Printer Friendly

Gender and space in reciprocal relation: a discussion on the structuring of social space by patriarchy/Toplumsal cinsiyet ve mekanin karsilikli iliskisi: patriyarkanin sosyal mekani orgutleyisine dair bir tartisma.

Abstract

Space is where we can see most tangibly that cultural citizenship values exclude women literally. This is because cultural construction of space has inherent in its symbolism the legitimacy to exclude women from power and influence. Therefore, the specific aim of feminist geography is to investigate, make visible and challenge the relationships between gender divisions and spatial divisions, to uncover their mutual constitution--structuring of social space by patriarchy- and problematize their apparent naturalness.

In this paper, my purpose is to examine the extent to which women and men experience spaces and places differently and to discuss how these differences themselves are part of the social constitution of gender as well as that of place. Firstly, I will try to uncover the male-centered epistemology that dominated academic geography--especially by focusing on the geopolitical understanding--and the way in which spatial thinking was influenced by the discipline's masculinist approach. Secondly, I will discuss the reciprocal relation between gender and social space by dealing with the key concepts of feminist geography. In doing this, I will examine the relationship between socially constructed concepts of 'public' and 'private' and the construction of gendered identities. And finally, I will also criticize the distinction between public and private spaces by focusing on contemporarily socio-economic and cultural practices of women.

Keywords: feminist geography, gender, private space, public space.

Oz

Mekan, kulturel yurttaslik degerlerinin kadim dislamasini en somut anlamda gorebilecegimiz bir ogedir. Bunun nedeni mekanin kulturel insasinin kadinlari guc ve etkiden alikoyan mesruiyeti sembolize eden bir ic dogaya sahip olmasidir. Bu nedenle de feminist cografyanin ozellikli amaci, toplumsal cinsiyete ve mekana gore olan bolunmeleri gorunur kilmak, sorunsallastirmak ve onlar arasindaki karsilikli yapilanmayipatriyarkanin sosyal mekani orgutleyisini--ve bariz dogalligi acik etmektir.

Benim bu makalede amacim, kadin ve erkeklerin mekan ve yerleri ne olcude farklilasarak deneyimlediklerini incelemek ve bu farkliliklarin toplumsal cinsiyetin sosyal insasinin bir parcasi oldugu kadar nasil da yerlerin bir ozelligi oldugunu tartismaktir. Ilkin, ozellikle jeopolitik anlayisa odaklanarak akademik cografyaya egemen olan erkek merkezli epistemolojiyi ve disiplinin mekansal dusuncesinin eril yaklasimdan etkilenisini aciga cikarmaya calisacagim. Ikinci olarak, feminist cografyanin anahtar kavramlarini ele alarak toplumsal cinsiyet ve sosyal mekan arasindaki iliskileri tartisacagim. Bunu yaparken de toplumsal olarak insa edilmis olan 'kamusal' ve 'ozel' kavramlari ile cinsiyetlenmis kimliklerin insasi arasindaki iliskiyi inceleyecegim. Ve son olarak, kadinlarin gunumuzdeki sosyo-ekonomik ve kulturel pratiklerine odaklanarak kamusal ve ozel mekanlar arasindaki ayrimi elestirecegim.

Anahtar Kelimeler: feminist cografya, toplumsal cinsiyet, ozel mekan, kamusal mekan.

Giris

Ben, cografya disiplininin oldukca toplumsal olan bir tarafini, mekan ve toplum arasindaki iliskiyi, bir beseri-sosyal cografyaci olarak calismaktayim. Bu alandaki calismalarimi derinlestirdikce aslinda koku oldukca militarist-eril bir bakis acisina dayanan, mekani politize eden ve sonra da onu kullanankullandiran jeopolitikanin cografyaya verdigi zarari yeniden ve yeniden kesfediyorum. Ve fakat gecmiste disiplinin kimligine-butunune yansiyacak sekilde onu kotucullestiren jeopolitikanin etkisinin, feminist ve sosyal teorilerin beseri cografyaya sizmasiyla ortadan kalktigini gozlemleyebiliyorum. Oncelikle yasam hakki uzerindeki kisitlamalar ve ayrimlar uzerinden yola cikan feminist hareket, daha sonra toplumsal ve siyasal haklara uzanan yelpazede ses getirmeye ve pek cok bilim dalinin vazgecilmez gerceklerinden biri olmaya basladi (Ozluk, 2007). Boylece feminist hareketin kadinlar ve erkekler arasindaki toplumsal hayatin her alaninda var olan esitsizlikleri sorgulamaya ve kadinlarin gorunur olmasini saglamaya yonelik cabasinin bircok disiplinin kendini sorgulamasina yol actigini bizatihi calismakta oldugum disiplin uzerinden okuyabiliyorum. Tarih-otesi ve mekanlarda farkli bicimlerde var olan toplumsal cinsiyet esitsizliklerinin cografya alaninda gundeme getirilmesi, disiplinin metodolojisinin kuvvetli tartismalardan gectigi 1970'lerin baslarina rastliyor. Bati cografya bilim pratiginde baslayan feminist cografya calismalari, hem disiplinin kendi icindeki cinsiyetci bakis acisini sorgulamaya hem de mekanlar ve toplumsal cinsiyet arasinda suregelen iliskiye odaklaniyor.

Feminist perspektifle mekan, fiziksel olmaktan ziyade, Fenster'in (2005: 245) da ifade ettigi uzere, sosyo-kulturel anlamlarla yuklu olan, kulturel deger ve normlarin asil itibariyle kadini dislamasinin en somut bicimde gorulebilecegi bir cografi oge. Mekani var eden bu sosyal insa, kadinin temsiliyetini, guc ve etkisini gosterebilmesini ve cesitli etkinliklerde bulunmasini sinirlayarak bu duruma mesruiyet kazandiran kulturel mirasi (Direk, 2014: 73) cesitli bicimlerde sergiliyor.

Bu yazimda mekan, cinsiyet ve cografya meselesini ele alirken, cografya terimini eril anlamindan siyirmak ve yuklendigi heteronormatif tarihsellikten cikarmaya yonelik bir tartisma gelistirmek istedim. Bu kapsamda yazimda iki ozel amacim bulunuyor: Ilki, feminist cografyanin varolussalligini, ugrasini ve onemini deterministik cografya anlayisini sorunsallastirdiktan sonra aciklamak; Ikincisi ve asil olani, toplumsal cinsiyet ve sosyal mekanin karsilikli iliskisini tarihsel surecte mekanin kavramsallastirilmasi pratiklerine de yer vererek toplumsal donusum uzerinden tartismak. Ikinci amac ozelinde evcilligin (domesticity) kokenleri ve mekanlann endustriyel toplumlarda nasil ayristigindan yola cikarak, kadini ozel mekanda surdurdugu ev ici aktivitelerle sinirlayan ve buyuk olcude onu dislayan isgucu piyasasinin cinsiyetci mekanizmasinin koklerine odaklaniyorum. Sonra da yeni ve degisen toplumsallasmalar ve algi bicimleri uzerinden 'ev-ozel mekan' (home-private space) algilarinin degisimini, boylece 'yer'e (place) iliskin algilarin gunumuzde patriyarkanin uzerini ortmede ise yarar gozuken ozel-kamusal mekan (public space) ayrimini nasil da yipratmakta oldugunu tartisiyorum. Kavramsal incelemeye duydugum gereksinim bu makaleyi kaleme almamin onemli bir diger nedenidir. Kavramsal tartismalara ozgu hazirladigim bolumlerde eklektik yaklasimi yogun kullandigim bu calismayla Turkiye'de onemli bir bosluga sahip bulundugunu gozlemledigim feminist cografya bilim pratigine ve genis bir birikime sahip feminist alanyazma katkida bulunabilmis olmayi umit ediyorum.

Jeopolitik, Deterministik Cografya ve Feminist Dusunce Paradoksu

Bir ulkenin dogal kaynaklarini, iklimini, bitki ortusunu, yeryuzu sekillerini, kara ve deniz sinirlarini ve daha bir suru baska ozelliklerini esas alan deterministik cografya (cevresel determinizm) pratiginin, bilim tarihinin cok uzun doneminde bu anlayis icinde kaldigi neredeyse tartismasiz. Cografyanin cok eskiden beri mutlak mekani (absolute space) anlatma-aciklama gelenegi, yirminci yuzyilin ortalarina gelinceye dek surmus ve gecmisin tarihsel kosullarinda gecerlige sahip olmustur. Ve fakat mekanla siyasa (politics) arasinda yuzyillardir bilinen guclu iliski, 1899 yilinda isvecli siyaset bilimci Rudolf Kjellen tarafindan 'jeopolitik' (geopolitics) kavramiyla taclandirilmisti (Calis & Ozluk, 2007: 157).

Jeopolitik, Kjellen'in tanimlamasinda bir devletin diger devletlerle olan iliskilerinde belirleyici rol oynayan yersel konumunu, yeryuzu yapisini ve ulke topraklarinin fiziksel ozelliklerini on plana cikarmayi amaclar. Kjellen'le es zamanli olarak jeopolitik uzerine calisan ve sistematik kavramsallastirmalanyla unlu cografyaci Friedrich Ratzel, en azindan oldukten sonra fikirleriyle ve Kari Haushoferle birlikte Adolf Hitler'in ortagi durumundaydi. 'Yayilan ayakta kalir' slogani Ratzel'in en bilindik ifadelerindendi (Lambert, 2004; Aktaran: Calis & Ozluk, 2007: 163). Dolaysiyla feminist hareketin dogasina cok aykiri olarak milliyetcilik, emperyalizm, mutlakiyetcilik, cevresel determinizm ve hegemonya gibi kavramlarla beslenen jeopolitik, ozunde bir mekanin-yerin digerine yonelen tahakkumunu mesrulastiran, bir yerin diger yere karsi izafi ustunlugu iddiasindan nemalanan bir disiplin degil, sadece bir yaklasim olarak kalmistir (Calis & Ozluk, 2007).

Ratzel'den sonra o zamanlarin cografya anlayisiyla ic ice gecen jeopolitik yaklasim, Ingiliz cografyaci McKinder'in dusuncesinde--bir kirilma noktasi yaratacak sekilde- tehlikeli hale gelir. Kenya ve Uganda kesif gezisi oncesinde liberal durusuyla taninan McKinder, seyahat donusunde muhafazakar ve emperyalist durusuyla 1904'te Ingiliz Kraliyet Cografya Dernegi'ne 'Cografyanin Siyasi Mihveri' (The Political Pivot of Geography) baslikli bir bildiri sunar (Aktaran: Calis & Ozluk, 2007: 171-173). 1492 yilinda Amerika'nin kesfiyle temel odagi kesifler olan deterministik cografya anlayisi, yirminci yuzyilin basina gelindiginde McKinder'la ve sinirli kaynaklara sahip bolgelerde hakimiyet kurma dusuncesiyle dunyayi somurgelestirmeye ve savaslara surukleyebilecek yol haritalarini acik edecek bir anlayisin etkisi altinda kalir. Boylece Ikinci Dunya Savasi oncesinde oldukca keyfi bir bicimde mekansal olarak siniflandirilan ve sinirlandirilan tum yeryuzu, artik emperyal politik soylemin hedef alani olur ve bu soylem, dogal olarak, en cok Alman Nazilerin dikkatini ceker (Calis & Ozluk, 2007: 179).

Ikinci Dunya Savasi sonrasinda insana, zamana, mekana ve mesafelere iliskin gorus ve dusunceler, kuresel duzeyde birbirine bagli bicimde yeniden formule edilmeye zorlaniyordu. Postmodernizm'den konstruktivizm'e ve en onemlisi, feminizmle her entelektuel alanda eski yaklasimlar ciddi duzeyde sarsiliyordu. Uluslararasi iliskiler, cografya, tarih, sosyoloji gibi nerdeyse tum sosyal disiplinler, ozellikle de feminist hareketin ve soylemin isiginda kendilerine ceki duzen vermeye calisirken jeopolitika da bundan etkilendi. Ne var ki, 'elestirel jeopolitik' olarak kavramsallastirilan bu yeni yaklasimin, jeopolitigin devletci, guvenlikci, militarist ve emperyalist durusundan ne olcude farklilastigi belirsizdir. Ancak elestirel jeopolitikaya populer kultur ve gundelik yasam gibi unsurlann eklemlendigi vurgulanmaktadir (Calis & Ozluk, 2007: 192). Ancak jeopolitigin bu patriyarkal ve hegemonik durusunun etkisi altinda kalan beseri cografya, kabugunu kirabilmeyi nerdeyse butunuyle feminist harekete ve feminist teorilerin disipline sizmasina borcludur (McDowell & Sharp, 1997: 99). Ama jeopolitik, bugun hala bir sanri ve sahte bilim (pseudo-science) olarak, analizleri buyuk-kucuk; guclu-zayif; kontrol eden-edilen, edilmesi gereken ayrimlarina ve ikiliklere dayanan, mekani siyasallastiran ve onu metalastiran hegemonik-patriyarkal bir yaklasim seklinde (Calis & Ozluk, 2007: 210) duruyor.

Tarihsel Surecte Mekanin Kavramsallastirilma Pratiklerine Bakis

'Mekan', cografyacilarin uzun yillardir tartistiklari, yeniden tanimladiklari ve bu nedenle cografya disiplini icin kilometre tasi niteliginde bir kavram (Hubbard vd., 2002; Agnew, 2005; Hubbard, 2005; Aktaran: Fleetwood, 2009: 7). 'Mekan'in kavramsallastirilmasinin kokleri 1950'li-1960'li yillarda disiplini topyekun etkileyen kantitatif devrime kadar uzaniyor olsa da, bu yillan takiben mekana iliskin kavramsal icerigin degismesi ve kavramin bugunku baglamina erismesi feminist cografyanin disiplinde yer edinmesine pek cok acidan borclu gozukuyor. Bu bolumde feminist cografyanin merkezinde yer alan toplumsal cinsiyet ve mekan iliskisinin hem kavramsal altligina hem de tartismalann terminolojiyi anlama/yeniden tanimlama bicimlerini nasil degistirdigine odaklaniyorum.

Fiziksel Mekan Kavrayisindan Uzaklasma Cabalari

1930'lu yillarin sonlariyla 1950'li yillarin baslan arasinda bolgesel yaklasim beseri cografyanin hakim ve baskin paradigmasini olusturuyordu (Peet, 1998; Aktaran: Fleetwood, 2009: 7-8). Bu yaklasim "doga" ile ilgili konularda nicel, ancak buyuk olcude deskriptifti. Bolgesel cografyacilar dunya capinda farkli alanlara ozgu ve onlan biricik kilan karakteristikleri belirleyerek bolgeler arasindaki farkliliktan saptamaya calisiyorlardi (Kitchen, 2006). Bu surec boyunca beseri cografyacilar 'mutlak mekan' kavramini fiziksel/cografi mekanla (physical / geographical space) iliskilendirerek 'basit, uzaklik bakimindan olculebilir ve yalin bir anlama bicimi (Kartezyen yaklasim)' uzerinden kullanmaktaydilar (Peet, 1998: 20). Bu nedenle fiziksel mekan, birimler arasindaki uzakligin mutlaklik uzerinden kavramsallastinldigi bir icerige sahip bulunuyordu. Bu uzaklik ise mil ya da kilometre gibi metrik birimler uzerinden tanimlanmaktaydi ve bu deterministik yaklasimla bolgesel cografyacilar dunya capinda cografi bolgeleri tanimlayip, haritalarim hazirlama konusunda etkin bir caba ortaya koyuyorlardi (Abler; Adams & Gould, 1971; Aktaran: Fleetwood, 2009: 8).

1950'lerin baslarina gelindiginde bolgesel yaklasim ciddi elestirilerden gecmekteydi. Bu surecte bilim ve bilimsel yontemlerde meydana gelen carpici paradigma degisiklikleri cografya disiplinini de etkileyecek kanallari hazirliyordu (Peet, 1998). Hemen her elestiride bolgesel cografyanin bilimsel olmadiginin, bu yaklasimla uretilen arastirmalarin teorik cerceveden ve aciklama gucunden yoksunlugunun alti ciziliyordu. Ote yandan, yeni bilimsel yaklasim ve yontemlerin gun gectikce disipline sizmasi, beseri cografyacilarin etkili arastirmalar uretebilmeleri icin yeni yollar aciyordu. Bu cercevede yapilan tartismalar bilimsel yaklasimi benimsemenin disipline saglayacagi faydatann onu entelektuel kilmanin otesinde sistematik, analitik ve agklayici bir guce kavusturacagini vurguluyordu. Boylelikle 1960'lann sonlarina gelindiginde beseri cografyacilar pozitivizmi benimsemeleriyle disiplini "mekansal bir bilim" catisi altinda yeni bir cerceveye dayandiriyorlardi (Peet, 1998). Bu kapsamda David Harvey'in (1969) 'Explanation in Geography' baslikli yazisi bugunku gibi o zamanlarda da oldukca ufuk acici gorulmekteydi. Pozitivist felsefeden etkilenen beseri cografyacilar, sosyal arastirmalarina bilimsel mantik ve yontemleri uygulamaya basliyorlardi (Peet, 1998; Aktaran: Fleetwood, 2009: 8). Bu bilimsel anlayisla donanan beseri cografyacilarin insan davranisini ve toplumlari yonlendiren ve evrensel gecerlilige sahip kurallari aciklamayi benimsemeleriyle matematiksel ve bilimsel yontemlerin arastirmalara uyarlanmasi, onlar icin bilimsel mantigin esasini teskil ediyordu (Cloke, Philo & Sadler, 1991). Boylece bu genel kurallar cografyacilarin mekansal organizasyonu ve oruntuleri aciklama, gelecekle ilgili tahminlerde bulunma konusundaki yaklasimlarini ve motivasyonlarini derin bir bicimde etkiliyordu (Kitchen, 2006). Bu kavramada cografyayi sadece insan ve dogal ortam arasindaki iliskiyi aciklamaya calisan bir bilim dali olarak tanimlamak buyuk bir yanilgiya geri donmek olurdu. Cunku insan-mekan iliskisini aciklayan cografyaya ozgu mekansal anlayis 'dogal', 'insa edilmis' ve 'sosyal/toplumsal' biciminde uc tur ortamla (mekanla) ilisikliydi (Sekil 1).

[ILLUSTRATION OMITTED]

Abler, Adams & Gould (1971)'un belirttigi gibi, cografyacilarin 1950'lerden itibaren mekana ozgu oldugu kesfedilen 'goreliligi' siklikla kullaniliyordu. 'Mutlak mekan'in aksine 'goreli mekan' (relative space), Oklid mesafesine dayandinlmasa da kokunu fiziksel mekana dayali altliktan almaktaydi. Hem de 'goreli mekan', zaman ve maliyet bakimindan yapilan sorgulamada oldugu gibi metrik olmayan anlayisa dayandirilmisti. Boylece goreli mekana ozgu 'uzaklik ve lokasyon' kavramlari, spesifik mekanlan belirlemek adina cesitli iliskileri esas alan bir anlayis bicimi uzerinden tanimlandi. Mutlak mekan ise Oklid mesafesine dayali uzaklik hesaplanmasini esas alan ve yon belirlemede kullanilan deterministik bir kavram olarak hayatina devam etti (Abler, Adams & Gould, 1971). Ornegin mutlak mekanda iki kent arasindaki uzaklik bu iki yer arasindaki fiziksel uzaklikla olculebilmeyi esas alir (Aktaran: Fleetwood, 2009: 9). Fakat bu iki nokta arasindaki uzaklik goreli mekan kavrami uzerinden tanimlandiginda birinden digerine olan seyahat suresiyle ozdeslestirilebilir. Boylece o tarihlerde ozellikle de mekansal oruntu ve davranistan aciklamayi benimseyen beseri cografyacilar icin 'goreli mekan' kavrami aciklama gucu nedeniyle deger kazaniyordu. Cunku bireylerin toplumsal, ekonomik ve psikolojik faktorlerin hesaba katildigi bir arkaplan uzerinden tercihlerini yaptiktan ve boylelikle yerler arasinda harekete dair karar alma mekanizmasini islettiklerinin kavranmasi daha gercekciydi. Burada sunulan ornek uzerinden gidildiginde her iki nokta arasinda seyahat etme eyleminin sadece fiziksel mesafeye dayanmaktan ziyade seyahat suresi ve seyahat maliyeti acisindan yapilan bir sorgulamayi dikkate aldigi ortadadir. Kuskusuz bireylerin mekansal davranisi, mutlak mekansal kavrayistan ziyade goreli mekansal kavrama uzerinden daha iyi aciklanabilir.

Mekanin mutlak ve goreli anlayis bicimleri uzerinden kavranmasi sirasiyla ilkinin fiziksel mekana, Ikincisinin ise mekanin insan yasamini barindiran bir tasiyici olma ozelliginden aciklama elde ediyor (Soja, 1989: 79). Bu yaklasimla mekan, uzerinde insanin aktivitelerinin gerceklestigi ucsuz bucaksiz, apolitik genislik olarak kavramsallasiyor (Bondi, 2005; Hubbard, 2005; Aktaran: Fleetwood, 2009: 9). Yine de 1960'li yillarin sonlanna kadar mekanin fiziksel algilanisi sosyal cografyaya egemendir ve bu tarihlerden itibaren sosyal arastirmalara sizan pozivitizmle elestiriler suregelir (Kitchen, 2006). Gercekten, o donemki elestirilerde baskin bir bicimde, pozitivistlerin insanin ve davranislarinin mekanik gorulmesine karsi cikilarak--insanin sadece birimlere indirgenmesi yerine--onu manevi degerleriyle, inanclariyla ve tercihleriyle degerlendirmenin gerekliligine vurgu yapiliyordu. Bu baglam icerisinde indirgemeci yaklasimla hareket eden pozitivizmin belirsizliklerin, muglakliklarin ve farkliliklarin yeteri derece ustesinden gelebilmesi mumkun olmuyordu (Cloke, Philo & Sadler, 1991). Insana ozgu davranis ve reaksiyonlar biricik ve ozgul oldugu kadar toplumdaki sosyal, kulturel, ekonomik ve politik etmenlerin etkisi altinda kaldigindan davranislar, tutumlar ve normlarla ilgili ogeler sosyal bilimlerde yeteri derecede aciklanamiyordu (Cloke, Philo & Sadler, 1991). O donemki pozitivist cografyacilar nesnel bilginin aciklanmasi ve arastirmalannda etik konulara yer verme konusunda basarisizdi (Harvey, 1973; Cloke, Philo & Sadler, 1991). Ve genelinde bilimsel yontemler sosyal bilimlerde tartisilan konulara butunuyle uygun gozukmuyordu.

Bu elestirilere cevaben beseri cografyacilar zamanla toplum ve mekan iliskisi uzerine daha fazla dusunmeye basladilar. Bunun sonucunda cesitli yeni bilim felsefeleri ve yontemler gun yuzune cikmaya basladi. Bu yeni yaklasimlar 'humanizm' ve 'yapisalcilik' kavramlari altinda iki buyuk dusunce okulunun ortaya cikisiyla sonuclandi (Kitchen, 2006). Ve hemen ardindan bu dusunce okullarinin mekansal teori uzerine--yonlendirici--ciddi katkilari oldu (Fleetwood, 2009: 8-10).

Toplumsal Olarak Insa Edilmis Mekan (Sosyal Mekan)

Humanist ve yapisalci cografyacilar 1970'ler boyunca mekan ve yer kavramlanni yeniden yapilandirmaya ve kavramsallastirmaya basladilar (Mitchell, 2000). 'Mekan'in yeniden kavramsallastirilmasinda her iki dusunce okulunun bu kavramin fiziksel bir oge biciminde somutlastirilmasindan uzaklasarak onun bir 'toplumsal uretim bicimi' olduguna dair gorus birligine ulasmasi belki de bu arada ilk soylenmesi gerekenlerdendir (Hubbard vd., 2002). Diger okulun yaklasimindan biraz farklilasarak humanist cografyacilar ozellikle yerin nosyonunun teorilendirilmesine caba harcadilar (Aktaran: Fleetwood, 2009: 10). Bu okuldaki arastirmalar mahalle ve ulus devlet gibi yapilara insanlarin nasil anlamlar yuklediklerine ve yerlerde deneyimlenen toplumsal iliskilere odaklandilar. Ornegin, bu kapsamda yapilan arastirmalarin pek cogunda yerlerin oznel anlamlarla donandigi ve buralara iliskin algi ve kimliklerin yerel halklar tarafindan nasil da yapilandirilmis oldugu ortaya cikti ki; bugun--boylece--beseri cografyacilar icin 'yerier' fiziksel mekana gonderme yapmaktan cok daha fazla anlam ve kimlikler bakimindan bir karsilik bulur haldedir (Tuan, 1996; Cresswell, 2005; Entrikin 6t Tepple, 2006; Aktaran: Fleetwood, 2009: 10-11).

Obur yandan yapisalci cografyacilar, kapitalist topluma iliskin mekansal iliskileri yapisalci felsefe odaginda teorilendirdiler. Marksist alanyazinda da deginildigi uzere, onlar toplumsal iliskilerce uretilen mekan kavramini kapitalizm ve onun mekansal yansimalarini arastirmak uzere kullanir hale geldiler. Bu acidan yapisalci cografyacilar bugun de uretimin kapitalist uslubu ve mekanin politik organizasyonu arasindaki bagintiyi arastiriyorlar.

Pozitivizmin elestirilmesi ve de yorumsamaci (hermeneutic) ve yapisalci (structuralist) felsefenin disiplin icinde koklesmesi, mekanin diyalektik acidan kavramsallastirilmasinda iliskiselligin cok daha guclu bir aciklayici olarak kabul gormesinde onemliydi. Boylece 'iliskisel mekan' (relational space) toplumsal pratiklerle ilintili uretim uzerinden anlam bularak kavramsallastinldi.

Iliskisel Mekan

Yukaridaki anlatidan yola cikarak 'iliskisel mekan' kavraminin toplumsal iliskilerin uretimi ve uretim bicimleri uzerinden kavramsallastinldiginin altini cizmeliyim ve fakat kavram daha genis olcekte toplumsal yapilandirmaci paradigma icerisinde yer aliyor. Bu perspektifin benimsenmesi ise mekan ve yer kavramlari arasindaki sinirlari bulaniklastirip her iki kavram icin uzerinde yeniden dusunme yollarini aciyor. Tam da bu noktada Massey'in (1994; 2004; 2005) mekani toplumsal iliskilerin uretimi biciminde yeniden kavramsallastirmanin faydali olacagina isaret etmesini animsamak onemli olsa gerek (Aktaran: Fleetwood, 2009: 11). Gercekten de toplumsal iliskiler cok yonlu ve cesitli. Insanlar gunluk yasantilarinda ekonomik--kulturel baglantilar ve iliskiler-etkilesimler icra ediyorlar. Aynca bu baglantilar hanehalki duzeyinden kuresele kadar cesitli mekansal olceklerde kurgulanip uretiliyor. Boylece mekani iliskisel baglamda anlamak onu karsilikli toplumsal iliskiler butunu icinde degerlendirmek anlamina gelmelidir, kanimca. Massey'in (1994: 2) 'mekansal olan toplumsal iliskilerdir' ve Urry'nin (1999: 97) 'farkli merkezler, ana ulasim yollan vb. seyler sadece belirli bir mekansal yapinin ogeleri ve insan etkinliginin harici belirleyicileri degillerdir. Bunlar daha ziyade, bizatihi toplumsaldir, toplumsal bakimdan uretilmistir ve toplumlarca yeniden uretilirler' sozlerini de burada hatirlamak onemli olsa gerek. Iliskisel terimler bakimindan mekani kavramsallastirmak adina, mekani teskil eden toplumsal iliskilerin dogasini dusunmek de onemli. Toplumsal iliskiler dogasi geregi dinamik ve cesitli. Diger yandan, toplumsal baglantilari ve iliskileri icra etmenin bir sinin da soz konusu degil. Eger mekan bu coklu iliskilerin bir sonucu olarak var oluyorsa o zaman bu tur bir varolussallik dinamik ve cesitli olmak durumunda (Massey, 1994; 2004; 2005). Boyle olunca da bu alt yapinin oznelliklerinin de mekansal farkliliklarin tayin edicileri olarak anlasilmasi onemli gozukuyor. Toplumsal iliskiler her yonuyle anlamlarin, simgelerin ve gucun etkisi altinda. Bu nedenle Massey'in (1994: 3) mekani bir baska bicimde--'toplumsal iliskiler kacinilmaz bir bicimde ve her yerde gucle, anlamlarla ve sembollerle dolu oldugundan mekanin bu bakis acisiyla kavranmasi, onu guc ve onemin surekli degisken haldeki toplumsal geometrisi olarak dusunmek anlamina gelir' tanimlamasi bir kose tasi niteligine burunuyor. Buradan anlasilacagi uzere sosyal mekani olusturan seylerin butunuyle toplumsal iliskilere dayandiginin farkina varilmasi (Bondi, 2005) tekrardan onem kazaniyor. Mekanin bu dusunceyle kavranmasi, onu statik ve politik bakimlardan notr / yansiz degerlendiren onceki anlama bicimlerinden uzaklastiriyor (Massey, 1994). Mekanin bu yaklasimdaki iliskisel anlami ise ozelikle 'yer'in nosyonu ve kimliklerine dair izleri barindiriyor.

Geleneksel olarak yer ve mekan, her ikisi de ayn tanimlama setlerine sahip bir karsitliklar ciftidir (Bondi, 2005). Yerler, ayirt edilebilir ozdesliklerin sinirlandirdigi sitler olarak gercekci ve duragan bicimde algilanir (Massey, 1994). Mekan ise sinirsiz, yansiz, nesnel ve soyut konumdadir (Massey, 1994: 9). Ici toplumsal pratiklerle doldurulmaktadir. Boylece mekani iliskisel acidan kavramak hem yer hem de mekanin toplumsal pratiklerce yeniden nasil kavramsallastinldiklan ile ilgilidir. Bu anlamda mekanin iliskisel kavramasi "yer'Terin sinirlarinin otesine gecen toplumsal iliskilerin anlasilmasina baglidir (Aktaran: Fleetwood, 2009: 11-12). Ve aslinda iliskisel bakimdan kavrama eylemi, mekan-yer ikiliginin altini cizer ve bu nedenle de her iki kavramin geleneksel tanimlarina meydan okur.

Sosyal teorisyenler ikili mantigi kullanarak kimliklerin toplumsal iliskiler tarafindan nasil insa edildigini ve yeniden uretildigini aciklamaya calisiyorlar (McDowell, 1999; Sharp, 2004). Ikili dusunme eylemi, aslinda Bati dusuncesine egemen bir kavrama bicimidir ve ikilikleri cozumleme toplumsal iliskilerde anlamlandirma ve gucun nasil surduruldugune yonelik etkili ve onemlidir. Ikilikler kavrami birbirine karsi kurulmus zitligi esas alir (Knox fit Pinch, 2010: 43 ve 316). Bu kategorilerden biri, digerinin karsiti biciminde ayricalikli ve avantajli konumunda bulunana olumsal gonderme yaparken, digeri 'oteki' konumunu isaret eden sekilde dezavantajlilik durumunu esas alir (Cloke ve Johnston, 2005). Bu nedenle mekansal insa surecinde toplumsal kimlikler iliskisel bakimdan nasil bir degerlendirmeye (siyahi-beyaz; erkek-kadin; yoksul-zengin gibi) tabi ise o sekilde uretilir ve tanimlanir (McDowell, 1999; Martin, 2005; Natter fit Jones III, 1997: 145).

Yer kimlikleri de benzer sekilde bir uretim bicimine dayanir. 'Ev' orneginde oldugu gibi 'yerler' anlam kazandigi sinirlar icerisinde dissalliklar tarafindan belirlenen 'oteki' nosyonuna dayanir (Massey, 1994; 2004). Bu ornek uzerinden gidildiginde ozel mekanla ortusen ev, yaygin olarak kamusal alandaki ekonomik ve politik eylemler uzerinden kavramsallastirilir. Boylece mekanin iliskisel bakimdan anlamlanisi spesifik bir 'yer'i ureterek kesisen cok yonlu toplumsal iliskilere dayalidir. Bu butunsel dinamik, toplumsal, ekonomik, politik ve kulturel var olus, munferit yerlerin sinirlarinin cok otesine gecer (Massey, 1994). Bu nedenle de belli bir yere iliskin nosyonu iliskisel bakimdan anlamak kolay degildir. Buna karsilik yerler, cesitli kesismelerin bulusma noktalan olarak cok boyutlu ve celiskili kimlikleri de banndinrlar (Massey, 1994; 2004; Hubbard vd., 2002). Bu iddiayi kanitlamak adina Fleetwood'un (2009: 13) da degindigi uzere, Massey (2004) iliskisel uretimler acisindan Londra kenti ornegini sunar.

Massey (2004: 6) fiziksel sinirlarinin otesine gecen sayisiz toplumsal iliskilerle Londra'nin nasil ve yeniden uretildigini aciklamaya girisir. Bu ornekte dunya'da bir 'yer'e karsilik gelen Londra'nin kimligi, toplumsal iliskilerin kesistigi bir varsillik uzerinden aktarilmasi ve uretilmesiyle temsil edilir. Londra gibi baska kentleri de bu kavrama bicimi uzerinden okumak belli yerlerin karmasik ve coklu kimliklerinin cozumlenmesine baglidir. Mekani iliskisel bakimdan anlamak adina yerlerin toplumsal degisme ve etkilesimlerin daha genis oldugu aglar sistemi icindeki spesifik dugumler (nodlar) oldugunu kesfetmek onemli gozukmektedir. Bu baglamda 'yerler'in en iyi ve acik ifadesi, buralarin 'bitisme yerleri' veya mekani var eden toplumsal etkilesimler agindaki dugum noktalan oldugudur (Massey, 2004: 6). Bu acidan yerler, gozenekli ve sayisizdir. Buralar, kesisen tum toplumsal sureclerin ve dinamik yapilann tayin ettigi altlik uzerinden yeniden uretilmektedir (Massey, 1994; 2004; McDowell, 1999; Hubbard vd., 2002; Entrikin 6t Tepple, 2006; Aktaran: Fleetwood, 2009: 13).

Ote yandan 'yerler', topluluklar ve insan gruplan tarafindan paylasilarak ortaya cikan deneyimlerin konuslandigi sitlerdir. Yerler insanlar icin emsalsiz, biricik ve bu nedenle ozgundur. Yerlerin sonsuzlugunu, tukenmeyen nosyonunu ve toplumsal bakimdan aglar uzerindeki kesisme noktalan oldugunu akilda tutarak, onlann ozgunlugunun en iyi sekilde anlasilmasi yerlerin toplumsal aglardaki pozisyonunun kavranmasina baglidir.

Sosyo-Mekansal Iliskiler

Cografya ve ozellikle de Turkiye'de cografya, 'insanla dogal ortam arasindaki iliskileri aciklamak' biciminde sorunlu bir tanimlamaya sahip oldu, uzun yillar. Butunuyle yanlis olmasa da bu tanimlama, gunumuzde yedi milyan asan dunya nufusunun yansindan fazlasinin, gelismis ulkelerde ise %75'inin kentsel alanlarda yasadigi insa edilmis bir cevrede mekani salt dogal-fiziksel cerceve icinde gormek ve cografyayi bu dar alana sikistirmak dogru olmasa gerek. Boylece cografya ve onun dogru tanimi, dogal ortam, insa edilmis ortam ve sosyal / toplumsal ortam uclusu (Sekil 1) uzerinden bir mekansal bilim alani olmasiyla ozdeslestirilebilir.

Toplum ve mekan arasindaki diyalektik iliski feminist cografyada kullanilan iliskisel kavrama bakimindan son derece onemli (Alkan, 2009: 13). Toplum ve mekan arasindaki bu iliski ekseninde Henri Lefebvre'nin yazilan kritik derecede oneme sahip. Lefebvre (1991; 2014), mekanin kendisinin ve politik organizasyonunun toplumsal iliskileri ifade ettigini ama ayni zamanda bu iliskilere dayali olarak reaksiyon gosterdigini tartisir (Soja, 1989; Urry, 1999: 97; Firat, 2002: 43). Baska bir anlatimla Lefebvre, toplum ve mekanin karsilikli iliskilerin kuruldugu bir yapi icinde, birlikte var olduklarini ve mekanin toplumsal iliskilerce uretildigini acik eder (Natter & Jones III, 1997: 149). Hatta Lefebre, toplumsal pratige ait olan mekani 'gercek' mekan olarak tanimlar (Lefebvre, 2014: 45). Bu tartisma, beseri cografyanin farkli alt disiplinlerinde cesitli yansimalar bulur. Ornegin, kent cografyacilari kentsel mekanda meydana gelen degisimi arastirmak adina sosyo-mekansal diyalektik kavramini kullanirlar (Knox & Pinch, 2010: 5; Fleetwood, 2009: 14). Bu goruse gore kentler, toplumlann onlari yaratmis oldugu mekansal ifadeler / insa edilmis mekanlar olarak yorumlanir.

Sosyo-ekonomik kontekste, kentlerin ne tur kimlikleri barindirdigi buralarda yasayan toplumlara ait ideolojiler ve degerlendirmelerden anlasilabilir (Smith, 2005). Ornegin, toplumdaki sosyal esitsizlikler cogu kez zengin ve yoksul komsuluk birimlerinin haritalandinlmasiyla mekan uzerinde temsil edilir. Daha zengin insanlar kentsel peyzajin cok daha iyi duruma sahip ve mali olarak bunun bedelini karsilayabildikleri bir cevrede yasayip altyapi ve hizmetlere kolayca ulasabilirlerken, yoksul gruplar marjinal bir cevrede yasamak zorunda kalirlar (Smith, 2005).

Mekan ve toplum arasindaki diyalektik iliski nedeniyle mekan, sirasiyla, once toplum ve sonrasinda da toplumsal iliskiler uzerinden var olur. Bu yolla mekan toplumsal esitsizlikleri yeniden uretir. Smith'in (2005: 26) degindigi uzere "... insanlara ozgu toplumsal iliskilerin icra edildigi mekan ve yerler, basite indirgenebilecek tasiyicilar degildir. Daha ziyade insanlarin yerlestikleri yerler onlarin yasantilarinin dogrudan ortaya ciktigi yerlerdir". Yoksul olan ve marjinal cevrelerde yasayan insanlar risklere daha fazla maruz kalirlar bu nedenle. Kirliligin oldukca fazla oldugu bir cevrede veya saglik hizmetlerinin yeteri derecede sunulamadigi yerlerde yasayan halklar hastaliklara daha fazla maruz kalmakta ve yatkin olmaktadir (Smith, 2005). Ornegin, 19. yuzyilda San Fransisco'da cicek hastaligi salgini ile ilgili yapilan bir calismada Craddock (1995) insanlarin zihnindeki zenofobik (xenophobic) baglantiyla Cin mahallesinin hastalikli bolge olarak isimlendirilmesini gocmenler ve hastalik arasindaki iliskide aramistir. Bu ornekte Cin Mahallesi insanlarin zihninde hastaligin 'bulasma yeri' (place of contagion) olarak bicimlenmistir (Aktaran: Anthamatten & Hazen, 2010: 4).

Beseri cografyacilar mekanin toplumsal kimlikleri nasil barindirdigini, bicimlendirdigini ve yeniden uretildigini sorgular. Yukarida deginildigi gibi, mekanlar ve yerler onlara yuklenen anlamlarla doludur. Yerler, kimlikleri barindirirlar ve insanlar spesifik yerleri kendi bireysel kimliklerini insa ettikleri mekansal-aidiyet duyumsamasi uzerinden tanimlar (Smith, 2005). Bu nedenle de teorisyenler yerin kimligi ile insanlarin yasadiklari cevrelerde toplumsal iliskilerle insa ettikleri kimlikler arasindaki bagintilara onem verir. Bu yolla mekanlarda insanlarin kimligiyle yerlere iliskin duyumsadiklari kimlikler bir araya gelir. Feminist cografyacilar ise bu kavramayi toplumsal cinsiyete ozgu pratiklere ve 'ozel-kamusal mekan' ile cinsler arasindaki ikiliklere odaklanarak

arastirmaya ve aciklamaya calismaktalar.

Feminist Cografya: Patriyarkanin Sosyal Mekani Orgutleyisini Sorunsallastirmak

Batili arastirmacilardan odunc alinan 'toplumsal cinsiyet' (gender) kavraminin butun dillerde dogrudan bir karsiligi bulunmuyor. Pek cok arastirmacinin degindigi uzere, yirminci yuzyilin ortalarina kadar kadin imgesi, yaygin olarak biyolojizmin cercevesini cizdigi "iyi bir es ve sevgi dolu bir anne olma" uzerinden yuceltildi (Feng, 2013: 21). Kadin icin en ideal iki hedefe gonderme yapan bu determinist gorus elestirilirken batili feminist dusunurler tarafindan 'toplumsal cinsiyet' kavrami gelistirildi. 1970'li yillarin ilk yansinda Anne Oakley ve Gayle Rubin tarafindan ilk kez kullanilan kavram, kisa surede feminist alanyazinin temel kavramlanndan biri oldu. Rubin'in yazisiyla es zamanli olarak biyolojik / anatomik cins ile toplumsal cinsiyet kavramlan aynsmaya basladi. Bu aynsma 1980'li yillarda daha da belirgin bir bicime kavusup, alanyazinda koklesti.

Toplumsal cinsiyet, en oz ifadesiyle, insanin biyolojik/anatomik cinsinin toplumsal iliskiler tarafindan yapilandirmasini anlatir. Bu insa, toplumun kadina (disilikler) ve erkege (erillikler) (1) belirli ozellikler ve roller yuklemesiyle gerceklesir. Toplumsal cinsiyeti belirleyen sey, farkli kulturlerde degisik sekillerde tanimlanan, toplumlarca kurulmus erkeklik ve kadinlik kategorileri ile her iki gruba atfedilen ve onlara empoze edilmis yukumluluk ve davranislardir (Bilton vd., 2009: 130).

Feminist cografyanin ozellikli amaci, toplumsal cinsiyet ve mekana dayali bolunmeleri arastirmak, aciga cikarmak, sorgulamak ve boylece de toplumsal cinsiyet ve mekanin karsilikli iliskisini ve onlann yayginlikla benimsenen dogalligini sorunsallastirarak, tum bunlari gorunur kilmaktir. Erkek ve kadinlann mekan ve yerleri ne sekilde deneyimledikleri ve buralari nasil pratik ettikleri kadar toplumsal cinsiyetin yansidigi mekanlari ve yerleri arastirmak iliskisel mekan catisi altinda feminist cografyanin asil konusudur (McDowell, 1999: 12).

Feminist cografya 1970'lerin ortalarinda ilk kez Batili akademyada ortaya cikmis ve fakat 1980'lerde feminist cografyacilarin beseri cografya ozelinde bu alt disiplini ciddi olarak calismaya baslamalariyla kimlik ve yer kazanmistir (McDowell, 1992a; 1992b). Ancak cografyada feminist analizlere iliskin basili haldeki metodolojik tartismalar 1990'li yillarda gerceklesebilmistir (Moss, 2002: 2). Diger feminist calismalar yuruten disiplinlerde oldugu gibi feminist cografyanin da, toplumsal cinsiyeti ve toplumsal cinsiyet iliskilerini arastiran elestirel bir nosyonu vardir. Bu alt disiplin ayni zamanda politik bir bakis acisina da sahiptir ve feminist cografyacilar diger feminist arastirmacilar gibi patriyarkal duzene meydan okuyarak kadinlarin toplumsal yasamini iyilestirmeye ve gelistirmeye odaklanir, toplumsal cinsiyet ve cinsiyet iliskilerini mekansal yaklasimla arastirmaya ilgi duyarlar (Dixon & Jones III, 2006).

Gillian Rose (1993) "Feminism and Geography" isimli kitabinda beseri cografya disiplinindeki feminist dusuncenin tarihini bir cizelgeyle aciklar. Rose (1993), tarihsel olarak disiplinin 'eril' bakis acisina gore uyarlandigini ve cografi bilginin uretiminin de beyaz ve heteroseksuel erkek baskinligi vasitasiyla yapildigindan bahseder. Geleneksel dusunce kapsamli bilgiler saglamakla birlikte kadinlarin oznelligini, gorunurlugunu ve seslerini haric tutar. Bu nedenle de kabaca 1980'lere kadar kadin cografyacilar tarafindan uretilen veya kadinlarin deneyimlerini ve oznelliklerini merkeze alan calismalar disiplin icinde guclu bir direncle karsilasmistir (Rose, 1993; Aktaran: Fleetwood, 2009: 16). Buna karsit olarak ozellikle erken donem feminist cografyacilar akademik cografyayi yonlendiren erkek merkezli epistemoloji ve ilk bolumde tartistigim uzere, ozellikle 'kartezyen yaklasim ve jeopolitikayla' disiplinin kendi cevresel deterministik dusuncesinin eril yaklasimdan nasil da etkilenmis oldugunu elestirdiler (Rose, 1993; Dixon & Jones III, 2006; Aktaran: Fleetwood, 2009: 16).

Erken donem feminist cografyacilar--ilk olarak--1970'lerde humanist ve yapisalci cografyacilar tarafindan uretilen mekansal teoriyi elestirmeye basladilar. Bu dogrultuda onlar, Bati bilim pratigindeki mekansal dusunceyi yonlendirip yer edinmesi gereken ikili mantigi kabullenmeleri bakimindan disiplinin basarisiz oldugunu one surduler (Rose, 1993; Johnston, 2005). Bunda hakliydilar. Bu tur argumanlari desteklemek adina feminist cografyacilar yermekan, yerel-kuresel ve ozel-kamusal ikiliklerinde oldugu gibi sayisiz mekansal karsitlik kategorilerini kadin-erkek ikiligini aciklamada kullandilar. Ornegin, 'yerel' e karsilik 'kuresel' ayriminda oldugu gibi mekansal ikilik kategorileri bir astlik-ustluk iliskisini cagristiracak bicimde yeniden uretilmektedir. Feminist cografyada--hiyerarsiyi temsil eden tum ikiliklerle birlikte--ozel-kamusal ikiliginde evin ozel mekani temsil eden birim olarak disil ve yerel birakildigi, bunun karsisinda kamusal mekanin guclu ve eril kilindigi sorunsallastinlmaktadir (Bondi, 2005; Pratt, 2005; Aktaran: Fleetwood, 2009: 16-17).

Mekanin Ozel-Kamusal Ikiligi

Feminist cografyacilar ozel-kamusal karsitligini uzun yillardir calisiyor (Mitchell, 2000). Bati toplumlarinda evin (home) ve isin (work) fiziksel ayrismasi endustri devrimi ile kapitalist ekonomik sistemin baslangicina kadar geri goturulebildiginden (Domosh & Seager, 2001; McDowell, 2007; Fleetwood, 2009; Donovan, 2014), feminist cografyacilar bu alt disiplinin politik nosyonunu da var eden bir etken olarak uretim bicimlerinin kapitalist modeliyle iliskili ozel-kamusal karsitligini arastirmada cokca ise yarayan yeni-Marksist teoriden etkilenmislerdir (Alkan, 2009: 13-14). Bu arastirmacilar kapitalizm ve patriyarkanin karsilikli olarak birbirlerini nasil guclendirdiklerini ve bu her iki toplumsal iliskiler sisteminin uretim ve yeniden uretim mekanlarinin fiziksel ve ideolojik ayrismasini nasil da destekledigine dikkat cektiler (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001; Fleetwood, 2009). Bu cercevede feminist cografyacilar ozellikle de toplumlarda kadinlar icin materyalist sonuclar doguran 'ev isi' ve 'ucretli is' bolunmesinde isgucunun mekansal ayrismasina odaklandilar (McDowell, 1992a; Peet, 1998; Dixon & Jones III, 2006). Ayni zamanda onlar, kadinlarin ozel mekandaki ucretsiz isciliginin kapitalist sistemin surdurulmesinde nasil da ise yaradigini acik ettiler. Tam da bu noktada kapitalist uretim biciminin surdurulebilmesi adina isgucu ihtiyacini etkin bir bicimde yeniden uretme konusunda kadinlarin evde cocuk yetistirebilen sozde guclu varlik olarak tanimlanmalari (McDowell, 1999) aslinda mevcut patriyarkal duzenin onadigi bir seydi.

Bu yapi icerisinde ozel mekandaki kadinlar kocalarinin ya da hanehalklarindaki calisanlarin fiziksel, cinsel ve psikolojik-duygusal acidan desteklenmesi goreviyle sorumlu tutuluyorlardi (McDowell, 1999; Mitchell, 2000; Domosh & Seager, 2001). Patriyarkal sistem bu sekilde ozel mekanla ozellestirilen kadinlari evde tutarak bu altliktan fazlaca beslendi ve besleniyor. Kadinlarin mekansal hareketliliginin sinirlandirilmis olmasiyla erkekler, kadin partnerlerinin kimligini ve yasamlarini kontrol altina alirken kendi guclerine iliskin pozisyonlarini da garanti altina aliyorlar (McDowell, 1999). Erkekler ucretli bir is sahibi olmak ve para kazanmak adina bir yerden otekine kosustururlarken, kadinlar tipik olarak evde kalip kendilerini ailelerine ve ev islerine adiyorlar. Bu yapi ironik olarak neredeyse zamanlar ustu bir algi bicimiyle ne kadar da dogal gozukuyor ...

Ote yandan, toplumsal cinsiyet iliskilerinin kamusal ve ozel mekanlar uzerinden tanimlandigi bu yapi, 'ev' ve 'is' yasamiyla mekanlarini sirasiyla disil ve eril karakteristiklerle donatmaya ve dogallastirmaya hizmet ediyor (Domosh & Seager, 2001; Johnston, 2005). Bu baglamda ev, kadinlara ait olan dogal bir yer olarak kurgulanip yeniden uretilirken, kamusal mekan, erkeklerin baskin ve soz sahibi oldugu bir oge olarak sunuluyor ve pratik ediliyor (Domosh & Seager, 2001). Oysaki yukarida anilan kapitalist donemin baslarinda pek cok kadinin ev disinda calistiklarini burada not etmek tarihsel hafiza icin onemli olsa gerek. Bu surecte orta ve alt sinif kadinlar yereldeki isleri veya ayni zamanda endustri devrimi esnasinda fabrikalarda calisiyordu (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001; Aktaran: Fleetwood, 2009: 17-18). Ancak toplumun daha yoksul kesimlerindeki kadinlarin etkin bir bicimde calisma pratiklerine ragmen ozel ve kamusal mekanin aynsmasi ve hasil edilisi ideolojik bakimdan degismez bir bicime kavusuyordu (McDowell, 1999).

Feminist alanyazin, gunumuz icin 'ev' ve 'is' ikiligine ozgu algilar konusundaki ideoloji biciminin surdugunu belli ediyor. Dolayisiyla ozel mekana dair, evcillige ait, 'dogal ve olmasi gereken zaten budur' bicimindeki kavrayislarin disilik ve kadinliga ozgu populer tanimlarla hala bagdasik surekliliginin altini cizmek onemli (McDowell, 1999; Domosh Et Seager, 2001). Bu nedenle feminist cografyacilarin ev ile ilgili algilanan klise nosyonlara ve ozguluklere onlari sorunsallastirmak adina vurgu yaptiklari gozlemlenir (Fleetwood, 2009: 18). Sanat ve medya alanyazininda ise ev mekani genellikle aileye iliskin guvenli, duygusal bir barinak olarak resmedilir (McDowell, 1999; Mitchell, 2000; Domosh & Seager, 2001). Bu noktada 'ev', ahlaki istikrarin, manevi degerlerin, kadinin vazifesi ve sorumlulugu alaninda kalan ve tum bunlarin sembollestirildigi net bir pozisyona sahiptir (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001). Kamusal mekanda yer alan 'is' ise kavramsal bakimdan bir karsitlik kategorisi icinde kalmaya devam eder. Oysa 'ev', pasifligin ve saadetin yeriyken 'is', erkeklerin degerlerini ve ekonomik uretkenliklerini kanitladiktan eril altlikla beslenen aksiyon mekanidir (Domosh & Seager, 2001; Aktaran: Fleetwood, 2009: 18).

Sayisiz ornek ve sembolle temsil edilen ve her tur dekorasyonla pekistirilen ev, hep kadinin mekanidir. Hatta bu yapi, cogu kez kentsel peyzajin da elverissizligiyle kadinlarin cocuklariyla birlikte kamusal mekana yonelik hareketini cesaretsizlestirici bir rol ustlenir (Domosh & Seager, 2001). Bunun sonucunda pek cok kadin kamusal mekandan cekinir, hatta korkar ve onlarin kentsel / kamusal mekan icindeki hareketleri cinsel siddete ya da tacize maruz kalma korkusundan ya da bu konuda tembihlendiklerinden dolayi kisitlanir. Bazi orneklerde ise erkekler kizlarini ve/veya eslerini evlerinden ayrilmamalari konusunda kontrol altinda tutarlar (Domosh & Seager, 2001). Sonucta bazi ulkelerde kadinlarin kamusal mekandaki hareketliligi yasalarla sinirlanmistir: Libya ve Iran gibi ulkelerde seyahat edebilmek icin kadinlar koca ya da babalarindan izin alma yukumlulugu altindadir (Domosh & Seager, 2001; Aktaran: Fleetwood, 2009: 18).

Mekan ve Cinsiyetlenmis Kimlikler

Mekan, toplumsal etkilesimlerden bagimsiz ve bos bir alan degildir (Akpinar, Bakay & Dedehayir, 2009: 11). Feminist cografyacilar, mekanin, yerin ve toplumsal cinsiyetin hem karsilikli bicimde iliskili (Alkan-Korkmaz & Allmer, 2013: 111), hem de toplumsal cinsiyet pratiklerini belirleyici ve yapilandirmaci olduklarini vurgularlar. Baska bir ifadeyle, toplumsal cinsiyet ile cinsiyetlenmis kimlikler mekansal konfigurasyonlari uretmektedir. Ayrica bu mekansal konfigurasyonlar toplumsal cinsiyeti, kimlikleri ve rollerin de olusumunu ve yeniden uretilmesini saglamaktadir (Mitchell, 2000: 201). Boylece kamusal ve ozel mekanlardaki ucretli isler ile ev isleriyle ozellesen cinsiyetlenmis kimliklerin insa sureci ve nasil pratik edildigi feminist cografya icin onemlidir.

Geleneksel olarak kapali bir mekan olan ev icinde icra edilen evcimen aktiviteler bu ozel mekanda kadinlara ozgu disil kimlikleri tanimlamistir (Massey, 1994; Domosh & Seager, 2001). Ev islerini yapmayi ustlenen ve kendilerini ailelerine adayan kadinlar baslica ev kadinlari (homemakers) ve bakicilar (caregivers) olarak karsilik buluyorlar. Massey'in (1994: 179) vurguladigi uzere "kadinlari evcil mekana kapatma girisimi spesifik olarak hem bir mekansal kontrol bicimidir, hem de kadin uzerine yapilan bir kontrol eylemidir". Bugun pek cok kadin hem ev islerini hem de ucretli isleri yapmaktaysa da bu ikili faaliyet alaninin etkilesimine istinaden Massey (1994), kadinlarin kendi kimlikleri ile evleri arasinda derinlemesine bir baginti oldugundan bahseder. Bu nedenle pek cok kadin ucretli is piyasasina aktif olarak katilsa dahi kendilerini evleriyle, evcillikle ve duygusalliklariyla beraber var etmeye cok yatkindir (Domosh & Seager, 2001). Evlerinin temizligi ve cazibesi-cekiciligi, onlarin statusu ve kimligini daima temsil edecek duzeyde onemlidir bu yuzden. Cogu kadin evlerini dekore etmekten ve hanehalkini bir duzen ve tertip icinde tutmaktan buyuk gurur duyar (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001). Kadinlar etkin bir bicimde kendilerini yaptiklari ev isleri ve evcil etkilesimler uzerinden tanimlarlarken bunu da ozellikle kendi hemcinslerine bir gosteris bicimi olarak sunar (Domosh & Seager, 2001).

Oysaki kadinlara ozguluguyle on plana cikan ozel mekan, evle / bu yerle iliskili herkese sorumluluk yukler. Erkegi neredeyse butunuyle kamusal mekanla, buna karsilik kadini -ucretli bir ise sahip olsa dahi- ozel mekanla ozellestiren dinamik butunuyle cinsiyet rollerinden ve kamusalin patriyarkal kimliginden beslenmektedir. Neredeyse butunuyle eril donanima sahip kamusal mekanla ancak sinirli iliskiler gelistirebilen, ucretli is piyasasina sinirli duzeyde katilabilen kadinin yayginlikla toplumsal cinsiyet rollerine tutunmasini ve caresini buradan aramasini -statusunu evcillik ideolojisi uzerinden var etmeye ve yukseltmeye calismasini- onun toplumsal cinsiyet esitsizligine karsi yuruttugu bir tur mucadele bicimi ekseninde okumak onemlidir. Yoksa ic (ozel) - dis (kamusal) mekanlar ayrismasinin cinsler uzerine, rollere gore yukledigi bir sorumluluk soz konusu degildir ve onceki bolumlerde de tartistigim gibi mekanin kendisi tarafsizdir.

Ev, Yer ve Kimlik

Aslinda butun dillerde "ev (home)" kavrami pek cok anlamla donanmis durumda. Unlu cografyaci David Harvey'in de degindigi uzere ev, insan ve onun tum etkilestigi seyler arasindaki en manevi lokasyondur (Aktaran: McDowell, 2007: 71). Bu lokasyon uzerine gelistirilen manevi duygular ise insanlarin yere (place) iliskin olusturduktan mekansal aidiyet hissiyle ic ice gecer. Mekana / yere ozgu anlamlarin toplumsal insasi ve nesnellik, bireylerin ve ozellikle de kadinlarin eve iliskin algi ve degerleriyle butunlesik oldugundan ev ve beden (body) arasinda enteresan bir paralellik vardir. Boylece ev mekani (domestic space), toplumsal deger atfetme kategorilerinde oncelikli olan bir siraya ve onu ebedi var etmeye donuk maddi bir temsiliyettir. Ilk kez Bourdieu (1977) tarafindan kavramsallastinlan 'habitus' (habitat / yasam ortami) kavrami tam olarak ev mekaninin karsiligi olarak kullanilmistir. Habitus her ne kadar salt ozel mekana gonderme yapiyor gibi gozukse de toplumsal iliskilerde var olan her seyin ozetinin eve / ozel mekana tasindigi ozgulukleri anlatir. Aslinda evin ici, disinda suren iliskilerden cok da farkli degil, hiyerarsiktir bu anlamda. Bu nedenle de ev mekanindaki toplumsal iliskilere odaklanmak, ozelkamusal ve hususi (particular)-umumi (general) arasindaki sinirlan asan bir seydir.

Evcilligin Kokenleri, Isleyisi ve Endustriyel-Modern Toplumlarda Mekanin Ayrisma Bicimi

1960'larin sonlarindan beri feminist arastirmacilarin pek cogu Batidaki endustriyel kapitalizmin kentsel mekani 'ev ve is dunyasi' olarak boldugunu ve bu surecin kadinlarin yasamlari ve statuleri uzerinde derin izler olusturdugunu yazdilar (McDowell, 2007: 73). Bu izlerin belki de en somut taraflarindan biri, kimi zaman zor kullanarak kadinlarin yasamlarinin evleriyle sinirlandirilmasi ve kimliklerini de evle ifade etmeye cokca cesaretlendirilmis olmalaridir. Bu acidan bakildiginda ev / ozel mekan, kadinlarin erkeklerle esit sahip oldugu haklarin kullandirilmamasi adina ovgu goren ve onemsenen bir sittir. Bu ozellik, toplumda bir o kadar erkeklerin hayatini kazanmaya yonlendiriliyor olmalarina karsilik evin bekciligi gorevini kadinlara tahsis eden her iki cins icin esitsiz bir isbolumudur. Ustelik bu bolunmusluk icinde kadinlarin sorumluluguna birakilan ucrete tabi olmayan ev-ici emek, onlara ozgu kilinan 'dogallik' kisvesi altinda epeyce yuceltilmistir.

Bir feminist cografyaci olan McDowell (2007), Batida, on dokuzuncu yuzyilin endustriyel toplumlarinda sosyal mekanin ev ve is dunyalari olarak ayrismasina ragmen ornegin Buyuk Britanya'da 1850-1950 arasinda kadinlarin ucte birinin ucretli isgucune katildiklarini belirtir. Ancak bu surecte erkeklerin piyasanin dusuk ucretli sektor tehlikesinden buyuk olcude uzak tutulmaya calisildigini boylece de pek cok kadinin iyi gelir getirici islerden dislandiklarini isaret eder. Kadinlarin pek cok is kolunda calistigi bu donemde berbat kosullar altinda calisan ve dunyaya getirdigi cocuklardaki yuksek cocuk olumlulugu nedeniyle ortaya atilan 'kadinlarin belli meslek turlerinde calistirilmamasi gerektigi dusuncesi' cok ovgu gormustu (Hail, 1992; McDowell, 2007). Bu ornek, belki de, dunyada mesleklerin cinsiyete gore ayristirilmasinin kokenidir.

Evin Melekleri Olarak Kadinlar?

McDowell (2007: 75), on dokuzuncu yuzyilda -en azindan Buyuk Britanya orneginde- evin kapitalist ekonominin bir yansimasi olarak var edildigi uzerinde durur. Diger Batili toplumlardaki gibi endustrilesme boyunca Buyuk Britanya'da evin dinsel karakteristikleri ve maneviyati temsil edecek sekilde kurgulanisi neredeyse tartismasizdir. Ev isleri ve ozellikle de cocuk bakimi kadinin ozel gizli ugrasidir ki bu aktiviteler ve ev, boylece kapitalist dunyanin hasin rekabetciliginden kurtarilmis olur. Bu dusunsel ardalani daha da oteye tasirsak ev, duygusal yasamin, askin, empatinin, yetistirilmenin, hanehalkimn diger uyelerine karsi olan tum sorumluluklarin kadinin omuzlarina yuklendigi yegane mekan ve mahal (locus) konumuna -sozde- yuceltilerek deger elde etmektedir. Bu gorevi ustlenen kadinlar da bir calisan degil, evin melegi (angels of the home) olarak gosterilmektedir. Aslinda bir tur indirgeme olan bu yaklasim, melek kisvesi altinda sevimli hale burundurulmektedir. Bu sevimli imajla kadin, indirgendigi ve suruklendigi bu konumdan dogal olarak ve cogu kez bir kacis yolu bulamamaktadir.

Erkek / koca acisindan ev, kadin ve hanehalki uyeleri ile iliskili butun ozel seylere ve mahremiyete iliskin duyumsanan degerin bir karsiligidir. Bu yaygin gorusle de kamusaldan kisitlanan kadin icin evi dekore etmek, susleyerek guzellestirmek, temiz tutmak atfedilen degerin bir karsiligi olarak cinsiyete gore bolumlenmis yukumluluklerle tumlesik hale gelir.

On dokuzuncu yuzyil sonunda Buyuk Britanya'da orta sinif kadinlar keskin bir bicimde ucretli is piyasasindan haric tutuluyordu. Bu durumun bir tur gerekce seti ise ticaretin kaba ve tehlikeli gosterilmesiyle ic ice gececek sekilde; kadinlarin sagligini riske atan is ortaminin bir ozelligi olarak sunulmasiydi (McDowell, 2007: 77). Komur cikanmciligi bu argumanin en sembolik destekcisiydi (John, 1980). Boylece kadinlar isgucu piyasasi soz konusu oldugunda geri plana itilip kamusaldan dislanirken kocalarinin ancak ozel mekandaki birincil varligi kisvesi altinda yuceltiliyorlardi. Butunsellikle bakildiginda kadinin bedeni, ev ve disiligin toplumsal insasi arasinda cok acik paralellikler bulundugunu bugun de gorebiliyoruz. Bu paralelligi saglayan unsurlar ironik bir bicimde kadinlari ve ozellikle de ev kadinlarinin kontrol altinda tutulmasini gerektiren cinsellik ve kirlilik arasindaki zit iliskiyi, safligi ve neredeyse tamamen ozelde-kapali kapilar ardinda icra edilen ev ici seylerle somutlasiyor.

Yirminci yuzyilin baslarina gelindiginde savaslar nedeniyle beliren isgucu acigi kadinlarin hizmet sektorunde ucretli islere katiliminin destekcisi oluyordu. Bu degisim, kadinlarin cifte rolle donanmasini saglarken, evliligi nispeten sorunsallastiriyordu (McDowell, 2007). Belki de bugunun dunyasinda bile bireysellesmenin yansimalarindan biri olarak gosterilen bosanma hizinin artisiyla bu noktada bir baglanti kurulabilir. Boylece kadinlarin evcillikle ozdeslestirilen isleri olarak erkegi giydirmek, evi temiz tutmak, hanehalkini beslemek, her gun ise gidip gelmek, cocuk dogurmak ve onlari yetistirmek butun gelecek zamanlarin gorev seti olarak yirminci yuzyilin klasiklesen resmiyle (Sekil 2) her gun yeniden uretiliyor.

Kisa bir surede kadinlara ozgulugu ile taclandirilan bu aktiviteler onlara ozgu olarak yuceltilen ve kategorize edilen ve kapitalist duzenin meslek-is turlerini de aciklikla tanimladi. Aslinda basit, ev tipi atolye uretimine dair meslekler bugunun kamusalinda nasil da kadinlara ozgu meslekler olarak kiliftan kilifa sokulup tanimlandi. Ornegin Cin'de kadinlarin neden oyuncak fabrikalarinda yogun calistirildiklarina dair yapilan bir sorgulama -ucuz isgucu gorulmeleri gercekliginin ustunu ortecek sekilde- onlarin orgu ormeye aliskin parmaklarindaki ivedilik yeteneginin gerekce gosterilmesiyle cozume kavusturuluyor (Bilton vd., 2009: 141).

[ILLUSTRATION OMITTED]

Boylelikle 'kapitalizmi ve kadinin astligini ureten bir erkek egemen sistem' olarak patriyarka, gunumuz toplumlarindaki kadinlar icin dort temel gorev / is alanini var ediyor: (1) cinsiyet rollerine dayali ve ozellikle de aileyi koruyucu olarak annelikle ve es olmayla ilgili toplumsal odevlerin yerine getirilmesi; (2) ucretli veya ucretsiz isgucu olacak nesillerin uretimi; (3) cinsiyet rollerine ozgu ekonominin surdurulebilirligine katki; (4) erkeklere karsilik daha dusuk ucretlerle isgucu piyasasina katilimin surdurulmesi (McDowell, 2007: 81-82). Ne var ki yukarida alintiladigim bu dortlu strukturun tamami da kadinin ozgurlesmesi bakimindan 'sorunlu sinyaller' vermeye devam ediyor: Birinci goreve istinaden, kadin calissa bile ona yuklenen annelik ve es olma durumu oncelikli kiliniyor. Ikincisinde; 'kadin her kosulda cocuk dogurmalidir, bunu yapamayan oteki lesti ri ime tehdidiyle yuz yuzedir' sinyali veriliyor. Ucuncusunde, kadin ancak cinsiyet rollerinin onadigi mesleklerle (ogretmenlik, hemsirelik, terzilik, temizlik isciligi gibi) kamusala istirak etmeye itiliyor. Ve sonuncusunda, erkeklerle ayni egitim duzeyine ve sosyal statuye sahip olsalar dahi kadinlarin cogu defa daha dusuk ucrete razi gelmesi olaganlastiriliyor.

Ornegin, Endustri oncesi Britanya'da ve Bati Avrupa'da baslica tanimsal uretim ve zanaat isinden olusan ekonomik aktivite, hanehalklan tarafindan yurutuluyordu. Ister erkek, ister kadin, genc ya da yasli olsun, hanehalki hep birlikte ailenin gecimine katkida bulunuyordu. Her ne kadar o donemde de kadinlarin ve erkeklerin yaptigi isler bolgelere ve sinifa gore farklilasmaktaysa da 'gecimi saglayan erkekler' ile 'ev kadinlari' bicimindeki bolunme, hic de endustri oncesi donemin isbolumunu karakterize etmiyordu (McDowell, 2007: 79-82; Bilton vd., 2009: 140). Endustrilesme, uretim etkinliklerinin cogunu yeni mekanlara: fabrikalara; burolara ve dukkanlara tasimisti. Boylece isin ozel mekan disina transferi, toplumsal cinsiyet iliskilerinde ve soyleminde derin bir degisimin sinyalini vermisti. Artik ev, sadece ailenin mekani degil, ayni zamanda eril ve hircin is dunyasinin siginagi oluyordu. Kadinlarsa, evin bekcileri olarak konumlandiriliyor, hizmet ve mallarin uretiminden ziyade ozel mekanda kalmalari sinsice ozendiriliyordu. Tam da bu noktada kadina ozgu kilinan es olma ve annelik gorevleri birbirine baglanip evde 'uyum ve erdem yaratmak' onlarin dogal gorevi olarak tanimlaniyordu.

Evcillik ideolojisinin cizdigi yol haritasiyla kadinlar ve erkekler icin ayri mekanlar yaratilmasi dusuncesi, ilk defa orta siniflarla ortaya ciksa da tum kadinlari farkli bicimlerde etkiledi (Bilton vd., 2009: 140). Zengin erkeklerin esleri acisindan ev, zorunlu aylakligin bir yasanma mekani haline donusuyordu. Bu durum, egitime katilimlari kisitli oldugundan alt-orta siniflarin kizlan icin umutsuz bir koca arayisi demek oluyordu. Isci sinifi kadinlar icin evcillik ideolojisi, onlarin vasifli mesleklerden uzak tutulmalarinin, hatta dusuk kazanclarla gunluk yasamda erkeklerden ayrilmalarinin kanallarini hazirliyordu. Zamanla evcillik ideolojisi, istihdam yapisinin kaliplarini degistirdi. Bilton vd. (2009: 140-141), dikkat cekici bir saptamayla, gunumuzde bu ideolojinin biraktigi mirasin dort onemli bicimde surdugunu vurguluyor. Bense, asagida, bu dortlu oruntuyu mekansal cercevede sorunsallastiracagim: Ilki, evcillik ideolojisi cagdas isbolumu icinde yasamaya devam ediyor. Erkekligin rasyonel hesaplama ile iliskisi, uretkenlik imaji, is ve otoritenin erkeklikle ozellesmesine karsilik, kadinligin 'narinlik' vurgusuyla ve duygusallikla butunlestirilmesi (Bilton vd., 2009) onun eve kapatilmasinda bir mekanizma degil midir? Ama kadinlar, ister istemez, kazanca dayali ucretlerdeki ciddi farkliliga ragmen gunluk fiziksel-duygusal bakim ve evin idaresi sorumlulugunu omuzlama egiliminde. Ozel ve kamusalin toplumsal cinsiyetlenmis isbolumu, en genis anlamda bu tur esitsizlikleri ozetlemiyor mu? Ikincisi, evcillik ideolojisi onemli calisma bicimlerini gorunmez kiliyor. Gectigimiz yuzyilin buyuk bolumunde tercihen buyuk olcekli firmalarca ve erkeklerce yapilan tam zamanli daimi sozlesmelerle sadece suratli istihdam is olarak kabul edildi. Bilton vd.'nin (2009: 141) de degindigi uzere, bu dar tanimlama, enformel ekonominin ozel mekandaki ev isi ya da emek paylasimi gibi ucretsiz calisma bicimine temas etse de, gercekte daha onemli olabilen isleri ve ucretsiz ev emegini gizlemiyor mu?

Ucuncu olarak, evcillik ideolojisi, kadinlarin pratik ettikleri isi, vasiftan ziyade kadinligin, esnekligin ya da bakiciligin dogal bir yan urunu olarak gorme biciminde suren egilime katki sagliyor. Ornegin ozel mekana ozgu kilinan aktiviteler bakimindan vasiflar, cogu zaman hayatta kalabilmek ya da bir haftadan digerine bakkal parasini denklestirme mucadelesi veren ev kadinlarinin kendileri belki haric, hic de dikkat cekmiyor (Bilton vd., 2009: 141). Hemen her yerde karmasik ehliyetler gerektiren sosyal hizmetler sektorunde yan zamanli kadin isciler tarafindan yuklenilen isler, vasifsiz bakicilik olarak siniflaridinliyor ve buna gore ucretlendiriliyor. Cok uluslu sirketler bilgisayar parcalari, oyuncak, giyim ve eczacilik gibi sektorlerdeki uretimlerini gerceklestirmek istediklerinde cogu zaman eleman alma politikalarini genc kadinlarin dogal olarak bu isleri yapmadaki hizlarini ve parmak yeteneklerini dikkate aldi (Bilton vd., 2009: 141). Bu cirkin politikayla da kadinlarin dogal hunerlerinin toplumsallasama surecine paralel giden bickidikis ve orgu tekniklerindeki egilimlerini yansittigina dikkat cekildi. Buradan anlamamiz gereken sudur ki 'ulusal' oldugu kadar 'kuresel' isbolumunde de vasfin tanimi toplumsal cinsiyet soylemleriyle destek buluyor.

Dorduncu olarak evcillik ideolojisi, istihdamdaki toplumsal cinsiyet ayrimciligini yeniden ureten pratiklere aciklikla katkida bulunuyor. Ornegin -onceden de degindigim gibi- gectigimiz bir bucuk asir suresince kadinlarin korunmasina iliskin fikirler cogu zaman onlarin belli is turlerinden ve mekanlardan -fabrikalarda gece calismalarindan ya da matbaacilik isindeki yogun tempodan- dislanmalarini saglama almak icin kullanildi. Ama enteresan bir bicimde fabrika iscisi kadinlar icin gece vardiyasina getirilen kisitlamalar cok seyrek olarak hastane ya da temizlik islerine yansitildi (Bilton vd., 2009: 141). Butun bu is turlerine ve islerin icra edildigi mekanlara gore bolunmusluklerin bugun icin gecerli olmadigini iddia edebilir miyiz?

Boylece, Acar-Savran'in (2013: 111) da degindigi uzere, ozel-kamusal ikiliginin modern dunyadaki konumunu ve ozgullugunu kavrayabilmek uretim, yeniden uretim ve emek dunyasinin yapisinin dikkate alinmasini gerektiriyor.

Her ne kadar pek cok meslek turunde kadinlarin gorunurlugu artiyorsa da, cinsiyetlere feodal anlayisla yuklenen rollerden ve bunlarla baglantili karsitliklar, firsatlar ve celiskilerden kurtulusun daha cok baslangicinda bulunuyoruz (Beck, 2011: 157).

Tartisma ve Sonuc: Cinsiyet Temelli Mekanlarin Asinmasina Dair Izler

'Ev'e ve 'is'e ozgu nosyonlarin, 'ozel' ve 'kamusal' mekanlari nasil yapilandirdiginin izini suren pek cok feminist cografya arastirmasinin soyledigi sey, bu uretim biciminin butunuyle toplumsal cinsiyet esitsizligiyle baglantili oldugudur. Bu arastirmalar, 'ev'in disiligin, 'is'in ise erilligin mekani biciminde kurgulanisiyla uretimini ve de toplumsal deger ve normlarca son derece dogal gorulen -'olmasi gereken de budur soylemini'- ama asil itibariyle bu mekansal bolunmeyi elestirmeyi ve sarsmayi amac ediniyor (McDowell, 1999). Bu sorgulamayi yapabilmek adina feminist cografyacilar ozel ve kamusal mekanlardaki cok boyutlu mekansal konfigurasyonlan toplumsal cinsiyet iliskileri pratikleriyle birlikte degerlendiriyorlar (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001; Fleetwood, 2009). Ama sevindirici olan sudur ki; gerek kadinlarin daha etkin sekilde kamusal mekana katilmalari, gerekse evin yeni toplumsal iliskiler icinde edindigi cesitli turden anlamlar hem toplumsal cinsiyet rollerini hem de mekansal ayrismayi asindiriyor. 'Ev', ironik bir bicimde daima nostaljinin ve empatinin mekani olarak uretilmiyor. Bundan ziyade pek cok kadin icin ev, ozellikle erkek siddeti karsisinda baskinin, usanmisligin, suiistimal ve taciz edilmenin yerine donusuyor (McDowell, 1999; Domosh & Seager, 2001). Hatta siklikla erkekler de evin nosyonlarinin romantize edilmesine meydan okuyarak onu baska bicimlerde kavramsallastiriyorlar. Pek cok erkek icin ev, bir siginmanin veya barisin yeri degil. Bu gibi gorusler ve degerlendirmelerle evin, toplumsal cinsiyet esitsizliginin getirdigi maliyetle uzlasmazliklara dayali bicimde tansiyon ve catismanin mekani olarak temsil edildigi de aciga cikiyor (McDowell, 1999). Evin buyuk olcude romantik var olussalligina karsit olarak pek cok kadin icin burasi, icinde yasanirken durmadan calisilmasi ve tamamlanmasi gereken islerin pratik edildigi, bunaltici bir aktivite dizisinin surduruldugu mekansal temsiliyet durumunda. Obur yandan 'ev isleri' cesitli cevrelerce gelir getirmeyen ve bu nedenle de memnuniyet saglamayan ve cogu kez zoraki yapilan ve genellikle is olarak kabul edilmeyen degersiz bir ugras olarak yansima elde ediyor.

Gunumuz dunyasinda pek cok kadin, bicimlenen yeni ekonomik sistemin bir geregi olarak kamusal mekandaki ucretli istihdamda yer edinebiliyor. Mekanlar ve toplumsal cinsiyet kimlikleri arasindaki suregen karsilikli iliski nedeniyle kadinlarin ozellikle gelismis ulkelerdeki kamusal mekana dogru hareketi (ucretli bir ise sahip olmalan), eril zihniyet icinde kimi zaman geleneksel cinsiyet rollerine ve iliskilere meydan okuyucu bir tavir seklinde yanki elde ediyor (McDowell & Massey, 1996). Hic kuskusuz, ozel mekani asan bicimde kadinlarin kamusal mekana yonelen hareketini kavramsal bakimdan ozelkamusal ve yer-mekan ikiliklerini, cinslerin hiyerarsisini bulaniklastiran ve sonucta geleneksel eril ve disil kimlikleri asindirici bir meydan okuma olarak degerlendirmek mumkun gozukuyor (Massey, 1994; McDowell, 1997; Bondi & Christie, 2003).

Gelismis ulkeler de dahil olmak uzere, gunumuzde, ekonominin yeniden yapilanisiyla yoksulluk, issizlik ve kaynak yetersizligi evsiz nufusun buyuklugunu ve dogasini acik bir bicimde etkiliyor. Pek cok arastirmaci, ozellikle buyuk kentlerde ve sokaklarda yasayan genc insanlarin sayisinin artmakta oldugunu vurguluyor (Sassen, 1990; Venness, 1992: Aktaran: McDowell, 2007: 90).

Aslinda sokakta yasayan ve 'ev-ozel mekan'a iliskin algilan toplumun geri kalanindan farklilasan bu evsiz gruplar icerisinde erkeklerin gorunurlugu yine toplumsal cinsiyet rollerinin bir karsiligi olarak daha belirgin. Evsizlik belki de cinsiyet ayristirmasi yapmaksizin tum bu durumdaki bireyler icin dezavantajli bir duruma gonderme yapsa da, sokaklarin ve cesitli kent mekanlarinin (park, bahce, dini tesis avlulari, garajlar, limanlar, otomatik para cekme makinesi kulubeleri, metro tunelleri, kopru altlan, pasajlar, plajlar, vb.) evsiz erkekleri barindirma konusunda toplumsal bir on kabulun varligi neredeyse tartismasizdir. Ama ornegin 1990'larin ortalarinda evsiz erkeklerle ilgili Buyuk Britanya'da yapilan bir arastirmada bu grubun yasam suresinin 40 yil civarinda oldugu saptanmistir. En azindan 1990'larda Buyuk Britanya'da ortalama yasam suresinin 76-77 yil duzeyinde (UN, 2015) gerceklestigi goz onune alinirsa, evsizligin dramatik bir bicimde bu gruplar uzerinde nasil bir yasamsal kisitlik var ettigi gorulebilir. Ve fakat kadinlar acisindan evsizlik, onlarin mekansal davranislari yonunden daha sorunlu gozukuyor. McDowell (2007: 90), yapilan arastirmalarda gorusmeler esnasinda pek cok evsiz kadinin bu dezavantajli durumlarini gizlediklerini ya da inkar ettiklerini belirtiyor. Bazi arastirmalar ornegin Los Angeles'ta bazi evsiz kadinlarin islerini kaybettiklerinden arabalarinda yasadiklarini gosteriyor. Watson & Austerberry (1986) ve Vennes (1992) (Aktaran: McDowell, 2007: 90) bazi kadinlarin catilarda / teraslarda yasadiklarini fakat bu tur yerleri asla bir ev olarak gormediklerini soyluyor. Ayrica bu arastirmacilarin yaptigi diger bir onemli saptama da, isleriyle ilintili zorunlulukla otel, pansiyon ve misafirhane gibi yerlerde yasamak durumunda kalan kadinlarin evsiz / yuvasiz ve kendilerini guvensiz hissettikleri ortamlarda yasadiklarini ifade ettiklerini belirtmeleridir.

Elbette evsizligin cesitli sosyo-demografik gruplar (kadin, erkek, LGBTTI-Q bireyler, cocuk, genc, yasli vb.) uzerinde yarattigi etkiler farklilassa da ilginc bulgulardan biri, bu tur gruplarda, toplumun geri kalaninda erkekler ve kadinlar arasinda gozlemlenen geleneksel patriyarkal iliskinin zayifladigidir (Winchester & Costello, 1995; Aktaran: McDowell, 2007: 91). Bu baglamda evsizligin ozel-kamusal, kadin-erkek, kadin isi-erkek isi, gibi erillik ve disilikleri ve butun bunlarin yansidigi cinsiyetlenmis mekanlari (gendered spaces) nasil da asindirmakta oldugu ortaya cikiyor.

Her ne kadar konut (house) ve yuva/ev (home) ozel mekanin fazlaca cinsiyetlenmis ogeleri olsa da bunlarin anlamlarinin yeni toplumsallasma bicimleri uzerinden nasil degistigini gozlemek durumundayiz. Dunyanin baska baska yerlerinde 'ev'-'is'; 'ic'-'dis'; 'ozel -'kamusal' gibi mekansal kategorilestirme bicimlerinin nasil degistigini arastirmak, bu tur kanitlan toplamak adina onemli.

Sosyolojik, antropolojik ve tarihsel tartismalar, disilik ve erilliklerin kulturlere gore etkin bir bicimde degistigini gosteriyor. Ornegin, Victoria donemi Ingiltere'sinde burjuva kadinlar arasinda vurgulanmis disilik, fiziksel incelik (kibarlik ve nezaket), ucretli islerden uzak olma ve cinsel duygunun yoklugunu icermekteydi; gunumuzde Afrika'nin pek cok kirsal bolgesinde ise disilik, fiziksel kuvvet, para / ekmek kazanma ve cinsel guvenle es anlamli tutuluyor (Bilton vd., 2009: 130). Bu durumda, bu tur bir cesitliligi goz onune aldigimizda mekan, kadin bedeni ve tikel bir toplum yapisi arasinda evrensel bir gecerligi iddia etmek neredeyse imkansizlasiyor. Elbette tum toplumlarda mekansal farklilasmalarin salt toplumsal cinsiyet tarafindan denetim altina alindigini belirtmek de dogru degil. Ornegin antropologlar, bu tur farklilasmalarin kimi yerlerde baslica sinif ya da statu, koken, evlilik bicimleri veya akrabalik iliskileri tarafindan belirlendigini vurguluyor (McDowell, 2007: 94). Bu bakimdan mekan ozellikleri ve toplumsal cinsiyet iliskileri odaginda yapilacak arastirmalara, disiplinler arasi etkilesime ve butunsel yaklasimlara cok ihtiyac var.

Suphesiz dunyada sayilari gittikce artan gocmenler, kendilerini cogu kez kulturler arasi etkilesim kuran aktor bireyler olarak goruyorlar. Bugun, dunya nufusu icerisinde uluslararasi gocmen statusundeki bireylerin %3'luk bir paya sahip olusu ve mekansal hareketliligin gittikce yayginlasmasi gozlerden kacmiyor. Gocmenler, evlerinden ayrilip baska baska yerlerde yasiyorlar. Memleketinden veya evinden cok uzakta yasayan bu bireyler icin 'ev' kavrami baska anlamlar kazanirken yoksunlukla da ozellesebiliyor. Mekansal hareketliligi adeta bir kulture donusmus olan bireylerin bazilarinin 'hicbir yer evim degildir' bicimindeki aciklamalarindan dunyada yer-ozel mekan kavraminin nasil da baska bicim ve formlara donustugunu (McDowell, 2007: 94) gozlemliyoruz. Butun bunlar, icinde yasadigimiz toplumlarda pratik edilen toplumsal cinsiyet rejiminin ve cinsler arasi esitsizligin mekanlar ustu veya evrensel bir gecerlige sahip olmadigini kanitlamaya yetiyor.

Notlar

(1) Erillikler: belli bir kulturde erkeklerle iliskilendirilen ve erkeklere atfedilen sosyal olarak kurulmus cesitli varsayim, beklenti ve davranis bicimleri setidir. Disilikler: belli bir kulturde kadinlarla iliskilendirilen ya da kadinlara atfedilen sosyal olarak kurulmus cesitli varsayim, beklenti ve davranis bicimleri setidir (Bilton vd., 2009:130).

Kaynakca

Abler R., Adams J.S. & Gould P. (1971). Spatial Organization: The Geographer's View of the World. London: Prentice-Hall.

Acar-Savran G. (2013). Beden Emek Tarih: Diyalektik Bir Feminizm Icin. Istanbul: Pusula Yayincilik.

Agnew J. (2005). Space: Place. Icinde, Cloke P. & Johnston R. (Ed.), Spaces of Geographical Thought. London: Sage Publications: 81-96.

Akpinar A., Bakay G. & Dedehayir H. (2009). Sunus: Neden Kadin ve Mekan? Icinde, Akpinar A., Bakay G. & Dedehayir H. (Der.), Kadin ve Mekan: Tutsaklik mi? Sultanlik mi? Istanbul: Turkuvaz Kitapcilik ve Yayincilik: 11-17.

Alkan A. (2009). Giris: Cinsiyet Dinamiklerinin Pesinden Mekanin Izini Surmek. Icinde Alkan A. (Der.), Cins Cins Mekan. Istanbul: Varlik Yayinlan: 7-35.

Alkan-Korkmaz S. & Allmer A. (2013). Mekanin DNA'si: Toplumsal Cinsiyetin Mekansal Kaliplarinin Sorgulanmasi. Kadin/Woman 2000, Journal for Women's Studies, 14(1): 107-133.

Anthamatten P. & Hazen H. (2010). An Introduction to the Geography of Health. London: Routledge, Taylor & Francis Group.

Beck U. (2011). Risk Toplumu: Baska Bir Modernlige Dogru (Cev. Ozdogan K. & Dogan B.). Istanbul: Ithaki Yayinlan.

Bilton T., Bonnett K., Jones P., Lawson T., Skinner D., Stanworth M. & Webster A., (2009). Sosyoloji (Cev. Inat K., Kartal Y., Ozkale, N., Toraman, K., Ozkan Y. & Gungen A.R. Siyasal Kitabevi: Ankara.

Bondi L. (2005). Troubling Space, Making Space, Doing Space. Group Analysis, 38(1): 137-149.

Bondi L. & Christie H. (2003). Working out the Urban: Gender Relations and the City. Icinde Bridge G. & Watson S. (Ed.), The Blackwell Companion to the City. Oxford: Blakckwell: 292-306.

Bourdieu P. (1977). Outline of a Theory of Practice. Cambridge: Cambridge University Press.

Cloke P. & Johnston R. (2005). Deconstructing Human Geography's Binaries. Icinde Cloke P. & Johnston R. (Ed.). Spaces of Geographical Thought. London: Sage: 1-20.

Cloke P., Philo C. & Sadler D. (1991). Approaching Human Geography: An Introduction to Contemporary Debates. London: Paul Chapman Publishing Ltd.

Craddock S. (1995). Sewers and Scape Goats- Spatial Metaphors of Smallpox in Nineteenth-Century San Francisco. Canadian Geographer/Geographe Canadien, 48: 62-75.

Cresswell T. (2005). Place. Icinde, Cloke P., Crang P. & Goodwin M. (Ed.), Introducing Human Geographies. Second edition. London: Hodder Arnold: 485-494.

Calis S.H. & Ozluk E. (2007). Jeopolitik: Mekanin Siyasallastirilmasi ve Suistimali. Icinde, Dagi Z. (Ed.), Uluslararasi Politikayi Anlamak: Ulus-Devlet'ten Kuresellesmeye. Istanbul: Alfa Yayincilik: 153-211.

Direk Z. (2014). Judith Butler: Toplumsal Cinsiyet ve Bedenin Maddelesmesi. Icinde, Direk Z. (Der.), Cinsiyetli Olmak: Sosyal Bilimlere Feminist Bakislar. Istanbul: Yapi Kredi Yayinlari: 67-84.

Dixon D. P. & Jones III J. P. (2006). Feminist Geographies of Difference, Relation and Construction. Icinde, Aitken S. & Valentine G. (Ed.), Approaches to Human Geography. London: Sage Publications: 42-56.

Domosh M. & Seager J. (2001). Putting Women in Place: Feminist Geographers Making Sense of the World. New York: The Guildford Press.

Donovan J. (2014). Feminist Teori: Entelektuel Gelenekler (Cev. Bora A., Agduk Gevrek M. & Sayilan F.). Istanbul: Iletisim Yayinlari.

Entrikin J. N. & Tepple J. H. (2006). Humanism and Democratic Place-Making. Icinde, Aitken S. & Valentine G. (Ed.). Approaches to Human Geography. London: Sage Publications: 30-41.

Feng Y. (2013). Kadinin Ozgur ve Butunsel Gelisimi: Feminizm ve Marksist Humanizmin Diyalektigi (Cev. Kizilcec D.). Istanbul: Canut Yayinevi.

Fenster T. (2005). Gender and the City: The Different Formations of Belonging. Icinde, Nelson L. & Seager J. (Ed.). A Companion to Feminist Geography. Malden: Blackwell Publishing & Wiley: 242-256.

Firat S. (2002). Kentsel Mekanlarda Kamusal Alan. Cagdas Yerel Yonetimler, 11(4): 41-72.

Fleetwood T. (2009). Space, Gender and Work: The Experiences and Identities of Female Street Traders in Central Pinetown, Durban. Degree of Master of Social Science, Geography and Environmental Management in the School of Environmental Sciences, University of KwaZulu-Natal, Durban.

Hall C. (1992). White, Male and Middle Class: Explorations in Feminism and History. Cambridge: Polity Press.

Harvey D. (1969). Explanation in Geography. London: Edward Arnold Publishers Ltd.

Harvey D. (1973). Social Justice in the City. Oxford: Blackwell Publishers.

Hubbard P. (2005): Space/Place. Icinde, Atkinson D., Jackson P., Sibley D. & Washbourne N. (Ed.). Cultural Geography: A Critical Dictionary of Key Concepts. London: Tauris: 41-48.

Hubbard P., Kitchen R., Bartley B. & Fuller D. (2002). Thinking Geographically: Space, Theory and Contemporary Human Geography. London: Continuum Press.

John A. (1980). By the Sweat of their Brow: Women Workers at Victorian Coal Mines. London: Croom Helm.

Johnston L. (2005). Man: Woman. Icinde, Cloke P. & Johnston R. (Ed.). Spaces of Geographical Thought. London: Sage Publications: 119-137.

Kitchen R. (2006). Positivist Geographies and Spatial Science. Icinde, Aitken S. & Valentine G. (Ed.). Approaches to Human Geography. London: Sage Publications: 20-29.

Knox P. & Pinch S. (2010). Urban Social Geography: An Introduction. Sixth edition. London: Prentice Hall.

Lambert D. (2004). Geography in the Holocaust: Citizenship Denied. Teaching History, 116: 42-48.

Lefebvre H. (1991). The Production of Space (Cev: Nicholson S.D.). Oxford: Blackwell Publishing.

Lefebvre H. (2014). Mekanin Uretimi (Cev: Erguden I.). Istanbul: Sel Yayincilik.

Martin J. (2005). Identity. Icinde, Atkinson D., Jackson P., Sibley D. & Washbourne N. (Ed.), Cultural Geography: A Critical Dictionary of Key Concepts. London: Tauris: 97-101.

Massey D. (1994). Space, Place and Gender. Minneapolis: University of Minnesota Press.

Massey D. (2004). Geographies of Responsibility. Geografiska Annaler, 86B (1): 5-18.

Massey D. (2005). For Space. London: Sage Publications.

McDowell L. (1992a). Space, Place and Gender relations, Part 1: Feminist Empiricism and the Geography of Social Relations. Progress in Human Geography, 17: 157-179.

McDowell L. (1992b). Space, Place and Gender Relations, Part 2: Identity, Difference, Feminist Geometries and Geographies. Progress in Human Geography. 17: 305-318.

McDowell L. (1997). Capital Culture: Women at Work in the City. Oxford: Blackwell Publishing.

McDowell L. (1999). Gender, Identity and Space: Understanding Feminist Geographies. First edition. Minneapolis: University of Minnesota Press.

McDowell L. (2007). Gender, Identity and Space: Understanding Feminist Geographies. Third edition. Minneapolis: University of Minnesota Press.

McDowell L. & Massey D. (1996). A Women's Place! Icinde, Agnew J., Livingstone D. N., Rogers A. (Ed.). Human Geography: An Essential Anthology. Oxford: Blackwell Publisher: 458-475.

McDowell L. & Sharp J.P. (1997). Practising Feminist Geographies: Editors' Introduction. Icinde McDowell L. & Sharp J.P. (Eds.). Space, Gender, Knowledge: Feminist Readings. London: Arnold Publishing: 99-104.

Mitchell D. (2000). Cultural Geography: A Critical Introduction. Oxford: Blackwell Publication.

Moss P. (2002). Taking on, Thinking about, and Doing Feminist Research in Geography. Icinde, Moss P. (Ed.). Feminist Geography in Practice: Research and Methods. Oxford: Blackwell: 1-20.

Natter W. & Jones III, J. P. (1997). Identity, Space, and Other Uncertainties. Icinde, Benko G. & Strohmayer U. (Ed.). Space & Social Theory: Interpreting Modernity and Postmodernity. Oxford: Blackwell Publishers: 141-161.

Ozluk E. (2007). Uluslararasi Iliskilerde Feminizm. Icinde, Cakmak H. (Der.), Uluslararasi Iliskiler: Giris, Kavramlar ve Teoriler. Ankara: Platin Yayinlan: 198-204.

Peet R. (1998). Modern Geographical Thought. Oxford Blackwell Publishers.

Pratt G. (2005). Masculinity-Femininity. Icinde Cloke P., Crangve P. & Goodwin M. (Eds.), Introducing Human Geographies. Second edition. London: Flodder Arnold: 54-64.

Rose G. (1993). Feminism and Geography: The Limits of Geographical Knowledge. Cambridge: Polity Pres.

Sharp J. (2004). Feminisms. Icinde, Duncan J.S.; Johnson N.C. & Schein R.H. (Ed.), A Companion to Cultural Geography. Oxford: Blackwell Publishing: 66-78.

Sassen S. (1990). Global City. Princeton: Princeton University Press.

Smith S. (2005). Society-Space. Icinde, Cloke P., Crang P. & Goodwin M. (Ed.). Introducing Human Geographies. London: Hodder Arnold: 18-33.

Soja E.W. (1989). Postmodern Geographies: The Reassertion of Space in Critical Social Theory. London: Verso.

Tuan Y.F. (1996). Space and Place: Flumanistic Perspective. Icinde Agnew J., Livingstone D.N. & Rogers A. (Eds.), Human Geography: An Essential Anthology. Oxford: Blackwell Publishers: 444-475.

Urry J. (1999). Mekanlari Tuketmek (Cev. Ogdul R. G.). Istanbul: Ayrinti Yayincilik.

UN (United Nations) (2015). World Population Prospects: The 2012 Revision Data Base. internet adresi: http://esa.un.org/wpp/unpp/panel_indicators.ht m. Erisim tarihi: 1.2.2015.

Vennes A. (1992). Home and Homeless in the United States: Changing Ideals and Realities. Environment and Planning D: Society and Space, 10: 445-468.

Watson S. & Austerberry H. (1986). Housing and Homelessness: A Feminist Perspective. London: Routledge and Kegan Paul.

Winchester H. & Costello L. (1995). Living on the Street: Social Organisation and Gender Relations of Australian Street Kids. Environment and Planning D: Society and Space, 13: 329-348.

M. Murat Yucesahin *

Ankara University

M. Murat Yucesahin *

Ankara Universitesi

* Doc.Dr. M. Murat Yucesahin, Cografya Bolumu, Dil ve Tarih-Cografya Fakultesi, Ankara Universitesi, Ankara-Turkiye. E-posta: mmyucesahin@gmail.com.

Article submission date : 20 April, 2015

Article acceptance date : 05 June, 2015

Makale gonderim tarihi: 20 Nisan, 2015

Makale kabul tarihi : 05 Haziran, 2015
COPYRIGHT 2016 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2016 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:Original Research Article/Ozgun Arastirma Makalesi; Gender of Neoliberalism; article in Turkish with English abstract
Author:Yucesahin, M. Murat
Publication:Kadin/Woman 2000
Geographic Code:7TURK
Date:Jun 1, 2016
Words:9921
Previous Article:Neoliberal burdens for women in academy: 'how dare we not work'/Akademideki kadinlarin neoliberal sikintilari: 'olur mu hic calismamak'.
Next Article:Representation of women power in TV commercials: the use of super heroes/Televizyon reklamlarinda kadinlarin guc temsili: super kahramanlarin...
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2020 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters