Printer Friendly

The theory of hermeneutic in terms of literature/Edebiyat bilimi acisindan: Yorumsama Kurami *.

ABSTRACT

The word "hermeneutic" in Western languages, has been translated as yorumsama in Turkish, that is, "the knowledge of interpretation", "an interpretative approach" or "a theory of interpretation". It is a Greek origin word and comes from Hermes, who gave news about gods in Greek mythology. Theoreticians used this word in order to underline the thought of making connections between the texts and attracting people's attention of that. Other than being a philosophical and scientific concept, hermeneutic is a very important tool in literary science, especially in reading, analyzing and criticizing texts. Today, hermeneutic became a universal concept in the analysis of tradition. Hermeneutic not only used for understanding texts, but also it is a method applied to everything that history left us as inheritance. For this reason, literary critics need to use this method as much as possible. In addition, as a developing trend, I believe, it is extremely important to use the basic knowledge of hermeneutic in university education as a methodical tool.

OZET

Yorumsama, Bati dillerinde, "hermeneutic" diye adlandirilan ve dilimize, "yorum bilgisi", "yorumcu yaklasim" veya "yorumsama kurami" seklinde gecmis bir kavramdir. Hermenuatic, koken olarak Greek mitolojisindeki Tanrilarin habercisi Hermes'ten turetilmistir. Kuramcilar, metinler arasinda ilgi kurarak, insanlari haberdar etme dusuncesini on planda tutmak icin bu kavrami kullanmislardir. Yorumsama felsefi, dil bilimsel bir etkinlik olmasi yaninda; edebiyat biliminde, ozellikle metin okuma, cozumleme ve elestirisinde onemli bir kuram olarak karsimiza cikar. Gunumuzde yorumsama, gelenegi, bir butun halinde inceleyen "evrensel bir kavram" niteligi kazanmistir. Bugun anlasilan bicimiyle yorumsama yalnizca metinlere ve sozlu gelenege degil, tarihin bize miras biraktigi herseye uygulanan bir yontemdir. Bundan dolayi edebiyat bilimcilerinin, bu kuramdan azami olcude yararlanmamiz gerekmektedir. Ayrica, gelisen bir akim olarak yorumsama kuramina ait temel bilgilerin universite egitimi icinde yontemsel acidan ele alinmasi ve degerlendirilmesinin de son derece yararli olacagi inancindayim.

Bir metin, belirli bir kultur acisindan "kutsal" hale gelir gelmez, kuskulu okuma surecine ve bunun sonucu olarak, hic kuskusuz bir asiri yorum durumuna tabi olur.

ECO 1996: 62.

**********

INSANOGLUNUN, tarih boyunca kendinden once yasayanlarin yazili ve sozlu urunlerine karsi buyuk bir ilgi gosterdigi bilinmektedir. Daha cok bugunu kavramak ve yarini tasarlamak icin "dunu anlama" amacina yonelik bu calismalarda cogunlukla temel malzemesi dil olan eserler incelenir. Bu sekilde insanlar, kendilerinden yuzlerce, hatta binlerce yil once yasayan insanlarin hayatlarini, onlarin karsilastiklari problemleri ve urettikleri cozum yollarini ogrenmeye calisir. Yine ayni anlay is icinde atalari ile kulturel anlamda bir iletisim kurmaya ugrasirlar.

Dunu anlama cabasi, zamanla bilimsel bir calisma haline donusur. Cunku, eski donemlerden gunumuze kadar gelen dil urunleri, tarih icinde degisik sekil ve yontemlerle kaydedilirler. Bu da sonraki nesiller icin anlamayi guclestiren onemli bir durum ortaya cikarir. Genellikle fi lologlar, dil bilime onem veren felsefeciler, edebiyat tarihcileri ve diger sosyal bilimlerle ugrasanlarla bu alan zamanla bilimsel bir nitelik kazanir.

Eski metinlerin -ozellikle dini ve edebitesbiti kadar, onlarda ifade edilen "anlam" in yorumsanmasi da bu bilimsel ugrasilardan biridir. Onceleri yalnizca dini metinleri konu alan yorumsama calismalari, daha sonra din disi metinlere de uygulanmaya baslamisir.

I. Yorumsama kurami nedir?

Yorumsama, Bati dillerinde, "hermenuatic" diye adlandirilan ve dilimize, "yorum bilgisi", "yorumcu yaklasim" veya "yorumsama kurami" seklinde gecmis bir kavramdir. Hermenuatic, koken olarak Greek mitolojisindeki Tanrilarin habercisi Hermes'ten turetilmistir. Hermes, ayni zamanda, hirsizlarin ve denizcilerin atasi olarak da bilinmektedir. Bunlarin otesinde kavram, gizli veya ulasilmaz olan anlamini da tasimaktadir. Dolayisiyla kuramcilar, metinler arasinda ilgi kurarak, insanlari haberdar etme dusuncesini on planda tutmak icin bu kavrami kullanmislardir diyebiliriz.

Yorumsama felsefi, dil bilimsel bir etkinlik olmasi yaninda; edebiyat biliminde, ozellikle metin okuma, cozumleme ve elestirisinde onemli bir kuram olarak karsimiza cikar. * Bilindigi gibi, yorumsama kavraminin, Turkce kokeni olan "yorum" bizlerin hemen hergun karsilastigi eylemlerden biridir. Yorumun eski dildeki karsiliklarindan biri olan tefsirin anlamina kisaca goz atmak yararli olacaktir. 1890'larda Redhouse([dagger]) tarafindan hazirlanan ve gunumuzde halen siklikla kullanilan Lexicon'da tefsir kelimesinin karsiligi olarak aciklama, izah, serh kavramlari gosterilir ve ozellikle de Kur'anla ilgili aciklamalarda bu kavramin kullanildigi belirtilir. Ayrica, cumle icindeki kapali ifadelerin belirlenmesi ve acikliga kavusturulmasi icin de tefsirin kullanildigi belirtilir.

Yine, 1901 yilinda basilan Kamus-i Turki'([double dagger]) de tefsirin Arapca'da 'fsr' masdarindan geldigi belirtildikten sonra gunumuz Turkcesi ile ifade edebilecegimiz su karsiliklar verilmektedir:

1) Aciklama, yorumlama ve izah etme.

2) Kuran-i Kerim'in sozlerini aciklama, gerektigi bicimde yorumlama ve bununla ilgili kitap yazma.

3) [Kok manasindan ayri olarak] Kur'an-i kerimin yorumu, butun Kur'anin veya birkac bolumunun yorumunun yapilmasi.

4) Kur'an-i kerimin anlamini ortaya koyma, ayetlerin inis sebepleri vs. ile ilgili bilim yapma.

Edat olarak: Dil bilgisinde bir kelimenin soyut manasini aciklamak icin benzerleri ile karsilastirilmasi ve bu sekilde baglanan kelimeye de 'baglama tefsiri' adi verilmektedir.

Goruldugu gibi Semseddin Sami'nin tefsir icin verdigi ilk karsiliklar "serh ve beyan" seklindedir. Serhin kapali bir konuyu acma ve yorumlama oldugunu daha once gormustuk.

Sanirim burada asil uzerinde durulmasi gereken kavram "beyan" dir. Beyan, Arapca'da belagat, yani retorik ilminin hakikat, mecaz, kinaye, tesbih, istiare gibi konulari ogreten kismina verilen isimdir. Ahmed Cevdet Pasa'ya gore belagat, kelamin ustunlugunu bildiren bir bilimdir. Kelamin ustunlugu, gerektigi duruma uygulanmasi ve benzetme, mecaz, kinayelerinin dogru bir sekilde kullanilmasi ve suslu bir sekilde ifade edilmesidir. *

Kisaca belagat terim olarak hem duzgun, hem de yerinde soz soyleme usulunu ogreten bir ilmin adi olup su uc kisma ayrilmaktadir:

1) Ma'ani

2) Beyan

3) Bedi'i

Tahiru'l- Mevlevi'nin ([dagger]) Muallim Naci'den naklettigine gore belagat biliminin bu uc dalinin ozellikleri soyledir:

Ma'ani: Kelamin mukteza-yi hale tatbiki, yani gerekli hale uydurulmasi.

Beyan: Bir mananin yekdigerinden daha vazih birkac suretle ifadesi.

Bedi'i: Mutebakati, vuzuh yolunda olan sozun tezyinidir.

Naci'ye gore guzel bir sozde iki ozellik vardir ki bunlar: husn-i zati ve husn-i arazi olarak adlandirilir. Husn-i zati, me'ani ve beyan ile saglanir. Husn-i arazi ise soze sonradan eklenen guzelliklerdir. Naci, kelamin guzelligini belirtmek icin kadinin guzelligi ile bir analoji yapar. Kadinin makyajsiz sade guzelligi onun husn-i zati olup ozgun guzelligi seklindedir. Kadinin bu guzelligini daha da belirgin hale getirmek icin kullandigi makyaj ve takilar ise onun husn-i arazi olup sonradan eklenmis guzelliklerden ibarettir. Nasil ki makyajin yerinde ve duzgun olusu bayanin guzelligini artirirsa, kotu olusu da onun guzelligini golgeler. Dolayisiyla yerinde kullanilan sozler ifadeyi guzellestirebilecegi gibi, yersiz soz oyunlari da ifadeye golge dusurecektir.

Bu kisa sozluk taramalarindan yola cikarak yorumsamanin ifadeyi yanliz acmak ve izah etmek degil, ayni zamanda dogru olup olmadigini ve anlamini tesbit etmek ugrasisi oldugunu soyleyebiliriz. Nitekim, yorumsama eyleminin tarihi gelisimi icinde de bunu gormek mumkundur.

II. Yorumsamanin tarihsel gelisimi

Yorumsama eylemi tarih boyunca cesitli felsefi ve dil bilimsel calismalar icinde gunumuze kadar gelmistir. Ozellikle Dogu Kulturu'nde (Islam-Turk Kulturu) daha cok dini eserler uzerinde yogunlasirken, Bati Kulturu icinde dini eserleri asip edebi bilimler ve butun toplum bilimlerinin ilgilendigi bir alan olmustur.

A. Dogu kulturunde yorumsama: Kavramlarin birbirine karistigi bu alanda tefsir, ([double dagger]) diger bir soyleyisle yorumsama, erken donemlerde Hz. Muhammed'in Kur'an'in bazi kapali ayetlerini aciklayan hadislerinin bir bolumu olarak dogdu. Tefsire ait rivayetler daha sonra din adamlari tarafindan toplanip bir araya getirildi. Boylece metodik olarak hazirlanmis ilk tefsir kitaplari ortaya cikti. Bu kitaplarda peygamber devrinde yapilan tefsirlerden ravi zincirine uygun olarak toplanmis olanlar zamanla buyuk deger kazandi. Bu tur tefsirin en iyi ornegi 923 yilinda olen Muhammed bin Cerir e't-Taberi'nin Cami u'l-Beyan an Tev'il i'l- Kur'an adli eseridir. Taberi yalniz Hz. Muhammed degil, sahabe ve tabiinin de tefsirlerini eserine almistir.

Zaman icinde Kur'an'in edebi yonden yorumsamasi da yapildi. 1143 yilinda olen mantik alimi Zemasehri, Arap siirinden ornekler gostererek ayetleri yorumladi. Daha sonraki yillarda pek cok din bilgini cesitli yeniliklerle yorumsama teknigini gelistirdiler. Ornegin, Fahreddin e'r- Razi (ol. 1209) Mefatih u'l-Gayb adli eserinde kelam, tabiat bilimleri ve matematik yontemlerini yorumsama kuramina uygulamaya calisti. Alusi (ol. 1854) ise daha cok tasavvufi yorumlama ile eserlerini zenginlestirdi.

Islam dinini kabul eden Turkler, ilk zamanlarda Kur'ani anlayabilmek icin kendi dillerine tercume yolunu denediler. Bu erken donemlerde fazla hacimli olmasi nedeniyle Kur'ani Turkce'ye cevirmek oldukca zordu. Bu yuzden ilk tercumeler Taberi tefsirinden yapilan Farsca tercumelerle ayni doneme rastlar. Bazi kaynaklara gore ise ilk Turkce tercumeler XI. yy'in ilk yarisinda gerceklesmistir. Su anda bilinen en eksi Kur'an tercumesi 1914 yilinda Zeki Velidi Togan tarafindan bulunmus olan anonim bir tefsirdir. Kur'an'in Anadolu Turkcesi'ne tefsir ve tercumesi XIV. yy. sonlarinda, beylikler devrinde Anadolu'da uc yontemle baslamistir:

1. Satir alti Kur'an tercumeleri: Bu yontemle Arapca kelimeler tek tek satir altlarina yazilan Turkce kelimelerle karsilanmaktadir. Zaman zaman yapilan kisa tefsirler tercumelerden ayri tutularak sayfa kenarlarina yazilmaktadir. Satir alti Kur'an cevirilerinin nushalari oldukca fazladir.

2. Tefsirler: Bu tarzda Arapca kelimenin tek bir Turkce kelime ile karsilanmasindan cok, ayetin tamaminin uzun cumlelerle aciklanmasi esas alinmistir.

3. Tefsirli tercumeler: Bu turde kelime kelime tercumeler yaninda, uzun tefsirler bulunmaktadir. Metin ile tercume ayni satirda yer almaktadir. *

Eski donemlerde dini metinler esas alarak olusturulan tefsir metodunun edebi metinlerde serh karsiligi kullanildigi bilinmektedir. Ancak bunun nasil uygulandigina dair maalesef yeterli teorik bilgi bulunmamaktadir. Yalniz klasik metin serhi calismalari yakin donemlere kadar konuya ilgi duyan birkac edebiyat arastirmacisinin yaptigi kisitli aciklamalarla sinirli kalmis ve uzerinde yeterince durulmamistir. Bu arastirmacilardan biri 1933 yilinda Istanbul Universitesi Edebiyat Fakultesi'ne Metinler Serhi Docenti olarak atanan Ali Nihat Tarlan'dir. Cok sayida serhe imzasini atmis olan Tarlan, "Metinler Serhine Dair" (1937) baslikli yazisinda konuya iliskin teorik sayilabilecek bazi bilgiler vermektedir. ([dagger]) Yaklasik on iki sayfadan ibaret olan bu bolumde, metin serhinin esaslarini aciklamaya calismistir. Yazara gore edebi bir metni oncelikli olarak ic ve dis yonleriyle serh etmek mumkundur. Metin serhi edebi tenkit demek degildir. Cunku edebi tenkit, eserin bedii guzelligi uzerinde hukum verirken, metin serhi onu anlamaya calisir. Bunu da afaki bir yontemle yapip, objektif sonuclara ulasir. Metni serheden kisi kendi iddialarini vesikalarla ortaya koyar ve okurun zevkine hic bir zaman mudahale etmez. Dolayisiyla sarih eserin guzel veya cirkin vasifl arini ortaya koymaya calismaz. Bir operator veya kimyager tarafsizligi ile eseri "tesrih ve tahlil" eder. Ortak maddeleri bulup onlari siralar ve her devir icin ozel bir gelisim noktasi bulur.

Bu goruslerden sonra, klasik diye vasiflandirdigi divan edebiyati urunlerini anlamak konusunda bazi teknik bilgiler verir. Iyi bir serh icin herseyden once grameri ve sentaksi ile birlikte Osmanli Turkcesinin ve Aruz veznini iyi bilinmesi gerektigini belirtir. Daha sonra eserin cuzler (kisimlar) halinde serh edilerek bir kull'e (butune) dogru gidilecegini ifade eder. Tarlan, bu aciklamalariyla birlikte divan siirinin yeterince anlasilabilmesi icin su uc yolu onerir:

1) Eserlerin ve san'at anlayisinin dis genis birligini bulmak.

2) Bu genis birlik altinda edebi sahsiyetlerin tedkiki.

3) Edebi sekillerin, mahiyetlerini anlamak, umum karakterlerini, iclerine aldiklari mevzularin birlesik noktalarini meydana cikarmak.

Beyitler bir takim objeler ve hayali kompozisyonlar icermektedirler. Sanatkarin ibdasini (yaraticilik) anlayabilmek icin beyitlerin bir kac cepheden incelenmesi gerekir. Bunlar arasinda, yazarin kullandigi maddeler; bu maddelerin sanatkarin enfusi alemindeki yeri ve afaki degeri; yapilan hayal binasinin mahiyeti, sanatkarin onceki ve sonrakilerle mukayesesi; vucuda gelen hayal yapisinin bicimi yer alir.

Yukarida da isaret edildigi gibi, Tarlan'in cok kapali bir sekilde yaptigi degerlendirmelerden onun "metin merkezli" incelemelerden cok, metin disi unsurlara agirlik verdigini soyleyebiliriz. Modern yorumsama tekniklerine gore ikinci planda olan bu goruste edebi eserden ziyade, sanatkar uzerinde yogunlasilmaktadir.

Yakin donemin en taninmis metin serhcilerinden biri olan Abdulbaki Golpinarli, Hazirladigi Mesnevi Serhi (1985)'nin sunus kisminda, metin serhi hakkinda bir takim bilgiler vermektedir. Bunlari ozetle soyle siralayabiliriz: *

a. Yapilan serhler her seyden once serhi yapanin kendi anlayisini yansitir. Bundan dolayi bir yazarin eserini en iyi sekilde o eserin kendisi, yani yazarinin dusunceleri serh eder. (Kur'an-i Mecid'i herseyden once Kur'an-i Mecid tefsir ettigi gibi, Mesnevi de yine, Mesnevi'nin kendisi ve yazari Mevlana'nin diger eserleri ile serhedilir.)

b. Serhedilecek eserin yalniz yazari degil, o yazarla ilgisi olan on ve es zamanli sahislarin eserleri de goz onune alinmalidir. (Mevla'nin kendi eserleri disinda Sultanu'l-Ulema, Seyyid Burhaneddin, Sems ve hatta Senai ile Attar'in eserleri de okunmalidir).

c. Serhedilecek eserin oncelikle saglam bir nushasi ele alinmali ve yorumlar yazarin kendine has kavramlari ile yapilmalidir. (Mevlana'yi Ibn-i Arabi ile serh etmek ikisi arasindaki mezhep ve mesrep farkini gorememektir. Her sufi nin tasavvuf anlayisi bir sayilmamalidir).

d. Serhedilecek eserin kaynaklarina gidilmeli ve yazarin dusunsel arkaplanina bakilmalidir. (Mevlana'nin eserlerinde anlattigi oykuleri nereden ve kimden aldigi tesbitle; bunlarin nasil kullanildiklarina dikkat edilmelidir. Ornegin, eski Hind-Iran, Yunan, Roma mitolojisi, Mesnevi'de gecen ayet ve hadisler, erenlere ait fikralar ve bunlarin nasil algilandiklarina onem verilmelidir).

e. Ele alinan eserler "bugunun gorusu" ile serhedilmelidir. (Son derece onemli olan bu hususu ilerde daha da genisletecegiz. Ancak sunu belirtmek gerekir ki her yorumsama dunden-bugune getirilen birtakim dusunsel degerler tasir. Dun de kalarak bu degerleri anlamanin olanagi yoktur. Dolayisiyla bugun, yani icinde bulunulan an ve sartalar yorumsamada onemli rol oynarlar).

Golpinarli bu goruslerden sonra Mesnevi serhinde uyguladigi yonteme kisaca temas eder. Ona gore daha onceki Mesnevi sarihleri, yorumlarini beyit esasina gore yapmislardir. Once beyitin Farscca aslini almislar, Turkce'ye cevirmisler, tahilini yapmislar daha sonra da yorumuna girismislerdir. Bu yontem Mesnevi'nin siirselligini golgeledigi gibi, konunun butunlugunu de unutturmaktadir. Oysa Mesnevi, icerik olarak, tefsir, hadis, fikih, kelam, tasavvuf, tarih, orf ve adet gibi konulari kapsamaktadir. Dolayisiyla yazar Mesnevi'yi beyit esasina gore degil, konu butunlugune gore yorumlamayi tercih etmistir. Birbiriyle ilgili konulari esas alarak, once tercume etmis daha sonra da genis yorumunu yapmistir.

Divan edebiyati urunlerini, ozellikle de siirini yorumsamak icin kullanilan yontemler uzun zaman bati formunda yazilan Turk siirini incelemek icin de kullanildi. Ancak asiri derecede gelenekci ve kalipci (convantionel) olan bu yaklasim, zamanla bir takim tepkilere neden oldu. Bu yonteme ciddi tepki gosterenlerden biri de Mehmet Kaplan'dir. Hazirladigi Siir Tahlileri (1978) ve Hikaye Tahlilleri (1986) adli calismalari ile batili tahlil (analiz) yontemlerini Turk edebiyati arastirmalarina tasidi.

Ozellikle "metin merkezli" tahlile onem veren Kaplan, edebi eserlerdeki sanat ve estetik degerleri bilimsel bir takim verilerle birlestirerek yontemini gelistirdi. Onun, siir tahlilerine yazdigi onsoz, bir bakima uyguladigi yontemin kisa bir manifestosu durumundadir. Burada oncelikli olarak edebiyat tarihlerine bir elestiri getirip bu turde eserlerin edebiyat hakkinda kesin bilgi vermedigini ileri surer. Edebi eserlerin en iyi bir sekilde metin tahlili yoluyla "kavranacagini" belirterek, bu uygulamalarin, batida estetik, psikoloji ve felsefe alanlarina giren bilimsel bir eylem oldugunu ifade eder.

Daha sonra Kaplan, hakli olarak, elestiri oklarini eski edebiyatcilara dondurerek ulkemizdeki metin tahlili uygulamalarini soyle elestirir: *

Turkiye'de metin tahlilinden ne kasd oldugu pek belli degildir. Umumiyetle bundan, metinde gecen yabanci kelimelerin izahi, veznin, seklin ve edebi sanatlarin belirtilmesi anlasilmaktadir. Bu basit gorus, edebiyat tedrisatini (egitimi) , metin tahlili adi altinda insicamsiz (tutarsiz) bir tefarruat bilgisi haline getirmektedir. Edebiyat tarihinin verdigi umumi fi kirler musahhas eserden ne kadar uzak ve faydasiz ise musahhas eserden cikarilan ve ne ise yarayacagi bilinmeyen teferruat bilgisi de o kadar bos ve hakiki sanatlara yabancidir.

Kaplan'in 1954 yilinda ileri surdugu bu gorusler, edebiyat arastirmalarinda bir devrim niteligi tasiyordu. Ona gore edebi eser bir butundu ve yazarin davranis tarzinin bir ifadesiydi. Eserdeki teferruat ise butunun emrinde ve sanatkarin sahsiyeti ile yakindan ilgili olmaliydi. Edebi eserde aranilacak ilk husus, onun nasil bir davranis tarzinin ifadesi oldugudur. Bu da ancak eserin butunlugu icinde aranmalidir. Kaplan'a gore butunlukcu bakisin amaclari sunlardir:

Edibin kainat, hayat, cemiyet, tabiat ve insan karsisinda almis oldugu hususi tavirdan hareket etmek ve teferruattan daima ona varmak lazim gelir. Mevzu, kompozisyon, fikir, kelime, hayal, ahenk bir muellifi n eserini vucuda getirmek icin sectigi ve kullandigi hersey, onun sahsiyetini ifsa eder. Bu secisler ayni zamanda, devri de gosterir. Zira devrin ruhu muellifi n ruhuna, oradan eserine akseder. Uslup, teferruattina varincaya kadar, ferdi ve ictimai davranis tarzinin ifadesidir.

Bu goruslerden sonra Kaplan, Tanzimat'tan Cumhuriye'te kadar gecen tarihi surecte Turk siirinin "belli basli" sairlerini ele alarak incelemeler ve tahliller yapar. Temelde aciklamaya yonelik (descriptif) bir yontemin izlendigi bu tahlillerde uzerinde durulan hususlar sunlardir:

1) Ele alinan tipik eserler hem kendi iclerinde, hem de zaman akisina gore incelenir.

2) Metin onplana alinmakla beraber, yeri geldikce yazar ve devri ile olan ilgisi belirlenir.

3) Metnin butunune hakim olan ruh ve bunun ortaya konulus sekli ve uslubu uzerinde durulur.

4) Kompozisyon meselesi bir yazarin sanat kabiliyetini daha iyi yansittigi icin bu konuya daha fazla onem verilir.

Yakin donemde yapilan bazi metin serhlerinde, serh yontemine iliskin goruslerin yer aldigi gorulmektedir. Ornegin, Su Kasidesi * uzerine yapilan incelemede, Metin Akar serh konusuna dort sayfa ayirarak bu alandaki bosluga dikkatleri ceker. Dogulu musluman milletlerin tefsir ilmi konusunda diger uluslardan daha sansli oldugu vurgulanir. Ancak, daha sonraki kusaklarin bu konudaki bilgi birikiminden yararlanmadiklari belirtilir. Yazinin sonunda ise, eski eserleri anlayabilmek icin ongorulen sartlara deginilir. Cogu edebiyat arastirmacisinin sahip olamayacagi bu ozellikler sunlardir: Turkce'yi iyi derecede bilmek, mantik ilmini bilmek, tefsir metodu, tarih, belegat (retorik), hukuk biliminin tefsir usulleri, yetecek kadar Arapca ve Farsca, edebiyat tarihi ve diger alet ilimleri.

Gunes Kasidesi'nin([dagger]) incelendigi bir diger arastirmada ise, konunun farkli boyutuna temas edilmektedir. Ozellikle metinlerdeki yakin-uzak bir takim sembol ve remizlerin realiteden uzak, tamamen mistik bir anlayisla tahlil edilmeleri elestirilmektedir. Subjektif temellere dayanan bu tur calismalardan yola cikarak, sairin his ve dusunce sistemini aciklamak mantikli degldir. Bu tarz yaklasim realiteyi yakalamayi imkansizlastirir ve divan edebiyati incelemelerini tek yonlu bir kimlige burundurur.

Goruldugu gibi kavramlarin, deger yargilarinin ve herseyden onemlisi yontem konusunda bir ittifakin bulunmadigi bu alanda soylenenler, konuya henuz bilim dunyasinda yeterince onem verilmedigine isaret etmektedir. Nitekim, 1997 yili icinde yapilan Turkoloji Sempozyumunda konu Mine Mengi([double dagger]) tarafindan dile getirilir. Eski edebiyat kaynakli metinlerin nasil incelenmesi gerektigi uzerinde durularak, son yillarda yapilmis calismalara deginilmektedir. Yazar hakli olarak oncelikle terimlerin birbiriyle karistirilmasi uzerinde durmaktadir. Bu amacla verdigi ornek terimler sunlardir: "Metin tesbiti, metin tetkiki, metin serhi, metin serhi ve izahi, metin izahi ve serhi, metin izahi, metin tahlili, metin tenkidi, metin cozumlemesi, metin acimlamasi, metin elestirisi ... Bu kavramlarin icerik olarak ne anlama geldiginin bilinmedigi tezini ileri suren yazar soyle soylemektedir:

Sorun, herhalde metin incelemesine iliskin temel kavramlar uzerinde henuz gerekli calismalarin yapilamamis olmasindan ve soz konusu terimlerin bir kismi arasinda metin incelemesindeki islevi bakimindan onemli fark bulunmamasindan ya da benzerliklerden kaynaklanmaktadir. Boylece bazi terimlerin arasina sinir koymak zorlasmaktadir.

Aslinda Turk edebiyati arastirmacilarini sikintiya sokan konu, ulkemizde edebiyat bilimine gerektigi gibi onem verilmemesine dayanmaktadir. Bu da, konuyu yalnizca edebiyat tarihi olarak goren ve birbirine benzer calismalari bilimsel bir etkinlik seklinde algilayan bir zihniyetten kaynaklanmaktadir. Kavramlari, kuramlari ve kuramcilari ile bir butun olusturan edebiyat bilimi konusunda Turkiye'deki arastirmalar oldukca yetersizdir. Bunlara kismen de olsa temas ettikten sonra, yorumsama kuraminin kaynagini olusturan Bati kulturune gecebiliriz. Burada kuramcilarin konu ile ilgili gorusleri ana hatlariyla kronolojik duzen icinde verilecektir.

B. Bati kulturunde yorumsama: Soz konusu kuram Bati kulturunde koklu bir gecmise sahiptir. * 17. yy'da Protestan Alman din adamlari tarafindan kutsal kitaplarin anlasilabilmesi icin kullanilan yorumsama yontemi, zamanla alanini genisletir. 19. yy'in sonlarina dogru ise metodik acidan daha sistemli bir hale getirilir. Ozellikle, Martin Heidegger, Wilhelm von Humbolt, Wilhelm Diltey gibi felsefecilerin calismalari ile bu yontem gelisir.

Heidegger calismalarinda insanlarin dili, eylemleri ve sanat eserleri ile anlayislari arasinda yakin bir ilgi kurar. Yine diger bir Alman din alimi olan F. Schleiermacher, yalnizca dini degil, din disi eserlerin de yorumsanmasinin genel teorisini arastiran bir bilim adami olarak kendini kabul ettirir. Schleiermcher "yorumsama dongusu" gorusu ile, bir seyin parcalarinin her zaman butun icindeki anlami ve karsitlarinin farki ile anlasilabilecegini belirtti. Ornegin, kelimenin gercek anlaminin, bir parcasi oldugu cumle ile; cumlenin ise ancak kelimelerin icerikleri ile anlasilabilecegini soyler. Anlama ugrasisi bu iki unsur arasindaki surekli bir uyumla ortaya cikar. Schleiermcher yorumsama eylemini ikiye ayirir:

1) Dilbilgisel yorumsama: Metnin dilsel ozelliklerini ortaya cikarmakla ilgilenir.

2) Teknik yorumsama: Dilin otesine gecip, yazarin niyetlerinin belirlenmesi ile ilgilenir.

Wilhelm von Humbolt'un felsefi calismalari ayni zamanda cagdas yorumsamanin bir mujdecisidir. Humbolt, insanin dilinin o kisinin dunya gorusunu yansittigina inanir. Ozellikle dilin dogasi ve buyuk felsefi calismalarin yorumuna iliskin sorular ortaya atar. Diger bir Alman bilgini olan Wilhelm Diltey ise yorumsamayi daha genis bir felsefi cerceve icinde ele alir. Diltey insanlarin deneyimlerini kapsayan butun temel yorumsama problemlerinin insani bilimleri icerdigini belirtir. Insanligi anlamak icin yalniz yazili metinlerin yetmeyecegini, ayni zamanda genel kultur tarihi icindeki hareketlerin ve farkli sekillerdeki sanat eserlerinin de incelenmesi gerektigini ileri surer. Diltey bu acidan kultur eserlerini, sanatkarin dusuncesinin bir baskasina yansimasini iceren temel bir duyusallik olarak gorur. Bu tur kulturel anlatimi Diltey "nesnel dusunce" olarak adlandirir.

Yorumsama kurami 19.yy sonlarina kadar ozellikle Almanya'da butun insani bilimlerin birbiriyle olan yakinligi ile ilgilenen felsefi bir disiplin olarak deger kazandi. Ancak Diltey'in yaklasimlari daha sonraki donemlerde asiri romantik goruldu. Bilhassa "bir baskasinin dusuncelerini ve niyetlerini anlama" konusunda ruh bilimcilikle suclandi. Diltey'in varisleri bu durumdan kacinmak icin daha cok metin okuma deneyimleri ve metnin kendisi uzerinde durma konusuna egildiler. Onlara gore metin, yazari hakkinda bilgi olmadan da okunup anlasilabilirdi. Onemli olan husus, okurun metinden etkilenmesiydi.

Yorumsamacilar ayni zamanda 19. yy'da "tarihselcilik" ile de suclandilar. Buna baslica neden olarak da okurun metni yorumlamada objektivizme sahip oldugu iddiasi gosterildi. Cunku okur, yorum ve yargilarinda her zaman kendi algilayis (concept) olculeri ile sinirli bulunmaktadir.

Varoluscu felsefeden, cagdas yorumsamaciliga ve Deridaci yapibozuculuga (deconstructivzm) kadar Avrupa felsefesini etkileyen Martin Heidegger, tarih ve dil arastirmalarinda yorumsamanin onemi uzerinde durdu. Ona gore anlama problemi, bilimsel arastirmadan ve bir baska insan dusuncesinde yer edinmeden tamamen farklidir. Heidegger'in modeline gore edebiyatta bireysel dusunce ve niyetlerin ifadesi, dunya gorusu ve dunyevi bir bilincin yukselmesinden daha azdir. Edebiyattaki butun deneyimler, bu ozel duruma iliskin mantikli nitelik ve niyetlerden ziyade, yazar tarafindan sekillendirilirler.

Heidegger dil ve siir uzerinde cok sayida metodik olmayan yazilar kaleme almistir. Ornegin, Nedir bu felsefe? adli eserinde dili (logos) anlamadan felsefenin gercek anlamda bilinemeyecegini belirtir. Ayrica, dusunme ve siir arasinda bir karsilastirma yaparak su sonuca varir:

Dusunme (dusunce) ile karsilastirildiginda siir sanati, tamamen farkli ve ozel bir bicimde dilin hizmetinde oldugundan, felsefenin ne oldugunu dusunen konusmamiz, dusunmeyle siir arasindaki iliskiyi aciklamaya zorunlu olarak varacaktir. Her ikisi arasinda, dusunmeyle siir arasinda, gizli bir akrabalik hukum surer, cunku her ikisi de kendilerini dilin hizmetinde dil icin kullandirir ve harcatirlar. Ama ayni zamanda her ikisi arasinda bir ucurum vardir, zira onlar "en ayri daglarda otururlar". *

Heidegger'in dolayli olarak yorumsama kuramiyla ilgili olan ve dilimize cevrilen eserinden biri de, Teknige Yonelik Soru. basligini tasimaktadir. Bu eseri buyuk bir ozveri ile yayina hazarlayanlarin da isaret ettigi gibi, Heiddegger, felsefe kuramini "dil ve anlama" arasindaki baginti uzerine dayandirmaktadir. Hacim olarak kisa, fakat icerik olarak cok genis anlamlar tasiyan eserine fi lozof soyle ilginc bir aciklama ile baslar:

Asagida teknigi sorusturuyoruz. Sormak, bir yol acmaktir. Bu nedenle her seyden once yola dikkat etmek ve tek tek cumle ve basliklara takilip kalmamak ogutlenir. Tum dusunce yollari, az veya cok farkina varilabilir bir sekilde, dil araciligiyla olagandisi bir tarzda, dil icerisinde yol gosterirler. (...) ([dagger])

Eserinde teknik konusundaki felsefi ve tarihsel kureye de yer veren dusunur, sorusturma yontemini "dusuncenin dindarligi" olarak niteleyerek insanin sorusturucu olmasi onemine deginir. Dusunurun "soru sormaya" verdigi onem, aklimiza "Sorucu ol ki bilici olasin." Turk atasozunu getirmektedir. Pek fazla bilinmeyen bu atasozunun, gercege ulasmadaki oneminin Heidegger tarafindan biraz farkli bicimde vurgulanmis olmasi ilginctir.

Onun ogrencilerinden olan Hans George Gadamer, felsefi yorumsama kuraminin seckin temsilcilerinden biridir. Dil, insanin faniligi ve anlama konularinda Heiddegger'den ayrilmasina ragmen, metin yorumsamada geleneksel problemler uzerinde yogun olarak durmustur. Cok onemli calismalarindan biri olan "Hakikat ve Yontem" (1960)'de Gadamer, oncelikle "anlayis" eylemini aciklamaktadir. Ayrica anlayisin gelenek ve uygulamalarla olan iliskisi uzerinde durmaktadir. Gadamer'e gore metnin yorumsanmasinda asil amac Heidegger gibi yazarin niyetini degil, metnin kendisini anlamaktir. Bir sanat eserinin orijinal seyirci veya okuyucusu icin ne ifade ettigini tesbit degil, halihazirda bulunanlar icin ne ifade ettiginin bilinmesidir. Bu yontemle bizler calismalari daha ozgur bir sekilde algilayabiliriz. Dolayisiyla yorumsama bir noktada gecmisle-simdi arasinda kurulan "ufki bir birlesme" sonucunda gerceklesir. Bu birlesim sonuda kendi tarihsel gerceklerimizi algilariz.

Bir cok bilimsel yaklasimin zittina Gadamer, metinleri ancak tarihi ve kulturel acidan uygun hale getirilmis on yargilarimizla algilayabilecegimiz gorusundedir. Sayet anlamaya calistigimiz metinlerle, bizim miras olarak edindigimiz begeni ayni gelenekten gelmezse, o zaman metin bize yabanci ve uzak kalacaktir. Dolayisiyla yorumsamadaki cabalarimizla, cogu farkina varmadan ozumledigimiz bizi cevreleyen kulturumuz arasinda onemli bir ilgi vardir.

Gadamer'in ana fi krini "okur-tepki" (reader response) teorisi olusturmaktadir. Okuma dunyasinda metin okuyucunun dunyasi ile karsilasinca daha iyi anlasilir. Terry Eagleton, Gadamer'in bu anlayisini soyle aciklar:

Gadamer'e gore gecmis doneme ait eserlerin yorumu, gecmisle bugun arasinda bir konusmayi kapsar. Boyle bir eserle karsilasinca Heideggervari bilgece bir edilgenlikle bu yabanci sesi dinler ve onun bizim simdiki ilgilerimizin sorgulanmasina izin veririz. Ancak eserin bize ne 'anlattigi' da bizim kendi tarihi konumumuzdan ona yoneltebildigimiz sorularin turune baglidir. Ayrica metnin kendisini bir 'cevap' olarak yazildigi soruyu yeniden olusturabilme yetenegimize baglidir. Cunku eser ayni zamanda kendi tarihi ile de bir diyalogdur. Butun anlama cabalari 'uretken'dir. Her anlama, 'farkli bir anlama', metinde yeni potansiyeller kesfetme, ona farkliliklar kazandirir. Bugunu, ancak onunla birlikte canli bir sureklilik olusturan gecmis sayesinde anlayabiliriz. Ayni sekilde gecmis de ancak bizim bugun icerisinde sahip oldugumuz kismi bakis acisindan kavranabilir. Anlama olayi bizim tarihsel anlam ve varsayimlarinizin 'ufku', yapitin icine yerlestirildigi anlam ve varsayimlarimizin 'ufku' ile kaynastiginda gerceklesir. Boyle anlarda biz eserin yabanci dunyasina gireriz ve ayni zamanda bu yabanci dunyayi kendi alanimiza sokarak kendimizi daha iyi anlayabilme imkanini yakalariz. Gadamer, 'yuvadan ayrilmayiz', yuvaya doneriz' demektedir.*

Heidegger'den beri yorumsama kuraminin felsefedeki diger onemli temsilcilerinden biri de Fransiz filozofu Paul Ricoeur'dur. Ricoeur, yurumsama metodolojisi, insani bilimler, psikoanaliz vs. gibi konularda temel basvuru kitaplari yazmistir. Yorumsama ve Insani Bilimler (1981) adli eser, yazarin konuyla ilgili asil goruslerini icermektedir. Onun calismalarinin Anglo-Amerikan dil felsefesi, semitizm, ozellikle de 20. yy yapisalci egilimleri ile yapay bir iliskisi vardir.

Ricoeur icin yorumsamanin basarisi, yalnizca yorum sirasindaki problemlerin cozumu degil, ayni zamanda insanlarin ozel anlayislarina ulasmalarini da icerir. Onun eserlerindeki oncelikli konu olan "oz", kartezyenciligin dogrudan incelemeleri ile anlasilmaz, yalnizca kulturel calismalar ve ozellikle de sanat calismalari yolu ile fark edilir.

Ricoeur'un yorumsama calismalarinda uc onemli evre goze carpar:

1) Metnin az-cok objektif cozumlemesi.

2) Okuma islemi sirasinda metnin dunyasinin guncellestirilmesi.

3) Metindeki varligin ve anlamin insanin kendine mal ettigi yansimalari.

Bu uc evreyle eser kendimizden uzakta olmasina ragmen icimize yansiyan bir anlayisla bize kadar gelir.

Son donem yorumsamacilarindan Italyan yazar Emilio Betti, 1950-60'li yillarda yorumsamanin objectif metodunu destekleyici sekilde detaylandirilmis cok sayida eser yayinladi. Betti'yle benzer calismalari surduren teorisyenlerden bir digeri de Kuzey Amerikali edebiyatci E. D. Hirsch'dur. Hirsch cok okunan Yorumsamadaki Gerceklilik (1967) adli kitabinda eserin anlami ve onun onemi arasindaki farkliliklar oldugunu ileri surer. Iddia ettigine gore, Heideggerci yorumsama felsefesi, edebiyat kuramlarinda cok radikal bir egilime sahip oldugu icin, farkli ve tek yonlu bir ilginin son yaklasimidir. Hirsch yalnizca yorumsamanin yararli veya sahsi bir zenginlige sahip olmasiyla degil, ayni zamanda metnin dogru manasinin verilip verilmedigi ile de ilgilenir. O, yorumsamanin degerliligi icin bir olcu belirlenmesini arzular. Yalnizca onemli bir ozelligi degil, onun bir karsilik olarak metinde uretilen yazarin niyetinin ne oldugunu ogrenmek ister. En azindan prensipte de olsa yorumsananin basarisi, bu yazarlarla ilgili durumu yeniden yapilandirmadir. Gercekte boyle bir mihenk tasi olmaksizin biz yalnizca suphecilige veya gorecelige sahip oluruz ki burada da her hangi bir yorumsama, bir digeri kadar savunulabilir olur.

Hirsch'e gore, yapitin anlaminin yazma sirasinda yazarin zihnindeki anlamla ozdes olmasi, metnin sadece bir tek mumkun yorumu olmasini gerektirmez. Cok sayida gecerli yorum yapilabilir. Ancak bu yorumlarin hepsi yazarin zihnindeki anlamin izin verdigi 'tipik beklentiler ve olay temiyle' sinirlidir. Hirsch, edebiyat yapitini farkli donemlerde, farkil insanlar icin, farkli anlamlara geldigini inkar etmez. Fakat bu metnin "anlam"indan cok "imlem"iyle ilgili bir sorudur. Hirsch metnin anlamiyla, yazarin ne kastettigini ozdeslestirirken okuyucunun her zaman yazarin amaclarini bilebilecegini varsaymaz. Yazar coktan olmus veya neyi amacladigini coktan unutmus olabilir. O halde okuyucu bazen metnin "dogru" yorumunu yapabilir. Ama hic bir zaman bunu bilecek konumda olamaz. Edebi anlamin mutlak ve degismezligiyle, tarihsel degisme karsi direncli oldugu temel konumu korudugu surece bu konu Hirsch'i hic ilgilendirmez. Hirsch'in bu konumu koruyabilmesinin nedeni, anlam kuraminin tipki Husserel'in ki gibi "dil oncesi" olmasidir. Anlam yazarin "arzu ettigi sey" dir, sonradan butun zamanlar icin belirli bir maddi gostergeler kumesi icinde "sabitlestirilen" sozcuksuz zihinsel bir edinimdir. Sozcuklerle degil bilincle ilgilidir.

Hirsch'in amacladigi hedef, Heidegger, Gadamer ve digerlerinin yorumsama bilgisidir. Hirsch'e gore bu dusunurlerin anlamin her zaman tarihsel oldugunda israr etmeleri tam bir gorecelige yol acar. Bu iddiaya gore bir edebiyat yapiti Pazartesi baska, Cuma baska bir anlam tasiyabilir. *

Amerikali elestirmen Stanley Fish de cok radikal bir yorumsamaci ornegidir. Fish icin bir metinde onceden belirlenmis bir mana yoktur. Bunun manasi tamamen bizim onu nasil yorumsayacagimizla ilgilidir. Bizim yorumlarimizdaki her monotonluk, sahip oldugumuz ve paylastigimiz yorumsama stratejimizin basit bir ornegidir. Fish'e gore, Hirsch'in yazarin niyetini ortaya koyma calismasi okuma stratejilerinden biri olmaktan baska bir sey degildir.

Hirsch, metnin yalnizca bir yonu uzerinde fazla durdugu icin sik sik elestirilirken, Fish de sadece okuma surecinin yorumu uzerinde cok durdugu icin elestirilir. Gadamer ve Ricoeur'un felsefesi teorileri metin ve okuyucunun ozerkligini inkar eden ve bunun yerine onlarin yorumsama zenginligini vurgulayan orta bir yol olarak gorulebilir.

Yorumsamadaki son bir gelisme olarak da Jurgen Habermas'in elestirel sosyal kuramindaki calismalar zikredilebilir. Habermas tam alamiyla bir yorumcu olmasina ragmen hem yorumsama paradigmasini, hem de onun gelismesindeki yaklasimlarin evrimini ozumleyebilmis biridir. Eserlerinde konusmacilar veya okurlar arasindaki acik iletisimi engelleyen ideolojik carpikliklar uzerinde durur.

Yorumsama kuramcilari burada "yorumsamacilarin supheciligi" diye adlandirilabilecek elestirel bir donusum icine girerler. Gadamer'in calismalarinda merkezi ve uretken bir goreve sahip olan "gelenek" politize edilmis ve problem haline getirilmis olur. Onun icin sadece hosgoru ile karsilanmaz ayni zamanda otantik iletisimi engellemek icin de sistematize edilebilir. Habermas'in bu yaklasimlari yorumsamacilara ve edebiyati ideolojik bir arac gibi goren cok sayida edebiyat kuramina kadar uzanir.

Soz konusu kuram hakkindaki ilgiler 1950-60'larda, somut olarak dilsel anlamlar ve meselelerle -Amerika'daki 'yeni elestiri' orneginde oldugu gibi- edebi elestiriye donusun dikkate alinmasi seklinde yeniden gozden gecirildi. Boylece edebi eser her seyden once dile dayanan nesnel bir calisma olarak algilandi. Ayrica, onun eylemsel anlami ve diger unsurlarla olan karsilikli iliskileri yorumsamada goz onune alinmaya calisildi.

Almanya'da ise yorumsama kurami en son sekli ile "alimlama estetigi" veya "alimlama kurami" olarak bilinmektedir. Burada yeni kuramcilar Gadamer gibi yalnizca eski metinlerle ilgilenmediler. Onlara gore alimlama kurami okurun edebiyattaki rolunu de incelemelidir ve bu haliyle de yeni bir gelismedir. Aslinda bu modern edebiyat kurami tarihsel olarak kabaca uc asamaya ayriliyordu:

1) Yazarin onplanda oldugu romantizm donemi.

2) 19.yy'daki sadece metne donuk yeni elestiri.

3) Ilgilerin belirgin bir sekilde okura ve onun yorumsamasina yoneldigi son donem. Suphesiz okurun var olmadigi bir durumda edebi metin de var olamaz. Burada ilginc olan husus "metin-yazar-okur" arasinda herzaman en ayricalikli konumda olan okurdur. Edebi eserler rafl arda veya kutuphanelerde var olamazlar. Onlar ancak okuma pratiginde somutlasan anlamlandirma surecleridir. Edebiyatin var olabilmesi icin okur da yazar kadar gereklidir. Alimlama kuramina gore okuma herzaman dinamik bir surec ve zaman icerisinde karmasik bir eylemsel acilimdir. Polonyali unlu edebiyat kuramcisi Roman Ingarden'e gore edebiyat eseri, ancak "semalar veya tabakalar" adini verdigi okurun gerceklestirmesi gereken genel talimatlar dizisidir.

Bilindigi gibi Ingarden, eserinin ic butunlugunu korumak kosuluyla, edebi eserlerin cozumlenmesinde ve estetik yapinin belirginlestirilmesinde su dort ontolojik tabakadan bahseder:

1) Kelimelerin seslerine dayanarak meydana gelen ve daha yuksek bir basamagi gosteren "ses yapilari".

2) Farkli derecelerdeki anlam birliklerini gosteren "anlam tabakasi".

3) Birbirinden bagimsiz "sematik gorusler tabakasi".

4) Tasvir edilen seyler (nesneler, olaylar, insanlar vs.) ve onlarin "alin yazilari" tabakasi. *

Buradan da anlasilacagi gibi, Ingarden'in yaptigi tabakalandirma temelde edebi eserin "anlasilmasi"na yonelik bir eylemdir. Bu dort tabaka, hem real, hem de ideal ontolojik tabakalari kusatip birbiri icine aliyor. Her ne kadar bu edebi eserin heterojen bir yapiya sahip oldugunu gosteriyorsa da bu parcalanmisligi veya bolunmuslugu gostermez, tersine bir butunlugu gosterir. Edebiyat eseri, gorunuste boyle dort farkli tabakaya dayansa da o yine bir "butun", polyphonik (cok sesli) bir butundur.

Terry Eagleton, eserinde Roman Ingarden ve Wolfgang Iser'in goruslerinden bahsederken onlarin yorumsamaya iliskin dusuncelerine deginir. Eegleton'a gore Ingarden, okurun esere bazi on anlamlar, beklentiler ve inanclar baglamiyla yaklastigini dusunmektedir. Okuma sureci gelistikce bu beklentiler ogrenilenler tarafindan degistirilecek, parcadan butune ve butunden parcaya dogru degisen yorumsama dongusu isleyecektir. Okur metindeki bazi seyleri onplana cikarip somutlastirarak yeni bir tutarli birlik olusturacaktir. Bu olusumda farkli bakis acilari ile konu ele alinacak ve degerledirilecektir.

Suphesiz ki okuma duz, cizgisel veya sadece biriktirmeye yonelik bir olay degildir. Ancak okudukca varsayimlar gelistirir, inanclarimizi yeniden gozden gecirir, gittikce daha karmasik cikarimlar yapar ve yeni beklentilere varariz. Okuduklarimiz bize yeni ufuklar acar. Okuma-yorumsama surecindeki karmasik etkinlik ayni anda birkac duzeyde surdurulur. Cunku metnin "one cikardiklari ve geriye ittikleri" degisik anlati acilari, cesitli anlam katmanlari vardir. Biz bunlar arasinda surekli dolasiriz.

Alimlama estetiginde Constant Okulu (Constant School)'nun temsilcilerinden biri olan Wolfgang Iser, The Act of Reading (Okuma Eylemi) (1978) adli eserinde metinlerin harekete gecirdigi "stratejilerden" ve bu stratejilerin icerdigi tem ve imaj refperatuarindan soz eder. Okudugumuz eseri iyi bir sekilde anlayabilmek icin, eserde kullanilan edebi teknik ve gelenekleri goz onune almaliyiz. Metni ureten yollari sistemli bir sekilde yoneten kurallar, yani metnin "kodlarini" bilmemiz gerekir. O halde her metin kendine gore uygun gorunen kodlar araciligiyla anlasilir. Ancak Iser'e gore edebiyat eserleri icin bu yontem gecerli degildir. Cunku edebiyat eserlerini yoneten kodlar ile bizim yorumsamak icin uyguladigimiz kodlar arasinda tam bir uygunluk yoktur. Bu boyle olsaydi, edebiyat yazilari herkes icin ayni anlama gelen sozler butununden baska birsey olmazdi.

Iser icin en etkili edebiyat eseri, okurun alismis oldugu kodlar ve beklentilerine elestirel bir gozle bakmasini zorlayan. urunlerdir. Diger bir deyisle, insanlarin rutin algilama kaliplarini gecersiz kilan ve degistiren eserlerdir. Bilimsel bir deneydeki nesneler gibi metin onunla ilgili sorularimiza onceden sezinleyemedigimiz cevaplar verebilir. En onemli ozellik, eserin okuru kendi bilincinin daha derinlerine goturmesi ve oz kimligine daha elestirel bakmasini saglamasidir. Bu acidan kitap boyunca insan kendisini "okur" gibi gormelidir.

Eagleton'a gore Iser'in alimlana kurami aslinda liberal humanist ideoloji uzerine kurulmustur. Insanlar okurken kendi inanclarini ve dusuncelerini sorgulamaya hazir bir esneklik icinde olmamalidirlar. Onun bu dusuncesinin ardinda, bilinmeyenle karsilastikca kendimizi daha iyi tanidigimiza inanan Gadamerci yorumsamanan etkisi vardir.

Okuma eylemi sirasinda okuyan bireyin nasil bir ozgurluge sahip oldugu bilinmemektedir. Edebi eserlerin en derinden etkileyecegi okur, zaten dogru yetenek ve tepkilerle donatilmis, belirli edebi teknikleri kullanabilen ve belirli edebi gelenekleri taniyabilen bir okurdur. Boylece, onun edebi eserle mucadele etmesi veya bir tur meydan okumasi sonucunda metnin cok anlamli anarsik yapisi daha duzenli ve anlamli bir cerceveye sokulabilir. Iser'in yorumsamadan kasti, bu cok anlamli potansiyele sahip olan metni belirli bir duzene indirgemektir. Bu saglanmadigi takdirde okuyarak kendini duzeltme ve yonlendirme edinimi ortadan kalkacaktir.

III. Toplum Bilimlerinde Yorumsama

Yukarida belirildigi gibi yorumsama kurami yalnizca edebi eserlerde yogunlasan bir eylem degildir. Ozellikle batida toplum bilimlerinin hemen her sahasinda bu kuramin kullanildigi ve farkli bakis acilariyla gelistirildigini gormekteyiz. Bu konuda Turkce'ye kazandirilan Toplum Bilimlerinde Yorumcu Yaklasim * adli eserdeki bilgileri, eseri yayina hazirlayana tesekkur ederek, burada ana hatlari ile degerlendirmek yararli olacaktir.

"Anlamayi Guclestiren Paradigma Arayislari" baslikli makalenin yazari Albert O. Hirschman, toplumsal olaylari anlamada karsilasilan problemler uzerinde durur. Bunu orneklendirmek icin Latin Amerika konusunda yazilan biri basarili, digeri basarisiz iki sosoyolojik nitelikteki esere temas eder. Hirschman'a gore eserlerin birinde model, paradigma, ya da teori hem anlasilmasi istenen malzemeyi, hem de anlama surecinin kendisini tumuyle bastan belirliyor. Digerinde ise teori, anlatimin icinde yer aliyor. Yazar paradigmasini eserin hikayesi icinde ortaya koyuyor. Bu durum da teorinin gucunu artiriyor ve yazarin sesini yukseltmesini sagliyor.

Hirschman eserler uzerindeki elestirilerini tamamladiktan sonra, sosyal bilimcilere su ogutleri vermekte yarar goruyor:

Hayata saygi duymak, gelecege biraz daha az kisitlama koymak, beklenmeyene biraz daha fazla pay birakmak ve tahminlere biraz daha az dilek karistirmak. (22).

Hirschman bu gorusleri, ele aldigi konuyu en detayli bir sekilde yorumlayarak, geriye hic bir sey birakmamaya ve herseyi eserinde vermeye calisan sosyal bilimcileri elestirmeye yoneliktir. Suphesiz ki bu paradigma ile toplumsal olaylara yaklasmak daha bastan bir sorun olarak kendini belli ediyor.

Antropolojik ve etnografi k malzemenin yorumsanmasi konusunda farkli gorusleri olan diger bir bilim adami da Clifford Geertz'dir. Ona gore malzemelere yorumsamaci yaklasim, mevcut anlama amaclarinin sayisini ve cesitliligini azaltmamakta, tersine artirmaktadir. Eger teorinin kendisi arastirma girisiminden apayri tutulmuyorsa, o zaman cesitli disiplinlerin bulgulari, yontemleri ve teknikleri kullanimimiza acik hale geliyor demektir. Arastirmaci duruma uygun her araci kullanabilir. Kendisi de o baglam icinde yer aldigina gore, hem teorik, hem de pratik olarak tartisma terimlerini tek basina otomatik olarak belirleyemez. Ona gore kulturel anlama ugrasisi asla herhangi bir ozel sezgi, ya da gizemli "ic goru" bicimi gerektirmemektedir. O, kulturel anlamanin nasil butunun bir tablosuyla basladigini, bunun arastirici kisi, sosyal duzen ve kozmoloji kavramlarinin eklemledigi ve sergiledigi sembolik formlari aramaya nasil goturdugunu anlatmaktir.

Geertz, Dilthey'in belirttigi yorumsama dongusunun edebi, tarihi, filolojik, psikoanalitik yorumsamalar, hatta ayni mantikla, gunluk yasantilarin sag duyu diye adlandirdigimiz siradan aciklamalari icin ne denli gerekliyse, etnografi k yorumsama yapmak icin ve dolayisiyla baska insanlarin dusunce bicimlerine nufuz etmek icin de en az o denli gereklidir. Bir "beysbol" oyunununu izleyebilmek (zevkine varabilmek ve anlamak) icin insanin bu oyunu, terimlerini ve bu terimlerin ya da "seylerin" ogelerini olusturduklari oyunun nasil bir butun oldugunu anlamasi gerekir. (55)

"Tarih-Bilim Tarihi Iliskisi" konusunu irdeleyen Thomas S. Kuhn, genc kusaklarin Hermetizm ve benzeri akimlardan yola cikarak hazirladiklari eserlerde, Bilimsel Devrim'in ilk asamalari konusunda onemli sonuclar elde ettiklerine deginir. Bu ozgun ve heyecan verici calismalarin uc onemli etkisini soyle belirtir:

Birincisi Hermetizm acikca mistik ve irrasyonel bir akim oldugundan, bunun oynadigi rolun anlasilmasi, bilimi saf akil ve soguk veri tarafindan yonetilen bir yarimekanik ugras olarak algilayip duran tarihcileri bilme daha fazla yaklastirabilmek.

Ikincisi, oyle anlasiliyor ki Hermetizm, bilimsel gelismenin daha once birbirini dislayici olarak gorulen ve iki karsit ekol tarafindan savunulan iki boyutunu da etkilemistir.

Son etkisi ise Hermetizm artik belirgin toplumsal tabani olan bir sinif hareketi olarak incelenmeye basliyor. Bu gelisme surerse, Bilimsel Devrim'in incelenmesi, cok boyutlu bir kultur tarihi haline gelebilir. Bu da simdi bircok tarihcinin yaratmaya cabaladigi bir seydir. (77)

Kuhn cok carpici bir sekilde yorumsama kuraminin gelecekte tarihcilik anlayisini nasil etkiledigini belirtmektedir ki bu anlayis gunumuzde batili bilim adamlari tarafindan uygulanmaktadir. Ona gore gecmisi anlamaya calismak, fi zik de bile, bir hatalar tarihinden ibaret degil, insani ve dogayi anlamaya yonelik surup giden bir cabadir. Simdiki paradigmamiz da bir gun sonup gidecektir. Ama nasil ki simdiki basarisi onu tumuyle dogru kilmiyorsa, gelecekteki basarisizligi da onun kokten yanlis oldugunu gostermez.

Yine ayni eserde insani bilimler ve bunlarin yorumsanmasi konusundaki epistemolojik problemlere deginen George Gadamer'e gore metinler anlasilmadigi takdirde yorumsamaya basvurulmaktadir. Bu da onu acik bir hale getirecek dusunme surecini baslatacaktir. Yorumsamayi gerekli kilan ilk sey "yabanci" olarak gorulen unsurlarin belirlenmesidir. Bu teolojide veya fi lolojide, karsilasilan anlasilmaz kavramlarin cozumu icin kullanilmistir. Ancak gunumuzde yorumsama, tam tersine gelenegi bir butun halinde inceleyen "evrensel bir kavram" niteligi kazanmistir. Bugun anlasilan bicimiyle yorumsama yalnizca metinlere ve sozlu gelenege degil, tarihin bize miras biraktigi herseye uygulanan bir yontemdir. Ornegin, yalnizca tarihsel olaylarin degil, manevi ifadelerin, mimiklerin, davranislarin vs. yorumsanmasindan da soz edilmektedir. Bundan da yorumsanmayi bekleyen seyin dolayimsiz aciklanamaya cagini, ve "gercek" gizli anlamini kesfetmek icin, gorunurdeki anlamin gerisine bakmamazi gerektirmektedir. Bu genellestirilmis yorumsama kavrami Nietsche'ye kadar gider. Ona gore, akla dayanan butun onermeler yorumsamaya aciktir. Cunku bunlarin dogru ya da gercek anlamlari bize ideolojiler tarafindan maskelenmis ve carpitilmis olarak ulasir (84).

Gademer makalesinde daha sonra Dilthey ve Heidegger'in yorumsama konusundaki goruslerine deginir. Ona gore Dilthey romantik yorumsama kuramina baglidir. Romantik yorumsama ise tarihsel deneyimle bilimsel bilgi arasindaki temel farki maskeler. Insan bilimlerinin bilgi biciminin ozdeki tarihselligini ihmal etmemize ve bu bilimleri doga bilimlerinin metodolojisine uydurmamiza yol acar. Dilthey'in degerlendirmeleri ile yorumsama bir organon halini alir. * Diger

* GUNAY, Mustafa. "Hermeneutik (Yobir deyisle, tarihsel bilincin evrensel organonu olur. Oysa Heidegger'in anlamayi varolussal (ontolojik) bir olay olarak belirlemesi, onun ne eksik ne fazla tam da yorumsamanin en temel ogesini yakaladigini gosterir. Eger "anlama" tum var olusun askin (transandantal) bir belirlenisi ise, o zaman yorumsayarak anlama da yeni bir boyut ve evrensel bir oncellik kazanmis olur.

Konuya iliskin goruslerini Gadamer, su cumlelerle bitirir:

Sonuc olarak sunu soyleyecegim: Hermenotigin, dogru kavranmis tarihsel gerceklik ustune dusunebilmesinin kosulu, tarihsel uretkenlik ilkesi dedigim kurala uymakla yerine getirilir. Iyi anlasilirsa, bu gecmis ile simdi arasinda bir dolayim saglar; gecmisin kendini bize sunacagi ve bize seslenecegi bir dizi perspektif gelistirir. Bu radikal ve evrensel anlaminda, tarihsel ozbilinc ya da tarih bilinci, felsefenin ebedi gorevinin terk edilmesi degil, her zaman baslica amacimiz olan gercege ulasmada bize bagislanmis bir yoldur. Ve ben, bilincin tarihsel uretkenlige acilabilme sansini, anlama ile dil arasindaki iliskide goruyorum." (106).

Suphesiz ki yorumsamanin koklu bir gelenege dayanan yorumsama kuramcilarinin gorusleri bu kadarla sinirli degildir. Ancak makalenin sinirlarini zorlamamak icin, bati kulturundeki bu surece burada son vererek, yorumsamanin edebiyat bilimi acisindan onemi uzerinde durulacaktir.

III. Edebiyat bilimi acisindan yorumsama

Yukarida aciklamaya calistigimiz goruslerin isiginda yorumsama eyleminin pratik acilimini yapmak mumkun mudur? Diger bir deyisle, edebiyat bilimi acisindan yorumsamanin ana cizgileri belirlenebilir mi?

Bu sorulari acik bir sekilde cevaplandirmak mumkun degildir. Cunku felsefi, sanatsal ve kulturel boyutlari ile yorumsama, su an icin, cok yonlu "meta-science" denilebilecek, bilim otesi bir etkinlik olarak gorulmektedir.

Suphesiz, edebiyat bilimi acisindan kuramin anlasilabilmesi icin bazi bilgiler, ozellikle "yazar-metin-okur" arasindaki yorumsama dongusu uzerinde durmak gerekmektedir [Sekil: 2].

Burada dikkatimizi ceken onemli husus yazarla okur arasindaki ortusmenin en genis boyutlu bir sekilde gerceklesmesidir. Bu ortusme ise bir takim unsurlarin biraraya gelmesiyle olusur.

[FIGURE 1 OMITTED]

Bu dongu icinde "metin", yazar ve okurun birlestigi ana noktalardan biridir. Edebiyatci olsun olmasin, her yazar ayni zamanda bir okurdur. Dilimizde okur-yazar kavraminin surekli yan yana, birbirini cagristiracak sekilde kullanilmasinin ardinda yatan espiri bu karsilikli etkilesime dayanmaktadir. Suphesiz ki kisi yazar olarak en iyi bildigi konuyu ele alip ve incelemelidir. Bu nedenle yazdigi eser, ayni zamanda onun bu konu hakkindaki temel algi kalibini da ortaya koyar. Ancak bu algi kalibi esere her zaman net bir sekilde yansimaz. Bir takim siyasal, sosyal, hukuksal veya moral engeller yazarin dusuncelerini kisitlar. Bundan dolayi yazar eserini belirli bir form ve anlatim teknigi icinde sergilemek zorunda kalir. Dolayisiyla, metindeki gorusler tam anlamiyla yazarin net dusuncelerini degil, kodlanmis dusuncelerini yansitirlar.

Metinler yapi ve icerik yonu ile okuyucunun ilgisini cekerek merak duygusunu harekete gecirir. Ayni zamanda onu eser uzerinde dusunmeye sevkeder. Algi kalibi, diger bir deyisle anlama ise bu duzlemsel birlesme sonunda gerceklesmektedir. Dogal olarak anlamayi saglayan temel etkinlikler:

a) Yazarin metni olusturma basarisi

b) Okurun birikimi ve metne bakis acisinin genisligidir.

Okur, sayet metni gercek ve en genis boyutuyla anlamak istiyorsa, metin uzerinde ciddi ve sistemli bir sekilde dusunmelidir. Eser karsisinda okur bilgisi, kulturel gecmisi, deneyimleri, tahminleri ve anlayisi ile her zaman metinden yeni anlamlar cikaran bir konumdadir. Bu noktada kavramlar onemli rol oynarlar. Kavramlari butunden ayirip yalniz basina kullanmak veya anlamlandirmak metni anlamamizi guclestirecektir. Butunden yola cikarak kavramlari degerlendirmek; bize sunulan yapilari bozmak ve tekrar bir donusle kavramlardan yola cikarak butunu yeniden degerlendirmek yorumsamanin temel gorusudur.

Her metin, yazarinin oldugu kadar yazildigi donemin de paradigmasini yansitir. Dolayisiyla okurun bu paradigmanin sinirlarini tesbiti veya daha belirgin hale getirilmesi, metni anlama bakimindan yararli sonuclar verir. Bu acidan, ozellikle profesyonel okur, metni olusturan unsurlari incelerken ve yorumsarken, kendi bakis acisi ile bu paradigma arasindaki yakinligi azami olcude kurmaya calisir.

Edebi metinler mesaj tasimalari bakimindan da diger metinlerden ayrilirlar. Cunku eedebiyat disindaki metinlerde mesajlarin gondergeleri dis dunyada mevcuttur. Ornegin tarihi bir metinde anlatilan sahis, belli bir zaman diliminde ve mekanda yasamis reel insandir. Oysa oyku ve roman gibi edebi metinlerdeki karakterler, konu gibi kurgusal, yani fi ktiftir. Bir diger deyisle bu karakterler homo sapiens, degil homo fictus'tur. * Ayrica bunlar, bagimsiz (independent) olmayip karsilikli bagimliliklari (inter-dependent) olan sahislardir. Yuzlerce, binlerce yazarin kafasinda yaratilmis varliklardir. Bu nedenle onlarin yaptiklarini anlamak veya anlamlandirmak her okur icin ayni olmayabilir. Cunku, edebi metinler okurlarinin kulturel birikime gore karsilik bulan bir estetik dunyaya sahiptir. Her okundugunda yeni bastan kurulan ve yorumsanan bir dunya.

Bu noktada, eseri anlama konusunda kodlar onemli ozelliklere sahiptir. Bilindigi gibi kod: Kanun, kural ve duzenlemelerden, gizli anlamlar tasiyan sifrelere kadar genis bir cagrisim alanini icermektedir. Sosyolinguistikte ise bir toplulugun dil sistemi veya bir dil icindeki ozel birliklerdir. Yapisalci edebiyat elestirisinde muhim rol ustlenen kodlari, Rolan Barthes, Balzac'in kisa oykusu Sarrasin uzerine yaptigi bir arastirmada bes gruba ayirir. ([dagger]) Bunlar: Yorumsama, Anlam, Sembolik, Eylemsel ve Kulturel kodlardir. [Tablo: 1].

Butun bu bilgiler isiginda edebi bir eserin veya metnin yorumsanmasi sirasinda uygulanacak onceliklerden birkacini ana basliklar halinde su sekilde belirtebilirim. Oyle saniyorum ki, bu oncelikler simdilik metin yorumsama kurami icin onbilgi vermeye yetecektir [Tablo: 2].

Sonuc

Goruldugu gibi yorumsama gerek tarihsel gecmisi, gerekse gunumuzdeki onemi ile bilimsel, hatta disiplinler arasi bir ugrasi olarak karsimiza cikmaktadir. Ozellikle dunyaca unlu felsefecilerin ve dil bilginlerinin bu alanda ortaya koyduklari kuramlar, kavramlar ve gelistirdikleri dusuncelerle yorumsama, felsefi ve dilbilimsel bir disiplin halini almistir. Ancak, arada insan unsurunun payi goz onune alinirsa, yorumsamanin her seyden once onu yapan sahisin birikimi ve dunya gorusu ile dogrudan alakasi oldugu kesindir.

Bu acidan calismanin sonuc kisminda bir yorumsamacida bulunmasi gereken bir kac ozellige kisaca deginmek yayarli olacaktir:

1) Yorumsamaci hur dusunceye sahip olmali ve ele aldigi konuya genis boyutlu bir dusunsel ozgurlukle yaklasmalidir.

2) Dusunme ve merak etmeyi sevmek iyi bir yorumsamacinin vaz gecilmez ugrasilari olmalidir.

3) Iyi yorumsamaci herseyden once iyi bir okur, metodik ve analitik kafa yapisi ile elestirel bakis acisina sahip biri olmalidir.

4) Bilimsel, teknolojik ve kulturel yeniliklere acik olmalidir.

5) Konusu ile ilgili temel kuram ve kavramlari bilen, gelismelerden haberdar olan ve temel formasyon bilgilerini almis biri olmalidir.

Gunumuzde yorumsama, gelenegi, bir butun halinde inceleyen "evrensel bir kavram" niteligi kazanmistir. Bugun anlasilan bicimiyle yorumsama yalnizca metinlere ve sozlu gelenege degil, tarihin bize miras biraktigi herseye uygulanan bir yontemdir. Ornegin, yalnizca tarihsel olaylarin degil, manevi ifadelerin, mimiklerin, davranislarin vs. yorumsanmasindan da soz edilmektedir. Tarih, sosyoloji, antropoloji gibi insani bilimlerin her alanini etkileyen bir guce sahiptir. Bundan dolayi edebiyat bilimcileri olarak bizim calismalarimizda, bu kuramdan azami olcude yararlanmamiz gerekmektedir. Ayrica, gelisen bir akim olarak yorumsama kuramina ait temel bilgilerin universite egitimi icinde yontemsel acidan ele alinmasi ve degerlendirilmesinin de son derece yararli olacagi inancindayim.

KAYNAKLAR

ABRAMS, M. H. A Glossary of Literary Terms, 6 th ed., New York: Harcout Brace College Publishers, 1993.

AHMED CEVDET PASA. Belagat-i Osmaniye, [Tipki basim], Istanbul: Mimar Sinan Universitesi Yayinlari 1987.

AKAR, Metin, Su Kasidesi Serhi, Ankara: Turkiye Diyanet Vakfi Yayinlari, 1994.

BIRAND, Kamuran. Manevi Ilimler Metodu Olarak Anlama, Ankara: Ankara Universitesi Ilahiyet Fakultesi Yayinlari 1960.

CERRAHOGLU, Ismail. Kuran Tefsirinin Dogusu ve Buna Hiz Veren Amiller, Ankara: Ankara Universitesi Ilahiyat Fakultesi Yayinlari 1968.

CERRAHOGLU, Ismail. Tefsir Usulu, Ankara: Ankara Universitesi Ilahiyat Fakultesi Yayinlari 1971.

CUDDON, J. A. The Penguin Dictionary of Literary Terms and Literary Theory, 3 rd ed., USA: Penguin Books 1992.

DUMAN, Haluk Harun. Metin Cozumleme Yontemleri I, Tanzimat Donemi, Istanbul: Duyap Yayincilik, 2005.

EAGLETON, Terry. Edebiyat Kurami, (Cev: Esen Tarim), Istanbul: Ayrinti Yayinevi, 1990.

ECO, Umberto. Yorum ve Asiri Yorum, (Cev: Kemal Atakay), Istanbul: Cem Yayinlari 1996.

FORSTER, E. M. Aspects of the Novel, Middlesex: Henguin Books Ltd. 1963.

GADAMER, H. George. "Tarih Bilinci Sorunu", (Derleyen: P. Robinov-W. Sulivan, Cev: Taha Parla), Toplum Bilimlerinde Yorumcu Yaklasim, Istanbul: Hurriyet Vakfi Yayinlari 1990.

GOKA, Erol, vd. Once Soz Vardi, Yorumsamacilik Uzerine Bir Deneme, Ankara: Vadi Yayincilik, 1996.

GOLPINARLI, Abdulbaki. Mesnevi Serhi, c.I, Istanbul: Milli Egitim Basimevi, 1985.

GUCLU, A. Baki. "Hermesten gunumuze Felsefece Hermeneutik ya da 'Anlamayi Anlamak'", Edebiyat-Elestiri, Guz, 124-36, 1995.

GUNAY, Mustafa. "Hermeneutik (Yorumbilgisi) Uzerine Iki Kitap: Yorumbilgisi Isiginda Felsefe, Bilim ve Kultur Iliskileri", Felsefe Tartismalari, 20. Kitap, Istanbul: Kent Basimevi, 1996.

HEIDEGGER, Martin. Nedir Bu Felsefe? (Cev: Ali Irgat), Istanbul: Afa Yayincilik 1995.

HEIDEGGER, Martin. Teknige Yonelik Soru, (Cev: Dogan Ozlem), Istanbul: Afa Yayincilik 1997.

KAPLAN, Mehmed. Hikaye Tahlilleri, Istanbul: Dergah Yayinlari, 1986.

KAPLAN, Mehmed. Siir Tahlilleri I, Tanzimattan Cumhuriyete, 6. Bs., Istanbul: Dergah Yayinlari 1978.

KARABACAK, Esra. Manisa Ilhalk Kutuphanesi' ndeki Satir-Arasi Kur'an Tercumesi (Giris-Metin) I, Yayinlanmamis Doktora Tezi, Marmara Universitesi Turkiyat Arastirmalari Enstitusu Turk Dili ve Edebiyati Bolumu 1992.

MAKARYK, Irena R., ed., Encyclopedia of Contemporary Literary Theory, Toronto: University of Toronto Press 1995.

MENGI, Mine. "Metin Serhi, Tahlili ve Tenkidi Uzerine Dusunceler", Dergah, Edebiyat-Sanat-Kultur Dergisi, (93), Kasim, 8-10, 1997.

OZLEM, Dogan. Metinlerle Hermeneutik (Yorum Bilgisi) Dersleri, I-II c., Izmir: Prospero Yayinevi 1994.

REDHOUSE, James. A Turkish and English Lexicon, Istanbul: Cagri Yayinlari 1978.

SAYIN, Sara. "Yazin Bilim ve Alimlama Estetigi (Rezeptionsa esthetik)" Baglam, Nr.1, 103-119, 1979.

SAYIN, Sar. "Yorumbilimsel Soylesi", Macit Gokberk Armagani, Ankara: TDK Yayinlari, 103-111, 1973.

SCHOLES, Robert. Textual Power, Literary Theory and the Teaching of English, London: Yale University Press 1985.

SEMSEDDIN SAMI. Kamus-i Turki, Dersaadet: Ikdam Matbaasi 1901.

SENTURK, Ahmet Atilla. Ahmed Pasa'nin Gunes Kasidesi Uzerine Dusunceler, Istanbul: Enderun Yayinlari 1994.

TAHIRU'L-MEVLEVI. Edebiyat Lugati, (Haz: Kemal Edip Kurkcuoglu), Istanbul: Enderun Kitapevi 1973.

TARLAN, Ali Nihad. Edebiyat Meseleleri, Istanbul: Otuken Yayinlari 1981.

TOPALOGLU, Ahmet. XV. Yuzyil Baslarinda Yapilmis 'Satir-Arasi' Kur'an Tercumesi, Istanbul, Milli Egitim Basimevi, 1976.

TUNALI, Ismail. Sanat Ontolojisi, Istanbul: Edebiyat Fakultesi Basimevi, 1984.

VAUX B., Carra de. "Tefsir" Islam Ansiklopedisi, c. 12, Istanbul: Milli Egitim Yayinlari 1981.

WELLEK, Rene-Austin WARREN. Edebiyat Biliminin Temelleri, (Cev: Ahmed Edip Uysal), Ankara: Kultur ve Turizm Bakanligi Yayinlari 1983.

* Bu calisma 17 Eylul 1997 tarihinde Istanbul Universitesi Turkiyat Arastirmalari Enstitusu tarafindan duzenlenen IX. Milli Turkoloji Kongresi'nde bildiri olarak sunulmustur.

** Metin okuma, elestirme ve yorumlama arasindaki farklar icin bkz: DUMAN, Haluk Harun, Metin Cozumleme Yontemleri, Istanbul: Duyap Yayincilik 2005.

([dagger]) ([dagger]) REDHOUSE, James, A Turkish and English Lexicon, Istanbul: Cagri Yayinlari 1978.

([double dagger]) Semseddin Sami'nin orjinal ifadeleri ile tefsirin karsiligi soyledir:

(1) Serh ve beyan, izah ve tafsil: Bir sozu tefsir etmek.

(2) Kuran-i kerimin ibaresini serh ve izahla icap eden tafsilat ve mutealati beyan etme ve buna dair kitap yazma: Kuran-i kerimi tefsir etmeye muktedir; Ayet-i kerimeyi tefsir etmistir.

(3) [Masdariyet manasindan mucerret olarak] Kur'an-i kerimin serhi, butun mushaf-i serifin veya bir yahud bir kac sure-i serifenin serhini havi kitap; Tefsir yazmakla mesguldur; tefsir-i kebir: Zemasehri'nin tefsiri. (Bu mana ile cem-i tefasir gelir.)

(4) Kur'an-i kerimin mana-yi serifesi ve irabi ve esbabi tenzil vesair muteferruati ilm-i mahsusu: tefsir okuyor; tefsir tedrisi ile mesguldur; ilm-i tefsir.

Edat: atf-i tefsir: nahivde bir kelimenin mucerred matuf-i ileyhin manasini tefsir ve izah icin muteradife atf olunmasi ve bu suretle atf olunan kelime, yani matuf: katl ve idam, ahz u kerfet gibi: Semseddin Sami, Kamus-i Turki, Dersaadet: Ikdam Matbaasi 1901.

*** Ahmed Cevdet Pasa'ya gore ilm-i belagat, kelamin ustunlugunu bildiren bir bilgidir: Kelamin mezayasi mukteza-yi hale tatbiki ve teflbih ve mecaz ve kinayelerinin hakkiyla edasi ve sanayi-i bediiye ile tezyini hususlaridir. Ahmed Cevdet Pasa, Belagat-i Osmaniye, [Tipki basim], Istanbul: Mimar Sinan Universitesi Yayinlari 1987, s. 5.

([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) Tahiru'l-Mevlevi, Edebiyat Lugati, (Haz: Kemal Edip Kurkcuoglu), Istanbul: Enderun Kitapevi 1973, s. 25-26.

([double dagger]) ([double dagger]) Tefsir'in islam kulturundeki geliflimi icin bkz: CERRAHOGLU, Ismail. Kuran Tefsirinin Dogusu ve Buna Hiz Veren Amiller, Ankara: Ankara Universitesi Ilahiyat Fakultesi Yayinlari 1968; Carra de VAUX B., "Tefsir" Islam Ansiklopedisi,.c. 12, (Istanbul: Milli Egitim Yayinlari 1981, s. 117.

**** TOPALOGLU, Ahmet. XV. Yuzyil Baslarinda Yapilmis 'Satir-Arasi' Kur'an Tercumesi, Istanbul, Milli Egitim Basimevi, 1976; KARABACAK, Esra. Manisa Ilhalk Kutuphanesi' ndeki Satir-Arasi Kur'an Tercumesi (Giris-Metin) I, Yayimlanmamis Doktora Tezi, Marmara Universitesi Turkiyat Arastirmalari Enstitusu Turk Dili ve Edebiyati Bolumu 1992, s. V-VI.

([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) TARLAN, Ali Nihad. Edebiyat Meseleleri, Istanbul: Otuken Yayinlari 1981, s. 195 vd.

***** GOLPINARLI, Abdulbaki. Mesnevi Serhi, c. I, Istanbul: Milli Egitim Basimevi, 1985, XXXVIII vd.

****** KAPLAN, Mehmed. Siir Tahlilleri I, Tanzimattan Cumhuriyete, 6. Bs., Istanbul: Dergah Yayinlari 1978, ss. 8-10.

******* AKAR, Metin. Su Kasidesi Serhi, Ankara: Turkiye Diyanet Vakfi Yayinlari, 1994, ss. 13-17.

([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) SENTURK, Ahmet Atilla. Ahmed Pasa'nin Gunes Kasidesi Uzerine Dusunceler, Istanbul: Enderun Yayinlari 1994, ss. VIII-IX.

([double dagger]) ([double dagger]) ([double dagger]) MENGI, Mine. "Metin Serhi, Tahlili ve Tenkidi Uzerine Dusunceler", Dergah, Edebiyat-Sanat-Kultur Dergisi, (93), Kasim, 8-10, 1997, s. 8-10.

******** Bu konuda yararlanilan kaynaklar sunlardir: BIRAND, Kamuran. Manevi Ilimler Metodu Olarak Anlama, Ankara: Ankara Universitesi Ilahiyet Fakultesi Yayinlari 1960; SAYIN, Sara. "Yazin Bilim ve Alimlama Estetigi (Rezeptionsa esthetik)" Baglam, Nr.1, 103-119, 1979; SAYIN, Sara. "Yorumbilimsel Soylesi", Macit Gokberk Armagani, Ankara: TDK Yayinlari, 103-111, 1973; SCHOLES, Robert. Textual Power, Literary Theory and the Teaching of English, London: Yale University Press 1985; TUNALI, Ismail. Sanat Ontolojisi, Istanbul: Edebiyat Fakultesi Basimevi, 1984; EAGLETON, Terry. Edebiyat Kurami, (Cev: Esen Tarim), Istanbul: Ayrinti Yayinevi, 1990; CUDDON, J. A. The Penguin Dictionary of Literary Terms and Literary Theory, 3 rd ed., USA: Penguin Books 1992; ECO, Umberto. Yorum ve Asiri Yorum, (Cev: Kemal Atakay), Istanbul: Cem Yayinlari 1996; ABRAMS, M. H. A Glossary of Literary Terms, 6 th ed. New York: Harcout Brace College Publishers, 1993; OZLEM, Dogan. Metinlerle Hermeneutik (Yorum Bilgisi) Dersleri, I-II c., Izmir: Prospero Yayinevi 1994; GUCLU, A. Baki. "Hermesten gunumuze Felsefece Hermeneutik ya da 'Anlamayi Anlamak'", Edebiyat-Elestiri, Guz, 124-36, 1995; MAKARYK, Irena R. (Ed.)., Encyclopedia of Contemporary Literary Theory, Toronto: University of Toronto Press 1995; GOKA, Erol vd., Once Soz Vardi, Yorumsamacilik Uzerine Bir Deneme, Ankara: Vadi Yayincilik, 1996.

********* HEIDEGGER, Martin. Nedir Bu Felsefe? (Cev: Ali Irgat), Istanbul: Afa Yayincilik 1995, s. 54-55.

([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) HEIDEGGER, Martin. Teknige Yonelik Soru, (Cev: Dogan Ozlem), Istanbul: Afa Yayincilik 1997, s. 55.

********** EAGLETON, A.g.e., s. 96

*********** EAGLETON, A.g.e., ss. 91-94

************ TUNALI A.g.e., s. 104. Ayrica bkz: WELLEK, Rene -Austin WARREN. Edebiyat Biliminin Temelleri, (Cev: Ahmed Edip Uysal), Ankara: Kultur ve Turizm Bakanligi Yayinlari 1983, s. 200.

************* GADAMER, H. George. "Tarih Bilinci Sorunu", (Derleyen: P. Robinov-W. Sulivan, Cev: Taha Parla), Toplum Bilimlerinde Yorumcu Yaklasim, Istanbul: Hurriyet Vakfi Yayinlari 1990.

************** Gunay, Mustafa. "Hermeneutik (Yo rumbilgisi) Uzerine Iki Kitap: Yorumbilgisi Isiginda Felsefe, Bilim ve Kultur Iliskileri", Felsefe Tartismalari, 20. Kitap, Istanbul: Kent Basimevi, 1996, 125.

*************** FORSTER, E. M. Aspects of the Novel, Middlesex: Henguin Books Ltd. 1963, s 63.

([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) ([dagger]) CUDDON. A.g.e.,: 154-55.

Haluk Harun DUMAN ([dagger])

([dagger]) Doc. Dr., Fen-Edebiyat Fakultesi, Marmara Universitesi, Istanbul, Turkiye
[Tablo: 1] Roland Barthes'e gore metinde yer alan kodlar.

Kodlar Ozellik ve islevleri

1. Yorumsama kodlari Cesitli yollarla metinde ortaya atilan
 problemler, tesadufi olaylar ve bunlari
 butunle birlestirmek icin kullanilan
 sifrelerdir.

 Suphe, merak ve ilgi uyandiran unsurlardir.

2. Anlam kodlari Mantiksal veya mantik disi bir dusunus
 sek1iride biraraya getirilmis sifrelerdir.

 Kurgulanan olaylarin okuyucu icin ne anlama
 geldigini gosterirler.

3. Sembolik kodlar Parcadan farkli uslup ve anlamlari
 icermelerine ragmen butunun anlasilmasinda
 etkin role sahiptirler.

 Metindeki antitez orneklerini bir araya
 getirir.

4. Eylemsel kodlar Kesin veya imali kullanimla metinde yer
 alirlar.

 Metinde tekrar edilen cagrisimlar, hareketler
 ve tematik unsurlardir.

5. Kulturel kodlar Yazarin bilgisi dogrultusunda yaptigi butun
 hatirlamalar ve referanslardan olusan
 kodlardir.

 Kulturel ve sosyal gecmisle ilgili unsurlari
 icerme islevine sahiptirler.

[Tablo: 2] Edebiyat bilimi acisindan yorumsama oncelikleri.

1. Metnin dogru anlasilmasi. a. Metindeki kelime ve kavramlarin
 dogru anlasilmasi.

 b. Anlamin guncellestirilmesi.

 c. Metnin yazildigi kulturun,
 donemin ve ortamin anlasilmasi.

2. Niyetlerin tesbiti a. Okurun niyeti.

 b. Metnin niyeti.

 c. Yazarin niyetinin tesbiti.

3. Yorumsama dongusunun a. Parcadan butune-butunden parcaya
kurulmasi dogru yonelisler.

 b. Yazar-metin-okur gorusleri
 arasindaki ufki birlesme.

 c. Metni olusturan "yabanci"
 unsurlarin belirlenmesi.

 d. Olaylar arasindaki sebep-sonuc
 ilgisinin kurulmasi.

4. Yapinin bozulmasi veya a. Yazarin yapi tercihlerinin
degistirilmesi belirlenmesi.

 b. Yazarin goruslerini sundugu
 kavramlarin tesbiti.

 c. Metindeki farkli ifadeler, edebi
 sanatlar ve sembollerin saptanmasi.

5. Yorumsama acisinin a. Hangi acidan metin ele
belirlenmesi alinacaktir, bunun belirlenmesi.

 b. Felsefi kurenin tesbiti.

 c. Uzerinde durulmasi gereken
 mesajlerin saptanmasi.

 d. Metindeki goruslerle sahip
 oldugumuz gorusler arasindaki
 benzerlik veya celiskilerin
 tesbitedilmesi.
COPYRIGHT 2007 Civilacademy Journal of Social Sciences
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2007 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

 Reader Opinion

Title:

Comment:



 

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Duman, Haluk Harun
Publication:Civilacademy Journal of Social Sciences
Article Type:Critical essay
Geographic Code:7TURK
Date:Jun 22, 2007
Words:8887
Previous Article:The impact of new communication technologies on public administration: a comparative analysis on the e-government policies in Britain and Turkey...
Next Article:Strategy of corporate identity in crisis management/Kim korkar hain krizden? Kriz yonetiminde kurumsal kimlik stratejisi.
Topics:

Terms of use | Copyright © 2014 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters