doktrini onemli olcude nukleer silahlara dayaniyordu. Ote yandan, nukleer silah kullanimi Savasi tirmandirarak taraflarin karsilikli imhasina kadar gidebilecegi ve buyuk bir felakete yol acabilecegi icin, NATO 1967'de "topyekun mukabele" stratejisini terk edip "esnek mukabele" stratejisini kabul etti. (21) Bu strateji, Sovyet saldirisini durdurmak amaciyla nukleer silahlara kontrollu bir sekilde kademe kademe basvurulmasini ongoruyordu. Ayrica, stratejinin geregi olarak, ittifakin nukleer esigi ne zaman ve hangi kosullarda gececegi belirsiz birakiliyordu.

Ittifakin guney kanadi (Turkiye, Yunanistan, Italya ve Portekiz-Ispanya 1982'de uye oldu) askeri stratejide goreli olarak ikinci derecede role sahipti. Esas tehdit merkez cepheden algilaniyordu. Guney kanat ise, son tahlilde, merkez cephenin guvenlik ve savunmasina katki yapmakla gorevliydi. Bu yondeki en buyuk katki Turkiye'den geliyordu. Buyuk askeri gucuyle Turkiye ve daha kucuk olcekli Yunanistan birlikte otuz kadar Sovyet /Varsova Pakti tumenini guney kanadin Dogusuna, ozellikle Karadeniz'in cevresine bagliyordu. (22) Aksi halde bu kuvvetler Sovyetlerin Avrupa'ya yonelik kuvvetlerini takviye ederek Bati Almanya ve Bati Avrupa uzerindeki baskiyi onemli olcude artiracakti. Turkiye'deki NATO ve ABD varligi da (usler, dinleme tesisleri ve radarlar) Sovyet stratejisini zorlayarak merkez cephe uzerindeki baskiyi hafifletiyordu. Turkiye'nin bogazlari kontrol etmesi ise ozellikle Savas sirasinda, Sovyet Karadeniz Filosunun Akdeniz'e gecmesini ve lojistik destegini engelliyordu. Boylece, NATO'nun Akdeniz'e egemen olmasi saglaniyordu. Turkiye'nin tarafsizlasarak Sovyet baskilarina acik hale gelmesi Yunan adalarinin da kisa surede dusmesine sebep olabilir ve NATO'nun Akdeniz'deki savunma hattinin iki bin kilometre kadar Batiya, italya, Sicilya ve Bon burnu hattina cekilmesine yol acardi.

Ozetleyecek olursak, NATO stratejisinde merkez, Almanya ve Bati Avrupa'ydi. Turkiye dahil Guney Kanadin tali bir rolu vardi. Fakat bu rol stratejik bakimdan onemliydi. Turkiye'nin NATO uyeligi, barisa zamaninda Sovyetlerin sanayi bolgelerini, enerji kaynaklarini ve askeri bolgelerini ittifak tarafindan izlenebilir duruma, Savas zamaninda ise, taarruza acik hale getiriyordu. Benzer sekilde, Portekiz'in, italya'nin ve Kuzey Kanattaki Norvec'in rolleri de merkez cepheye destek olmakti. Italya, Akdeniz'in kontrolu icin onemliydi. Atlantik Okyanusu'nun ortasindaki Azor adasinin sahibi olan Portekiz, Avrupa'yi ABD'ye baslayan deniz ve hava yolunun guvenligi icin ve Norvec ile Danimarka da Kuzey Denizinden Atlantik'e cikis yollari bakimindan stratejik degere sahipti.

Bu noktada yanlis anlamalara meydan vermemek amaciyla bir hususun altini cizmek gerekir. Merkez cepheyle guney kanat arasinda yapilan bu ayirimin sadece askeri stratejik bir anlami vardi. Washington Antlasmasindan dogan haklar ve yetkiler bakimindan uyeler arasinda farklilasma soz konusu degildi. Hukuki bakimdan durum boyle olsa da, ittifak icindeki guc iliskileri elbette belli bir hiyerariik farklilik yaratiyordu. Bu farklilik merkez cephe ulkeleri ile kanat ulkelerinden cok en carpici sekilde, ABD ile diger uyeler arasinda ortaya cikiyordu. Ihtilafli ic meselelerde danisma sureci islerken Washington'un baskisni hissetmemek mumkun degildi. Bu durumun, Soguk Savas sartlari icinde Uluslararasi sistemin esneklige izin vermemesinin sonucu oldugu da dusunulebilir. KIzil Ordu'nun 1956'da Macaristan'a ve 1968'de Cekoslovakya'ya yaptigi askeri mudahaleler dusunulurse, ABD'nin baskilarinin zorlayici diplomasi duzeyini asmadigi soylenebilir. Hatta uye devletler zaman zaman Amerika'nin baskilarina direnerek Washington'un isteklerini yerine getirmeyebilmislerdir. Izleyen paragrafta gorulecegi gibi, NATO'nun tarihinde bunun orneklerini bulmak zor degildir.

Soguk Savasin risklerine ragmen, NATO icindeki tartismalar hic bitmemis ve uyelerin uzlasmasi zaman zaman mumkun almamistir. Tartismali konulardan bazilarini burada zikretmek aydinlatici olacaktir. Nukleer silahlarin "caydiriciligi" ve "inandiriciligi" adeta gundemden hic dusmeyen bir konu olmustur. Taktik nukleer silahlarin ve orta menzilli fuzelerin Alman topraklarina konuslandirilmasi Almanlari daima tedirgin etmistir. (23) Oysa bu silahlari Almanya'da konuslandirmadan "esnek mukabele" stratejisini uygulamak mumkun degildi. (24) Norvec, nukleer silahlarin kendi topraklarinda konuslanmasini hicbir zaman kabul etmemistir. Turkiye, ulkesindeki taktik nukleer silahlarin modernizasyonuna Sovyetleri rahatsiz etmekten cekindisi icin hep suphe ve endiseyle yaklasmis, modernizasyona belli bir noktadan sonra karsi cikmis ve sinirlamistir. Nukleer silahlarla ilgili baska bir kriz de Turkiye ile ABD arasinda cikmistir. Kuba krizine (1962) son vermek amaciyla Kennedy ile Kruscev arasinda yurutulen pazarliklar sonucunda ABD'nin Turk hukumetine haber vermeden orta menzilli Jupiter fuzelerini Turkiye'den cekmesi iki devlet arasinda guven bunalimina sebep olmustu. (25) Baska bir sorun da, NATO'nun sorumluluk alani ile ilgiliydi. ABD, Orta Dogu ve Basra Korfezi petrolunun daha iyi korunmasi amaciyla NATO'nun sorumluluk alaninin o bolgeye kadar genisletilmesini istiyordu. Fakat ittifakin, Turkiye dahil, Avrupali uyeleri bu istege daima karsi ciktilar; tartismalar uzadi ve olumlu bir sonucu varilamadi. (26) Bitmeyen baska bir tartisma da, ABD ile Avrupali uyeler arasinda yuk ve masraf paylagimi ile ilgiliydi. (27)

Turkiye ile Yunanistan arasinda cikan Ege Denizi uyusmazligi NATO'nun o bolgedeki komuta-kontrol alanlarinin paylagilamamasini da kapsayinca, ittifakin o bolgedeki savunma plan ve tertiplerini zaafa usratmisti. KIbris sorunu sebebiyle ABD yonetiminin Turkiye'ye karsi tavir alarak Baskan Johnson'un Basbakan inonu'ye kaba ve tehditkar bir mektup gondermesi ve 1975'den 1978'e kadar Turkiye'ye uygulanan silah ambargosu iki ulke arasindaki guveni buyuk olcude sarsmisti. (28)

Uluslararasi Sistemin Donusumu

Soguk Savasa NATO gozlusuyle baktiktan sonra, simdi de bu Savasin bitiminden sonraki sistemik Gelismeleri, NATO'nun bu degisim surecine nasil kendini alistirmakta oldugunu ve bu cabanin ne olcude ve ne tur sonuclar verdisini gorelim. Berlin duvarinin yikilmasindan kisa bir sure sonra, Sovyetler Birligi dagildi, Orta ve Dogu Avrupa ulkeleri Sovyet etki alaninin digina cikti, iki Almanya birlesti ve Varsova Pakti ortadan kalkti. Sovyet ve Avrupa siyasi cografyasindaki radikal degisiklik Rusya'nin icindeki rejim desigiklisi ve reform sureciyle birlesinceSovyetler Birligi buyuk olcude tehdit olmaktan cikti. Dunya politikasina hakim olan cift kutuplu yapinin cokmesiyle "kuresellesme" olgusu ivme kazandi. (29)

Yeni Uluslararasi sistemin olusumunu tamamladigini henuz soyleyemeyiz. Kuresellesme, bir surec olarak belli ozellikler gostermektedir. Sosyal, siyasi ve ekonomik faaliyetler devletlerin ulke sinirlarini asmaktadir. Olaylar, kararlar ve eylemler dunyanin diger koselerinde yasayan insanlar ve toplumlar bakimindan da onem arz etmektedir. Mesela, istikrarsiz bolgelerdeki ic Savaslar ya da ekonomik krizler buyuk capta goclere sebep olmakta ve toplumsal sorunlar Dogurmaktadir. Bir ulkede baslayan ekonomik kriz tum dunyayi sarmakta, en azindan etkilemektedir. Dunya capindaki iletisim ve ulagim sistemlerinin Gelismesi sonucunda kuresel duzeyde her turlu iliski ve islemin yurutulmesi gittikce artan bir hiz kazanmaktadir. Belki de hepsinden onemlisi, tum bu Gelismeler sonucunda ulusal ile Uluslararasi olanin, yerel ile kuresel olanin ic ice girmesidir. Baska bir deyisle, devletlerarasi karsilikli basimliliklarin cok otesinde, toplumlararasi ortak cikar ve faaliyet alanlari belirmektedir. Mesela, terorle, suc orgutleriyle ve cevre sorunlariyla mucadele icin diger devletler ve devlet olmayan kuruluslarla isbirligi yapmak zorunlu hale gelmistir. Bugun artik enerji guvenligi bir ortak cikar ve faaliyet alani olmustur.

Kuresellesmenin baska bir etkisi de, demokrasi, insan haklari, hukukun ustunlusu ve cogulculuk gibi degerler ve bunlari tanimlayip hayata geciren normlarin gittikce evrensel bir nitelik ve genisleyen bir uygulama kazanmasidir. Bu deger ve normlar ile bolgesel ve kuresel istikrar ve barisa arasindaki irtibat konusunda, ozellikle Bati camiasinda, yaygin bir inancin mevcut oldugu da goruluyor. Bu anlayis, NATO ve genellikle Bati camiasi bakimindan demokratik rejimlerle yonetilen devletlerin jeopolitik degerini artiriyor. (30)

Kuresellesmenin ozelliklerinden biri de, Uluslararasi alanda faaliyet gosteren aktorlerin cesitlenmesidir. Birlesmis Milletler (BM), NATO, Avrupa Guvenlik ve isbirligi Teskilati(AGiT) ve AB gibi kuruluslarin faaliyet alanlari genislemektedir. Bu tur devletlerarasi kuruluslar zamanla devletlerden ayri bir kimlik kazanmakta, cok tarafli politikalarin zeminini hazirlayarak devlet eylemlerinin mesruiyet kaynagi haline gelmektedir. Devletlerarasi teskilatlanmanin yaninda, sivil toplum kuruluslari ve cok uluslu sirketler yogum sekilde devlet sinirlarini asan sosyal, kulturel, ekonomik ve siyasal iliskilere girmekte ve buyuk olcude devletlerin yetki ve kontrolunun diginda her alanda faaliyette bulunmaktadirlar. Bunlar en ileri teknolojileri kullanarak kamuoylarini etkileyebilmekte ve dolayisiyla devlet politikalarina sinirlamalar koyabilmektedirler. Yasal kuruluslarin otesinde, teror orgutleri de gayrimesru siddete basvurarak siyasi amaclarini gerceklestirme yoluna gitmekte ve diger kuruluslardan destek ve yardim alabilmektedirler.

Kuresellesme, devleti yegane ekonomik, siyasi ve askeri guc merkezi olmaktan cikarmistir. Baska bir deyisle guc, goreli olarak gayri milli bir nitelik kazanmaktadir. Devletlerin faaliyet, yetki ve kontrol alanlari gittikce daralmaktadir. Pek cok konu ve sorun devletlerin munhasir yetki alanlarinin diginda kalmakta ve onlenemez bir sekilde devletlerin ulke sinirlarini asan boyutlar arz etmektedir. Bu Gelisme de devletlerin, Uluslararasi kuruluslara ihtiyacini artirmaktadir. Fakat bu Gelismeler devletlerin ortadan kalkmakta oldugunu vurgulamiyor; sadece kuresellesmeyi, yani dunya politikasindaki yapisal degisime isaret ediyor. Bu yapisal degisim surecinin icinde devletler onemli aktorler olmaya devam ettikleri gibi, yeni ulus-devletler de ortaya cikiyor. Kuresellesme, toplumlarin devlete duyduklari ihtiyaci artiriyor. Ekonomik krizlere care aramak, terorizmle mucadele etmek gene devletlere dusen bir gorev ve sorumluluk olmaya devam ediyor. Toplumlarini tatmin etmek ve korumak icin devletlerin sinir asiri duzeyde daha faal ve daha etkili olmalarini zaruri kiliyor. Cunku yeni yapilanmada, ulke icindeki siyasi hedeflere varmak, ancak sinir asan duzeyde isbirligine girmekle mumkun olabiliyor. Son olarak, bir hususu daha hatirlamakta yarar var. Kuresellesme Savasi ve siddeti ortadan kaldirmiyor. Tam tersine, Savasin asimetrik turunun ve terorizmin arttigina tanik oluyoruz. Toplumu Savasa, terore ve her turlu siddeti eylemine karsi koruyabilecek en etkili kurum, devlet olmaya devam ediyor.

Tum bu radikal degisikliklere ve Uluslararasi yapinin cesitlenmesine ragmen, Uluslararasi toplumdaki guc bolunmesi ve merkezilesmemis hukuki duzen Uluslararasi iliskilerin temel ozellisi olmaya devam ediyor. Boyle bir yapi icinde "guvenlik", her ne kadar icerisi degisse de, bireyler, toplumlar ve devletler bakimindan oncelikle korunmasi gereken bir deger olmayi ve yoklusu da bir endise kaynagi olmayi surduruyor. Tum toplumlar guvenlik endiselerini hafifletmek icin guvenlik guclerine ve tertiplerine bugun de ihtiyac duyuyorlar. Bu cercevede, askeri kuvvetlerin onemli bir islevi oldugu bugunku dunyamizda da tum toplumlar tarafindan kabul ediliyor. Fakat, belirttisimiz gibi, Soguk Savastan sonra yasadigimiz baska bir Gelisme, bireyin ve toplumun guvenliginin en az devletin guvenligi kadar onemli oldugu ve bu guvenligin hukukun ustunlusu, insan hak ve ozgurlukleri ve demokrasi olmadan korunamayacagi anlayigini da one cikariyor. Yeni sistemik olusumun bu ozellisi NATO gibi siyasi-askeri teskilatlanmalara hala ihtiyac duyulabilecegini telkin ediyor. Buna ek olarak, etnik milliyetcilisin, din ve mezhep ayriliklarinin sebep oldugu ya da tirmandirdigi "cok tarafli" siddeti ve catismalarin engellenmesi ve kontrolu guvenlik isbirligine ihtiyaci artiriyor. Fakat daha sonra somut olaylara ve egilimlere indisimiz zaman, sorunun bu kadar basit ve erken bir yargiyla gecistirilemeyecegini, cok daha karmagik oldugunu gorecegiz. "NATO'nun donusum sureci bu karmagikligin ustesinden gelebilecek mis" sorusu gecerlilisini surduruyor. (31)

NATO'nun Donusumu

Berlin duvarinin yikilmasindan hemen sonra ittifak kendine yeni gorevler belirlemeye basladi. Ilk olarak Birlesmis Milletler eski Yugoslavya'daki ic Savas nedeniyle, kuvvet kullanma imkan ve kabiliyetine sahip bir "muttefik" aramaya baslayinca, (32) NATO bu gorevi kabul etti. Muttefik deniz kuvveti Adriyatik'te BM'nin Yugoslavya'ya koydusu silah ambargosunun uygulanmasini denetledi; Muttefik hava kuvveti ise, Bosna Hersek ve Hirvatistan hava sahasini SIrp ucaklarina ve helikopterlerine kapatarak ve BM Barisa Operasyonuna (UNPROFOR) koruma ve destek vererek yardimci oldu. (33) Bunun otesinde, Orta ve Dogu Avrupa ulkelerini uyelise alan NATO, genisleme iradesini de acikca ortaya koydu. Bu kadar ani bir siyaset ve eylem desigiklisi, Varsova Pakti gibi NATO'nun da dagilacagini bekleyen Rusya icin kotu bir surpriz oldu. 1990'larin ilk yarisindan beri degiserek faaliyetine devam eden NATO, 24 Nisan 1990'da Washington Zirvesinde Soguk Savas sonrasindaki ilk Stratejik Konseptini kabul etmisti. (34) Askeri etkinlisi artirmak amaciyla, ittifakin askeri yapisinin, yeteneklerinin ve doktrininin stratejik duzeyde donusumune onculuk etmek uzere 2002'de Transformasyon Yuksek Muttefik Komutanligi (Supreme Allied Commander Transformation--SACT) kuruldu. (35) SACT ittifakin askeri ve siyasi organlarina tavsiye ve onerilerde bulunmak uzere planlandi. Bu organ donusumun devam eden sinirsiz bir surec olarak anlagildigini gosteriyordu.

Stratejik Konsept en yeni sekliyle 19 Kasim 2010'da Lizbon Zirvesinde kabul edildi. (36) 1999'daki Stratejik Konsept ile 2010'daki arasinda bazi farklar goze carpmaktadir. Yeni belgede siber saldiri tehdidi onemle vurgulanmaktadir. (37) Oysa 1999'da boyle bir teh dit soz konusu edilmemisti. 1999'daki Stratejik Konseptte teror, sabotaj ve orgutlu suclarla birlikte, bir "guvenlik riski" olarak belirtilirken, 2010'daki belgede bagli basina "dogrudan tehdit" olarak vurgulanmistir. (38) Benzer sekilde NATO sinirlari otesindeki istikrarsizliklar ve catismalar da, teror gibi cesitli asiriliklara yol acacaklari sebebiyle dogrudan tehdit olarak degerlendiriliyor. (39) Oysa, 1999 Konseptinde, Ayni turden olaylarin NATO'nun guvenligini etkileyebilecegi belirtilmekteydi. (40) Ayrica, yeni Stratejik Konseptte, yeni teknolojilerin Dogurdusu guvenlik risklerinin, ikmal ve intikal yollarinin, tagimaciligin ve Uluslararasi ticaretin guvenliginin de alti cizilmektedir. Her iki Konseptte de nukleer silahlar ve diger kitle imha silahlari ve bunlarin teror orgutlerinin eline gecmesi buyuk bir tehlike olarak vurgulanmaktadir. (41)

Yeni Stratejik Konseptin giris bolumunde gelecekte yeni imkanlar ve ortaklarla birlikte yeni tehditlere karsi koyabilmek icin bazi temel noktalara dikkat cekilmektedir: Uyeler arasindaki guvenlik ve savunma dayanismasinin ve bu cercevede transatlantik baslantisinin saglam tutulmasi; ittifakin krizlerin onlenmesi, catismalarin yonetilmesi ve catisma sonrasi durumlarda istikrarin temini; yeryuzunun her tarafindaki NATO'ya ortak devletleri NATO'nun yonettisi operasyonlarin bicimlenmesine katkida bulunmaya cagirmak; nukleer silahlardan arinmis bir dunya yaratmanin sartlarini hazirlamayi taahhut etmek, fakat nukleer silahlar var oldukca, NATO'nun da nukleer silahlara sahip olmaya devam edecegini teyit etmek; demokratik standartlardan vazgecmeyen tum Avrupa demokrasilerine ittifakin kapisini acik tutmak; ve daha etkili, daha verimli, ve daha esnek bir ittifak icin reform politikasina devam etmek.

Stratejik Konsept 2010, uye devletler ve toplumlarin guvenlik ve savunmasini hem en temel amac, hem de en temel ilke olarak tekrarlamaktadir. Ittifakin temel tagi olarak kabul ettisi bu amac ve ilkenin yaninda su ilkeleri de belirlemektedir: (42) NATO'nun, demokratik degerlere, insan haklarina ve hukukun ustunlusune inanan uyelerden olusan bir topluluk oldugu; Birlesmis Milletler Antlasmasinin amac ve ilkelerine taviz vermeden uymak ve BM Guvenlik Konseyinin barisa ve guvenligin korunmasi konusundaki oncelikli sorumlulusunu kabul etmek; ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasindaki siyasi ve askeri baslantiyi guclu tutmak. Bu amac ve ilkelerin otesinde, Stratejik Konsept NATO devletlerinin ve halklarinin guvenligini saglamak amaciyla uc temel gorevi yerine getirme taahhudunde bulunmaktadir. Ilk olarak her zaman oldugu gibi, Washington Antlasmasinin 5. Maddesindeki ortak savunma (caydirma dahil) taahhudunu teyit etmektedir. Lizbon belgesi "kriz yonetimi"ni, ittifakin ikinci ana gorevi olarak tekrarlamaktadir. Bu gorev, catismalarin cikmasi ve tirmanmasinin engellenmesini, barisi koruma operasyonlarini ve barisin iniasini kapsamaktadir. Stratejik Konsept ucuncu ana gorev olarak "guvenlik icin isbirligi"ni ongormektedir. Bunun anlami, ittifakin sinirlari disindaki Uluslararasi guvenligi, ortakliklar ve Uluslararasi kuruluslar ile isbirligi yaparak guclendirmektir. Daha once de belirtildisi gibi ittifak, bu cercevede, tum Avrupa demokrasilerine kapisini acik tutmaktadir. (43) Ayrica Ayni amacla, Rusya ve Ukrayna ile ozel ortaklik iliskileri kurmus, basimsizligina yeni kavusan Avrasya ulkeleri ve Orta Dogu ve Kuzey Afrika ulkeleriyle (MENA) ortaklik ve isbirligi tesis etmistir. (44) NATO'nun yenilenmis Stratejik Konsepti muttefik ulkelerin, ittifakin ilke ve gorevlerine bagliliklarini vurgulayan kapsamli bir belgedir. Fakat, degismekte olan Uluslararasi sistem icinde, uyelerin ve ortaklarin soz konusu amac ve gorevlerin yukunu tagiyip tagiyamayacaklari tartismaya acik bir konudur. Baska bir deyisle, Uluslararasi sistemdeki ve ittifak ulkelerindeki toplumsal ve siyasi degisikliklerin hukumetlerin siyasi iradeleri uzerindeki etkisi nasil ortaya cikmaktadir ve cikacaktiri Stratejik Konsept, bu soruyu ortaya atip, cevaplandirma yoluna gitmemistir. Onun icin, genel ortak bir irade ortaya koymasina ragmen, bir temenniler belgesi olmaktan oteye gecmemistir. Ortak irade belgeye fazla genel, muphem ve esnek bir irade olarak yansimaktadir.

Bu noktadan sonra, NATO'nun yukarida belirtilen uc ana gorevini yerine getirirken karsilastigi ve karsilasabilecegi engelleri ya da sinirlamalari irdelemek yerinde olacaktir. Muttefiklerin, konvansiyonel tehditlerin yaninda etnik ve dini catismalar, kitle imha silahlari ve teror konularinda ortaya cikan yeni guvenlik sorunlarini karsilamak icin ittifaka ortak guvenlik ve savunma kurulusu olarak ihtiyaci surmektedir. Bununla birlikte, NATO'nun gelecegi konusunda supheler hala soz konusudur. Balkanlar ve Irak'taki zorlu tecrubeler, Atlantik'in iki yakasindaki siyasi elitleri ve uzmanlari NATO'nun Afganistan'daki gorevini bir mihenk tagi gibi gormeye yoneltmistir. (45) Oysa Afganistan diginda NATO'yu etkileyen daha derin yapisal etkenler mevcuttur. Bu etkenleri, ortak siyasi iradeyi etkileyen sinirlamalar ve askeri strateji ve doktrinle ilgili sorunlar olarak ikiye ayirabiliriz. Ekonomik ve finansal sorunlar her iki alani da etkilemektedir. Bu cercevede Afganistan tecrubesinin etkilerini de irdelemeden gecemeyiz.

Siyasi Sorunlar

Soguk Savasin sona ermesi Uluslararasi sistemde iki onemli degisime sebebiyet verdi. Ilk olarak, Sovyetler Birligi ve Varsova Paktinin yikilmasiyla ABD tek super guc olarak kendini gosterdi. Amerika ile diger devletler arasinda o kadar buyuk bir dengesizlik ortaya cikti ki, ABD ekonomik bakimdan olmasa bile, siyasi ve askeri bakimimdan bugunku ustun durumunu daha uzun sure devam ettirme niyetinde oldugunu belli etmektedir. Hic suphesiz, Irak ve Afganistan olaylarinin gosterdisi gibi, bu ustunluk mutlak bir hegemonya seklinde surmemektedir. Zaten Washington'un da boyle bir niyetinin olmadigi, Obama yonetiminin tutum ve politikalariyla aciklik kazanmistir. Fakat sunu da Ayni aciklikla goruyoruz ki, ABD dunyanin pek cok bolgesinde siyaseten hala etkili olmakta ve dunyanin her kosesine askeri mudahalede bulunma imkan ve kabiliyetini potansiyel olarak elinde tutmaktadir. ABD'nin dunya ekonomisi ve siyasetindeki nispi gerilemesi ve karsilastigi stratejik sorunlarin cozumuyle ilgili tartismalar baslamistir bile. (46)

Ikinci onemli Gelisme, bolgesel guvenlik endiselerinin, Soguk Savasta oldugu gibi kuresel guc dengesi acisindan degil, fakat her bolgenin kendi acisindan degerlendirilmeye baslanmasidir. Bunun sonucu olarak, NATO'nun merkez cephesinin onemi buyuk olcude azalmistir. Buna mukabil, ittifakin guvenlik kaygilari, Orta Dogu dahil, Doguya kaymistir. Bu Gelisme NATO'nun guney kanadinin stratejik onemini on plana cikarmistir. Bu Gelismenin baska bir sonucu olarak Orta Dogu'da, Latin Amerika'da ve Dogu Asya'da kuresel dengenin bolgesel politikalar acisindan etkisi buyuk olcude azalmistir. Cin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Turkiye gibi bolgesel gucler, sistemdeki yeni esneklikten yararlanarak one cikmaktadirlar. Bu devletlerin politikalari cesitlenmektedir. ittifakin lideri olan ABD bazi muttefiklerinin zaman zaman ortak cizgiden uzaklastigini gormektedir. Nispeten kucuk muttefikler, artik kendi bolgesel politikalarini kendileri tespit etmek, kendi sorunlarini kendileri cozmek istemekte ve Amerika'nin buna katlanmasini beklemektedirler. Mesela, Turkiye'nin nukleerlegen iran'a karsi politikasi ABD ve diger NATO muttefiklerinin surdurdukleri politika ile tam olarak ortusmemektedir. Turkiye ile israil arasindaki agir gerginlik ABD'yi rahatsiz etmektedir. NATO'nun Libya'ya havadan mudahalesi krizin baslarinda Turkiye'nin isteklerine uygun dusmemistir. ileride, NATO'nun bir Orta Dogu ulkesine, mesela Suriye'ye mudahalesi soz konusu olursa, mutabakat surecinin zorluklarla karsilasmayacagi garanti edilemez.

Stratejik Konseptin onemle uzerinde durdusu transatlantik baslanti ve dayanismasi da hem Uluslararasi sistemdeki yapisal degisimden hem de her iki tarafin ic dinamiklerinden etkilenmektedir. Avrupa, Amerikalilarin gozunde bir sureden beri goreli olarak stratejik onemini yitiriyor. Washington'un bakigi Orta Dogu ve Asya'ya kayiyor; guvenlik ve ekonomi acisindan Avrupa heyecan ve endise verici bir cografya olmaktan cikiyor. ABD, ekonomik ve finansal acidan, Avrupali muttefiklerinden cok Asya-Pasifik bolgesine bagli hale geliyor. Washington'daki siyasi karar vericilerin yapilanmasinda gerceklegen degisiklik de bu egilimin durmasina yardimci olacak nitelikte degildir. Soguk Savasta Avrupa'ya yonelik dusunme aliskanligi edinmis siyasi elitler artik gorevde degiller. Bugun ABD'de siyaset artik ya tek tarafli hareket etmeyi tercih eden oldukca yerel bir kulture ve aliskanliklara sahip yeni muhafazakarlar tarafindan, ya da eskilerden farkli entelektuel cevrelerden gelen ve gene eskilerden farkli siyasi ve sosyal tecrubeler edinmis cok kozmopolit bir elit zumre tarafindan yurutulmektedir. (47)

NATO'nun Avrupali muttefikleri Soguk Savasta dahi hem ABD'nin liderlisinin ittifak icin zorunlu olduguna inanmislar, hem de bu liderlikten pek hoinut kalmamislar ve rahatsizliklarini gizlememislerdi. Bu celiskili duruma zaman zaman Washington'un bazi davranis ve baskilarinin da sebep oldugu dogrudur. Bu guvensizlik ozellikle Fransa'da doruk noktasina cikmis. Almanya'da ise ortulu olmakla birlikte daima var olmustur. (48) Turkiye'de de zaman zaman cesitli vesilelerle yukselmis ve Soguk Savastan sonra kamuoyunda en yuksek noktaya erismistir. (49) Bati Avrupa'da da Soguk Savastan sonra guven sorunu devam etmistir. NATO ve ABD'ye en yuksek guven ittifak'a yeni uye olan Dogu ve Orta Avrupa ulkelerinde gorulmektedir.

Avrupa Birligi'nin Almanya ve Fransa gibi onde gelen uyelerinin gozunde Amerika'nin cok taraflilik politikasi Alman Sosyal Demokrat Partisinin onde gelen dusunce adami Egon Bahr'in deyisiyle "esnek ve ABD'nin keyfine bagli" olan bircok tarafliliktir. (50) NATO sorumluluk alanini genisleterek kuresellegtisi icin cok taraflilik sadece NATO uyeleri arasinda degil, ABD ile uye olmayan ulkeler arasinda da soz konusudur. ABD, baglica bolgesel gucler ile stratejik ortakliklar olusturarak islerini yurutmektedir. Avrupa Birligi'nin lider konumundaki ulkeleri bu tur ozel stratejik tertipleri NATO uzerinde ayrimci etkiler yapabilecek ve Amerika'nin bolgeler uzerindeki etkisini artiran "ilimli" bir kontrol araci olarak gormektedirler. Onlara gore, bu tur ilimli denetim her ne kadar gorunuste zorlama icermese ve mutabakata dayanan bir yaklasim anlamini tagisa da, Amerika Avrupali muttefiklerinden uyumlu davranislar beklemektedir. Bazi muttefiklere gore, bu tur beklentiler ittifak dayanismasina yarar saglamaktan uzaktir. Bu dusunceler NATO organlarinda onumuzdeki yillardaki onemli kararlarda mutabakatin gittikce sorunlu olacagini gostermektedir. (51)

Soguk Savasta, "gorevi tayin eden koalisyondu". Bu demektir ki, tehdit belirgin ve hemen hemen degismez oldugu gibi, tehdide ve muhtemel saldiriya karsi koyacak "koalisyon" da belliydi ve NATO uyelerinden olusuyordu. Baska bir deyisle gorevi koalisyon olusturuyor ve Washington Antlasmasinin 5. Maddesi bakimindan sorun cikmiyordu. Askeri operasyona katilanlar tumden ittifak uyesi olduklari icin, 5. Madde onlari kapsiyordu. Oysa bugun artik NATO cesitli sekillerde eski gorev ve sorumluluk alaninin digina tasmaktadir. Uyeleri diginda, 5. Madde korumasi diginda kalan ortaklar edinmektedir. Bunun yaninda, 5. Maddenin diginda kalan kriz yonetimi ve barisi koruma ve destek operasyonlarina girismektedir. Bu operasyonlara NATO semsiyesi altinda ittifakin ortaklari, hatta ortak dahi olmayan devletler de katilabilmektedir. Operasyon sirasinda bu ulkelerin askeri birlikleri, hatta ulkeleri, rakip devletlerin ya da devlet olmayan birimlerin saldirisina maruz kalirsa, 5. Maddenin uye olmayan fakat NATO'ya katki yapan bu devletleri korumak icin isleyip islemeyecegi tartismali bir soru olarak ortadadir. Diyebiliriz ki, NATO'nun adaptasyon sureci NATO'nun en temel amaci olan ortak savunma taahhudunu daha da muslaklagtirmistir. (52) Tehditlerin ve risklerin cesitlenmesi, ittifakin ozgun sorumluluk alaninin disindaki faaliyetlerin artmasi ve uye sayisinin cogalmasi 5. Maddenin cesitli sekillerde yorumlanmasina yol acmaktadir.

Ileride karsilagilacak zorluklarin ilk isaretleri olarak, bazi uye ulkelerin Turkiye'ye Birinci Korfez Savasinda muttefik mudahale gucunun (Allied Mobile Force) Hava Kuvveti, ikinci Korfez Savasinda da, Patriot hava savunma fuzeleri gonderilmesi konusundaki tereddutleri, bir Avrupa hukumetinin de 9/11'den sonra El Kaide terorune karsi Kuzey Atlantik Paktinin 5. Maddesinin isletilmesi konusunda Washington'un istegini kabul etmekteki isteksizlisi, buna ilaveten 5. Maddenin isletilmesi konusunda ortaya cikan hukuki sorunlar konusundaki burokratik tartismalar gosterilebilir. (53) Her seye ragmen, bu uc olayda, Kuzey Atlantik Konseyi sonucta ABD'nin zorlamasi ile karar almis ve harekete gecmisti. Ozellikle, 5. Maddenin terore karsi uygulanmasi NATO tarihinde bir donum noktasi olmustu. Fakat Ayni zamanda, bu olaylar, bu cesit menfaat farkliliklarinin 5. Maddede ongorulen ortak savunmayi tehlikeye atabilecegini de gostermistir. 5. Madde uzerindeki tereddutler Rusya konusunda da bolunmeye yol acmistir. Eski Varsova Pakti ulkeleri ve Baltik ulkeleri gibi yeni uyeler Rusya'dan gelebilecek muhtemel tehditlere karsi ozel garantiler istediler. Halbuki NATO Rusya'yi onemli bir ortak olarak kabul etmisti. Dolayisiyla, muttefiklerin geri kalani bu isteklere olumlu cevap vermekte isteksiz davrandilar.

Rusya'nin baskisni karsilamak amaciyla 5. Maddenin inandiriciligini artirma konusunda uc ayri gorus ortaya cikmistir. (54) Birinci goruse gore, ozel guvenlik antlasmalari ile kritik stratejik bolgelerde NATO'nun askeri tatbikatlarini ve askeri kuvvet konuslanmalarini artirarak ve muhtemel durum planlari hazirlayarak ittifakin savunma taahhutlerini guclendirmek gerektisi savunulmaktadir. Bu yaklasim daha cok Polonya ve Baltik ulkeleri tarafindan benimsenmektedir. Norvec'in de bu yaklasima destek verdisini soyleyebiliriz. Rusya endisesi, hatta korkusunu, one cikaran bu yaklasim, Asustos 2008'de Rusya'nin Gurcistan'da giristisi askeri harekattan sonra daha da guclenmistir. Putin-Medvedev yonetiminin Ukrayna uzerinde kurduklari baski politikasi dikkate alinirsa, ittifak icindeki benzer endiselerin devam edecegi soylenebilir.

Ikinci gorusu benimseyenler, NATO'nun savunma ve caydirma taahhudunu ittifakin temel tagi olarak her firsatta vurgulamakla birlikte, 5. Madde disindaki askeri gorevlerin (kriz yonetmi ve barisaa destek operasyonlari) onemine de agirlikvermektedirler. Ozellikle NATO'nun donusumu bakimindan vazgecilmez sayilan bu tur operasyonlari one cikaran yaklasim ABD, Birlesik Krallik, Hollanda, Kanada ve Danimarka tarafindan benimsenmektedir. Turkiye'nin de bu goruse egilim gosterdisini soylemek mumkundur. (55) Turkiye Soguk Savastan sonra, BM'nin, NATO'nun, hatta AB'nin bu tur askeri operasyonlarina buyuk ilgi gostermis ve fiilen katilarak destek olmustur. Fakat bu yaklasimi benimseyen uyelerin, yeni uyelerin Rusya ile ilgili endiselerini kucumsediklerini ve gormezden geldiklerini soyleyemeyiz. Aksine, zaman zaman ABD'nin de tesvikiyle onlara anlayis gostererek tatmin etmeye calismaktadirlar. Mesela, ortak askeri tatbikatlar ve silahli kuvvetlerin modernizasyonu ve 5. Maddenin soz ve belgelerle daima vurgulanmasi gibi faaliyetlere destek vermektedirler. Fakat bu arada ozellikle iki hususa dikkat etmektedirler: Moskova'yi tahrik etmemek ve ittifakin butcesi hazirlanirken 5. Maddenin diginda kalan askeri operasyonlar icin gerekli NATO imkan ve kabiliyetlerinin gelistirilmesini ihmal etmemek.

Ucuncu gorus ise, NATO ile Rusya arasindaki iyi iliskilerin gelistirilmesini one cikaran yaklasimdir. Almanya'nin basini cektisi bu gruba italya ve daha dusuk duzeyde Fransa da katilmaktadir. ZImnen de olsa, Belcika, ispanya ve Portekiz de destek vermektedir. Bu yaklasima sahip olanlar, savunma taahhutlerinin saglamlastirilmasi gundeme gelince Rusya'nin tehdit algilamalarina ve guvenlik hassasiyetlerine oncelik verme egilimindedirler. Bunlara gore, 5. Maddeyi fazladan askeri tedbirler yoluyla saglamlastirmaya gerek yoktur cunku ittifakin Rusya'dan kaynaklanan ciddi bir tehdit algilamasi soz konusu degildir. Boyle bir durumda fazladan askeri tedbirler hem Rusya'daki sertlik taraftarlarina guc kazandirir, hem de Rusya'yi karsi tedbirler almaya mecbur birakarak yeni gerilimler yaratir. Bu konuda Alman hukumeti yeni uyelere karsi zaman zaman tavrini sertlegtirerek bu gibi taleplerin guvenlik sebeplerinden cok kamuoylarini tatmin etmek icin ileri suruldusunu iddia etmektedir. (56)

Gerektisinde 5. Maddenin uygulanmasiyla ilgili karari verecek olan Kuzey Atlantik Konseyi ve askeri tedbirleri harekete gecirecek olan Komutanliklar, bir takim baska zorluklarla da karsilasabilirler. Tehditlerin ve risklerin cesitlenmesi, "silahli saldiri"nin tanimini zorlastirmistir. Mesela, ne tur ve ne olcudeki teror eylemlerine karsi 5. Madde uygulanabilecektiri "siber saldirilar, acik denizlerdeki korsanliklar, enerji hatlarina ve NATO'nun haberlesme sistemlerine yapilan saldirilar hangi sartlarda ve hangi olculere vardigi zaman 5. Madde isletilebilecektiri Bu sorular halen cevapsizdir. Ortaklasa kabul edilmis olcutler yoktur. Bu bosluktan anlagiliyor ki, NATO organlari, ozellikle Kuzey Atlantik Konseyi, her olayda ad hoc karar verecektir. Askeri Komutanliklardan ise, her duruma hazir olmalari beklenmektedir. Kuzey Atlantik Konseyinin desigik celiskili kararlar almasi ve Komuta kademesinin pek cok desigik ihtimallere gore hazirlik yapmasindaki zorluk, hatta imkansizlik -ekonomik krizi de dikkate alirsak- savunma ve guvenlik taahhutlerine duyulan guveni azaltacaktir. Maamafih, guven azalmasini en dusuk duzeyde tutmaya yarayan bir yol oldugunu da unutmamak gerekiyor. 5. Maddenin isletilemedisi durumlarda, Washington Antlasmasinin 4. Maddesine dayanarak karsilikli danismalarda bulunan uyeler ortak savunmanin diginda da bir takim askeri ya da askeri olmayan tedbirlere basvurabilirler.

Askeri Sorunlar

Son yirmi yilda NATO'nun gerceklegtirdisi en buyuk degisim, sadece teritoryal savunmaya yonelik bir guc iken, cografi ve islevsel genislemesine kosut olarak, seferi bir guc haline gelmesidir. Tek ve belli bir tehdide karsi orgutlenmis bir savunma ittifaki olmaktan sinirlari ve nitelikleri tanimlanmamis cesitli tehditlere karsi durmayi gorev edinen bir ortak guvenlik orgutune donusmesidir. Devam eden bu donusum yeni guvenlik ortaminin sonucudur. Bu ortamda tehditler, saldirgan devletlerden ziyade bolunmus ve basarisiz devletlerden, bu ulkelerde barinan ve sinir otesi operasyonlar duzenleyen devlet olmayan birimlerden, nukleer silahlar (ve diger kitle imha silahlari) ve bu silahlarin yayilmasindan, acik denizlerdeki korsanlik faaliyetlerinin ikmal ve intikal hatlarini kesmesinden, siber saldirilardan ve tum bu tehlikeleri kullanma egilimi gosteren terorist faaliyetlerden kaynaklanmaktadir.

NATO, 1991'deki ilk Stratejik Konsept'ten sonra, adeta sagirtici bir esneklikle Bosna ve Kosova'daki ic catismalari durdurmak icin Balkanlar'a mudahale etti. NATO'nun "alan ici" sorumluluklarinin otesine gecen bu yeni gorevi, 1999'da kabul edilen Stratejik Konsept'de kayda gecti. 9/11'den ve Afganistan'a yaptigi askeri mudahaleden sonra 2010'daki Stratejik Konsept'de teyit edildi. ittifak, bu yeni gorevinin yaninda, konvansiyonel saldirilara karsi savunma gorevini de tum Stratejik Konseptlerde vurgulamaktan geri durmadi. NATO'nun askeri donusum surecini yurutebilmesi, yani soz konusu iki temel gorevini gerektisi gibi ifa edebilmesi icin uygun imkan ve kabiliyetlere ihtiyaci vardir. Simdiye kadar yapilanlar, gorevleri yerine getirmek icin yeterli midiri Baska neler yapilmalidiri Bu konuda NATO ne gibi zorluklarla karsilasmaktadiri Bu sorular uc alt-baglik altinda irdelenecektir: Komuta Yapisi, Mali Sorunlar ve Askeri Doktrin. Askeri konular ve bu cercevedeki mali ve ekonomik sorunlar son derece ayrintili teknik unsurlar icerdisi icin sadece en temel sorunlu yonleri ozet olarak irdelenecektir.

Komuta Yapisi

NATO'nun komuta yapisi son yirmi yilda verimlilisi artirmak amaciyla beg defa degistirilmis ve yuzde elliden fazla kucultulmustur. 1980'lerde, ABD'nin Avrupa'da konuslanmis 435.000 askeriyle birlikte 16 uyenin asker sayisi 5.200.000'un uzerindeydi. Gunumuzde, uye sayisi 28'e ciktigi halde, asker sayisi 3.700.000'e dusmustur. Ittifak yeni gorevler edinmis olmasina ragmen askeri karargah sayisi 66'dan 11'e dusmustur. (57)

Komuta yapisi son on yilda degismeyi ve kuculmeyi surdurmustur. 2002'de Prag Zirvesi, savunma imkan ve kabiliyetlerini iyilegtirme yolunda kararlar almis, Muttefik Donusum Komutanligini (Allied Command Transformation--ACT) ve NATO Mukabele Kuvveti'ni (NATO Response Force--NRF) kurmustur. 2006'da Riga Zirvesinde, uye ulke liderleri "Kapsamli Siyasi KIlavuz" (Comprehensive Political Guidance--CPG) bagligi al tinda, ongorulebilir gelecekteki imkan ve kabiliyetler, planlama ve istihbarat konularinda oncelikleri ve cerceve kurallari kabul etmistir. Bu cerceve icinde, uye ulkelerin kara kuvvetlerinin %40'inin muharebe duzeni alma kabiliyetini kazanmasini ve en az %8'inin ise surekli olarak bu sekilde tutulmasini ongormustur. Bu hedefler kisa sure sonra %50 ve %10'a yukseltilmistir. 2009'daki Strasbourg Zirvesi de bu hedefleri vurgulamis ve NATO Mukabele Kuvveti ile Cokuluslu Ozel Kuvvetler'in (Multinational Special Operations Forces) imkan ve kabiliyetlerinin gelistirilmesini kararlastirmistir. (58)

Halen, Avrupa Muttefik Komutaninin (Supreme Allied Commander Europe--SACEUR) altinda iki stratejik komutanlik goreve devam etmektedir: Muttefik Harekat Komutanligi (Allied Command Operations--ACO) ve Muttefik Donusum Komutanligi (Allied Command Transformation--ACT). Lizbon Zirvesinde (2010) daha alt duzeydeki Musterek Kuvvet Komutanliklarinin sayisi ucten ikiye dusurulmustur (Hollanda Brunssum ve italya Napoli). Tek Kara Kuvvetleri Komuta Karargahi (Land Command Headquarters) izmir'de kurulacak ve NATO'nun tum kara harekatinin (5. Madde ve 5. Madde digi harekat) komuta ve kontrolunden bu karargah sorumlu olacaktir. Bu degisiklik ittifakin agirlikmerkezinin, Soguk Savasin terimleriyle soyleyecek olursak, "merkez cephesinin", Avrupa'nin guneyDogusuna, Dogu Akdeniz ve Orta Dogu'ya kaydigini cok acik gostermektedir. Ayrica ittifakin Akdeniz'de surekli hazir durumda tutulan bir deniz kuvveti vardir. (Akdeniz Hazir Deniz Kuvvetleri-Standing Naval Forces Mediterranean--STANAVFORMED). (59)

2010 Lizbon Zirvesinde atilan baska onemli bir adim da, Avrupali muttefikleri Dogudan (ozellikle iran ya da Kuzey Kore'den) gelebilecek uzun menzilli fuze tehdidine karsi korumak uzere Balistik Fuze Savunma Sisteminin kurulmasina karar verilmesidir. Bu sistem mevcut haliyle teknik olarak, Turkiye'yi koruma kalkani icine almamaktadir; Orta ve Bati Avrupa ulkelerini fuze ve kitle imha silahlarina karsi korumak icin planlanmistir. Buna ragmen Turkiye Lizbon'da karara katilmis ve sistemin erken uyari radarlarini ulkesinde konuslandirmayi kabul etmistir. Tum bu yeniliklerin yaninda, 1999'da Washington'da benimsenen Stratejik Konsept'ten bu yana NATO, konvansiyonel savunma yetenegini de daima guclu tutmak icin calismistir. Bu alanda bazi guc unsurlari daima ittifakin belgelerinde yer almistir: Etkili angajman (catisma) yetenegi, stratejik ve taktik konuslanma yetenegi, birliklerin hareket yetenegi, sureklilik yetenegi, lojistik yetenek, uye ve ortak devletlerin askeri kuvvetlerinin ve silah sistemlerinin ortaklasa kullanilabilir (interoperable) olmasi. (60) Tum bu yeteneklerin guclu tutulmasi ve gelistirilmesi, ihtiyac duyulan reformlarin yapilmasi, uye ve ortak devlet sayisinin artmasi cesitli zorluklar yaratmaktadir. Bu zorluklardan bir bolumu, suphesiz dil, kultur, askeri doktrin ve silah sistemlerindeki farkliliklardan kaynaklaniyor. Bu yuzden NATO icinde egitim gittikce daha buyuk onem kazaniyor. Ama daha buyuk zorluk, NATO'nun ekonomik kriz yuzunden karsilasacagi mali sorunlardir.

Mali Sorunlar

Lizbon Zirvesinden once, 17 Mayis 2010'da yayinlanan NATO Uzmanlar Grubu Raporu, askeri donusum konusunda ittifakin karnesi icin tam olarak "basarili" denemeyecegini belirtiyor. 61 Teskilati n onemli olcude kuculdusu, komutanliklarin azaltilarak daha verimli hale getirildisi ve tespit edilen yeni gorevlere uygun sekilde yeniden duzenlendisi dogrudur. Buna mukabil, muttefiklerinin silahli kuvvetlerinin zirve toplantilarinda ongorulen iyilegtirmelerini tam olarak gerceklegtirdikleri soylenemez. Ongorulen yeni gorevler ile silahli kuvvetlerin imkan ve kabiliyetleri arasindaki mesafe hala devam etmektedir. Hatta ekonomik zorluklar ve mali kriz sebebiyle soz konusu acigin kolayca kapatilmasinin hemen hemen imkansiz oldugu soylenebilir. Askeri donusume yonelik belli olcude bir ilerleme kaydedildiyse, bu ilerleme Kosova ve Afganistan operasyonlari sayesinde gerceklesmistir. Ozellikle Afganistan'daki NATO Uluslararasi Guvenlik Yardim Gucunun (International Security Assistance Force--ISAF) operasyonlari bazi imkan ve kabiliyetlerin acilen iyilegtirilmesi ihtiyacini ortaya cikarmistir. Bu ihtiyaclar adi gecen Raporda soyle ozetlenmektedir: Konuslanma ve sureklilik yetenegi (bu yetenek hem operasyonun yapildigi ulkeye ulagim, hem de o ulkedeki operasyon alanlarina intikal yetenegi ile birinci derecede ilgilidir); isyana karsi (counter-insurgency) operasyonlara ortak yaklasim olusturulmasi (bu yetenegin gelistirilmesi mali imkanlardan cok askeri kultur ve siyasi anlayis farklariyla ilgilidir); ve ortak kullanilabilir komuta-kontrol, haberlesme, bilgisayar, istihbarat, gozetleme ve kegif imkanlari. (62)

On iki uyeden olusan ve bunlardan onunun Avrupali uyelerin temsilcilerinden tegekkul ettisi Uzmanlar Grubu Raporuna gore, (63) askeri donusumu engelleyen en onemli etken Avrupali uyelerin savunma harcama ve yatirimlarinin yetersizlisidir. Gunumuz itibariyle yirmi alti Avrupali muttefikten sadece altisi gayrisafi milli hasilalarinin %2'si ya da biraz fazlasini savunmaya ayirmaktadir. Gayrisafi milli hasilasinin %4,5'tan fazlasini savunmaya tahsis eden ABD ile Avrupa arasindaki askeri yetenek farki carpicidir. Bu farkin devami, hic suphe yok ki, ittifak dayanismasini olumsuz etkilemeye devam edecektir. Son yirmi yilda Avrupali muttefiklerin (Turkiye dahil) savunma butceleri toplaminin en buyuk bolumu askeri personel harcamalarina gitmis, askeri yatirimlar ise, NATO'nun ongordusu %20'ye hicbir zaman ulasamamistir. Bunun sonucu olarak, NATO organlarinda alinan kararlara ve yapilan planlara ragmen, beklenen askeri donusum duzeyinin altinda kalinmistir.

Bu sorunun cozumunu kolaylastirmak bakimindan, Uzmanlar, Genel Sekreter ve Stratejik Konsept 2010, NATO-AB isbirliginin potansiyel yararini vurgulamislar, fakat Ayni zamanda bu potansiyelin kullanilmadigini ima etmekten geri durmamislardir. NATO bunyesinde yapilan tum calismalar NATO-AB ortakliginin kapsamli bir isbirligine dayanmasini, savunma harcamalari ve yatirimlarini adil sekilde paylagimini, her iki Teskilati n imkan ve kabiliyetlerinin ortuserek israfa yol acmamasini, ortak faaliyetlerin karsiliklilik esasina gore duzenlenmesini ve "askeri" ve "askeri olmayan" eylemler gibi kesin kategorilesmelere itibar edilmemesi gerektisini, zira askeri alanla olmayanin cogu zaman ic ice girdisini onermisler ya da telkin etmislerdir. (64) Bu son ilke, NATO'nun bazi belli sorumluluklari ustlenmesi ve AB'nin de baska sorumluluklari almasi gibi bir ayirimdan ziyade, gunumuzdeki tehditlerin ve kriz durumlarinin etkili sekilde karsilanmasinin her iki Teskilati n yeteneklerine ihtiyac duyacagini vurgulamaktadir. Pek cok durumda hem zorlayici hem de zorlayici olmayan tedbirlere ihtiyac duyulacagi icin her iki Teskilati n yeteneklerini birlestirmek maliyet-kazanc dengesinin korunmasini kolaylastiracaktir.

Gorunen o ki, ekonomik ve mali kriz NATO'nun askeri donusum programini buyuk olcude etkileyecektir. Karar vericiler zor tercihlerle karsi karsiya kalacaklardir. Muttefiklerin bir bolumu konvansiyonel tehditlerin devam ettisini algilarken, NATO'nun konvansiyonel yeteneklerden buyuk olcude fedakarlik etmesi mumkun gozukmemektedir. Bu algi Rusya'nin Gurcistan harekatindan sonra guclenmistir. Ayrica Libya mudahalesi, Akdeniz'in kontrolu ve Hint Okyanusundaki korsanlikla mucadele konvansiyonel hava ve deniz kuvvetlerinin yeni gorevler bakimindan onemini bir defa daha gostermistir. Fakat konvansiyonel tehditleri karsilamak icin iyi yetismis askeri personele, hatta belki de daha cok sayida askeri personele ihtiyac dosabilir. Bu durumda, asker sayisi ile yuksek teknoloji silah sistemleri tedariki arasinda secim yapmak gerekecektir. Ote yandan insani mudahaleleri finanse etmekle yuksek teknoloji silahlar arasinda da karar verme ihtiyaci dosabilir. Belli bir seyi almak ya da iyilegtirmek icin karar verirken baska bir seyin azalmasi ya da kaybi kacinilmaz olacaktir. Sonucta nasil bir secim yapilirsa yapilsin, firsat maliyeti (alternatif maliyet) daha az guvenlik anlamina gelecektir. Azalan guvenlik, ya artan tehditler ya da dunyanin kritik bolgelerinde artan istikrarsizliklar ve dusuk yogumluktaki catismalarin devami seklinde kendini gosterecektir. (65)

Askeri Doktrin

Balkanlarda 1990'larda kazandigi olumlu ve olumsuz tecrubeler NATO'yu askeri doktrin gelistirme calismalari yapmaya yoneltmistir. Bunlardan en gelismis olani Lizbon Zirvesinden hemen sonra Aralik 2010'da NATO belgesi olarak yayinlanan AlliedJoint Doctrine APY-01-D (Muttefik Birlesik [Askeri] Doktrini) baglikli 130 sayfalik metindir. (66)

Konvansiyonel tehdit ve saldiriya karsi hazirlanmis olan eski askeri doktrin, Soguk Savastan sonraki Balkan tecrubesinde yetersiz kalmis ve ilk defa 5. Madde disindaki askeri faaliyetlere uygun yeni bir doktrin ihtiyaci ortaya cikmisti. BM Guvenlik Konseyi tarafindan 1992'de kurulan BM Koruma Gucu (United Nations Protection Force--UNPROFOR) ile NATO arasinda baslayan isbirligi etkili sekilde isleyememis, ozellikle komuta-kontrol ve sivil-asker isbirligi (civil-military cooperation--CIMIC) alanlarindaki yetersizlikler yuzunden Bosna ve HIrvatistan'daki sivilleri ve "guvenli bolgeleri" koruma operasyonlari onemli olcude basarisiz kalmisti. SIrp saldirilari onlenemedisi icin binlerce sivilin olumune sebebiyet verilmisti. NATO'nun koruma gorevini gerektisi gibi yerine getirememesinin en onemli sebebi, Avrupali uyelerin kararsizliklarinin yaninda, BM ile NATO arasindaki doktrin farki idi. NATO'nun askeri eyleme gecebilmesi icin gerekli olan operasyonel, hatta taktik duzeyde bile, NATO komutani ile BM Genel Sekreterinin temsilcisinin ortak karar alma zorunlulusu idi. Ustelik cogu zaman sivil siyasi temsilci New York'taki Genel Sekretere danisma ihtiyacini duyuyor, Genel Sekreter de Guvenlik Konseyinin uyelerinin kapisini caliyordu. Bu uzun karar sureci, taktik duzeyde, saldirgana isini rahatca bitirebilecegi kadar uzun bir zaman veriyordu. Bu garip durum 1995'de Srebrenica ve Zepa katliamlarindan sonra degismeye basladi. Iki tegkilat ortak bir plan hazirladi. Plana gore, once SIrplarin hava savunma sistemleri tamamen etkisiz hale getirilecek, daha sonra BM ve NATO'nun ortak calismayla onceden tespit ettikleri hedefler vurulacakti. Yani bir hedef listesi yapilacak ve gerektisinde muzakereye ve uzun danismalara gerek kalmadan listedeki hedefler vurulacakti. 28 Asustos 1995'de SIrp topcusu Saraybosna'daki pazar yerini vurarak 38 sivili katlettikten bir gun sonra, NATO'nun hava kuvveti onceden tespit edilen tum SIrp hedeflerini tahrip etti. Uc hafta suren hava harekati SIrp saldirilarini durdurarak Dayton Antlasmasina giden yolu acti. (67)

Bosna ve daha sonra Kosova operasyonlari ittifak icin yararli tecrubeler oldu. Boylece, doktrin degismesi yazili metinler uzerinden degil, pratikte basladi. NATO ve BM, kendi tecrubelerinden yararlanarak pek cok askeri doktrin calismasi yapti, kilavuz kurallar iceren metinler hazirladilar. Bu metinler acik forumlarda ve ittifak organlarinda tartigildi ve kaydedilen Gelismeler taslaklar halinde yayinlandi. (68)

Fakat sorun sadece komuta-kontrol ile ilgili degildi. Clausewitz'in deyisiyle, Savasin "dil bilgisi-grameri" yani "dosasi" ile uygulanan stratejiler arasindaki uyumsuzluktan kaynaklaniyordu. Politika, Savastan, yani askeri guc kullanimindan, veremeyecegi bir seyi istiyordu. (69) 5. Madde senaryolari icin, yani konvansiyonel Savas icin, hazirlanan silahli kuvvetlerden 5. Madde disindaki bir misyonu (kriz yonetimi, barisaa destek operasyonu) gerceklestirmesi bekleniyordu. Bu iki gorev arasinda dort temel fark vardi. (70) Konvansiyonel Savasin hedefleri acikca tanimlanmis ulagilabilir amaclardir. Barisi korumaya ya da desteklemeye yonelik askeri operasyonlarda ise, belli bir hedefi tahrip etme, belli bir orduyu yenme ya da belli bir araziyi isgal etme gibi hedefler soz konusu degildir. Amaclar muphemdir. Kaldi ki, kesin ve acik tanimlanmis amaclara ulasmaya calismak BM ve NATO organlarinda uzlasmaya varamama sonucunu Dogururdu, cunku zaten mudahale edilmek istenen durumlarin kendisi belirsizliklerle doluydu. Ikincisi, askeri kuvvetin dusmanin kritik noktalarina yiginak yapmasi Savasin temel ilkelerinden biridir. Oysa kriz yonetimindeki askeri operasyonlarda bu ilkenin tam tersi gecerlidir. Klasik anlamda cephe soz konusu degildir. Askeri kuvvetlerin barisi saglamak ve kriz yonetiminde etkin olabilmek icin ilgili ulkenin sathina yayilmasi gerekir. Yayilan birlikler ise saldirilara acik hale gelir. Ucuncusu, Savasta baskin tarzinda askeri eylemler onemli bir taktiktir. Baskin duzenlemek icinse gizlilik ve yaniltma yontemlerini kullanmak esastir. Oysa kriz yonetiminde askeri operasyonlarda askeri kanatin diger devletlerarasi tegkilatlarla, sivil toplum kuruluslariyla isbirligi icinde olmasi, yerel yonetimlerle iyi iliskiler surdurmesi gerekir. Boyle bir ortamda herkes bilgilerin paylagilmasini bekler ve gizlilik mumkun degildir. Kaldi ki, mudahale gucunun gizlilik, yaniltma ve baskina yonelmesi askeri operasyonun mesruiyetini yitirmesine sebep olabilir. Dorduncusu, komuta Birligi konvansiyonel operasyonlarin en temel ozelliklerinden biridir. Balkanlarda gozlemledisimiz gibi, baska tegkilatlarla isbirligi zorunlulusu ve askeri kuvvetin katilimci ulkelerin milli kontenjanlarindan tegekkul etmesi, her kontenjanin kendi askeri hiyerariisini muhafaza etmesi ve kontenjan komutanlarinin kritik durumlarda ve eyleme gecmeden once kendi baskentlerine danisma ihtiyacini duymasi, komuta Birligi ilkesini zedeleyen hususlardir.

NATO, hem karargah calismalari hem de sahada elde ettisi tecrubelerle bu sorunlara care aramaya calisti. Sahadaki gozlemler karargaha ilham kaynagi oldu ve bu Gelismeler, Lizbon 2010'da kabul edilen belgelerde yazili ifadesini buldu. (71) Boylece NATO'da siyasi olanla askeri olan, Teskilati n otesinde, karsi-isyan ve barisa operasyonlari doktrin ve strateji duzeyinde de butunlegiyor ve her turden konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan operasyonlar kapsayici hale geliyordu. Butunlesmeyi, her bakimdan Muttefik Birlesik Doktrini'nde ayrintili olarak gormek mumkundur. (72) Bu belgeye hakim olan "butunlesme" anlayisi, her konuda ve her alanda butunlesme ve kavramlarin birbiriyle ic ice girmesidir. Musterek Birlesik Doktrin basindan sonuna kadar bu anlayigi yansitmaktadir:

--Tum askeri operasyonlara Ayni sekilde yaklagilmaktadir. NATO'nun askeri kuvvetleri silahli catismadan (5. Madde kapsamina giren operasyonlar ve barisi zor kullanarak kabul ettirme operasyonlari) insani mudahaleye kadar her cesit askeri operasyonu potansiyeli itibariyle ustlenme durumundadir. "Operasyon operasyondur" dusturu benimsenmelidir. Her operasyona gore degisen sadece gorevin tanimi, kisitlamalar ve diger etkenlerdir. Onun icin ilkeler duzeyinde goreve ve operasyon tipine gore farkli askeri doktrinler soz konusu olamaz. BM ve NATO'nun tarihinde bu butunlesme ilk defa bu kadar acik ve secik ortaya konuyor. Her askeri operasyonda en siddetili sekilde dahi kuvvet kullanmanin gerekli olabilecegi durumlarin ortaya cikabilecegi telkin ediliyor. Burada Balkan, Irak ve Afgan tecrubelerinin etkisi acikca goruluyor.

--NATO'nun klasik sorumluluk alani icindeki operasyonlarla o alanin disindaki operasyonlar arasinda temelde bir fark soz konusu degildir. Tum operasyonlarin uyeler bakimindan olumlu ya da olumsuz etkileri vardir. Tum uyelerin silahli kuvvetleri yakin ya da uzak ulkelerde gerektisinde konuslanabilir ve harekata gecebilir durumda olmalidir.

--Ittifakin gucu tum uyelerinin (ve ortaklarinin) toplam gucunden olusur. Bu guc diplomasi, ekonomi ve askeri unsurlardan meydana gelir ve ittifakin istihbarat yetenegini kullanir. Uyeler arasinda belli bir olayda mutabakat olusursa bu guc butunlesmis olarak harekete gecer. Operasyonlarda kuvvetler (kara, hava, deniz) butunlesmis olarak kullanilir.

--Askeri kuvvet diger guc unsurlariyla beraber toplu halde ve koordineli sekilde kullanilmalidir. Benzer sekilde, siyasi duzey ile stratejik, operasyonel (hareket) ve taktik duzeyler arasindaki yogum etkilesim ve ic ice gecisler daima goz onunde tutulmalidir. En ust duzeyde tespit edilen siyasi amaclar en alt duzeydeki taktik eylemleri etkileyecegi gibi, taktik bir hata da siyaseti etkileyebilecektir. NATO'nun karar sureci, Muttefik Birlesik Doktrin'de safhalari ve duzeyleri itibariyle soyle anlatiliyor: Kuzey Atlantik Konseyi askeri mudahalenin gereklilisi hakkinda karar alir ve harekatin siyasi amaclarini tespit eder. Konsey'in kararinin rehberlisinde Avrupa Muttefik Yuksek Komutanligi (Supreme Allied Command(er) Europe--SACEUR) stratejik duzeyde harekat planlarini gelistirir (Strategic-level Operations Plan--OPLAN). Buna ek olarak, destek planlari (SUPLANS), finansal planlar ve komuta-kontrol tertipleri de SACEUR'un sorumlulusundadir. Bu planlar Kuzey Atlantik Konseyi ve Askeri Konsey tarafindan onaylandiktan ve harekati yurutecek komutan tarafindan benimsendikten sonra tekrar SACEUR tarafindan onaylanir ve yururluse konur. SACEUR harekatin surdurulmesini de denetler. KIsaca belirtmek gerekirse, stratejik duzeydeki harekat (operasyonel) plani (OPLAN) Kuzey Atlantik Konseyinin tanimladigi siyasi amaclari askeri hedeflere donusturen belgedir. Operasyonel duzey harekatin planlandigi, yonetildisi, surduruldusu ve stratejik hedeflerin gerceklegtirildisi duzeydir. Taktik duzey ise, askeri gorevlerin yerine getirilmesi icin askeri kuvvetlerin kullanildigi duzeydir. Taktik gorevlerin basariyla ifa edilmesi operasyonel ve stratejik duzeylerdeki basarilara katkida bulunur.

--NATO operasyonlari cokuluslu operasyonlar olduklarindan ileri duzeyde isbirligine ve koordinasyona ihtiyac duyarlar. Askeri kuvvetler bu ihtiyaci, genellikle komuta Birligi ile saslarlar. Bu sayede planlama ve uygulama ahenk ve tutarlilikla yurutulur. Cokuluslu operasyonlarda komuta Birliginin engellerle karsilamasinin yani sira, operasyonlarda sivil kuruluslarin da aktif roller almalarindan kaynaklanan sorunlar da vardir. Bu gibi engeller ancak diplomasi yoluyla agilabilir dusuncesi benimsenmis ve komuta birli yerine amac Birligi ve guc Birligini one cikartilmistir. Ortak amac, iyi niyet, sorumluluk paylagimi ve katilimcilarin birbirlerinin yetenek ve sinirlarini anlamalari guc Birligini saglamak bakimindan esas unsurlar haline gelmistir.

--Muttefik Birlesik Doktrin belgesinde, karar ve emirlerin sarahati ile baskin seklinde taarruz, yiginak ve amac Birligi gibi temel ilkeler her turden operasyon icin vurgulaniyor ve bunlara devamlilik, lojistik, esneklik, birliklerin guvenligi ve hareket serbestisi gibi baska ilkeler de ekleniyor. Belge, "tum askeri operasyonlar icin gecerli olan" bu ilkelerin yaninda, barisa operasyonlariyla ilgili baska mulahazalari (73) da ortaya koyuyor: Gorevi ifa ederken catisan taraflara karsi onyargili olmamak ve taraf tutmamak, taraflarin pasif ya da aktif rizasini almak, amaclari gerceklestirmek icin gerekli olcude ve orantili guc kullanmak, seffaf olmak, muttefik kuvvetlerle yerli halk arasinda karsilikli saygiya dayanan iliskiler surdurmek, inandirici olmak ve Uluslararasi toplumun, operasyona katkida bulunan devletlerin ve yerli halkin gozunde mesruiyetini muhafaza etmek.

Basdastirilmasi guc, hatta imkansiz, ilke ve mulahazalarin butunlesmis sekilde listelenmesi, konvansiyonel operasyon ilkelerine oncelik ve agirlikverilmesi ve o "temel ilkelerin" (fundamental principles) barisa operasyonlari icin de gecerli olabileceginin vurgulanmasi, barisa operasyonlarinin silahli catismalar icerebilecegini, hatta konvansiyonel Savasa dahi donusebilecegini ifade ediyor. Her askeri operasyonun son cozumlemede bir Savasa donusebilecegi anlayigi ABD ve Avrupa'da gittikce daha genis kabul goruyor. Savasi, barisa operasyonlarindan ayirmak icin BM'nin gelistirdisi olcutler gittikce muphemlegiyor. Bu noktaya nasil geldiki Celiskilerin birlikte doktrinlesmesi NATO'yu yeni bir ikilemle karsi karsiya birakiyor mus Bu sorulara cevap verebilmek icin Afganistan tecrubesinin gun gigisna cikardigi bazi celiskileri yakindan irdelemekte fayda vardir.

Askeri Doktrin ve Afganistan Ikilemleri

Afganistan tecrubesi doktrin ve stratejinin sadece dusunce, ongoru ve planlama olmadigini, Ayni zamanda "pratik" ve uygulamayla gelisen bir eylemler butunu oldugunu ortaya koymustur. Bir dizi ad hoc siyasi karar ve onlarin eyleme gecmesi sonucunda ISAF, istikrara katki yapma gorevinden kapsamli bir karsi-isyan (counter-insurgency) gorevine evrildi. Soz konusu olan, stratejinin Bastan asagiya degismesi degildi; degisim daha ziyade amaclara ulasmak icin kullanilan yontemlerle ilgiliydi. Ayaklanmayi sona erdirmek, Taliban'i, hukumeti devirme yeteneginden yoksun birakmak, Afgan guvenlik guclerini esitmek ve guclendirmek ile ulkenin iniasina ve Gelismesine katkida bulunmak gibi hedefler degismedi. (74) Diplomasi yoluyla ISAF icinde komuta ve guc Birligi onemli olcude saslandi. Askeri kontenjan gonderen hukumetlerin ve onlarin karargahlardaki temsilcilerinin kendi milli siyasi yaklasimlarini bir tarafa birakmalari onemli olcude gerceklegti. Afgan hukumetinin imkan ve kabiliyetlerinin gelistirilmesi oncelikli amac olarak kabul edildi. General Stanley McChrystal ve General David Petraeus'un stratejik onerileri kabul edilip uygulanmaya kondu. (75)

Ikiz kulelerin El-Kaide tarafindan yerle bir edilmesinden hemen sonra NATO, tarihinde ilk defa bir teror saldirisina karsi 5. Maddeyi isletti. Ortak megru savunma hakkina dayanan ABD ve Birlesik Krallik Afganistan'da yuvalanan El-Kaide ve onu barindiran Taliban'a karsi askeri mudahale baslattilar. Muttefik askeri operasyonlari buyuk bir hizla hedeflerine ulasti. Taliban rejimine son verildi. El-Kaide'nin Afganistan'daki etkisi kirildi. Orgut, Pakistan'a kacti. Fakat Taliban'in eylemleri sona ermedi. Aksine, siddeti ortami gittikce yayildi. Ulke bir turlu ABD ve muttefiklerinin denetimi altina alinamadigi icin Amerikan askerinin mevcudu (Operation Enduring Freedom) tedricen artarak 2006'da 20.000 ve kisa surede 36.000'i buldu. 2003'de ISAF'in komutasi NATO'ya devredildi. Buna kosut olarak sorumluluk alani genisletilerek tum Afganistan'i kapsadi ve Ayni tarihte Amerikan askerlerinin buyuk bolumu de ISAF'in komutasi altina girdi. (76) 2006'dan sonra iyice artan Taliban eylemleri ve siddeti NATO icinde ve Washington'da yeni bir strateji arayigina yol acti. Muttefik liderler Riga'da sivil ve askeri onlemleri butunlegtiren bir "kapsamli yaklasim"in geregi uzerinde mutabakata vardi. Fakat Afganistan'da devam eden catismalar ve merkezi otoritenin zaafi yuzunden boyle bir yaklasim uygulanamadi. (77)

Barak Obama iktidara gelince catismalarin denetim altina alinmasi icin asker sayisinin epeyce artirilmasini yoluna gitti Yonetim vakit gecirmeden mevcut 36.000 askere 17.000 daha ekledi. ABD'nin siyasi amaclarini gerceklestirmek bakimindan Afganistan'i Pakistan'dan ayirmadan ele almak gerekiyordu. Hedef, Taliban'i yenmek olmamali, onun yakaladigi "ivme"yi geri cevirmek olmaliydi. Baska bir deyisle, siddetin kontrolu ve inisiyatifin ABD ve muttefiklerine gecmesi temin edilmeliydi. Son olarak guney ve Dogu bolgelerinin kontrolu bir an once merkezi otoriteye devredilmeli ve bu amacla Afgan guvenlik guclerinin egitimine hiz verilmeliydi. (78)

Bu arada hem NATO icinde hem de ABD'de tartismalar tum hiziyla devam ediyordu. 2009-2010'daki siyasi ve askeri Gelismeler yeni stratejik tedbirlere, daha dogrusu denemelere yol acti. Haziran 2009'da General Stanley McChrystal'in ISAF'in komutanligina tayin edilmesi yeni bir askeri yaklasimin baslangici oldu. General McChrystal karsi-isyan operasyonlari alaninda tecrubeliydi. General David Petraeus komutasinda Irak'ta sivil halki one cikaran taktikler uygulamislar ve kismen basarili olmuslardi. (79) Yeni ISAF komutaninin goreve gelir gelmez Obama'dan 40.000 asker daha istemesi Pentagon, Beyaz Saray ve Kongre'de tartismalara sebep oldu. (80) Tartismalari ustalikla yoneten Obama, sonunda 30.000 ilave askerin Afganistan'a gonderilmesine karar verdi. Ekim 2011'de ISAF'daki Amerikan askerlerinin sayisi 90.000'e, ISAF'in toplam asker sayisi ise, 137.638'e ulasti. Bu arada, Afgan Ulusal Ordusu 171.600 ve Afgan Polis Gucu 134.000 personel sayisini planlandigi gibi yakaladi. (81)

ISAF'in gucunun artirilmasinin otesinde, McChrystal ve Petraeus karsi-isyan mucadelesinin askeri olarak degil, fakat siyaseten kazanilmasi gerektisine inaniyorlardi. (82) Taliban'a ve El-Kaide elemanlarina karsi silahli mucadele devam ederken sivil otoritenin guclendirilmesi ve sivil halkla isbirligine girilmesi gerekiyordu. Halki, isyancilardan ayirarak ikincileri yalnizlastirmak, onlarin mesruiyetini azaltirken sivil otoritenin ve ISAF'in mesruiyetini saglam tutmak gerekiyordu. Silahli mucadele devam ederken, hatta tirmanma egilimi gosterirken, muttefikler bir taraftan Kabil'deki merkezi otoriteyi guclendirmeye, diger taraftan yerel yonetimlere ve yerel halka yeniden inia alaninda katki ve yardimda bulunmaya caligiyorlardi. Bu yaklasim yeni degildi. ikinci Dunya Savasi'ndan sonra Avrupali devletlerin somurgelerindeki isyanlara karsi uyguladiklari yontemlerin yeni versiyonu idi. Mesela Malaya (1948-1960), Hindi Cini (1946-1954), Kenya (1952-1960) ve Kuzey irlanda (1968-1998)'da ingilizler ve Fransizlar tarafindan uygulanmisti. Bir taraftan silahli catismaya, diger taraftan yerli halkin kalbini ve dusuncesini (hearts and minds) kazanmaya dayaniyordu. "Daha az zorlama, daha cok ikna" dusturunu one cikariyordu. (83) Aslinda, bu stratejinin basarili oldugu ornekler vardir. Malaya tecrubesi ve Kuzey irlanda basarili ornekler olarak verilebilir. General Petraeus ve McChrystal, bu stratejiyi Irak'ta uygulamislar ve kismen basarili oldugunu gordukleri icin Afganistan'da da mutatis mutandis yararli olacagina inanmislardi. Fakat Afganistan'daki gidisat bu inancin dogru cikmayacagina iliskin ipuclari veriyor.

NATO'nun Afganistan harekati (ISAF), ustesinden gelmekte zorlandigi ikilemlerle karsilasmaktadir. Bunlardan bazilari genel karakterdeki ikilemlerdir. Bazilari ise Afganistan'in ozel durumuna iliskindir. Once geneli ele alalim. Zamanimizda barisa ope rasyonlarini ve karsi-isyan operasyonlarini iki farkli sekilde dusunmek mumkundur. (84) Birincisi, karsi tarafta bir dusman oldugunu varsaymak ve dusman kuvvetlerini kesin bir zafer sonucunda tamamen etkisiz hale getirerek yeni bir siyasi-ekonomik rejimi (tercihen az-cok demokratik ve liberal) ve hukumeti, hatta siyasi kulturu, ona zorla kabul ettirmektir. Bu yaklasim, Amerikan ic Savasinda Guney'e ve ikinci Dunya Savasinda Almanya ve Japonya'ya karsi uygulanan kayitsiz-sartsiz teslim stratejisi ve rejim degistirme siyasetidir. Fakat Irak tecrubesi bu anlayigin artik pek basarili olamayacagini gostermistir. Bu yaklasimin casdas Uluslararasi hukuka uygunlusu da son derece tartismalidir. Bu anlamda, askeri mudahalenin mesruiyetini zayiflatan bir etken olacagi kuskusuzdur. (85) Ikinci anlayis, askeri harekati sinirli tutarak, siyasi etkilesimi (resmi ve gayri resmi gorusmeler yoluyla ve demokratik tartisma zemini hazirlayarak) artirmak, yeni bir siyasi ve ekonomik rejim kurulmasina aktif olarak katkida bulunmak ve yeni rejimi saglamlastirmak icin tedbirler almaktir. Buradaki amac karsi tarafa irademizi zorla kabul ettirmek degil, hem kendinizin hem karsi tarafin kullandigi gucu sinirlayarak, hicbir tarafin maddi ve manevi mevcudiyetinin tehdit altinda olmadigini gostermektir. IRA ve ETA'ya karsi uygulanan strateji boyledir.

Afganistan'da uygulanan yaklasim, her iki anlayistan da yararlanan melez bir stratejiye benzemektedir. Askeri mudahalenin ilk safhasinda dusman odakli bir strateji ile Taliban'in etkisi gecici olarak azaltilmis ve Kabil'de meydana gelen otorite boslusu ABD'nin kurdusu yeni rejimle (Karzai Hukumeti) doldurulmustur. "Yerlilisi" buyuk olcude suphe goturen Karzai rejimini destekleme ve guclendirme gorevi ise ISAF'a verilmistir. ISAF'in ulkenin istikrar ve barisina onemli olcude katkilarda bulundusu bir gercektir. Petraeus-McChrystal ikilisinin uyguladigi siyaset ve kalkinma agirlikli strateji, hic suphe yok ki, yapilmasi gereken en iyi seydi. insan ve halk merkezli bir strateji uygulamak gerekiyordu. Sivillerin korunmasi, hukukun ustunlusunun, korkusuz ve ozgur bir tartisma ortaminin yaratilmasi ve kamu hizmetlerine halkin erismesinin kolaylastirilmasi amac olarak benimsenmeliydi. Oyle de yapildi. Fakat gec kalindigi icin, bu noktada NATO, ustesinden gelemedisi bir sorunla karsilasti. Yeni stratejiye ragmen, Taliban'in eylemleri ve siddeti azalmadi, aksine artti. BM'ye gore, 2010'un ilk yarisina nazaran ikinci yarisinda olum ve yaralanmalara sebebiyet veren olaylar %66'lik bir artis gosterdi. Ayni yil, Taliban onemli olcude hareketlilisini artirdi. Catismalarda 2.777 olum ve 4.343 yaralanma kaydedildi. 2009 yiliyla karsilastirildiginda %28 artis soz konusuydu. (86) 2011'de guvenligi ihlal eden olaylarin aylik ortalama sayisi 1.995'e ulasti. Bu ortalama 2010'a gore %21'lik bir artisa isaret etmektedir. (87) ISAF de, siddete karsi guc kullanarak mukabele etmeye hazirdi. Tirmanan siddeti, siyaset, kalkinma ve inia odakli stratejinin barisaa yonelik etkisini buyuk olcude azaltti.

Afganistan'daki durumun zorluklarini ulkenin ve NATO'nun kendi sartlarinda da aramak gerekir. Her seyden once bir mesruiyet sorunu soz konusudur. Karzai rejimi Washington tarafindan kurulup desteklendisi icin pek cok Afganlinin gozunde emperyalist Batililarin destegiyle ayakta duran, mesruiyeti sakat bir rejimdir. Secimlerin, hem ulke hem Uluslararasi duzeyde hileli yapildigi kanisi mesruiyet sorununu cozmemis, aksine guclendirmistir. Askeri operasyonlarda sivillerin zaman zaman "yan tahribat" (collateral damage) sonucu, hatta bazen kasitli olarak oldurulmesi ve askerler tarafindan islam dinine karsi yapilan saygisizlik ve densizlikler, mesruiyet eksiklisini daha da vahim hale getirmektedir.

NATO, komuta Birligini tatminkar bir duzeye getirmesine ragmen, siyasi kararlar bakimindan ittifak, bir egemen devletler Teskilatiolmaktan cikamadi, cikamazdi. Her uye devletin, kendine ozgu cikarlari ve yaklasimlarini agip mutabakata varmalari her zaman mumkun olmuyordu. Ozellikle, ABD'de Yeni Muhafazakarlar iktidardayken siyasete agirlikveren kapsamli bir yaklasimi (Comprehensive Approach--CA) uygulamak mumkun degildi. NATO'nun, "devlet inia etme" faaliyetini AB'nin elinden alacagindan endise eden Fransa'nin isteksizlisine ragmen, Kasim 2006'daki Riga Zirvesinde "Kapsamli Siyasi KIlavuz" (Comprehensive Political Guidance) baglikli belgenin benimsenmesi bu yonde bir ilerleme olarak kabul edilebilir. (88) Fakat bu konuda bir eylem planinin hazirlanmasinin kabul edilmesi ancak 2008'deki Bukreg Zirvesinde mumkun olabildi. (89) Eylem Planinin hazirlanmasi, Muttefik Harekat Komutanligi (Allied Command Operations-ACO) ve Muttefik Donusum Komutanligi (Allied Command Transformation--ACT) elemanlarindan olusan Kapsamli Yaklasim Gorev Gucu (Comprehensive Approach Task Force) denen komisyona havale edildi. (90) Bu surecin karmagik ve zor olacagi ve uzun zaman alacagi ongorulebilir. Bugun bile bazi muttefikler Kapsamli Yaklasimin ya cok dusuk duzeyde askeri kuvvet kullanmayi ya da hic kullanmamayi telkin ettisini ileri surmektedirler. Ote yandan, uyelerin bazilari da, ittifakin 5. Madde operasyonlarina agirlikvermesini, bunun diginda kalan istikrar ve barisi koruma operasyonlarina mumkun oldugu kadar uzak durmasini savunmaktadirlar. Oysa Kapsamli Yaklasimin vurguladigi ve kavramlastirmak istedisi, sivil-asker isbirligine dayanan ve siyasi yaklasima agirlikvermekle beraber askeri operasyonlari saf digi birakmayan bir yaklasimdir. (91) Bu yondeki karargah calismalarina ragmen, Afganistan'da gecikerek uygulanan ve belirttisimiz sebeplerden oturu tam bir basari elde edemeyen strateji budur. Hem karargah calismalari hem Afganistan tecrubesi gostermistir ki, Kapsamli Yaklasimin temelindeki en onemli zorluk sadece sivil-asker iliskisinden kaynaklanmamaktadir. Sivil-asker isbirligini tesis etmenin temelde siyasi bir sorun olmasindan kaynaklanmaktadir. Son cozumlemede sorun, stratejik karar ve kontrol sorumlulusunun kime ait olacaginda dusumlenmektedir. (92) NATO'nun yukunun buyuk bolumunu omuzlayan ABD'ye mis Yoksa AB'ye mis AB deyince de, akla genellikle Almanya ve Fransa gelmektedir. Bu noktada, NATO bir liderlik sorunuyla karsilasmaktadir.

Sonuc ve Gelecege Bakis

Bu incelemenin konusu Kuzey Atlantik ittifakinin Soguk Savastan sonraki donusumu ve o donusumun sinirlariyla ilgiliydi. ittifakin neye donustusunu anlayabilmek icin Soguk Savastaki NATO'nun nasil oldugunu da irdelemek gerekiyordu. Cunku o zamanki sorunlardan bazilari bugun de devam ediyor. Donusum onlara yenilerini ekledi. NATO, buna ragmen, buyuk gayretle donusmeye devam ediyor. Ama surecin ciddi engellerle ve sinirlamalarla karsilastigina suphe yok. Her on yilda bir hazirlanan Stratejik Konseptler donusumu sinirlayan engelleri aciklikla ortaya koyup bunlarin nasil agilacagina dair somut oneriler gelistirmiyor. Uygulamayla zaten degismis olanlarin bir listesini cikarip, sonra da bazi temennilerde bulunmakla yetiniyor. Bu metinleri okuyanlar soz konusu donem icinde NATO'nun nereden nereye geldisini gorebiliyor; fakat neleri yapamadigini ve neden yapamadigini tam olarak anlayamiyor.

NATO'yu yakindan ya da icinden taniyanlarin her firsatta tekrarladiklari bir gercek vardir: NATO bir egemen devletler toplulusudur. Bu "malumu ilam" beyan ittifakin basarisizliklarini ortmek icin kullanilan bir bahanedir de Ayni zamanda. Ote yandan, muttefiklerin desigik tehdit ve tehlikeler algiladiklari, bunlarin her zaman uyusmadigi, Washington Antlasmasinin 5. Maddesinden desigik beklentiler icinde olduklari ve 5. Maddenin disindaki operasyonlar konusunda farkli anlayislara sahip olduklari da gercektir. Soguk Savas sonrasinin sartlari bir yandan NATO'nun yasamasi icin donusumu zorunlu kilarken, ote yandan mutabakati guclegtirmektedir. Kritik durumlarda ABD'nin agirligini koymasi kolaylastirici bir etken olsa da, Ayni zamanda Transatlantik iliskileri zayiflatan bir sonuc Dogurmaktadir. Soguk Savasin sona ermesinden bu yana yirmi iki yil gecmesine ragmen, henuz kapsamli bir askeri doktrinin ayrintilari uzerinde mutabakat hasil olamamistir.

Savunmaya kaynak ayirma ve yuk paylagimi ABD ile Avrupa arasinda daima onemli bir sorun olmustur. Guncel ekonomik ve finansal kriz bu sorunu daha da agirlastiracaktir. Donusumun devami icin gerekli kaynaklari bulmak zorlasacaktir. Avrupali muttefikler, kendi silahli kuvvetlerini yeni sartlara gore yenilemeyi (ozellikle akilli savunma-smart defense ve ikmal-intikal yetenegini gelistirme) geciktirebileceklerdir. Bu durum Atlantik'in iki yakasi arasindaki yuk paylagimini daha da dengesiz hale getirecektir.

Bu noktada hatirlamamiz gereken bir husus vardir. Gecmis insani mudahalelerde, BM Guvenlik Konseyi kararlari cercevesinde NATO'nun deniz ve hava kuvvetleriyle yaptigi operasyonlar akan kani durdurmak, hatta anlasmanin yolunu acmak bakimindan basarili olabilmistir. 1995'de Bosna'da SIrp kuvvetlerine karsi yapilan hava harekati ve 2011'de Kaddafi'ye muhalif guclere destek amaciyla yapilan deniz ve hava harekati bunun en aydinlatici ornekleridir. Bu cercevede gelistirilmekte olan askeri doktrinde, insani amacli hava ve deniz operasyonlarina ozel bir yer verilmesi ve yan tahriBatin azaltilmasi yollarinin arastirilmasi yararli olacaktir.

Aslinda AB, NATO'nun degismez zaruri ortagidir. Cunku uyeleri cok buyuk olcude ortusmektedir. Uzmanlar Grubu'nun kaleme aldigi NATO 2020 Raporunda belirtildisi gibi, ortak uyelerin silahli kuvvetleri her iki kurulusa da hizmet vermekte, vergi mukellefleri her iki kurulusu da finanse etmektedir. EGer NATO ve AB guvenlik ve savunma alaninda kapsamli bir yaklasim uygulamak istiyorlarsa, gene NATO 2020nin vurguladigi cercevede birbirlerini tam olarak tamamlamalari esastir. Tehditleri ve sorumluluklari "askeri" ve "askeri olmayan" diye kategorilegtirmeye taraflarin iltifat etmemeleri gerekmektedir. Kapsamli Yaklasim her turden aracin gelistirilmesini ve Ayni olayda cesitli araclarin koordineli sekilde kullanilacagini ongormektedir. Aralik 2009'da yururluse giren Lizbon Antlasmasi, AB'nin guvenlik politikasinda belli bir merkezilesmeyi ongordusu icin hem Kapsamli Yaklasimin gelistirilmesini hem de NATO icinde ortak ve butunlesmis siyasi liderlik sorununu kolaylastiracagini umit edebiliriz. (93)

NATO ile AB arasinda isbirligini zorlastiran baska bir faktor de, KIbris uyusmazliginin henuz cozulmemis olmasidir. Annan Planini reddetmesine ragmen AB'ye uye kabul edilen KIbris Rum Yonetimi Yunanistan'in destegiyle Turkiye'yi AB'den uzak tutmakta; NATO uyesi Turkiye de, KIbris Rum Yonetiminin NATO-AB ortak faaliyetlerine katilmasini veto etmektedir. Turkiye'nin AB uyeligine karsi cikan Fransa, Almanya ve Avusturya gibi AB uyeleri ise, Turkiye'yi AB'nin diginda tutmak amaciyla bu uyusmazligin devam etmesinden yararlanmaktadirlar.

NATO'nun gorev ve sorumluluk alaninin genislemesi dedisimiz zaman sadece ittifaka yeni uyelerin kabulunden soz etmiyoruz, onun yaninda yeni ortakliklarin kurulmasini da kastediyoruz. NATO'nun donusumunun baska bir boyutu da, bu ortakliklardir. NATO'nun yeni gorev ve sorumluluk alani Rusya'dan Kuzey Afrika ve Orta Dogu'ya, Balkanlardan Cin Halk Cumhuriyeti'nin Bati sinirina uzanmaktadir. Bu devasa cografya Avrasya'dir, Genisletilmis Orta Dogudur ve NATO terminolojisiyle Avrupa-Atlantik Bolgesidir. Bu bolgeye NATO ya da Amerika hakim degildir. Ama her ikisi de, bu jeopolitik degeri yuksek ve degisime acik alanda iddiali ve etkilidirler. NATO ile su veya bu sekilde ortaklik iliskisi icinde olan fakat NATO'nun bolgedeki faaliyetlerini belli bir suphe ve zaman zaman rahatsizlikla izleyen uc guc soz konusudur. Rusya Federasyonu, Cin Halk Cumhuriyeti ve daha muslak, devlet olmayan aktorler olarak Musluman toplumlar. NATO bu uc gucu karsisina alarak bolgenin istikrarina katkida bulunamaz. Ittifakin onunun acilmasi, dunya barisina yararli olabilmesi ve gelecege olumlu bakabilmesi, onemli olcude bu gucler ile isbirligini gelistirmesine baglidir. NATO, genel olarak, bu anlayistan uzak degildir. Rusya Federasyonu ile mevcut "ozel" iliski ve NATO-Rusya Konseyi, Akdeniz Girisimi ve Korfez ulkeleri ile yakin iliski egilimi, 2004 istanbul Zirvesi kararlari, Akdeniz ve Orta Dogu'ya NATO 2020 Raporunda ve Stratejik Konsept 2010de yer verilmesi, Arap Baharina olumlu bakis ve Libya mudahalesi soz konusu farkindaligin ornekleridir. ilk bakista olumlu gibi gozuken bu gidisata ragmen bugunku durum farklidir. Ortakliklar kurulmus, karsilikli ilgi artmistir, ama verimli isbirligi duzeyine ulagilamadigi gibi, ortaklikla basdasmayan sozler, davranislar ve tehdit algilamalari birlikte calismayi ve tarihi kokenleri olan karsilikli guvensizliklerin ustesinden gelmeyi engellemektedir.

Rusya'nin Avrupa'dan (Bati'dan) itilme ve yabancilastirilma endisesinin ve Bati'ya karsi statu kaybetme korkusunun tarihi oldukca eskidir. Ruslar daima Bati'dan gelen tehditlerle karsilasmislardir. Bolievik ihtilali'nden ve son olarak Soguk Savastan sonra, ulke ve toplum radikal degisim sureci icindeyken, en zayif ve en saldiriya acik donemlerinde, bu guvensizlisi siddetile hissetmislerdir. Soguk Savastan sonra NATO'nun Doguya dogru genislemesi, Kosova'ya mudahalesi Fuzesavar Fuze Antlasmasi'nin (ABM Treaty) ABD tarafindan tek tarafli olarak iptal edilmesi ve Bush Yonetiminin Dogu Avrupa'ya yeni fuzesavar fuze sistemleri konuslandirma girisimi ve NATO-Rusya Konseyinin askiya alinmasi Ruslarin tehdit algilarini yeniden guclendirmistir. (94)

Ote yandan, ittifakin yeni uyelerinin hala Rusya'dan tehdit algilamakta olmasi, NATO-Rusya ortakliginin islemesini zorlastiran baska bir sebeptir. Ozellikle, Moskova'nin "Yakin Cevre" (Near Abroad) siyaseti ile eski Sovyet bolgesi uzerinde denetim hakki iddia etmesi ve bu siyasete dayanarak Ukrayna, Gurcistan ve Moldova'ya karsi zorlayici politikalar ve askeri mudahale uygulamasi, NATO'nun endiselerini artirmistir.

Cin'e gelince, NATO ile arasinda henuz resmi duzeyde bir ortaklik soz konusu degildir. Cin ile Rusya arasindaki benzerlikler NATO'nun hareket serbestisini sinirlayan bir etkendir. Her iki ulke de BM Guvenlik Konseyinin daimi uyeleri olarak veto hakkina sahiptirler. NATO, BM Antlasmasinin 51. Maddesi ve Kuzey Atlantik Antlasmasinin 5. Maddesi diginda herhangi bir askeri mudahaleye girisebilmesi icin Guvenlik Konseyi kararina muhtactir. Boyle bir kararin alinabilmesi de, ya Rusya ve Cin'in olumlu oylari ile ya da bu iki devletin tarafsiz kalmasiyla mumkundur. Fakat Guvenlik Konseyinin bu iki daimi uyesi askeri mudahaleler, ozellikle NATO'nun ve Batili devletlerin girisecegi askeri mudahaleler konusunda genellikle ihtiyatli ve olumsuz bir tavir almaktadirlar. Oldukca geleneksel bir yaklasimla "devletin egemenlisi" kavramini, insan haklari, insani mudahale, hukukun ustunlusu ve demokrasi gibi degerlerin onune cikarmaktadirlar. Bu olumsuz yaklasimin siyasi arka planinda, kendi ulkelerindeki ayrilikci hareketlerin cesaretlendirilecegi endisesi ve ozellikle ABD'nin NATO'yu kullanarak kendilerine yakin bolgelerde ve dunyada nufuzunu artiracagi korkusu yatmaktadir.

NATO'nun Musluman nufusun hakim oldugu ulkelerle iliskilerinin gelistirilmesi de en az Rusya ile isbirliginin yeniden tesisi kadar karmagik bir sorundur. Bu sorunun temelleri Bati Hristiyanligi ile islamiyet arasindaki Savaslara kadar geri goturulebilir. 19. Yuzyildan itibaren Orta Dogu halklarinin buyuk bolumu Bati somurgecilisinin isgal ve baskisina maruz kalmistir. Soguk Savas yillarinda Arap milliyetcilisinin ve Sovyetlerin et 94 Duygu Sezer, "NATO-Russia Relations" DIS Politika/Foreign Policy, Cilt 36(1), 2010, s. 64-67. kisi altina giren kitleler ve entelektueller arasinda NATO'nun, Bati emperyalizminin araci oldugu inanci yayilmisti. Bu algi bugun dahi onemli olcude gecerlidir. Mamafih, Bati'nin Arap Baharina olumlu yaklasimi ve Libya operasyonu NATO'ya bakigi bir olcude olumlu yonde etkilemistir. Yine de, gunumuzdeki guven eksiklisinin en onemli sebeplerinden biri cozulemeyen Filistin sorunu ve Arap-israil catismasidir. Ote yandan, ikiz Kulelerin ElKaide tarafindan vurulmasi ve Avrupa'da gittikce artan Musluman gocmen sayisi, onemli iki casdas tehdit sayilan terorizm ve goc ile Muslumanligi Batililarin zihninde birlestirmistir.

NATO'nun gelecekteki faaliyetlerinin buyuk bolumu Musluman nufusun yogum oldugu ulkeleri kapsayacaktir. Ittifakin bu bolgelerdeki basarisi karsilikli guven eksiklisinin giderilmesine baglidir. Bu amacin gerceklesmesine hizmet edecek en degerli imkan, Turkiye'nin NATO uyeligidir. Turkiye'nin uyeligi, NATO'nun bir Hristiyan devletler ittifaki gibi algilanmasini onleyerek ona mesruiyet kazanma firsati vermektedir. NATO'nun Muslumanlari dislayan, islam karsiti bir ittifak gibi gozukmemesini saglamaktadir. Mesela, Afganistan'da Turkiyesiz bir ISAF'in imaji cok farkli olurdu. Ayrica, demokratik rejimini guclendiren, ekonomisi buyuyen ve Bati'ya donuk bir Turkiye, NATO'nun temsil ettisi Bati degerleri ile islamiyet arasinda bir celiski olmadiginin somut ornegidir. Bu ozelliklerinden dolayi Turkiye, NATO'nun baslatmasi gereken kamu diplomasisi kampanyasinda kilit rol oynayabilecek konumdadir.

Yakin gelecekte, NATO'yu guc durumda birakacak olan en onemli muhtemel Gelismeler iran'in nukleerlesmesiyle ilgili olabilir. Tahran'in nukleer programinin askeri mi yoksa barisci amaclara yonelik mi oldugu kesinlik kazanmamistir. EGer askeri amac soz konusuysa, Tahran'i bu amactan vazgecirmek icin diplomatik yollar ve ekonomik zorlamalar devam etmektedir. Iran'in guven vermeyen davranislari sadece israil'in tehdit algilamasini artirmamakta, Ayni zamanda Urdun, MIsir, Korfez Ulkeleri ve Turkiye icin de endise kaynagi olmaktadir. Iran'in nukleer silahlara sahip olmasi, kullanilmasa bile, bolge uzerinde bir baski ve istikrarsizlik unsuru tegkil edecektir. Bu durum, hic suphe yok ki, NATO'nun Akdeniz ve Orta Dogu misyonunu etkileyecektir. Herhangi bir NATO uyesi dogrudan nukleer tehdide maruz kalmasa bile, NATO bu yeni durumu dikkate alarak tedbir almak zorunda kalacaktir. Hatta iran'in fuzeleri bir Orta Dogu ulkesini hedef alirsa, NATO'nun fuze savunma sistemini (fuze kalkanini) harekete gecirmeyecegi garanti edilemez.

Suriye'deki Baas rejiminin sebep oldugu insani sorunla bas edebilmek icin askeri mudahaleden baska care kalmaz ise, NATO'nun bir BM Guvenlik Konseyi karariyla harekete gecmesi, teorik olarak beklenebilir. Libya operasyonunun basarisi ittifakin kendine guvenini artirmistir. Akdeniz ve Orta Dogu'ya donuk isbirligi programlarinin arzu edildisi kadar verimli olmadigi dogrudur. Ama bu, acil dramatik insani sorunlara ittifakin goz yumacagi anlamina gelmez. NATO, sozunu ettisimiz programlarla, Akdeniz ve MENA ulkelerine 5. Madde cercevesinde degilse de, angaje olmustur. Bu baslanti taahhut duzeyinde degilse de, belli bir cikar Birligini ifade etmektedir. Kaldi ki, bu baslanti Arap Bahari ve Libya mudahalesi ile pekismis gozukmektedir. NATO, hic suphe yok ki, Suriye'deki olaylari yakindan izlemektedir. Kuzey Atlantik Antlasmasinin 4. Maddesi cercevesinde istisare surecinin baslamakta oldugunu da soyleyebiliriz. Muttefiklerin cikarlari ile insani kaygilarin ve muhtemel mudahalenin mesruiyet sartlarinin ortustusu noktada, Suriye'deki rejime ragmen NATO'nun harekete gecmesini beklemek de yanlis bir tahmin olmaz. Mesruiyetin olusmasinin hukuki sarti ise, ya Guvenlik Konseyinin askeri mudahaleye cevaz vermesi ya da 51. ve 5. Maddeler cercevesinde Suriye'nin veya Suriye'de uslenen gruplarin Turkiye topraklarina silahli bir saldirida bulunmasidir. NATO'nun Suriye sorununun cozumune mesruiyet sinirlari icinde kalarak katki yapmasi ve oradaki insani drami bitirme yolunda adimlar atmasi, suphesiz, ittifakin itibarini artiracak ve bolge ulkeleriyle isbirligi ve ortaklik zeminini guclendirecektir.

(1) Sarwar A Kashmeri, NATO 2.0: Reboot or Delete, Washington, D.C., Potomac Books, 2011, s. xx-xxi.

(2) John J. Mearsheimer, "Back to the Future: Instability in Europe After the Cold War", International Security, Cilt 15 (1), 1990, s. 5-55; John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics, New York, W.W. Norton, 2001, s. 364-365, 380-396; Kenneth N. Waltz, "The Emerging Structure of International Politics" International Security, Cilt 18(2), 1993, s. 44-79; Stephen M. Walt, "The Ties That Fray" Why Europe and America are Drifting Apart", The NationalInetrest, Sayi 54, Kis 1998/99, s. 3-12; Stephen M. Walt, "Why Alliances Endure or Collapse", Survival, Cilt 39(1), 1997, s. 156-179; ve Michael Mandelbaum, The Dawn of Peace in Europe, New York, The Twentieth Century Fund Press, 1996.

(3) Charles A. Kupchan ve Clifford A. Kupchan, "Concerts, Collective Security and the Future of Europe", International Security, Cilt 16 (1), 1991, s. 114-136; John Gerard Ruggie, Winning the Peace, New York, Columbia University Press, 1996; ve Robert Axelrod ve Robert O. Keohane, "Achieving Cooperation under Anarchy: Strategies and Institutions", World Politics, Cilt 38(1), 1985, s. 226-254.

(4) David S. Yost, NATO Transformed: The Alliance's New Roles in International Security, Washington, D.C., United States Institute of Peace Press, 1998; F. Stephen Larrabee, NATO's Eastern Agenda in a New Strategic Era, Santa Monica, CA, RAND, 2003; ve Jeffrey Simon (der.), NATO Enlargement: Opinions and Options, Washington, D.C., National Defense University, 1995.

(5) Bruce R. Kuniholm, The Origins of the Cold War in the Near East:Great Power Conflict and Diplomacy in Iran, Turkey, and Greece, Princeton, N.J., Princeton University Press, 1980; Ferenc A. Vali, The Turkish Straits and NATO, Stanford, CA., Hoover Institution Press, 1972; Norman Stone, The Atlantic and its Enemies, London, Allen Lane, 2010; ve Alan Axelrod, Cold War: Anew Look at the Past, New York, Sterling Publishing, 2009; ve John Lewis Gaddis, Soguk Savas, istanbul, YKY, 2008.

(6) The North Atlantic Treaty Organisation: Facts and Figures, Brussels, NATO Information Service, 1989, s. 376-379; NATO: Bilgiler ve Belgeler, Bruksel, NATO Enformasyon Servisi, 1971, s, 262-265. (Nato'nun resmi belgelerini ek olarak iceren bu kitaplar ittifak tarafindan her yil yenilenerek yayinlanmaktadir. Kuzey Atlantik Antlasmasi gunumuze kadar yeni uyelerin eklenmesi disinda degismemistir.)

(7) Bkz. NATO: Bilgiler ve Belgeler, op. cit., s. 11-35.

(8) Ibid., s.32-33.

(9) Ibid., s. 35.

(10) Ibid., s.35.

(11) Karsit ideolojilerin, toplum ve devlet anlayislarinin, Uluslararasi sistemlerin sekillenmesi, guc iliskileri ve dis politikalar uzerindeki etkisi konusunda, ozellikle Soguk Savasla ilgili olarak, bkz. Raymond Aron, Peace and War: A Theory of International Relations, New Brunswick, Transaction Publishers, 2003,s. 94-124; Alan Cassels, Ideology and International Relations in the Modern World, London, Routledge, 1996, s.207-246 ; Zbigniew Brzezinski and Samuel P. Huntington, Political Power: USA/USSR, New York, Penguin Books, 1977, s. 17-128; Henry A. Kissinger, American Foreign Policy, New York, W.W. Norton, 1974, s. 11-78; ve Georgi Arbatov, The War of Ideas in Contemporary International Relations, Moscow, Progress Publishers, 1973.

(12) "The Future Tasks of the Alliance", Report of the Council, Annex to the Final Communique of the Ministerial Meeting, 13-14 December 1967; bkz. Nato Bilgiler ve Belgeler, Bruksel, Nato Enformasyon Servisi, 1971, Ek 14, s. 369-372.

(13) Lawrence Freedman, The Evolution of Nuclear Strategy, London, Macmillan, 1981, s. 257-272; F. Stephen Larrabee and Diedrich Stobbe, der., Confidence-Building Measures in Europe, New York, Institute for East-West Security Studies, 1983; Mason Willrich and John B. Rhinelander, der., SALT: The Moscow Agreements and Beyond, New York, The Free Press, 1974; ve Robert D. Blackwill and F. Stephen Larrabee, der., Conventional Arms Control and East-West Security, Oxford, Oxford University Press, 1989.

(14) Yost, NATO Transformed,, s. 50-72.

(15) Ibid. p.51-52.

(16) Ibid. p. 52.

(17) Ibid., s. 61-62.

(18) Ibid., s. 70.

(19) Ali L. Karaosmanoglu, "Turkey's Alignment with NATO: Identity and Power Politics", M. Drent, Arjan van den Assem, Jaap de Wilde (der.) NATO's Retirementi (Essays in Honour of Peter Volten), Groningen, CESS, 2011, s. 37-48.

(20) Bu sayilar 1980'li yillara aittir. Bkz. Hugh Faringdon, Strategic Geography: NATO, the Warsaw Pact, and the Superpowers, Londra, Routledge, 1989, s. 318.

(21) Freedman, op.cit., s. 285.

(22) Bu bolumdeki salt askeri analizler, Soguk Savas yillarinda yazarin Bruksel'deki NATO karargahgnda ve Turkiye'de askeri kisilerle yaptigi muhtelif mulakatlara dayanmaktadir. Bkz. Ali L. Karaosmanoglu, "Nato's South-Eastern Region between Central Europe and the Middle East", International Defense Review, sayi 10/1985. s.1569-1576.

(23) Josef Joffe, "German Defense Policy: Novel Solutions and Enduring Dilemmas", Gregory Flynn (der.), The Internal Fabric of Western Security, London, Croom Helm, 1981, s. 63-96.

(24) George H. Quester, The Future of Nuclear Deterrence, Lexington, Mass., Lexington Books, 1986, s. 101-104.

(25) Nur Bilge Criss, "Strategic Nuclear Missiles in Turkey: The Jupiter Affairs 1959-1963", The Journal of Strategic Studies, Cilt 20 (3), 1997, s. 97-122.

(26) Jed C. Snyder, Defending the Fringe: NATO, the Mediterranean, and the Persian Gulf, Boulder, Co. Westview Press, 1987; ve Ali L. Karaosmanoglu, "Turkey's Security and the Middle East", Foreign Affairs, cilt 62, sayi 1 (Fall 1983),s. 157-175.

(27) Ayrica, ABD ve Avrupa arasindaki tum guvenlik ve savunma politikasi uyusmazliklari icin, bkz. Catherine M. Kelleher ve Gale A. Mattox (der.), Evolving European Defense Policies, Lexington, Mass., Laxington Books, 1987.

(28) Turkiye ile NATO ve ABD arasindaki uyusmazliklar icin, bkz. Ali L. Karaosmanoglu, "Turkey and the Southern Flank: Domestic and External Context", John Chipman (der.), NATO's Southern Allies: Internal and External Challenges, Londra, Routledge, 1988, s. 287-353.

(29) Kuresellesmenin temel ozellikleri icin, bkz. Anthony McGrew, "Globalization and Global Politics", John Baylis and Steve Smith (der.), The Globalization of World Politics. An Introduction to International Relations, Oxford, Oxford University Press, 2005, s.19-44.

(30) NATO'nun zirve toplantilarinda ve resmi belgelerinde liberal demokratik degerler ve bu degerlerin Uluslararasi ve bolgesel guvenlik ile irtiBati vurgulanmaktadir. Mesela, bkz. 28-29 Haziran2004 NATO istanbul Zirvesinde Kabul edilen belgeler: "The Euro-Atlantic PartnershipReforming and Renewal", "Expanded Framework for the Mediterranean Dialogue" ve "istanbul Cooperation Initiative". 24 Mayis 2012. http://www.nato.mt/docu/comm/2004/06istanbul/home.htm; ve 19-20 Mayis 2012 NATO Chicago Zirvesinde Kabul edilen Zirve Deklarasyonu: "Chicago Summit Declaration", par. 8-10, 29, 32, 35, 39 ve 41. 24 Mayis 2012. http://www.nato.int/cps/en/natolive/official_texts_87593.htmimode=pressrelease

(31) Devletin ve devletlerarasi kuruluslarin devam eden rolu konusunda, bkz. Andrew Linklater, "Globalization and Transformation of Political Community" Baylis and Simith, op.cit., s.709-725; McGrew, op.cit., s. 19-40.

(32) Kofi A. Annan, "UN Peacekeeping Operations and Cooperation with NATO", NATO Review, Cilt 41 (5), 1993, s. 3-7.

(33) Gregory L. Schulte, "Former Yugoslavia and the New NATO", Survival, cilt 39 sayi1 (spring 1997), s.19-42.

(34) "The Alliance Strategic Concept, approved by the Heads of State and Government participating in the meeting of the North Atlantic Council in Washington, D.C., April 24, 1999" (25 Haziran 2009'da yenilenmistir), http://www.nato.int/cps/en/natolive/official_texts_27433. htmiselectedLocale=en

(35) http://www.act.nato.int/cps/en/natolive/topics-50114.html, 4 Mayis 2011.

(36) "The Alliance Strategic Conceptfor Defence and Security of the Member of the North Atlantic Treaty Organisation by the Heads of State and Government in Lisbon: Active Engagement, Modern Defence" http://www.nato.int/lisbon2010/strategic_concept_eng.pdf; 22 Nisan 2012.

(37) Strategic Concept (2010), par. 12.

(38) Ibid., par. 10.

(39) Ibid., par. 11.

(40) Strategic Concept (1999), par. 20.

(41) Ibid., par. 22 ve Strategic Concept (2010), par. 9, 10, 13.

(42) Strategic Concept (2010), Part I.

(43) Ibid.

(44) NATO 2020:Assured Security; Dynamic Engageement, Brussels, NATO Public Diplomacy Division, 17 May 2010, s. 26-30.

(45) Mats Berdal and David Ucko, "NATO at 60", Survival, cilt 51 sayi 2 (April-May 2009), s. 5576; Asle Tje, "New Patterns of Transatlantic Security: The Challenge of Multipolarity", The International Spectator, cilt 44 sayi 1 (March 2009), s. 33-50; ve Kashmeri, op.cit.,s. xix-xxiv.

(46) Zbigniev Brzezinski,"Balancing the East, Upgrading the West", Foreign Affairs, cilt 91 sayi 1 (January-Fabruary 2012), s. 97-104, and Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power, New York, Basic Books, 2012; G. John Ikenberry. Liberal Leviathan: The origins, Crisis, and Transformation of the American World Order, Princeton, Princeton University Press, 2011; ve Charles Kupchan, No One's World: The West, the Rising Rest and the Global Turn, Oxford, Oxford University Press, 2012.

(47) Walt, "The Ties That Fray", s. 183-184.

(48) Christopher Coker, Twilight of the West, Boulder, Colarado, Westview, 1998.

(49) German Marshall Fund'in Transatlantic Trends 2011 Strategic Concept (2010), par. 12, arastirmasina gore, Turkiye NATO'ya destegin en az oldugu uyedir; sadece %37 NATO'nun uyelerinin guvenligi bakimindan "gerekli" (ingilizce metinde "essential"-"vazgecilmez") oldugunu belirtmektedir. Bu oran, NATO uyeleri icindeki en dusuk yuzdedir.

(50) Egon Bahr, "Europe's Strategic Interests", Internationale Politik, cilt 8 sayi 2 (Summer 2007), s.14

(51) Ibid., s10-18.

(52) Francois Heisbourg, "US-European Relations: from Lapsed Alliance to New Partnership", International Politics, Cilt 41 (1), Mart 2004, s. 119-126.

(53) Kashmeri, NATO2.0, s. 4-5.

(54) Pal Jonson, "The Debate about Article 5 and its Credibility: What is it all About", Research Paper, Roma, NATO Defense College, No. 58, Mayis 2010.

(55) "Turkey's Security Perspectives and its Relations with NATO", DISisleri Bakanligi; www.mfa. gov.tr/nato.en.mfa, 13 Kasim 2011.

(56) Pal Jonson, op.cit. s. 8-9.

(57) W. Bruce Weinrod ve Charles L. Barry, NATO Command Structure: Considerations for the Future, Washington, D.C., National Defense University, Center for Technology and National Security Policy, Eylul 2010, s. 8.

(58) Ibid., s. 10-12. Strasburg Zirve Deklarasyonu icin, bkz. 4 April 2009 Strasbourg-Kehl Summit Declaration. (ozellikle, par. 44-46) 25 May 2012. http://www.nato.int/cps/en/natolive/news_52837.htmimode=pressrelease

(59) NATO 2020: Assured Security; Dynamic Engagement (Analysis and Recommendations of the Group of Experts on a New Strategic Concept for NATO), Brussels, NATO Public Diplomacy Division, 17 Mayis 2010, s. 37; ve "Technical Background Briefing on NATO Command Structure" by Brigadies General Patrick Wouters, Deputy Director Plans and Policy Division, IMS: http://www.nato.int/cps/en/natolive/opinions-75353, 9 Haziran 2011.

(60) NATO 2020: Assured Security; Dynamic Engagement, s. 37.

(61) Ibid., s. 37-38.

(62) Ibid., s. 38.

(63) Ibid., s. 38.

(64) Ibid., s. 23-24; Anders Fogh Rasmussen, NATO Secretary General at Lisbon Summit 2010, "Security and the Effets of Budgetary Constraints": http://www.natowint/docu/review/2010/ Lisbon-Summit/security-budgets-constraints/EN/index.htm, 24 Subat 2012; ve Strategic Concept 2010, par. 32.

(65) Derek Braddon "What Lies Aheadi Defence, Budgets and Financial Crisis": http://www.nato.int/docu/review/2009/Financial Crisis/defence-Budget-Financial-Crisis/EN/index.htm, 24 Subat 2012.

(66) APJ-01 D Allied Joint Doctrine, Aralik 2010: http://www.mod.uk/nr/rdonlyres/c45d7ae8-ed474d3, 24 Subat 2012.

(67) Schulte, op.cit., s. 23-24 ve Richard Holbrooke, To end a War, New York, Random House, 1998, s. 70-72 ve 103-104. Holbrooke'a gore, hava harekati baslamadan onceki saatlerde yer alan danisma surecinde UN Genel Sekreteri Kofi Annan ve Avrupali muttefikler uyumlu davrandi ve Harekat kararinin alinmasi kolay oldu.

(68) Mesela bkz. NATO Civil-Military Cooperation (CIMIC) Doctrine, 2003, http://documentsearch.org/pdf/natopublication-ajjp-5.html; ve AJP-3,4 (A) Allied Joint Doctrine for Non-Article 5 Crisis Response Operations-Ratification Draft-1, 2010: http://www.kam.it/download/14142/ajjp-3,4 (a), 22 Nisan 2012.

(69) Carl von Clausewitz, On War (der. ve cev. Michael Howard ve Peter Paret), Princeton, N.J., Princeton University Press, 1976, Kitap VIII, Bolum B-6; Turkce tercume icin, Savas Uzerine, istanbul, SpartakusYayinlari, 1997 (cev. Siar Yalcin).

(70) John Baylis, James Wirtz, Eliot Cohen, Colin S. Gray, Strategy in the Cotemporary World, Oxford, Oxford University Press, 2003, s. 299-301; ve Hew Strachan, "Introductory Essay: The Changing Character of War" Karlk Erik Haug ve Ole Jorgen Maao (der.), Conceptualising Modern War, Londra, Hurst, 2011, s. 19-25.

(71) Lisbon Summit Declaration, 20 November 2010; http://www.nato.int/cps/en/natolive/official-texts-68828.htm:, 28 Subat 2012.

(72) AJP-01 (D) Allied Joint Doctrine, December 2010, op.cit.

(73) Ibid., 1 (6)-1 (9).

(74) Alexander Mattelaer, "How Afghanistan has Strengthened NATO", Survival, Cilt 53(6), 2011, s. 131.

(75) Ibid., s. 132-134.

(76) Alexander Nicoll, "The Road to Lisbon", Toby Dodge ve Nicholas Redman (der.), Afghanistan to 2015 and Beyond, Londra, Routledge (IISS), 2011, s. 39-40.

(77) Ibid., s. 42.

(78) Ibid., s. 43-44.

(79) David Petraeus, "Counterinsurgency Concepts: What We Learned in Iraq", Global Policy, cilt 1 sayi1, 2010, s. 116-117.

(80) Dana Allin, "US Policy and Afghanistan", Dodge ve Redman (der.), op.cit., s. 61-62.

(81) The Military Balance 2012, Londra, Routledge (IISS), 2012,s. 27-29.

(82) Toby Dodge, "Domestic Politics and State-Building", Dodge ve Redman (der.), op.cit., s. 80.

(83) Jens Ringsmore, "Conducting Counterinsurgency by Alliance: Wave of the Future or Strategic Dead Endi", Haug ve Maao (der.) Conceptualising Modern War, Londra, Hurst and Company, 2011, s. 163-184.

(84) Ali L. Karaosmanoglu, "Yirmibirinci Yuzyilda Savasi Tartismak: Clausewitz Yeniden", Uluslararasi Iliskiler, Cilt 8(29), 2011, s. 19.

(85) Muge KInacioglu, "Forcing Democracy: Is Military Intervention for Regime Change Permissible", All Azimuth: A Journal of Foreign Policy and Peace, Cilt 1(1), 2012, s. 28-49.

(86) Nicoll, 0p.cit., s. 22-23.

(87) The Situation in Afghanistan and its Implications for International Peace and Security, Report of the Secretary-General of the UN, 13 December 2011 (A/66/604-S/2011/772). 25 May 2012. http/unama.unmissions.org/Portals/UNAMA/Documents/111219%20SG%20Report%20Afghanistan.pdf

(88) Comprehensive Political Guidance, Riga, 29 November 2006: http://www.nato.int/cps/en/natolive/topics-49176 htm, 22 Subat 2012. Ayrica, bkz. Ringsmore, op.cit., s. 177.

(89) Bucharest Summit Declaration, 3 April 2008, par. 11. http://www.nato.int/cps/en/natolive/official-texts-8443.htmiselectedlocal=en .27 Nisan 2012.

(90) Ringsmose, op.cit., s. 177-178.

(91) Ringsmore, op.cit., s. 178.

(92) Hakan Erik Gunner Syren, "Future NATO-EU Relations: EU Perspectives", Partnership for Peace Review, Cilt 1 (1), 2010, s. 80-81.

(93) NATO 2020, op.cit., s. 23-24. Ayrica bkz. Syren, op.cit., s. 81-82.

Ali L. KARAOSMANOGLU, Prof. Dr., Emeritus, Uluslararasi iliskiler Bolumu, Bilkent Universitesi, Ankara; Baskan, ihsan Dogramaci Vakfi DIS Politika ve Barisa Arastirmalari Merkezi. E-posta: alikaraosmanoglu@ gmail.com. Bu makale, yazarin istanbul Bilgi Universitesi Yayinevi tarafindan Mustafa Aydin'in editorlusunde hazirlanan Guvenlik Calismalari Serisi'nin birinci kitabi olan NATO'nun Donusumu (istanbul: Bilgi Universitesi Yayinlari, No. 403, Aralik 2012) baglikli kitabi esas alinarak hazirlanmistir.
COPYRIGHT 2014 International Relations Council of Turkey
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2014 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Karaosmanoglu, Ali L.
Publication:Uluslararasi Iliskiler / International Relations
Article Type:Essay
Date:Jan 1, 2014
Words:14164
Previous Article:Editorden.
Next Article:Ballistic missile threat and NATO's missile defense shield: an analysis from Turkey's perspective/Fuze tehdidi ve NATO fuze kalkani: Turkiye...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters