Printer Friendly

Dehumanized poverty: poverty, science and ethics/Insansizlastirilmis yoksulluk: yoksulluk, bilim ve etik.

Giris: Yoksullugun Tanim Problemi

Uluslararasi gelisme ve kamu siyasasi literaturunde yoksulluk, iktisadi mahrumiyet cercevesinde ele alinmaktadir. Bu acidan yoksulluk temelde iktisadi terimlerle aciklanmaya calisilsa da sosyal ve siyasal boyutlara vurgu yapan yaklasimlar da dikkat cekici bir boyuttadir. Genelde arzu edilmeyen bir durum olarak gorulen yoksullugun, istisnai olsa da "gonullu yoksulluk" olgusu cercevesinde, bir erdem hasadi, ahlaki gelisme araci olarak olumlandigi durumlarla da karsilasilmaktadir.

Yoksullugun iktisadi boyutuyla ilgili cozumlemeler, temel maddi ihtiyaclar uzerinde odaklanirken, sosyal yaklasimlar esitsiz sosyal durumlara odaklanirlar. Yoksulluk istatistikleri, maddi mahrumiyet ya da sikintilardan cok, gelir dagilimi acisindan esitsizligi olcer. Ornegin ABD'de, Amerikan Nufus Sayimi Burosu verilerine gore, yoksul sayilan nufusun %46'si kendi evinin sahibidir. (Wikipedia, 2008) Bu ornek cercevesinde yoksulluk sinirinin belirlenmesinin neredeyse tamamen keyfi oldugu soylenebilir.

Yoksulluk, tum dunyada yonetim ve halklarin yuz yuze oldugu cozumu imkansiz olan sorunlardan biri gibidir. Toplumlar ister tarim, ister sanayi toplumu olsun; donem ister refah isterse buhran donemi olsun; nasil olculurse olculsun; yoksullukla mucadele ve yoksullara yardim programlarina ragmen, yoksulluk varligini artirarak ve derinlestirerek surdurmektedir. Gelismis ulkelerde %10-15 arasinda olculen yoksul oraninin diger ulkelerde daha fazla oldugu varsayilir. Hatta komunizm sonrasi devletlerde yoksullugun yeni yeni kabullenilip tanimlandigi gorulur. Yoksullugun evrenselligi soz konusu olsa da yoksullukla ilgili kavramsallastir-malar ve tanimlamalar farkliliklastikca, yoksullukla ilgili olcumler ve yaklasimlar da farklilasmaktadir. (MacPherson, Silburn, 1998:8) Ozellikle probleme iliskin nitel yaklasimlarin eksikligi, bu farklilasmanin nedenlerinden biridir.

Yoksullugun olculup olculemeyecegi kendi basina bir sorun olmasinin yaninda evrensel, resmi, nicel olcumler sorunun dogal ve kulturel nitelikleri nedeniyle icerdigi gorelilikleri goz ardi etmektedir. Brady (2003: 715-716), sosyolojik olcumlerin genel olarak resmi verilere dayanmasini elestirmekle beraber, bu olcumlerde goreliligin bir gereklilik oldugunu vurgulamaktadir. Cunku yoksullugun sayilabilir, olculebilir gorunumlerinin yaninda sayilamayan, olculemeyen boyutlari ihmal edilmektedir. Kimin ne kadar yoksul oldugunun belirlenmesi bir yoksulluk tanimi gerektirmekte ve tum tanimlar gibi boylesi bir tanim da tanimlayanin yontemine, konumuna, ilgilerine bagimli olmaktadir. Ornegin sadece ABD'de son otuz yilda yoksullugun artip artmadigi sorusu, farkli yoksulluk olcum tekniklerinin kullanilmasina bagli olarak net bir cevap bulamamistir.

Yoksulluk uzerine literatur zenginligine (Martinetti, Stefano, 2007:361) ragmen, teori yoksullugunun varligi, ilginc bir paradoks olusturmaktadir. Literatur dikkate alindiginda, yoksulluk olgusunun tarihsel ve bilimsel yaklasimlar cercevesinde uc ana baslik altinda tanimlanmaya calisildigi gorulur. Bunlar asgari gecim ya da mutlak yoksulluk, temel ihtiyaclar ve goreli mahrumiyettir. (Walker, Walker, 2003:655)

Mutlak yoksulluk, yoksullugun bilimsel bir olgu olarak ele alinmasinda 20. yuzyilin hemen baslarindaki yaklasimi ifade eder ve yoksulluk sinirini, fizyolojik yeterliligin surdurulememesi olarak tespit eder. Yoksullugun olculmesinde evrensel bir standart olusturulabilecegi fikri, bu yaklasimin temel iddialarindandir. Gida, barinma, giyecek, yakacak gibi fiziksel zorunluluklarinin karsilanmasiyla asgari gecim standartlarini yakalayacak bir gelir saglandiginda, yoksullugun bertaraf edilebilecegi varsayilir. ABD, Ingiltere ve Hindistan gibi ulkeler siyasa yapiminda bu anlayisi benimserken, bireysel ihtiyaclarin bilimsel yargilardan ziyade sosyal aliskanliklar tarafindan belirlendigi gercegi cercevesinde soz konusu yaklasim, asiri derecede basit ve esneklikten uzak oldugu gerekcesiyle yogun elestirilere de ugramaktadir. Zira bu yaklasimla olusturulacak siyasalarin yoksullar icin, toplumun diger kesimlerinden farkli bir yasam tarzi tayin edip, boyle bir yasam tarzi surdurmeleri seklinde bir beklentiye girilmesinin kacinilmaz olacagi degerlendirilmesi yapilabilir.

Temel ihtiyaclar yaklasimi, ozellikle Ucuncu Dunya Ulkelerindeki yoksulluk tartismalariyla ilgili olarak ILO, UNESCO, Dunya Bankasi gibi uluslar arasi kuruluslarin da benimsedigi bir yaklasimdir ve gecim ihtiyaclarini, ulkelerin iktisadi ve sosyal gelismislik baglaminda ele almaya calisir. Temel ihtiyaclar yaklasiminin iki boyutu vardir: Gecim ihtiyaclari (yiyecek, giyecek, icecek, barinma gibi) ve yetersiz temel hizmetler (icme suyu, toplu tasima, saglik hizmetleri gibi). Bu yaklasim da asgari gecim yaklasimi gibi mutlakci olmasinin yaninda, ulkeleri ve toplum kesimlerini zengin ve yoksul diye ayirmasi nedeniyle ayrimcilik ve irkcilik riski tasimasi acisindan 'Sen yoksulsun dolayisiyla sofistike bir hayat suremezsin, bundan dolayi karmasik uygarligi yasayan insanlara gore ihtiyaclarin daha sinirlidir' ya da 'yoksullar icin kosullu refah' gibi argumanlari nedeniyle elestirilmektedir.

Goreli mahrumiyet yaklasimi ise yoksulluk sinirinin ancak belli bir toplumdaki yasam standartlarina gonderme yapilarak tespit edilebilecegini savunur. Goreli yoksulluk yaklasimi yoksullugun, bir toplumsal baglama dayali olarak tanimlanabilecegini belirtir. Bu yaklasima gore, bir toplumun gercek uyesi olmanin gerektirdigi tuketim, iliskiler, roller yoksulluk olcumunde dikkate alinmalidir. Bu yaklasimin iki onemli sonucu vardir: Oncelikle yoksullugun bertaraf edilmesi oldukca zorlasir cunku bu dusunce toplumdaki yapisal esitsizligin kokten giderilmesini gerektirir. Ikincisi ise her toplumun kendine has pratikleri oldugundan, genel bir yoksulluk tanimini zorlastirir. Kulturel farklilik gercegi, ekonomik esitlikciligi asan bir nitelige sahiptir ve bu gercek esitlikci yaklasimlar tarafindan gormezden gelinmektedir.

Ekonomizmin Kisir Dongusu ve Yoksullugun Epistemolojisi

Yoksulluga iliskin yaklasimlarda genel olarak indirgemeci ve tekci bir tutum gozlenmektedir. Hakim yaklasim ekonomizm-dir. Oysa yoksulluk da diger tum sosyal olgular gibi, sayisiz degiskenin dahil oldugu etkilesimden olusan bir ag icinde ortaya cikar. Herhangi bir olgunun, sayisiz diger tum olgularla girdigi tum iliskileri ortaya koymak epistemolojik bir imkansizliga karsilik gelse de baskin olanlarini mumkun olan en genis bicimde ortaya koymak gerekir. Yoksullugu sadece iktisadi etkilesimler cercevesinde ele almak, sorunu tanimlamada daha en bastan eksiklik barindirir. Bu etkilesimlerde taraf olan ornegin siyasal, akademik ve etik soylemleri goz ardi edip, sadece ekonomi soylemi uzerinde odaklanmak (Yapa, 1996:710), yoksullugun neden simdiye kadar yok edilmediginin de en onemli nedeni olarak gorulebilir.

Zaten dunya olceginde ekonomideki sektorel degisimin (sanayiden, uretimden hizmet sektorune gecis) yoksulluk ve yoksullukla mucadeledeki istihdam secenegini de sorunlu kildigi aciktir (Sanders, 1992:192). Cunku hizmet sektorunun gerektirdigi kalifiye olmayan ya da yari kalifiye isgucu ihtiyaci, ucretleri de goreli olarak asagiya cekmekte ve temelde egitim yoluyla edinilen bu uzmanliklarin yoksul kesimlerde zayif olmasi, dezavantajli konumu daha da muhkemlestirmekte ve bir kisir dongu kacinilmaz olarak ortaya cikmaktadir. Mesela bu baglamda, yoksullukla mucadeleyi istihdam politikalariyla yurutmek, kendi icinde acmazlar barindirmaktadir.

Ekonomizmin ardindaki entelektuel perspektif goz onune alindiginda yoksullugun, soylemsel materyalist bir olusumda var oldugu gorulur ve bu olusumdaki fikirler, meseleler, soylem ve iktidar oylesine ic icedir ki yoksullukla ilgili siniflandirma ve tanimlamalari neredeyse imkansiz kilar. Yapa (1996:707), bu kordugumu cozmenin tek yolunun mevcut sosyal bilim dilinin, temel varsayimlarinin ve sinirlarinin otesine gecmekle mumkun olacagini one surmektedir. Ayni zamanda mevcut yoksulluk yaklasimlari, akademik iliskiler tarafindan muhkemlesti-rilmektedir. Akademik cevrelerde icsel olarak ekonomi soylemindeki uretkenlik vurgusu, teknolojik yenilik, piyasa oncelikleri, ornegin tarim politikalarini dolayisiyla tarimsal teknikleri ve ilgili tum uygulamalari belirlemektedir. Dissal olarak da toplum, doga ve bilim hakkindaki genel sayitlilar ve paradigma bu akademik alanin icsel cercevesini, hakim soylemi olusturmaktadir. Bu soylemin onemli bilesenlerinden biri de ekonomizmdir. Ayni cercevede toprak mulkiyetine iliskin donusumler, modern liberal donemde hem tarimsal uretimi hem de ekonominin yapisal sorunlarini etkilemistir. Bu surec, yoksullugun kokenine iliskin bazi ipuclari da vermektedir.

Yoksullugun nedenlerinin tespitiyle ilgili de onemli tartismalar vardir. Bazi yaklasimlar uluslararasi iliskiler cercevesinde kuresel sistemik nedenlere vurgu yaparken, ulusal olcekteki yonetsel ve mali yapi ile beraber egitime odaklanan yaklasimlar da vardir. Bunlarin yaninda dogal, demografik, cografi, iktisadi, siyasi, kulturel etkenlerle ilgili vurgular da soz konusudur. Yoksullugu tetikleyen bu etkenlerin muhtemel sonuclari arasinda acliktan olme, ortalama omrun kisaligi, evsizlik, uyusturucu kullanimi, sosyal tecrit, intihar, cocuk isci sayisinda artis, kayit disi ekonomi, yetersiz saglik hizmeti, siyasal marjinallesme, goc, iltica gosterilmekte ve bunlarin hepsi birlikte devletler icin bir kisir dongunun olusmasi anlamina gelmektedir. Yoksullukla mucadele adina vergilerin konmasi yoksullugu artiracak, refah politikalarinin surdurulmesi icin gerekli iktisadi buyume zorunlulugu gibi bir cikmazi gundeme getirmektedir. Bu nedenle, ekonomist niteligi agir basan refah yaklasiminin disinda daha boyutlu ve kapsayici aciklamalara ihtiyac vardir. Ornegin, Sawhill'e (2003: 79-86) gore yoksulluk, bir davranis bicimidir ve salt refah yaklasimiyla aciklanamaz. Yoksulluk ve zenginlik, parasal degil, davranissal modellerdir. Bu nedenle yoksulluk davranisi bir neden degil, sonuctur. Yoksullugun davranissal tanimi, yoksulluk dongusunu aciklama islevini yuklenir. Bu nedenle ekonomik girdi artsa da davranis en azindan birkac kusak devam edebilmektedir.

Yoksulluk, olgusal acidan hep var olmus olsa da soylem, onu donemsel olarak yeniden tanimlamakta ve boylece de aracsallastirmaktadir. Bu cercevede yoksulluga yonelik yaklasimlar genel olarak degerlendirildiginde, yoksullukla ilgili nesnel bir olcumun neredeyse imkansiz olusu, meselenin cozumunde de ilginc sorunlar ortaya cikarmaktadir. Yoksullukla mucadele siyasalari, gelir dagilimi dengesizliginin sonucu olarak, zengin-yoksul arasindaki ucurumun derinlesmesi gercegi karsisinda, yoksullugu bertaraf edecek cabalarin yerine, 'yoksullarin' sorunlariyla ilgilenmeye odaklanmislardir. (Walker, Walker, 2003:657) Bu odaklanma donemin hakim soylemiyle yakindan ilgilidir ve soylemin etkisi her alana (siyasi, iktisadi, dini, ideolojik, bilimsel) yansimaktadir. Ornegin, yoksullarin sorunlariyla ilgilenmenin siyasal acidan onemi, Minogue'a (2002:137) gore, oy hakkinin yayginlasmaya basladigi 19. yuzyilin baslarinda kesfedilmisti. Siyasal olarak yoksulluk, dusman kadar ilgi cekiciydi; hatta yoksulluk, yok edilemeyecek kadar cazip bir politik aracti. Genel oy hakkiyla es zamanli olarak kesfedilen yoksulluk sorunu, hem demokratik mesrulastirma araclarindan biri hem de yeni kesfedilmis secmen stokuydu. Burada da yeni bir paradoks ortaya cikmaktadir. Yoksulluk sorununu var eden yapilar ve uygulamalar onun cozumunde de karar, plan ve uygulamalarin oznesidir. Hala yoksullar ve yoksulluk, bir ozne degil nesnedir. Acaba sorunun kaynagi olan soylem, urettigi sorunun cozumunu de uretebilir mi?

Yoksullukla mucadelede bilgi temelli sosyal bir eylem adina genis hacimli arastirmalar yapildigi, veri toplandigi, hatta arastirmalarin nasil yapilacagi, verilerin hangi tekniklerle toplanmasi gerektigi konusunda bile oldukca hacimli bir literaturun ortaya ciktigi gorulmustur. Bu arastirmalarda yoksullar birer bilgi nesnesi olarak kapsamli incelenmis ve veriler oldukca ayrintili sosyolojik, eko-nometrik cozumlemelere tabi tutulmustur. (O'connor, 2000:3) Tum bu ugraslara ragmen yoksulluk, en mureffeh ulkelerde bile yasamin bir gercegi; nedenleri, sonuclari ve careleri acisindan bilim adamlari icin hala bir muamma olarak kalmaya devam etmektedir. Bu durum 'varlik icinde yokluk' paradoksu olarak adlandirilmis, paradoksun sorumlusu olarak siyaset ve ideoloji gosterilmistir. Bu tartismada yoksullugu giderecek refah siyasalari, siyaset ve ideolojinin bilim uzerindeki zaferi biciminde tezahur etmistir.

Yoksullugun Epistemolojisi

Yoksulluga yonelik ekonomist yaklasimlarin temelindeki inanc, bilimsel bilginin, dogayi denetleme araci olarak kullanilabilecegi anlayisi paralelinde, toplumu denetleme ve sosyal sorunlari cozme islevi yuklenebilecegi, modern donemlerin basindan beri hukum suren bir inanctir. Bu inanc dogrultusunda yoksulluk olgusu, 20. yuzyilin hemen basinda bilimsel bir arastirma nesnesine donusturulmustur Diger tum sosyal olgulara oldugu gibi sosyal bilimlerin yoksulluga yonelik konvansiyonel bakisi da ozne/nesne ikiligi varsayimina dayanir. Bu bakista sosyal bilimci ozne, -inceleyecegi, sorusturacagi nesnenin disinda-; onun verili ve sureklilik arz eden niteliklerini betimlemeyi kendine gorev bellemistir. Boylesi bir yaklasimda nesne, oznenin bakisindan bagimsiz olarak "oradadir" ve oradaligi, dogalligi dolayisiyla kendiligindenligi temin etmekte ve uzerine yapilan tum bilimsel iddialarin nesnelligi garanti altina alinmaktadir. Oysa bu da kendi basina bir soylemdir; maddi oldugu kadar maddi-olmayan sureclerce belirlenir. Yani nesne, soylem tarafindan insa edilir.

Yoksulluk da normal, geleneksel, gelismis, suclu, sapkin kavramlastirmalari gibi soylem tarafindan uretilmis bir kategoridir ve "uzmanlar" boyle dedigi icin herkes susar. Oysa tum bu kategoriler, nesnelerin bicimini, icerigini, olusumunu belirleyen 'uzmanlasmis' soylemlerin sonucu ve ayni sekilde bu kategorilerin kullanicilari olan ozne de, Foucault'nun (1993:110-127) ifadesiyle "oznelestirme/uyruklastirma" isleminin urunudur. (Yapa, 1996:712) Yani Foucault'nun bakis acisindan soylem, kendi duzeni icinde sayisiz nesnelestirici ve oznelestirici/uyruk-lastmci surecler barindirir.

Yoksulluk algisi ve yoksulluga iliskin onyargilar, basmakalip dusunceler, donemsel ve mekansal olarak degismektedir. Yoksullukla ilgili olarak karsimiza kurbani suclayici bir soylem cikmaktadir. Yani yoksullugun sorumlusu olarak yine yoksullar gorulmektedir. Yoksullukla ilgili benzer onyargilarin varligi ve evrensel bir olgu olarak za-man-mekan tanimaksizin her yerde rastlanmasi; yoksullukla ilgili bilimsel-vesayetci bir anlayisi kacinilmaz kilmaktadir. Yoksullukla ilgili olarak yoksullar degil, bilim adamlari konusmaktadir. Yoksulluga yonelmis bilimsel calismalarda (ki bu calismalar sadece bilgi amacli degildir bunlar ayni zamanda siyasa belirleme surecinin de bir parcasini olusturur) bilim adami/kadini kendini, tanimlanmis olan 'aciz' yoksulluk sektorunun disinda ve cogunlukla ustunde konumlandirir. (Yapa, 1996:712) Zaten yoksulluk sektoru tanimi kendiliginden bir ozne (ben)/nesne (ben olmayan) ikiligi ve hiyerarsisini de kurmaktadir. Bu hiyerarside yoksullar, otelerde bir sektor icindeki sorun ve nesne; bilim adaminin da dahil oldugu yoksul olmayanlar sektoru ise ozne ve problem cozucudur; yani oznelik konumu ve cozum pratiginin araclarina sahip olanlar problemin tamamen disinda, "temiz ve masum" kesime aittirler. Bu ikilikteki epistemolojik durum, somut olarak sosyal bir tabakalasma biciminde tezahur etmektedir; "yoksullar oralarda bir yerlerde problem, risk, tehdit ve bozguncu potansiyelleriyle durmaktadirlar." Oysa butun bu problemlerin, yoksulluk sek-torundekilerin yasadigi mahrumiyet tecrubesinin koku, bu sektorun disindadir.

Yoksulluk uzerine olusturulan resmiakademik soylemde ozne-arastirmaci, rasyonel, adanmis-yoksulluk meselesini cozecek, entelektuel ve maddi kaynaklari bunyesinde toplamis- bir ahlaki fail olarak algilanir. Bu soylemde yoksul ise "muhtac-aciz oteki", gelisme ve sefkate muhtac arastirma nesnesi olarak gorulur (Yapa, 1996:713) ve boylece yoksulluk, soylem tarafindan olusturulmus ahlakilestirme stratejisinin bir parcasina donusturulmustur. (Foucault, 1993:112)

Bu cercevede bakildiginda, yoksulluga iliskin soylemsel strateji ayni kalsa da bilimsel yargilarda donemsel olarak onemli degisikliklere rastlanmaktadir. 1960-1970'lerde, uygun bilimsel mudahaleler cercevesinde kokunden cozulebilecek bir mesele olarak gorulen yoksulluk, 1990'larda yasamin kacinilmaz bir parcasi olarak algilanmaya baslanmis, 2000'lerde ise yoksulluk sadece iktisadi bir olgu olmaktan cikarilip, sosyal konum, kentlesme, uygarlik gibi kavramlarla iliskilendirilerek cesitlendirilmistir. Yaklasimlar ve cesitlenmeler ne olursa olsun yoksulluk, yoksul insanlarin eylem ve basarisizliklarindan dolayi kacinilmazdir. Daha cok issizlik, suc, ahlaki yozlasmayla baglantila-nan yoksullugun bir sistem sorunu, dolayisiyla da bilimsel bir inceleme nesnesi oldugu genel kabul gormustur. (Jones, 1996:6)

Yoksulluk, surekli artan mutlak bir sorun olarak devam etse de bilimci, ekonomist yaklasimlar ve tanimlamalar, dolayisiyla cozum programlari donemsel olarak degismektedir. Ornegin 1960'li yillardan itibaren birkac on yil gormezden gelinen yoksullukla ilgili ampirik icerikli calismalar 1990'larda yeniden patlamistir. (Brady, 2003:716) Bu akademik ilgideki degisme, sorunun ozunden cok soylemseldir ve akademik cevrelerdeki soylem degisikliginin bir yansimasidir. Akademik yoksulluk algisindaki degisimin bir yonu de kamu siyasalarinin yoksulluk al-gisiyla olan uyumuyla ilgilidir. Ornegin, 1980'lerde Reagan yonetimi politikalari (Sanders, 1992:180), kamu transferlerinin yoksullugu ve tembelligi besledigini varsayip, kurban suclayici bir soylemi yuceltmis-tir. Zira her tur kamu yaklasimi, uygulamalari mesrulastiracak akademik bir gerekceler dizisi de bulabilmektedir.

Yoksulluga yonelik bilimsel yaklasimlarin, trajik komik bulgular barindirdigi da gorulmektedir. Ornegin, yoksul davranisi vurgusu yapan Sawhill (2003:80), yuksek okul mezunu olma, evlendikten sonra cocuk sahibi olma ve tam zamanli bir is gibi uc sarti bir arada tutarak, yoksulluk hastaliginin recetesi olarak sunmaktadir. Ayni sekilde ornegin Sri Lanka'da (Yapa, 1998:115) hakim bilimsel soylemin yaklasimina ve telkinlerine uygun olarak geleneksel ve dolayisiyla "geri" tarimsal uretim tarzindan modern-bi-limsel yontemlere gecilmistir. Bu gecisle beraber urun cesitliligi azaltilmis, endustriyel ve ihracata yonelik tarimsal faaliyetler uygulanmistir. Bu uygulama kimyasal gubre, bocek ve ot oldurucu kullanimi gibi yeni teknikler gerektirdiginden, kendi basina hem iktisadi hem de ekolojik maliyeti kat kat arttirmis ve sonucta bilimsel-modern tarim, Sri Lanka'da yoksullugu derinlestirmistir.

Moore (2007), Dunya Bankasi icin hazirladigi eserde, yoksullukla ilgili bazi bilimsel cozumlemelerin asagilayici, irkci ve ozellikle somurge mantigi kapsamindaki basmakalip dusunceleri barindirdigini ve yoksullarin gucsuz kurbanlar ya da edilgen yardim dilencileri olarak gosteren ogelere yer verildigini belirtir. O'Connor'a (2000:4) gore ise yoksullugu kisisel basarisizlik ya da yetersizlik olarak gormek, esitsizligin yapisal niteligini ortmektedir. Asil sorun esitsiz servet paylasimidir. Oysa basari ve yeterlilik, ona sahip olanlar tarafindan tanimlanmaktadir. Ayni sekilde cagdas sosyal bilimin yoksulluk bilgisi tanimindaki degismeler de sorunu saptiran nedenlerinden biridir. Yoksulluk bilgisi, siyasal ve ideolojik cozumlemelerle degil, yansiz bir tutumla uretilmelidir. (O'Connor, 2000:10) Ama bu yansizligin nesnel olcutunun ne olacagi ve kim tarafindan belirlenecegi cozumsuz bir sorun olarak karsimizda durmaktadir.

Dahasi, yoksullugun bilimsel bir mesele olarak ele alinmasi, insani boyutu rasyo-nalite adina torpuleyebilir. Bilimsellestirilen her konu, bilimcilerin zihinsel buzdolabinda dondurulan nesnelerden biri haline getirilebilir. Mesele adeta insansizlastirilarak bilimin duygu ve vicdandan arindirilmis labirentlerinde yuvarlanir. Hele mesele, yoksulluk gibi en azindan duygusal paylasimi zorunlu olarak gerektiren bir sorun soz konusu oldugunda, bilimciligin formel dili yetersiz kalmaktadir. Cunku duygusal, dolayisiyla insani baglam atlanacaktir. Bunun yaninda, yoksullugu sadece ekonomi cercevesinde tanimlamak cok boyutu olan bu problemle ilgili derinlikli bir kavrayisi engeller. Yoksullugun meta-etik boyutu ihmal edilirse ve yoksulluk sadece paranin satin alabilecegi mal ve hizmetlerin toplami yani ekonomist bir cercevede ele alinirsa, indirgemeci bir risk ile yuz yuze gelinir. Indirgenen her sorun, duzlestirilmis ve standartlastirilmis olacagi icin meta-etik boyuttan mahrumdur. Bi-limsellestirici ve standartlastirici yaklasimlar uluslar arasi duzeyde de gorulur. Ornegin, ILO'ya gore temel ihtiyaclarini karsilamaktan mahrum olan insanlar yoksul kabul edilmekte ve bu ihtiyaclar ayni zamanda maddi olmayan degerleri de (kamusal kararlara katilim, egitim, saglik, su, ulasim gibi) kapsamaktadir. Bunun yaninda yoksullugun sosyal bir insa yani kurmaca, dolayisiyla goreli bir kavram olduguna iliskin onemli bir literatur de vardir. Fakat bu gorecelilik, sorunun ve aciliyetini golgelemektedir. Zira yoksullar, salt istatistiki veriler degillerdir.

Yoksulluk konusundaki bilimsel bagnaz tutumun yansimalarindan birisi, fasizmle kol kola yuruyen sosyal darwinizmdir. Bu yaklasima gore, yoksullar tembel, yeteneksiz, var olabilmek icin yeterli gucu olmayan ve dolayisiyla seleksiyon surecinde elenmis olanlardir. Boylesi bir akil yurutme tarzi, yoksulluk olgusundaki kurban suclayici soylemin en temel oncullerinden birini olusturmustur. Yoksullugun dogal, dolayisiyla zorunlu bir konum, kader oldugu anlayisi da bu soylemin imalari arasinda yer alir. Hatta Incil'den yapilan bir tefsirde "her zaman yoksullarla birlikte olacagimiz" yorumu yer almistir. (Dixon, 1998:271) Bu anlayisa gore yoksulluk, bir tur ozurluluk hali, yoksullar da sistem disi, elenmis varliklardir.

Yoksullugun bilimsellestirilmesi, sosyal etkilesim kuramlarinin da ornekledigi gibi ki bu kuramlar yoksullugu, yetersiz sosyallesmenin, yetersiz sosyal etik gelisimin urunu olarak gormektedir, yoksullugun ana nedenini gizleyebilmektedir. Bu anlamda yoksulluk bir ahlaksizlik problemi olarak bile tespit edilmistir. Yoksullugu ahlaki bir zafiyetin urunu olarak tanimlamak, nesnelligi su goturmez bir durumu kendiliginden oznel yargilarin ve bulanik duygularin evrenine hapsetmektedir. Ama bu durum, sorunun etik bir mesele olmadigi anlamina gelmez. Ekonomi-politik soylem ilginc bir bicimde ayni normlari orta sinif icin kiskirtirken; ac gozlulugu, tuketimi aklarken, bu normlarin yoksullar icin gecerli sayilamayacagini ongorur. (Schafer, 2004:167) Bu cercevede yoksullar hakkindaki en kustah yargilardan birisi onlarin secenekten mahrum olduklari icin kendi hayatlarini yonetmekten aciz olduklari yargisidir. Oysa varsillarin sonsuz secenekleri oldugunu kim iddia edebilir ki? Yoksulluk, en dar ve yaygin tanimiyla hayati idame ettirmek icin gerekli olan beslenme, barinma, giyinme gibi ihtiyaclardaki yoksunluktur. Boyle bir tanimlamada daha kapsamli olan sosyal-kulturel beklentilere iliskin ihtiyaclar yer almaz. Adeta "Yoksul haddini bilmeli!"dir. Yaygin, basmakalip tutum, surekli degerleri vurgulayarak, bu degerler cercevesinde kurban suclayici bir soylem gelistirir: 'Yoksulsa bunu hak ediyordur.' Bazen de bu durum, ilahi adaletin tecellisi olarak dini icerikli bir soyleme dahi donusturulur. Boylece etik sorumluluk devre disi birakilmaktadir. Bu durum bir anlamda, din-ahlak iliskisinin koptugu noktalardan biridir. Dini kaynak gosteren hayirseverlik, dindarligin kulturel goreceligi icinde temel bir cozum uretme konusunda da guvenilir sayilamaz. En azindan, "dini motivasyon kayboldugunda ne olacak?" sorusu, cevapsiz kalmaktadir. Ustelik modern akademik cevrelere damgasinin vuran 'Tanrinin Olumu' durumu da ortadadir. Postmodern donemde ise 'insanligin olumu'nden bahsedilmektedir. Bu nedenle yoksulluk sorunu, her insan icin her zaman, hem ontolojik hem de etik bir sorundur ve bu bicimde tanimlanmadiginda, salt bilimci bir tutum eksik kalmaktadir.

Ozellikle kentlesme surecindeki hizlanma, insani ve sosyolojik acidan yoksullugu korukleyen ve pekistiren bir etki birakmistir. Artik 'mahallenin-koyun yoksul'undan, 'yoksul mahalle'ye dogru bir gecis soz konusu olmus; gunluk yasamda yoksul-yoksul olmayan yuz yuze etkilesimi ortadan kalkmistir. Yoksullugun gettolasmasina, bilimsel bir probleme donusmesi de eklenince, rasyonel soylemler cercevesinde yoksulluk olgusu insani, duygusal iceriginden kopmus, bir anlamda hem mekansal hem de zihinsel olarak 'otekilestirilmis', bilimsel vesayetin insafina terk edilmistir.

Sonuc

Butun projeksiyonlar goz onune alindiginda, kapsamli yoksullukla mucadele programlarina ragmen "yoksullugun oldukca zengin bir gelecegi(!)" oldugu soylenebilir. Ronald Reagan'in belirttigi gibi 'Yoksulluga karsi savas ilan ettik ve yoksulluk kazandi!' (Dixon, 1998:269) Aslinda yoksulluk kazanirken herkes kaybetmektedir. Onemli bir yasam ogesi ve dogal, dolayisiyla da herkesin olan su bile ozellestirilmistir. Buyuk bir Fransiz su sirketin CEO'sunun Le Monde'a yazdigi mektupta, kendi sattiklari suyun fiyat ve kalite acisindan benzersiz oldugunu belirttikten sonra soyle bir tespitte bulunmustur (Goldstone, 2005:251) "... baska yerlerde ne kadar yoksulsaniz suyun fiyati o kadar yuksek, kalitesi de o kadar dusuktur ..." Yalniz basina bu alinti bile yoksullukla ilgili alginin ne kadar duzeysiz ve ironik oldugunu gozler onune sermektedir.

Gunumuzdeki kuresellesme sureci, iktisadi butunlesmeyi, ulkesel olcekten kuresel olcege tasimistir. Bu nedenle yoksulluk kuresel olcekte bir etik sorun olarak ele alinmalidir. Kuresel olcekteki hukuki cerceve de somut ve maddi duzenlemeleri gerektirmektedir. (Dower, 2004:191) Ornegin yoksul, kacak, multeci gocmenlerin konumu, boylesi bir etik ve hukuk cercevesinde ele alinmalidir. Bir anlamda "Tanri'nin dunyasindan kovulanlar" simdilik butun insanligi ilgilendiren bir siyasal meseleye donusmustur. Boyle bir meseleyi ele alacak evrensel olcekli bir etik ihtiyaci da kesin olarak ortaya cikmistir

Devlet de sivil toplum da gizli ve acik hayirseverlik de yoksulluk sorununun en azindan aciliyet arz eden bir turunu cozmek icin ayri ayri vazgecilmez islevlere sahiptir. Ama yoksulluk, zenginlik, gelismislik ve azgelismislik kavramlari, sorunu daha cok ekonomizm icinde ve gecici olarak tanimlanmaktadir. Catismaci, rekabetci, kar-ka-zanc temelli bir zihin yapisi, yoksullugu belli bir bicimde tanimlar ve bu cercevedeki cozumler de donemsel, sinirli ve gecici olur. Elbette bu nesnel, olculebilir, planlanabilir ve sonuclari kisa vadede alinabilir bir konu degildir. Ama zaten yoksulluk, her durumda turlerini, kapsamini, niteligini degistirerek surdurecek bir gercekliktir. Hep vardi ve artarak var olmaya devam edecek. Paradoksal olan, ulusal ve uluslar arasi kamu ve sivil kuruluslarin sorunu tartismasi yogunlastikca, sorunun daha hizli buyumesidir. Her tartisma cumlesi, belki de yoksullugu tersinden de olsa arttiran kosullarin bir parcasi olmaktadir. Konuyla ilgili epistemolojik ozne/nesne ikiligi, zengin ile yoksul arasindaki otekiles-tirme, yoksullarin kendi haklarinda konustu-rulmamalari (bilimsel vesayet) ve yoksullugun meta-etik bir mesele olarak tanimlanmamasi, sorunu, paradokslar, kisir donguler ve ikilemler sarmalina donusturmektedir.

Temel ve koklu etik ilke, yoksullugu baskalarinin sorunu olarak gormeme uzerinden kurulmalidir. Ancak yoksullar da baska yoksullara yardim edebilecegi bilincine sahip olunca daha koklu bir cozum mumkundur. Bu ilkeye gore, dunyada tek bir yoksul bile kalsa, bu herkesin yoksul oldugu anlamina gelir. Cunku yoksulluk ve zenginlik dogal kategoriler degildir; zenginlik, zenginlerin yoksullara olan borclarinin toplamidir. Yoksulluga iliskin her tur kategorilestirme, oznelestirme/uyruklastirma, otekilestirme, meselenin ayni zamanda insansizlastirilmasi (Nietzsche) ve ekonomik rasyonalite cercevesinde bilimsel vesayetin merhameti zayiflatma riski tasiyan (Rousseau) insafina terk edilmesine ve gercek ahlaki baglamindan koparilmasina yol acmaktadir. Oysa insan, ahlaki bir varliktir.

Kaynakca

Brady, David (2003). "Rethinking the Sociological Measurement of Poverty". Social Forces 81, (3): 715-751.

Dixon, John. Poverty: A Persistent Global Reality, Florence; Routledge, 1998, s.269, 271.

Dower, N. 2004. "The Global Framework for Development", Political Economy of New Slavery. (ed.) C. Anker. Gordonsvil-le: Palgrave Macmillan, p.141.

Foucault, Michel. Cinselligin Tarihi, Cilt: 1. Ceviren. H. Tufan, Istanbul; Afa Yayincilik, 1993, s.110-127.

Goldstone, Richard J. Imperial Nature: The World Bank and Struggles for Social Justice in the Age of Globalization. New Heaven; Yale University Press, 2005, s.251.

Jones, Chris. Poverty, Welfare and the Disciplinary State. London; Routledge, 1999, s.6.

MacPherson, S. and Silburn R. "The Meaning and Measurement of Poverty". Poverty: A Persistent Global Reality, (ed.) J. Dixon. Florence: Routledge, 1998: 6-18.

Martinetti Enrica C. and Moroni, Stefa-no, (2007). "An Analytical Framework for Conceptualizing Poverty and Re-examining the Capability Approach". The Journal of SocioEconomics 36: 360-375.

Minogue, Kenneth. Siyaset ve Despotizm. Ceviren. U. Gundogan, Ankara; Liberte Yayinlari, 2002, s.137.

Moore, David. The World Bank: Development, Poverty, Hegemony, University of KwaZulu-Natal Press, 2007.

O'connor, Alice. Poverty Knowledge: Social Science, Social Policy, and the Poor in Twentieth-Century U.S. History. Princeton: Princeton University Press, 2000, s.2-10.

"Poverty", http://en.wikipedia.org/wiki/Poverty, Son guncelleme 16.10.2008.

Sanders, Jimy M. (1991). ""New" Structural Poverty?". The Sociological Quarterly 32 (2):179-199.

Sawhill, Isabel V. (2003). "The Behavioral Aspects of Poverty", Public Interest 153: 79-86.

Schafer, A.R. "German Historicism and American Progressive Thought". Markets in Historical Contexts: Ideas and Politics in the Modern World. (ed.) M. Bevir. West Nyack: Cambridge University Press, 2004: 167.

Walker A. and Walker C. "Poverty". The Social Science Encyclopedia, (ed.) A Kuper ve J.Kuper. London; Routledge, 2003.

Yapa, Lakshman, (1996). "What Causes Poverty?: A Postmodern View". Annals of the Association of American Geographers 86 (4): 707-728.

Yapa, Lakshman. (1998). "The Poverty Discourse and the Poor in Sri Lanka". Transactions of the Institute of British Geographers, New Series 23, (1): 95-115.

Osman KONUK * Ahmet Kemal BAYRAM **

* Yrd.Doc.Dr. Sosyoloji Bolumu, Fen Edebiyat Fakultesi, Afyon Kocatepe Universitesi, Afyon, Turkiye.

** Yrd.Doc.Dr. Sosyoloji Bolumu, Fen Edebiyat Fakultesi, Afyon Kocatepe Universitesi, Afyon, Turkiye. bayram@aku.edu.tr
COPYRIGHT 2009 Civilacademy Journal of Social Sciences
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2009 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:text in Turkish
Author:Konuk, Osman; Bayram, Ahmet Kemal
Publication:Civilacademy Journal of Social Sciences
Article Type:Report
Geographic Code:7TURK
Date:Mar 22, 2009
Words:3782
Previous Article:Slavery and the education of blacks in Spanish Florida and New Orleans/Ispanyol Floridasi ve New Orleans'taki siyahlarin egitim ve kolelik durumlari.
Next Article:A study on Turkish engineering students' beliefs about language learning/Turk muhendislik ogrencilerinin dil ogrenme inanclari uzerine bir calisma.
Topics:

Terms of use | Privacy policy | Copyright © 2019 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters