Printer Friendly

The relation of religious identity to politics: the case of Alevi identity/Dinsel kimligin siyaset ile iliskisi: Alevi kimligi ornegi.

Giris

Ikinci Dunya Savasi'mn sona ermesi ile birlikte uluslararasi siyaset sahnesi liberalizm ile sosyalizm arasinda bir bolunmuslu gu, kutuplasmayi ortaya cikardi. Ancak, bu kutuplasmaya ek olarak, yirminci yuzyilin ikinci yarisinda ve ozellikle de 1970'ler ve 1980'lerin basmda, kuresel ekonomik akisin artmasi ile birlikte artan goclerle ve sosyalizmin giderek guc kaybetmesi ile liberalizme meydan okuyacak genis olcekli siyasal ve sosyal akimlar ortaya cikti: Ikinci dalga kadin Haekeferi, Amerika'daki Siyahlarin Sivil Hak Hareketi, Escinsel Hareketleri, Ki zilderili Hareketi vb. Bu tarz sosyal hareketler cokkulturlulugun post-modern soyleminin yiikselisi He kendilerini daha cok ifade etme olanagi bulmustur. Bu noktada, "kimlik politikasi" da, cokkulturluluk soyleminin alt basliklarmdan biri olarak, sosyal ve insani bilimlerde yaygm bir sekilde din, etnik ya da cinsiyet temelli farkliliklarin taninmasi ve barindirilmasina yonelik talepleri iceren hareketleri aciklamak icin kullanilan kavramlardan biri haline gelmistir.

Ulus devletlerin dayanagi olan milliyetcilik siyasal ve kulturel birimlerin bir uyum icerisinde olmasim gerekli kiliyordu; bu da ancak [milliyetci dusunceye gore] kulturel olarak homojen olmak He saglanabilirdi. Ancak cogu devlet kulturel bir homojenlige sahip degildir ve soykirim, asimilasyon, Mirgiin gibi cesitli yontemlere basvurarak bu homojenligi saglamaya cahsmistir. (Tok, 2003: 23) Fakat bu politikalar, yerini zamanla kimlik politikasinin yukselisi He farkh stratejilere birakmak zorunda kaldi. William Connoly IdentitylDifference: Democratic Negotiations of Political Paradox adli kitabinda kimlik politikalarmin "zaman zaman azinliklara haysiyet ve otorite bahsedildigi" (Connoly, 2002: xiii) anlaminda kullanildigini belirtir. Fakat kabaca yukarida belirtilen bu hareketlerin ortaya cikis noktasinda belirli gruplann [homojenlestirilmek icin ya da baska bir nedenle] baski altinda olduguna dair yatan inanc bulunmaktaydi. Bu minvalde kimlik politikasi kavramim Anspach'in ilk kez 1979 yilinda kullandigi anlaminda kullanmak gerekecektir. Anspach'a gore, kimlik politikasi "sakincali" [ve zayif] insanlarin kendilerine ve topluma ait mefhumlari donusturmeye yonelik aktivizmidir. (Bernstein, 2005: 47) Bu baglamda kimlik politikalari hakim gucun azinliklara (yukannin asagiya) bahsettigi seyler degil de azinliklarin hakim gucten (asagimn yukaridan) yerine getirilmesini istedikleri ekonomik, siyasi, hukuki ve kulturel talepleri siyasi bir aktivizm ile gerceklestirebilmelerine yonelik cikar odakh bir grup dayamsmasidir denilebilir. Ancak kimlik politikalari her ne kadar azinliklar tarafindan hakim gucten taleplerinin karsilanmasi icin bir siyasal aktivizm olarak kullanilsa da hakim guc tarafindan cogunlukla kadin hareketlerinin, irkcilik karsiti hareketlerin, vb hareketlerin kucultucu bir es anlamlisi olarak kullamlmistir. (Fraser, 1997: 113)

Bu makale Anspach'in yukarida belirtilen kimlik politikasi tanimindan hareketle Alevi kimliginin siyaset ile olan iliskisini ir deleyecektir. Bu inceleme yapilirken oncelikle Alevi kimliginin tarihi arka plani hakkinda bilgiler verilecektir. Sonrasinda 1950'li yillardan sonra Alevilerin siyasetparti ile olan iliskilerinden bahsedilecektir. Konumuz acisindan asil onemli olan noktada Turkiye'de kimlik politikalarmin yukselis nedenlerine deginildikten sonra Alevilerin kendilerini kimlik politikasi ekseninde nasil ifade ettigine bakilacaktir.

Alevi Kimligi ve Tarihsel Surec:

Aleviler Turkiye Cumhuriyeti'nin nufusunun kayda deger bir kismini olusturan dini veya kulturel azinliktir. Goner'e gore Aleviler ulke nufusunun % 20 ile % 30 arasinda bir kismini olustururken (Goner, 2005: 109) Camuroglu'na gore bu oran % 10 - 25 arasindadir. Camuroglu, 1997: 32; 1998: 84) Anlasildigi uzere bu yuzdesel durum tartismalidir, cunku Alevilerin kendilerini kamusal alanda belirtecek dissal isaretlerinin olmamasi (Massicard, 2007: 18) Turkiye Cumhuriyeti devletinin Muslumanlar arasinda hicbir zaman Sunni-Alevi diye bir ayrim yapmamasi ile birlesince soylenen rakamlar her zaman sorunlu olmaktadir. Ancak bu yuzdelik dilim ister en alt isterse de en ust kismi ile ele alinsa bile bu oran genel nufus icerisinde goz ardi edilemeyecek bir orandir. Llke nufusunun bu kadar buyuk bir kismini olusturan Alevi kimligi uzerinde uzlasilmis da degildir. Bazi Alevi dernekleri Aleviligi islam dill gorurken bazilari ise onu, islam dininin icerisinde, Islam'in Anadolu'ya has bir yorumu olarak gormektedir. (3) Uzerinde uzlasilamayan bu durum Aleviligin heteredoks bir yapi ifade etmesinin yani sira icerisinde gerek Siilige yakin bazi uygulamalar ile Islam'la hicbir bagi ve yakinligi olmayan uygulamalan ayni anda barindiriyor olmasindan kaynaklanmaktadir denilebilir. (Massicard, 2007: 19) Bu baglamda, Aleviligin Samanizm, Bektasilik ve Zerdustluk'ten etkilenen bagdastinnaci (syncretistic) yapisindan bahsedilebilir. (Goner, 2005: 109) Ancak Massicard'in da vurguladigi gibi, Alevilik icinde bunlardan hangisinin daha agir bastigi sorusu (Massicard, 2007: 19) bizi cozulmesi ve aciklanmasi gereken bir denklem ile karsi karsiya birakmaktadir. Gercekten de "Alevilik nedirT' ya da "Aleviler kimdir?" sorulari cevaplanmasi zor ve tek bir cevabi olmayan sorulardir, cunku yukarida da ifade edildigi gibi Aleviler heteredoks bir yapi arz ederler. Arapca, Kurtce ve Turkge konusan Aleviler ulkenin bircok farkli bolgesinde ve sehirlerinde yasamaktadir. Bolgesel, dilsel farklilasma Alevi inanc ve rituellerinde olmasa bile dini uygulamalarda buyuk bir cesitlilige sebep olmustur. (Massicard, 2007: 20) Dolayisiyla, Aleviligin icerisinde barindirdigi bu sosyolojik cesitlilik, Alevilik kimligi uzerinde uzlasilmis bir cevabin olmayisina isik tutabilir. Butun bunlarin yani sira, Aleviciligin bugunden geriye donuk kendini tanimlama calismasi da uzerinde uzlasilamayan bir kimlik tanimlanmasina yol acabilir, cunku Alevicilik kendi icerisinde yekpare bir yapi arz etmedigi icin yapilan tanimlamalar da bir yekparelik icermeyecektir. Ornegin, Sahkulu Dergahi'nda 1997-1998 yillarinda yapilan ankette katilimcilarin (1623 ksi) kimlik temsilleri konusunda verdigi cevaplar bu durumu dogrular niteliktedir. Katilimcilarin sadece % 56,9'u kendilerine Alevi derken geri kalan kisim kendilerini AleviBektasi, Kizilbas, Caferi, Bektasi ve Sii diye tanimlamistir (Massicard, 2007: 120). Ancak bu makalede Alevilik en genel anlamda "Hz. Ali'yi sevmek ve onun soyunun yani Ehli Beyt'in yolundan gitmek olarak" (Yaman, 1999) tanimlanacak ve bu acidan ele alinacaktir.

Alevilik Anadolu topraklarinda 16. yuzyilda Osmanli Devleti'nin Safeviler ile toprak mucadelesi sirasinda kizilbas (4) kavra mi ile ortaya cikmistir. 16. yy Anadolusu'nda bas gosteren kitlik ve salgin hastalik lar ve bircok toplulugun kendisini hanedan tarafindan incitilmis, istismar edilmis hissetmesi (Massicard, 2007: 31) Safevi Devleti'nin Anadolu'daki dini propagandasi ile birlesince insanlarin karsit dini kamplara bolunmesi (Melikoff, 1998) ve Sah Ismail'in temsil ettigi savasci gucun cekici gelmesi son derece normal bir durum olarak degerlendirilebilir. Bir bakima o donem Anadolu topraklarmin belli kesminde "kizilbas hareketi bu hosnutsuzluklar arasinda bir katalizor islevi gorur". (Massicard, 2007: 31) Osmanli Devleti'nin Safeviler uzerindeki basarisi ve onlari Anadolu'nun disma cikarmasi Aleviler uzerindeki daimi baskinin baslamasma da sebep olmustur, cunku bu donemde kizilbaslar Iranli dusmanm "besinci kolu" olarak bir ic tehdit seklinde gorulmeye baslanmistir. (Massicard, 2007: 32) Osmanli Devleti'nin Safevi Devleti'ne karsi bu basari sonrasinda kizilbas hareketi yavas yavas etkinligini kaybetmistir. Boylece bu durum Alevilerin oldukca disiplinli ve ice donuk, disa kapanik bir sosyal cemaat olarak yasamalarma yol acmistir. Bu surecte Aleviler icin bir bakima hem cografi hem de sosyal marjinallesme yasanmistir.

Tanzimat doneminde gerek Tanzimat Fermani gerekse de Islahat Fermani ile birlikte dini alanda gelen hurriyetler ile birlikte din iktidari mesrulastirma araci olarak kullanilmaya baslanmistir. Bu noktada Sultan Il. Abdulhamid Islam'in Hanefi yorumunu on plana cikararak yeni bir islam birligi kurmaya ve ulus devletlesme surecinde kulturel bir homojenlesmeyi saglamayi calisir. Bu amacla Alevi koylerine camiler yapilmaya baslanir ve imamlar gonderilir. Ancak II. Abdulhamid'in bu politikasi basarisiz olur. Jon Turkler doneminde Alevilere karsi daha ilimli bir politika izlenir. Ayrica Jon Turkler Bektasiligi ve Aleviligi gercek Turk tasavvufu olarak degerlendirip Haci Bektas'i Fars ve Arap kulturune karsi mucadele eden bir kisilik olarak tahayyul etmekteydiler. Milliyetcilik eksenindeki bu siyasallasma Alevilerin ve Bektasilerin ulusal bir renge kaymalari ile sonuclanmistir (Massicard, 2007: 39-42; Okan, 2004: 86).

1923 sonrasinda Turkiye Cumhuriyeti'nin kurucu elitleri yeni ulus-devleti kurarken sosyal ve siyasal alanda dinin yerini se kuler bir ideoloji olan milliyetcilik dusuncesi ile ikame ederek sekuler bir sosyal ve siyasal yapi olusturmaya ve yeni ve homojen bir kimlik insa etmeye gayret ettiler. Egitim birligi, halifeligin kaldirilmasi, seyhulislamlik kurumunun kaldirilmasi, laikligin benimsenmesi gibi reformlar da Islami bagin ulusal baga cevrilmesi surecinin bir parcasini olusturuyordu. (Berkes, 2002; Okan, 2004: 86-87) Fakat butun bu reformlar goreceli olarak Alevileri bir olcude Sunni egemenliginden kurtarmis ve onlari rejimle ozdeslestirmis olsa da (Massicard, 2007: 50) Kemalist elit yine de islam dininin Sunni yorumunu tamamen yok etmek ve onun toplumsal koklerini kurutmak gibi bir caba icerisinde de olmamistir. (Saribay, 1985: 56) Aksine "din karsiti nitelikteki onlemler, Islam'a karsi bir mucadeleden cok Sunniligi devlet adina sahiplenerek gericiligi etkisizlestirmeye yoneliktir". (Massicard, 2007: 46) Diger bir ifade ile bu reformlar her ne kadar Alevilerin destekledigi ve hosnut kaldigi reformlar (5) olsa da yeni ulus devletin Sunni egemen anlayisini terk edecegi anlamini tasimiyordu. Zira 1950'li yillardan sonra devletin kamusal alanda Sunni Islam'in pratiklerini baskin duruma getirmesi (Ayata, 1997: 66) bunun en onemli gostergesidir. Bu durum Osmanli Devleti'nde kendilerinin dislandigina, yok sayildigina, sirf Alevi olduklari icin azinliklara taninan hak ve ozgurluklerin kendilerine taninmadigina vurgu yapan, Kurtulus Savasi'nda Mustafa Kemal'e buyuk destek gosteren ve cumhuriyetin ilk yillarinda cumhuriyetin atesli bir savunucusu olan Aleviler tarafindan memnuniyetle karsilanmadi. (6)

Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulusuna kadar Alevilerin bir kimli sorunu yoktur, aksine varlik sorunu vardir. (Yalcinkaya, 1996: 157) Diger bir ifade ile, Osmanli doneminde Aleviler yasadiklari ortamda varIlklarini gizlemekteydiler, cunku Osmanli yonetimi gayrimuslimlere gosterdigi hosgoruden daha azini heteredoks Musluman altgruplarina [Alevilere] gosteriyordu. (Goner, 2005: 110) Bu acidan bakilirsa Turkiye Cumhuriyeti'nde Alevilerin durumunun Osmanli Devleti'ndeki durumlari ile karsilastirildiginda goreceli olarak daha iyi oldugu muhakkaktir; en azindan varliklarinin taninmasi noktasinda. Zaten cumhuriyetin [ilk] donemlerinde Aleviler devlet tarafindan potansiyel bir tehlike olarak tahayyul edilmemistir. (Ayata, 1997: 66; Goner, 2005: 112) Fakat bu kismi taninma yine de biraz sorunlu bir durum arz eder, cunku Lozan Antlasmasi geregince de zaten Turkiye Cumhuriyeti icerisinde azinlik olarak sadece gayrimuslimler kabul edilmis ve Islamiyet'in Sunnilikten farkli diger mezhepleri azinlik konumunda degerlendirilmemistir. (Oran, 2004; 2005) Diger bir ifade ile, Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi ile birlikte Alevi kimligi siyasal ve ekonomik olarak taninmistir (sener, 1998: 173) hatta Kurtulus Savasi sonrasi olusturulan mecliste Alevi railletvekilleri bile mevcuttur (sener, 1998: 151), ancak bu durum dinsel kimlerinin taninmasi noktasinda gecerli degildir. Bu noktada su gorusler de Aleviler arasinda dile getirilmektedir: Cumhuriyet yonetimi de Osmanli Imparatorlugu kadar baskici bir yonetimdir. Alevilere laiklik adi altinda Sunni islam ideolojisi empoze edilmektedir. Cumhuriyetin sekuler yapisina ragmen Sunni Muslumanlar ayricaliklarini korumaktadirlar ve Aleviler "dinsel" farkliligi taninmayarak baskiya maruz kalmislardir. (Goner, 2005: 111-112)

1950 sonrasi Aleviler ve Siyasal Partiler ile olan Iliskileri

1950'li yillardan itibaren Turkiye'de ic ve dis goc hareketlerinin yayginlasmasi Alevi nufusunda demografik degisimlere sebep olmustur. Aleviler artik Osmanli doneminde yasadiklari kirsal, dag koylerinde iclerine kapanik bir ekonomide degil buyuk sehirlerde ve Avrupa ulkelerinde disa acik bir konumdadir ve boylece Alevilerin sosyo-ekonomik durumlari yukariya dogru bir ivme gostermektedir. (Ayata, 1997: 67) Ayrica Alevilerin egitim durumlari da, egitimin toplumsal tirmanma yolu olarak goruldugu icin tesvik edilmesi ile kirsal alandaki durumlarina gore hayli gelismistir. ((simuroglu, 1998: 79; Massicard, 2007: 53) Goc edilen buyuk kentlerde calisan nufus icerisinde buyuk bir orana sahip olan Aleviler 1980'li yillara kadar solculuga ve sendikaciliga olan egilimlerinden dolayi politik olarak onemli bir grup haline gelmistir. (Ayata, 1997: 67) Ayrica cumhuriyetin ilk yillarinda potansiyel tehlike gorulmeyen Alevilerin buyuk kentlere yaptiklari goclerle birlikte dinsel acidan Sunni egemen toplumda marjinal gorulmeye baslanmasi da Alevilerin sag-sol siyasi ayriminda sol fraksiyon icerisinde degerlendirilmesine sebep olmustur. Alevilerin marjinal gorulme durumunu Sinclair-Webb de 1970'li yillar boyunca Alevilerin Turkiye Cumhuriyeti'ne tehdit olarak gorulen uc "k"den biri olduguna vurgu yaparak belirtir: Kurt, komunist, Kizdbas. (Es, 2006: 37) Ancak buna ragmen yine de Aleviler 1970'li yillar boyunca gerek merkezi hukumette gerekse de yerel yonetimlerde etkin gorevler almislardir. (Ayata, 1997: 67; Massicard, 2007: 72) Buraya kadar ifade edilen Alevilerin sol fraksiyon icerisinde yer aldigi hakkindaki gorus eksik bir gorustur; hatta ideolojik on yargilardan kaynaklanan bir ongorudur.' Fakat Alevilerin sag muhafazakar partileri, en azindan cok partili hayatin ilk yillarinda ve 1990'li yillardan sonra, destekledigi de goz ardi edilmemelidir. Diger bir ifade ile Turkiye'deki siyasi partilerin tarihi Alevi temsilcileri ile gorulme ve onlari aday gosterme cabalari ile doludur. Bu durum Alevilerin kendilerini belli bir partinin oy potansiyeli olarak gormedikleri ve partiler tarafindan da tek bir partinin tekelinde sayilmadiklarini gostermektedir. Alevi adaylarinin bircok farkli parti listelerinde yer almalarindan dolay (1) Alevilerden tek tip tutum sergileyen bir topluluk olarak soz etmek yanlis bir davrams olacaktir. (Schuler, 2002: 161) Bu baglamda Alevilerin siyasal olarak hangi gorusleri destekledigine kabaca bir goz atacak olursak sunlari goruruz:

Aleviler 1950 secimlerinde DP'yi destekleyerek onlarin secim zaferinde pay sahibi olmuslardir. Bu destegin arkasinda dini soylemlerden cok ekonomik nedenler yatmaktaydi. DP ekonomik kalkinmanin anahtari olarak tarirai gormekteydi ve bunun icin de gerekli yatirimlari yapacagina dair soz vermisti. O zamanlar kirsal alanda yasayan Aleviler bundan karli ciktilar. Ancak buna ragmen Aleviler DP hukumetinin bir takim dini uygulamalara yonelik tutumlari, inananlara daha fazla ozgurluk noktasinda Kemalist sekulerizmi goz ardi etmeleri, oy kazanmak icin Sunni tarikatlari arac olarak kullanmalari ve Alevi gercegini ayri bir inanc sisterni olarak goz ardi etmeleri gibi sebeplerden dolayi (Goner, 2005: 115; Okan, 2004: 95; Schuler, 2002: 162-163) DP'den uzak lasmislardir.(8) Aleviler'deki bu kirilis 1960 darbesi sonrasinda Turkiye'de kitle hareketi (sosyal ve siyasal hareket) olarak yukselen sola yonelmeleri ile sonuclanmistir. Ancak bu durum Aleviler'in tamamen CHP'ye yoneldigi anlamini tasimamaktadir. Zira Aleviler 1960'li ve 70'li yillarda yasal partiler, dernekler, ogrenci birlikleri, yasa disi silahli orgutler ile solu desteklemislerdir. (Goner, 2005: 115) Genel olarak Alevi oylari CHP'ye gitse de CHP disinda da sol partiler desteklenmistir. Ornegin 1965 secimlerinde CHP'nin yani sira ulke genelinde %3 oy alan TIP de desteklenmistir. TIP ozellikle Istanbul, Ankara, Izmir gibi buyuk sehirler haricinde Alevi nufusunun yogun olarak yasadigi bolgelerde Turkiye ortalamasinin uzerinde oy almistir. (9)

1966 yilinda Aleviler dogrudan siyasal deneyime girismis ve parti programinda lierkesin vicdan, dini inanc ve kanaat ozgurlu gune sahip olmasi, genel ahlaka ve yasalara aykiri olmayan ibadetlerin serbest birakilmasi vb. talepleri vurgulayan (Schuler, 2002: 162; Yalcinkaya, 1996: 192) Birlik Partisi (10) daha sonra Turkiye Birlik Partisi adini aldi kurulmus ve 1969 secimlerinde de % 2.8 oy orani ile 8 milletvekili cikannistir. Ancak 1970'te Birlik Partisi'nden bazi milletvekiller AP'ye katilinca parti tabanini buyuk olcude "ortanin solu" kavrami ile siyasete yeni bir acilim getiren ve BTP ile ayni amaclara sahip olup bunu BTP'ye nazaran daha inandirici bir sekilde savunan CHP'ye kaptirmis ve 1973 ve 1977 secimlerinde cok dusuk oy alabilmistir. (Massicard, 2007: 57; Schuler, 2002: 163; jjener, 1998:172; Yalcinkaya, 1996: 190-192) Ayrica partinin genel baskani Alevi oylarinin CHP'ye kaymasinin onemli bir nedeni olarak Alevilerin bir Alevi partisi dusuncesini benimseyememesi oldugunu vurgulamistir. (Massicard, 2007: 57; Schuler, 2002: 163)

1970'li yillarda Alevilik icinde yeni bir sol Marksist akimin gelistigi gorulur. Sosyalist hareket ozellikle kirsal alandan kente goc etmis Alevi gencleri arasinda hizla yayilmistir. Sosyalizmin materyalist felsefesi sonucunda Alevilik, Alevi gencler tarafindan yeni bir yoruma tabi tutulmus ve sonucta da Alevilige ait yapilann bir kismi donusturulmus, bir kismi da reddedilmistir. Ornegin, asiklarin nefeslerineki mistik izlekler yerini ideolojik izleklere birakir; kizilbaslarin rengi devrimin kizilina donusturulur; 16. yy isyanlari sosyalist hareketler olarak yorumlanir; dedelik, halki somunne araci olarak gorulur ve reddedilir. (Massicard, 2007: 60-61, Okan, 2004: 101) Diger bir ifade ile bu donemde Alevi gencler arasinda sol militanlik onplanda tutulup, din arka plana itilmistir (Cakir, 1998:66). Bu duruma sebep olarak kirsal alandan kente goc ile birlikte kirsal alandaki yapilanmanin kentte devam ettirilememesi gosterilebilir. Kirsal alandaki sosyal yapilanma ibadetlerin temelini olusturdugu icin kent hayati ile beraber baslayan cozulme beraberinde dedelik kurumunun onemini yitirmesine neden olmus, dedelik kurmunun oneminin azalmasi da dini acidan zayiflamayi beraberinde getirmistir. (Massicard, 2007: 53) Ancak, Alevilik icerisindeki bu sosyalist egilim de Alevilerin tumuyle CHP'den kopusuna yol acmamistir. Ozellikle Alevi nufusu icerisindeki yasli nufusun ve dindarlarin Ecevit yonetimindeki CHP'ye bagliligi devam etmistir (Massicard, 2007: 61; Schuler, 2002: 164). Fakat 70'li yillann sonlarina dogru Alevileri hedef alan saldinlar(11) nedeni ile Aleviler gerek CHP'ye gerekse de devlete mesafe koymuslardir (Schuler, 2002: 164; Yalcinkaya, 1996: 193). Askeri darbeden sonra ise Aleviler'in siyasi tutumlari tain olarak belli degildir. Ozellikle ANAP'in dort akimi birlestirmeye yonelik cabalari ANAP'a belirli bir oranda Alevi oyunu kazandirsa da ANAP'a yonelik umutlar parti Turk-Islam sentezine destegini ilan edince kisa surede dagilmis ve boylece 80'li yillarin sonunda Alevi oylari sol partilere geri donmustur. Ancak SHP'nin Sivas Olaylari'ndaki tutumu nedeniyle de Aleviler arasinda SHP'ye olan guven sarsilmistir. (Massicard, 2007: 199-206; Schuler, 2002; Yalcinkaya, 1996:192-193)

1980 Sonrasi Kimlik Politikalari ve Alevi Kimliginin Kesfi

Yukaridaki satirlarda genel olarak Alevilerin kirsal alandan kente goc etmesi ile birlikte degisen sosyo-ekonomik yapilari, hizli kentlesme, egitim seviyelerindeki yukselis vb faktorler ile siyasal olarak kendilerini nerede konumlandirdiklarina, hangi partileri secimlerde agirilikli olarak desteklediklerine kisaca deginilmistir. Bundan sonraki satirlarda ise 1980'li yillarda 12 Eylul Askeri Darbesi sonrasinda olusan yeni siyasal ve ekonomik durum ile Alevi kimliginin kimlik politikalari cercevesinde yeniden nasil tanimlamandigina, Alevi kimliginin tanimlanmasindaki donusumlere ve kimlik politikalari ekseninde ne gibi talepleri olduguna deginilecektir.

Ayata, 1980'li yillarda Turkiye'deki kimlik politikalarinin yukselmesinde sosyoekonomik gelismelerin, uluslararasi, kulturel ve siyasi faktorlerin etkili oldugunu belirtir. (Ayata, 1997: 59) Bu donemde sosyal sinif eksenli hareketlerin irk, etnisite, toplumsal cinsiyet, din vb. eksenli hareketlere donustugune sahit olduk. Daha farkli bir sekilde soylemek ve sormak gerekirse 1980 oncesi esitlik, adalet adina kitleler harekete gecerken bu kitleler 1980 sonrasinda kendilerini nicin kimlik politikalari cercevesinde ifade etmeye calismislar ve seferber olmuslardir. Bu donusumun ardinda hangi sebepler vardir? Gerek 12 Eylul Darbesi'nin Turkiye'de olusturdugu yeni siyasi ve ekonomik durum gerekse de dunya genelinde sol akimlarin liberlime boyun egmesi, Sovyet Blogu'nun soguk savastan yenilgi ile cikmasi, siyasal Islam'in Iran devrimi ile etkinligini dunya genelinde hissettirmesi ve Turkiye'de de siyasal Islam'in guc kazanmaya baslamasi, devletin Turk-Islam sentezini benimsemesi ve bu yondeki politikalari Turkiye'de kimlik politikasinin yukselmesi icin uygun kosullari olusturmustur. Fakat bundan daha onemlisi neo-liberal politikalarin gerek dunya genelinde gerekse Turkiye'de yukselisi, kimlik politikalannin yukselisine yol acmistir denilebilir. Ibrahim Kaya, dunya genelinde neoliberal ekonomi politikalari ile kimlik politikalannin aym anda el ele vermesinin sasirtici olmadigini vurgularken (Kaya, 2007: 710) aslinda bir nevi yenidunya duzeninde kimlik politikasinin yeni rolune vurgu yapmaktadir. Zira neo-liberal politikalar uygulama alaninda sosyal simf ve ulus devlet gibi kolektif duzenlemelerin cozulmesine ihtiyac duyar. (Kaya, 2007: 710) Bu cozulmeyi saglamak icin de kulturel unsurlar en uygun arac olarak tahayyul edilmistir, cunku kulturel unsurlara yapilan vurgu sosyal siniflar uzerinden yapilan hareketlerde azalmayi da beraberinde getinnektedir. Bu da neo-liberal politikalar karsisindaki en guclu direnisin kirilmasi anlamina gelmektedir.

Bunlara ek olarak, neo-liberal politikalarinin tam anlami ile uygulanmasi icin bir politika-ekonomi ayriligi da gerekli hale gel mistir. Bu ayrilikla bir bakima "siyasi yonetim[in] ekonominin dogal isleyis ilkelerine saygili ve uygun olma[lari]" istenmektedir (Ozkazanc, 2005: 638) cunku ancak ekonomi ve politika arasindaki bu ayrilik ile neoliberal politikalara simf ve ulus devlet alanindan gelecek direnis azaltilabilir ve ekonomi (sinif) temelli olmayan farkli mecralardan bir direnis gelebilir. Bu da neo-liberal politikalarin daha rahat uygulanmasinda ve bir tepkiyle karsilasilmamasinda onemli bir etken olabilir. Yani ekonomi, ekonomizm olmus ve 1980 sonrasinda kendisini artik mudahale edilemeyen bir alan olarak sunnaya baslamistir. Ekonomiyi bu tarzda icsellestirmemiz, yani onu veriler ekseninde teknik bir is (ve -izm) olarak algilamamiz, sonucunda kendimizi ifade edecegimiz tek alan siyaset kalmaktadir. Siyasal alanda 1980 sonrasi gelistirilen politikalar artik ekonomi temelli degil, kimlik politikasi cercevesinde olmustur. Iste bu noktada, Turkiye'de siyasetin sinif eksenli politikalardan irk, cinsiyet ve din temelli kimlik politikalarina donusumunde temel nokta ekonomiye bictigimiz teknik, verilere dayali sistemli bir dal fikri olmustur. Bu baglamda denilebilir ki, 1970'li yillarda sol fraksiyon icersinde buyuk bir siyasi tecrube geciren Aleviler artik kendilerini yeniden tanimlarken sol kavraminin yerine Alevi kimligine vurgu yapmaktadirlar. (Camuroglu, 1998: 80) Diger bir ifade ile 1960'li ve 1970'li yillarda esitsizlik, sosyal, kulturel ve siyasal baski karsisinda kendilerini daha cok sol akimlar icerisinde ifade eden (genc ve orta yastaki) ve siyasal olarak temel baglayici gucu (binding force) simf kavrami olan (Ennan & Goker, 2000: 100) Aleviler, solun ugradigi bozgundan sonra Alevilige geri donmus (Massicard, 2007: 74), ve ozellikle 1980'li yillarm sonundan itibaren, neo-liberal politikalar ile ittifak yaparak ve goreceli olarak organize olmus piyasa ekonomisini kurarak kendilerini daha cok kulturel ve dini eksenli kimlik politikasi cercevesinde tammlamislardir. (Erman & Goker, 2000: 100) Bu sayede bir bakima, Marksist solun materyalistligi icerisinde kimlik kaybina ugrayan Alevi kimligi kendini tekrar bulmustur denilebilir. Kisacasi, Aleviler yeniden Alevi olduklarini hatirlamislar ve Aleviligi yukselen siyasal Islam'a karsi (12) kendilerini savunmak icin bir ideoloji olarak, Aleviciligi, kesfetmislerdir. (13) (Camuroglu, 1998: 80; Massicard, 2007: 21) Ornegin Ozlem Goner'in roportaj yaptigi Aleviler'in sozleri bu durumu net bir sekilde gostermektedir: "Genc iken kendimi solcu diye tanimliyordum ve din sadece insanlari uyusturan bir seydi; fakat simdi kendimi Alevi olarak tanimlayabilirim". (Goner, 2005: 124) Bu sozler dusundurucudur ve Alevi kimligi ile siyaset arasindaki iliskide tarihsel degisimi belirgin bir sekilde gozler onune sermektedir. Bu noktada Aleviciligin ortaya cikardigi yeni olgu Alevilerin kendilerini Alevi (14) olarak siyasal alanda tanimlayip, bu kimlik uzerinden siyasal soylemler, talepler gerceklestirmesidir. Yine Goner'in makalesinde Karacaahmet Dernegi'nde Vahap Gungor ile yaptigi roportaj da bu degisimin acikligini baska bir boyutu ile gozler onune sermektedir: "Siyasette sag-sol ekseninde bir ayrimi icerdigi zaman biz [Aleviler] solcu olmayi sectik; simdi siyaset seriatlaiklik ekseninde bir ayrimi iceriyor ve biz Alevi olmayi seciyoruz". (Goner, 2005: 125) Bu sozlere ek olarak, bazi Alevi dedelerinin solculugu "yanlis bir davranis bicimi" ve "kimlik kaybi" olarak gordugunu ifade etmeleri de (Goner, 2005: 125) geriye dogru bir (oz)elestiri olabilecek niteliktedir.

Yekparelik Arz etmeyen bir Hareket olarak Alevicilik

1989 yilinda Almanya'da ve daha sonra da 1990 yilinda Cumhuriyet gazetesinde yayinlanan Alevi bildirisi "Aleviler; baska inanclara, 'dogru, guzel, kutsal' gozuyle bakarlar. Kendi inanc ve kulturleri icin de ayni olumlu duygu ve yaklasimi beklerler... Alevi ogretisinin taninmasi, Turkiye igin baril ve zenginlik kaynagi olacaktir..." (15) sozleri ile basliyordu. Bu bildiri Aleviler icin bir milat hukmundedir, cunku bu bildiri ile Turkiye Cumhuriyeti devleti ve kamuoyu ilk kez bu tarz bir kamusal cikisa sahitlik etmistir. Bildiride cokkulturluluk semsiyesi altinda birtakim taleplerden kaynaklanan bir dila vurumu, Aleviler arasindaki sinif eksenli politikalardan kimlik temelli taninma politikalanna donusumu ve Alevilerin her zaman Ataturk Ilke ve Inkilaplarini desteklediklerine dair yansimalari gorebiliriz. Bu bildirinin hazirlanmasinda 80'li yillarin sonunda Hamburg'da faaliyet gosteren Alevici dernekler tarafindan duzenlenen Alevi kultur haftasi etkinliklerine Turkiye'den de muzisyen ve entelektuel bazinda katilimin olmasi ve bu etkinlige katilanlarin kendilerini hayatlarinda ilk kez Alevi olarak hissetmeleri onemli bir rol oynamistir. (Massicard, 2007: 77) Bu kultur haftasinda hissedilen Alevilik aidiyeti disaridan bakildiginda yekpare bir yapiymis gibi tahayyul edilebilir; fakat bu tamamen yanhs bir dusuncedir. Aleviligin tek bir temsilcisi yoktur. Evrensel bir Aleviligi yakalama gayretinde olan ancak farkh farkh derneklere bolunmus bir yapi ile karsi karsiyayiz. Omegin 1991 yilinda kurulan Haci Bektas Veli Kultur ve Tanitma Dernegi ayni yil kurulan Anadolu Haci Bektas Veli Kultur Vakfi ile yakin bir isbirligi icerisinde olup Alevilik hakkinda fazla farkhlasmayan gorusler savunmaktadir. Ancak merkezi Ankara'da olan Pir Sultan Abdal Dernegi cok daha farkh bir yapi arz etmekdir. Bu dernek dini veya ibadete ait boyutlara pek fazla vurgu yapmaz; bunun yerine siyasal nitelikteki etkinliklere onem verir: Seminerler, konferanslar, sokak gosterileri. Bu dernek din ve devlet iliskilerinin ayrilmasi konusunda sol bir gorusu benimsemis olup Kurt meselesine karsi da duyarlidir. Daha cok dini bir yorumu savunan ve Fermani Altun tarafindan kurulan Ehl-i Beyt Vakfi, Kur'an'm Alevi inancinin temeli olarak kabul edilmesi ve Sunnilerle girilen dostluk ve isbirligi iliskileri yonundeki ilkeleri ile diger Alevi derneklerinden ayri bir yere sahiptir. Bu vakif saz ve semah derslerinin verilmedigi hatta cem ayininin yapilmadigi tek Alevici orguttur. Diger onemli Alevici vakif ise baskanhgmi Izzettin Dogan'in yaptigi CEM Vakfi'dir. Uye sayisi fazla olmasa da yetkili makamlar ve kisiler ile iyi iliskilere sahip oldugundan oturu onemli bir guce sahiptir. CEM Vakfi devlete yakin bir vakif olup Aleviligi muhalefet bir hareket olarak degerlendirmek yerine Islam'in Arap etkilerinden kurtulup Turklestirilmis bicimi olarak degerlendirir.

Bu derneklere baktigimizda en genel anlamda bu derneklerin uc ana cizgide oldugunu goruruz. Bu uc akimdan ilki geleneksel kulturu tanitip yasatmaya onem verirken, ikinci cizgidekiler daha cok siyasal veya toplumsal boyuta onem verir. Ucuncu cizgideki dernek ve vakiflar ise daha cok dini boyutu odak noktalarma almislardir. (Massicard, 2007: 89-93) Faruk Bilici de Alevi hareketini siniflandirirken dort onemli akimdan bahseder. Ona gore bu akimlardan ilki 1970 ve 1980'li yillarda Latin Amerika'daki populer Marksist ve Katolik akimlarin kullandigi kurtulus teolojisini kullanan Sol-Alevicilik (Left- Alevism); ikincisi Haci Bektas Veli Dernegi cevresinde orgutlenen Mistik-Islami Alevicilik (Mystic-Islamic Alevism); ucuncusu CEM Vakfi cevresinde orgutlenen heteredoks tutum (heteredox attitudes); dorduncusu ise Sii egilimli Aleviciliktir (Shiiinclined Alevism). (Bilici, 1998: 51-62) Bu acidan bakildiginda icerisinde farkh akimlar bulunan Alevici harekete mensup bu vakiflarin siyasi olarak da bir hemfikirlige sahip olmadigi gorulecektir. Ornegin, Sivas'taki olaylardan sonra Refah Partisi karsismda karsi bir guc olusturmak icin Alevici dernekler siyasal bir birlikteligi olusturmayi amaclamislarsa da bu girisimler pek de basarili olamamistir. Pir Sultan Abdal ve Haci Bektas Vakiflarmin etkisi ile sola meyleden bu birlesme hamlesinde Ehl-i Beyt ve CEM vakiflari siyasal yelpazenin daha saginda bir yerde kendilerini konumlandirirlar. Bu iki vakfin kendilerini daha sagda konumlandirmalarinda vakif baskanlari cok onemlidir. Zira Fermani Altun kendisinin seyyid oldugunu vurgular. Izzettin Dogan da yine hiyerarsik olarak Alevi ruhaniliginde ust kademededir. Bu baglamda bu iki liderin dini vurgulari kendilerini sagda konumlandinnalarinda onemli bir rol oynamaktadir denilebilir. Zaten Fermani Altun 1995 yilindaki secimlerde Refah Partisi, 1999 secimlerinde Fazilet Partisi adayi, Izzettin Dogan da Dogru Yol Partisi adayi olmustur.

Alevici hareket es zamanli olarak 1980'li yillarin sonunda 1990'li yillann basinda hem Turkiye'de hem de Almanya'da buyuk kentlerdeki entelektuel cevrelerde baslamistir. Ozellikle bu hareketin ilk yillarinda hemsehri dernekleri kilit bir rol oynamistir. Bu durum gerek Turkiye gerekse de Almanya icin boyledir. Koy dernekleri ve akrabalar/yakinlardan olusan kooperatifler zamanla birleserek buyuk federasyonlara donusmustur. Fakat, bu, ayni anda Almanya ve Turkiye'de baslayan bu hareket icerisinde bir birliktelik bulundugu anlamina gelmemektedir. Kucuk derneklerin birleserek daha buyuk yapilar kunnasi (federasyonlar) birliktelikmis gibi gorunse de, aslinda farklilik bu buyuk kurumlarin kendisindedir. Yukarida belirtildigi gibi dort buyuk vakfin/dernegin vurguladiklari ve onem verdikleri noktalar farklilik arz etmektedir.

Sivas'ta 1993 Temmuzu'nda Pir Sultan Abdal Dernegi tarafindan duzenlenen kulturel etkinlikte cikan olaylarda 37 kisinin ol mesi Aleviler icerisinde bir sok etkisi yaratmistir. Devletin ve Alevilerin destegini alan koalisyon partilerinden SHP'nin tutumu Alevilerin kendilerine ait bir orgutlenmenin sart oldugu konusunda kararsizlarin bile ikna olmasini saglamistir. (Massicard, 2007: 86, Okan, 2004: 119) Ancak Sivas olaylari sonrasi olusan birlesme cabalari Gazi olaylan ile yerini bir ayrismaya birakmistir. 12 Mart 1995'te Alevi nufusunun yogun sekilde yasadigi Gazi Mahallesi'nde uc kahvehane ve bir il yeri ayni anda kimligi belirsiz kisilerce bir taksiden acilan ates ile taranmistir. Bu saldirida bir kisi olurken 25 kisi de yaralanmistir. Olaylar neticesinde Gazi Mahallesi'nde sokaga cikma yasagi ilan edilmesine ragmen olaylar bir turlu bastirilamamistir. Olaylar ancak 16 Mart gunu yatistirilabilmistir. Bu olaylar neticesinde Alevici hareket icerisindeki devletle butunlesme ve yetkili makamlarla isbirligi yapma stratejisi yerine muhalaefet etme stratejisi arasindaki kopma belirginlesmistir. (Massicard, 2007: 95) Turkiye'deki bu ayrisma Almanya'da da meydana gelmistir; ancak surecler farkli islemistir. 1993'te Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu kurulur (AABF). Bu federasyon genellikle Turkiye'deki Haci Bektas Veli ve Pir Sultan Abdal dernekleri ile isbirligi yapar. 1994'te Federasyona Elewiyen KurdistanKurdistan Alevi Federasyonu (FEK) kurulur. Sonrasinda 90'li yillarin sonu 2000'li yillarinda basinda Ehl-i Beyt ve CEM vakiflari da Almanya'da kurulmaya baslandiginda bu bolunmusluk iyiden iyiye gun yuzune cikti. Ancak Alevi(ci)lik lier ne kadar bolunmus bir yapiya sahip olsa da ilginc olan bu bolunmuslugun, farkli derneklerin/vakiflarin birbirlerine karsi bir yabancilasmaya yol acmamasidir. Aleviler icin yabanci hala daha yalnizca Sunnilerdir. (Okan, 2004: 118)

Her ne kadar Alevici harekette kitle seferberligi neticesinde ortak bir soylem olusmasi beklenirken, var olan bu bolunmusluk talepler bazinda kendini daha da beli-gin bir sekilde gosterir. Iktidardan istenen ve gerceklestirilmesi beklenen taleplerde (ozellikle rakabete donuk taleplerde) bir butunluk yoktur. Bu uyusmazlik Alevici hareketin inandiriciligini da zedelemektedir. Ozellikle Sivas ve Gazi olaylarmin sorumlularmin cezalandirilmasi, Alevilere Mira atilmasmin bir suc sayilip yaptirim getirilmesi, kurumlarin Alevilere yonelik onyargilara karsi tavir almasi veya Alevi koylerine cami insa edilmesine son verilmesi (Massicard, 2007: 96-97) gibi taleplerde bir uyusma soz konusu iken Alevi rituellerinin serbestce icra edilmesi, medyada Alevilige deger verilmesi ve genel anlamda devletin tarafsizligi gibi taleplerde bir birliktelik yoktur. Ornegin, bu uyusmazlik Diyanet Isleri Baskanligi (DIB) konusunda gozler onune serilmektedir. Bazi Alevici dernekler DIB'in Aleviligi temsil etmedigi ve devletin tarafsizligi ilkesini ihlal ettigi gorusunu dile getiririp DIB'in lagvedilmesini isterken CEM Vakfi gibi bazi dernekler de Aleviligin taninmasi, Aleviligin de DIB bunyesinde temsil edilmesi, DIB butcesinden Alevilere de pay ayrilmasi, din dersleri icerisine Aleviligin de katilmasi gerektigini savunur. (Massicard, 2007: 97-98) Taleplerdeki bu fa-klilik ister istemez hangi vakfin, grubun Alevilerin "gercek" temsilcileri olacagina iliskin sorulari da be-aberinde getirecektir. Kisacasi "tum Alevicilerin var oldugunu ifade ettikleri bu 'Alevi cemaati' adina konusmaya kim yetkilidirT'. (Massicard, 2007: 98) Taleple-de uzlasamayan gruplarin iktidara karsi kimin temsil gucune sahip olacagi konusunda da uzlasmasi beklenemez; ki byle de olmustur. Hareket icerisindeki cogulluk ve catisma o kada- gun yuzundeydi ki, ozellikle 1997'de 55. Hukumet'in Basbakan yardimcisi Bulent Ecevit'in kendisinden Aleviler icin hak taleplerinde bulunan bir gruba "siz once birlesin de bize -devleteoyle gelin" (16) tarzinda bir cumlesi temsil etme konusundaki bu ayrikligi, bolunmuslugu ve kavgayi gozler onune sermektedir. Ayrica bir baska acidan degerlendirildiginde, bu bolunmusluk Alevilerin birtakim taleplerinin gerceklestirilmemesinde devlet tarafindan koz olarak da kullanilmistir denilebilir. Bu tarz bir "birlik olamama" hali, Alevici hareketin Sunni Islam'i benimseyen ve kamusal alanda onun pratiklerini tesvik eden devlet karsisinda kimlik politikasi eksenindeki taleplerini yeterince anlatamamasina ve bunlarin cozumu icin hukumetler ve kurumlar uzerinde bir baski kuramamasina sebep olmustur. Eger Alevici hareket icerisinde bir birliktelik olabilseydi hukumetler uzerinde yeterince baski kurulup taleplerin karsilanmasi saglanabilirdi. Ornegin bu birlik olamama hali "Alevici orgutlerin siyasi partilerle -talepleri karsiliginda- giristikleri oy pazarliklari"nda (Massicard, 2007: 254) olumsuz sonuclar vermeyebilirdi. Zira guclu bir oy potansiyeline sahip Alevici hareketin onemi goz ardi edilemez bir durumdur. Ancak dort buyuk vakif ya da dernegin (17) secimlerde farkli farkli partileri desteklemesi partiler uzerinde, istenilen taleplerin gerceklestirilmesine yonelik vaatler konusunda pek de bir etki yapmamaktadir. Bu baglamda Alevici harekein taleplerinin karsilanmamasi zamanla bu harekete destek olan kisilerde umutlarin kirilmasina ve verdikleri destegin azalmasina sebep olabilmistir. Ornegin, Berlin'deki bir Alevi derneginin uyesinin sozleri bu umut kirikligini gozler onune sermektedir: "Sivas icin de ayni sey gecerli, anma toreni yapilacak, alti yildir amyoruz bunu, anmaktan baska bir sey yapmiyoruz, ne getirecek ki bize bu? Yine ayni nutuklari atacaklar, kendileri konusup kendileri dinleyecekler, sonra sokakta yuruyus yapacaklar, bu da otekileri gibi sindirilecek, ben de anliyorum onlari". (Massicard, 2007: 257) Bu umut kirikligi baska bir Alevi tarafindan soyle dile getirilmektedir: "Vaktimi ve parami bu vakif icin harcamaktan biktim [...] Bu atalet devain ettigi surece, ben niye savasmaya devain edeyim ki, bunu anlamiyorum [... ] Bu islerin icinde zamanimi yitiriyorum, hicbir sonuca vanniyor, evde de bir suru sorun cikiyor". (Massicard, 2007: 258)

Alevilerin kimlik politikalarinin yukselmesinde 12 Eylul sonrasinda devletin resmi tez olarak Turk-islam sentezini benimse mesi de onemli bir rol oynamaktadir. Bu baglamda denilebilir ki, askeri liderler toplumsal butunluge ulasmak icin Marksizm'in ve Kurtculuk'un yikici ve ayrilikci ideolojisi karsismda Sunni Islam'in rolune vurgu yapmislardir. (Goner, 2005: 116) Boylelikle yeni ve homojen bir Turk milli kimligi olusturulmaya calisilmistir. Din Kulturu ve Ahlak Bilgisi dersleri ilk ve orta ogretimde zorunlu olarak okutulmus ve Sunni islam dayatmaya calisilmistir. Iste bu noktada, Aleviler Sunni islam anlayisi altinda homojenlistirilme olgusuna karsi cikmis ve o yillarin yukselen siyasi soylemi olan kimlik politikasi cercevesinde bir "otantiklik" arayisina yonelmislerdir. Ancak bu "otantiklik" arayisi Aleviler arasinda Alevi geleneginin otantikligi ile degil de geleneklerin icat edilmesi ile sonlanmistir. (Goner, 2005: 123-124) Omegin, Alevilerin Kurtler tarafindan yeni yil senligi olarak kutlanan Nevruz'u Hz. Ali'nin dogum gunu bahanesi ile kutlamaya baslamasi buna iliskin iyi bir omektir. (Massicard, 2007: 162) Bu tarz bir gelenkgin icadi "uygun tarihsel bir gecmis ile irtibat kurmak icin tesebbus edilen" bir durumdur. (Hobsbawm, 1984: 1) Burada "icat edilmis gelenekten kastedilen torensel ya da sembolik bir nitelik tasiyan ve acikca ya da ortulu bir sekilde kabul edilmis kurallan olan bir dizi aliskanlik ve uygulamalardir. Bu uygulamalar surekli tekrarlandiklarinda belirli degerlerin ve davranis normlannin icsellestirilmesini saglar, boylelikle de otomatik olarak gecmisle bugun arasinda bir kopru olusturur, sureklilik hissi yaratir". (Ozkirimli, 1999: 136) Bu duruma diger bir ornek de Aleviligin "hayal edilmis bir cemaat" olarak simgesel yonden insa edilmeye calisilmasidir. Bu noktada ornegin semah, cem, saz gibi ritueller ve nesneler "hayal edilmis bir cemaat"in olusmasinda onemli simgelestirilmelerdir. (Massicard, 2007: 117) Alevi kulturunun icat edilen gelenekler ile yeniden insasi kulturun statik degil de dinamik ozelligini gosterir. Bir bakima bir kulturun icat edilen gelenekler sayesinde gecmis ile bugun arasinda bir sureklilik hissini saglamasi ancak kulturun degisen ekonomik, siyasi, toplumsal kosullara ayak uydurmasi ile saglanabilir. Bu noktada bir kulture ait kadim (gunluk) pratiklere insanlar tarafindan hurmet gosterilirken ayni zamanda bu kurallar yine ayni kisiler tarafindan kolayca ihlal ve goz ardi edilir. (Bourdieu, 2004) Ayrica bu kurallar baska kurallar ile de ikame edilebilir. Dolayisiyla, ihlal ve goz ardi edilen kurallar kendilerini tekrardan uretebilir. Bu da kulturel olgularin degismez ve duragan bir yapida degil de surekli bir degisim icerisinde oldugunu gosterir. Diger bir ifade ile kulturlerin "sembolleri ve onlarin ortak anlamlari zaman icerisinde cesitli ic ve dis etkilere gore degisir" ve bu dinamiklik insanlari daimi bir degiskenlik icerisinde tutar. (DeMaille, 1988: 2) Bu baglamda, ornegin, 2000 yili Mayis ayinda Pir Sultan Abdal Dernegi'nin Ankara'da yaptigi "birlik cemi"nde bazi taliplerin gorulecek hesaplari olup olmadigi sorusuna karsi bir kisinin para verdigi kisiden parasini alamadigina dair bir sikayet (Massicard, 2007: 224) geleneklerin degisen kosullar karsisinda kendini nasil yeniledigini de gosterir niteliktedir.

Alevilerin siyaset ile olan iliskilerinde farkli bir boyut da onlarin hemsehrilik baglarina dayanan parti (SHP), patronaj ve klien talizm iliskileridir. Schuler patronaj ve klientalizmden kastin oyla degis tokus edilen her turlu devlet kaynagi ve ayricaligi oldugunu ifade eder. (Schuler, 2002: 99) Bu baglamda SHP genel baskanina gonderilen mektuplar bu iki kavram arasindaki iliskinin [hemsehrilik baglaminda] hangi duzeyde gerceklestigini aciklamaya yardimci olabilir. Ozellikle, SHP'nin Alevilerin nufus olarak yogun oldugu yerlerde parti orgutlenmesinde hemsehrilik baglarina basvurmasi Alevi kimligi ve siyaset arasindaki farkli bir boyuta isaret eder. Gurbette kendini kalabalik icerisinde yalniz hissetmeye karsi kendinden hissettigine bir yakinlik duyma hissi toplumsal bir gercekliktir. Goc dalgasi basladiginda gocmenler arasinda hemsehrilik baglan ve sosyal aglar aleni sekilde tanimlanmis etnik ve dini kimliklerden ziyade ayni il/ilce/koy kokenine dayali dayanisma duygularina dayanmaktaydi. (Cblik, 2003:144) Bu noktada, hemsehrilik baglarina dayali bir sekilde gelistirilen aidiyet hissi SHP tarafindan politik bir sekilde kullanilmistir denilebilir. Ornegin, SHP'nin Kartal ilce teskilati baz alinarak yapilan incelemelerde bu durum aciga cikmaktadir. "Erzincan, Sivas, Tunceli, Gumushane, Malatya, Tokat ve Elazig gibi Orta ve Dogu Anadolu illerinden gelen uyeler, Kartal ilce orgutunde, ilce nufusu icerisindeki %15,85'lik oranlannin cok uzerinde temsil ediliyorlardi ve en guclu hemsehri gruplarindan birini olusturuyorlardi. Yukarida sayilan illerden gelenler, parti uyelerinin % 63'unu olusturmaktaydi". (Schuler, 2002: 201) Hemsehrilik iliskilerinin onemi yine SHP Kartal orgutune uye olan Konyali bir uyenin mektubundan anlasilmaktadir. Soz konusu mektubunda Konya'dan Istanbul'a goc eden uye yasadigi sorunlari SHP Kartal orgutune aktardiginda sorunu ile ilgilenilmedigini aciklarken sunlan soylemektedir: "... Yalniz burada sozu gecen Tunceli ve Erzincanlilardir. Ben ise Konyaliyim, onun icin buradaki insanlar ayrim yapiyorlar". (Schuler, 2002: 200)

Turkiye Cumhuriyeti'nin AB uyeliginde muzakerelere baslamasi kimlik politikala ri ekseninde "dinsel azinlik" olarak gorulen/gorulmeyen (18) Aleviler icin kose tasi olmustur denilebilir. Bu durum bir bakima Alevilerin kimlik siyasetinin (resmi olarak) ulusal duzeyden uluslar arasi duzeye gectigini de gosterir. Artik devlet ve Aleviler arasindaki iliskiye ucuncu bir aktor (AB) daha girmistir. Bu aktorun Turkiye Cumhuriyeti devleti uzerindeki yaptirim gucu Alevici hareketin yaptirim gucunden daha fazladir. AB Ilerleme raporlarinda genel olarak -konumuza iliskin mevzularda- (dini, etnik vb) azinliklarin yasadiklari sorunlara deginilmekte ve bunlarin cozumu icin uygulamalar beklenmektedir. Boylece lier yil yayinlanan ilerleme raporlari ile de AB uyeligi icin aday olan ulkenin ne kadar yol kat ettigine bakilmaktadir. AB Ilerleme Raporlarinda bu baglamda Alevilerin statusune, taleplerine atiflarda bulunulmakta ve bu taleplerin gerceklestirilmesine yonelik birtakim uygulamalar Turkiye Cumhuriyeti'nden beklenmektedir. Aleviler de AB Uyum Surecinde taleplerinin gerceklestirilmesi icin caba gostermektedir. Ornegin, 2004 yili AB Turkiye Ilerleme Raporu'nda Turkiye Cumhuriyeti'nin Alevileri resmen bir dini topluluk olarak tanimlamadigina vurgu yapilmakta ve Alevilerin Musluman dini azinlik olarak taninmasini beklemektedir. Aleviler 2006 Ilerleme Raporunda "Musluman Alevi Toplumu" diye nitelendirilmekte, Sunnilerden farkli tutulmakta ve Turkiye Cumhuriyeti'nden de onlari Musluman azinlik olarak tanimasini istenmektedir. Alevilerin Turkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet olmasi sebebi ile butun dinlere esit muamele yapmasi gerektigi ancak DIB araciligi ile belirli dini (Sunnilik) dogrudan desteklediklerine dair gorusu AB nezdinde onemli bir yer tutmaktadir. Ayrica Alevilerin ibadet yerlerinin acilmasi, devlet tarafindan ibadethane olarak taninmasi, gerekli yardimlarin yapilmasina da vurgu yapmaktadir. Alevilerin zorunlu din dersleri ile ilgili tutumlari da AB tarafindan dikkate alinmaktadir. 2007 Ilerleme Raporunda bir Alevi ailenin AIHM'e Turkiye Cumhuriyeti aleyhine actigi davanin Alevi aile lehine sonuclandigina dikkat cekilmis ve Turkiye Cumhuriyeti'nin egitim sistemini ve ulusal mevzuatini Avrupa Insan Haklari Sozlesmesine uygun hale getirmesi gerektigine hukmetmistir.'9 AB uyum surecinde Turkiye Cumhuriyeti'nin yapmasi gereken duzenlemeler genel anlamda Alevici hareketin -Alevici hareketin icerisindeki (rekabete yonelik) talepa ler nezdindeki ayriliklar goz ardi edildigindetalepleri olarak gozukmektedir. Alevici hareketin bu taleplerini 1990'li yillarda gerceklestirmeye pek de yanasmayan devlet AB uyum surecinde ister istemez, eger AB'ye uye olmak istiyorsa, gerceklestirmek zorunda kalacaktir. Bu da bir bakima Alevici hareketin basarisi olacaktir denilebilir.

Sonuc

Osmanli doneminde daha cok kirsal alanda kapali bir toplum olarak yasayan Aleviler cumhuriyetin kurulmasindan sonra, ozellikle 1950'lerden sonra, buyuk kentlere ve Avrupa'ya goc etmislerdir. Bu goc hareketi Alevi nufusunun demografik yapisinda onemli degisikliklere yol acmistir. Cok partili hayata gecis ile birlikte secmen kitlelerinin oy kaynagi olarak dusunulmesi partilerin belli kitlelerin/cemaatlerin destegini almak icin yeni politikalar/soylemler gelistirmesini beraberinde getirmisse de, Aleviler icin bu cogunlukla gecerli olamamistir. Diger bir ifade ile Turkiye nufusu icerisinde hatiri sayilir bir buyukluge sahip Alevi nufusu cogu zaman destekledikleri ya da bizatihi aktif olarak bunyesinde yer aldiklari partiler tarafindan goz ardi edilmislerdir.

Kentlerde ilk zamanlar varoslarda yasayan Alevilerin genellikle sol partileri destekledigi yaygin bir on kabul olsa da, elde edi len verilere gore Alevi nufusunun yogun oldugu Tunceli'de bile Alevilerin topluca bir partiyi destekledigini soylemek guctur. Ancak bu tarz bir on kabulun ortaya cikmasinda gerek sol akimlarin gerekse de Alevilerin laiklige verdikleri onemin rolu buyuktur denilebilir. 1970'li yillarda Aleviler arasinda Marksist akimlar da etkili olmustur. Marksizm'in materyalist felsefesinden etkilenen Alevi gencleri Alevilige ait bircok unsuru Marksizm'in siyasi soylemi icerisinde donusturmus, donusturemediklerini de reddetmistir. 1980'deki askeri darbeden sonra gerek Turkiye gerekse de dunyadaki gelismeler sonucu Aleviler kendilerini sosyal-ekonomik sinifa vurgu yapan politikalar ile degil de kimlik politikalari cercevesinde dile getirmislerdir. Bu minvalde ozellikle 1980'li yillarin sonu ve 1990'li yillarin basi Alevici hareketin yukselisine taniklik eder. Ancak sanildiginin aksine yekpare bir Alevi(ci)lik yoktur. Birbirinden farkli orgutlenmeleri olan ve dolayisiyla birbirinden farkli talepler isteyen bir Alevi kimlik politikasi ile karsi karsiyayiz. Bu yekpare olmayan hareket devlet karsisinda hak taleplerinde pek de basarili olamamistir. Fakat Turkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birligi'ne uyeligi surecinde yaptirimi olan uluslararasi bir guciin varligi Alevici kimlik politikalarinin taleplerini gerceklestirmede onemli bir etken olabilir.

Kaynakca:

Ayata, Ayse. (1997) "The Emergence of Identity Politics In Turkey". New Perspectives on Turkey. Fall 1997. Vol 17. 75-96.

Berkes, Niyazi. (2002) Turkiye'de (,Igdaslasma. Istanbul: Yapi Kredi.

Bernstein, Mary. (2005) "Identity Politics". Annual Review of Sociology. Vol: 31. 47-74.

Bilici, Faruk. (1998) "The Function of Alevi-Bektashi Theology in Modern Turkey". Alevi identity: cultural, religious and social perspectives icinde, ed Tord Olsson, Elisabeth Ozdalga ve Catharina Raudvere. Richmond: Curzon. 51-62.

Bourdieu, Pierre. (2004) Outline of a Theory of Practice. New York: Cambridge University.

Connoly, William. (2002) Identity/Difference: Democratic Negotation of Political Paradox. Minneapolis: University of Minnesota.

Cakir, Rusen. (1998) "Political Ale - vism versus Political Sunnism: Convergences and Divergences". Alevi identity: cultu ral, religious and social perspectives icinde, ed Tord Olsson, Elisabeth Ozdalga ve Catharina Raudvere. Richmond: Curzon. 63-67. Qamuroglu, Reha. (1997) "Some notes on the contemporary process of restructuring Alevilik in Turkey". Syncretistic Religious Communities in the Near East icinde, ed K. Kehl-Bodrogi, B. Kellner-Heinkele & A. Otter-Beaujean. Leiden- New York- Koln: Brill. 25-33.

Camuroglu, Reha. (1998) "Alevi Revivalism in Turkey". Alevi identity: cultural, religious and social perspectives icinde, ed Tord Olsson, Elisabeth Ozdalga ve Catharina Raudvere. Richmond: Curzon. 79-84.

Celik, Ayse Betul. (2003) "Alevis, Kurds and Hemsehris: Alevi Kurdish Revival in the Nineties". Turkey's Alevi Enigma: A Comprehensive Overview icinde, ed Paul J. White & Joost Jongerden. Brill. 141- 157.

DeMaille Raymond J. "ALakota Traditionalism: History and Symbol" Native North American Interaction Patterns icinde,. ed Regna Darnell and Michael K. Foster. Hull, Quebec: Canadian Museum of Civilization (Mercury Series 112), 1988: 2-21. alinti: http://www.faculty.de.gcsu.edu/-mmagouli/culture.htm Erman, Tahire & Goker, Emrah. (2000) "Alevi Politics in Contemporary Turkey". Middle Eastern Studies. Vol: 36. No: 4. 99-118.

Es, Murat. (2006) Alevist politics of place and the construction of cemevis in Turkey. M.A Thesis- Bogazici University.

Fraser N. (1997) Justice Interruptus: Critical Reflections on the 'Postsocialist' Condition. New York: Routledge.

Goner, Ozlem. (2005) "The Transformation of the Alevi Collective Identity". Cultural Dynamics. Vol: 17, No: 2. 107-134.

Hobsbawm, Eric J. (1984) "Introduction: Inventing Traditions". The Invention of Tradition icinde, ed Eric J. Hobsbawm & Terence Ranger. Cambridge: Cambridge University Press. 1-14.

Kaya, Ibrahim. (2007) "Identity Politics: The Struggle for Recognition or Hegemony?" East European Politics & Societies. Vol: 21. 704-725.

Massicard, Elise. (2007) Turkiye'den Avrupa'ya Alevi Hareketinin Siyasallasmasi. Istanbul: Iletisim.

Melikoff, Irene. (1998) "Bektashi/Kizilbas: Historical Bipartition and its Consequences". Alevi identity: cultural, religious and social perspectives icinde, ed Tord Olsson, Elisabeth Ozdalga ve Catharina Raudvere. Richmond: Curzon. 1-7.

Okan, Murat. (2004) Turkiye'de Alevilik: Antropolojik bir Yaklasim. Ankara: linge. Oran, Baskin. (2004) Turkiye'de Azinliklar. Istanbul: Iletisim.

Oran, Baskin. (2005) Turk Dis Politikasi. Istanbul: Iletisim. Ozkazanc, Alev. (2005) "Turkiye'nin Neo-Liberal Donusumu ve Liberal Dusunce". Modern Turkiye'de Siyasi Dusunce: Li beralizm icinde, ed Murat Yilmaz. Istanbul: Iletisim. 635-658.

Ozkirimli, Umut. (1999) Milliyetcilik Kuramlari Elestirel Bir Bakis. Istanbul: Sarmal.

Sanbay, Ali Yasar. (1985) "Turkiye'de Siyasal Modernlesme ve Islam". Toplum ve Bilim Dergisi. No: 29-30. Bahar-Yaz. 45-64.

Schuler, Harald. (2000) "Secularism and Ethnicity: Alevis and Social Democrats in Search of an Alliance". Civil Society in the Grip of Nationalism: Studies on Political Culture in Contemporary Turkey icinde, ed S. Yerasimos, G. Seufert ve K. Vorhoff. Istanbul: Ergon. 197-250.

Schuler, Harald. (2002) Turkiye'de Sosyal Demokrasi, Particilik, Hemsehrilik, Alevilik. Istanbul: Iletisim.

Sener, Cemal. (1998) Alevilik Olayi: Toplumsal Bir Baskaldirinm Kisa Tarihcesi. Istanbul: Ant.

Tok, Nafiz. (2003) Kultur, Kimlik ve Siyaset. Istanbul: Ayrinti.

Yaman, Ali. (1999) A'dan Z'ye Alevilik Nedir?. Istanbul: Ufuk.

Yalcinkaya, Ayhan. (1996) Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve Iktidar. Ankara: Mulkiyeliler Birligi.

Internet Kaynaklari:

http://www.alevicanlar.org

http://www.belgenet.net

http://www.kanalkultur.com

http://www.mfa.gov.tr

* Siyaset Bilimi ve Uluslan arasi Iliskiler Bolumu Yuksek Lisans Ogrencisi. Sosyal Bilimler Enstitusu, Siyaset Bilimi ve Uluslan arasi Iliskiler Ana Bilim Dali. Yildiz Teknik Niversitesi, Istanbul osmancetin54@hotmail.com. 0535 690 13 60

(3) Alevi Bektasi Federasyonlari Gene] Baskani Ali Dogan'm 'Alevilik Islam disidir' sozleri diger Alevi dernekleri tarafindan sert bir dile elestirilmistir.

(4) Kizilbas terimine kotaleyici bir anlam yuklendigi icin 19. yy'den sonra bu terim Alevi adim almistir (Massicard, 2007: 31).

(5) Bu reformlar ile Aleviler de devletin kendilerine tarafsiz kalacagina dair bir inanc belirmisti (Schuler, 2002: 162) ancak uygulamada devletin celiskili tavirlan yine Aleviligi ustu ortuk bir bigimde de olsa Islam'in bunyesine tasimistir (Massicard, 2007: 45)

(6) Bu noktada yine de 1960 ve 1970'lerde tarihin geriye donuk bir sekilde yeniden yazimi goz ardi edilmemelidir.

(7) Ozellikle 1950 sonrasi cok partili hayatta laiklik-anti laiklik ekseninde sol akimlarin laikligi savunmasi Alevilerin de laiklik hakkindaki gorusleri ile ortusunce boyle bir on yargi olmustur. Yani "Aleviler solcudur" onyargisinin kaynaginin aranmaya baslanmasi gerektigi yer de laikliktir (Okan, 2004: 97-98).

(8) Burada sunu da acikca soylemek gerekir: Cbkpartili hayata gecince, tek partili donemdekinin aksine, secmenlerin partilerden bir ini tercih etmesi oy vermenin artik siyasal bir gac oldugunu gosterir. Bu baglamda partilerin secmenleri kendilerine oy vermeleri icin ikna etme cabalari partilerin secmeneere yonelik yeni soylemler gelistirmesine sebep olmustur. Din de bu noktada yeni bir siyasal soylem olarak bir koz haline gelmistir. Bunun karsi tarafinda da laiklik ilkesi Alevilerin siyasi yonelislerini belirleyen temel etken haline gelmistir.

(9) Tunceli'de % 5.84, Kars'ta % 5.97, Yozgat'ta % 5.28, Tokat'ta % 3.96 (www.belgenet.net).

(10) Partinin amblemi Hz. Ali ve 12 Imami simgeleyen bir asian ve onu cevreleyen 12 yildizdan olusuyordu.

(11) 1978 Kahramanmaras katliami, 1980 Cbrum katliami gibi.

(12) Ozellikle Sivas ve Gazi olaylari sonrasinda Alevi kimlik yorumunda bir genellesme goze carpmaktadir.

(13) Burada Islam'i Islamcilik'tan ayridigimiz gibi Aleviligi de Alevilicilik'ten ayirmak gerekmektedir. Alevilik bir inanc sistemi iken, Alevicilik, Alevilik adina seferber olmayi, Aleviligi bir dava konumuna yakseltip akilcilastiran hareketi ifade eder (Massicard, 2007: 21).

(14) Yukarida Alevilerin kendilerini tanimlarken bir uzlasim icerisinde olmadigi belirtilmisti. Burada Alevilik derken yukaridaki Alevi, Alevi-Bektasi, Kizilbas, Caferi, Sii tanimlari kastedilmektedir.

(15) Ayrintilar icin bakiniz: www.kanalkultur.com

(16) Ayrintilar igin bakiniz: www.alevicanlar.org

(17) Haci Bektas Veli, Pir Sultan Abdal, Ehl-i Beyt ve Cern Vakiflari.

(18) Tiirkiye Cumhuriyeti devleti tarafindan azinlik olarak goralmeyen ancak AB tarafindan dini azinlik olarak gorulen durum ifade edilmektedir.

(19) AB Ilerleme Raporlari Disisleri Bakanligi'nin internet sayfasindan alintilanmistir. Daha fazla bilgi icim bakiniz: www.mfa.gov.tr
COPYRIGHT 2008 Civilacademy Journal of Social Sciences
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2008 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

 Reader Opinion

Title:

Comment:



 

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Author:Cetin, Osman
Publication:Civilacademy Journal of Social Sciences
Date:Jun 22, 2008
Words:7148
Previous Article:A critique on methodology of economics: pozitivism and postmodernism in economic theory/Iktisat metodolojisine elestirel bir katki: "iktisat...
Next Article:Reunderstanding of the concept Parrhesia and emotional feelings in journalism ethic aspect/Parrhesias ve duygusal zeka kavramlarini gazetecilik etigi...

Terms of use | Copyright © 2015 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters