Printer Friendly

Feminist Soylemin Islamci Kadin Yazinina Etkisi/The Effect of Feminist Discourse on Islamic Women's Literature.

Giris

1990'li yillarda batili literaturde Musluman toplumlardaki kadin hareketlerini, kadin konusunda calisan aktivistlerin ve eser veren Musluman kadin yazarlarin calismalarini degerlendirmek icin Islamci feminizm kavrami kullanilmistir. Bu kavramin bir oksimoron olup olmadigi ya da isaret ettigi gorusler tartisilirken sekuler ve dindar Musluman kadinlarin uretimlerinin bir arada degerlendirilmesi sorun yaratmistir. Ayrica feminist soylemin etkisi bir on kabul olarak ele alinmis ve Islamci feminist olarak nitelendirilen bu kadin dusunur ve yazarlarin calismalari da feminist uretimin bir parcasi olarak degerlendirilmistir. Bu etkinin ya da ozne olarak bu surece katilan kadinlarin etkilenmesinin boyutlari uzerinde yeterince durulmamistir (Guc, 2008).

Islamci feminizm kavraminin nasil ortaya ciktigi ve bu kavramin ne ifade ettigi uzerinde yapilmis pek cok calisma mevcuttur (Abou-Bakr, 2001; Badran, 2001, 2002; Darvishpour, 2003; Moghadam, 2002; Mojab, 2001, Tohidi, 2003). Ancak bu kadin yazininin degerlendirilmesi konusunda bir ilgi eksikligi goze carpmaktadir. Bu ilgi eksikliginin arka planinda ele alinan konunun cok kapsamli olmasi ve Musluman kadin kategorisi altinda farkli ulkelerden kadinlarin degerlendirilmeye calisilmasi yatmaktadir. Batili literaturde Musluman toplumlardaki sekuler ve dindar kadinlar ele alinirken dunya gorusleri dikkate alinmaksizin Musluman kimliklerine vurgu yapilmaktadir. Islamci feminizm uzerine yapilmis calismalarda Musluman nitelemesi kulturel kimlige isaret etmekte ve farkli ulkelerden kadinlarin calismalarini bir arada inceleyebilmek amaci ile kullanilmaktadir. Dunya goruslerinde ve dine karsi tavirlarinda onemli farklar bulunan kadin yazarlarin ayni kategori altinda ele alinmasi kadin calismalari acisindan ciddi bir sorun olusturmaktadir. Bunu Islamci feminist olarak kabul edilen yazarlarin bakis acilarindaki farkliliklarda ve Islamci feminizmin ornekleri olarak incelenen calismalarda gormek mumkundur. Bu calismalarda Nilufer Gole, Amina Wadud, Teslime Nesrin, Cihan Aktas, Fatima Mernissi gibi farkli dunya goruslerine sahip kadin dusunur ve yazarlar Islamci feminist ya da Musluman feminist olarak kabul edilmektedir.

Islamci feminist ifadesinin hem sekuler hem de dindar Musluman kadinlari tanimlamak icin kullanilmasi her iki grubun calismalari arasindaki farklari gorebilme konusunda da sorun yaratmaktadir. Iste bu nedenle, bu makale Islam dininde kadinin konumu ve kadinla ilgili tartismali konularda dine dislayici yaklasmayan kadin yazinini Islamci kadin yazini olarak ele almaktadir. Bu noktada belirtilmesi gereken makalede Islamci ifadesinin ideolojik bir durustan ziyade din ve gelenek karsisinda bir konumlanis olarak kullanilmasidir. Buna gore kadinin Islam dini ve gelenegindeki konumunu savunmaci bir yaklasimdan cikarak inceleyen, gelenegi elestirel bir tutumla ele alirken Kur'an ve hadisleri kadin-duyarli bir perspektifle ve kadinlar lehine inceleyen Amina Wadud, Asma Barlas, Rifat Hassan, Azizah al-Hibri, Leila Ahmed, Cihan Aktas, Hidayet Sefkatli Tuksal gibi kadin yazarlara Islamci kadin, calismalarinin olusturdugu literature ise Islamci kadin yazini nitelemesi yapilmistir. Sekuler Musluman kadin ifadesi de Musluman bir ulke ya da toplumda yasayan ya da Musluman kulturel kimligine sahip ancak dine karsi mesafeli bir durusu olan ve daha elestirel bir tutum takinan Fatima Mernissi, Neval al-Saadawi, Fetna Ayt Sabbah gibi kadin yazarlar icin kullanilmistir. Makalede Islama kadin yazar ifadesi daha dar bir kategori olarak dusunulmus iken Musluman kadin yazar ifadesi batili literatur dikkate alinarak sekuler ve dindar kadinlari kapsayan daha genel bir ifade olarak kullanilmistir (1).

Islamci feminizm basligi altinda toplanan calismalarda ve kadin hareketlerinde dikkat edilmesi gereken bir diger onemli nokta, bu calismalarin farkli toplum ya da kulturlerin sorunlarina isaret ediyor olabilecegidir. Pek cok Musluman kadin yazar yasadigi ulkeye ya da icinde yetistigi kulture ozgu sorunlari tartismaktadir. Bununla birlikte kadinin toplumdaki konumu, dini kaynaklarda ele alinis bicimi ve kendisine verilen roller gibi daha genel konulari ele alan yazarlar da vardir. Makalede bu ikinci kategoride yer alan Islamci kadin yazarlarin batili feminist soylemin temel argumanlarini ne olcude kullandiklari incelenmektedir. Bunun icin de ilk once Islamci kadin yazininin olusumu ve temel yaklasimlari ele alinmakta, son olarak da bu kadin yazininin feminist bir teolojiye donusme imkani tartisilmaktadir.

Islamci Kadin Yazininin Olusumu

Islamci kadin yazini, Musluman kadin sorunu ve bu sorunla baglantili gorulen konulari teolojik tartismalari da dikkate alarak kadin perspektifinden ele alan calismalardan olusmaktadir. Feminist soylemin bu kadin yazina etkisi sorgulanmadan kabul edilmektedir. Esasinda feminist soylem, teorik tartismalarinin sekillenmeye basladigi 19. yuzyildan itibaren Musluman kadinlarin yasamlarina ve dusunce dunyalarina tesir etmistir. Ancak bu etkilenme dolayli olmustur. Zira bu yuzyilda oryantalist ve somurgeci soylemler feminist elestiriyi bir enstruman olarak kullanmis, bu soylemlere karsi cevap ureten milliyetci akimlarda da yine savunmaci bir yaklasimla Musluman kadin ve kadin yasami ile ilgili gorulen haremlik-selamlik, kadinin toplumsal hayata katilimi ve egitimi gibi konulardaki tartismalarda belirleyici olmustur. Batili feminist soylemden etkilenme surecinin baslangicinda Musluman kadinlarin daha ziyade pasif kaldiklari, ancak zamanla daha bilincli ve aktif bir sekilde feminist soylemle diyaloga girdikleri gorulmektedir. Bu soylem Islam kulturunu ve Musluman toplumlardaki kadin algisini ve bu konunun ele alinisini etkilemeye devam etmektedir.

Somurgeci ve oryantalist yaklasimlar, Musluman kadinin toplumsal hayata katilimi ile ilgili meselelerde milliyetci soylemlerdeki savunmaci yaklasimin gelisiminde etkili olmustur. Zira her iki yaklasim da batili feministlerin kendi dinleri, gelenekleri ve toplumlari icin yaptiklari sorgulamalari kullanarak Islam'da kadin anlayisini ve Musluman toplumlardaki kadin yasamini tartismaya acmislardir (Arebi, 1991). Bu tartismalarin genel itibari ile tum Muslumanlarda ozelde ise Musluman kadinlarda bir savunma psikolojisi dogurdugu da soylenebilir (2) 1980'lere kadar etkilenmenin daha cok kulturel boyutta oldugu ve bu asamada kadinlarin bu soylemin karsisinda genel itibari ile pasif bir konumda kaldiklari soylenebilir.

Disaridan gelen etkilerle baslayan Musluman kadinin toplumsal konumu ile ilgili tartismalara modernlesme cabalari ve uluslasma surecinde milliyetci soylemler de katki yapmistir. Bu asamada onemli olan kadin yazarlarin da bu tartismaya aktif olarak katilmalaridir. Ancak bu durumun baslangicta ozgun bir kadin hareketi meydana getirmek yerine kadinlari geri planda tuttugu gorulmektedir. Uluslarin insasi surecinde, Musluman kadinlara batili hemcinslerinin elde etmek icin mucadeleye devam ettikleri birtakim haklarin hemen verilmesi bu duruma guzel bir ornek teskil etmektedir. Turkiye, Misir, Iran gibi ulkelerin milliyetci hareketleri ve uluslasma sureclerinde kadinlara verilen haklar paradoksal bir durum da olusturmustur; bir donem icin kadinlari yeni ulusun sembollerinden birine donusturmus ancak uzun vadede kadinlarda yeni bir bilincin gelismesine katki saglamistir.

Feminist soylemden etkilenme surecinin baslangicinda onemlinoktalardan biri feminist teorilerin gelisim asamasinda olusu ve Islamci kadinlarin feminist soylemi takip etme imkanlarinin oldukca sinirli olmasidir. Bu donemde, batidaki gelismeleri dikkatle takip eden erkek yazarlar kadin konusundaki tartismalarda daha belirgin rol oynamislardir (3). Diger bir husus bu donemde Osmanli kadin hareketi ya da Misir'daki kadin hareketlerinde feminizmin yuzeysel ele alinmis olmasi, toplumsal donusumun ve yeni bir toplum insa etme arzusunun daha on planda tutulmasidir. Kisacasi bu donemde din ve gelenek icinde Musluman kadinin konumunu tartisan bir Islamci kadin yazini henuz olusmamis, bu literaturun olusmasi icin 1980'li yillari beklemek gerekmistir. Bu yillardan itibaren Musluman kadinlarin postmodern soylemlerin de etkisiyle ciddi bir sorgulamaya girdikleri ve ozgun calismalar urettikleri soylenebilir. Ancak bu calismalar, Musluman kadin yazarlarin dine karsi kendilerini nasil konumladiklari dikkate alinmaksizin Islamci feminizm basligi altinda degerlendirilmistir (Guc, 2008).

Islamci feminist soylemin gelisiminde batili feminist literaturun bir doygunluk seviyesine gelmesinin ve zengin teorik tartismalarinin etkisi vardir. Feminist literaturu inceleme imkani bulan Musluman kadin dusunurler eserler vererek bu tartismalara katilmaya baslamislardir. Bu eserlerde feminist elestiriden istifade ederek din ve gelenek baglaminda kadin konusunu tartismislar ve bu calismalari 1990'li yillarda ayri bir kategori olarak degerlendirilebilecek duzeye ulasmistir. Bu tarihten onceki surecte kadin hareketleri on plana cikmis olsa da kadin-duyarli bakis acisini yansitan ozgun akademik calismalarin yapildigini soylemek oldukca zordur. Bu ilk calismalarda savunmaci bir yaklasim ile oryantalist ve somurgeci soylemlere cevap vermek amaci baskin oldugu icin feminist soylem ile de celiskili bir diyaloga girildigi soylenebilir. Ancak ikinci asamada kadin sorunlarinin oncelendigi calismalar ile ozgun bir Islamci kadin yazini da olusmaya baslamistir. Bu kadin yazininin olusmasi Islam kulturu icinde bir kadin bilincliligi ve duyarliliginin gelismesi acisindan onemlidir. Feminist soylemin kadin/erkek dikotomisi konusunda yaptigi tespit ve elestiriler, Musluman toplumlarda gozlenen kadin onyargili tutum ve yargilarin sorgulanmasinda yardimci olmaktadir. Din, kadin/erkek dikotomisine imkan vermis midir? Yoksa kadin konusundaki onyargilar erkek yorumcularin calismalari ile gelenek icinde mi olusturulmustur? Bu sorulara cevap aranirken dinin ana kaynaklarina, asr-i saadet yasantisina ozel bir onem verildigi ve sekuler Musluman kadinlar kadar Islamci kadin yazarlarin da Islam dini ve geleneginin kadina bakis acisini sorgulamaya basladiklari gorulmektedir. Feminist soylemin etkileri, Islam'in esas itibari ile kadin-karsiti olmadigi, yapilan din yorumlarinin buna neden oldugu seklinde bir kanaatin gelismesinde de ortaya cikmaktadir. Bununla birlikte, bir meta-anlatiya donusen feminist soylemin baskici tavri sebebi ile Islam kulturundeki kadinlarin bu yeni bilincliligi bir feminist hareket olarak degerlendirilmekte ve bu da paradoksal bir durum dogurmaktadir (4).

Feminist soylem ile diyaloga giren Musluman kadin yazarlar iki temel yaklasim sergilemektedirler. Yazarlarin bir kismi feminist soylemi elestirerek bu soylemin ortaya attigi iddialarin dogrulugunu sorgulamakta ve kendi gelenegi baglaminda savunmaci bir yaklasim sergilemektedir (5). Bu yazarlarin feminist soylemi elestirmekle birlikte kimi argumanlarindan da etkilendikleri soylenebilir (5). Savunmaci yaklasim daha cok 19. yuzyil sonu ve 20. yuzyil ortalarina kadar gozlenen bir tavir olmakla birlikte ornekleri halen bulunabilir. Ancak 1980 sonrasinda yapilan ozgun calismalar dikkate alindiginda bu yaklasimin Musluman kadinlar arasinda gittikce azaldigi soylenebilir. Ikinci yaklasima sahip kadin yazarlar ise Musluman kadin sorununu analiz ederken feminist elestiriyi ve feminist soylemin argumanlarini kullanmaktadirlar. Bu yaklasim ile yapilan calismalar Islamci kadin yazinini olusturmaktadir. Yine bu yazindaki temel yaklasimlar Musluman kadin dusunurlerin ozgun bir teoloji uretme potansiyellerini goz onune sermektedir.

Bir sonraki bolumde Islamci kadin yazinini yakindan taniyabilmek ve feminist soylemin etkilerini analiz edebilmek icin bu yazinda ortaya cikan temel yaklasimlar ele alinacaktir. Bu yaklasimlarin incelenmesi Islamci kadin yazarlarin ne olcude feminist soylemin iddia ve elestirilerini kullandiklarini degerlendirebilmek bakimindan onemlidir.

Islamci Kadin Yazininda Temel Yaklasimlar

Islam kulturune sahip toplumlarda kadinin toplumsal konumunun tartismaya acilmasina etki eden feminist soyleme karsi farkli durus noktalarindan cevaplar uretilmistir. Bunlarin icinde degerlendirilmesi gereken Islamci kadin yazini kadin-duyarli bir bakis acisini yansittigi icin oldukca onemlidir. Bu bakis acisinin gelisiminde feminist soylemin katkisi goz ardi edilemez. Ramazanoglu (1998)'nun ifade ettigi gibi feminist hareketler zengin bir deneyim ve tartisma gelenegine sahip olduklari icin Musluman kadinlarin feminist soylemden etkilenmeleri ve kendilerini sorgulamalari oldukca dogaldir. Yine ona gore erkek-egemen dunyada benzer ezilme bicimlerini tecrube ettikleri icin Musluman kadin yazarlar benzer sorunlari dile getirmektedirler. Bilhassa Islamci kadin yazarlarin ataerkillik olgusunun cozumlenmesinde zengin bir birikime sahip feminist soylemden istifade ettikleri gorulmektedir.

Islamci kadin yazininda on plana cikan toplumsal cinsiyet, cinsiyetcilik, ataerkillik gibi konularin ele alinisinda hem feminist soyleme cevap uretilmekte hem de feminist soylemin temel argumanlari kullanilarak din ve gelenek baglaminda kadin konusu tartisilmaktadir. Bilhassa feminist elestiriden istifade edilerek cinsiyetci yaklasimlarin belirgin hale geldigi ataerkil ve erkek merkezli dusunce yapilari tartisilmaktadir. Yine cinsiyetci yapilarin elestirilerini yapmak uzere toplumsal cinsiyet konusuna ozel bir onem verilmektedir. Cinsiyetcilik (sexism) kendini hem yapilarda hem de dusunce bicimlerinde gosterdigi icin cinsiyetci yaklasimlari destekler gorunen dinin ve gelenegin tartisilmasi da on plana cikmaktadir. Islamci kadin yazarlar Islam kulturu icindeki cinsiyetci yaklasimlari cozumlemeyi onceledikleri icin calismalarinda ataerkillik ve erkek merkezli dusunce yapisi ile ilgili degerlendirmeler de belirgin olmustur.

Ataerkil Sistem ve Erkek Merkezli Dusunce Yapisinin Elestirisi

Musluman kadin yazarlar arasinda Islam kulturunde cinsiyetciligi besleyen ataerkil yapilarin ana kaynaginin din mi yoksa gelenek mi oldugu onemli tartisma konularindan biridir. Bu konuda iki yaklasim ortaya cikmistir. Birinci yaklasim Islamci kadin yazininda gorulmektedir. Bu yaklasimda gelenegin ataerkil karakterine vurgu yapilmakta ancak dinin temel kaynaklari iceriden bir bakis ile incelenmektedir. Bu incelemelerde dinin temel kaynaklarinin degil yorumlarinin gelenekte belirgin hale geten ataerkil dusunce ve yapilari destekledigi gorusu on plana cikmaktadir. Ikinci yaklasim sekuler Musluman feministlerin calismalarinda belirgindir. Onlara gore hem din hem de gelenek ataerkil karakterdedir ve cinsiyetci yaklasimlari desteklemektedir.

Ataerkillik, feminist yazindaki elestirel bakis acisini yansitan onemli bir kavramdir. Kandiyoti (1997)'nin de ifade ettigi gibi ataerkilligin maddi temelleri cinsiyetler arasindaki isbolumune -ve ozellikle ureme biyolojisinin gerceklerine-dayanmakta ve buyuk olcude ideolojik alana atfedilen yaklasimlari ifade etmektedir. Weber (1987) de ataerkil otoritenin ilk kaynaginin ekonomi olduguna isaret etmektedir. Bu nokta dikkate alindiginda kadin-erkek iliskilerini ekonomik gerekcelerle duzenleyen dini yasalar ve gelenegin onemi artmaktadir. Islamci kadin yazininda da mesruiyetini dinden ve gelenekten alan ataerkil yapilarin cozumlenmesi on plana cikmaktadir. Yine Weber (1987)'in belirttigi gibi ataerkillik mesruiyetini gelenekten almaktadir. Bu husus Islamci kadin yazininda dile getirilmekte ve elestirilerin ana hedefi gelenek olmaktadir.

Sekuler Musluman feministler ile Islamci kadin yazarlarin elestirilerindeki en onemli ayrisma noktalarindan biri ataerkilligin elestirisidir. Sekuler Musluman feministlerin ataerkillik elestirisi gelenek kadar dinin bizzat kendisini ve Islam'in ilk donemini de kapsamaktadir. Onlara gore Islam dininde erkegin kadin karsisindaki basat konumu sarsilmamistir (Saadawi, 1991). Aksine Islam dini ataerkil bir yapi tesis etmis (Sabbah, 1995) ve bu yapi, Islami evlilik ve aile iliskileri ile devam ettirilmistir (Mernissi, 1995; Saadawi, 1991). Mernissi (1995)'ye gore Islami duzenin tesisi icin erkek egemen bir aile yapisi kurmanin gerekliligini fark eden peygamber, kismen kadin iradesine bagli olan bir aile yapisindan, tumden erkek denetimindeki bir aileye gecmek amaciyla cokeslilik, bosanma, zina yasagi ve babalik teminatini tasarlamistir. Sekuler Musluman feministler dinin ve gelenegin ataerkil karakterini elestirirken Islam oncesinde Arap toplumundaki anaerkil egilimlerin varligina da isaret etmislerdir (Mernissi, 1995; Saadawi, 1991). Yine onlara gore Islami duzende iktidar olgusunu yerlestirmek icin bu anaerkil egilimler yok edilmistir. Sabbah (1995) kadinin nesnelestirilmesinin ataerkil egemenlik stratejisinin temel kosulu oldugu icin yasanmasi zorunlu bir surec olduguna isaret etmektedir. Kisacasi sekuler Musluman feministlere gore Islami toplum duzeni erkek egemendir ve kadinla erkek arasinda hiyerarsik bir iliski olusturmaktadir (7).

Islamci kadin yazarlar da ataerkil toplum yapisinda insanligin kadin boyutu yonunden koturum kaldigi seklindeki feminist yaklasimi benimsemislerdir (Garaudy, 1990). Bununla birlikte bu kadin yazarlar Islam dininin ataerkil bir din oldugu ve kadini ikinci plana ittigi seklindeki yaklasimi kabul etmemekte, sadece kadinlarin toplumsal hayatta ikinci plana itildigi gercegini dikkate alip bunun nedenlerini arastirmaktadirlar. Aktas (1984) orneginde gorulebilecegi gibi bu kadin yazinindaki temel gorus erkek hakimiyetinin Islami olmadigi, cinsiyetci yapilarin gelenekte insa edildigidir.

Feminist elestiride ataerkil yapilara yerlesmis olan cinsiyetci yaklasimin dinler tarafindan desteklendigi hakim goruslerden biridir. Badinter (1992) dinlerin ataerkil sistemleri desteklemesini erkege verilen yetkeye baglamaktadir. Bu yetke yaratilista erkege verilen oncul olma ve yaratanin en seckin temsilcisi olmasi ile saglamlastirilmaktadir. Bu anlayisi destekleyen inanc ve degerler sistemi de erkege ve erkeksi oldugu kabul edilen ozelliklere oncelik tanimaktadir. Bu analizleri dikkate alan Islamci kadin yazarlar yaptiklari calismalarda dini ve gelenegi ataerkillik olgusu baglaminda incelemislerdir. Onlara gore ataerkil yapilar ve erkek merkezli dusunce bicimi gelenek icinde gelismistir. Bununla birlikte gelenekte var olan ataerkil yapinin olusumunda dinin eril bir dile sahip olmasinin ne derece etkili oldugu da tartismaya acilmistir. Islamci kadin yazininda ataerkil yapilanmanin Islam dininin ortaya ciktigi 7. yuzyil Arap yarimadasinda da gecerli olduguna (Tuksal, 2001) ve Islam'in ataerkil bir topluma geldigine dikkat cekilmektedir (Vedud-Muhsin, 2000). Buna gore Kur'an'in toplumsal meseleler ile ilgili cozumlemelerine eski Arap toplumunda var olan tutumlar yansimistir ve Kur'an Mekke doneminde ataerkil bir topluma hitap ettigi icin onlarin bakis acilarini da dikkate almistir (Vedud-Muhsin, 2000). Islamci kadin yazarlara gore Kur'an'da ataerkil ifadelerin ve ataerkil bir tonun varligi dogaldir. Asil sorun bu ataerkil tonun daha sonraki yorumcular tarafindan mutlaklastirilmasi ve gelenegin ataerkil bakis acisini kutsamasidir. Vedud-Muhsin (2000: 125)'in ifadesi ile:
Kur'an vahyinin nazil oldugu donemdeki kulturel onyargilar daha sonraki
yorumculari da etkilemistir. Kur'an farkli toplumsal cevrelere intibak
edebilme vasfina sahip oldugu halde, yedinci yuzyil Arabistan'inda var
olan belirli bir toplumsal duzeni destekledigi seklinde yanlis
anlasilmistir.


Islamci kadin yazininda Islam'in bugunku uygulanis sekli ataerkil bir gorunume sahip olsa da Islam dininin gercekte boyle olmadigi dile getirilmektedir. Aktas (1995)'a gore ataerkillik yalnizca Islam kulturunde mevcut olan, Islam kulturuyle ozdeslesmis veya sirf bu kultur tarafindan uretilmis bir ozellik degildir. Islamci kadin yazarlara gore genel ilkeleri ve ideal toplum anlayisi dikkate alindiginda Kur'an'in geriye donuk degil, farkli toplumlar icin ileriye donuk bir degisime yonelttigi gorulebilir. Vedud-Muhsin (2000) gunumuz toplumlarinin ilk Islam toplumunun noksanliklari ile sinirlandinlmamasi gerektigi gorusundedir. Yine ona gore Kur'an'in, toplumsal ataerkillik, evlilikte ataerkillik gibi bazi konularda tarafsiz bir tutum takindigi bir gercektir. Bu tarafsiz tavir da o donem icin oldukca makuldur. Zira Kur'an'in tek hedefi, kadinlarla ilgili bilincin yukseltilmesi gibi toplumsal etkilesimin tek bir yonu degildir.

Ataerkil yapilarla birlikte degerlendirilmesi gereken bir diger onemli olgu da erkek merkezli dusunce bicimidir. Islamci kadin yazarlara gore Islam gelenegi icindeki hakim yaklasimin erkek merkezli oldugu soylenebilir (8). Bu dusunce bicimi ile sekillenmis kultur ve toplumda erkeklik ozellikleri ve degerleri oncelenmistir. Bu durumda kadina ait kabul edilen ozellikler ve degerler onemsizlestirilmis olmaktadir. Sabbah (1995) erkekler tarafindan kadinlari kendilerine baglamak icin uretilen soylemlerin kadinlari bu soylemlere indirgemek icin oldukca etkili bir yontem olduguna isaret etmektedir. Islamci kadin yazininda ise, Tuksal (2001)'in da isaret ettigi uzere, ataerkil dunya gorusunun yani erkegi onceleyerek kadini asil insan konumundan uzaklastiran dogmalarin, bir doga yasasi degil bir bakis acisi ve anlamlandirma bicimi oldugunun alti cizilmistir. Yine erkek degerlerinin on plana cikanlip kadin degerlerinin ikincil planda itilmesi elestirilmistir (Aktas, 1992).

Islamci kadin yazininda ataerkillige karsi cikilmasi gerektigi fikri butun yazarlarin calismalarina yansimis bir oncul gibi gorunmektedir. Ancak bu karsi cikis anaerkil bir kulturun olusturulmasi adina degil esitlikci ve isbirligine dayanan bir sistem icin yapilmaktadir. Bunun icin de ataerkil gelenek icinde erkek merkezli bakis acisinin sindigi Kur'an yorumlari, hadis rivayetleri ve Islam hukukundaki yaklasimlar cozumlenmektedir (9). Islamci kadin yazarlarin gelenek icerisinde kadin/erkek dikotomisine neden olan unsurlarin arastirilmasi ve cozumlenmesindeki temel yaklasimlarinin tespiti feminist soylemden etkilenmenin ne derece mumkun oldugunu da ortaya koymaktadir. Bu sebeple Islamci kadin yazinindaki ikinci temel yaklasim olarak cinsiyetcilik ve toplumsal cinsiyet ile ilgili degerlendirmeler ele alinacaktir.

Cinsiyetcilik ve Toplumsal Cinsiyet Konusundaki Degerlendirmeler

Cinsiyetcilik kendini yetiskin erkegi digerleri icin normatif kilan ve insan olmayi erkek olmakla ozdeslestiren dusunce kalibinda gostermektedir. Cinsiyetci yaklasimda kadinin toplum ve kulturdeki rolu daha az degerli kabul edilmektedir ki burada belirleyici unsur biyolojik ozelliklerdir. Johnson (1995)'in ifade ettigi gibi cinsiyetcilik sistemi sadece kadinlarin degil ayni zamanda guclu, rasyonel, kontrollu gibi insanlik ozelliklerinin dar cercevesine hapsedilen erkegin de degerini azaltmakta ve erkegin kendisini diger ozellikler acisindan gelistirmesine izin vermemektedir.

Islamci kadin yazarlar, rol dagilimi baglaminda sabit erkek ve kadin kimliklerini belirleyen cinsiyetci yaklasimin Islam kulturunde de var oldugunu ifade etmektedirler. Ataerkil yapilar ve erkek merkezli dusunce uzerindeki degerlendirmelerinde cinsiyetci yaklasimlari da sorgulamaktadirlar. Bununla birlikte bu kadin yazarlara gore cinsiyetci yaklasim Islam dininin kendisinden degil yorumlarindan kaynaklanmaktadir. Onlara gore bu yaklasimin dini yorumlara yansimasi nedeni ile kadinlar toplumda ikinci plana itilmis ve gelenek icinde kadin-karsiti bir soylem insa edilmistir. Bu sebeple geleneksel Islam dusuncesinde ortaya cikan kadin-karsiti yorumlari tespit etmek ve kadin-duyarli alternatif yorumlar getirmek gerekmektedir.

Kadin sorunu ve toplumsal cinsiyet iliskileri 20. yuzyilin basindan itibaren Musluman dunyadaki dini ve siyasi soylemlerin merkezinde yer almistir. Mir-Hosseini'nin (1992) de belirttigi gibi Islam ve toplumsal cinsiyet iliskisi konusunda farkli yaklasimlar mevcuttur. Ona gore Islam'in kadini geri plana ittigini dusunenler ile kadin sorununu cozmek icin yegane kaynak olarak Islam'i gorenler konuya farkli acilardan yaklasmaktadir. Sekuler Musluman feministler bizzat dinin mekani cinsiyete/cinsiyet rollerine gore boldugunu iddia etmektedirler (Mernissi, 2003). Saadawi (1991)'ye gore erkek ve kadinlara ickin olduklari dusunulen niteliklerin gercekte toplumdan, cevreden ve cesitli toplumsallasma ve egitim sureclerinden edinildigi ve cinsiyetler arasindaki iliskilerin degismez, ezeli bir modeli olmadigi gercegine iliskin pek cok kanit vardir. Islamci kadin yazarlara gore ise bu dagilim gelenek icinde kurgulanmis ve geleneksel kadin rolleri, ideal erkek rolune karsit olarak insa edilerek ataerkilligin devami saglanmistir. Bu nedenle de Islam gelenegindeki kadin anlayisi ve kadin rollerini tartismaya acmak gerekmektedir.

Islamci kadin yazarlara gore gelenek icinde cinsiyetciligin pek cok ornegi bulunabilir. Gunumuzde de Musluman toplumlarin cogunda cinsiyet esitsizligi gorulmektedir. Al-Hibri (1997)'nin de ifade ettigi gibi temeli dine dayandirilan bu esitsizligin en belirgin goruldugu alan ise Islam hukukudur. Bir ornek vermek gerekirse, Tuksal (2001)'in isaret ettigi uzere, hayizli kadin ile cinsel iliskiye girmek haram fiillerden sayildigi halde, bu konuda fikihcilarin degerlendirmeleri cinsiyetci yaklasimi ortaya koymaktadir. Fakihler bu haram fiili erkek sucu olarak degerlendirmisler ve bu fiili isleyen erkege oldukca cuzi bir ceza vermislerdir. Ote yandan kadina ait kabul edilen nankorluk, kiskanclik gibi ozelliklerin cezasi soz konusu oldugunda verilen ceza daha agir olmustur:
Nankorluk, cimrilik, huysuzluk, kiskanclik gibi kadin suclarina
cehennem cezasinin uygun goruldugu bir literaturde 'bir haramin
islenmesi' olarak tanimlanan 'erkek sucu'na cogu alimce kefaretin bile
gereksiz bulunmasi, cinsiyetci bir yaklasimin varligini acikca gozler
onune sermektedir (Tuksal, 2001: 171).


Hadis rivayetlerinde de cinsiyetci yaklasimin ornekleri bulundugu icin Islamci kadin yazarlar Kur'an'in temel prensiplerini dikkate alarak Islam kulturundeki cinsiyetci yaklasimlari degerlendirmeyi tercih etmislerdir (Bkz. Al-Hibri, 1997). Onlara gore Kur'an'da cinsiyet ayrimciligi yoktur (Aktas 1992) (10). Aksine Wadud (2008)'un isaret ettigi uzere Kur'ani dunya gorusunde toplumsal cinsiyet esitligine imkan taninmakta, Nisa suresi 34. ayet gibi bir iki ayet disinda Kur'an toplumsal cinsiyet esitligine imkan vermektedir. Ornegin, Kur'an'da Havva'nin Adem'in kaburga kemiginden yaratildigina dair bir bilgi yoktur (Hassan, 1996). Al-Hibri (1997)'ye gore peygamberin ogretilerini istedikleri gibi yorumlayan fakihler kadinlar hakkinda bu tarz olumsuz sonuclar doguracak yaklasimlarin yerlesmesinden birinci derecede sorumludurlar. Islamci kadin yazininda cinsiyetcilik gelenek ile ilgili bir sorun olarak tartisilmaktadir. Mernissi (1995) ise Islami duzenin cinsiyetci olmadigi gorusunu savunmaktadir. Bu gorusunu de Islami duzende erkegin kendini gerceklestirmesinin en az kadininki kadar zayif ve sinirli tutulmasina dayandirmaktadir.

Toplumsal cinsiyet konusu son zamanlarda uzerinde yogun olarak calisilan bir konudur. Islamci kadin yazarlar da toplumsal cinsiyet kavramini kadin ve erkek rollerinin din ve kulturun etkisi ile nasil sekillendigini tartismak icin kullanmaktadirlar. Toplumsal cinsiyet yaklasimina gore kadin ve erkegin nasil davranmasi gerektigi, hangi rolleri ustlenecegi toplum tarafindan belirlenmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinin, kadin ve erkegi farkli alanlara yerlestirdigi, kadini geri plana ittigi ve boylece ataerkil sistemi devam ettirdigi kabul edilmektedir. Ayni zamanda kadin ve erkek tanimlarinin toplumsal roller baglaminda yapilmasinin cinsiyetci bir yaklasimi dogurdugu da vurgulanmaktadir.

Islamci kadin yazarlar, Sabbah (1995: 94)'in ifadesi ile "cinsiyet ayriminin ve erkek muminin kadin muminle surdurdugu egemenlik iliskisinin, Islam alemini ayakta tutan, ona yansiyan ve onu yansitan temel bir iliski bicimi oldugu" seklinde ozetlenebilecek iddiayi dikkate alarak toplumsal cinsiyet konusunu tartismaktadirlar. Bu noktada toplumsal cinsiyet rollerinin din tarafindan mi yoksa gelenek tarafindan mi insa edildigi onem kazanmaktadir. Yine bu rollerin, kadinin toplumsal hayattan geri kalisi ile yakindan iliskili olmasi konunun onemini artirmaktadir. Genel olarak dile getirilen gorus toplumsal cinsiyet rollerinin gelenek icinde olusturuldugudur. Cinsiyetci bir yaklasimin urunu olarak da gorulen ve kadini ozel alana hapseden roller dagiliminin gelenek icinde nasil insa edildigine dair birtakim cozumlemeler yapilmistir. Bu cozumlemelerde Stowasser (1998)'in ifade ettigi gibi bilhassa Kur'an'a basvurulmakta ve Nisa suresi 34. ayet uzerinde durulmaktadir. Wadud (1999, 2008)'a gore bu ayette gecen kavvamune ala ifadesi kadinlarla erkekler arasindaki iliski ile ilgili kabul edilen en onemli Kur'ani ifadedir. Musluman dusunurler arasinda bu ifade ile ilgili iki temel yaklasimin oldugu soylenebilir. Birinci yaklasim erkeklerin kadinlardan ustun oldugunu savunmaktadir. Bu ayetten hareket eden pek cok erkek yorumcu ve dusunure gore erkekler kadinlara ustun kilinmistir (Haddad, 1998). Ikinci yaklasim ise daha ziyade kadin dusunurler tarafindan dile getirilmekte ve 7. Yuzyil Arabistan'inda erkeklerin para kazanip ev gecindirdikleri icin kadinlarin koruyuculari olarak goruldugu seklindeki yorum kabul edilmektedir (Stowasser, 1998).

Sekuler Musluman feministlere gore bu ayette yer alan kavvamune ala ifadesi erkeklerin kadinlardan ustun oldugu fikrini pekistirmektedir (Bkz. Sabbah, 1995). Mernissi (2003)'ye gore bu ayet ile cinsiyet rolleri cok acik bir sekilde tanimlanmistir ve rollerin dagiliminda ekonomik gerekcelerin onemi buyuktur. Ona gore bu ifade kadini cinsel nesne, erkegi ise gecim saglayan kisi olarak konumlandirmaktadir. Erkegin yaratilistan ustun oldugunu dusunen gelenekciler ise bu ayete dayanarak evde sorumlu olan kisinin dogal olarak toplumun dini ve siyasi liderligini de ustlenecegini iddia etmektedirler (Haddad, 1998). Islamci kadin yazarlar ise ayni ayeti hem sekuler Musluman feministlerden hem de gelenekcilerden farkli bir sekilde ele almaktadirlar. Ayette erkeklerin kadinlarin nafakalarini sagladiklari icin onlarin koruyuculari oldugu fikrinin islendigini belirten Islamci kadin yazarlara gore bu rol dagilimi erkeklerin ustun olmasini gerektirmez. Zira esitlikci bir yaklasimi on plana cikaran Kur'an'da kadin ve erkek tam ahlaki ve dini esitlige sahiptir (11). Ahmed (1992)'in de isaret ettigi gibi Kur'an'da ahlaki ve dini esitligin acikca dile getirilmis olmasi kadin yazarlarin neden Islam'in cinsiyetci olmadiginda israr ettiklerini de aciklamaktadir. Ayrica Islamci kadin yazarlar, Kur'an'daki kadin erkek esitligini aciklayan ayetleri ele alip toplumsal cinsiyet konusunu tartismaktadirlar. Bu baglamda Nisa suresi 34. ayet Hucurat suresi 13. ayet ile birlikte ele alinmakta ve kadin-duyarli bir yorum getirilmektedir.

Islamci kadin yazininda roller dagilimi kadin ve erkegin farkli ozelliklere sahip olmasina baglanmaktadir (Barlas, 2003; Wadud, 2008). Esas itibari ile toplumsal cinsiyet rolleri ve biyolojik ozellikler arasinda yakin bir iliski vardir. Ancak sorun, toplumsal rollerin erkegin ustunlugunu vurgulayacak sekilde ele alinmasindan kaynaklanmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore cinsler arasindaki farklilik erkegin kadindan ustun olmasini gerektirmez (Stowasser, 1998; Vedud-Muhsin 2000). Zira Kur'an erkek ve disi arasindaki anatomik farki kabul ettigi gibi her kulturun tanimladigi farkli toplumsal cinsiyet rollerinin olabilecegini de kabul etmistir. Wadud (2008)'a gore Kur'an, kadin ve erkek arasindaki islevsel farkliligin onemini de vurgulamistir. Kadinlar ve erkekler arasinda birbiriyle uyum icinde, birbirini destekleyen fonksiyonel iliskilere onem veren Kur'an, her bir cinsiyet icin her kulturde gecerli olacak tek bir rol veya bir dizi rol tanimini ne desteklemis ne de onermistir.

Islamci kadin yazarlara gore kadin ile erkek arasinda farkliliklar vardir ancak bu farkliliklar kadinlarin asli dogalarindan (fitrat) kaynaklanmamaktadir. Ayni zamanda bu farkliliklara nispet edilen ve kadinlari asagi, fitraten kotu, zihni olarak yetersiz ve ruhen de eksik olarak tanimlayan degerlere de karsi cikilmaktadir. Gelenek icinde kadinin biyoloji ile ilgili islevlerle sinirlandirildigina dikkat ceken Vedud-Muhsin (2000), erkegin kadindan ustun ve daha onemli, kadinin yapamayacagi isleri yapabilecek genis kapasiteye sahip, dogustan lider ve yonetici olarak sunulmasinin erkegin daha fazla insan oldugu fikrini gelistirdigini savunmaktadir. Halbuki ne kadin ne de erkek tabiatindan (dogustan) kaynaklanan bir degere sahip degildir. Yine Vedud-Muhsin'e (2000) gore Kur'an kadin ve erkek rolleriyle ilgili, her cinsiyet icin kadinlar sadece bu rolu ustlenmeli, erkeklerse su rolu ustlenmeli seklinde tek bir rol teklif edecek kadar kesin bir belirleme yapmamistir. Bu yaklasima karsi cikan sekuler Musluman feministler ise Kur'an'a dayanarak belirlenen cinsiyet rollerinin degismez oldugu ve bu konuda degisiklik onermenin tanrisal iradeyi bozma cabasi olarak goruldugunu iddia etmektedir (Berktay, 1996). Halbuki Islamci kadin yazarlara gore kadini ikincillestiren rol dagiliminda ataerkil gelenegin etkileri daha belirleyici olmustur. Tuksal (2001: 34-35)'in ifadesi ile:
Dinin mesrulastirici gucuyle, cinsler arasi rol ve islevlerdeki
farklilasma, degerli sayilan ozellik ve rollerin egemen (erkek) cinse,
asagilanan ozellik ve rollerin oteki (kadin) cinse atfedilmesini ve bu
durumun bir cinsin lehine oteki cinsin aleyhine olacak sekilde,
toplumsal yapilanmanin butun katmanlarinda kurumlasarak yayginlasmasi
sonucunu getirmistir.


Barlas (2002)'a gore Kur'an, kadin ve erkegin ontolojik benzerlik/ayniligi prensibini kabul etmekle birlikte, benzerlik/ayniligi tanimlamak icin erkegi bir paradigma olarak kullanmamis, aksine cinslerin ozgullugunu kabul etmistir. Bazi konularda erkek ve kadina farkli davranmis olsa da cinslerin farkliligi ya da esitsizligi kavramini desteklememistir. Ona gore Kur'an'da cinsiyet sosyal bir kategori olarak degil ontolojik olarak sunulmustur. Ayni zamanda Kur'an cinsiyeti kadinlara karsi ayrim yapan ontolojik ve sosyolojik hiyerarsileri insa etmek icin kullanmamistir. Bu nedenle Kuran cinsiyete ozgu farkliliklari kabul etmekte fakat bu cinslerin ayristirilmasi yaklasimini meydana getirmemektedir. Barlas (2000)'a gore Kur'an ogretilerine dayanan cinsiyet (sex) ve toplumsal cinsiyet (gender) arasindaki belirli iliskiyi teorize etmek zor oldugu gibi, cinsiyet/toplumsal cinsiyet hiyerarsilerini ya da esitsizligini biyolojik cinsiyete atfetmek de zordur. Cunku Kur'an'da kadin, erkege karsi ya da yaratilisin daha asagi yonu olarak tanimlanmamistir. Islamci kadin yazarlara gore Kur'an'da yer alan islevsel farkliliklar geleneksel anlayista erkeklerin dogustan kadinlardan daha ustun oldugu fikrini desteklemek uzere kullanilmistir. Oysaki bu fonksiyonel farkliliklar, rollere ve rol beklentilerine isaret etmektedir. Bu konuyu takva olgusu baglaminda ele alan Vedud-Muhsin (2000:101-102), Kur'an'in belirgin toplumsal cinsiyet rolleri sunmadigi gorusundedir:
Kadinin belli basli farki, onun cocuk dunyaya getirme yetenegine
dayandirildigi icin cocuk dogurma kadinin en onemli islevi olarak
gorulur. Bu sebeple kadinlarin tum egitimi, kocasina bagli kadinlar ve
ideal anneler yetistirilmesine yonelik olmali fikri vardir. Oysa
Kur'an'in hicbir yerinde cocuk dogurmanin bir kadinin belli basli
gorevi olduguna isaret eden bir ifade yer almamaktadir.


Toplumsal hayatta erkeklerin isleri kadinlarin islerinden daha degerli kabul edilmektedir. Bu sebeple kadinlarin toplumsal cinsiyet rolleri, onlarin toplumdaki degeri ve birey olarak varoluslariyla ilgili bazi problemlere neden olmaktadir. Wadud (1999)'a gore Kur'an insanlari yaptiklari islere gore ayristirmis olsa da belirli amellere belirli degerler atfetmemistir. Ayni zamanda, Kur'an'da kadin ve erkek icin kesin roller de belirlenmemistir. Bu rollerin belirlenmesi toplumlarin kendilerine birakilmistir. Yine ona gore, Kur'an'a butuncul bir bakis acisiyla bakildiginda, kadinin toplumsal rolunun sadece ev isleri ve annelik rolu ile sinirlandinlmadigi gorulebilecegi gibi, kadinin ozel alanda gerceklestirdigi katilim ve beceriler onemli ve anlamli kabul edilebilecektir. Aktas (1992)'a gore Peygamberin ev islerine yardim edip cocuklarla ilgilenmesi bu islerin sadece kadinlara ait olmadiklarini gostermektedir. Yine o, Musluman kadinin varliginin evle sinirlandirilmasi ve tanimlanmasini elestirirken Islam hukuku acisindan kadinin ev islerinden sorumlu tutulamayacagini savunmaktadir. Aktas (1992)'a gore kadin-erkek arasindaki is bolumunun orf ve adetlere gore duzenlenmesi gerekliligi kadinin ozel alanla sinirlandirilamayacagini da gostermektedir.

Islamci kadin yazininda Islam kulturunde gorulen toplumsal cinsiyet olgusunun, gelenek icinde cinsler arasinda esitsizlige neden olarak nasil gelistigi uzerinde ozellikle durulmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore ilk Islam toplumunda, toplumsal cinsiyet esitsizligini kaldirmaya imkan veren gelismeler, daha sonraki donemlerde ozellikle de Abbasiler doneminde tamamen ortadan kalkmistir. Ilk Islam toplumunda peygamberin kadinlara olumlu tavrina ragmen daha sonraki donemlerde kadin dusmani bir tavir gelismistir (Ahmed, 1992). Peygamber doneminde kadinlara aile ve sosyal hayatta haklar ve ayricaliklar verilmistir. Ancak daha sonraki donemlerde yeni Musluman olanlarin onceki inanislari ve daha sonraki donemlerde de Kur'an'in erkek-merkezli yorumlarinin etkisi ile Musluman kadinin toplumdaki yeri sarsilmis ve esitsizlik belirmistir (Stowasser, 1998). Kentsel Abbasi toplumunun egemen siniflarindaki degerlere odaklanarak cinsiyet konusunu ele alan Ahmed (1992)'e gore, Abbasi doneminde toplumsal cinsiyet yaklasimlari daha belirgin olarak degismistir. Bu degisim, Islam mesajinin yorumlanmasinda da etkili olmustur. Abbasi toplumundaki kadin algilayisi ve toplumsal cinsiyet algilayisi ilk donemden oldukca farklidir (Ahmed, 1992). Mernissi (2003) bu donemde cariye fenomeninin cinsel esitsizligi pekistiren bir faktore donustugunu dusunmektedir. O, kutsal (huri) ve dunyevi (cariye) kadin modellerinin Islam uygarliginda cinsiyet rollerinin olusturulmasi ve korunmasindaki etkisine isaret etmektedir:
Kutsal disi modeli (huri) ile laik modeller (Abbasi'lerin tarihsel
cariyesi ve Binbir Gece Masallari'nin hayali cariyesi) arasindaki
baglantinin, Musluman Araplarda cinsiyete dayali isbolumundeki cinsiyet
modelleri ve rol tesekkulunde buyuk onemi olmustur (Mernissi, 2003:11).


Gelenek baglaminda uzerinde durulan onemli bir diger nokta, hakim Islami soylemin toplumsal cinsiyet rollerindeki esitsiz dagilimi destekleyen tavrinin tasavvufi soylemde yer almamis olmasidir. Tasavvuf hakim soylemin aksine toplumsal cinsiyet acisindan olumlu bir yol izlemistir (Ahmed, 1992). Islam gelenegi icinde tasavvuf dusuncesi hakim soylemin insa ettigi toplumsal cinsiyeti esneten bir faktor olarak kalmistir. Hakim soylem kadinlarin toplumsal rolleri olarak annelik ve eslige vurgu yaparken, manevi-dini ustunlugu onceleyen tasavvuf kadinlarin manevi yolculuklarina onemli bir yer vermistir (Ahmed, 1992). Barlas (2002)'a gore sufilerin kadinsi olarak nitelendirilen sevgi, guzellik, merhamet gibi ozellikleri Tanri konusunda on plana cikarmalari da bu acidan onemlidir. Ne var ki, esitlikci yaklasimi dile getiren tasavvuf kadin konusunda etkin bir soylem olamamis, ozellikle Abbasi doneminden itibaren Islam'in erkek merkezli yorumu on plana cikmis ve erkek merkezli yasalar olusturulmustur (Ahmed, 1992).

Toplumsal cinsiyet konusunda Tanri'nin erkek olarak ele alinisi da uzerinde durulan bir diger noktadir. Barlas (2002)'a gore Yahudi-Hiristiyan geleneginde Tanrinin cinsiyetti sunumu cinslerin belirli bir sekilde yapilandirilmasina neden oldugu icin problemlidir. Islam geleneginde ise Tanri'nin erkek olarak sunulup sunulmamasindan ziyade erkek/erkeklik tanimlari sorunludur. Barlas (2002)'a gore Muslumanlar Tanri'nin baba/erkek olarak sunumuna karsi cikarlarken, cogunlukla Tanri'yi linguistik acidan erkeksilestirmeye ve erkeklerin kadin uzerinde yonetici ve imtiyaz sahibi oldugu seklindeki gorusu yaymaya devam etmislerdir. Bu konu ile ilgili olarak Islamci kadin yazininda su sorular uzerinde durulmaktadir: Islami prensipler dahilinde erkeklik nasil anlasilmalidir? Pek cok ayet acikca erkeklerin kadinlar uzerinde haksiz guc kullanimina karsi uyanlar, korkutmalar, ogutlerde bulunurken Kur'an'in yorumlariyla erkeklik ve erkek rolleri nasil anlasilmalidir?

Abou-Bakr (2001)'a gore erkeklik nosyonu dini metinlerde ve erkeklerin merkeze konuldugu ya da suregiden soylemlerin amaclari dogrultusunda arastirilmalidir. Barlas (2002) bir adim daha ileri giderek kadinlik ve erkeklik ilkelerinin nufuz ettigi Muslumanlarin Tanri algilayislarinin da arastirilmasini onermektedir. Ona gore gercekte Kur'an, kadin ve erkegi ne ikili zitliklar acisindan tanimlamis ne de kadini daha az ya da kusurlu erkek olarak resmetmistir. Kur'an'da kadinlar cinsiyetleri nedeniyle bir ayrima tabi tutulmamislardir (Barlas, 2002). Bu durum, Kur'an'in insanlar icin degismez bir tabiat atfetmemesinde net bir sekilde gorulmektedir (Vedud-Muhsin, 2000).

Islamci kadin yazarlara gore Kur'an'da, erkekle kadin arasinda ruhi potansiyel acisindan ezeli ve ebedi bir farklilik olduguna dair herhangi bir isaret yoktur. Dolayisiyla kadinla erkek arasinda var olan farkliliklar, aksi ozgur iradeyi anlamsiz kilacagi icin, asli bir deger teskil etmemektedir. Asil problem, bu farkliliklarin nasil ve ne zaman meydana geldigi belirlenmeye calisildiginda ortaya cikmaktadir. Wadud (1999)'a gore erillik (masculinity) ve disilik (femininity), erkek ve disi sahislarin ne ezeli fitratina islenmis yaratilmis ozelliklerdir ne de Kur'an'in bahsettigi veya ima ettigi kavramlardir. Erillik ve disillik, her cinsiyetin nasil bir fonksiyon icra edeceginin kulturel olarak belirlenmesi esasina bagli olarak tanimlanan ozelliklerdir. Wadud (1999) bu kavramlarin bu tarz bir ima Kur'an'da acikca yer almamasina ragmen Kur'an tefsirlerinde buyuk ve onemli bir yer isgal ettigine isaret etmektedir. Islamci kadin yazarlara gore erkek bakis acisi ile yazilmis pek cok tefsirde, erkek olmasi gereken (norm) olarak sunulmustur ki bu da erkegin tam insani temsil ettigi varsayimina dayanmaktadir. Bu tur tefsirler her iki cinsin de potansiyelini kisitlayan kadinlik ve erkek anlayislarini tesvik etmistir. En onemli sorun, Wadud (1999)'un da ifade ettigi gibi bu yorumlarin tefsirin yazarina degil de Kur'an'in kendisine atfedilmesidir. Bu sorunu asmak icin Islamci kadin yazininda Kur'an'in yeniden yorumlanmasi gerektigine dair gorusler gelismistir.

Gelenegin Elestirisi

Islamci kadin yazinindaki ikinci belirgin ozellik gelenegin elestirisidir. Gelenek, kadina karsi onyargili tutumlarin gelismesinin ve kadina karsi baskinin kaynagi olarak gorulmekte ve elestirilmektedir. Islam kulturu icinde yer alan sekuler ve Islamci kadin yazarlarin elestirileri gelenegin erkek merkezli ve cinsiyetci bir bakis acisi dogurdugu noktasinda birlesmektedir. Bununla birlikte gelenegin ataerkil yapilanmasinin kaynaginin din mi yoksa dinin yorumlari mi oldugu konusunda farkli bir yol izlenmektedir. Sekuler Musluman yazarlar ataerkil yapinin kaynagi olarak dini gorurken, Islamci kadin yazarlara kadinin toplumda etkin olamamasinin Islam dininden degil onun yorumlari ve uygulamalarindan kaynaklandigini savunmaktadirlar.

Islamci kadin yazarlara gore gelenek icinde sistemlesmis olan ataerkil yapi, cinsiyetci bir bakis acisinin dogmasinin da ana nedenidir. Yasadiklari donemden geriye dogru bakan ve kadinlarin toplumda nasil ikinci plana itildigini anlamaya calisan Islamci kadin yazarlar, gelenege karsi ortak bir tutum takinmaktadirlar. Onlara gore gelenek, ilk Islam toplumunda temelleri atilmis olan ve kadini toplumsal birey olma statusune yukseltmeyi hedefleyen uygulamalari ve dusunce gelisimini geriye dondurmustur (Aktas, 1998). Kadinlarin toplumdan dislanisi fitne soylemi ile mesru zemine tasinirken, bir yandan da Islam dusuncesi icindeki hakim soylem kadini erkegin karsisinda tanimlayarak erkek merkezli bakis acisinin gelisimine katki saglamistir. Gecmisin feminist bir okumasi ile Islam mirasinin arastirilmasi gerektigini savunan Mernissi (2003), Islam tarihindeki uc donem uzerinde durmaktadir; Peygamber donemi, Emeviler ve Abbasiler donemleri. Daha once deginildigi gibi o, toplumsal cinsiyet rollerinin Abbasiler doneminde daha belirgin hale geldigini ifade etmektedir. Islamci kadin yazarlara gore de Abbasi doneminden itibaren bir yandan kadinlar ozel alana kapatilmis diger yandan ise kadin/erkek dikotomisi Islam dusunce geleneginde koklesmeye baslamistir.

Islamci kadin yazinindaki gelenegin elestirisi Islam'in kadini ikinci plana ittigi seklindeki iddialara cevap niteligi de tasimaktadir. Bu iddiaya verilen cevap, Islam dusuncesi icine sinen kadin-karsiti soylemlerin dini kaynaklarin kullanimi ile gelenek icinde sistemlestigi gorusune dayanmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore Islam'in ilk yillarinda kadinlar acisindan olumlu gelismeler yasanmis, ancak peygamberin olumunden kisa bir sure sonra kadinlar toplumsal hayattan dislanmaya baslamislardir. Ahmed (1992) Peygamber doneminde kadina karsi oldukca olumlu gelisen yaklasimin Abbasi toplumunda degisime ugradigini ifade etmektedir. Bu donemden itibaren kadinlarin ozel alan ile tanimlanmasi kalici hale gelmis ve bu donemde sistemlesen dini ilimlerde erkek merkezli bakis acisi hakim olmustur. Bu donemin siyasi, dini, hukuki otoritelerinin Islam yorumu daha sonraki donemlerde de etkili olmustur. Saadawi (1991) gelenek icindeki cinsiyet esitsizliginin olusumunda Islam dusunurlerinin rolunun buyuk oldugunu ifade etmektedir. Gazali gibi etkili dusunurlerin kadini ozel alan ile erkegi kamusal alan ile tanimlayan yaklasimlari bunun guzel bir ornegidir. Mernissi (2002) de peygamberin getirdigi Islam'in yerine kendi yorumlarini one cikaran alimleri elestirmektedir.

Islamci kadin yazininda gelenegin elestirisi yapilirken asr-i saadetdeki olumlu gelismelere atif yapmak genel bir yaklasimdir (Aktas, 1988; Aktas 1995). Sekuler Musluman feministler, bu donemdeki olumlu gelismeleri ele alsalar da cogu zaman gelenek elestirileri dini de kapsamaktadir. Ornegin Saadawi (1991: 132) soyle demektedir: "Tanri kutsal kitaplarda, erkegin aklini kutsar ve onu dusunce ve zekanin simgesi kilarken, kadinlar birer govdeden, bassiz, ancak bir erkekle basa kavusabilen bir govdeden ibaret sayilmistir". Mernissi (2003) ise Islam tarihinde asr-i saadet doneminde belirgin bir sekilde kadinlar siyasi, askeri ve kulturel yonlerden toplumda etkin roller oynadiklari icin gelenek sorgulanirken bu donemdeki kadinin konumunun bilinmesi gerektigini savunmaktadir (12). Tuksal (2001) da Peygamber doneminde kadinlarin toplumda etkin bir rol oynadiklarini, yeri geldiginde haklarini aramaktan geri durmadiklarina isaret etmektedir. Islam kulturu icindeki her iki kadin yazininda da sahabe kadinlari ele alinarak donemin esitlikci yapisi aciklanmaktadir (13).

Islamci kadin yazarlara gore Islam dini ile birlikte kadinla erkek arasindaki butun siniflandirmalar kaldirilmistir. Onlarin sadece esitlikleri veya tamamlayiciliklari degil yaratilis bakimindan birliktelikleri de gerceklestirilmistir. Bu noktada Nisa suresi 1. ayete isaret edilerek tek bir varligin saygi ve degerlilik bakimdan esit, sadece gorevleri bakimindan farkli iki varliga bolundugu ifade edilmektedir. Garaudy (1990)'ye gore hicbir ayrima yer vermeyen ve hicbir ayrimi hakli gormeyen Islam'in bu temel prensibinin disinda kalan her sey gelenek meselesi ve tarihi durumdan ibarettir. Musluman kadin dusunurler ortak bir tavir olarak gelenek icinde kadin konusunda Islam dininde olmayan anlayislarin gelismesine paralel kadinin konumunun kotulesmesini elestirmektedirler (Aktas, 1984, 1988, 1995; Saadawi, 1991; Sabbah, 1995; Tuksal, 2001; Mernissi, 2003). Islamci kadin yazarlara gore kadin/erkek dikotomisi gelenek icinde ataerkil bakis acisi ile olusturulmustur. Tuksal (2001:34-35)'in ifadesi ile:
Kadinin ikinciligini ortaya koyan iddialarin Islam geleneginde de kesin
ve net ifadelerle savunulmus olmasi, ataerkil gelenegin yayginligini
gostermektedir. Dinin mesrulastirici gucuyle, cinsler arasi rol ve
islevlerdeki farklilasma, degerli sayilan ozellik ve rollerin egemen
(erkek) cinse, asagilanan ozellik ve rollerin oteki (kadin) cinse
atfedilmesini ve bu durumun bir cinsin lehine oteki cinsin aleyhine
olacak sekilde, toplumsal yapilanmanin butun katmanlarinda kurumlasarak
yayginlasmasi sonucunu getirmistir.


Islamci kadin yazarlar ozel alanin sadece kadina ait olmasi ya da kadinin ozel alan ile tanimlanmasina karsi cikmakta ve Islam'in ana kaynaklarinin kadini ozel alana hapsetmedigi gorusunu savunmaktadirlar (Bkz. Aktas, 1995). Halbuki geleneksel yaklasimda erkek, yasa ve dinsel gorenegin gozunde hakikate, dogruya ve akla cok daha yakindir; kadinsa yalan ve ihanete, anlayis kitligina yatkin kabul edilmektedir (Saadawi, 1991). Geleneksel yaklasimda ayni zamanda Islam'in ilk yillarinda olmayan kadini ozel alanda tutma ve ozel alan ile tanimlama ortaya cikmistir. Ote yandan sekuler Musluman feministler mekanin dinsel metinlerde de aynstirildigini iddia etmektedirler. Mernissi (1995)'ye gore kadini ve erkegi birbirinin dusmani gibi goren Musluman ideoloji iki cinsi birbirinden ayri tutmaya calisarak, erkege kadini baski altina alan kurumsal araclar vermistir. Buna gore Musluman toplum erkek ve kadin evrenleri seklinde ikiye ayrilmis ve erkek mekanlarinda kadinlarin gorunur olmamasi gerektigi anlayisi gelismistir (Mernissi, 2003). Ortunmeyi bu baglamda degerlendiren Mernissi (2003), kadinin bu yol ile kamusal alandan, otorite ve bilgi alanindan dislanip ozel alana hapsedildigini savunmaktadir. Islamci kadin yazarlar ise gelenekte kadinin toplum hayatindan dislanisini elestirirken tesetturun kadinin topluma katilimini sagladigi gorusundedirler (14).

Islamci kadin yazarlara gore Peygamber doneminden hemen sonraki surecte fitne soylemi ile kadinlar toplumsal hayattan uzaklastirilmislardir. Bu sebeple Islamci kadin yazininda gelenegin kadin-karsiti tavri elestirilirken fitne soylemi de ozel olarak ele alinmaktadir. Tuksal (2001)'in da ifade ettigi gibi halife Hz. Omer doneminde fitne soyleminin yayginlasmasinin sonucu olarak kadinlarin mescide gitmeleri yasaklanmis, daha sonra bu uygulama toplumsal bir nitelik kazanmis ve kadinlarin kamusal hayattan uzaklastirilmasina neden olmustur. Islamci kadin yazarlara gore kadinin toplumdan dislanisinda onemli bir rol oynayan bu yaklasimda kadina karsi guvensizlik acikca kendini gostermektedir. Kadinlarin bu sekilde toplumsal yasamdan dislanisini Aktas (1984:, s. 20) soyle ozetlemektedir: "Ve zaman icinde kadin her turlu dusunsel etkinlikten, eylemden uzak bir hayatin icinde eriyerek tarihteki kesin rolunu yitirmistir". Bu sebeple ona gore kadinin toplumdaki rolunun yeniden ele alinmasi icin asr-i saadete muracaat etmek gerekmektedir. Islamci kadin yazarlara gore kadinin toplumda geri kalisinin asil sorumlusu gelenektir. Bununla birlikte gelenek icinde kadinlar acisindan olumlu bir soylem de var olagelmistir. Tasavvufi soylem her ne kadar hakim bir soylem olamasa da kadinlar acisindan olumlu gelismeleri bunyesinde barindirmaktadir. Islamci kadin yazarlar sufi kadinlarin etkin rollerine atif yaparak bu olumlu yonlere vurgu yapmaktadirlar (Bkz. Aktas, 1995).

Dini Kaynaklarin Sorgulanmasi/Yeniden Ele Alinmasi

Islamci kadin yazarlar calismalarinda Islam'in temel kaynaklari uzerinde onemle durmuslardir. Kadin konusunda yapilan tum calismalarda basta Kur'an olmak uzere hadis ve Islam hukuku literaturu de incelenmistir. Kur'an'in eril dil yapisinin gelenek icinde var olan kadina karsi onyargili tutumun gelismesine etkisini de sorgulayan kadin yazarlar, Islam dininin ataerkil bir toplum insa ettigi seklindeki iddialara cevap vermektedirler.

Dinin Ataerkil Karakteri

Islamci kadin yazininda dindeki ataerkil ton uzerinde onemle durulmakta, kadinin toplumsal hayatta geri kalisinda dinin ne kadar etkili oldugu da arastirilmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore dini kaynaklarda ataerkil yaklasimlar vardir, ancak Islam dini ataerkil bir sistem kurmayi arzulamaktan ziyade var olan ataerkil sistemi donusturmeyi hedeflemistir. Vahiy ataerkil Arap toplumuna indirildigi icin boyle bir topluma hitap edilirken onlarin yasamlarinda var olan unsurlarin kullanilmis olmasi oldukca dogaldir. Buna gore Cennet tasvirlerinde yer alan kadinlar -huriler- (15), toplumda yerlesmis olan ataerkil yapinin dine yansimasinin orneklerindendir (Tuksal, 2001). Wadud (1999)'a gore Kur'an, mesajinin duyulmasi icin halklara onlarin diliyle ve anlayislari duzeyinde seslenmistir. Evrensel mesajini, 7. yuzyilin Araplarina yani Ortadogu'nun ataerkil geleneginden gelen bir topluluga ilan etmistir. Bu noktada Graudy (1990) bu halkin kadinin esas itibari ile erkekten asagi gorulmesini kutsal bir inanc gibi benimseyen Ibrani soyunun bir temsilcisi oldugunu ve erkegin hakimiyetine bagli kabileci bir gelenek icinde hayatlarini surdurdugunu hatirlatmaktadir.

Sekuler Musluman feministler de Islam'in geldigi toplumun ataerkil ozelliginden esinlendigine isaret etmislerdir. Ancak onlara gore bizzat Islam ataerkil bir sistem de insa etmistir. Saadawi'nin (1991: 146) ifadesi ile "...tek tanrili dinler kadinlarin hayattaki rol ve konumlarina iliskin ilkeleri belirlerken o zamanlarin ataerkil ve sinifli toplumlarin degerlerinden esinlendiler ve onlari rehber edindiler." Sabbah (1995) da bu sistemde Tanri-erkek-kadin arasinda hiyerarsik kutsal bir yapinin kuruldugunu ve kadin bedeninin nesnelestirildigini iddia etmektedir. Bu iliskideki hiyerarsik yapi, Tanri'nin eril olarak algilanmasi nedeniyle erkeklerin kadinlardan ustun yaratildiginin bir ifadesi olarak okunmaktadir (Saadawi, 1991). Ayrica bu sistem insa edilirken daha once Arap toplumunda var olan -disi putlar gibi- anaerkil kultur kalintilari ortadan kaldirilmistir. Arap tanricalarin ortadan kaldirilmasi ile hem gokyuzunde hem de yeryuzunde erkek egemenligi yani tek tanricilik tesis edilmistir (Sabbah, 1995). Ancak ilk Islam toplumunda eski anaerkil kulturun etkileri devam etmistir. Saadawi (1991)'ye gore Musluman kadinlarin guclu karakteri ve onemli toplumsal rolleri bunun bir kanitidir. Kadinlarin toplumdaki onemli konumlarinin bir diger nedeni ise dinlerin kurulus safhalarinda kadinlara da onem vermesidir. Islam dininin ilk evrelerinde yapilan toplumsal reformlarda kadinlar icin olumlu girisimlerde bulunulmus, ancak yine de kadinlarin konumu erkeklerden geride kalmistir (Saadawi, 1991).

Islamci kadin yazininda ele alinan Tanri-insan iliskisinde erkek ve kadin ayni duzlemi paylasmaktadir. Islamci kadin yazarlar, kadin ve erkek arasinda - ozellikle insan olma ve Tanri karsisinda- hiyerarsik bir yapinin olmadigi gorusundedirler. Halbuki sekuler Musluman feministlere gore kadin ve erkek arasinda gelenek icinde iyice belirginlesmis bir hiyerarsik iliski vardir. Buna gore Tanri erkege buyurmakta, erkek de kadina bu buyrugu iletmektedir. Tanri ile insan arasindaki iliski o insanin hangi cinsiyetten olduguna baglidir ve O erkek ile ozel bir iliski kurmustur. Sabbah (1995)'a gore kadinin erkekle kurdugu iliski de ancak ve ancak dikey iliski, yani Tanri-erkek mumin-kadin mumin iliskisi seklindedir. Tanri ile birebir diyaloga girememesi kadinin yasamdaki rolunu temsil etmektedir. Sekuler Musluman feministlere gore bu hiyerarsik iliski hem Islam dininde hem de gelenekte vardir. Onlara gore Islam, Tanri-erkek-kadin arasinda hiyerarsik bir iliski bicimini ongormustur ve pramidin en altinda kadin yer almistir. Bizzat din temelde kadin dusmanligini korukleyen bir tutuma sahiptir. Bu tutum da Sabbah (1995)'a gore ancak soyut bir varlik olan Tanri ile somut bir varlik olan kadin arasinda suregelen iktidar mucadelesi baglaminda degerlendirilebilir. Din icindeki hiyerarsik yapi, vahyin gelisinden baslayarak vahyin icerigine kadar sinmistir. Her seyden once erkek cinsiyetindeki Tanri'nin tekelinde olan dinsel soylem insanlara erkek peygamberler tarafindan iletilmistir (Sabbah, 1995). Kur'an'da kadinlarla iliski kurulurken iki ayri yola basvurulmustur. Birincisinde dogrudan dogruya kadindan soz edilmis ve ad verilerek ona seslenilmistir. Erkeklerle kadinlarin Tanri onunde esit sayildigi ibadet kurallarindan soz edilirken bu yonteme basvurulmustur (16). Bu yontemde, erkek ve kadin muminlere karsi esit davranilmis ve Tanri onlarla simetrik bir iliski kurmus, erkek peygamber araciligi ile kadin ve erkekle konusmustur. Diger yontemde ise kadinlar, Musluman toplumun orgutlenmesi ve yonetimine iliskin sorunlar ele alinirken soylem duzeyinde ortadan kaybolmaktadirlar. Dogrudan dogruya onlari kapsayan yasalarda -ornegin evlilik yasalari- bile bu yoneteme basvurulmustur. Burada erkek peygamber araciligi ile sadece erkeklere hitap edilmistir (17) Sabbah (1995)'a gore bu ayetlerdeki anlatimlarda erkeklerle kadinlarin Tanri ile kurduklari iliski simetrik degil dikey bir iliskidir.

Kur'an'da erkek egemenligini on plana cikaran unsurlar bulunabilecegini belirten Islamci kadin yazarlara gore, ayetlere butuncul bakildiginda ataerkil yapinin kutsanmamis oldugu gercegi ile karsilasilacaktir. Kadinla erkegi birbirleri ve toplumla iliskileri baglaminda ele alan Kur'an pasajlarinda, toplumun ataerkil yapilanmasindan kaynaklanan orf ve teamullerin baskin karakteri son derece belirgindir. Tuksal (2001)'a gore bu baskin karaktere ragmen Kur'an'in tavri surekli bir iyilesme ve gelisme surecine dogru bazi adimlarin atilmasi seklinde tezahur etmektedir. Kur'an toplumsal duzenlemelerde tedricilik ilkesini uygulamistir. Bu sebeple ona gore, vahye muhatap olan ilk donemde, kadin aleyhine olusan toplumsal yapinin donusturulmesi hususunda Kur'an'in var olan yapi uzerindeki tasarruflarini hedefine ulasmis bir donusumden ziyade tedrici bir islah olarak nitelendirmek daha dogru olacaktir. Islamci kadin yazarlara gore peygamberin yasami ve sozleri incelendiginde Islam dininin erkek merkezli dusunce bicimini gelistirmekten ziyade var olan onyargili tutumlari tedrici bir bicimde ortadan kaldirma cabasi gorulebilecektir. Yine onlara gore ataerkil bir toplumda yasayan bireylerin peygamberin sozlerini kendi anlayis duzeylerinde aktarmis olmalari ve kimi zaman da peygambere isnat ettikleri kendi gorusleri kadinlari ikinci plana iten bir anlayisi dogurmustur.

Islamci kadin yazarlara gore Kur'an, nazil oldugu donemin tarihsel dokusunda mevcut olan pek cok orf, sosyal yapilanma ve degerler sistemini dikkate almaktadir. Bunun bir sebebi de toplumsal yapilanmayi donusturecek ortamin hazir olmamasidir. Bu sebeple, donemin en sorunlu sahalarindan biri olan evlilik ici kadin-erkek iliskilerine yonelik evlenme, is bolumu, karsilikli hak ve sorumluluklar, anlasamama durumunda bosanma ile ilgili kural ve tavsiyeler, tamamen ataerkil bir orfun sinirlari icinde kalinarak duzenlenmistir (Tuksal, 2001). Mekke doneminde, Kur'an buyuk olcude, ataerkil bir toplumda yasayan ve onde gelen kabile liderlerinden olusan bir kitleye hitap etmistir. Wadud (1999)'a gore onlari ikna etme girisiminde bulunurken de onlarin bakis acilarini dikkate almistir.

Islamci kadin yazarlara gore dinin ataerkil karakteri, buyuk olcude Kur'an basta olmak uzere hadis ve Islam hukuku literaturlerindeki erkek merkezli yorumlardan kaynaklanmaktadir. Ataerkil tez ve kabuller, dinin yorumlarina yansimis ve dinin Allah'tan gelen ilk formu degisime ugramistir (Tuksal, 2001). Dini metinlerin yorumlarina yansiyan ataerkil zihniyete ornek olarak Bakara 282. ayette yer alan kadinin ticari konulardaki sahitligi meselesi verilmektedir. Tuksal (2001)'a gore eger bu ayet nazil olmasaydi kadinlarin sahitligi Islami gelenekte hicbir zaman soz konusu olamazdi. Cunku sahitlikle ilgili diger ayetlerde eril cogul lafzin kullanilmasi nedeniyle butun fakihler, bu konularda kadinin sahitliginin kabul edilemeyecegi sonucuna varmistir (Tuksal, 2001). Ayrica ataerkil bakis acisi hadis rivayetlerine de yansimistir ki ataerkil zihniyetin, peygambere isnat edilen rivayetlere de sizmis olmasi tesaduf degildir (Tuksal, 2001). Hadis literaturu incelendiginde, hem rivayetlerde hem de bu rivayetler baglaminda olusan gelenegi yansitan serhlerde, erkegin dunyayi ve karisini yonetmesinin en tabii durum oldugu ve bunun da Yaratan'in seckin temsilcisi asil insan konumundan kaynaklandigi yolunda hakim bir anlayisin varligi gorulebilecektir (Tuksal, 2001). Peygamber, ataerkil gelenegin hakim oldugu bir ortamda yetismesine ragmen rivayetlerdeki kadin karsitligi peygambere degil hakim ataerkil kulture aittir. Tuksal (2001)'a gore ataerkil yorumlama geleneginin -kadinin, erkek icin yaratilmis ikincil ve kotu bir tur oldugu yolundaki- en yaygin kabullerini ugursuzluk ile ilgili rivayetlerde gormek mumkundur. Rivayetlerde ugursuzluga konu edilen nesnelerin kadin, ev, at, hatta kimi rivayetlerde kilic ve hizmetci gibi, yetiskin ve ozgur bir erkegin hayatini iyi bir duzeyde surdurebilmesi icin gerekli unsurlari ihtiva ediyor olmasi; soylemin erkek merkezli yapisinin en guclu gostergesidir. Islam hukuku ise buyuk oranda erkegi onceleyen bir tavir sergilemistir (Al-Hibri, 1997). Kadinla ilgili ataerkil anlayisin bir gostergesi, kadinin akil ve din bakimindan eksik oldugu seklindeki rivayetlere verilen onemde gorulmektedir. Islamci kadin yazarlar diger dinlere nispeten Islam'in daha ataerkil oldugu, Kur'an'daki pek cok ayetin ozellikle Nisa suresinin cinsiyet esitsizligini acikca mesrulastirdigi, hadis ve Islam hukukunda da benzer egilimlerin oldugu seklindeki yaklasimlari degerlendirmislerdir. Onlara gore bu yaklasimlar bati muhayyilesindeki kati ataerkil Islam kurgusunun bir yansimasidir (Darvishpour, 2003). Islam hakkindaki bu gorusleri gercekci bulmayan Islamci kadin yazarlar Kuran ogretilerine daha fazla vurgu yapilmasi gerektigi sonucuna varmislardir. Zira hadis ve Islam hukukunda Islam'in ataerkil yorumunu destekleyen gorusler bulunabilmektedir (Darvishpour, 2003). Bu degerlendirmeler Islamci kadin yazarlari kadin-duyarli bir bakis acisi ile dini kaynaklarin yeniden yorumlanmasi gerektigi sonucuna ulastirmistir.

Benzer bir yaklasim sekuler Musluman feministlerin calismalarinda da bulunabilir. Onlar da erkek yorumcularin Kur'an'i kendi goruslerini desteklemek icin kullandiklarini dusunmektedirler. Bu yorumcular Ahzab suresi 35. ayet gibi erkek ya da kadin butun muminlerin esit oldugunu belirten ayetlerden yola cikip esitlikci bir Islami anlayis olusturulabilecekken Nisa suresi 34. ayeti tercih ederek ataerkil yapiyi desteklemislerdir. Sabbah (1995) ve Al-Hibri (1997)'ye gore esitlikci ayetler incelendiginde Musluman hukukcularin kutsal yasayi hazirlarken hiyerarsik bir Islam sisteminden yana tavir takindiklari daha net gorulmektedir. Islamci kadin yazarlar, Islam'in ataerkil bir bakis acisi ile yorumlanmasinin kadin konusundaki olumsuz gelismelerin nedeni oldugunu dusunmekte ve kutsal metinleri yeniden yorumlayarak bu olumsuz tutumu degistirmeyi amaclamaktadirlar.

Kutsal Metinlerin Yeniden Yorumlanmasi

Islamci kadin yazarlar dinin ataerkil karakterinin buyuk oranda gelenek icinde belirginlestigi saptamasini yaptiktan sonra kutsal metinlerin kadin-bakis acisi ile yeniden yorumlanmasi gerektigi fikrine ulasmislardir. Islamci kadin yazarlarin dinlerin kadin karsiti oldugu ozelde ise Islam'in kadinlari geri plana ittigi ve Musluman kadinlarin Islam kulturu disina cikmadan kurtulamayacagi seklindeki goruslere cevap niteliginde calismalar yaptiklari soylenebilir. Bu dogrultuda Islam dininin ana kaynagi olan Kur'an merkeze alinarak, ozellikle hadis ve Islam hukuku kaynaklarini yeniden gozden geciren calismalar, kadin-duyarli, kadin bakis acisi ile dini metinlerin yeniden yorumlanmasi seklinde tanimlanmaktadir. Temel dini kaynaklarin kadin-duyarli bir bakis acisi ile okunmasi cabasinin dikkat cekici bir ornegi Malezya'da kadin bakis acisiyla tefsir calismalari yapan ve kaynak metinlerin kadinlar tarafindan tekrar okunmasi hakkini talep eden Sisters in Islam grubudur.

Bu caba, Kur'an'in toplumsal cinsiyet esitlikci bir yaklasiminin oldugundan hareketle bu yaklasimin acikca goruldugu ayetler secilerek diger tartismali ayet ve hadislerin yeniden degerlendirilmesi olarak ozetlenebilir. Hadislerin ele alinisinda hem Kur'an'in genel prensipleri hem de Peygamberin yasami ve asr-i saadet donemi uzerinde onemle durulmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore kadinlari kisitlayan Kur'an degil metnin kendisinden daha onemli sayilmaya baslanilan yorumlardir. Wadud (1999)'a gore Musluman kadinlar bu yorumlardan kendilerini kurtararak metni okudugunda ozgurluklerine kavusabileceklerdir. Bu nedenle Kur'an metni kadin-bakis acisi ile ele alinan ilk dini kaynak olmaktadir. Yeni toplumsal cinsiyet duyarli feminist yorumlar ile Kur'an'daki toplumsal cinsiyet esitligini ortaya cikaran kadin yazarlara gore Kur'an'daki bu toplumsal cinsiyet esitligi, yaygin ataerkil kulturlerin etkisini yansitan tefsir kulliyatlarinda gorunurlugunu yitirmistir. Wadud (1999)'a gore Kur'an'daki kadin erkek esitligini aciklayan Hucurat suresi 13. ayet gibi ayetler incelendiginde Kur'an'a gore butun insanlarin ontolojik olarak esit yaratildiklari ve aralarindaki ayrimin, dogru davranis ve Kur'an'in adalet prensibini uygulamada ortaya ciktigi gorulebilecektir. Islamci kadin yazininda Kur'an'daki evrensel ve ebedi temel prensipler ile ozel ve gelip gecici olanlar arasinda ayrim yapilmaktadir.

Badran (2005)'in da ifade ettigi gibi kadin-duyarli yorumlarda uc yaklasim on plana cikmaktadir. Islamci kadin yazininda Kur'an ayetleri tekrar ele alinarak Ibrahimi dinlerdeki ortak hikayelerin tarafli yorumlari tartisilmaktadir. Bunlarin basinda erkek ustunlugunu desteklemek icin kullanilan Yaratilis Hikayesi ve Adn Cennetindeki olaylar yer almaktadir. Islamci kadin yazarlara gore Kur'an'da yaratilis acisindan kadin ve erkek arasinda ayrim yapilmadigi gibi kadin erkegin bir turu olarak da ele alinmamistir (Wadud, 1999). Aksine yaratilis kissasina gore Allah kesinlikle insanin yaratilisina bir erkekle baslamayi planlamamis ve insanin kokenini Adem'e de atfetmemistir. Bu kissada, Allah'in insanin yaratilisina Adem'in (erkek) nefsi ile basladigindan da soz edilmemektedir. Insanin yaratilisinin Kur'ani anlatimi cinsiyetsiz terimlerle ifade edilmistir. Wadud'a (1999) gore Kur'an yorumlarinda zevc kelimesi Havva icin kullanilmaktadir ancak bu gramatik olarak eril bir kelime ise de kavramsal olarak ne eril ne de disildir. Halbuki pek cok tefsirde insanin yaratilisinin bir erkek ile basladigi varsayilmistir. Bu varsayim beraberinde butun erkeklerin butun kadinlara karsi onceden verilmis (a priori) bir ustunluge sahip oldugu seklinde bir anlayisi getirmistir.

"Sizi bir tek nefisten yaratan O'dur (Enam 98, Zumer 6, Nisa 1)" ayetinde gecen ne/s kelimesinin pek cok anlami olmakla birlikte gelenek icinde Adem'in kastedildigi seklindeki yorum on plana cikmistir. Boylece ilk kadin, ilk erkekten yaratilmis olmaktadir. Tuksal (2001)'in isaret ettigi gibi nefs kelimesi insan soyunun biyolojik ozu olan bir canli oz seklinde kabul edildiginde ise farkli bir yorum ortaya cikmaktadir. Vedud-Muhsin (2000) de bu ifadenin butun insanlarin ortak kokenine isaret ettigini belirtmektedir. Benzer tartismalarin yer aldigi Islamci kadin yazininda kadinin erkegin kaburga kemiginden yaratilmasi gorusu israiliyat yani Yahudi inancindan etkilenen yaklasim, olarak degerlendirilmektedir. Bu yaklasimin en onemli delili, yaratilisin bu sekilde oldugunun Kur'an'da acikca yer almamasidir. Tuksal (2001) Havva'nin yaratilisini konu alan hadis rivayetlerinde kaburga kemiginden yaratilma anlatimini tartismakta ve bu anlatimlarin sahih olmadigi sonucuna varmaktadir. Havva'nin Adem'den yaratilmis olmasi tezi genellikle kadinlarin erkekten daha asagi bir konumda oldugunu vurgulamak icin kullanilsa da Islam inancina gore kadin ve erkek ayni ozden yaratilmistir ve kadinin yaratilisi onu asagilayan bir anlama sahip degildir (Aktas, 1988).

Adem ve Havva oykusu Tevrat'ta da yer almaktadir. Kadinin gunahkar oldugu, bu gunahin da cinselliginden kaynaklandigi dusuncesi Yahudilik icinde gelismis, daha sonra da Hiristiyanlikta devam ettirilmistir (18). Saadawi (1991)'ye gore Yaratilis Hikayesi, Havva'nin ve onun kizlarinin birer fitne unsuru olarak ele alinmasinda etkili olmustur. Gelenek icinde ozellikle vurgulanan yaratilis kissasinda Havva, gunaha tesvik etmenin ve gunahin semboludur (Darvishpour, 2003). Tuksal (2001)'a gore kissanin baslangicinda Adem tek basina gibi gorunse de Taha suresinin 115-121. ayetlerinde yer alan mizansen bu oykude bastan beri kadinin varligina isaret etmektedir. Wadud (1999)'a gore bu ayetlerde anlatilan kissada, kadin hicbir sekilde kotulugu baslatan veya yoldan cikaran olarak zikredilmemistir.

Ikinci yaklasimda Islamci kadin yazarlar, Kur'an'da kadin ve erkegin esitligini acikca dile getiren ayetleri on plana cikararak meseleleri tartismaktadirlar. Sisman (1996)'nin da ifade ettigi gibi Islamci kadinlarin calismalarinda Kur'an'in israrla vurguladigi esitlik ve adalet ruhu rehberlik etmektedir. Bu kadin yazininda kadinlar ve erkeklerin birbirleri icin sevgi ve merhamet beslemeleri gerektigine isaret eden Rum suresi 7. ayet ve kadin ve erkegin birbirleri icin tipki birer libas (giysi) gibi olduklarini vurgulayan Bakara suresi 187. ayet gibi ayetler on plana cikarilmaktadir. Yine Al-i 'Imran suresi 195. ayette "erkek olun kadin olun siz birbirinizdensiniz" ve Tevbe suresi 71. ayette "erkekler ve kadinlar birbirlerinin velileridir" seklinde yer alan ifadeler vurgulanmaktadir. Islamci kadin yazarlara gore Kur'an, Bakara suresi 286. ayette oldugu gibi bireyi kastetmek icin cogunlukla nefs kelimesini kullandigi icin bireysel kapasite acisindan erkek ve kadin arasinda hicbir fark yoktur. Wadud (2008)'a gore Kur'an'daki eril lafzin kullanimi notr (cinsiyetsiz) bir ifadeyi temsil etmekte ve esit derecede disiyi de kapsamaktadir.

Ucuncu yaklasimda ise Islamci kadin yazininda yaygin olarak erkek egemenligini hakli cikaracak sekilde yorumlanan, kadin ve erkek arasindaki farkliligi vurgulayan ayetler yeniden cozumlenmektedir. Bilhassa Nisa suresi 34. ayet kadin-erkek iliskileri ile ilgili en onemli ayet kabul edildigi icin bu ayette gecen kavvamune ala (onlar uzerinde koruyup-kollayici/gozetleyici) ifadesi ozellikle tartisilmaktadir (19). Bu ifadeden hareketle erkek yorumcular erkeklerin kadinlardan ustun kilindigi gorusune sahip olmuslardir. Halbuki Islamci kadin yazarlar bu ifadenin onlar uzerinde koruyup-kollayici seklindeki cevirisini kullandiklarinda toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili farkli yorumlar yapabilmektedirler. Bu da Kur'an'in yeniden yorumlanmasi cabasina guzel bir ornek olusturmaktadir.

Islamci kadin yazarlara gore insanlar temelde esit olsalar da varliklarinin devami icin biyolojik olarak farkli yaratilmislardir. Kur'an'in ozel baglam ve durumlarda erkekler ve kadinlarin farkli rolleri ve fonksiyonlarinin olacagi varsayiminin oldugu gorulmektedir. Wadud, Hassan, Al-Hibri, Naseef gibi yazarlara gore kavvamun ifadesi, gecimi saglama dusuncesini bildirmektedir ve kavramin cocugun beslenmesi ve buyutulmesi baglaminda erkegin kadinin yapila geldigi sekliyle gecimini saglamasi gerektigine isaret etmektedir. Ancak bu cocuklu kadinlarin kendi gecimlerini saglayamayacaklari anlamina gelmemektedir. Kavvamun kavrami, geleneksel erkek yorumcularin iddia ettigi gibi erkek otoritesi ve ustunlugunun her zaman tum kadinlarin uzerinde oldugunun kayitsiz sartsiz bir ifadesi degildir. Bu ifadenin yeniden yorumlanmasi, klasik tefsirlerde nasil ozel ve bagimli durumlardan evrensel yargilar cikardiklarini da gostermektedir. Aktas (1992)'a gore bu ifade, aile icindeki iliskileri ele alirken kullanildigi halde bu yaklasim toplumsal yasama da yayilmistir. Ozetle Islamci kadin yazarlara gore bu ifade, erkeklerin kadinlardan ustun oldugunu ifade etmemektedir. Bu gorus, Badran (2005)'in ifade ettigi gibi Tevbe suresininin 71. ayetine vurgu yapilarak desteklenmektedir.

Kur'an'in yeniden yorumlanmasi konusunda Kur'an'daki tedrici metoda ozel bir onem verilmektedir. Wadud (1999)'a gore esas itibari ile kadinlarin durumlarinin iyilestirilmesi konusunda da bu metot uygulanmistir. Ancak zamanla bu olumlu uygulamalari yeni toplumlarin ataerkil bakis acilari manipule etmis ve dini metinleri yorumlayan erkek dusunurler genel itibari ile kadinlarin aleyhine degerlendirmeler yapmislardir. Cinsiyet rollerinin dini anlami, peygamberin kadinlarin aktif olarak toplumun icinde olmasina izin veren reformist ruhundan kisa zamanda uzaklastirilmistir. Bolgesel, kulturel, sosyal normlar Islam'in din ogretisine dahil edilmistir.

Islamci kadin yazininda Kur'an'dan sonra incelenen ikinci temel dini kaynak hadislerdir. Hadis literaturunde kadin-karsiti soylemin olusmasina malzeme teskil eden rivayetler uzerinde ataerkil gelenegin etkileri arastirilmakta, ataerkil zihniyetin peygambere isnat edilen rivayetlere de sizdigi ifade edilmektedir. Mesela Tuksal'a (2001: 82) gore kiskanclik konusunda kadin ve erkegi farkli degerlendirmeye tabi tutan erkek yorumcular erkegin kiskancligini yuceltirken kadinin kiskancligini egrilik olarak sunmaktadirlar. Islamci kadin yazininda kadin bakis acisiyla Kur'an ve hadisler ele alinmakta, gelenek elestirisinde bilhassa Islam hukukunun ataerkil gorus ve uygulamalarin yayginlasmasi ve mesrulastirilmasindaki rolune isaret edilmektedir.

Musluman Kadin Teolojisinin Imkani

Feminist soylemin baslangicindan itibaren feminist dusunceye yon veren iki ana egilim var olagelmistir. Bunlar devrimci ve reformcu yaklasimlardir. Kulturel ve radikal feminizmde ifadesini bulan devrimci yaklasim erkek kulturune karsi bir kadin kulturu insa etmek isterken, reformcu yaklasim var olan kulturun kadinlar lehinde revize edilmesini talep etmektedir. Ikinci egilim liberal, Marksist ve varoluscu feminizmde gorulmektedir (Donovan, 2001). Johnson (1995)'in isaret ettigi uzere bu ana egilimler Hiristiyan ve Yahudi teolojilerinde gelisen, kadin tecrubesi ve perspektifini onceleyen feminist teoloji icinde de yer almaktadir. Feminist teoloji, Ruether (1983)'in de ifadesi ile kadinlarin erkeklerle insan olma itibarini esit bir sekilde paylastiklari kanaatine dayanmaktadir. Johnson (1995) feminist teolojiyi iki kategoriye ayirmaktadir. Birinci kategori devrimci feminist teolojidir. Devrimci yaklasima sahip olan feminist teologlar, dini gelenekteki erkek-egemen yapinin donusturulemeyecegine inanmaktadirlar. Bu nedenle, kiliseden hosnut olmayan kadinlar kiliseden ayrilarak -dua ve ibadet icin- kizkardeslik gruplari kurmuslardir. Johnson (1995)'a gore dindeki erkek egemen ozellikleri yok etme girisimi olan devrimci yaklasim yaygin olmasa da devam etmektedir.

Ikinci kategori ise reformcu feminist teolojidir. Reformcu feminist teologlara gore Hiristiyan gelenek ataerkil bir karakterde olmakla birlikte bu gelenek icinde guclu ozgurlestirici ogeler de vardir. Bu ogeler ortaya cikarilarak ataerkil yapi donusturulebilir. Bu feminist teologlar dinin kurumsal yapisi icinde kalip reform icin calismayi tercih etmislerdir. Johnson (1995)'a gore bu ozgurlestirici model ile calisan Rosemary Radford Ruether, Elisabeth Schussler Fiorenza, Anne Carr, Margaret Farley gibi Katolik feminist teologlarin cogunlugu ataerkilligi kaldirmak ve ozellikle kadinlar icin adaleti saglamak icin caba gostermektedir. Yine o bu ikinci kategoriyi feminist kurtulus teolojisi (feminist liberation theology) olarak da isimlendirmektedir.

Goruldugu gibi feminist teolojide yer alan devrimci ve reformcu yaklasimlar gelenegin ataerkil bir karaktere sahip oldugu inancinda birlesmekte ancak bu karaktere karsi takinilan tutumda ayrismaktadir. Gatens (2001)'in da ifade ettigi gibi 20. Yuzyilin ikinci yansinda feminist teoriler Marksist feminizm, radikal feminizm ve liberal feminizm seklinde uc kola indirgenmisken teoloji sahasinda ise daha cok liberal ve reformcu feminist egilimler on plana cikmistir (20). Ayni donemde bir literatur olusturmaya baslamis olan Islamci kadin yazininin temel yaklasimlari dikkate alindiginda liberal feminizme ve bu feminizm icerisinde gelisen feminist teolojiye daha yakin oldugu soylenebilir. Yine Islamci kadin yazininda kurtaj, homoseksuellik gibi beden ve toplumsal cinsiyeti ilgilendiren konular uzerinde cok fazla durulmamis olmasi bunun bir gostergesi olarak kabul edilebilir. Sekuler Musluman feministlerin ise Marksist feminist cozumlemelerden etkilendikleri ve radikal feminizmin kimi argumanlarini benimsedikleri gorulmektedir (21). Bu husus Islamci kadin yazininin neden sekuler Musluman feministlerin goruslerinden ayri degerlendirilmesi gerektigini gostermesi bakimindan oldukca onemlidir. Jonson'in (1995:100-101) "erkek merkezli dusunce, topluma ve kiliseye oylesine nufuz etmistir ki neredeyse gelenekteki etkili butun erkek teologlar bu sekilde dusunmuslerdir" seklindeki tespiti batili feminist teologlar tarafindan paylasilmaktadir. Benzer sekilde Islamci kadin yazarlar da Islam gelenegindeki kadin-karsiti yorumlardan bilhassa Islam hukukuna yansiyan goruslerden erkek dusunurleri sorumlu tutmaktadirlar.

Islamci kadin yazininda devrimci bir yaklasimin oldugunu soylemek oldukca zordur. Amina Wadud'un Cuma namazi kildirmasi (22) ve Avrupa'da acilan kadin camii (23) gibi gelenek dikkate alindiginda radikal gorulebilecek gelismeler daha ziyade bati ulkelerinde yasayan Musluman kadinlar tarafindan yapilmistir. Bu ornekler ayni zamanda bati ulkelerinde yasayan Musluman kadin yazarlarin feminist soylemin etkilerine daha acik oldugunun da bir gostergesi olarak kabul edilebilir. Bu yeni uygulamalarin Islami gelenegin guclu yapisi karsisinda munferit gelismeler olarak kaldigi ve devrimci bir kadin hareketine donusmedigi gorulmektedir.

Feminist teolojide yapilarin ve teorilerin sorgulanmasi icin gelistirilmis olan bir prensip vardir. Ruether (1974, 1983) tarafindan ifade edilen bu prensip kadinin tam insan olma degeridir. Bu prensibin Islamci kadin yazininda da on plana ciktigi soylenebilir. Feminist teolojide kadinin toplumda ve dinin kurumsal yapisinda surekli ikinci sinif olmasinin hem kadinin insanlik itibari ile hem de Tanri'nin istegi ile uyusmadigi bilinci gelismistir (Johnson, 1995). Feminist teolojiye yon veren, cinsler arasinda karsilikli etkilesimi gelistirmeye ve cinsler arasindaki ayrimi kadin lehine cevirmeye calisan genel yaklasim Islamci kadin yazininda da acikca gorulmektedir. Feminist teologlar dindeki ataerkil ve cinsiyetci dusunce ve yapilari tespit ettikten sonra gelenegin kadin karsiti olusunu degerlendirmektedirler. Bu hususlarin tespiti sonrasinda yine gecmise donulerek kadinlar acisindan olumlu unsurlar on plana cikarilmaktadir. Ornegin Hiristiyan ilahiyatinda Isa Mesih'in hayatindan kadinlar acisindan olumlu yonler belirlenmekte ve vurgulanmaktadir. Islamci kadin yazininda da gelenekte somutlasan ataerkil ve cinsiyetci yapilar tartisilmakta ve asr-i saadetdeki olumlu orneklere isaret edilmektedir. Yine bu yapilarin gelistigi gelenegin elestirisi yapilmakta ve kadina insan olma degerini veren dinin ana kaynagi Kur'an'in kadin-duyarli bir bakis acisi ile yeniden okunmasi onerilmektedir.

Feminist soylem bir literatur olusturduktan sonra sistemli bir feminist teolojinin gelismesi de mumkun olmustur. Benzer bir gelisme Islamci kadin yazini icin de gecerli olabilir. Tohidi (2002) de Islam kulturu icinde gelisecek ve kadin bakis acisini yansitacak bir teolojinin ortaya cikma potansiyeline isaret etmektedir. Boyle bir gelisme ayni zamanda uc Ibrahimi dine mensup kadin dusunurlere birbirlerinin goruslerinden istifade etme imkani sunacagi icin oldukca onemlidir. Islamci kadin yazininda yaratilis kissasinin degerlendirilmesinde goruldugu gibi Hiristiyan ve Yahudi feminist teolojileri ile benzer konular ele alinmaktadir (Hassan, 1996; Hidayetullah, 2009). Bu, her uc dinin de Ibrahimi gelenekten gelmesi ile baglantilidir. Dolayisi ile batida gelismis olan feminist teolojinin izledigi yontemler Islamci kadin yazarlar icin de fikir verici olabilir. Benzer sekilde feminist bir teolojinin gelisiminde din ve gelenekte kadinin konumunu tartisan sekuler Musluman feministlerin gorus, oneri ve elestirileri zengin bir tartisma imkani sunacagi icin Musluman kadin teolojisinin gelisimine onemli katkilar yapabilir.

Batili feminist teolojide dinin ataerkil karakteri ve eril dil yapisi sorgulanmaktadir (Fiorenza, 1992, 1998; Ruther, 1974, 1983). Dinin kadinin toplumsal konumunu degistirmede ya da sabit kilmada bir arac olarak kullanildigi, ataerkil sistemin dinden beslendigi yonunde yaklasimlar mevcuttur. Kadin bakis acisiyla kutsal metin okumalari yapilmakta ve kadin sesinin dini soylemde etkin olmasina calisilmaktadir. Ayrica dini onder olan kadinlarin sayisinin arttirilmasi icin caba gosterilmektedir. Batida yasanan bu gelismelerin Musluman kadinlari da etkiledigi oldukca aciktir. Benzer talepler, Malezya'daki Sisters in Islam (SIS) grubu (24) ve Iran'daki Zanan dergisi (25) cevresinde de dile getirilmistir.

Dini geleneklerin kadin-karsiti oldugu kabulu ile birlikte Islam, Hiristiyanlik ve Yahudiligin ozlerinde kadin-duyarli oldugu da kabul edilmektedir. Dini gelenekteki olumsuz yonlerin karsisina dindeki olumlu ozellikler cikarilarak bu konudaki sorunlar asilmaya calisilmaktadir. Bununla birlikte Islam soz konusu oldugunda oryantalist ve somurgeci soylemlerin insa ettigi Islam'in ozunde kadin-karsiti oldugu ve bu ozelliginin degismeyecegi iddiasi Musluman kadin ile ilgili konulari daha cetrefilli hale getirmektedir. Islamci kadinlarin calismalarinda bu iddiaya karsi-argumanlar uretmek zorunda kalmalari onlarin daha derin teolojik tartismalara girmelerini engeller gorunmektedir. Bununla birlikte kutsal metinleri yeniden yorumlama cabalari ayrica degerlendirilmelidir. Zira bu cabalar batili feminist soylemden etkilenme, oryantalist ve somurgeci argumanlara cevap uretmenin otesinde, ozgun bir Musluman kadin teolojisinin gelisme imkanina isaret etmektedirler.

Sonuc

Bu makalede 1980 sonrasinda olusmaya baslamis olan, din ve gelenek baglaminda kadin sorununu tartisan ve kimliklerini Islam kulturu icinde kurgulamis olan Islamci kadin yazarlarin olusturmaya basladiklari literaturdeki temel yaklasimlar incelenmistir. Feminist soylemin temel argumanlari dikkate alinarak yapilan bu inceleme ile feminist soylemin Islamci kadin yazarlarin calismalarina ne oranda yansidigi analiz edilmeye calisilmistir. Bu yapilirken sekuler Musluman feministler ile Islamci kadin yazarlarin calismalarindaki farklara da isaret edilmistir. Buna gore Musluman kulturel kimligine sahip bu iki grup arasindaki temel fark kadin sorununu incelerken din ve gelenege nasil yaklastiklaridir. Bu fark dikkate alinmadigi icin Islamci feminizm ile ilgili yapilan degerlendirmelerin sorunlu oldugu, Islamci feminist ya da Musluman feminist nitelemesinin kansiklik meydana getirdigi; sekuler Musluman feministler ve Islamci kadin yazarlarin calismalarinda bazi benzerlikler olsa da bu iki yazinin ayri ayri degerlendirilmesi gerektigi sonucuna varilmistir.

Islamci kadin yazininda batili feminist soylem dikkate alinmis olsa da feminist soylemin bir dunya gorusu olarak kabul edildigini soylemek oldukca zordur. Bunun yerine bu soylem icerisinde on plana cikmis olan ataerkillik, toplumsal cinsiyet, cinsiyetcilik gibi temel kavramlar dikkate alinarak kadinin gelenek ve din icindeki yeri tartisilmaktadir. Bu tartismalarda din ve gelenek eril yapisi itibariyle elestirilmekte, bu baglamda dini kaynaklar kadin-duyarli bir bakis acisi ile yeniden ele alinmaktadir. Islamci kadin yazarlar arasinda feminist soylemi kabul noktasinda farkliliklar olsa da gelenegin ataerkil karakteri ve kadinlarin gelenek icindeki konumlarinin elestirisi uzerinde birlestikleri gorulmektedir. Bu, onlarin ortak bir kadin yazini uretmekte olduklarinin en onemli gostergesi olarak kabul edilebilir. Islamci kadinlar ister savunmaci bir yaklasim isterlerse feminist elestiriyi dikkate alan bir yaklasim sergilesinler feminist soylem ile diyaloga gectikleri icin bir etkilenme yasamaktadirlar. Bu husus ozellikle ataerkillik konusunda takindiklari ortak tavirda gorulmektedir.

Feminist soylemin Islamci kadin yazini uzerindeki etkileri sinirli kalmistir. Bu kadin yazininda feminist soylemin liberal yaklasiminin benimsenmis olmasi ve ana egiliminin reformcu olmasi bu sinirliligin ilk belirtisidir. Bu yazinda basta radikal feminizm olmak uzere Marksist feminizm gibi belli bir teorik eksende gelismis feminist elestirilerin etkisi hemen hic yoktur. Radikal feminizmde on plana cikan ve kadinin bedenine sahip oldugu fikri ile baglanti olan cinsel ozgurluk, kurtaj hakki gibi konular Islamci kadin yazininda tartisilmamaktadir. Ayrica Islamci kadin yazarlar din ve geleneklerini iceriden bir bakis acisi ile sorgulamaktadirlar. Calismalarindaki en belirgin hususlardan biri Musluman kadinin toplumda geri kalisinda ve ontolojik konumu ile ilgili hiyerarsik degerlendirmelerde gelenegin elestirisi olmaktadir. Ote yandan din konusundaki tavirlari oldukca nettir; kadinin geri kalisina din degil dinin yorumlari neden olmustur. Islamci kadin yazarlar din ve yetistikleri kultur icinde kalarak soylem uretmektedirler. Dolayisiyla feminist soylemden etkilenmeleri din ile catismaya girmeyen alanlarda mumkun olmaktadir.

Sonuc olarak, Islamci kadin yazininda on plana cikan konular ve ileri surulen gorusler dikkate alindiginda Islamci kadin yazarlarin feminist soylemden etkilenmelerinin teorik bir konumlanis olmaktan ziyade soylemin genel uretimlerinden istifade seklinde oldugu gorulmektedir. Islamci kadin yazarlarin kadinin toplumsal konumu ile ilgili henuz ozgun bir teorileri yoktur. Dolayisi ile feminist soylemin Islamci kadin yazinina etkisinin kadin konusundaki sorgulamalara kaynak teskil etme ve elestirel bakis acisi saglama seklinde oldugu soylenebilir. Bu yazinda Musluman kadinla ilgili ozgun bir soylem uretilebilecek mi yoksa batili feminist soylemin sinirliligi icinde mi kalinacak bunu yeni calismalar belirleyecektir.

Islamci kadin yazinindaki feminist etkiler ozellikle teoloji sahasina giren konularda gorulmektedir. Bu husus bu yazinin bir feminist teoloji olarak ele alinip alinmayacagi sorusunu gundeme getirmektedir. Her ne kadar batidaki gibi bir feminist teolojiden henuz bahsedilemese de ele alinan konular acisindan batili feminist teoloji ile Islamci feminist soylem arasinda benzerliklerin oldugu gorulmektedir. Bu benzerlikleri yansitan calismalar Musluman feminist teolojinin ilk ornekleri olarak degerlendirilebilir. Bununla birlikte ozgun bir feminist teoloji icin geleneksel yorumlarin elestirisinin yani sira dinin temel kaynaklari bilhassa Islam hukuku ile ilgili daha fazla elestirel calismanin yapilmasi gerektigi de soylenebilir.

Kaynakca

Abou-Bakr O. (2001). Islamic Feminism? What's in a Name? Preliminary Reflections. Middle East Women's Studies Review, 15(4): 1-4.

Ahmed L. (1992). Women and Gender in Islam: Historical Roots of a Modern Debate. New Haven-London: Yale University Press.

Aktas C. (1984). Somuru Odaginda Kadin. Istanbul: Bir Yayincilik.

Aktas C. (1988). Sistem Icinde Kadin. Istanbul: Beyan Yayinlari.

Aktas C. (1995). Mahremiyetin Tukenisi. Istanbul: Nehir Yayinlari.

Al-Hibri A. (1997). Islam, Law and Custom: Redefining Muslim Women's Rights. American University International Law Review, 12 (1): 1-44.

Arebi S. (1991). Gender Anthropology in the Middle East: The Politics of Muslim Women's Misrepresentation. The American Journal of Islamic Social Sciences, 8(1): 99-108.

Badran M. (2001). Understanding Islam, Islamism, and Islamic Feminism. Journal of Women's History, 13(1): 47-52.

Badran M. (2002). Islamic Feminism: What's in a Name? Al-Ahram Weekly (online), 569: 17-23.

Barlas A. (2002). Believing Women in Islam: Unreading Patriarchal Interpretations of the Qur'an. Austin: University of Texas Press.

Darvishpour M. (2003). Islamic Feminism: Compromise or Challenge to Feminism? Iran Bulletin-Middle East Forum: 55-58. internet adresi: http://www2.sociology.su.se/home/Darvishpour/Islamicfeminism.pdf.

Donovan J. (2001). Feminist Teori (Cev. Aksu Bora, Meltem Agduk Gevrek & Fevziye Sayilan). Istanbul: Iletisim Yayinlari.

Emin K. (1990). Tahrir'ul Mer'e. Tunus: Daru'l-Maarif.

Fidan H. (2006). Kur'an'da Kadin Imgesi. Ankara: Vadi Yayinlari.

Fiorenza E.S. (1988). In Memory of Her: A Feminist Theological Reconstruction of Christian Origins. New York: Crossroad.

Fiorenza E.S. (1992). But She Said: Feminist Practices of Biblical Interpretation. Boston: Beacon Press.

Fiorenza E.S. (1998). Sharing Her Word: Feminist Biblical Interpretation in Context. Boston: Beacon Press.

Gatens M. (2001). Guc, Bedenler ve Farklilik (Cev: Nemciye Ucansoy). Istanbul: Bulut Yayinlari.

Garaudy R. (1990). Islam ve Insanligin Gelecegi (Cev. Cemal Aydin). Istanbul: Pinar Yayinlari.

Greene-Mccreight K. (2000). Feminist Reconstructions of Christian Doctrine: Narrative Analysis and Appraisal. New York: Oxford University Press.

Guc A. (2008). Islamci Feminizm: Musluman Kadinlarin Birey Olma Cabalari. Uludag Universitesi Ilahiyat Fakultesi Dergisi, 17(2): 649-673.

Haddad Y.Y. (1998). Islam and Gender: Dilemmas in the Changing Arab World, Islam. Icinde Haddad Y.Y. & Esposito J.L. (Eds.), Gender and Social Change. New York: Oxford University Press.

Hamit H. (2001). Islam'da Feminizm. Istanbul: Okumus Adam Yayinlari.

Hassan R. (1996). Feminist Theology: The Challenges for Muslim Women. Critique, Journal for Critical Studies of the Middle East, 5(9): 53-65.

Hidayatullah A. (2009). Inspiration and Struggle: Muslim Feminist Theology and the Work of Elisabeth Schussler Fiorenza, Journal of Feminist Studies in Religion, 25(1): 162-170.

Johnson E.A. (1995). Feminist Christology, Consider Jesus: Waves of Renewal, Christology. New York: Crossroad.

Kandiyoti D. (1991). Women, Islam and the State. London: Macmillan Press.

Kandiyoti D. (1997). Cariyeler Bacilar Yurttaslar: Kimlikler ve Toplumsal Donusumler (Cev: Aksu Bora, Fevzi'ye Sayilan, Sirin Tekeli, Huseyin Tapinc & Ferhunde Ozbay). Istanbul: Metis Yayinlari.

Laffey A.L. (2000). Kitap Elestirisi. Kvam K.E., Schearing L.S. & Ziegler V.H. (Eds.) (1999). Eve Et Adam: Jewish, Christian, and Muslim Readings on Genesis and Gender. Horizons, 1(27): 185-186.

Mernissi F. (1991). The Veil and the Male Elite: A Feminist Interpretation of Women's Rights in Islam (Cev: Mary Jo Lakeland). USA: Addison-Wesley Publishing Company.

Mernissi F. (1995). Pecenin Otesi (Cev: Mine Kupcu). Istanbul: Yayinevi Yayincilik.

Mernissi F. (2003). Kadinlarin Isyani ve Islami Hafiza (Cev: Aytul Kantarci). Ankara: Epos Yayinlari.

Mir-Hosseini Z. (1992). Islam and Gender: The Religious Debate in Contemporary Iran. Princeton, New Jersey: Princeton University Press.

Moghadam V.M. (2002). Islamic Feminism and Its Discontents: Toward a Resolution of the Debate. Signs: Journal of Women in Culture and Society, 27(4): 1135-1171.

Mojab S. (2001). Theorizing the Politics of Islamic Feminism. Feminist Review, 69(1): 124-146.

Parsons S.F. (2002). The Cambridge Companion to Feminist Theology. Cambridge, England: Cambridge University Press.

Ramazanoglu C. (1998). Feminizm ve Ezilmenin Celiskileri (Cev: Mefkure Bayatli). Istanbul: Pencere Yayinlari.

Ruether R.R. (1974). Religion and Sexism: Images of Woman in the Jewish and Christian Traditions. New York: Simon and Schuster.

Ruether R.R. (1983). Sexisim and God-Talk: Toward a Feminist Theology. Boston: Beacon Press.

Ruether R.R. (1985). Womanguides: Readings toward a Feminist Theology. Boston: Beacon Press.

Saadawi N. (1991). Havva'nin Ortulu Yuzu (Cev: Sibel Ozbudun). Istanbul: Anahtar Kitaplar.

Sabbah F. A. (1995). Islam'in Bilincaltinda Kadin (Cev: Aysegul Sonmezay). Istanbul: Ayrinti Yayinlari.

Stowasser B. (1998). Gender Issues and Contemporary Quran Interpretation. Icinde Haddad Y.Y. & Esposito J.L. (Eds.), Islam, Gender and Social Change. New York: Oxford University Press: 30-44.

Sisman N. (1996). Global Konferanslarda Kadin Politikalari. Istanbul: Iz Yayincilik.

Tohidi N. (2003). Islamic Feminism: Perils and Promises. Icinde, Middle Eastern Women on the Move: Openings for and the Constraints on Women's Political Participation in the Middle East. Washington: Woodrow Wilson International Center for Scholars:135-146

Tuksal H.S. (2001). Kadin Karsiti Soylemin Islam Gelenegindeki Izdusumleri. Ankara: Kitabiyat.

Wadud A. (1999). Quran and Woman: Rereading the Sacred Text from a Woman's Perspective. New York: Oxford University Press.

Wadud A. (2008). Inside the Gender Jihad: Women's Reform in Islam. London: Oneworld Publications.

Weber M. (1987). Sosyoloji Yazilari (Cev: Taha Parla). Istanbul: Hurriyet Vakfi Yayinlari.

Vedud-Muhsin A. (2000). Kur'an ve Kadin (Cev: Nazife Sisman). Istanbul: Iz Yayincilik.

Notlar

(1) Makalenin ilerleyen bolumlerinde Islama feminist ifadesi, Islamci Kadin Yazinini mustakil olarak degerlendirebilmek icin bilincli bir sekilde kullanilmamistir. Bunun yerine Islamci kadin yazarlar ve sekuler Musluman yazarlar ifadeleri tercih edilmistir. Musluman kadin dusunur ya da yazarlar ifadesi ise her iki kadin yazinindaki ortak hususlara isaret edilirken tercih edilmistir.

(2) Isaret edilen bu noktayi Islam'da Kadin basligi ile yapilan calismalarda gormek mumkundur.

(3) Bu donemde uretilen birkac calisma dikkat cekmektedir. Bkz. Emin, 1990; Hamit, 2001.

(4) Bu paradoksal durumu Islamci kadinlarin calismalarinin Islamci feminist etiketi ile nitelendirilmesinde gormek mumkundur. Feminizmin evrensel bir soylem olma iddiasinin bir sonucu olarak da okunabilecek bu tanimlamanin Islama kadin yazarlari pasifize ettigi soylenebilir.

(5) Ornek olarak Cihan Aktas ve Fatima Mernissi'nin calismalarina bakilabilir.

(6) Islam'in kadin sorununa iliskin temel problemleri cozdugu, kadina haklarini teslim ettigi seklindeki gorusler savunmaci yaklasima ornektir. Bkz. Aktas, 1992.

(7) Detayli bilgi icin bkz. Mernissi, 1995; Saadawi, 1991, Sabbah, 1995.

(8) Bununla birlikte Islam gelenegi icinde kadinsi ozelliklere onem atfeden tasavvufi gorus de mevcuttur.

(9) Bu arastirmalar hakkindaki daha genis bilgi "Kutsal Metinlerin Yorumlanmasi" basligi altinda ele alinacaktir.

(10) Bu konudaki gorusler Hucurat suresi 13. ayete dayandirilmaktadir..

(11) Bu konudaki gorusler Ahzap suresi 35. ayete dayandirilmaktadir.

(12) Ayrica bkz. Aktas, 1984, 1988, 1995; Mernissi, 2003; Tuksal, 2001.

(13) Bkz. Aktas, 1988; Mernissi, 2003; Saadawi, 1991.

(14) Bkz. Aktas, 1988.

(15) Bkz. Ali Imran 14; Tur 20; Rahman 56-76; Vaki'a 15-23, 28-38. ayetler.

(16) Bkz. Nur suresi 2, 30,31 ve Gafir suresi 40. ayetler.

(17) Nisa suresi 20. ve Ahzap suresi 49. ayetler.

(18) Uc Ibrahimi dinde de onemli bir yeri olan Adem ve Havva oykusu icin bkz. Laffey, 2000.

(19) Bu ifade ile ilgili detayli bilgiler "Cinsiyetcilik ve Toplumsal Cinsiyet Konusundaki Degerlendirmeler" basligi altinda verilmistir.

(20) Liberal ve reformcu feminist teoloji calismalarina ornek olarak bkz. Ruether, 1974, 1983, 1985; Fiorenza, 1988, 1992, 1998; Greene-Mccreight, 2000; Parsons, 2002; Watson, 2003.

(21) Bkz. Saadawi ve Mernissi'nin calismalari.

(22) Bkz. https://www.timeturk.com/tr/2008/10/18/amina-wadud-bu-kez-cuma-namazi-kildirdi.html; http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39895662

(23) Bkz. http://www.hurriyet.com.tr/ilk-kadin-camisi-danimarkada-aciliyor-40053076; http://www.dw.com/tr/kad%C4%B1n-imaml%C4%B1-liberal-cami-berlinde-a%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1/a-39 282902

(24) Detayli bilgi icin bkz. http://www.sistersinislam.org.my/

(25) Dini metinlerin yeninden yorumlanmasi hususunda etkili olan Zanan dergisi 2008 yilinda kapatilmistir. Kapatilmasi ile ilgili Margot Badran'in yaptigi degerlendirme icin bkz. http://www.theamericanmuslim.org/tam.php/features/articles/iran_closing_of_zanan_equality_at_half_mast/0016121.

Ayse Guc (*)

Ankara Sosyal Bilimler Universitesi

Social Sciences University of Ankara

(*) Dr. Ogretim Uyesi, Ayse Guc, Ankara Sosyal Bilimler Universitesi, Sosyal ve Beseri Bilimler Fakultesi, Sosyal Antropoloji. Ankara-Turkiye. E-posta: ayse.guc@asbu.edu.tr. ORCID ID: 0000-0001-5115-6484.

Original Research Article

Article submission date: 18 December, 2017

Article acceptance date: 25 March, 2018

1302-9916 [c] 2018 emupress

Ozgun Arastirma Makalesi

Makale gonderim tarihi: 18 Aralik, 2017

Makale kabul tarihi: 25 Mart, 2018
COPYRIGHT 2018 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2018 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Guc, Ayse
Publication:Kadin/Woman 2000
Date:Dec 1, 2018
Words:12121
Previous Article:Turkiye'de Ensest Konulu Akademik Makalelerde Anneyi Suclama/Mother Blaming in Academic Articles about Incest in Turkey.
Next Article:Gender Violence in Failed and Democratic States: Besieging Perverse Masculinities.
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters