Printer Friendly

Modernlesmenin Esiginde Osmanli Kadinlari: (Ceviren: Necmiye Alpay), istanbul, Toplumsal Tarih Vakf, Yayinlari, 2000. (Kitap Tanitimi / Book Reviews).

Zilfi, Madeline C. (Editor), Modernlesmenin Esiginde Osmanli Kadinlari: (Ceviren: Necmiye Alpay), istanbul, Toplumsal Tarih Vakf, Yayinlari, 2000. ISBN 975-333-142-8, 311 sayfa.

Modernlesmenin Esiginde Osmanli Kadinlari baslikli kitap, 17-18 Nisan 1994 tarihinde Maryland Universitesi, College Park'ta yapilan "Osmanli imparatorlugu nda Kadinlar: Ortadogu'da Erken Modern Donem ve Tarihi Mirasi 1650-1830" baslikli konferansta sunulmus bildirilerden olusmaktadir. Bildiriler once 1997 yilinda Madeline C. Zilfi'nin editorlugunde Leiden'de basilmistir. Necmiye Alpay' in Turkce'ye cevirdigi bu calisma Toplumsal Tarih Vakfi Yayinlari arasinda yayinlanmistir.

Kitap editor M. C. Zilfi'nin konferansa bildiriyle istirak eden tum katilimcilara, konferansin duzenlemesine katkida bulunan Maryland Universitesi Tarih bolumune, arastirmalarin yapildigi arsiv ve yazma eserler kutuphanelerindeki gorevlilere tesekkur yasisiyla baslar. Yazarin sunus yazisini takiben biri disinda tumu kadinlar tarafindan yazilmis 14 makale ve kaynacka ile dizin calismasi gelmektedir.

Madeline C. Zilfi'nin "Sunus" yazisi (s. 1-6), islam toplumlarinda kadin konusunda yapilmis yayinlarda gec kalindigini, Ismanli tarihcilerinin de 'kadini tarihin icine cekemedigini vurgulayak basliyor. Yazar, Osmanli dunyasinda kadinlar uzerine yapilmis ilk calismalarin Cagatay Ulucay, Ronald Jennings, Ulku Bates ve lan Denger'e ait oldugunu belirterek, ozellikle 1980'li yillarda bu calismalardo artis gozlendigini ifade elmektedir. Ortadogu Musluman kadinlarina yonelik olarak R. Jennings, A. Marcus ve G. Baer'in ka-di sicilleri ve arsiv belgelerinden hareketle hazirladiklari calismalarin yani sira, N. Abadan-Unat, D. Kandiyoti, N. Atiya, E. Fernea, A. E. Mayer, F. Mernissi, N. Minai, G. Nashat, C. Nelson, N. H. Youssef, B. Utas, R. Sayigh, J. Esposito, F. Davis gibi bilim insanlarinin da antropoloji calismalariyla tarihsel gecmise isik tutabildikleri vurgulanmaktadir. Arashrmalarin ozellikle 80'li yillarda artis gostermesine, iron devrimiyle gundeme gelen ortunme, cinsiyet ayirimciligi gibi konularin neden ol dugu iddia edilmektedir.

Ilk calismalarin daha cok Misir Musluman toplumundaki kadinlara yonelik oldugu, 80 sonrasi yapilan arastirmalarin ise kadinin islam toplumundaki rolu uzerine yogunlastigi belirtilerek, bu calismalardo zaman zaman Osmanli-Arap seklinde dil/konu karmasasina dusuldugu iddia edilmektedir. Zilfi "Sunus" yazisinda, Konferansin basligindaki "erken modern" kavraminin herkes icin tatmin edici olomayacagini kabul eder. Gecmis kaynaklardon derlenen, karsilastirmalarla da degerlendirilen bilgilerin, gelecegin kavranmasina 151k tutabilecegine dikkat ceker. Zilfi bu yaznin sonucunda, konferosta sunulan bildririlerin binlerce kadi sicilinden (Sadece istanbul icin 10.000 kadi sicili defteri oldugu belirtiliyor.) cok az bir kismina dayansa da gecmisi dogru algilamaya yonelik iyi ir baslangic yaratacagi umudunu belirtiyor.

Yazar soyadina gore alfabetik olarak dizilen makalelerin ilki, Suraiya Faroqhi'nin "18. Yuzyil Anadolu Kirsalinda Suc, Kadinlar ve Servet" baslikli calismasidir (s.7-26). Faroqhi makalesine suc, suclu ve cezalandirma kavramlarina yonelik olarak Avrupali meslektaslarinin calismalarina atiflarda bulunan kisa bir "arka plan" yazisindan sonra, Osmanli tasrasinda kadin, mulkiyet ve servet uclemesine yonelik, cagdas, calismalari da gozardi etmeye ikinci bir arka plan yazisiyla devam etmektedir. Kayseri'nin sosyal tarihi uzerine ilginc notlar aktarilarak, sehrin muslim-gayrimuslim seklinde iki dinsel yogunluga ve Turk, Ermeni ve Rumlardan olusan etnik karisikliga sahip oldugu, nufusunun 16. Yuzyilda arttigi, ozellikle insaat sektorunde istanbul'a goc, oldugu, Celali isyanlari sirasinda sehrin cok hirpalandigindan ve Kayserili tucarlardan bazilarinin Misir'a ulasan ticari etkinliklerinden bahsedilmektedir. Makaleye kaynak olan oyku, Kayseri'ye bagli Erkilet Koyunde oturan Gul Ana adli kadinin, kocasi Vasil tarafindan bicaklanarak olduruldugunu ileri suren ana-baba Kadem ve Arzuman'in 1743 yilinda mahkemeye muracaatiyla basliyor. Vasil'in, karisinin bicaklanmasinda uc, ay sonra oldugune, karisi Gul Ana'nin da kendisine saldiranin kocasi Vasil olmadigina dair ifadeleri vardir. Vasil esinin olumunden once ailesine verdigi ve incinde 2500 kurus, inciler, altin kemer, bir miktar ingiliz yunlusu ve sariga elverisli 28 parca pamuklu kumas bulunan sepeti geri istiyor. Gul ananin ebeveyni ise diyet hakki icin bu sepeti alikoymustur. Vasil, istanbul'da seyhulislamdan fetva aldigini belirterek sepetin kendisine verilmesini istemektedir. Ayni sekilde olen kadinin annesi de seyhulislamdan bir fetva alabilmistir.

Faroqhi bu matikeme kaydindan hareketle tasrada zenginlik ya da servet olcusu mallari, bunlardan bazisinin (ingiliz yunlusu gibi) Kayseri'ye gelis yollari, hukuk duzeninin isleyisi ve tasradaki bir kadinin istanbul'daki seyulislamdan fetva alma yollarinin baska mahkeme kayitlariyla orneklendirerek tartisiyor.

Mary Ann Fay'in "Kadinlar ve Mekanlar: 18. Yuzyil Misir'inda Mulkiyet, iktidar ve Toplumsal Cinsiyetin Nufuz Alani" baslikli makalesi (s. 27-46), toplumsal cinsiyet ve kadin tarihiyle ilgili kisa bir girisle basliyor. Makale, 18. Yuzyil Misir'inda evlilikler ve miras yoluyla mal ve servet sahibi olmus kadinlarin, mal ve servetlerini korumak, elde tutmak amaciyla cok sayida vakif kurduklarinin ve bu yolla bir olcude servetlerini nesiller boyu devam ettirdiklerinin altini ciziyor. Vakfedilen mallarin cogunlugunun Misir'in zenginligini besleyen ticaretle ilgili yapilar olduguna dikkat cekilerek, servet ve dolayisiyla iktidarin evliliklerde de onernli etken oldugu ifade ediliyor. Makale sonuna eklenen vakif diziniyle 18. Yuzuil Misirinda kurulan 100 vakiftan 25'inin kadin vakiflari oldugu belirtilerek, sanildiginin aksine, kadinlarin hatiri sayihir bir nufuza sahip oldugu iddiasi desteklenmektedir.

"18. Yuzyil Galata Sicillerinde Osmanli Kadinlarinin Toplumsal Sinirlari" baslikli makale, Fatma Muge Gocek ve Marc David Baer tarafindan hazirlanmistir (s. 47-62). Makalede degerlendirilen ve 1705-1809 tarihleri arasinda tutulan kayitlar, Galata Mahkemesi defterlerinden alinmistir. Galata Mahkemesinin 15. Yuzyilda kuruldugu, sadece Rumeli sahilinin degil; 300 koyun, Kasimpasa ve Besiktas da dahil 40 nahiyenin nakiplerinin de Galata Kadiligina bagli oldugu vurgulanmaktadir. Mahkemeye yansimis davalarin %28'i kadinlaria, %82'si Muslumanlaria ilgilidir. Erken tarihli kayitlarda Hristiyan ve Yahudi kadinlara yonelik davalarin azligina isaret edilmekte, kadinlarin sahibi oldugu mallar hakkinda bilgi verilmektedir. Makale, Fiziksel Mekan, Cemaat Mekani ve Hukuk Mekani seklinde alt basliklar altinda ayrintilandirilip, mahkeme kayitlariyla zenginlestirilirken, bazi Hristiyanlarin miras davalarinin Hanefi hukukuna gore goruldugu gibi ilginc anekdotlarla renklendirilmektedir. Ote yandan Tereke Defterleri'riden de orne klerin kaydedildigi bu makalede, din ve hukuka yonelik duzenlemelerin kadin ekseninde kesistigi sonucuna varilmaktadir.

Kitapta Misir ile ilgili calismalardan biri de Mervat F. Hatem tarafindan yapilmistirHaten'in "19. Yuzyil Misir'inda Saglik Meslegi ye Kadinin Bedeninin Denetlenmesi' basligini tasiyan makalesi (s. 63-76), Misir'da modern anlamda devletin, Mehmet Ali Pasa'yla birlikte tesis edildiginin belirtilmesiyle basliyor. Misir'da ilk devlet okulu olarak 1832'de acilan ebe okulunun kurulus amaclan, faaliyetleri ve okulun kurucularindan Antoine Barthelme Clot'un (kendisine hizmetlerinden dolayi daha sonra bey unvani verilmis) kadin, cinsellik ve dogum kontrolune yonelik gorusleri aktarilmistir. Misirli kadinlarin daha once yerel ebeler ve geleneksel yontemlerle klitorisi sunnet effirerek, zaman zamon ulema ve mezhep ileri gelenlerinin de (4 ay oncesi icin) hosgorulu davrandigi kurtaj gibi dogum kontrol yontemlerine kendi iradeleriyle basvurduklarinin alti cizilirken, Clot Bey'in dogum kontrolune karsi tartisilmaktadir. Makalesinde ebe okulunun, kadinlarin en dogal gorevlerinden birinin dogurmak oldugunu yaymak icin kurul mus oldugunu, buradan mezun olan ebeler araciligiyla dogum kontrolune basvuranlarin kovusturuldugunu dile getiren Hatem, devlet tarafindan dun ve bugun kadin bedenine getirilen denetimi sorgulamakta; bunu da M. Foccault'un "modern yonetim" sorunsalinda tartistigi "nasil, hangi siklikta, kim tarafindan, hangi amacla, hangi yontemle yonetilmeli" sorulariyla yapmaktadir.

Colin imber'in "Kadinlar, Evlilik ye Mulkiyet: Yenisehirli Abdullah'in Behcetu'l - Fetavasinda Mehr" adini tasiyan makalesi (s. 77-100), 1718-1730 Lale Devri Seyhulislami olan Yenisehirli Abdullah'in Behcetu'l -- Fetava adli eserinde mehirle, dolayisiyla evlilik, bosanma, nafaka gibi konularla ilgili yorumlarini icermektedir. Behcetu'l - fetava'da bir 18. yuzyil din adaminin geleneksel kaliplar icinde sorulu cevapli diyaloglarla butun secenekleri tartistigi konular, C. imber'in Hanefi hukukcularin gorusune de dayanan dikkat cekici yorumlariyla incelenmektedir. Neticede mehirle ilgili pek cok dolambacli soru cevaplarin aktarildigi fetvalarin, 18. yuzyil kadinlarinin toplumsal tarihlerine isik tutmayan belgeler oldugu noktasina variliyor.

George Washington Universitesi'nden Dina Rizk Khoury'nin bin Musul atasozunden hareketle "Terlikler Kapida mi, Kapali Kapilar Ardinda mi: Ev icinde ve Kamusal Mekanda Musullu Kadinlar" baslikli makalesi (s. 101-121), 'mekani okuma' kavramindan hareketle kadinlarin ozel ve kamusal olan icindeki yerini Musul olceginde irdelemektedir. Khoury'nin arastirmasi, kultur, ozel ve kamusal mekan gibi kavramlara yonelik olarak antropologlarin goruslerinden derlenen paragraflarla baslamakta ve iki perspektifte yogunlasmaktadir. Birincisi 18. yuzyilda kamusal alanin Musul'da ugradigi donusum ve bu donusum icinde Musullu kadinlarin rolu, ikincisi ise daha once kamusal olarak tanimladigi evin kadinlar icin ne anlama geldiginin mahkeme kayitlari, atasozleri ve sarkilarla irdelenmesidir. Kisa tarihceden anlasildigina gore Musul'da, sehirdeki turbe sayisiyla da (21 turbeden 15'i Siilerce kutsanmis kisilere ait) iliskilendirilerek, hatiri sayihr bir Sii nufusunun var oldugu belirtilmektedir. Musullu kadinlar icin kamusal alanlar in baslicalari bu turbeler, Babu l-lrak mahallesinin uzagindaki pazar yerleri ve kentin varoslarindaki iki camidir. Kentin varlikli ailelerine mensup kadinlar bu tur binalarin onarimina yaptiklari katkilarla kamusal mekanlarda devamliligi saglyorlar. Alt siniflardon kodinlarin mahkeme davalarinda kendilerini mahalle adryla tanitmalari, onlar icin mahallenin birinci kamusal mekan olarak algilandigi seklinde kabul ediliyor. Fahise, meczup gibi marjinal fiplerin bu kamusal alanlardan daha cok yararlanabildikleri donemin kaynaklarindan ogrenilebilen gerceklerdendir. Tube ziyaretlerinin kamusal mekan kullanimi icinde ve siyasal torenlerde onemli payi oldugu vurgulanmaktadir. Varlikli ailelerin evlerinde kadinlar icin ayrilmis avlu ve oda varken, alt gruplarda kadinlar mekanlarini baskalariyla paylasmakta ve dolayisiyla onlar icin bu mekan ozel alan olamamaktadir. Evlerin cogunun kadinlara kocalarindan miras kaldigi belirlenmekte, kadinlarin ev icinde sadece kendilerine ait olmasini is tedikleri oda icin cesitli st ratejiler gelistirmeye calistiklari iddia edilmektedir.

Margaret L. Meriwether'in "Yeniden Kadinlar ve Vakif Ustune: Halep, 1770-1840" baslikli calismasi (s. 122/143), 16. Yuzyilla birlikte Osmanli cografyasinin onemli ticaret merkezlerinden biri olan Halep'te kadinlar ve mulkiyet konusunu vakiflar merkezli irdelemektedir. Arastirma, Gabriel Baer'in 1546 yilina ait Istanbul Tahrir Defterindeki kadin ve vakiflar uzerine tetkikini ve sonuclarini 1770-1840 yillari arasinda Halep Vakiflari uzerine sinamasini iceriyor. Yazar, vakif kurumunun siyaset ve hanedanligin mesrulugu, paranin yonetimi, toplumsal refah ve hayir, din, dindarlik ve aile kavramlarryla ic ice gecmis oldugunu kabul ediyor. Meriwether arashrmasinin omurgasini 1770-1840 yillari arasin da halep'te kurulmus 468 vakfin vakfiyelerinden derledigi bilgilerden olusturmaktadir. 468 vakiftan 241'inin kadinlar tarafindan hem kamusal, hem de aile vakfi olarak kuruldugu belirtilerek, bunlarin % 64 unun dinsel kurumlarin (cami, medrese, zaviye vs.) varliklarini devam ettirmesi, bakimi ve personel ucretlerinin karsi lanmasi amacini tasidiklari ifade edilmektedir. Kadinlarin kurdugu vakiflarin neredeyse tamaminin (% 93) ucten az mulkiyeti oldugu, bir istisna olarak zengin bir tuccar ailesine mensup Afife Gannem'in vakfina cogu ticaretle iliskili 15 mulk vakfettigi onemli detaylardan biri olarak kabul edilmektedir. Vakfedilen kaynaklarin cogunun mirastan ziyade satin alinmis gayrimenkuller oldugu belirtilerek, ozel mulkun dini nitelikli bir vakfa donusturulmesinin tamamen bir "mulk yonetme" yontemi oldugu vurgulanmaktadir. Bir vakfa lehdor olan kadin sayisinin vakif kurucusu kadin sayisindan daha fazla oldugu, kurucu kadinlarin eslerini vakiflarina lehdor yapma oraninin cok dusuk kaldigi, kadinlarin erkeklere oranla daha yasli donemlerinde vakif kurduklari, kurucularin cogunlugunun olunceye kadar ilk yonetici olarak kaldigi ve kendi yerlerine de 2/3 oraninda yakin akraba secerek mulkiyet uzerindeki denetimlerini devam ettirmeye calistiklari makaleden cikarilabilen sonuclardandir. Ote yandan, bazi vakiflara yonetici olarok kadin atanmasinin bir demografik sonuc oldugu, mahkeme kayitlanyla orneklendirilerek anlatilmaktadir.

Osmanli kadiniyla sanat arasinda iliski kurulabilecek tek degerlendirme Nancy Micklewright tarafindon yapilmistr. "Muzisyenler ve Dans Eden Kizlor; Osmanli Minyaturlerinde Kadin lmgeleri" baslikli makalede (s. 144-160), Osmanli kitap resimlerinde daha cok yoneticiler, askerler ya da dini onderlerin betimlendigi, kadin tasvirlerinin "cinsiyet" bakmindan ele alinmomis oldugu belirtilmistir. Osmanli minyaturleri uzerine cogu yabanci arastirmacilarca abartilarak ileri surulmus olan "Iran resim geleneginin devami" seklindeki goruslerin kisa bir degerlendirmesi de yapilmaktadir. Ozellikle 1960'lardan sonra Osmanli minyaturleri uzerines N. Atasoy, F. Cagman, G. Renda, E. Atil gibi arastirmacilara ait yayinlarin, Osmanli minyaturlerinin kendine ozgu bir uslubu olduguna, iran resimlerinden farkli boyutlar icerdigine dair kanaatlerin olusmasina katki yaptigi vurgulanmaktadir. Makalede, Osmanli toplumunda kadinla sanat arasindaki iliskinin daha cok mimari eser patronlugu duzeyinde kaldigi, mesela hic kadin nakkas bulunm adigi belirtilerek minyaturde kadinlarin yerinin tamame "konu" oldugu sonucuna varilmaktadir. Kadin betimlemelerine, ancak resimlene oykude bulunmalari zorunluysa yer verildigi savunularak, 16-19. yuzyil arasinda yapilmis ve yayinlarla tanitilmis minyatur orneklerinden hareketle kadin figurlerinin resim sanati acisindan analizleri yapilmaktadir. Levin, Abdullah Buhari, Ermeni Refayel, Fazil Enderuni gibi nakkaslarin resimledigi yazma eserler veya albumlerdeki kadin tipleri uzerinde durulmakta ve 18. yuzyilla birlikte resimlerde kadin figurlerinin artmasinin nedeni cevaplanmamis bir soru olarak birakilmaktadir. Kanimca bu soru, Lale Devri ile baslayan dini serbestlik ve eglenceye duskunlukle daha dunyevi bir hayat arzusu ve bu hayatin yarisinin kadin oldugu gerceginin kavranmasiyla ilintilidir. Donemin edebiyat metinlerinin incelenmesi bu konuda yararli olacaktir. Micklewright arastirmasini, orneklerini verdigi resimlerin, kadin giyimleri, kumas sanati vs. gibi konularda belgesel intelikler tasidigini vurgulay arak, ancak, farkli konulara projektor tutabilmek icin de daha fazla ornegin yayinlanmasinin ve bunlarin yer aldiklari eserler ve edebiyatla iliskilerinin cozumlenmesini isteyerek sonuclandimaktadir.

Kitaptaki makalelerin neredeyse tamaminda sik referans verilen The Imperial Harem:Women and Sovereignty in the Ottaman Empire (Oxford 1993) adli kitabin yazari Leslie P. Pierce'nin "Ekberiyet, Cinsellik ve Toplum Duzeni: Toplumsal Cinsiyetle ilgili Osmanli Soz Dagarcigi" adli arastirmasi (s. 161-187), kiz, avret, hatun oglan, ergen er, gelin, emred, mucerred, bennak, levend, pir-i fani, taze gibi insan yasaminin belirli donemlerine, ya da karakter yapilarina yonelik tanimlamalari iceren terimler uzerine, ozellikle Antep ve Ankara Ser'iye Sicillerinden harmanlanmis kayitlar ve bunlar uzerine yapilmis yorumlari iceren ilginc bir calisma olarak degerlendirilebilir.

Kemal Silay'in "Erkegin Agziyla Soylenen Gazel: Osmanli Kadin Sairler ve Ataerkilligin Gucu" baslikli makalesi (s. 188-203), cesitli feminist edebiyat teorisyenlerinin kadinala erkegin yazim uslubundaki farkliliklar uzerine odaklasan goruslerin degerlendirmesiyle baslar. Ardindan, Osmanli klasik siir gelenegi icinde Fitnat Hanim (ol. 1780), Seref Hamin (1809-1861), Leyla Hanim (o1. 1847) ve Zeyneb Hatun (o1. 1447) tarafindan yazilmis gazellerin tahliliyle devam eder. Silay'a gore bu kadin sairlerin hepsinin siirleri, adeta bir erkek tarafindan yazilmistir. Aslinda Divan siiri gelenegi zaten bireysel cikislara izin vermemektedir. Erket sair tarafindan yazilmis olsa da belirli kaliplar devam ettirilmek, gelenek izlenmek zorundadir. Kadin sairler, toplumsal cinsiyetten ziyade, Divan siirinin butun inceliklerine vakif olduklarinin donemin edebiyat otoriteleri tarafindan kabulunun ve kendilerinin de bu edebiyat klubunun icine dahil edilmesinin pesindedirler. Makalede en can alici soru, dini kurallarin ve cinsiyet ayirimciliginin baskin oldugu bir toplumda kadin sairlerin nicin erkek begenisinin cerceveleri icinde siir yazdiklaridir. Bu soruya, kadinlarin bu yolla mesruiyet dairesine girmeye calistiklari ve erket egemen bir sistemi delerek, o sistem icinde dolasabilmek arzulari seklinde cevap verilmektedir.

Amira Sonbol, Ortadogulu kadinlar icin pek irdelenmemis bir problem olan tecavuz konusun, gecmis ve bugun surecinde, yasalar baglaminda "Osmanli Misir'i ve Modern Misir'da Tecavuz ve Hukuk" konulu makalesinde (s. 204-221) tartismaktadir. Zinayi konu alan ayet-hadisler ve dort halifenin uygulamalari hakkinda bilgi verdikten sonra, mezheplerin konuyla ilgili goruslerinin degerlendirilmesi yapilmis, cinsel hakkin bir "mulkiyet," buna tecavuzun de bir "suc" oldugu gorusune varilmistir. Safi'den aktarilan "mehr cinsel iliskinin, tazminat ise sucun karsiligidir" seklindeki gorus, Islam hukuku icinde kabul gormus genel uygulama olarak degerlendirilmektedir. Tecavuze ugradigini ileri surerek mahkemeye gelen kurbanin bunu kanitlamak zorunda oldugu, aksi halde tazminat alamayacagi belirtildigi makalede, birkac ornekten hareketle kurbanin sanikla evlenmeyi kabul etmesi durumunda davanin dustugu ifade edilmektedir. Tecavuzun bazen kendileriyle evlenmek istemeyen kadinlari evlilige zorlamak icin erkekler tarafindan yapild igi da mahkeme kayitlarindan anlasilmaktadir. Tecavuzun kanitlanmasinin cok zor oldugu eger saniklar ust siniftan seyh, tuccar gibi kisilerse daha da zor oldugu ileri surulmekte, tecavuz, suclamalarinda bulunup da kanitlayamayan kadinlara ceza verilmemesinin aslinda, suclamanin mahkemece kabul edildigini gosterdigi iddia edilmektedir. 1883 yilinda cikarilan ceza yasasinin Fransiz ceza yasasindan alindigi belirtilerek, bu yasanin tecavuz sucunu her cins cocuklari da kapsayacak sekilde genislettigini, ancak, araya polisin girmesinden dolayi, cogu davanin mahkemeye intikal etmeden kapanmis, oldugu ileri surulmekte ve adaletin alinip satilan bir metaya donuserek kadinlarin aleyhine isledigi sonucuna varilmaktadir.

Judith E. Tucker'in "Eksiksiz Sevgi: Osmanli Suriyesi ve Filistin'inde Islam Hukukuna Gore Annelik" baslikli makalesi (s. 222-240), kitaptaki en ilginc calismalardan biridir. Makalede, 17-18. Yuzyilda yasamis, Suriye ve Filistinli muftulerin annelik uzerine verdikleri ilginc fetvalar vardir. Annelik, spermin kadin rahmine dusmesiyle kabul ediliyor ve meselo, gebe bir kadin kendisine saldiri sonucu dusuk yaparsa ve bu kanitlanirsa anababanin tazminat alabildikleri belirtiliyar. Ancak dusuk, fiziksel mudahale olmadan sesle vs. korkutmayla olursa tazminat alinamiyor. Tazminat miktarlari da dusurulen cocugun (eger belli ise) cinsiyetine gore degisebilmetedir. Kadin kendi istegiyle kocasinin izni olmadan dusuk yaparsa, kadinin kabilesi kocasina tazminat odemek zorunda kaliyor. Cocuga bakma hakkinin muftulerce anneye birakilmasi "eksiksiz sevgi" den dolayi kabul adilmektedir. Dini onderlere gore bebek, iyi beslenme amaciya annede kalmalidir ve baba cocuk sutten kesilinceye kadar anneye nafaka odemelidir. Ancak mahk eme kayitlarindan, babanin nafaka odeyemeyecek kadar fakir olmasi durumunda, kadin icin cocugunu emzirmenin bir zorunluluk oldugu seklinde kararlar oldugu ogrenilebilmektedir. Kadin kendi istegiyle bosanirken cocuk icin nafakadan vazgecerse koca nafaka odememektedir. Bosanmalar veya olumler sonrasinda, kadin ve erkegin kabilesinde cocuga bakabilecek kadin yoksa, vesayet cocugun amcasina veya agabeyine gecmektedir. Anne cogu zaman cocugun velisi olamadigindan, onun mallarini yonetemez, evliligini de duzenleyemez. Basanmis dahi olsa, cocugunu alip istedigi yere gidip yerlesemez. Mahkeme kayitlarindan cocuga bakma hakki olan kadinlarin her seyden once hur olmalari geretigi, kole annelerin bu haklarinin bulumadigini ogrenebilmekteyiz. Esinin olumu durumunda anne, cocugun bakimi icin kocasinin mallarindan satis yapabilmekteydi. Anne, kocasi vasiyette belirtmisse cocuga veli olabiliyordu.

"Osmanli Kadinlari ve 18. Yuzyilda Adalet Arama Gelenegi" baslikli makale Fariba Zarinebaf-Shahr tarafindan, 17. Yuzyilin sonarindan itibaren gorulmeye baslanan Zarinebaf-Shahr tarafindon, 17. Yuzyilin sonlarindan itibaren gorulmeye baslanan Sikayet Defterlerindeki kadin dilekcelerinden hareketle yazilmistir (s. 241-250). Makaleden, islam dunyasinda ust makamlara adalet arama amaciyla muracaat etmenin Sasanilere kadar uzanan bir gelenek oldugunu, Misir gibi uzak bolgelerden istanbul'a gelerek daha cok miras, velayet, evlenme, bosanma gibi konularda sikayet basvurularinin varligini ogrenebilmekteyiz. Makalede, bu basvurularin hukuk kurumlarindaki lackaliga da isaret eltigi ileri surulerek, istanbul'daki hukuk kurumlarinin sikayetler daha cabuk sorusturulacagi icin tasraya gore daha iyi oldugu kanaatine varilmakta, sikayet defterlerinin merkezle tasra arasinda belli olculerde de olsa bir haberlesme duzeni sagladigi iddia edilmektedir.

Kitapta, editor Madeline C. Zilfi, "Gecinemiyoruz: 18. Yuzyilda kadinlar ve Hul" baslikli incelemesiyle yer almaktadir (s. 251-283). Yazar makalesinde 1960'lar sonrasinda dunya ulkelerinde yasanan bosanma oranlari ve nedenleri uzerine yorumlari, islam top-lumlarinda kadinlarin istegiyle vukubulan bosanmalari (hul), bosanma sonrasi aile ve cocuklarin durumlarini ve 18. Yuzyil istanbul kadi sicillerinden secilmis ornekleri summakla kalmiyor, Semdanizade gibi 18. Yuzyil ve D. Kandiyoti gibi gunumuz yazarlarinin gorusleriyle de bezeyerek akici bir uslupla anlatiyor.

Kadini merkeze alarak, onlari sanat, edebiyat, kamusal alan, ama daha cok hukukla iliskileri baglaminda ele alan bu kitap, uygarligi ya da tarihi birlikte insa ettikelerine inandigim iki ortaktan kadinin, iraz daha kiyida kaldigina, gormezden gelindigine (hakliolarak) inanilarak duzenlenmis ve ilginc ayrintilar ve yorumlar iceren bir konferansin bize ulastirilmis belgeleri olarak degerlendirilebilir.
COPYRIGHT 2001 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2001 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Ozbek, Dr. Yildiray
Publication:Kadin/Woman 2000
Article Type:Book Review
Date:Jun 1, 2001
Words:2826
Previous Article:Occupational segregation: the position of women in the North Cyprus labor market.
Next Article:Afet inan Onculugunde Kurulan Kadinin Sosyal Hayatini Arastirma ve inceleme Dernegi (KASHAID)'nin Kadin Konulu Yayinlari. (Kitap Tanitimi/Book...


Related Articles
Koker, Eser--Yamaner, Guzin--Sahin, Ozlem--Gogus--Tan, Mine--Atakul, Sati--Ulker-Al, Gulsen--Ildan-Ciftci, Menekse Aydin, Cigdem K.--Saner-Kaan,...
The National Archive at Girne--II.
The tradition of justice seeking of women on the sexual crimes against women in the Ottoman countryside/Osmanli tasrasinda kadinlara yonelik cinsel...

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters