Printer Friendly

Interdisiplinary Approaches in International Relations: An Evaluation on History and Theory/Uluslararasi Iliskilere Disiplinlerarasi Yaklasim: Tarih ve Teori Uzerine Bir Degerlendirme.

Giris

Ramazan Gozen editorlugunu yaptigi Uluslararasi Iliskiler Teorileri kitabinda teorinin, uluslararasi iliskiler disiplini icin, ama ozellikle de Turkiye'deki uluslararasi iliskiler acisindan neden onemli olduguna deginirken alanin gundelik yasama yansima bicimlerinden yakinir. Burak Bilgehan Ozpek'le birlikte dile getirdikleri temel sorunlar arasinda, uluslararasi iliskiler ogrencilerinin "bir falci gibi kehanette" bulunmasinin istenmesi yer almaktadir. (1) Yazarlarin yakindiklari bir diger husus televizyondaki tartisma programlarinda konusu edilen uluslararasi iliskilerin, cok buyuk oranda komplo teorileri ve spekulasyondan oteye gecememesidir. Kuresel siyasetteki guncel gelismelere odaklanan uluslararasi iliskilerin amaci, yasanan gundelik sorunlara cozum uretmek ve ongorude bulunmakla sinirlidir. (2)

Yazarlarin uluslararasi iliskiler icin yaptigi tespitin bir benzerinin, Turkiye'deki bir baska alan icin de gecerli oldugu soylenebilir. Uluslararasi iliskiler nasil devletler arasi guncel olaylarin takibi seklinde bir gazetecilik faaliyetine indirgeniyorsa tarih de gecmis olaylarin kronolojik anlatimina, hatta ezberine indirgenmistir. (3) Uluslararasi iliskiler guncel kuresel olaylara odaklanirken tarihcinin gorevi gecmisin "guncel" olaylarini aktarmaktir. Yani uluslararasi iliskiler gunumuz, tarih ise gecmis anlatisina dayaliyken her ikisinin de ortak noktasi olay odakli olmasidir. Gerek gecmiste gerekse gunumuzde yasananlar aktarilirken olaylarin ortaya cikmasina neden olan uzun erimli yapisal donusumler goz ardi edilir.

Bununla baglantili olarak, her iki alanin Turkiye'deki ortak sorunu, ne uluslararasi iliskiler ne de tarih disiplininde teorik altyapinin yeterli olmayisidir. (4) Oysa teoriye verilecek onem, her iki disiplinin benzer yaklasim ve yonelimlere sahip oldugunu, sadece birinin gecmisi, digerinin gunumuzu inceledigini gosterebilir. Diger bir deyisle teori odakli bakis acisi disiplinlerarasi yaklasimin onunu acabilir. Teori, meselelere olay odakli bakmak yerine farkli analiz yontemlerini kullanmamizin onunu acar. Bu makalede, olay odakli bir bicimde ele alindiklarinda cok farkli alanlar gibi gozukmesine ragmen tarih ve uluslararasi iliskilerin teorik ve yontemsel acidan birbirlerini besledikleri gosterilmeye calisilacaktir.

Sosyal bilimleri birbirinden ayristirarak disiplinlerarasi yaklasimin ortaya cikmasinin gecikmesinde, pozitivizmin toplumsal hayati gozlemlenebilir parcalara ayirmasi yaklasimi etkili olmustur. (5) Pozitivizm sadece gozlemlenenin bilimsel olabilecegini kabul etmis, inceledigi nesne ya da olgunun gecmisiyle ilgilenmemistir. Simdiki zamanin tarihsel olarak nasil kurgulandigi konusu ilgi alani disinda kalmistir. Dolayisiyla pozitivizm, duzenlilikler pesinde kosmus, bu sayede hem genelleme yapmak hem de gelecege dair kestirimde bulunmak mumkun olmustur. Bu ise zaman ve mekan disi analizler yapilmasini gerektirmistir.

Bu degerlendirmeler isiginda makalenin amaci, kuramsal acidan yaklasildiginda tarih ve uluslararasi iliskiler arasinda disiplinlerarasi bir ortaklik kurulabilecegini vurgulamaktir. Asagida da ele alinacagi uzere, uluslararasi iliskiler disiplini ilk ortaya ciktiginda somurgeci devletler ile somurge toplumlar arasindaki iliskiye dair bir tartisma yurutmus; birbirinden farkli mekansal unsurlar arasindaki etkilesimi incelemistir. Ancak daha sonra alana hakim olan realizm benzeri teorik yaklasimlar, kullandiklari kavramlarin tarihselligini gozardi ettikleri olcude bu tur mekansal farkliliklari bir kenara birakarak egemen ulus-devlet kavramini evrensel bir norm olarak ele almis ve bu da uluslararasi iliskilerin alaninin Avrupa-merkezci konu ve bakis acilariyla kisitlamasina neden olmustur.

Aslinda bu tespitin, uluslararasi iliskilerin kurumsallasmaya basladigi yillardaki ilgi alani olan somurgecilik yazininin geneline hakim oldugu soylenebilir. Zira ilk emperyalizm kuramlari inceledikleri konuyu somurgeci devletler arasindaki iliskiye indirgemis; sanayilesmemis ulkeler acisindan somurgeciligi onlarin kapitalistlesmesini hizlandiracak bir unsur olarak ele almistir. Ancak tarihsel sosyolojiden etkilenen Bagimlilik Okulu ve Dunya Sistemleri Teorisi gibi sonraki donemin emparyalizm kuramlari, calisma alanlarini Bati merkezli olmaktan cikartmis; konuyu sadece somurgeci devletler degil, merkez ve cevre ulkeler arasindaki iliski baglaminda ele almistir. (6)

Bu nedenle tarihsel analizlerden uzak durarak Avrupa'da yasanan toplumsal donusumler neticesinde ortaya cikan modern devlet gibi kavramlari evrensel modellermis gibi ele alan calismalar, ne sadece uluslararasi iliskilere ickindir ne de sadece onun basat teorilerinden biri olan realizmin sorunudur. Meselenin ozunde asagida da ele alinacagi uzere pozitivist bilgi felsefesinin ve onunla baglantili olarak Aydinlanmaci dusuncenin icsellestirdigi dogrusal cizgide ilerleyen zaman anlayisi yatar. Bu tur bir zaman mevhumu, ironik bir sekilde tarihin onemini diger sosyal bilim dallari acisindan azaltmistir. Cunku dogrusal zaman algisi, gelismis sanayi toplumlarinin izledigi seyri temel alarak tarihi adeta dondurmus, dunyanin geri kalan cografyalarinda yer alan devletlerin de benzer modeller izleyecegini ongorerek Avrupa tarihi baglaminda sekillenen kavramlarin tum dunya geneline uyarlanmasina neden olmustur. Bu nedenle tarihsel analizden uzaklasildikca sosyal bilimcilerin mekansal ufku da daralmistir.

Bu durumu uluslararasi iliskiler disiplini icerisinde de gozlemlemek mumkundur. Uluslararasi iliskiler calisanlari ancak tarihsel yontemi kullanmaya basladiklari olcude cok boyutlu bir mekansal duzleme erisebilirler. Diger bir deyisle, pozitivizmin farkli sosyal bilim dallari kompartmantelize edildikce etkilesim icerisinde olan farkli mekanlar birbirinden kopartilmistir. Uluslararasi iliskiler disiplininin yeniden tarihsel analizler yapmaya baslamasiyla, ozellikle de tarihsel sosyolojinin ve 'esitsiz birlesik gelisim' kavraminin etkisiyle ayni zaman dilimini paylasan farkli mekanlar arasindaki baglanti ve cok boyutlu etkilesimler yeniden hatirlanmis ve uluslararasi iliskiler disiplini gercek anlamda bir 'uluslararasi' nitelik kazanmaya baslamistir.

Bu cercevede ilerleyen bolumlerde uluslararasi iliskiler ve tarih disiplinleri arasindaki iliski uc ayri eksen cercevesinde ele alinacaktir. Oncelikle ontolojik olarak, uluslararasi iliskilerin buyuk tartismalarina tarihin nasil katkida bulundugu incelendikten sonra en son tartisma konularindan birisi olan pozitivizm ve post-pozitivizm arasindaki ayrismada tarihin pragmatik (7) bir bakis acisi gelistirmeyi saglayabilecegine dair goruslere yer verilecektir. Ikinci olarak epistemolojik eksende, tarihin uluslararasi iliskiler kuramlarinin ortaya cikmasinda oynadigi role deginildikten sonra tarihsel bakis acisinin uluslararasi iliskiler kuramlarinin cesitliliginden faydalanmayi saglayacak cogulcu bir analiz sunabilecegi one surulecektir. Son olarak, ozellikle tarihsel sosyoloji baglaminda, metodolojik olarak tarihsel yontemin uluslararasi iliskilere sundugu katki incelenecek ve tarihin uluslararasi iliskilere ickin bir diger tartisma konusu olan analiz duzeyleri ayrismasina nasil netlik kazandirabilecegi konusu sorgulanacaktir.

Uluslararasi Iliskilerin Buyuk Tartismalari: Ontolojik Analiz

Uluslararasi iliskilere ickin buyuk tartismalara baktigimizda tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki etkilesimin oynadigi rolu acikca goruruz. Ornegin davranissalcilik ve gelenekselcilik arasinda gecen ikinci tartismada, uluslararasi iliskilerin izlemesi gereken yontem sorgulanmistir. Davranissalcilik, birinci tartismada farkli taraflarda yer alan idealizm ve realizmi ayni potada eriterek her ikisini de gelenekselcilik catisi altinda birlestirmistir. (8) Gelenekselcilikten kasit, davranissalcilar tarafindan bilimsel bulunmayan tarihsel yontemin kullanilmasidir. Uluslararasi iliskiler kismen tarihin icerisinden cikan bir disiplin oldugu icin ilk donemlerde tarihsel anlati alana hakim olsa da (9) zamanla tam da bu yuzden, yani "belki de uluslararasi iliskiler tarihin cocugu oldugu icin gelistikce kendisini ondan uzaklastirmaya calismis, yontemsel ve kuramsal yeniliklere giriserek evrensel bilgi arayisi icerisine girmistir." (10) Dolayisiyla davranissalcilikla gelenekselcilik arasindaki gerilim, epistemolojik olmaktan cok metodolojik bir tartisma olarak nitelendirilmistir. Davranissalcilar disipline nicel yontemlerle istatistiksel acidan yaklasmis ve genellemeler yaparak uluslararasi iliskilerin yasalarina ulasmaya calismistir. Gelenekselcilerse yorumlamaya, olumsalliga, tarihsellige ve uluslararasi iliskilerin karmasikligina dikkati cekmistir. Kullandiklari temel araclar tarihsel, diplomatik ve hukuki analizler olmustur. Bu yuzden davranissalcilar, genellemeler yapmak yerine tikel olaylarla ilgilenen gelenekselcileri bilimsel olmamakla suclamistir.

Buradaki sorun, pozitivist bilim felsefesinin tarihsellikle bilimsellik arasinda varoldugunu dusundugu zitliktir. Tarihin biricik ve tikel olaylarla ilgilendigi varsayildigi icin genelleme yapmasinin zor olmasi, onun bilimselligine golge dusurmustur. Bu rekabetten kisa vadede gelenekselcilere karsi davranissalcilarin pozitivizmi galip cikmistir. Nitekim ikinci tartismayi takip eden ucuncu paradigmalar arasi tartismada yeniden epistemolojik argumanlara donulmus, tartismanin tarafi olan realizm, cogulculuk (pluralizm) ve Marksizmin ucu de metodolojik olarak pozitivizme sadik kalmayi tercih etmistir. Hatta tam da bu yuzden ucuncu tartisma bazi uluslararasi iliskiler calisanlari tarafindan yapay olarak nitelendirilmistir. (11) Ancak bu metodolojik butunlugun yani sira paradigmalar arasi tartisma epistemolojik olarak realizm, yapisalcilik ve cogulculuk arasindaki ayrimi korumus, hatta bu durum analiz duzeyleri arasindaki yapay tartisma gibi "gercegin farkli katmanlari arasindaki iliskiyi birbirinden kopartarak" devlet disi aktorlere odaklanan cogulculuk ve devletler arasindaki esitsiz iliskilere odaklanan yapisalciligin karsisinda, realizmin uluslararasi iliskilerde devletin rolunu inceleyen basat teori olma rolunu guclendirmistir. (12)

Sosyal bilimciler yasanan tartismalar neticesinde zamanla, genelde sosyal bilimlerde ve ozelde uluslararasi iliskilerde, evrensel yasalar bulmak ve sosyal duzeni saglamak disinda da hedefler gutmeye baslamistir. Bunun uluslararasi iliskilere yansimasi, pozitivistlerle postpozitivistler arasinda yasanan dorduncu tartismadir. Postpozitivistler, epistemolojik olarak birbiriyle celisiyor gibi gozuken idealizm, realizm, davranissalcilik, yapisalcilik ve Marksizm gibi cok farkli teorilerin pozitivizmin ortak penceresinde birlestigini iddia etmistir. (13) Bu teoriler tarafindan dogal kabul edilen varsayimlari sorgulamis; bu baglamda ulusal cikar gibi unsurlari dikkate alan ve nedensellige onem veren aciklayici teoriler karsisinda kimlik, norm ve degerler gibi faktorlere onem veren ve aciklamaya degil, anlamaya yonelik yorumsamaci teoriler onem kazanmaya baslamistir. Dolayisiyla tartisma ekseni yeniden metodolojiye kaymistir.

Pragmatizm ve Uluslararasi Iliskilerin Siyasi Niteligi

Tam da bu noktada, yani uluslararasi iliskilerde pozitivist ve postpozitivist yaklasimlar arasindaki tartisma dusunuldugunde Puchala, tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki iliskiye pragmatik acidan yaklasilabilecegini belirtmektedir. Uluslararasi iliskiler calisanlari genellemelere dayali olusturduklari teorileri test etmek, dogrulamak veya yanlislamak icin tarihe basvurmustur. Ancak en ilimli sekliyle Kuhn'la baslayip Foucault'nun bilgi ve iktidar arasinda kurdugu iliskiye dayali elestiri agi goz onunde bulunduruldugunda gerceklik, bilim insanlarinin bildiklerinden cok bildiklerine inandiklari seydir ve bu yuzden 'bildigimizle inandigimizi ayristirmak zordur'. O halde 'basvurulacak nesnel bir gerceklik yoksa' tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki etkilesimi, yani teorileri test etmek icin gecmisten secilen ornekleri siyaseten 'ise yarayip yaramadiklari' noktasinda degerlendirmek gerekir. Asagida da ele alinacagi uzere once idealizmin, 20. yy'in ikinci yarisindan itibaren realizmin ragbet goren kuramlar olarak one cikmasi bu nedenledir. (14) Hatta bu paradigmalarla siyasi dusunce tarihinin onde gelen figurleri arasinda gecmise donuk baglantilar kurularak disiplin icerisinde varolan tartismalar mesrulastirilmaya calisilmistir. (15)

Isacoff da tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki iliskiye, pragmatist acidan yaklasmistir. Isacoff, gelenesekselcilerin nesnel pozitivizt anlayisiyla postmodernlerin oznel gorececiligi arasindaki zitliga dikkati cekerek, bu ikiligi asmanin yolu olarak pragmatizmi savunmustur. Tarihin gunumuzun sorunlarina ve ihtiyaclarina gore yorumlanarak sekil bulmasi, pragmatik bakis acisinin ise yarar bilgiye odaklanarak postmodern gorececilikle pozitivist evrenselcilik arasinda ortak bir yol bulmasini kolaylastiracaktir. (16)

McCourt da 'uluslararasi iliskilerin tarihe ilgi duymaya baslamasini, tum sosyal bilimlerde yasanan pozitivizmden uzaklasmanin parcasi' olarak gormustur. Her ne kadar 'Tarih nedir?' sorusunun tek bir yaniti olmadigini kabul etse de McCourt'a gore tarih "gunumuze dair siyasi amac ve projeler tarafindan sekillenir." Bu cercevede sadece hatirlanmaya deger gorulen gecmis olaylar animsanir. Tarih sadece "onu yazanlarin eylemlerinin bir sonucudur." Bu yuzden uluslararasi iliskiler calisanlarinin "sadece dunya politikasinin degil, onu incelerken kullandiklari kavram ve yontemlerin de tarihsel olarak belirlendigini" kabul etmesi gerekir. Pozitivist olmayan toplum bilim, "zaman ve mekandan bagimsiz nesnel bilgiye olan inanci sarstigi icin simdiki zamanin siyasi baglamiyla alakalidir." Dolayisiyla pozitivist olmayan bilgi 'dogasi geregi pratiktir' ve uluslararasi iliskilerin yuzunu tarihe donmesi, ayni zamanda pratik bilgiye donustur. Diger bir deyisle, uluslararasi iliskiler ve tarih arasindaki etkilesim, aslinda "akademik bilgi uretimiyle siyaset dunyasi arasindaki iliskiyle" alakalidir. (17)

Bu baglamda dusunuldugunde tarihin sadece gecmis degil, gunumuz ve gelecekle de alakali bir yani bulunmasindan oturu uluslararasi iliskilere ickin tarihsel bakis acisi, disiplinin politik karakterine dikkati cekmistir. Realizmin degisime ve tarihe yeteri kadar onem vermemesinden oturu simdicilik ve statukoculukla elestirilmesine ornekler veren Davenport, "tarihsel surec ve degisimin reddinin, insanlarin kendi varolussal kosullarini degistirme ve sekillendirme yetisinin de reddi olarak algilanmasina, dolayisiyla uluslararasi iliskilerdeki tarih sorunsalinin gecmisin akademik olarak calisilmasindan ote, ozgurluk ve siyasal ozne kavramlari hakkinda bizi dusunmeye sevk ettigine" dikkat cekmistir. Tum bunlar sonucunda Davenport, uluslararasi iliskiler ve tarih arasindaki iliskinin, sadece uluslararasi iliskiler kuramlarini tarihsel veriler cercevesinde test etmeye indirgenemeyecegine deginerek, bunun tarihi uluslararasi iliskiler disiplinine dissallastirdigini ve tarihe teorik tartismalar acisindan yaklasan bir bakis acisinin yoklugunda pragmatik degil, tam aksine 'dogmatik' sonuclara neden olabilecegini belirtmistir. (18)

Oysaki tam aksine uluslararasi iliskilerin degisim kavramina odaklanarak tarihsellestirilmesi, bize bugun ve gecmiste var olan duzenden farkli bir dunyanin kurulabilecegini hatirlatir. Nitekim once Horkheimer'in, ardindan Cox'un gelistirdigi geleneksel/problem cozucu ve elestirel teori ayriminda, tarihsel analiz rol oynamistir. Geleneksel teorilerin bugune ait sorunlari cozme odakli bakis acisi, var olan kosullari mesrulastirmaya ve surekli kilmaya hizmet ederken tarihsel yaklasimi icerisinde barindiran elestirel teori, gecmisten gunumuze degisen surecleri analiz ederek degisim olgusu sayesinde esitlikci ve ozgurlukcu bir dunyanin kurulabilme ihtimaline isaret eder. (19) Ancak tarihin uluslararasi iliskiler disiplinine etkisi, sadece buyuk tartismalar eksenli olmamistir. Buyuk tartismalarin tarafi olan uluslararasi iliskiler kuramlariyla tarih arasinda yakin bir iliski vardir. Tarih bize bu kuramlarin belli toplumsal baglamlarda ortaya ciktigini, revize edildigini ve yeniden onem kazandigini gosterir. Asagidaki bolumde bu husus ele alinacaktir.

Uluslararasi Iliskiler Kuramlari ve Tarih: Epistemolojik Analiz

Tarihe bakmak bize belli donemlerde on plana cikan uluslararasi iliskiler teorilerinin, yani uluslararasi iliskiler disiplininin kendisinin de bir tarihi oldugunu gosterir. (20) Bu baglamda tarih, uluslararasi iliskiler teorilerinin hangi dis politika pratiklerini mesrulastirdigini ve tarafsiz teori olamayacagini ortaya koymak icin gereklidir. Kuramsal bilgi, zaman ve mekandan bagimsiz degildir. Bunu en iyi, her teorinin aslinda bir zaman ve mekani oldugunu, cunku birileri icin bir amac dogrultusunda yazildigini belirten Cox ifade etmistir. (21) Her teori aslinda tarihseldir, toplumsaldir ve siyasaldir. Nitekim Smith de "tutarli 'yasalar' ve uluslararasi davranis modelleri bulmak icin yuzunu teoriye donenlerin, teorilerin cagdas siyasi sorun ve yapilara paralellik tasidigini gordugunde hayal kirikligina ugrayacagini" (22) belirtmistir.

Benzer sekilde tarihci de guncel sorunlar cercevesinde gecmisle ilgilenir. Ornegin gecmiste yasanan her olay hatirlanmaz. Aksine farkli tarihsel olay ve yaklasimlar, guncel politika cercevesinde onem kazanir. (23) Gecmis, nesnel bir resim sunmaz; aksine gecmisten neyi nasil hatirladigimizi belirleyen, guncel kaygilarimizdir. Tarih, "tarihciyle gercekler arasinda durmaksizin devam eden bir etkilesim sureci, gecmisle gunumuz arasinda suren sonsuz bir diyalogdur." (24) Croce'ye goreyse "her tarihsel yarginin altinda yatan pratik gereklilikler butun tarihi 'guncel tarih' kilarken" (25), Oakeshott da tarihi, "tarihcinin deneyimi" seklinde tanimlar: "Tarih, tarihci disinda kimse tarafindan 'yapilmaz', tarihi yazmak onu yapmanin tek yoludur." (26)

Benzer sekilde uluslararasi iliskilerin tarihi de kendi doneminin guncel kaygilarini yansitir bicimde sekillenmistir. Amerikan Siyaset Bilimi Dernegi'nin amaclarindan birisi siyasetin bilimsel olarak calisilmasi oldugu icin 19. yy'in sonunda somurgeciligin incelenmesi en hassas konulardan birisi haline gelmis ve boylelikle uluslararasi iliskiler tarihinin sekillemesindeki ilk sacayaklarindan birisini somurgecilik teskil etmistir. Bu donemde siyaset bilimciler yonetim yapisi uzerine calisirken siyaset biliminin uluslararasi niteligiyle ilgilenenler somurgeci yonetimleri incelemistir. Ozellikle ABD gibi somurgecilik yarisina gec katilan bir ulkede, bu durum daha da elzem bir hal almistir. Bu nedenle Schmidt, uluslararasi iliskiler disiplininin tarihini Birinci Dunya Savasi gibi gercek olaylara dayali dissal bir baglamla baslatmak yerine onceki donemde siyaset bilimcilerin kendi aralarinda yaptiklari tartismalara dikkati cekerek alanin soylemsel tarihinin yazilabilecegine belirtmistir. (27)

Dolayisiyla uluslararasi iliskiler disiplininin dogusu, aslinda sonrasinda alana hakim olacak olan idealizm ve realizm gibi teorilerin iddia ettiginin aksine egemen devletlerin olusturduklari dunya duzeninden ziyade gelismis devletler ile somurge topluluklari arasindaki iliskiye dayali olmustur.

Diger bir deyisle, tarihten yararlanarak farkli mekansal analizler ortaya koyan son donem teorileri, aslinda uluslararasi iliskilerin ilk ortaya cikis donemiyle benzer ilgi alanlarina sahiptir. Kisacasi alanin yapitaslari olarak nitelendirdigimiz idealizm ve realizme, belki de 'tali' teoriler olarak bakmak gerekir. Nitekim Duzgun'un de dedigi gibi tarihsel sosyolojinin etkisiyle uluslararasi iliskiler calisanlari moderniteyle somurgeciligin birbirini kurdugunu kesfetmis ve bu baglamda disipline hakim Bati'nin ustunlugu algisini sorgulamaya baslamistir. (28)

Hatta bu noktada Schmidt, uluslararasi iliskiler tarihini idealist, realist, davranissalci gibi safhalara ayiran anlayisa da toptan karsi cikmistir. Ona gore bu ayrimlarla bir uluslararasi iliskiler gelenegi yaratilmaya calisilmaktadir. Ancak Hobsbawm'in unlu 'gelenegin icadi' kavramina gonderme yapan Schmidt, bu cabanin da tum gelenekler gibi aslinda eski degil yeni girisimler oldugunun altini cizmistir. Bu nedenle, ornegin realist uluslararasi iliskiler tarihini Machiavelli, hatta Thucydides gibi figurlere dayanarak geriye donuk sekilde okumak mantikli degildir. Bunun yerine disiplinin gecmisini anlamak icin asil yapilmasi gereken, bu alanda calisan akademisyenlerin kendi aralarinda gerceklestirdigi diyalog ve tartismalara odaklanmaktir. Bu sekilde uluslararasi iliskilerin soylemsel tarihini yazmak, disiplinle dunya siyasetinde vuku bulan gercek olaylar arasinda birebir ortusen bir iliski kurmaktan daha faydali olabilir. Cunku uluslararasi politikada yasanan bir gelismeyle bu alanda calisan kisilerin buna verdigi tepki arasinda zamansal bir ortusme yoktur. Ayrica uluslararasi sistemde yasanan her donusume dusunsel anlamda cevap verilmedigi gibi verilen tepkiler de birbirinden farkli olabilir. Dolayisiyla dissal olaylarla alanin kendi icerisinde yuruttugu soylemsel tartisma arasinda nedensel bir iliski kurmak yerine dissal baglamin akademisyenler tarafindan nasil algilandigina odaklanmak gerekir. (29)

Nitekim uluslararasi iliskilerin ilk teorilerinden idealizmin ortaya cikisina bu perspektiften bakildiginda 1. Dunya Savasi sonrasinda savasin bir daha yasanmamasi hedefinin gudulmesi etkin rol oynamistir. ABD Baskani Wilson acik diplomasi, silahsizlanma, self-determinasyon ve uluslararasi guvenlik gibi ilkeler cercevesinde barisin saglanabilecegini dusunmustur. Idealizme yoneltilen elestiri ABD'nin cikarina olan politikalari tum dunyanin iyiligine hizmet edecek evrensel kriterlermis gibi gosterdigidir. ABD somurgecilik yarisina gec katildigi icin uluslarin kendi kaderini tayin hakki gibi ilkeler, ABD'nin cikarina hizmet etmistir. Ornegin Hobsbawm kendi kaderini tayin hakkini idealizme baglamak yerine, kavramin ayni yillarda rakip guc olarak dogmakta olan Sovyetler Birligi'nin ve genel olarak Marksizm'in enternasyonalizmine tepkisel bir alternatif olarak one suruldugunu iddia etmistir. (30) Tum bunlar goz onunde bulunduruldugunda Wilson idealizminin aslinda 'Amerikan realizmi' oldugu soylenebilir.

Nitekim idealizmin 1930'larda yasanan siyasi gelismeler ve ardindan gelen 2. Dunya Savasi neticesinde elestirilere tabi tutulmasi, uluslararasi orgutlerle barisin saglanamayacagini ortaya koymustur. 2. Dunya Savasi sonrasinda teorik perspektifteki bu boslugu, 1970'lere kadar hakim olacak realizm doldurmustur. Realizmle birlikte uluslararasi iliskilerin ekseni, hukuk ve tarihe odaklanan idealizmin aksine siyaset bilimine kaymistir. Amerikan siyaset bilimine hakim pozitivist metodolojiyi benimseyen davranissalcilik, alanin basat yaklasimi haline gelmistir. Realizmin pozitivist metodolojiyi benimsemesi ve simdiki zamanda gozlenen durumu gerceklik kabul etmesi, tarihdisi analizler yapmasina neden olmustur. Realizm, var olan anin gercekligini ezeli ve ebedi, yani degismez olarak nitelendirmistir. Ornegin egemenlik sahibi ve sinirlari belli ulkesel ulus-devlet kavramini verili kabul eden realizm, bu siyasi yapilanmanin varolus kosullarini sorgulamamistir. Anarsik uluslararasi sistem de verili kabul edilmis, zaman ve mekan disi bir kavram olarak ele alinmistir. Ferguson ve Mansbach'in da dedigi gibi "tarihsel duyarliliktan yoksun uluslararasi iliskiler teorisyenleri, basitce gecmisin gunumuze benzedigini varsaymistir." (31)

Dolayisiyla realizm devleti seylestirmis, tarihsizlestirmis, toplumsalligindan uzak sekilde ele almistir. Varolan devlet sistemi, yani 1648'de Vestfalya Antlasmasi'yla kuruldugu varsayilan modern uluslararasi sistem, hep varolmus gibi ele alinmistir. (32) Bu baglamda dusunuldugunde realizmin eksik kalan yani, cikar temelli analiz yapmasina ragmen devletin neden belli cikarlar pesinde kostugunu sorgulamamasidir. Devletler neyin cikarina uygun olduguna nasil karar verir sorusu yanitsiz kalmistir. Oysaki cikar ve guc gibi kavramlarin tarihsellestirilerek devletlerin kimligi, siyasal kulturu ve toplumsal hafizasi goz onunde bulundurularak analiz edilmesi gerekir. Kisacasi realizmin sorunu, devlet ve sistem gibi kavramlari verili kabul etmesi ve onlari aciklamak yerine uluslararasi iliskileri onlarla aciklamasidir. Kullandigi kavramlarin tarihselligini ve hangi baglamda ortaya ciktigini goz ardi etmesi, realizmin degisim sorununa odaklanmasini engellemistir. Pozitivizmden kaynaklanan olana ve ana odaklanilmasi, tarihsel surec icerisinde yasanan degisim faktorunu dislamasina neden olmustur.

Zamanla realizmin degisimi aciklayamamasinin nedeninin, degisimi tamamen reddetmesi olmadigina dair elestiriler gundeme gelmistir. Realizm, kusurlu ve kotu insan dogasindan oturu uluslararasi politikaya catismanin hakim oldugunu iddia etse de devletlerin bunu guc dengesi ve silahlanma politikasiyla sinirlandirabilecegine inanmistir. Dolayisiyla realizme gore gucler dengesindeki degisim, savaslarin sonuclarina gore buyuk devletler arasindaki iliskilerin degismesiyle sinirlidir. Belli donemlerde belli kuresel aktorler on plana cikmistir; ancak bunun disinda, ulus-devlet merkezli gucler dengesi sisteminin kendisinin degisebilecegi goz onunde bulundurulmamistir. (33)

Bu baglamda realizm, Soguk Savas yillarinda yasanan donum noktalari neticesinde donusum yasamis; 1962 Kuba Krizi hakkinda yapilan dis politika analizleri devletin her zaman akilci davranamayabilecegini gosterdiginde bencil insan dogasinin urunu olarak nitelendirilen kendi icinde butunlukcu ve akilci devlet kavrami yerini uluslararasi sisteme vurgu yapan yapisal realizme birakmistir. (34) Bu nedenle realizmi tarihten tamamen yoksun bir disiplin olarak tanimlamak dogru degildir. Hobson ve Lawson'a gore "insaciligin yukselisi ya da Ingiliz Okulu gibi yaklasimlarin yeniden ilgi cekmesi, uluslararasi iliskilerin tarihe donusunden ziyade disiplin icerisinde 19. yy'dan beri var olan egilimlerin hizlanmasi ve derinlesmesi anlamina gelir." Cunku uluslararasi iliskiler calisanlari teorilerin gecerliligini test etmek icin her zaman tarihten faydalanmistir. Dolayisiyla "belki de hepimiz aslinda birer tarihciyizdir." (35) Benzer sekilde Hobden da uluslararasi iliskilerde tarihe 'donusten' ziyade bir 'geri donus' yasandigini belirtmistir. (36) Bu iddialar, yukarida belirtildigi gibi klasik realizmin hakim oldugu tarihten uzak bir uluslararasi iliskiler anlayisinin, aslinda disiplinin varolussal ya da dogustan gelen bir ozelligi olmadigini, aksine belki de bu donemin uluslararasi iliskiler tarihi icerisinde ana degil tali bir donem olarak gorulmesi gerektigi ihtimalini dogrular niteliktedir. Nitekim 1970'lerden itibaren realizme rakip olarak baska teoriler yukselise gecmistir. Bu hususta da yine tarihsel faktorlerin etkili oldugu soylenebilir. ABD'nin Vietnam'dan cekilmek zorunda kalmasi ve 1973 Yom Kippur Savasi'nin ardindan gelen petrol krizi, uluslararasi politikada sadece askeri degil ekonomik gucun de etkili olabilecegini gostermistir. (37) Bunun uzerine liberal teorisyenler, realizmin askeri guvenlik devleti karsisinda ticaret devleti gibi alternatifler one surmeye baslamistir. (38)

Son olarak deginilmesi gereken bir husus, tarihsel analizin neden 1990'lardan itibaren populerlik kazandigidir. Haber, Kennedy ve Krasner, ABD'nin yalnizcilik politikasindan vazgecerek 20. yy'da dunya siyasetinin basat aktorlerinden birisi haline gelmesiyle diplomasi tarihine artan ilgi arasinda baglanti kurmustur. Tam aksine Vietnam Savasi yenilgisinden sonra diplomasi tarihi popularitesini yitirmis; yukselise gecen yeni toplumsal hareketler, dikkatleri elitlerin ve yoneticilerin degil siradan insanin tarihine cevirmistir. (39)

Reus-Smit ise uluslararasi iliskilerin yuzunu tarihe donusunu aciklarken Soguk Savas'in bitisine dikkati cekmistir. Iki kutuplu donemin sonlanmasi, rasyonalizm ve pozitivizme dayali evrensel akilcilik iddiasi etrafinda konumlanan ve bunu yaptigi olcude tarihsel arastirmayi dislayan uluslarasi iliskiler anlayisinin sorgulanmasina neden olmustur. Egemen devletler arasindaki iliskiye dair genellemelere ulasma cabasi, o zamana kadar sureklilige ve tekrara dayali analizlerin tercih edilmesine neden olmusken, Soguk Savas'in bitisiyle degisim olgusu yeniden uluslararasi iliskileri ilgilendirir hale gelmistir. Ustelik bu donusum, realizmin basat konularindan birisi olan savasla degil, o gune kadar ihmal edilmis sivil toplum, yeni bir demografik ve toplumsal yapinin ortaya cikisi ve guvenlige dair dusunce kaliplarinin degismesiyle gerceklesmistir. Tum bunlar, tarihsel arastirmayi merkezine alarak kimlik ve degerler gibi zaman ve mekana gore degisen konulari vurgulayan insaciligin ortaya cikmasiyla sonuclanmistir. (40) Fakat ilk insacilar, realizmi elestirseler de kendileri de ikincil kaynaklara, yani baskalarinin tarihten cikarttigi sonuclara dayali analizler yapmistir. Ancak daha sonraki insacilar, arastirmalarinda bizzat tarihsel yontemi kullanmayi tercih etmis, birincil kaynaklarla calismis ve tarihsel arastirmada ikincil kaynaklara dayali analiz yapmanin 'muglakligina' deginmislerdir. (41)

Roberts ise tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki etkilesimin arttigi 1990 sonrasi surece son bir etmen olarak 11 Eylul saldirisini eklemistir. Roberts, 11 Eylul sonrasinda uluslararasi iliskiler calisanlarinin ilgisinin savas ve baris gibi ayni zamanda diplomasi tarihinin ilgi alani olan konulara kaymasinin, iki disiplinin yeniden bir araya gelmesinde etkili oldugunu belirtmistir. Hem tarihcilerin hem de uluslararasi iliskiler calisanlarinin cagdas dunyayi anlamaya calismasi ve ilkinin ayni zamanda gecmis ikincisinin ise gelecege dair ongorude bulunmasi, iki disiplinin birbirini tamamlamasi noktasinda faydali olacaktir. (42) Benzer sekilde Colin ve Miriam Elman da tarih ve uluslararasi iliskiler calisanlarinin yeniden isbirligi yapmasinda 11 Eylul'un yarattigi kirilmaya deginmistir. Soguk Savas'in sonlanmasi gibi 11 Eylul de uluslararasi iliskiler calisanlarini, temel aldiklari varsayimlari sorgulamaya yonlendirmistir. Bati merkezli uluslararasi iliskiler teorilerinin elestirilmesi, hem alanin kendisinin hem de kullandigi Vestfalyan duzen gibi kavramsallastirmalarin tarihini yeniden dusunmeyi gerektirmistir. (43)

Farkli uluslararasi iliskiler teorilerinin hangi tarihsel baglamda ortaya ciktigi ve degistigi bu sekilde ele alindiktan sonra asagidaki bolumde tarihsel bakis acisinin uluslararasi iliskileri, birbirinden farkli kuramlari ayni anda icerisinde barindiran cok boyutlu calismalara yoneltebilecegine dair goruslere yer verilecektir. Kisacasi tarihin uluslararasi iliskilere katkisi, kuramlarin sadece gelisimini degil kullanilabilirliklerini, yani pratik anlam kazanmalarini da saglamasidir.

Kuramsal Cogulculuk ve Tarih-Uluslararasi Iliskiler Etkilesimi

Levy tarih ve siyaset bilimi/uluslararasi iliskiler arasindaki farkliligin kendisinin de bir tarihi oldugunu, dolayisiyla her iki disiplinin zaman icerisinde yasadigi donusumler cercevesinde bazen birbirine yaklastigini bazense uzaklastigini belirtmistir. Bu yuzden "iki disiplin arasinda yapilacak karsilastirma, zamanlamaya ve tarihsel baglama dikkat etmelidir." Ornegin 19. yuzyildaki Rankeci-pozitivist 'bilimsel tarih' anlayisi, tarihciden "bagimsiz varolan gecmisin yeniden yaratilmasini amaclamistir." Yuzyilin sonundaysa 'gercegin belgelerde oldugu' fikri, yerini tarihin 'guncel endiseler ve kulturleri yansittigi' fikrine birakmistir. Hatta 1960'larda Annales Okulu'nun "analitik ve teori-merkezli olusu, anlati-teori ikiligini tarihciler ve siyaset bilimciler arasinda ayrim yapmak icin yararli olabilecek bir olcut olmaktan cikartmistir." 1970'lerden itibaren tarihte anlatinin onemi yine artmaya baslamis, siyaset biliminde de "nicel yontemler ve oyun teorisinin kullanimi yayginlasmis, bu cercevede iki disiplin birbirinden yeniden uzaklasmistir." Bu nedenle "tarihcilerin anlati, sosyal bilimcilerin teori temelli aciklamalar yapma egiliminde oldugu" iddiasi yanlistir. Teori, "genellenebilir insan davranisini aciklamak icin kullanilabilecegi gibi zaman ve mekan bagimli olaylar serisini, hatta tek bir olayi yorumlamak icin de" kullanilabilir. Dolayisiyla iki disiplin arasindaki fark, "teorik kavram ve modeller kullanip kullanmadiklari degil, teoriyi nasil kullandiklaridir." Levy'ye gore "siyaset bilimciler genel teoriler insa edip onlari test ederken tarihciler tekil olaylari yorumlamak icin bir ya da birkac teoriyi birden kullanir." (44)

Dolayisiyla Levy, tarih disiplininin idiyografik olsa bile teoriden uzaklasmadigini belirtmistir. Teori konusunda tarihcinin siyaset bilimciden farki, teorik bakis acisina sahip olup olmadigi degil, siyaset bilimcinin aksine cok nedenli, dolayisiyla birden fazla teoriye dayanan aciklamalar yapma cabasidir. Dolayisiyla iki disiplin arasindaki fark yontemseldir. (45) Suganami de benzer sekilde tarihsel ve teorik aciklamalar arasinda "uzlastirilamaz bir farklilik olmadigini", ilkinde anlatinin icerisinde pek cok kuramsal unsur barindirirken ikincisinde az sayida degisken arasinda nedensel iliski kuruldugunu belirtmistir. (46)

Tam da bu baglamda tarihin, uluslararasi iliskiler disiplininin kuramsallasmasinda onemli bir rol oynayabilecegi soylenebilir. Leira'ya gore uluslararasi iliskilerin siyaset bilimi ve tarihten bagimsizlasmasi, beraberinde uzmanlasma ve profesyonellesmeyi getirmis; bu ise ayri bir disiplin olarak dusunulen tarihe ilginin zaman sikintisi gibi zorunlu veya tercihsel nedenlerle azalmasina neden olmustur. Uluslararasi iliskiler kendi icerisinde derinlesip farkli bakis acilari gelistirdikce diger disiplinlerle etkilesimi azalmistir: "UI disiplini buyudukce her birimiz disiplinin daha az bir kismini bilme paradoksuyla karsi karsiyayiz." Leira bu kopuklugu asmanin ve cogulcu bir uluslararasi iliskiler anlayisina ulasmanin yolu olarak tarihle amator ruhla ilgilenmeyi onerir. Edward Said'in profesyonelligi entelektuellige meydan okuyan bir engel olarak tanimlamasindan yola cikan Leira, uzmanlasmanin buyuk resmi gormemizi ve baglantilar kurmamizi engelledigini hatirlatarak yaraticilik icin amator ruhla merak etmeye devam etmek ve mesleki rutinden uzaklasmak gerektigini belirtmistir. Diger disiplinlerden yararlanmak, arastirmanin heyecanini sakli tutacaktir. Hatta Leira uluslararasi iliskilerde cogulcu bakis acisinin, tarihi ortak bir nokta olarak butuncul sekilde ele alabilecegini belirtmistir. Tarihin uluslararasi iliskiler calisanlari arasinda tartisma yurutulebilecek ortak bir alan oldugunu ifade eden Leira, bunun nedeninin tarihin aslinda her teorinin 'kismi ve gecici' oldugunu bize gostermesi oldugunu belirtir. Tarih bize ayni meseleyle ilgili pek cok farkli teorik bakis acisi olabilecegini gosterir. (47)

Bu baglamda bir sonraki bolumde tarihi bir yontem olarak ele alan uluslararasi iliskiler kuramlarina deginilecektir. Cunku onemli olan uluslararasi iliskilere sadece tarihi degil, 'tarih sorunsalini' geri getirmektir. Zira esas onemli olan tarihcinin gecmis hakkinda gercegi ortaya cikartmasi degil, gecmise dair bazi bilgilerin neden digerlerine kiyasla daha dogru kabul edildigini arastirmaktir. (48)

Uluslararasi Iliskiler ve Tarihsel Yontem: Metodolojik Analiz

Uluslararasi iliskiler ve tarih arasindaki etkilesim, sadece pozitivist uluslararasi iliskiler teorilerinin bir tarihi oldugunu gostermekle kisitli kalmaz. Daha onemlisi, bazi uluslararasi iliskiler kuramlarinin metodolojik olarak da tarihsel yontemi kullanmasidir. Bu baglamda, bu bolumde, tarihsel sosyolojinin, tarihin olumsalligiyla sosyolojinin genellemelerini bir araya getirerek uluslararasi iliskilere yaptigi katkiya deginilecektir. Nitekim tarihsel sosyoloji, gunluk ve kisa donemli vakalara odaklanan sosyolojiden ve gecmiste yasanan anlik, istisnai ve biricik olaylari inceleyen klasik tarih anlayisindan farkli olarak yapisal ve uzun erimli egilimlere odaklanmistir.

Hobson'a gore 'historofobik' oldugu dusunulen pek cok uluslararasi iliskiler calismasi, "tarihin simdiki zamani yeniden dusunmenin bir araci olarak degil simdiki zamanin kuramlarini teyit etmek icin kazilacak bir maden olarak kullanildigi enstrumentalist" bakis acisindan uzaklasmalidir. Bu baglamda uluslararasi iliskileri tarihdisi kilan iki temel unsur vardir. Bunlardan temposentrizm, "simdiki zamani gecmise dogru tahmin eder. Boylece tarihsel caglar ve devlet sistemleri arasindaki kesintili kirilmalar ve farkliliklar duzeltilerek gizlenir." Kronofetisizm ise simdiki zamani yalnizca simdiki zamanla aciklama hatasidir ve bizi varolan duzeni dogallastirma ve degismez kabul etmeye zorlar. (49) Oysaki zamani gecmis, bugun ve gelecek seklinde birbirinden ayiran sinirlar yoktur. Bu sekilde kompartmantalize edilmis bir tarih algisi, bizim kurguladigimiz bir durumdur.

Bu baglamda ozellikle Annales Okulu'nun temsilcilerinden Braudel'in uzun vade (long duree) anlayisi onem kazanmistir. Braudel, tarihin merkezine devleti alarak, sadece belge inceleme uzerine kurulu Rankeci bir yontemle ve genellenemeyecegi argumanini temel alan idiyografik bakis acisiyla kurumsallasmasina karsi cikmistir. Cunku bu durumda tarih, genellemelere karsi olmasi nedeniyle sosyal bilimlerle kopuk bir iliski kurmaktadir. Bu durumu 'sagirlar diyalogu' olarak adlandirilan Braudel, bu tur bir 'olaylar tarihi' yerine 'butunsel tarihi' onermistir. Kisacasi Braudel, gundelik hayatin mikro tarihi ile toplumun yapisal egilimlerinin makro tarihini butunlestirmistir. Bunun icin uc farkli mekansal boyut gelistirmis; en temelde cok yavas degisen cografi ve fiziksel ozellikler, ardindan iktisadi-toplumsal yasam, son olarak da siyasi olaylar yer almistir. Braudel bu semayi izlerken cografya, iktisat ve sosyoloji gibi disiplinlerden faydalanmis; ayrica klasik tarihe gore duz bir cizgide dogrusal olarak ilerleyen zaman kavramini, 'toplumsal zamanlarin coklugu' ile idame etmistir. Bu farkli katmanlara cografi, toplumsal ve bireysel zaman; olaylar tarihi, konjonkturel tarih ve yapisal tarih ya da kisa, orta ve uzun vade gibi isimler takmistir. Bu baglamda Braudel'e gore tarihin sosyal bilimlere yaptigi en buyuk katki, uzun erimli yapilarin dahi yavas da olsa degistigini gostermesidir. (50) Sonuc olarak Braudel'in one surdugu bu coklu zaman anlayisi, tarihi evrensel bir duz cizgide konumlandiran ilerlemeci ve Aydinlanmaci anlayistan kurtulmasini; evrensellik iddiasindan uzaklastigi olcude de Bati'nin ustunlugu uzerine kurulu paradigmalari sorgulamasini saglamistir.

Tarihsel sosyolojinin uluslararasi iliskilere yansimasi ise gunumuz kuresel siyasetini anlamak icin sadece simdiki zamana odaklanmanin yetersiz oldugunu gostermesindedir. Tarihsel sosyoloji, hem modern dunya siyasetinin tarihsel baglam icerisine yerlestirilmedikce anlasilamayacagina dair inanc beslemekte hem de cesitli disiplinlerden gelen bilgileri bir araya getirmektedir. Kisacasi tarihsel sosyoloji, teorik bakis acisinin disiplinlerarasi yaklasimlari tesvik edecegi fikrini dogrular niteliktedir. Hobson ve Lawson'un da dedigi gibi "tarihsel sosyolojinin temel faydasi, hem tarihsel acidan zengin hem de teorik acidan verimli arastirma yapma kapasitesidir." (51) Tarihsel sosyoloji olaylari detaylandirarak aktarmak yerine uzun erimli yaklasimi sayesinde tarihsel donemleri kavramsal boyutta ele almistir. Ornegin Skocpol, toplumsal yasami ic sinifsal yapi, uluslararasi sistem ve bu ikisi arasinda yer alan ozerk bir alan olarak devlet baglaminda uc farkli mekansal boyut cercevesinde incelemistir. (52) Boylelikle tarihsel sosyoloji, adinin da ima ettigi gibi, sadece tarih ve sosyolojiyi degil ayni zamanda siyaset bilimi ve uluslararasi iliskileri de ilgilendirir bir nitelik kazanmistir.

Bununla da baglantili olarak, tarihin uluslararasi iliskilerin kuramsallasmasina yapabilecegi bir diger katki, iki disiplinin sosyal bilimlere dair teorik tartismalarin ana eksenlerinden birisi olan zamanmekan boyutunda isbirligi yapabilecek olmasidir. (53) Uzun erimli surec ve donusumleri inceleyen arastirmalar, karsilastirmali calismalara olanak verdigi olcude farkli mekanlarda gerceklesen farkli tarihleri inceleme konusu yapmistir. Ornegin tarihsel sosyoloji uluslararasi iliskilerin hem tarihsel hem de sosyolojik olarak incelenmesi gerektigini savundugu icin gunumuze dair kuresel sorunlari zamanmekan baglaminda degerlendirmistir. Cunku bir yandan 'devletin tarihsellestirilmesini' diger yandan da 'uluslararasi baglam icerisindeki tarihin yerini' sorunsallastirmistir. (54) Bu sayede tarihsel sosyoloji, uluslararasi iliskilerdeki ic-dis politika ayrimini sorgulayarak sadece uzun erimli yapisal unsurlarin degil ayni zamanda toplumsal faktorlerin de kuresel siyasete etkisini incelemistir. (55) 'Dunya sosyolojisi' olarak da adlandirilabilecek olan tarihsel sosyoloji, "ulusal ve uluslararasi alanlarin birbirinin icine gecmis oldugunu ve karsilikli olarak olusturuldugunu" ortaya koymustur. (56)

Bu baglamda tarihsel sosyoloji icerisinde son yillarda etkisi artan 'esitsiz birlesik gelisme' (EBG --uneven and combined development) kavramina ayrica deginmek gerekir. Rosenberg, EBG'yi su sekilde tanimlamistir: Dunya esit olmayan, birbirinden cok farkli toplumlardan olusur. Bu toplumlar sadece eszamanli olarak birarada varolmaz, ayni zamanda birbirleriyle etkilesime girer. Bu da onlarin varolma kosullarini birlesik (combined) hale getirmistir. Bu etkilesim, toplumsal degisim ve tarihsel gelismenin motorudur. (57)

EBG'nin temelinde, Marksistlerin 19. yysonu ve 20. yybasinda kendi aralarindayaptiklari tartismalar yatar. Buna gore Kautsky, kapitalizmin nihayetinde tekellesmis bir sermaye olusumuna evrilecegini iddia ederken, Rusya'nin Marks'in ongordugu bicimde dogrusal bir cizgide kapitalistlesmedigini analiz eden Trocki ise kapitalizmin esitsizlikler uzerine kurulu dinamik yapisi nedeniyle devletler arasindaki gucler dengesinin surekli degistigini gozlemlemistir. Dolayisiyla uluslararasi kavraminin kendisi ve onunla baglantili olarak jeopolitik mucadele surekli yeniden uretilmektedir. Rosenberg bu analizi temel alarak EBG'nin birbirinden farkli sanayilesme modelleri ve devlet yapilari gelistirdigi sonucuna varmistir. Bu devletler, birbirleriyle jeopolitik mucadeleye girmis, boylelikle uluslararasi sistem ortaya cikmistir. Dolayisiyla Rosenberg, klasik Marksizm'in sermayenin tekellesmesi ongorusunu reddetmistir. Ona gore sanayi devletleriyle digerleri arasindaki iliskide azgelismis ulkeler edilgen pozisyonda degildir. Sanayilestikce eski duzene ait yapi ve normlar ortadan kaybolmamakta, donuserek eski ve yeninin icice gectigi amalgam formlar ortaya cikmaktadir. Ornegin gec sanayilesen devletler hizli sanayilesmeyi gerceklestirebilmek icin devlete ekonomide ayri bir yer atfetmis; boylece liberal ekonomik sistem Almanya'da gozlemlendigi gibi ironik sekilde otoriter devlet yapilari ortaya cikartmistir. Bu da klasik Marksist kuramin ongordugunun aksine homojen bir devlet sisteminin ortaya cikmasini engellemistir. Kisacasi tam da EBG yuzunden coklu bir devlet sistemi ve uluslararasi kavraminin kendisi vardir. (58)

Boylelikle ilk olarak Trocki tarafindan kullanilan EBG'nin tarihsel sosyolojiye mekansal bir bakis acisi kattigi soylenebilir. Trocki bu kavramla, Rusya gibi sanayilesme yolunda gec kalmis devletlerin bunu bir avantaja cevirip gelismis ulkelerin kazanimlarini benimseyerek klasik Marksist teorinin ongordugu asamalardan gecmek yerine 'surekli' bir devrim yasayacagini ileri surmustur. EBG ortaya ciktigi bu ilk haliyle her ne kadar Avrupa merkezci bir nitelik tasisa da sonrasinda bu kavramdan yola cikarak uluslararasi iliskilerin tarihi bir analizini yapan Rosenberg ve Hobson gibi teorisyenler bu engelin ustesinden gelmistir. Ilk olarak EBG'yi kapitalizmin ortaya cikisiyla baslatan teorisyenlerin aksine, dunya tarihinin geneline yayarak Avrupa kitasinin gelisiminin ardinda yatan Dogu'yu 'taklit etme' faktorune deginilmistir. Ikinci olarak ise uluslararasi iliskilerin yapitaslarindan birisi olan devletle ozdeslestirilen duzen/egemenlik ile sistemle ozdeslestirilen anarsi kavramlarinin icerisinde barindirdigi ic-dis ayrimi sorgulanmis, sosyolojiye uluslararasi bir nitelik, uluslararasi iliskilere de sosyolojik bir nitelik kazandirilmistir. (59)

Hatta Rosenberg bir adim daha oteye giderek uluslararasi kavraminin kendisini bu baglamda tanimlamistir. Ona gore uluslararasi, "insanin varolusunun toplumsal ve tarihsel esitsizliginden" kaynaklanir. Cunku "herhangi bir zamandaki sosyokulturel cesitliligin somut dokusu olumsalken (contingent) bu cesitliligin gercekligi olumsal degildir." Bu nedenle esitsizlik, 'evrensel bir kanun'dur. Yani amaclanan, genellenebilir tarihi modeller bulmak degil, farkliligin altini cizmektir. (60) Bu baglamda tarihsel sosyoloji, evrensel surecler yerine mekansal farkliliklara deginmistir. Bunu yaparken de eszamanli gerceklesen olaylar arasindaki baglanti ve etkilesimleri ortaya koymustur. Kisacasi onemli olan sadece farkliligin varligini gostermek degil, farkli mekansal durumlarin ayni zaman dilimi icerisinde birbirini nasil etkiledigini sergilemektir.

Rosenberg'e gore bu cesitlilik, esitsizlik ve etkilesim, uluslararasi iliskilerin vazgecilmez kavramlarindan birisi olan anarsinin de temelinde yatar. Bu yuzden "uluslararasi aslinda her yerdedir" ve "ic-dis arasindaki yanlis (ontolojik) ayrim" ortadan kalkar. Uluslararasi, EBG'nin "en yuksek seviyesidir". EBG ise uluslararasinin "sosyolojik tanimidir." (61) Kisacasi, "uluslararasi, insanlik tarihinin temel ozelliklerinden birinin, yani toplumsal varolusun baslangictan beri cogulcu ve interaktif nitelik tasimasinin bugun sekil bulmus halidir." (62) Bu nedenle EBG, bize "uluslararasinin onemini tamamen kavramak icin uluslararasi iliskiler disiplininin otesine gecmemiz gerektigini" (63) gostermistir. Kisacasi uluslararasinin onemini anlamak icin uluslararasi iliskileri disiplinlerarasi baglamda ele almak gerekir.

Benzer bir durum sosyoloji icin de gecerlidir. Sosyoloji, toplumlar arasinda gerceklesen etkilesimleri goz onunde bulundurmadigi icin en fazla uzerinde durdugu kavramlardan birisi olan moderniteyi Avrupa tarihiyle ozdeslestirmis ve Avrupa-merkezci bir bakis acisi gelistirmistir. Bu durum, sosyoloji ile 'uluslararasi' kavrami arasinda kopukluk yaratmis ve farkli toplumsal degisim ve gelisim hikayeleri sosyologlar tarafindan gozardi edilmistir. Oysaki tam da bu noktada sosyoloji, tarih ve uluslararasi iliskiler disiplinleri arasinda ortak bir payda bulunabilir. (64) Ornegin bu baglamda sosyolojiden beslenen uluslararasi iliskiler calisanlari, modernite kavrami uzerine yeniden dusunmus ve moderniteye gecis hakkinda yazilanlar sayesinde modern uluslararasi sistemi belirleyen ozelliklerden olan ulkesellik ve egemenligin tarihselligini fark etmistir. (65)

Ayrica EBG'ye basvurarak sadece farkli disiplinler arasinda bir diyalog kurmak degil, uluslararasi iliskileri etkileyen ozne-yapi ayrismasi gibi ikiliklerin de ustesinden gelmek mumkundur. Cunku bu kavram, "esitsiz iktidar iliskilerinin olusturdugu karmasik yapida farkli sekilde konumlanmis 'yeni' toplumsal duzenler yaratmak veya varolanlari tanzim etmek icin erisilebilir kaynaklari odunc alan veya onlara uyum saglayan canli ozneleri icerisinde barindirir." (66) Yani gerek ozne gerek yapi gerekse bunlar arasindaki iliski ve tum bunlarin bir araya gelmesinden ortaya cikan etkilesim, EBG'nin ilgi alani icerisindedir.

Kisacasi tarihin uluslararasi iliskiler icin onemi, sadece gunumuz dis politikasinin tarihsel olarak uzun veya kisa vadede nasil belirlendigini ortaya koymasi degildir. Bu ancak tarihi, duz bir cizgide ilerleyen olaylar silsilesinin ifsasi olarak ele alan geleneksel- anlatisal bakis acisinin yansimasi olabilir. Onemli olan sadece uluslararasi iliskilerin tarihine odaklanmak degil, ayni zamanda gunumuz uluslararasi iliskiler literaturunde kullanilan kavramsal araclarin tarihsellestirilmesi ve hangi donemde ne amacla on plana cikartildiklarinin sorgulanmasidir. Bu yapildigi takdirde uluslararasi iliskilerin en onemli yontemsel tartisma konularindan birisi olan analiz duzeyleri ve yapi- yapan sorunu da netlik kazanabilir. Tarihsel bakis acisi, uluslararasi iliskilere disiplinlerarasi bir nitelik kattigi olcude farkli analiz duzeyleri veya yapi-ozne arasinda bir ayrim yapmak yerine butunlukcu bir perspektif sunabilir.

Analiz Duzeyleri ve Disiplinlerarasilik:

Ozdemir, uluslararasi iliskileri "interdisipliner bir disiplin" olarak tanimlamistir. Bunun nedeni, ilgi alani geregi zamana, mekana ve kulture gore degisen ozelliklere sahip ulke ve devletlerarasi iliskileri incelemesidir. Uluslararasi politika ve uluslararasi iliskiler arasindaki ayrima bakildiginda, uluslararasi politika, devletler arasindaki siyasi iliskileri inceler. Uluslararasi iliskilerse sadece diplomasiyle degil, ayni zamanda devletdisi aktorler, yani toplum, cokuluslu sirketler, uluslararasi orgutler gibi aktorler arasindaki iliskiyi gundemine almistir. Diger bir deyisle uluslararasi politika devletler arasindaki diplomatik iliskilerle ilgilenirken uluslararasi iliskiler sadece devletler degil, ulkeler arasindaki iliskiyi de incelemistir. Bunun icerisine ekonomik, ticari, kulturel etkilesimler de girer. Dolayisiyla inceleme alanlari arasinda uluslararasi ekonomi, uluslararasi ticaret ve uluslararasi hukuk gibi konular yer almistir. Bu yuzden uluslararasi iliskiler calisanlari sosyoloji, psikoloji, antropoloji, hukuk, tarih ve iktisat gibi diger sosyal bilim dallarindan yararlanmak zorundadir. (67)

Uluslararasi iliskilerin en az uc (68) analiz duzeyine sahip olmasi da onu disiplinlerarasi kilmistir. Ornegin bireyi analiz duzeyi olarak ele alan bir uluslararasi iliskiler calisani psikolojiden, devleti analiz duzeyi olarak alan bir arastirmaci siyaset bilimi, sosyoloji, tarih ve hukuk gibi dallardan, sistemi analiz duzeyi olarak ele alan biriyse iktisattan faydalanmak zorundadir. (69) Bu baglamda tarih ve uluslararasi iliskiler arasindaki etkilesim ve isbirligi, alani uzun zamandir ilgilendiren analiz duzeyleri ve yapiyapan tartismasina son bir nokta koyma firsati sunabilir.

Mabee'nin da belittigi gibi "mikro-makro ayrimi, varolussal bir adanmislik olmaktan cok aslinda sorun-odakli analitik bir ayrimdir." Onemli olan ikisi arasinda tercihte bulunmak yerine her arastirma sorusuna uygun analiz duzeyini secmektir. Cunku "mikro-makro yaklasimlar birbiriyle catisan degil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak gorulmelidir." Buna ragmen uluslararasi iliskilerde genel olarak devlet aktor, uluslararasi sistemse yapiyla ozdeslestirilmistir. Dolayisiyla mikro-makro ayrimi aslinda arastirilan konuya bagli olarak belirlenen bir arastirma stratejisi iken "analitik duzeyler meselesini ozneyapi sorunuyla karistirmak, her duzeyde yapi ve oznenin varoldugunu gozardi etmistir." Bu nedenle, "uluslararasi iliskilerin yuzunu tarihe donmesi, toplumu bir butun olarak gormeye adanmislikla tamamlanmali ve analiz duzeylerinin seylestirilmesiyle ugrasilmamalidir." (70)

Gilbert da gecmisten cikartilacak derslerin gunumuzdeki hangi siyasi soruna uyarlanabilecegi sorusuna net bir yanit verilememesi nedeniyle, bazi uluslararasi iliskiler calisanlarinin tarihe sirtini donerek teori olusturma arayisina girdigini belirtmistir. Gilbert aksine, yapi- yapan iliskisi ve nesnellik sorunlari baglaminda, tarihin neden uluslararasi iliskiler calisanlari icin faydali olabilecegini analiz etmistir. Siyasi olaylarin icerisinde gectigi kosullari dikkate almak, "bir ulkenin liderlerinin asla tam anlamiyla ozgur olmadigini" gosterecek ve dis politika kararlarini "yargilarken daha dikkatli olmamizi" saglayacaktir. Uluslararasi iliskiler calisanlari, suregelen "ozgur irade ve determinizm tartismasina nihai cozum bulmakla yukumlu degildir." Ancak tarih bize, bireysel karar alicilarin onlerindeki secenekleri kisitlayan yapisal unsurlar oldugunu gosterecek ve gunumuz dis politika sorunlarinin ardinda yatan karmasikligi gormemizi saglayacaktir. Bu sayede tarih, uluslararasi iliskiler calisanlarina "mutevazi olmayi ogretebilir." Uluslararasi iliskiler calisanlari, bir liderin aldigi dis politika kararini onaylayabilir veya elestirebilirler, "ancak bunu yaparken ... kendilerinin de yanlis olabilecegini" tarih bilgisi sayesinde unutmayacaklardir. Kisacasi tarihi bilmek, nesnel bir dis politika analizi yapmamizi saglayabilir cunku objektif olmanin yolu, "aslinda tam anlamiyla objektif olmanin asla mumkun olmadigini bilmekten gecer." (71)

Tam da bu noktada son bir not dusmek gerekir. Uluslararasi iliskilerin ucuncu buyuk tartismasi cercevesinde alana dahil olmaya baslayan tarihsel sosyolojik yaklasimlarin cogunun, alanin basat teorisi olan realizm ile ortak sekilde yapisalci bakis acisini paylastigi soylenebilir. Zira Wallerstein'in dunya sistemleri teorisi ile Waltz'un yapisalci realizmi hemen hemen ayni donemde ortaya cikmistir. Bu yaklasimlarin her ikisi de yapiyi temel analiz duzeyi olarak almistir. (72) Ancak Marksizmin uluslararasi iliskiler disiplinine girisi bu sekilde yapisalcilik uzerinden gerceklesirken tarihe en azindan dunya sistemleri teorisi kadar onemli katkida bulunan bir diger tarihsel ekolun, 'alttan tarih'i (history feom below) savunan tarihcilerin uluslararasi iliskiler calisanlari tarafindan ayni ilgiyi gormemesi ilginctir. Bu nedenle tarih ve uluslararasi iliskiler disiplinleri arasindaki etkilesimin, ikincisinin daha fazla onem verdigi devlet ve sistem analiz duzeyleri cercevesinde daha cok yapisalci bakis acilarini on plana cikartan tarihsel sosyoloji cercevesinde gerceklestigi, bunun aksine bireysel aktorleri temel alan diger tarihyazimi orneklerinin ise uluslararasi iliskiler calisanlari tarafindan ayni ilgiyi gormedigi soylenebilir. Bu hususta ender istisnalardan birisi, David Blaney ve Naeem Inayatullah tarafindan ortaya atilan ve genellikle postkolonyal teori cercevesinde degerlendirilen 'asagidan uluslararasi iliskiler' (73) kavraminin ortaya atilmasi olmustur.

Sonuc

Bu calismada tarih ve uluslararasi iliskiler disiplinleri arasindaki etkilesim, cesitli eksenlerde ele alinmistir. Oncelikle ontolojik olarak uluslararasi iliskilerin ayri bir alan olarak varligini tescil eden buyuk tartismalar icerisinde tarihin oynadigi role deginilmistir. Tarihin bize uluslararasi iliskilerin belli siyasi-toplumsal kosullar cercevesinde gelistigini gosterdigi dusunuldugunde bu etkilesim, ozellikle son tartismalardan birisi olan pozitivizm ve postpozivitivizm arasindaki ayrismanin asilmasinda etkili olabilir. Bu baglamda pozitivizm ve postpozitivizm arasinda tercihte bulunmak yerine, pragmatik bir bakis acisiyla, degisen kosullara gore siyaseten ise yarar bilginin on plana cikartilmasi gerektigine dair goruslere yer verilmistir.

Ikinci asamada, tarih ve uluslarararasi iliskiler arasindaki etkilesim epistemolojik boyutta ele alinmis ve uluslararasi iliskiler kuramlarinin tarihsel seyrine yer verilmistir. Bu teorik cogulculuktan, uluslararasi iliskilere tarihsel bakis acisiyla yaklasilmasi sayesinde verimli sekilde faydalanilabilecegine deginilmistir. Farkli teoriler arasinda tercihte bulunmak yerine cok nedenli aciklamalar yapan tarihsel analizler uluslararasi iliskilerde etkinligini arttirdikca farkli teorilere basvurma ihtimali de artacaktir. Son olarak metodolojik olarak tarihsel yontemi kullanan tarihsel sosyoloji gibi uluslararasi iliskiler teorilerine yer verilmis ve bu tur disiplinlerarasi yaklasimlarin uluslararasi iliskilerdeki bir baska tartisma konusu olan analiz duzeyleri ve yapi-yapan sorunlarinin butunlukcu perspektiften yaklasilarak asilmasina katki sunabilecegi belirtilmistir.

Tarihsel bakis acisina sahip oldugu olcude evrensellik iddiasindan uzaklasan uluslararasi iliskiler teorileri, kullandiklari kavramlari tarihsellestirdikce farkli mekansal duzeylerde vuku bulan hususlara da dikkat cekmeye baslamistir. Bu baglamda, disiplinin dogus yillarinda alana ickin tartismalardan birisi olan somurgeci ve somurge toplumlar arasindaki iliski gibi farkli mekansal duzeylerde gerceklesen etkilesimler, tarihsel sosyoloji gibi yenilikci yaklasimlar tarafindan yeniden gundeme getirilmistir. Bu sayede alanin basat teorileri olan realizm gibi kuramlara ickin ve ulus-devlet kavramini evrensel bir norm olarak ele alan Avrupa-merkezci bakis acisinin otesine gecilerek uluslararasi iliskiler disiplinine gercek anlamda bir uluslararasi nitelik kazandirilmaya baslandigi soylenebilir.

Fulya OZKAN

Dr. Ogr. Uyesi, Uluslararasi Iliskiler Bolumu, IIBF, Akdeniz Universitesi,

Antalya.

E-posta: fulyaozkan@akdeniz.edu.tr

https://dx.doi.org/10.33458/uidergisi.541513

Makale Gonderim: 07 Mart 2018

Basim Tarihi: 01 Mart 2019

(1) Ramazan Gozen ve Burak Bilgehan Ozpek, "Sonuc", Ramazan Gozen (der.), Uluslararasi Iliskiler Teorileri, Istanbul, Iletisim Yayinlari, 2014, s.565.

(2) Aydinli et al. uluslararasi iliskilerin herkesin hakkinda fikir sahibi oldugu bir alan haline gelmesinden yakinir. Bkz. Ersel Aydinli et al., Yontem, Kuram, Komplo, Istanbul, Kure Yayinlari, 2015.

(3) Erol Kurubas, "Turkiye'de Uluslararasi Iliskiler Yazininda Tarihsel Olguculukla Disiplinlerarasiciligin Analitik Yaklasima Etkisi ve Turkiye Uygulamasi", Uluslararasi Iliskiler, Cilt 5, No.17, 2008, s.131, 138.

(4) Ibid., s.130.

(5) Ibid., s.140.

(6) Engin Sune, "Emperyalizm Kuramlari ve Uluslararasi Iliskiler", Faruk Yalvac (der.), Tarihsel Materyalizm ve Uluslararasi Iliskiler, Ankara, Imge Kitapevi, 2017, s.100.

(7) Burada pragmatizmle, bilgi felsefesinde, dogru bilgiyi yarattigi sonuclar acisindan degerlendiren yaklasim ifade edilmektedir.

(8) Mustafa Aydin, "Uluslararasi Iliskilerde Yaklasim, Teori, Analiz", Ankara Universitesi Siyasal Bilgiler Fakultesi Dergisi, Cilt 51, No.1, 1996, s.94-95.

(9) Halvard Leira ve Benjamin de Carvalho, "Historical International Relations", Halvard Leira ve Benjamin de Carvalho (der.), Historical International Relations, Sage Publications, 2015, s.xix.

(10) Thomas Smith, History and International Relations, Londra & New York, Routledge, 1999, s.1.

(11) Steve Smith, "Uluslararasi Iliskiler Teorisinde Cesitlilik", Tim Dunne et al. (der.), Uluslararasi Iliskiler Teorileri, Sakarya Universitesi Yayinlari, 2016, s.5; Milja Kurki ve Colin Wight, "Uluslararasi Iliskiler ve Sosyal Bilimler", Dunne et al., Uluslararasi Iliskiler Teorileri, s.20; Faruk Yalvac, "Uluslararasi Iliskilerde Teori Kavrami ve Temel Teorik Tartismalar", Ramazan Gozen (der.), Uluslararasi Iliskiler Teorileri, Istanbul, Iletisim Yayinlari, 2014, s.46; Tayyar Ari, "Uluslararasi Iliskilerde Buyuk Tartismalar ve Postmodern Teoriler", Tayyar Ari (der.), Postmodern Uluslararasi Iliskiler Teorileri, Bursa, Dora Yayinlari, 2014, s.6.

(12) Yalvac, "Uluslararasi Iliskilerde Teori Kavrami ve Temel Teorik Tartismalar", s.48; Faruk Yalvac, "Uluslararasi Iliskiler Teorisindeki Temel Tartismalar ve Elestirel Gercekcilik", Tayyar Ari (der.), Uluslararasi Iliskilerde Postmodern Analizler, Bursa, MKM Yayincilik, 2012, s.23-24.

(13) Erdem Ozluk, "Uluslararasi Iliskiler Disiplininin Dogusu, Kimligi ve Sorunlari", Saban Kardas ve Ali Balci (der.), Uluslararasi Iliskilere Giris, Istanbul, Kure Yayinlari, 2014, s.110.

(14) Donald Puchala, "Pragmatics of International History", Mershon International Studies Review, Cilt 39, No.1, 1995, s.3, 13, 16.

(15) Brian Schmidt, The Political Discourse of Anarchy, State University of New York Press, 1998, s.32.

(16) Jonathan Isacoff, "On the Historical Imagination of International Relations", Millennium, Cilt 31, No.3, 2002, s.607-608, 616-617, 620.

(17) David McCourt, "What's at Stake in the Historical Turn?", Millenium, Cilt 41, No.1, 2012, s.25-26, 28, 33.

(18) Andrew Davenport, "The International and the Limits of History", Review of International Studies, No.42, 2016, s.253-254, 264.

(19) Max Horkheimer, "Traditional and Critical Theory", Critical Theory, New York, Continuum, 1989. Robert Cox, "Social Forces, States and World Orders", Millennium, Cilt 10, No.2, 1981.

(20) Smith, "Uluslararasi Iliskiler Teorisinde Cesitlilik", s.9.

(21) Cox, "Social Forces, States and World Orders", s.128.

(22) Smith, History and International Relations, s.28.

(23) Walter Benjamin, "Theses on the Philosophy of History", Illuminations, New York, Schocken Books, 1969.

(24) E. H. Carr, What Is History?, London, Penguin Books, 1990, s.30.

(25) Benedetto Croce, History as the Story of Liberty, London, Clements Newling and Co., 1949, s.19.

(26) Micheal Oakeshott, Experience and its Modes, Cambridge University Press, 1966, s.99.

(27) Brian Schmidt, "Political Science and the American Empire", International Politics, No.45, 2008, s.676, 678-679, 682; Brian Schmidt, "Lessons from the Past", International Studies Quarterly, Cilt 42, No.3, 1998, s.439. 19. yy sonunda tarihyazimi da somurgeciligi dikkate alarak sekil bulmustur. Somurgeci politikalara maruz kalan Hint ve Cin uygarliklari, her ne kadar Oryantalist bakis acisina sahip olsa da Ranke tarafindan yazmak istedigi dunya tarihinin edilgen diyebilecegimiz parcalari olarak gorulmustur. Iki savas arasi donemde ise uluslararasi iliskilerin Batili devletler merkezli bir hal almasina paralel sekilde tarihyazimi da sadece uluslarin tarihiyle ilgilenmeye baslamistir. George Iggers, Yirminci Yuzyilda Tarihyazimi, Istanbul, Tarih Vakfi Yurt Yayinlari, 2016, s.35.

(28) Eren Duzgun, "Capitalism, Jacobanizm and International Relations", Review of International Studies, basim oncesi cevrimici yayinlanan taslak, 17 Ekim 2017, doi: 10.1017/S0260210517000468, s.3.

(29) Schmidt, The Political Discourse of Anarchy, s.22-23, 32, 37.

(30) Eric Hobsbawm, Kisa 20. Yuzyil, Istanbul, Sarmal Yayimcilik, s.90.

(31) Yale Fergoson ve Richard Mansbach, "Polities Past and Present", Millemium, Cilt 37, No.2, 1989, s.378.

(32) Vestfalyan duzeninin elestirisi icin Benno Teschke, The Myth of 1648, Verso Books, 2003; Benjamin de Carvalho et al., "The Big Bangs of IR", Millennium, Cilt 39, No.3, 2011; Ozlem Kaygusuz, "Egemenlik ve Vestfalyan Duzen", Evren Balta (der.), Kuresel Siyasete Giris, Istanbul, Iletisim Yayinlari, 2014.

(33) Mehmet Ali Tugtan, "Guc, Anarsi, Realizm", Evren Balta (der.), Kuresel Siyasete Giris, Istanbul, iletisim Yayinlari, 2014, s.125.

(34) Evren Celik Wiltse, "Liberalizm, Isbirligi, Kolektif Guvenlik ve Neoliberal Kurumsalcilik", Balta (der.), Kuresel Siyasete Giris, s.138; Ali Balci ve Tuncay Kardas, "Realizm", Kardas ve Balci (der.), Uluslararasi Iliskilere Giris, s.126.

(35) John Hobson ve George Lawson, "What is History in International Relations?", Millennium, Cilt 37, No.2, 2008, s.419-420; George Lawson, "The Eternal Divide?", European Journal of International Relations, Cilt 18, No.2, 2010, s.204, 207.

(36) Stephen Hobden, "Tarihsel Sosyoloji", Stephen Hobden ve John Hobson (der.), Uluslararasi Iliskilerin Tarihsel Sosyolojisi, Sakarya Universitesi Yayinlari, 2015, s.69, 89, 93.

(37) Wiltse, s.138.

(38) Richard Rosecrane, The Rise of the Trading State, Basic Books, 1986.

(39) Stephen Haber et al., "Brothers Under Skin", International Security, Cilt 22, No.1, 1997, s.38, 40.

(40) Christian Reus-Smit, "Reading History Through Constructivist Eyes", Millenium, Cilt 37, No.2, 2008, s.395-398.

(41) Halvard Leira ve Benjamin de Carvalho, "Construction Time Again", European Review of International Studies, Cilt 3, No.3, 2016, s.104, 106, 111.

(42) Geoffrey Roberts, "History, Theory and the Narrative Turn in International Relations", Review of International Relations, Cilt 32, No.4, 2006, s.706, 714.

(43) Colin Elman ve Miriam Elman, "The Role of History in International Relations", Millennium, Cilt 37, No.2, 2008, s.361.

(44) Jack Levy, "Too Important to Leave to the Other", International Security, Cilt 22, No.1, 1997, s.23, 25-28, 32.

(45) Jack Levy, "Explaining Events and Developing Theories", Coline Elman ve Miriam Elman (der.), Bridges and Boundaries, Cambridge, MIT Press, 2001, s.57, 59.

(46) Hidemi Suganami, "Narrative Explanation and International Relations", Millennium, Cilt 37, No.2, 2008, s.346-347.

(47) Halvard Leira, "International Relations Pluralism and History", International Studies Perspectives, No.16, 2015, s.24, 27-29.

(48) Nick Vaughan-Williams, "International Relations and the Problem of History", Millennium, Cilt 34, No.1, 2005, s.118, 121.

(49) John Hobson, "Tarihsel Sosyolojiyi Yeniden Uluslararasi Iliskilere Dahil Etmek Neler Kazandirir?" Stephen Hobden ve John Hobson (der.), Uluslararasi Iliskilerin Tarihsel Sosyolojisi, Sakarya Universitesi Yayinlari, 2015, s.16-18, 22, 26-27.

(50) Emrah Gulsunar, "Fernand Braudel: Yapisal Tarih", Faruk Yalvac (der.), Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararasi Iliskiler, Ankara, Nika Yayinevi, 2018, s.37-48.

(51) Hobson ve Lawson, "What is History in International Relations?", s.417.

(52) Theda Skocpol, Devletler ve Toplumsal Devrimler, Istanbul, Imge Kitabevi, 2004, s.23-98.

(53) Davenport, "The International and the Limits of History", s.250.

(54) Fred Halliday, "Bir Uluslararasi Sosyolojiye Dogru", Stephen Hobden ve John Hobson (der.), Uluslararasi Iliskilerin Tarihsel Sosyolojisi, Sakarya Universitesi Yayinlari, 2015, s.347.

(55) Stephen Hobden, International Relations and Historical Sociology, London & New York, Routledge, 1998, s.8, 177.

(56) Hobson, "Tarihsel Sosyolojiyi Yeniden Uluslararasi Iliskilere Dahil Etmek Neler Kazandirir?" s.28, 32.

(57) Justin Rosenberg, "Uneven and Combined Development", Alexander Anievas ve Kamran Matin (der.), Historical Sociology and World History, London & New York, Rowman & Littlefield, 2016, s.17.

(58) Beyhan Erkurt, "Justin Rosenberg: Sivil Toplumun imparatorlugu", Yalvac (der.), Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararasi Iliskiler, s.293-294; Caglar Oyman, "Devletler Sistemi ve Kapitalizm", Yalvac (der.), Tarihsel Materyalizm ve Uluslararasi Iliskiler, s.129, 137-138, 143-146, 153; Cagdas Ozenis, "Esitsiz ve Birlesik Gelisme Kurami ve 'Uluslararasi'nin Kuramsallastirilmasi", Yalvac (der.), Tarihsel Materyalizm ve Uluslararasi Iliskiler, s.302-303.

(59) Faruk Yalvac, "Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararasi Iliskiler", Uluslararasi Iliskiler, Cilt 10, No.38, 2013, s.17- 19. Duzgun, EBG'yi kapitalizmle baslatip baslatmama tartismasinin otesine gecerek modern donemde dahi kapitalizm disinda alternatifler olduguna dikkat cekmis; Jakobanizm kavramina basvurarak Osmanli Imparatorlugu'nun modernlesme hikayesini bu iki kavram dahilinde analiz etmistir. Duzgun, "Capitalism, Jacobanizm and International Relations", s.4.

(60) Justin Rosenberg, "Why Is There No International Historical Sociology?" European Journal of International Relations, Cilt 12, No.3, 2006, s.313, 317-319. Bu bakis acisi dunya tarihcileri tarafindan da paylasilir. Ornegin Kara Olum'un neden oldugu ekonomik kriz sonucunda Cin'de iktidara gelen Mingler, denizlerden cekilme karari almis; dolayisiyla Portekizliler Hint Okyanusu'na ulastiginda onlari durdurabilecek guclu bir Cin donanmasiyla karsilasmamistir. Bu bakis acisiyla Abu Lughod, dunya tarihinin donum noktalarindan biri olan ve tarihyaziminin halen en etkin bakis acilarindan birisini teskil eden Bati'nin yukselisinin, dunyanin dogusunda yasanan gelismelerle baglantisini kurmustur. Bkz. Janet Abu-Lughod, "The World System in the Thirteenth Century", Michael Adas (der.), Islamic and European Expansion, Philadelphia, Temple University Press, 1993.

(61) Rosenberg, "Why Is There No International Historical Sociology?", s.322- 323, 327-328.

(62) Rosenberg, "Uneven and Combined Development", s.27.

(63) Ibid., s.30.

(64) Alexander Anievas ve Kamran Matin, "Historical Sociology, World History and the Problematic of the International", Alexander Anievas ve Kamran Matin (der.), Historical Sociology and World History, London & New York, Rowman & Littlefield, 2016, s.1, 3. Modernitenin Avrupa-merkezci yorumunu elestiren tarihyazimi icerisindeki benzer bir bakis acisi icin 'eszamanli modernite' kavramina deginilebilir. Buna gore modernite, dunyanin cesitli cografyalarinda birbirinden cok farkli toplumsal, ekonomik, siyasi ve kulturel kosullarda yasayan insanlar tarafindan paylasilan ve icerisinde esitsiz iktidar iliskileri barindiran zamansal bir durumdur. Bkz. Harry Harootunian, Overcome by Modernity, Princeton University Press, 2000; Harry Harootunian, History's Disquiet, New York, Columbia University Press, 2002.

(65) Duzgun, "Capitalism, Jacobanizm and International Relations", s.3.

(66) Anievas ve Matin, s.7.

(67) Haluk Ozdemir, "Uluslararasi Iliskilerin Disiplinlerarasi Niteligi", Haydar Cakmak (der.), Uluslararasi Iliskiler, Istanbul, Dogu Kitabevi, 2014, s.69-75.

(68) Uluslararasi iliskilerde birey, devlet ve sistemden olusan uc analiz duzeyinin otesine gecen teoriler de vardir. Ornegin bolge bir altsistem olarak tanimlanmaya baslanmistir: Bkz. Gokcen Yavas, "Bolge, Bolgesellesme, Guvenlik", Hasret Comak ve Caner Sancaktar (der.), Uluslararasi Iliskilerde Teorik Tartismalar, Istanbul, Beta Yayinlari, 2013. Ayrica burokrasi ve lobi gruplari da analiz duzeyi olarak ele alinabilir: Bkz Chris Brown ve Kirsten Ainley, Uluslararasi Iliskileri Anlamak, Istanbul, Sumer Kitapevi, 2013, s.82. Son olarak kompleksite kurami cercevesinde surec ve/veya etkilesim kavramlarinin da birer analiz duzeyi olarak dusunulebilecegi ortaya konulmustur: Bkz Hasan Yukselen, "Kompleksite Kurami ve Diyalektik", Yalvac (der.), Tarihsel Materyalizm ve Uluslararasi Iliskiler, s.347, 365.

(69) Aydinli et al. uluslararasi iliskilerin disiplinlerarasi niteligine dikkat ceker: Aydinli et al., Yontem, Kuram, Komplo, s.33-34, 49-53.

(70) Bryan Mabee, "Levels and Agents, States and People", International Politics, No.44, 2007, s.432-434, 446.

(71) Arthur Gilbert, "International Relations and the Relevance of History", International Studies Quarterly, Cilt 12, No.4, 1968, s.351, 355, 357. Yapi-ozne sorunu icin Alexander Wendt, "The Agent/Structure Problem in International Relations Theory", International Organization, Cilt 41, No.3, 1987.

(72) Evren Eken, "Anthony Giddens: Modern Devletler Sisteminin Ortaya Cikisi, Egemenlik ve Siddet", Yalvac (der.), Tarihsel Sosyoloji ve Uluslararasi Iliskiler, s.168; Oyman, "Devletler Sistemi ve Kapitalizm", s.125.

(73) David Blaney ve Naeem Inayatullah, "International Relations from Below," Christian Reus-Smit ve Duncan Snidal (der.), Oxford Handbook of International Relations, Oxford University Press, 2008.
COPYRIGHT 2019 International Relations Council of Turkey
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2019 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Ozkan, Fulya
Publication:Uluslararasi Iliskiler / International Relations
Article Type:Report
Date:Mar 22, 2019
Words:8459
Previous Article:Editorden.
Next Article:The Education of International Relations in Turkey and Orientalism: A Critical Pedagogical Approach to the Discipline/ Turkiye'de Uluslararasi...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2022 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters |