Printer Friendly

Investigation of Tularemia Incidence and Presence of Francisella tularensis in Streams/Mains Water in a Risky Region of Thrace/Trakya'da Riskli Bir Bolgede Tularemi Insidansinin ve Dere/Sebeke Sularinda Francisella tularensis Varliginin Arastirilmasi.

Giris

Tularemi, Francisella tularensis'in neden oldugu zoonotik bir hastaliktir. Hastalik tarih boyunca, avci hastaligi, tavsan atesi, geyik sinegi atesi, kene atesi, Ohara ve Yato-byo hastaligi gibi isimlerle anilmistir (1-3). Etken olan bakterinin potansiyel bir biyolojik teror ajani olmasi, infektif dozunun cok dusuk olmasi, hastaligin tanisinda ve tedavisinde yasanan zorluklar ve son yillarda ortaya cikan salginlar nedeniyle tularemi yeniden onem kazanan hastaliklar arasinda yer almaktadir (4-8). Dunyada en sik olarak ulseroglanduler form gorulmesine ragmen ulkemizde en sik gorulen formu orofaringeal tularemidir (9-11). Zoonotik bir hastalik olan tularemi icin farkli bulasma yollari olmakla birlikte orofaringeal formda en onemli bulasma yolu infekte sularin kullanimi, icilmesi ve bu sularla temastir (12-14). Sularin kontamine olmasinda ve boylece hastaligin bulasmasinda ve yayilmasinda kemiricilerin onemli rol oynadigi dusunulmektedir (9,15). Kemiricilerden sulara, sulardan insanlara bulasma, uzerinde durulmasi gereken bir dongudur.

Hastalik Turkiye'de ilk kez 1936 yilinda Luleburgaz'da Kaynarca deresi etrafindaki koylerde yaklasik 150 kisinin etkilendigi bir salgin seklinde gorulmustur (16). Ayni bolgede 9 yil sonra 18 kisinin etkilendigi ikinci bir salgin ortaya cikmistir (9). Ulkemizde ilk salgindan sonra bolgede yapilan incelemelerde hastaligin rezervuari olan tarla ve su farelerinin salgin doneminde bir artis gosterdigi yonundeki gozlemler, tularemi salgininda farelerin rolu olabilecegini dusundurmustur (17). Bolgemizde 2012 yilinda yapilan bir calismada etken, Kaynarca deresi kenarinda yakalanan iki farede molekuler yontemlerle tespit edilmistir (15). Etkenin farelerde tespit edilmis olmasi Trakya bolgesinin hastalik acisindan riskli bir bolge oldugunu gostermektedir.

Bu calismanin amaci Trakya'da riskli bir bolgede insanlarda tularemi insidansini ve dere/sebeke sularinda F. tularensis varligini arastirmaktir. Boylece etkenin sulardaki varliginin ve bolge halkinin etkenle karsilasip karsilasmadigini acikliga kavusturulmasi amaclanmistir.

Yontemler

Bu calisma yerel Etik Komitenin 15.04.2015 tarih ve 07.05 no.lu onayi ve Saglik Bakanligi Turkiye Halk Sagligi Kurumu'nun izniyle gerceklestirildi ve Trakya Universitesi Bilimsel Arastirma Projeleri Komisyonu (TUBAP) 2015/128 numarali proje destegiyle yapildi.

Trakya Bolgesi'nde 1936 yilinda tularemi salgininin gerceklestigi Kaynarca Deresi etrafindaki koyler riskli bolge ve bu koylerde yasayan insanlar risk grubu olarak kabul edildi. Kaynarca deresi etrafinda bulunan Kirklareli iline bagli Atakoy, Ayvali, Hamzabey, Celaliye, Ceylankoy, Eskitasli, Tatarkoy, Turgutbey ve Osmancik koyleri riskli bolge olarak ve Kaynarca deresine paralel baska dereler etrafindaki Uskupdere, Bayramdere, Kizilcikdere, Degirmencik koyleri ve Kavakli beldesi kontrol bolgesi ve bolgede yasayan insanlar kontrol grubu olarak belirlendi (Sekil 1).

Calismanin Trakya bolgesinde yapilacak olmasindan dolayi Kilinc ve arkadaslari (18)'nin tespit ettigi seroprevalans degeri esas alinarak orneklem buyuklugu hesaplandi. Koylerin toplam nufusu Turkiye Istatistik Kurumu 2013 verilerine gore 12 561 olarak belirlendi. Seroprevalans degeri %0.3 alinarak toplam 728 kisi hesaplandi.

Calismaya katilmasi planlanan 13 koy ve 1 belde Ocak 2016'da ziyaret edildi. Tularemi hastaligi hakkinda saglik calisanlari ve koy halki sunum yapilarak bilgilendirildi. Hastalik hakkinda hazirlanan bilgilendirme yazilari dagitildi ve posterler asildi.

Calismaya dahil edilen gonullu kisilerin kanlari alindi ve Tularemi Anket Formu dolduruldu. Formlardan elde edilen risk ve kontrol grubuna ait bilgilerle ilgili istatistiksel degerlendirme yapildi. p degeri <0.05 bulundugunda istatistiksel olarak anlamli kabul edildi. Ocak ayinda calismaya dahil edilen ve kanlari alinan 746 kisiye Aralik ayinda tekrar kanlari alinmak uzere ulasilmaya calisildi. Kisilerin gonullu olmamasi, baska bolgeye tasinmis olmasi, okul ve iste olmalari nedeniyle kisilere ulasilamamasi gibi nedenlerden dolayi 464 kisiden tekrar kan alinabildi. Alinan kanlarin serumlari ayrilarak ayni hafta icinde calisilacagi gune kadar +4[degrees]C'de saklandi.

Mikroaglutinasyon testleri icin patentli tularemi antijeni (Patent no: TPE-2008/01623 B-Saban Gurcan) kullanildi. Mikroaglutinasyon testleri, sonuclarin daha iyi degerlendirilebilmesi icin V plagi kullanilarak gerceklestirildi. Negatif kontrol olarak serum fizyolojik, pozitif kontrol olarak tularemili hasta serumu kullanildi.

Ocak 2016'da her koyden ve beldeden bir dere bir sebeke suyu olmak uzere ikiser adet 5'er litrelik su ornekleri alindi ve ayni aksam +4[degrees]C'ye kaldirildi. Eszamanli olarak sebeke sularinda ortotolidin solusyonu kullanilarak komparator klor olcum cihaziyla bakiye klor miktarlari olculdu. Sebeke sularinda klor olcumu yapilmadan once klor olcum kiti Kirklareli Halk Sagligi Mudurlugu'nde sebeke suyunda denendi ve sonuc 0.5 ppm olarak tespit edildi. Ayrica Kirklareli Halk Sagligi Mudurlugu'nun calisma yapilan koylerdeki 1 yillik klor olcum sonuclari incelendi. Yilin son ayi yine ayni dere ve cesme sularindan ornekler alindi.

Alinan su orneklerine filtrasyon islemi uygulandi. Filtre isleminde 0.2 [micro]m por capli seluloz nitrat filtreler (Sartorius Stedim Biotech, Goettingen, Almanya) kullanildi.

Kultur icin antibiyotikli Francis besiyeri (100 ml icin 100 000 unite penisilin, 10 ml siklohekzimid, 1 gr glikoz, 0.1 gr sistin) hazirlandi. Ureme kontrolu icin -80[degrees]C'de saklanan, Yazikara'dan izole edilen bakteri susu kullanildi. Bakteri ekimi gerceklestirilen besiyerinde 4. gunde %5 C[O.sub.2]'li etuvde daha yogun olmak uzere F. tularensis uremesi gerceklesti.

Her bir su orneginin yarisi filtre edildi ve filtreler steril pensle alinarak Francis besiyerine yerlestirildi. Besiyerleri 37[degrees]C'de %5 C[O.sub.2]'li etuve kaldirildi ve 10 gun boyunca her gun F. tularensis uremesi acisindan degerlendirildi. Supheli kolonilere Gram boyamasi yapildi. Gram boyamasinda Gram-negatif basil morfolojisinde gorunen bakterilere oksidaz ve katalaz testleri uygulandi.

Alinan su orneklerinin diger yarisi da filtre edildi. Selluloz nitrat filtreler 5 ml steril distile su iceren Falcon[R] tupleri icerisine alindi. Tupler 10 dakika vortekslenerek filtreye tutunmus olabilecek bakterilerin distile suya gecmesi saglandi. Ardindan filtreler atildi ve Falcon[R] tupleri 1500 devirde 20 dakika santrifuj edildi. Uste kalan kisim atilarak yaklasik 200 [micro]l cokelti DNA izolasyonu icin kullanildi. Elde edilen DNA'lar polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) islemi yapilacak gune kadar -80[degrees]C'de saklandi. PCR islemi daha once tanimlandigi sekilde yapildi (19).

Bulgular

Yilin ilk ayinda risk grubuna ait 397, kontrol grubuna ait 349 olmak uzere toplam 746 gonullu calismaya katildi. Risk grubunda yer alan koylerdeki 397 gonullunun 197'si kadin, 200'u erkekti. Meslekleri sorgulandiginda 18'inin avcilik, 75'inin ciftcilik, 5'inin hayvancilikla ugrastigi tespit edildi. Risk grubunda gonullulerin yas ortalamasi 53 olarak hesaplandi. Risk grubundaki gonullulerde tularemi bulasmasi acisindan risk faktorleriyle temas sorgulandiginda, av hayvani yeme %11.3, av hayvaniyla temas %6.3, fareyle temas %2.52, cevreden su icme %3.27, dereden bahce sulama %16.62 ve derede yuzme %17.63 olarak hesaplandi (Tablo 1). Risk grubundaki gonullulerinin kullandiklari su kaynaklari sorgulandiginda %99.75 oraninda sebeke, hazir su veya aritici kullanarak sebeke suyu kullandiklari tespit edildi. Risk grubuna dahil edilen 397 kisiden 394'u sularinin klorlandigini belirtti.

Kontrol grubu olan koylerde toplam 349 gonullunun 164'u kadin, 185'i erkek; 3'u avci, 46'si ciftci, 4'u hayvancilikla ugrasiyordu. Yas ortalamasi 52.3 olarak hesaplandi. Kontrol grubundaki gonullulerde risk faktorleriyle temas sorgulandiginda, av hayvani yeme %16.04, av hayvaniyla temas %8.3, fareyle temas %4.3, cevreden su icme %4.9, dereden bahce sulama %7.16 ve derede yuzme %4.87 bulundu. Gonullulerin kullandiklari su kaynaklari sorgulandiginda %99.14 oraninda kaynak suyu disindaki su kaynaklarini kullandiklari tespit edildi. Kontrol grubuna dahil edilen 349 kisiden 346'si sularinin klorlandigini belirtti.

Kontrol ve risk grubu, risk faktorleri acisindan [chi square] testiyle degerlendirildi. Farelerde artis kontrol grubunda, bocek isirigi, dereden bahce sulama ve derede yuzme risk grubunda anlamli olarak yuksek bulundu (Tablo 1).

Ocak ve Aralik 2016'da calismaya katilan gonullulerin hicbirinde seropozitiflik saptanmadi. Seronegatif durumdan seropozitif hale donen hicbir olguya rastlanmadigindan 2016 yili icin tularemi insidansi sifir olarak hesaplandi.

Calismaya dahil edilen 13 koy ve 1 beldeden Ocak ve Aralik 2016'da alinan dere ve sebeke suyu orneklerinin kulturunde F. tularensis uremedi. Dere sularinda Ocak ve Aralik 2016'da F. tularensis disinda Gram-negatif basil, Gram-pozitif basil, Gram-pozitif kok morfolojisinde bakteri ve funguslar seklinde karisik uremeler oldu. Sebeke sularinin bazilarinda da F. tularensis disinda bakteri uremeleri oldu. Ocak ve Aralik 2016'da yapilan klor olcumlerinde bakiye klor 0 ppm olarak tespit edildi. Ayrica Kirklareli Halk Sagligi Mudurlugu tarafindan yapilan 1 yillik klor olcum sonuclarina gore; koylerde yapilan klorlamanin yetersiz oldugu goruldu.

Yilin ilk ve son aylarinda her koyden birer adet olmak uzere dere ve sebeke suyu alindi ve F. tularensis icin "real time" PCR uygulandi. Ocak 2016 yilinda alinan orneklerde pozitiflik tespit edilmezken, Aralik 2016'da alinan orneklerin besinde pozitiflik saptandi. Kavakli beldesi ve Celaliye koyunden alinan dere sularinda ve Hamzabey, Tatarkoy, Ceylankoy koylerinden alinan sebeke sularinda F. tularensis DNA'si tespit edildi. Pozitiflik tespit edilen 4 koy risk grubundayken, Kavakli beldesi kontrol grubunda yer aliyordu. Kantitasyon amaciyla pozitif kontrolun dilusyon sonuclariyla sulardan elde edilen sonuclar karsilastirildi. Kavakli dere suyu 103 "genomic equivalent" (GE), Celaliye dere suyu 25 GE, Hamzabey sebeke suyu 50 GE, Tatarkoy sebeke suyu 103 GE, Ceylankoy sebeke suyu 50 GE olarak tespit edildi (Sekil 2). Negatif kontrolde amplifikasyon saptanmadi.

Irdeleme

Tularemi, Turkiye'de ilk kez 1936 yilinda Trakya bolgesinde bildirilmistir (16). Luleburgaz'da 1945 yilinda ikinci bir salgin yasanmistir (9). Bolgede uzun bir sessizligin ardindan 2005 yilinda Edirne Demirkoy'de, 2010 yilinda Tekirdag Muzruplu'da hastalik yeniden ortaya cikmistir (6,20). Bu salginlar bize etkenin cok eski yillardan beri bolgemizde var oldugunu ve uzun bir sessizligin ardindan yeniden ortaya ciktigini gostermektedir.

Risk grubu olarak secilen bolge 1936 yilinda tularemi vaka bildirimlerinin oldugu ve 2012 yilinda F. tularensis tasidigi tespit edilen farelerin yakalandigi Kaynarca deresinin etrafindaki Atakoy, Ayvali, Hamzabey, Celaliye, Ceylankoy, Eskitasli, Tatarkoy, Turgutbey ve Osmancik koyleridir (15). Kontrol grubu olarak secilen bolge bu dereye paralel baska derelerin etrafindaki Uskupdere, Bayramdere, Kizilcikdere, Degirmencik koyleri ve Kavakli beldesidir. Kontrol grubunda bulunan koylerin ozelligi su ana kadar hicbir tularemi olgusunun bildirilmedigi veya etkenin baska kaynaklarda gosterilmedigi koyler olmasidir. Son yillarda vaka bildirimi olmamasina ragmen 2012 yilinda etkenin Kaynarca deresi etrafindan yakalanan farelerde tespit edilmis olmasi hastaligin hala bu bolge icin bir risk olusturdugunu gostermektedir (15).

Ilk salginlarin Trakya bolgesinde yasanmasinin ardindan diger bolgelerde de bircok salgin yasanmis ve vaka bildirimleri olmustur. Gunumuze kadar yapilan seroprevalans calismalarinin cogu bir salgin veya vaka bildiriminin ardindan yapilmisken ulkemizde gercek anlamda insidans calismasi yoktur. Bu calisma prospektif bir insidans calismasidir ve henuz bir salgin veya vaka bildirimi olmayan fakat gecmis yillardaki verilere dayanarak riskli oldugu tespit edilen bolgelerde gerceklestirilmistir.

Bildigimiz kadariyla ilk defa 2006 yilinda Edirne'de bir salgin yasanmadan veya bir vaka bildirimi olmadan genis kapsamli bir calisma yapilmis ve seroprevalans degeri %0.3 olarak bulunmustur (18). Sunulan calismada 2016 yilinin ilk ve son aylarinda gonullu serumlarinda F. tularensis'e karsi gelisen antikorlar aranmis ve insidans hesaplamasi yapilmasi hedeflenmistir. Ocak 2016'da bolgede yasayan 746 kisiye ulasilmis ve seropozitiflik tespit edilmemistir. Aralik 2016'da ayni kisilere ulasilmaya calisilmis fakat tasinma, calismanin yapildigi donemde koyde bulunmama veya gonullu olmama gibi nedenlerden dolayi 464 kisiye ulasilmistir. Yilin ilk ve son aylarinda gonullu serumlarinda yapilan tularemi mikroaglutinasyon testinde seronegatif durumdan seropozitif hale donen hicbir olguya rastlanmamis ve insidans 0 olarak hesaplanmistir.

Gonullulere doldurulan anket formlarinin degerlendirilmesinde, cogunlugunu Kavakli beldesinde yasayanlarin olusturdugu kontrol grubunda cevredeki farelerde artis oldugunu ifade edenlerin sayisi risk grubuna gore anlamli olarak fazla saptanmistir. Gecmis donemlerde farelerde artis sonrasinda fareler araciligiyla sulara tularemi etkeninin bulastigi ve sunulan calismada da Kavakli deresinde molekuler testlerde etken varliginin saptanmasi dusunuldugunde farelerin hala etkenleri tasidigi ve dere sularina bulasmada hala rol oynama olasiliginin oldugu soylenebilir. Diger bir olasiliksa, Kavakli deresinde sularda saptanan PCR pozitifliginin, bu sularda bulunan amiplerin icinde yasayan bakterilerden kaynaklaniyor olabilmesidir (21). Risk grubunda ise bocek isirigi, dereden bahce sulama ve derede yuzme hikayelerinin anlamli olarak yuksek bulunmasina ragmen koylulerde hic seropozitiflik saptanmamasi, bolgedeki boceklerin etkeni tasimamasi, tespit edilen sularda canli bakterilerin bulunmamasiyla aciklanabilir.

Ulkemizde sik olarak gorulen orofaringeal tularemide en onemli bulasma yolu sudur ve sularin fare gibi kemirgenlerle kontamine oldugu dusunulmektedir (17,22). Trakya bolgesinde 2012 yilinda Kaynarca deresi etrafinda yakalanan iki farede PCR ile etken DNA'si gosterilmistir (15). Etkenin bolgedeki farelerde tespit edilmis olmasi sularin fareler tarafindan kontamine edilme riskini dusundurmektedir.

Calismamizda sularin kontaminasyonu riskini ortaya cikarmak amaciyla Kaynarca deresi boyunca olan dere kollarindan ve bu derelerin gectigi koylerdeki sebeke sularindan ve paralel baska dere ve bu derelerin icinden gectigi koylerdeki sebeke sularindan ornekler alinmistir. Yapilan kultur islemi sonucu F. tularensis izole edilememis fakat etken DNA'si PCR ile 2 dere ve 3 sebeke suyunda pozitif olarak saptanmistir. Derelerden biri risk grubu olarak kabul edilen Kaynarca deresine cok yakin olan ve 1936 yilinda vakalarin goruldugu Celaliye koyunden gecen dere iken, digeri ayni bolgede fakat daha uzak mesafede olan ve kontrol grubu olarak kabul edilen Kavakli beldesinden gecen deredir. Ayrica 1936 yilinda olgu bildirimlerinden dolayi risk grubu olarak kabul edilen Kaynarca deresi etrafinda bulunan Hamzabey, Ceylankoy ve Tatarkoy koylerinden alinan sebeke sularinda da etken DNA'si tespit edilmistir. Dedeoglu-Kilinc ve arkadaslari (18) tarafindan 2006 yilinda yapilan seroprevalans calismasinda Ceylankoy'de yasayan 2 kiside tularemi seropozitifligi saptanmis olmasi dusunuldugunde, ayni yerde 10 yil sonra sebeke suyunda etkenin DNA'sinin gosterilmis olmasi ilginctir. Bu bulgular riskli bolgede riskin devam ettigini, hatta yakin bolgelere de riskin yayildigini dusundurmustur. Kontrol grubunun yasadigi Kavakli deresinde de PCR pozitifliginin saptanmis olmasi, calisma grubunun yasadigi bolgeye komsu olmasi nedeniyle etkenin fareler araciligiyla yakin bolgelere de yayilabilecegini veya riskli bolgenin aslinda tahmin edilenden de daha genis olabilecegini dusundurmustur.

Etkenin varligini soyleyebilmek icin altin standard yontem kulturdur. Kulturun duyarliliginin %25 gibi cok dusuk oranda oldugu goz onune alindiginda PCR ile etken DNA'si tespit edilirken bakterinin kulturle uretilememesi olagan bir durumdur (9). Bircok calismada etken cok dusuk oranlarda kulturde uretilebilmistir. Bursa'da 205 tularemi vakasinin incelendigi bir calismada, sadece 10 hastadan alinan orneklerde etken kulturde uretilmistir (23). Trakya Universitesi Tip Fakultesi'nde 2005-2006 yillarinda tularemi tanisi konulan 12 hastaya ait 16 ornekte kultur yapilmis, sadece iki hastanin lenf nodu aspiratindan etken uretilmistir (24). Simsek ve arkadaslari (25) uc farkli salginda toplanan 154 klorlanmamis su ornegine kultur ve PCR islemi uygulamis ve orneklerin 4 tanesinden F. tularensis izole edebilmislerdir. Toplanan orneklerin 17 tanesinde ise PCR ile bakteri DNA'si tespit etmislerdir. Butun bu calismalar etkeni kulturle uretmenin zor oldugunu gostermektedir. Sunulan calismada da etkenin sulardan izole edilememesi dogal bir sonuc olarak degerlendirilmistir.

Son yillarda molekuler teknikler, klinik ve cevresel orneklerden bakterinin tespitinde onem kazanmistir. "Real-time" TaqMan PCR, su orneklerinde etken DNA'sini tespit etmek icin siklikla kullanilmaktadir (26). Calismada "real-time" TaqMan PCR yontemi kullanilmis ve 5 su orneginde F. tularensis DNA'si tespit edilmistir.

Calismamizda sebeke sularindan ornek alinirken eszamanli klor olcumu yapilmis ve klor degerleri 0 ppm olarak tespit edilmistir. Bu nedenle sunulan calismada sularda tularemi etkeninin saptanmis olmasi sasirtici degildir.

Icme suyu olarak kullanilan sebeke sularinda etkenin DNA'sinin tespit edilmesine karsin hic vakaya rastlanmamistir. Ornek aliminin hemen ardindan sularin klorlanmis olmasi olasi bir salgini onlemis olabilir. Ayrica PCR ile olu bakteri DNA'larinin tespit edilmis olma olasiligi da salgin olusmama nedenleri arasinda gosterilebilir.

F. tularensis'in infektif dozu dusuk olmasina ragmen insanlardaki infeksiyoz doz, bulasma sekline gore farkliliklar gostermektedir. Deriden veya mukozal yolla alinan 10-50 bakteri, sindirim yoluyla alinan [10.sup.8] bakteri infeksiyon olusturabilmektedir (27-29). Calismada PCR ile Kavakli dere suyunda ve Tatarkoy sebeke suyunda [10.sup.3] GE bakteri DNA'si tespit edilirken, Hamzabey sebeke suyu ve Ceylankoy sebeke suyunda 50 GE bakteri DNA'si, Celaliye dere suyunda 25 GE bakteri DNA'si kadar dusuk oranlarda DNA tespit edilmistir. Sindirim yoluyla bulasmada infektif dozla ilgili yayinlar kisitli olmakla birlikte bu miktarlarin bulasma icin yeterli olmadigi dusunulmektedir. Nitekim hic vakaya rastlanmamis olmasi bunu destekler niteliktedir. PCR pozitifligine ragmen olgu saptanmamasinin diger bir nedeni, PCR ile saptanan DNA'larin aslinda canliligini/infektivitesini yitirmis bakterilere ait olmasi da olabilir. Boylece insanlarda hastaliga yol acmamis olabilir.

Erken donemlerde antikorlarin serumda saptanamamasinin yani sira immunosuprese konakta veya normal sartlarda da bazi konaklarda antikorlar negatif kalabilmektedir. Isvec'te yapilan bir calismada tularemi klinik tablosu gosteren bir hastada etken DNA'si PCR ile tespit edilirken serumda antikor tespit edilememistir (30). Canakkale'de meydana gelen salginda bir kisiden alinan bogaz suruntu orneginde etken DNA'si PCR ile tespit edilirken ilk ve 1 ay sonra alinan ikinci serum orneklerinde seropozitiflik saptanmamistir (22). Trakya bolgesinde fareler uzerinde yapilan bir calismada seronegatif olan iki farede etken DNA'si PCR ile tespit edilmistir (15). Calismalar erken donemlerde serumda antikor saptanamayabilecegini ve bazen antikorlarin negatif kalabilecegini gostermektedir. Calismamizda etkenin DNA'si sularda tespit edilirken seropozitiflik saptanmamasinin diger olasi nedenleri bu durumlardan kaynaklaniyor olabilir.

Bakteri DNA'sinin icme sularinda tespit edildigi Ceylankoy, Hamzabey ve Tatarkoy koylerinin nufusu sirasiyla 485, 352 ve 853 iken, su orneklerinin alindigi tarihte kan alinan gonullu sayisi sirasiyla 14, 18 ve 42'dir. Seropozitif kisi tespit edilememesinin bir diger nedeni katilim sayisinin azligi olabilir. Nitekim 2006 yilinda yapilan seroprevalans calismasinda Ceylankoy'de 2 olguda seropozitiflik saptanmisken, 2016 yilinda ayni koyde hic seropozitif olguya rastlanmamis olmasi da bu olasiligi destekler niteliktedir (18).

Calismada gonullulerde seropozitiflik tespit edilmemis fakat etken DNA'si PCR ile sularda gosterilmistir. Bu da gecmis yillarda farelerde tespit edilen bakterinin fareler araciligiyla sulari kontamine ettigini desteklemektedir. Koy muhtarlari ve koy halki sularin klorlanmasi, derelerden veya acik alanlardan su icilmemesi, dere suyuyla temas edilmemesi konularinda bilgilendirilmis ve olasi bir salgin engellenmistir. Sunulan calisma tularemi acisindan riskli bolgelerin yakindan takip edilmesinin olasi salginlari onlemede oldukca onemli olabilecegini gostermistir. Ozellikle gecmis yillarda etkenin fareler, sular veya insanlarda var oldugunun bilindigi bolgelerde olasi kaynaklar (kemiriciler, keneler, sinekler, sular vb.) etken varligi acisindan arastirilmalidir. Ayrica kirsal kesimde yasayanlarin icme sulari ve hastalik hakkinda surekli bilgilendirilmesinin uygun olacagi dusunulmustur.

DOI: 10.5152/kd.2019.17

Tesekkur

Calisma boyunca desteklerinden dolayi Kirklareli Halk Sagligi Muduru Dr. Cigdem Cerit'e, Kirklareli Halk Sagligi Mudurlugu calisanlarina, Kaynarca Belediye Baskani Serdar Turker'e, Kavakli Belediye Baskani Gurel Kosdemir'e ve calismaya dahil edilen butun koy muhtarlarina ve gonullu katilimcilara tesekkur ederiz.

Cikar Catismasi

Yazarlar, herhangi bir cikar catismasi bildirmemislerdir.

Kaynaklar

(1.) Sahin I. Tulareminin genel epidemiyolojik ozellikleri. In: Gurcan S, ed. Francisella tularensis ve Tularemi. Istanbul: Nobel Tip Kitabevleri, 2009: 89-94.

(2.) Ohara Y, Sato T, Homma M. Epidemiological analysis of tularemia in Japan (yato-byo). FEMS Immunol Med Microbiol. 1996; 13(3): 185-9.

(3.) Francis E, Moore D. Identity of Ohara's disease and tularemia. JAMA. 1926; 86(18): 1329-32.

(4.) Dennis DT, Inglesby TV, Henderson DA, et al. Tularemia as a biological weapon: medical and public health management. JAMA. 2001; 285(21): 2763-73.

(5.) Albayrak N, Celebi B, Kavas S, et al. Tularemi lenfadeniti suphesiyle alinan lenf aspirati orneklerinde Mycobacterium tuberculosis varliginin arastirilmasi. Mikrobiyol Bul. 2014; 48(1): 129-34.

(6.) Gurcan S, Eskiocak M, Varol G, et al. Tularemia Re-Emerging in European Part of Turkey after 60 Years. Jpn J Infect Dis. 2006; 59(6): 391-3.

(7.) Ulu Kilic A, Cicek-Senturk G, Tutuncu EE, et al. Atipik bulgularla seyreden iki tularemi olgusu. Klimik Derg. 2010; 23(3): 120-3.

(8.) Sencan I, Kaya D, Oksuz S. Salmonelloz on tanisi ile izlenen bir tifoidal tularemi olgusu. Klimik Derg. 2000; 13(3): 113-6.

(9.) Gurcan S. Francisella tularensis ve Turkiye'de tularemi. Mikrobiyol Bul. 2007; 41(4): 621-36.

(10.) Turhan V, Ardic N, Sahinoglu L, Besirbellioglu BA, Gedikoglu S. A general view to tularemia cases in Turkey: on to a pure oropharyngeal type outbreak. Anatolian J Clin Invest. 2007; 1(2): 71-7.

(11.) Engin A, Altuntas EE, Cankorkmaz L, et al. Sivas ilinde saptanan ilk tularemi salgini: 29 olgunun degerlendirilmesi. Klimik Derg. 2011; 24(1): 17-23.

(12.) Willke A, Meric M, Grunow R, et al. An outbreak of oropharyngeal tularaemia linked to natural spring water. J Med Microbiol. 2009; 58(Pt 1): 112-6.

(13.) Korkmaz M, Korkmaz P, Koc F, Gultekin H, Unluoglu I. Eskisehir ilinde gorulen tularemi olgularinin degerlendirilmesi. Klimik Derg. 2015; 26(3): 94-7.

(14.) Eraksoy H. Turkiye'de su kaynakli tularemi salginlari: gecmisten gunumuze. Klimik Derg. 2013; 26(3): 83.

(15.) Unal Yilmaz G, Gurcan S, Ozkan B, Karadenizli A. Trakya Bolgesi'nde farelerde kultur, seroloji ve molekuler yontemlerle Francisella tularensis varliginin aranmasi. Mikrobiyol Bul. 2014; 48(2): 213-22.

(16.) Plevnelioglu KH. Memleketimizde tularemi. Tedavi Klinigi ve Laboratuvari Dergisi. 1936; 6: 119-35.

(17.) Plevnelioglu KH. Memleketimizde tularemi insanlara nasil geciyor? Tedavi Klinigi ve Laboratuvari Dergisi. 1937; 7(27): 109-12.

(18.) Dedeoglu Kilinc G, Gurcan S, Eskiocak M, Kilic H, Kunduracilar H. Trakya bolgesinin koylerinde tularemi seroprevalansinin arastirilmasi. Mikrobiyol Bul. 2007; 41(3): 411-8.

(19.) Karadenizli A, Gurcan S, Kolayli F, Vahaboglu H. Outbreak of tularaemia in Golcuk, Turkey in 2005: report of 5 cases and an overview of the literature from Turkey. Scand J Infect Dis. 2005; 37(10): 712-6.

(20.) Gurcan S, Varol Saracoglu G, Karadenizli A, et al. Tularemia as a result of outdoor activities for children in the countryside. Turk J Med Sci. 2012; 42(6): 1044-9.

(21.) Kilic S, Yesilyurt M. Tularemi: guncel tedavi seceneklerine genel bir bakis. Klimik Derg. 2011; 24(1): 2-10.

(22.) Tatman Otkun M, Akcali A, Karadenizli A, et al. Canakkale'de hizla onlenen bir tularemi salgininin epidemiyolojik olarak degerlendirilmesi. Mikrobiyol Bul. 2011; 45(1): 48-57.

(23.) Helvaci S, Gedikoglu S, Akalin H, Oral HB. Tularemia in Bursa, Turkey: 205 cases in ten years. Eur J Epidemiol. 2000; 16(3): 271-6.

(24.) Gurcan S, Karabay O, Karadenizli A, Karagol C, Kantardjiev T, Ivanov I. Characteristics of the Turkish isolates of Francisella tularensis. Jpn J Infect Dis. 2008; 61(3): 223-5.

(25.) Simsek H, Taner M, Karadenizli A, Ertek M, Vahaboglu H. Identification of Francisella tularensis by both culture and real-time TaqMan PCR methods from environmental water specimens in outbreak areas where tularemia cases were not previously reported. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 2012; 31(9): 2353-7.

(26.) Karadenizli A. Molekuler tani ve tiplendirme yontemleri. In: Gurcan S, ed. Francisella tularensis ve Tularemi. Istanbul: Nobel Tip Kitabevleri, 2009: 283-8.

(27.) Oral B. Tularemi immunopatogenezi ve patolojisi. In: Gurcan S, ed. Francisella tularensis ve Tularemi. Istanbul: Nobel Tip Kitabevleri, 2009: 193-200.

(28.) Willke A. Tularemi. Ankem Derg. 2006; 20(Suppl. 2): 222-6.

(29.) Temel Saglik Hizmetleri Genel Mudurlugu Zoonotik Hastaliklar Daire Baskanligi. Tularemi Hastaliginin Kontrolu Icin Saha Rehberi. Ankara: Saglik Bakanligi, 2011.

(30.) Sjostedt A, Eriksson U, Berglund L, Tarnvik A. Detection of Francisella tularensis in ulcers of patients with tularemia by PCR. J Clin Microbiol. 1997; 35(5): 1045-8.

ORCID iDs of the authors: M.U. 0000-0002-2526-397X; S.G. 0000-0002-5052-481X; M.E. 0000-0002-4682-545X; A.K. 0000-0002-8267-5284

Yazisma Adresi / Address for Correspondence:

Saban Gurcan, Trakya Universitesi, Tip Fakultesi, Tibbi Mikrobiyoloji Anabilim Dali, Edirne, Turkiye

E-posta/E-mail: saban_gurcan@yahoo.com

(Gelis / Received: 5 Mart / March 2018; Kabul / Accepted: 7 Ekim / October 2018)

Mediha Ugur [1] (iD), Saban Gurcan [2] (iD), Muzaffer Eskiocak [3] (iD), Aynur Karadenizli [4] (iD)

[1] Giresun Universitesi, Prof. Dr. A. Ilhan Ozdemir Egitim ve Arastirma Hastanesi, Tibbi Mikrobiyoloji Laboratuvari, Giresun, Turkiye

[2] Trakya Universitesi, Tip Fakultesi, Tibbi Mikrobiyoloji Anabilim Dali, Edirne, Turkiye

[3] Trakya Universitesi, Tip Fakultesi, Halk Sagligi Anabilim Dali, Edirne, Turkiye

[4] Kocaeli Universitesi, Tip Fakultesi, Tibbi Mikrobiyoloji Anabilim Dali, Kocaeli, Turkiye

Caption: Sekil 1. Calismaya dahil edilen 13 koy ve 1 belde. Kontrol grubu ucgen, risk grubu yildizlarla belirtilmis, polimeraz zincir reaksiyonu pozitif cikan koyler ve belde yuvarlak icine alinmistir. 2006 yilinda 2 olguda tularemi seropozitifligi olan koy ayrica dikdortgen icine alinmistir. Kavakli beldesiyle riskli bolge arasi kus ucusu yaklasik 23 km'dir.

Caption: Sekil 2. Pozitif kontrollerle birlikte pozitif saptanan su orneklerinin "real-time" polimeraz zincir reaksiyonu egrileri. 1: [10.sup.4] "genomic equivalent" (GE) pozitif kontrol, 2: [10.sup.3] GE pozitif kontrol, 3: [10.sup.2] GE pozitif kontrol, 4: 50 GE pozitif kontrol, 5: 25 GE pozitif kontrol, 6: Tatarkoy sebeke suyu, 7: Kavakli dere suyu, 8: Hamzabey sebeke suyu, 9: Ceylankoy sebeke suyu, 10: Celaliye dere suyu.
Tablo 1. Risk Faktorlerinin Istatistiksel Acidan Degerlendirilmesi

                                    Risk     Kontrol
                                   Grubu      Grubu
                                  (n=397)    (n=349)
Risk Faktorleri                      %          %         p

Av hayvani yeme                    11.33      16.04     0.061
Av hayvaniyla temas                 6.29       8.3      0.290
Fareyle temas                       2.51       4.3      0.178
Fare sayisinda artis                3.27       8.88     0.001
Kemirici atiklarina rastlama       35.77      29.22     0.057
Kemirici olusu gorme               29.47      28.08     0.676
Bocek isirigi                      23.17      12.61     0.000
Cevreden yiyecek toplama            16.4      11.46     0.054
Cevreden su icme                    3.27       4.9      0.268
Dereden bahce sulama               16.62       7.16     0.000
Derede yuzme                       17.63       4.87     0.000
Ev icinde hayvan                    2.01       3.44     0.230
Bahcede hayvan                      62.5      63.32     0.809
Ev hayvanlarinda olum               3.02       1.43     0.146
Dogada ugras                       62.47      57.02     0.130
Su klorlanmasi                     99.24      99.14     0.874
Yagmurlu gunlerde su               14.10      13.75     0.890
bulanikligi
COPYRIGHT 2019 AVES
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2019 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:Original Article/Ozgun Arastirma
Author:Ugur, Mediha; Gurcan, Saban; Eskiocak, Muzaffer; Karadenizli, Aynur
Publication:KLIMIK Journal
Article Type:Report
Date:Apr 1, 2019
Words:3871
Previous Article:Distribution and Antimicrobial Sensitivity of Microorganisms Isolated From Febrile Neutropenic Patients: Results of A Six-Year Observation/Febril...
Next Article:Causative Agents and Factors Associated With Multidrug Resistant Pathogens in Diabetic Foot Infections/Diyabetik Ayak Infeksiyonlarinda Etkenler ve...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2020 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters