Printer Friendly

Tanzimat donemi Turk romaninda kadin uzerine bir degerlendirme.

Ozet

Turk tarihinde bir donum noktasi olan Tanzimat donemi, devlet ve toplum yapisinda onemli degisiklikleri beraberinde getirmistir. Fikri ve sosyal alanda bu degisimin bariz olarak hissedildigi kurumlardan biri de ailedir. Bu donem romanlari oncelikle toplumu egitmeyi amaclamis ve romanlarda kadinin yeri egitim ve batililasma ekseninde ele alinmistir. Elestirilen kadin tiplerinin yani sira, idealize edilmis kadinlara da yer verilmistir. Bu degerlendirme, tarih kitaplarinda goremedigimiz, kadinin yasadigi degisimi somut ve detayli orneklerle sunma amacini tasimaktadir.

Anahtar Kelimeler Tanzimat, kadin, hikaye, roman, batililasma.

**********

Tanzimat fermani ile birlikte yeni ve farkli bir medeniyet dairesine giren Osmanli Devleti siyasi, sosyal, fikri ve idari yapusinda onemli degisiklikler yapmistir. Pek cok sahada kendisini derinden hissettiren bu degisimin altinda yatan amac, bozulan kurumlari islah etmek ve gelismis dunya devletlerinin ileri yonlerini ornek alarak, devleti ve halkiyla guclu bir yapi ortaya koyabilmekti. Bu gecis surecinde, sosyal yapi icerisinde aile kurumunun ve kadinin yasadigi degisim, oldukca onemli gelismeleri ve basarilari beraberinde getirmistir. Sosyal hayatin kucuk bir ornegi olan aile ve ailenin onemli bir uyesi konumunda kadinin sahip oldugu gelisme cizgisi, ayni zamanda Tanzimat'in toplum hayatina ne derece tesir ettigini de ortaya koymaktadir.

"Tanzimat devrinde, kadinln ev icinden dis dunyaya yonelmesi, zaruretten cok modaya kapilmasi ile olur. Bunda Misirli kadinlarin da tesiri gorulur. Kirim savasi, yillarinda, Hidiv ailesi cesitli sebeplerle Istanbul'a gelir. Hidiv ailesinin hanimlarinin kilik kiyafet, eglenme tarzi ve davranislari Istanbul hanimlarindan daha acik, serbest ve alafranga tarzdadir" (Ugurcan, 1992, s.498). Kadinin disariya acilmasinda diger ulkelerdeki hemcinslerinden etkilenmesi ve gazeteler vasitasiyla batidaki gelismelerden haberdar olmasi onemli rol oynamistir.

Edebiyat cevrelerinde donemin yaygin gorusu, halki egitmek amacini, tasiyan eserler yazmak ve bu eserler araciligiyla okuyucuya bir takim mesajlar vermektir. Yazarlar oncelikli sorunun halki egitmek oldugunu bildikleri icin, gerek makalelerinde, gerekse hikaye ve romanlarinda yol gostericilik misyonunu benimsemislerdir. Devlet yonetiminden sorumlu olan kisiler, kiz cocuklarina yonelik rustiyeler acarak kadinlarin tahsili konusuna onemle egilirken, yazarlar da eserlerindeki itibari alemlerde kadina yonelik elestirileri veya idealize edilmis kadin tiplerini sunarak okuyucuyu, dolayisiyla halki farkli ve etkin bir yolla egitmeye calismislardir.

Tanzimat romancilari, yazdiklari eserlerde kadin konusuna farkli acilardan yaklasmislardir. Pek cok yazarda ortak konu olarak kadinin toplumdaki statusu sorgulanirken kimi romanlarda kadin kendine ozgu vasiflariyla bireysel olarak ele alinmis, kimilerinde de belli bir kesimi temsil eden tipler seviyesinde islenmistir. Romanlarda karsimiza cikan elestiriler olumsuz yonleriyle on plana cikarilan kadinlar uzerinde yogunlasir. Olay orgusundeki catisma, "olan" ile "olmasi gereken" arasinda yasanlr. Eski hikayecilik geleneginin izlerini tasiyan bu donem romanlarimizda tipler "iyi" veya "kotu" seklinde tek boyutlu olarak ele alinmislardir. Yazarin dogrularini, savunan roman kahramanlari onemli olcude idealize edilirken, elestirilerin yoneltildigi kisiler romanin basindan sonuna kadar tek bir cizgi uzerinde ilerleyerek, farkli davranis sekilleriyle okuyucuyu sasirtmazlar.

Tanzimat doneminde, kadinin statusu hakkinda bilgi veren pek cok gazete makalesi, arastirma ve belge mevcuttur. Biz de, bu donem sanatcilari edebi eser vasitasiyla toplumu egitme gayesi guttukleri icin, romanlarda islenen kadinla ilgili dusuncelerin, devrin toplum yapisi ve toplumun kadina bakisini yansitacagini dusunerek kadinin dunyasinin itibari alemde nasil kurgulandigini tespit etmeye calitik. Donemin sartlari, yazarin kisiligi ve hayat hikayesi vb. unsurlarin olaylarin yorumlanmasinda ve kahramanlarin degerlendirilmesinde etkili oldugunu soyleyebiliriz. Nitekim yazar, "milli kulturun korunmasina hizmet ettigi kadar, yeni degerlerin kazanilmasina da katkida bulunur. Yeni degerler kabul gorsun veya gormesin, beserin ortak tutkulari, ozlemleri ve duyuslari olarak esere yansir. Catisma, diger bir ifadeyle, ferdi olanla haricte bulunan arasindaki fark, onu arayisa yoneltir" (Kavaz, 1991, s.218).

Kadinin toplumdaki statusunu degerlendirirken, yazarin egitimi, ahlak anlayisi milli degerlere bagliligi, gibi ferdi ozellikleri kimi yerlerde kahramanlarinin yaninda ya da karsisinda yer almasina sebep olmustur.

Inceledigimiz romanlarin tamami, donemin sosyal yapisini en fazla yansitan romanlardir. Hepsinin erkek yazarlar tarafindan kaleme alinmis olmasi, kadinin erkegin bakis acisina gore degerlendirilmesi sonucunu beraberinde getirmis ve buna bagli olarak kadin, pek cok romanda erkekler karsisindaki davranislarina gore degerlendirilmistir.

Tanzimat donemi romanlarimizda karsimiza cikan kadin tiplerini su sekilde siniflandirabiliriz:

1. Anneler

2. Esir Kadinlar

3. Entrikaci Kadinlar

4. Yabanci Asilli Kadinlar

5. Feminist Kadinlar

6. Erkege Ozenen Kadin

7. Ideal Kadinlar

1. Anneler

Tanzimat donemi romanlarimizda yazarlarin, kahramanlarin yani sira onlarin aileleri hakkinda da tanitici bilgiler vermelerinin sebebi, olumlu veya olumsuz tiplerin ortaya cikmasinda anne ve babanin verdigi egitimin onemine isaret etmek icindir. Babanin cok fazla on planda olmadigi bu romanlarda annenin otoritesinden mahrum olan kahramanlarla cocuklarina kotu ornek teskil eden anneler elestiri konusu yapilmistir. Dikkat edersek karsi guc grubunda yer alan kisiler, tek baslarina olaylardan sorumlu tutulmazlar. Mutlaka bu duruma birinci derecede sebep olan kisilere gonderme yapilir. Bu kisilerin basinda cocugun kendisine ornek olarak sectigi anne ve baba gelmektedir. Psikolojiye gore cocugun hayat, boyunca elde ettigi basarilarin veya basarisizliklarin temelinde kendisine ornek aldigi kisilerin uzerinde birakmis oldugu etki onemli olcude rol oynamaktadir. "Erkegin bir kadinla ilk ve en onemli deneyimi annesidir ve bu kendisini bicimlendirmesinde ve etkilemede en guclu deneyimdir. Kendilerini annelerinin buyuleyici etkisinden kurtarmayi sonuna degin basaramayan erkekler vardir. Onemli olan yalnizca annenin nasiI davrandigi degil, cocugun annesinin davranisini, nasiI hissettigidir. Her cocukta bulunan anne imaji, annenin dogru bir portresi degil, bir kadin imaji yaratmada dogustan var olan kapasitenin yani 'anima'nin ortaya cikardigi ve renklendirdigi bir portredir. Daha sonralari bu imaj, erkegin yasami boyunca ilgi duyacagi, kadinlarin uzerine yansinlacaktir" (Fordham, 2001, s.66-67).

Tanzimat donemi romanlarimizda yer alan anne tipini iki genel baslik altinda degerlendirebiliriz:

1. Cocugun egitimine hicbir katkisi olmayan pasif anne tipi

2. Babayla birlikte veya babanin yoklugunda cocugunun egitimini ustlenen anne tipi

Birinci grupta yer alan anneler, yazar tarafindan norm karakter olarak kullanilan kisilerdir. Bu kisiler romanlarda, soz ve davranislariyla cok fazla on plana cikmazlar. Ancak bas kisinin davranis sekillerinin ve karakter ozelliklerinin izahinda onemli rol oynarlar. Cunku kahramanlarin sergiledigi kotu davranislarin sorumlulugu surekli baskalarina veya kendisi disinda gelisen sartlara baglanmaya calisilir. Sorumluluk cogunlukla aileye ve aile egitimine yuklenir. Romanlarda elestirilen erkek veya kadin kahramanlarin olumsuz davranislarinin sebebi olarak iyi bir aile egitimi almamalari ve basibos birakilmalari gosterilmektedir. Bu basiboslugun, babanin yoklugu ve annenin pasif konumuyla iliskilendirildigini, buna karsilik, idealize edilmis kahramanlarin da iyi bir egitim aldiklan ve babasiz olsalar bile annenin rehberliginde hayah taniyarak onun tecrubelerinden istifade ettiklerini soyleyebiliriz.

Romanlarda babanin eksikligini yazar doldurmaya calismaktadir. Olaylar karsisinda gerekirse romana mudahale eden yazar telkinleriyle ve tenkitleriyle kahramanlarini yonlendirir. "Tanzimat gibi mutlak otoritelerin zaafa dustugu sureclerde dunya gorusu hala mutlakci olmaya devam ediyorsa yazara babalik gorevi duser. Her Tanzimat yazarinin icinde bir murebbi-i efkar gizlidir; her satir 'nazende tifl'in terakkisi icindir" (Parla, 1993, s.19). Tanzimat donemi romanlanmizdaki kahramanlari, baba otoritesi ve anne egitimi acisindan degerlendirdigimiz zaman, idealize edilmis tiplerin babadan veya anneden iyi bir egitim aldiklarini baba olmus olsa bile, bu eksikligin anne tarafindan basarili bir sekilde dolduruldugunu gormekteyiz. Cesitli yonleriyle elestirilen dejenere tipler ise baba otoritesinden yoksun olmakla birlikte, bu kisilerin anneleri de oldukca pasiftir. Yolunu kaybederek kendisini ve hayah taniyamayan cocuk, hayatindaki bu boslugu farkli sekillerde doldurmaya calisir. Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdasi adli romaninda Bihruz, bu tipin en belirgin temsilcisidir. Kendisine yabanci unsurlari klavuz edinerek daha da cok yolunu sasiran Bihruz'un traji-komik durumunu hazirlayan en onemli sebep, iyi bir aile egitimi almamis olmasidir. Farkh cinsiyetlere sahip olmalarina ragmen Bihruz ile Ahmet Mithat Efendinin Jon Turk romanindaki Ceylan birbirine cok benzeyen iki tiptir. Ceylan da yanlis kaynaklara yonelerek kendisine ve icinden ciktigi toplumun degerlerine yabancilasmis bir insandir. Ceylan'in boyle bir kisilige sahip olmasinda anne ve babasinin etkisi oldukca fazladir. Nitekim Ceylan'in annesi Sezayidil Hanim, kocasi Kazim Bey gibi batililasmayi ve gelismeyi sekilden ibaret kabul eden alafranga yasayisa merakli bir insandir. Yazarin verdigi bilgilere gore Sezayidil Hanim; "gayet alafranga, hatta yasi kirki gecmis oldugu halde henuz geregi gibi sakrak, fikirdak bir suhtur, bir seydadir. (...) Sezayidil acik mesrepli bir kadindir. Ama busbutun acilarak kendisini kepaze edecek ahmaklardan degildir. Guzel ve yosma erkegi sever. Her nerede olursa olsun kendisine karsi gulumseyen erkeklere mukabele-i bil-mislden cekinmez. Bu nokta-i nazardan denilebilir ki Ceylan'in Nurullah Bey'le olan musahabesinde gosterdigi o serbestane curetlerin bir kismi da validesinden bu yolda elde ettigi temessuklar eseridir" (Ahmet Mithat Efendi, 1999, s.74-75). Bu ozellikleriyle Sezayidil Hanim, yasitlarina gore oldukca farkli bir tip olarak bize tanitilir.

Namik Kemal'in "Intibah" romaninda Ali Bey, okullarda iyi bir egitim almis, yabancl dil ogrenmis bilgili bir insan olmasina ragmen, saglam bir aile terbiyesi almadigi icin kolaylikla ahlaksiz bir kadinin tuzagina duserek, kendisini ve sevdiklerini felakete suruklemistir. Annesi Fatma Hanim, oglunu Mahpeyker'in pencesinden kurtarabilmek icin eve Dilasup adinda guzel bir cariye satin almistir. Fatma Hanim oglunun iyiligini dusunerek hareket etmesine ragmen, sergiledigi davranislarla hem kendisine hem de ogluna zarar vermistir. Bu durum Fatma Hanimin, oglunu yetistirme tarziyla yakindan ilgilidir. Ilk once Dilasub'un yuzune bakmayan Ali Bey, gelben olaylar neticesinde onunla evlenir, ancak Mahpeyker'in etkisinden kurtulamayarak, onun Dilasub'la ilgili soyledigi yalanlara inanir. Ali Bey, iradesi zayif ve gucsuz bir insandir. Kendisine omek alabilecegi kimse yoktur. Ayni sekilde Mahpeyker hakkinda verilen bilgiler de, onun icinde bulundugu durumun, ailesinin yetistirme tarzindan kaynaklandigini dogrulamaktadir.

Ikinci grupta degerlendirebilecegimiz anneler, cocuklarinin hem ailede hem de okullarda iyi bir egitim almalari icin caba sarf eden, gerek babayla birlikte gerekse babanin yerini alarak cocuga rehberlik eden kisilerdir. Bu donem yazarlari, eserlerinde iyi bir aile egitiminin gerekliligi konusunu vurgulamislardir. Milli degerlere sahip, yenilige acik ve basarili nesillerin yetismesinde ailenin inkar edilemez rolunu, romanlarindaki ideal anne ve babanin sahsinda somutlastirmaya calismislardir.

Roman kahramanlarinin buyuk bir bolumu, babalari oldugu icin annenin rehberliginde hayata atilmak zorunda kalmislardir. Semsettin Sami'nin Taassuk-i Talat ve Fitnat romanindaki Saliha Hanim, babanin yoklugunu hissettirmeyerek her konuda ogluna yol gosteren fedakar anne tipidir. Kadinlarin ev icerisinde adeta hapis hayah yasayarak, kocanin veya babanin otoritesi altlinda cektikleri sikintilarin dile getirildigi romanda, genclerin ailelerinin zoruyla istemedikleri insanlarla evlendirilmelerinin elestirisi yapilmaktadir. Romandaki esas kisilerden biri olan Talat, babasi oldugu icin annesi Saliha Hanim ve Arap dadisi Ayse Kadin'la yasamaktadir. Fitnat ise hem annesini hem de babasini kaybetmistir. Talat, Fitnat'a kavusamadigi icin cok aci cekmektedir. Tum bu sikintili zamanlarinda en onemli destegi annesidir. Saliha Hanim kendi basindan gecen bir ask tecrubesini anlatarak hem ogluna yol gosterir hem de umit verir. Saliha Hanim, evlilik hususunda ailesine karsi cikarak, sevdigi insanla evlenmek icin caba sarf etmistir. Bu acidan bakildiginda Saliha Hanim ve Fitnat arasindaki fark dikkatimizi cekmektedir. Fitnat askinda israr edemez. Olaylar karsisinda son derece gucsuzdur. Saliha Hanim hem "askina sahip cikan kadin" konumunda hem de "ogluna destek olan anne" konumunda ideal bir tip olarak sunulmustur.

Ahmet Mithat'in Felsefe-i Zenan romaninda da Fazila Hanim, her ne kadar akile ve Zekiye'yi evlat edinmisse de, annelik misyonunu layikiyla yerine getirmeye calismistir. Fazila Hanimin evlat edinmekteki amaci, cocuk yetistirmede annenin tasidigi oneme olan inancidir. Nitekim hic evlenmemis olmasina ragmen, annelik gorevini yerine getirmek istemistir. Kadinlarin bakis acisiyla evlilik kurumunun elestirisinin yapildigi bu romanda Fazila Hanim ideal bir anne olarak sunulmasina karsilik kendi annesi hakkinda hicbir bilgi verilmemistir. Tum egitimini babasindan aldigi belirtilmistir.

Bu donem romanlarimizda cocugun egitimiyle yakindan ilgilenen anne, her zaman ideal tip olarak sunulmaz. Jon Turk romaninda Ahdiye, egitimini annesi Dilsinas Hanim'in siki denetimi altinda tamamlar. Kendisi okuma yazma bilmeyen Dilsinas Hanim, kocasi Gazanfer Bey'in vasiyeti uzerine Ahdiye'nin egitimine onem verir. Ancak Ahdiye'nin egitimi, gelenekci ve mutaassip bir dusunce yapisina sahip olan anne Dilsinas Hanim'in uygun gordugu olculer icerisinde verilir. Alafranga hususiyetlere son derece karsi olan Dilsinas Hanim, eskiye asiri bagliligi sonucu, Ahdiye'nin tek tip egitim almasi icin caba gostererek bahya ait unsurlardan uzak tutar. Ancak Ahdiye, komsusunun kizi Remziye'den aldigi kitaplar araciligiyla hem dogu hem de batiya ait eserleri tanima firsati bulur. Romanda Dilsinas Hanim, cocugunun egitimiyle yakindan ilgilendigi icin takdir edilirken, yenilige kapali bir dusunce sistemine sahip oldugu icin elestirilir. Bu durumu kendisinin okumamis bir insan olmasiyla iliskilendirilebilir.

Sami Pasazade Sezai'nin Serguzest romaninda, Paris'te resim tahsili goren Celal Bey ile evdeki esir kiz Dilber arasinda yasanan bir ask iliskisi anlatilir. Ancak Celal Bey'in annesi ve babasi, aradaki sinif farkini one surerek bu iliskiye karsi cikarlar. Anne Zehra Hanim, oglunun ask, asalet, evlilik gibi konularda kendisine karsi cikarak Dilber'le evlenmek istedigini soyler. Alafranga bir zihniyete sahip olan annesini :
 "Yildizlar zalam icinde parladigi gibi fakr u sefalet icinde de
 safvet ve ulviyetiyle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp sevmek
 icin mutlak servete ve asalete mi muhtactir. Bence en sahih ikbal,
 ruhun gorundugu gibi iki guzel goz, en buyuk servet, kalbin hissini
 gosteren gul renginde dudaklardan akseden tebessumdur. Guzellikten
 buyuk asalet, safvet-i ka bden buyuk server mi olur?" (Sami Pasazade
 Sezai, 1998, s. 61-62).


sozleriyle ikna etmeye calisir. Zehra Hanim'in gosterdigi olumsuz tavrin arkasinda yine kendince bir oglunu koruma ve onun iyiligi icin harekete gecme dusuncesi vardir. Ancak ailenin olumsuz tavri Celal Bey'in sonunu hazirlar.

Annenin ailedeki ve toplumdaki onemli yerine isaret eden bir baska romancimiz Namik Kemal' dir. Konusunu tarihten alan bir roman olan Cezmi'de bas kahraman Cezmi'nin ailesine dair bilgi verilirken, annenin onemli mevkiine isaret edilmektedir:
 "Cezmi, hmari Istanbul civarinda bir sipahinin ogluydu. Daha iki
 yasina girer girmez volidesini kaybetti. Sefkat-i maderane malumdur.
 Insanda ne kadar rakik hisler varsa cumlesi o sayede perveris bulur.
 Onun murebbisi pederiydi. Pederi ise asker oldugundan cocugunu
 askerce terbiye ederdi (...) Cenab-i Hakkin dunyada masumlara en
 buyuk ihsani valideler oldugunu inkar kabil degildir. Fakat hikmet-i
 Jlahiye bir cocugu validesinden mahrum ederse onun yerine elbette
 biri kaim oluyor. Cezmi'nin validesi yerine kaim olan vucud ise
 sefkatte valideden pek de dun olmayan pederiydi. (...) Cennet
 validelerin ayagi altinda bulundugu gibi pederlerin koltugu veya
 kilici sayesinde bulunur" (Namik Kemal, 1997, s.38).


Cezmi'nin asker bir babayi kendisine ornek aldigi icin mertlik ve cesaret gibi yonlerinin gelistigi, annesizliginin de bazi duygularinin daha az gelismesine sebep oldugu belirtilir. Buradan hareketle yazar, bir cocugun tam anlamiyla iyi bir aile egitimi almasinda hem anneye hem de babaya cok onemli gorevler dustugunu belirtmektedir.

Tanzimat donemi romanlanmizda yer alan anneler, genellikle geleneklerine bagli, yenilige kapali bir zihniyetle yaklasan kisiler olarak tanitilirken, yeniligi sekilcilik olarak algilayan alafranga tipler de gecmisle baglarini koparan dejenere tipleri temsil ederler. Babalardan ziyade anneler on planda oldugu icin annelerin cocuklar uzerindeki etkileri daha derin bir sekilde sorgulanir.

2. Esir Kadinlar

Tanzimat donemi romanlanmizda en yaygin islenen konulardan birisi de esarettir. Bu konu kimi romanlarimizda esas konu olarak islenirken, kimi romanlarimizda da olay orgusu icerisinde farkli konularla birlikte sunulmustur. Bu durum donemin sosyal sartlanyla iliskili oldugu kadar, yazarlarin kendi hayat hikayelerinin esere yansiyan izleri olarak da dusunulebilir. "Bu temayi en cok isleyen Ahmet Mithat, annesinin o hayattan gelme bir cerkez kizi oldugunu sik sik dile getirmistir. (...) Gene kolelik hayatini once kendi ailesi icinde taniyan bir baska yazar da Abdulhak Hamid'dir. Sami Pasazade Sezai ise hem annesinin cariye hem de konak cocugu olmasindan dolayi halayiklarin, usaklarin, cariyelerin arasinda buyudugu icin 'kolelik'i cevresinden biliyor" (Parlatir, 1987, s.30-31). Esaret temi donemin en cok tenkit edilen konularindan biri oldugu icin hemen hemen her romanci farkli olculerde bu konuya isaret etmislerdir. Ayrica, kendi aile cevrelerinde bu konuyla ilgili daha yakindan bilgi sahibi olan bazi yazarlar da esaret kavramini oldukca gercekci bir tarzda eserlerine tasimislardir.

Toplumsal bir sorun olarak kabul edilen esaret, romanlarda genellikle romantik bir unsur olarak kullanilmistir. Romanlardaki esir tiplere ve onlara yapilan muamelelere baktigimiz zaman, esirlere kotu muamele eden kisilerin elestirildigini, onlari egiterek topluma kazandirmaya calisan kisilerin de ideal tipler olarak sunuldugunu soyleyebiliriz. Buna bagli olarak esir tipler de olumlu ozellikleriyle tematik guc olarak verilmistir.

Esaret temasinin en belirgin sekilde islendigi romanimiz Sami Pasazade Sezai'nin Serguzest romanidir. Romanda on planda olan ve drami anlahlan kisi Dilber'dir. Dilber evden eve satilan Cerkez bir cariyedir. Satildigi evlerde sahiplerinin acimasiz tavirlanyla ezilen Dilber, en son geldigi Asaf Pasa'nin konaginda iyi muamele gorur. Bu evde karsilastigi insanlar, Asaf Pasa, esi Zehra Hanim ve oglu Celal Bey'dir. asaf Pasa ve Zehra Hanim, Dilber'e eziyet etmezler ancak aralarindaki sinif farkini derin bir sekilde hissettirmeye calisirlar.

Tanzimat donemi romanlarimizda esaret temiyle birlikte toplumdaki sinif ayiriminin da elestirisi yapilir. Bu iki kavram, esir kizla evin oglu arasinda bir iliski dogmasiyla bariz bir sekilde on plana cikar. Paris'te resim tahsili almis olan Celal Bey, once Dilber'i cizdigi tablolarda modellik yapmasi icin kullanir. Ancak zamanla bu beraberlik, karslikli bir ask iliskisine donusur. asaf Pasa ve Zehra Hanim, ogullarinin bir cariyeyle evlenemeyecegini soyleyerek bu iliskiye karsi cilkarlar. Her ne kadar Celal Bey, evlilik ve asalet gibi konularda ailesinin fikirlerine karsi gelse de Dilber'le evlenmeye gucu yetmez. Yazar da, donemin sartlari icerisinde dusunuldugunde romani mutlu sonla noktalayamasa da esir bir kizin da sevmeye ve sevilmeye hakki oldugunu, ask, sevgi ve saygi gibi kavramlarm sadece ust tabakadaki insanlara ait olmayan bilakis evrensel duygular olduklari mesajini verir.

Serguzest romanindakine benzer bir iliski Zehra ve Intibah romanlarinda da karsimiza cikar. Zehra romaninda Sirricemal, Intibah romaninda da Dilasup tipki Dilber gibi savunmasiz ve hayatta daima magdur edilmis esir kizlardir. Esaretin yani sira yasadiklari ask iliskisinde de husrana ugrayan Sirricemal, Dilasup ve Dilber'in en dikkate deger yonleri sevdikleri erkege sonuna kadar bagli kalan ve bu ugurda olumu bile goze alan fedakar tipler olmalandir. Ancak Sirricemal, Dilasup ve Dilber'e gore daha farklidir.

Sirricemal, Munire Hanim'in oglu Suphi ve gelini Zehra'ya evde yardimci olmasi icin aldigi bir cariyedir. Asiri derecede kiskanc olan Zehra, genc ve guzel bir kiz olan Sirricemal'i kocasindan kiskanir. Baslangicta Zehra'nin bu suphelerinden son derece rahatsiz olan Sirricemal, zamanla Suphi Bey'e ilgi duymaya baslar. Karisinin yersiz supheleriyle bunalan Suphi de bir muddet sonra Sirricemal ile bir iliski icerisine girer. Vehimlerinin gercek oldugunu goren Zehra, bu noktadan sonra artik zaptedilemez bir kin duygusuyla intikam planlari yapmaya baslar. Sirricemal olaylar karsisinda Dilber kadar pasif degildir. Dilber, ruzgarda savrulan bir yaprak gibi kaderinin kendisini surukleyisine boyun eger. Sirricemal icin romanda ulasilmasi gereken hedef obje, Suphi gibi gorunuyorsa da temelde, evin ogluyla evlenerek cariyelikten hanimliga yukselme ve ozgur olma istegi vardir. Bu yuzden Dilasup ve Dilber kadar masum bir sekilde cizilmez. Nitekim, eserde Dilasup ve Dilber fazilet, ahlak, namus gibi kavramlarin temsilcisi konumunda yer alirken, Sirricemal'de bu durum saf bir sevgi ile baslayip, beraberinde ihanet ve intikam gibi duygulan icinde barindiran bir tablo olarak genisler. Evlilik kurumunda olmasi gereken sadakat kavraml acisindan bu uc, karakteri karsilastirdigimiz zaman Dilber'in daha mesru bir iliski icerisinde yer aldigini, Dilasup'un bir insani kurtarmak amaciyla kullanildigini, Sirricemal'in ise gayri mesru bir iliski yasadigini soyleyebiliriz.

Catisan unsurlar ve cozum acisindan Intibah ve Zehra romanlari buyuk olcude ayni yapi uzerine kurulmustur. Her ikisinde de esir kiz evin ogluyla iliski icerisindedir. Esir kizi eve getiren annedir ve birbirini seven iki genci ayiran karsi guc, roman boyunca olumsuz ozellikleriyle on plana cikarilan kotu kadindir.

Sirricemal ve Dilber, her ikisi de ask duygusunu tatmadan once son derece masum ve pasif tiplerdir. Ancak evin ogluyla ask iliskisi yasamaya basladiktan sonra hem kendi iclerinde hem de roman icerisinde buyuk bir degisim gecirirler. Dilber, her seyden once kendisinin de sevilmeye deger bir insan oldugunu farkeder. Etrafina bakisi ve hayattan beklentileri de bu duruma bogli olarak degisir. Sirricemal de romanda en belirgin degisimi yasayan karakterdir. Suphi'yle iliskiye girmeden once son derece sevecen, anlayisli ve masum bir insanken, Suphi'nin kendisini sevdigini anlamasiyla ve ondan hamile kalmasiyla birlikte daha farkli tavirlar sergilemeye baslar. Suphi'yi Zehra'yla paylasmak istemedigi icin sartlarin da etkisiyle kiskanc ve vehimli bir kadina donusur.

Romanlarda esir kadinlarin surekli magdur olmalarinin bir diger sebebi, maddi dayanaklardan mahrum olmalandir. Evlilik yoluyla ozgurlugune kavusan ve kocasinin gelirinden faydalanan kadinlarin disinda, maddi bir geliri olmayan kadinlar terk edildiklerinde parasiz bir sekilde ortada kalmaktadirlar. Zehra ve Sirricemal arasindaki farklardan birisi de bu acidan dikkate degerdir. Zehra bir evi ve geliri oldugu icin Sirricemal'den daha rahat hareket ederken Sirricemal, Suphi kendisini terk ettikten sonra hem maddi hem de manevi yonden cokuntuye ugrar. Bu orneklere karsilik, esirlikten hanimliga yukselerek mureffeh bir hayat tarzina kavusan Dilsinas Hanim ve Canan gibi ornekler de vardir.

Felatun Bey ile Rakim Efendi adli romanda yazarln idealize ettigi kisi Rakim Efendi'dir. Rakim, kendisine Canan adinda bir cariye satin alir. Ancak ona bir cariye gibi degil de aileden birisi gibi davranarak her konuda egitmeye calisir. Ona hem Turkce hem de yabanci dil ogretir. Canan, esaret muessesesinin nasil toplumun yararina kullanilabilecegini gosteren somut bir ornektir. Pek cok romanda esirlere yapilan muameleler elestirilirken bu sekilde olumlu orneklere yer verilerek esaret anlayisinin diger devletlere gore daha iyi bir durumda oldugu, batililarin esir anlayisiyla Turklerin esir anlayisinin farkli oldugu vurgulanir.

Esirlerin yani sira uzun yillar ayni evde yasayarak o evin bir uyesi olarak gorulen dadilara, kalfalara karsi da olumlu muamele edilir. Hatta bu kadinlar cocugun egitiminde de oldukca etkin bir rol oynarlar. Romanlarda babanin eksikligi yazar tarafindan giderilmeye calisilirken, annenin eksikligi de dadi veya kalfa tarafindan doldurulmaya calisilir. Dadilar anneye gore cocuga daha yakin olabilirler. Ornegin Rakim'in dadisi Arap Fedai Kalfa, onun adeta ikinci annesi olmustur. Kimi zaman olumsuz ozellikler tasiyan dadilar da olabilir. Zehra romaninda kalfa Nazikter, Zehra'yi Sirricemal'e karsi kiskirtarak yuvasinin yikilmasina sebep olur. Ayrica sadece hanimina karsi, degil, Sirricemal'e de oldukca acimasizca davranir.

Esaretin elestirildigi bir baska nokta da, eve alinan esir kizlar yuzunden aile saadetinin bozulmasidir. Genc ve guzel olan cariyeler evin beyiyle iliskiye girerek yuvalarinin yikilmasina sebep olurlar. Bu durumun ortaya cikmasinda bazi tipler yazar tarafindan masum gosterilirken, bazilari, da elestirilir. Felsefe-i Zenan romaninda cariye Mahitoban'in, Suphi Bey'le iliskiye girmesi uzerine Zekiye uzuntuden olur. Buna benzer sekilde evin beyiyle ya da ogluyla esir kiz arasindaki yasak iliski pek cok romanda islenmistir.

3. Entrikacu Kadinlar

Tanzimat donemi romanlarimizda, eski hikayecilik gelenegimizin tesiriyle, roman kisileri ya "iyi" ya da "kotu" olmak uzere tek yonlu olarak cizilmistir. Bu durumda kahraman, romanin basinda bize tanitildiktan sonra rornanin sonuna kadar buna uygun davranis sekilleri sergiler. Karsi guc grubunda yer alan olumsuz ozelliklere sahip kisiler hemen hemen her romanda esas kisinin hedef objeye ulasrnamasina engel olmaya calisirlar. Bu kisilerin olay orgusu icerisinde yer almalarinin bir diger sebebi bas kisinin olumlu yonlerinin daha belirgin bir bicimde ortaya cikmasini, saglamaktir. Ayrica yazarlar karsi olduklari dusunceleri, bu tiplerin sahsinda temsil ettirerek olaylar karsisindaki elestirilerini de itibari alemin sinirlari icerisinde vurgularlar.

Romanlarda yer alan entrikaci kadinlar karsi guce ait degerleri temsil ederler. Bu kadinlarin en belirgin vasiflarl kiskanc, ihtirash, oldurmeyi goze alacak derecede intikam duygusuna sahip olmalaridir. Erkeklere karsi olan ilgileri, onlari arzulari dogrultusunda kullanmak ve kendilerine rnaddi bir dayanak saglamak dusuncesinden kaynaklanir.

Intibah romanindaki Mahpeyker ve Dilasup, siyah ve beyaz kadar farkli iki kahramandir. Dilasup ne kadar saf ise, Mahpeyker de o kadar cikarci ve saldirgan bir kadindir. Yazar romanin basinda Mahpeyker'in hafif mesrep bir kadin oldugu ve gecimini saglamak icin zengin erkekleri tuzaga dusurdugune dair bilgi verir. Bu derece uyanik ve kurnaz bir kadinin karsisina Ali Bey gibi toy bir delikanlinin cikarilmasi ileride yasanacak catismalari bir olcude hissettirir. Ali Bey'in israrla yaptigi evlilik teklifini kabul etmeyerek gayr-i mesru bir iliskiyi surdurmesi Mahpeyker'in ahlak anlayisinin zayifligini daha net bir sekilde gozler onune serer. Hayata karsi, oldukca hazirliksiz saf bir delikanli olan Ali Bey, Mahpeyker'in pencesinden bir turlu kurtulamaz. Hatta Dilasup'a atilan iftiralara bile kolaylikla inanir. Mahpeyker Ali Bey'i etkisi altina almasina ragmen onun Dilasup'la olan evliligini kabul etmez. Ali Bey'i oldurtmek ve Dilasup a da eziyet etmek icin entrikalar cevirmeye ve planlar yapmaya baslar. Bu entrikalar neticesinde Dilasup ve Mahpeyker olur. Yazar adeta romanin sonunda Ali Bey'in kimligine burunerek, onun gosteremeyecegi bir cesaretle Mahpeyker'i oldurur. Boylece karsi guc durumundaki Mahpeyker yazar tarafindan cezalandirilmis olur. Mahpeyker iki yuzlu, entrikaci saldirgan tavirlariyla bizi sasirtmaz. Bu ozelliklerle donatilmasinin sebeplerinden biri de Ali Bey'in kadinlara karsi zaafini ve hayat karsisindaki pasif yonlerini belirginlestirmektir. Nitekim Ali Bey'in Mahpeyker'in oyununa gelerek kendisini ve ailesini felakete suruklemesi, ondaki baba otoritesinin eksikligini de gosterir. Mahpeyker baslangicta sadece hafif mesrep bir kadin olarak tanitilir. Gelisen olaylar onun olumsuz yonlerini cesitli sekillerde gun isigina cikarir. Yazar ahlaki degerlere olan bagliligi sebebiyle, kahramani Mahpeyker'i acimasiz bir dille elestirir.

Entrikaci kadinlarin ortak ozelliklerinden birisi de kiskancliktir. Kuskanclik kisinin golge yonune ait bir duygudur. Golge, insanin cesitli sebeplerle kabul etmek istemedigi, buna bagli olarak ahlaki, estetik vb. hususlar acisindan toplum tarafindan da kabul edilmeyen yonleridir. Jung, bu "bastirilmis egilimlerin bireysel bilinc disina ait oldugunu ve umuldugu gibi kaybolup gitmekten cok bir bahcenin unutulmus bir kosesinde birden bitiveren umursanmamis yabani otlara benzediklerini" (Fordh, 2001, s.60) soylemektedir. Insanin "golge" olarak nitelendirdigi bilincdisinin karanlik gucleriyle uzlasarak, onlarin kendisinin bir parcasi oldugunu kabul etmesi ve ondaki potansiyel gucu kendi menfaatine cevirmesi gerekir. Sayet kisi golgesiyle uzlasamaz ve onu bastirma yoluyla yok etmeye calisirsa hem kendisi hem de cevresine zarar verebilir.

Alfred Adler, kiskanclik duygusunu ortaya cikaran sebepleri; "baskalarina guvenmemek, onlara pusu kurmak, baskalarini tenkit edici bir tavir almak ve ihmal edilmekten korkmak" (Adler, 1997, s. 178) gibi belirtiler seklinde siralar.

Nabizade Nazim' in Zehra adli romaninda Zehra, bu tipin en bariz temsilcilerinden biridir. Zaten roman baslibasina kiskanclik temasi uzerine kurulmustur. Romanda olay orgusu icerinsindeki en hareketli kisi Zehra' dir. Nitekim tum catismalarin temelinde onun asiri derecede kiskancligi yatmaktadir. Fakat Zehra'nin diger entrikaci tiplerden farkli olan younu bu zaafinin farkinda olmasidir. Yazar su satirlarla Zehra'nin psikolojik durumunu sezdirmeye calismaktadir.
 "Kizcagiz hayat alemindeki vaziyetini dusunmeye baslamisti.
 Ahlakindaki seyyiatii nazar-i insafa aldi. Bu gidisle hali neye
 muncer olacakti. Alemde bu ahlakla kendisi icin bahtiyarlik nasip
 olamayacagini zekasi sayesinde takdir etmisti. O halde ta' dil ve
 islah-i ahlaka mecburiyet vardi. Fakat bu babda ne gibi careler
 mutasavver ve muhtemel idi? Iste kizcagiz bu ukbe-i suale ne zaman
 vasil olsa umitlerinin bilkulliye hebaya gittingini gorerek muteezzi
 olur ve bu izdirap hiddetini celb ve davet ederdi" (Nabizade Nazim,
 1997, s.24).


Romanin basinda verilen bilgiler Zehra'nin icinde bulundugu durumdan kurtulma istegini dusundurmektedir. Zehra'nin icinde bulundugu sartlarin etkisiyle mevcut durumu daha da tehlikeli bir hal alir. Kocasinin Sirricemal'e olan ilgisini kiskanmasi normal bir haldir. Ancak bu duygunun oldurme fikrine kadar ilerleyen bir intikam duygusuna donmesi onu farkli bir konuma getirmektedir. Yine ayni zamanda Sirricemal ve Nazikter de kiskanclik duygusuyla hareket ederek entrikaci kadin kimligine burunmuslerdir.

Namik Kemal'in konusunu tarihten alan romani Cezmi, XI. yuzyilda Osmanli Devleti'nin durumu ile Kirim ve Iran saraylarinda cereyan eden olaylari konu alir. Ic ice gecmis iki vaka halkasi halinde sunulan olaylarda, devletlerarasi siyasi iliskiler on planda sergilenirken, diger taraftan Adil Giray, Sehriyar ve Perihan arasindaki ask ucgeni olay orgusunu sekillendirir. Iran sahinin karisi olan Sehriyar, esir olarak getirilen Adil Giray'a asik olur. Zaman zaman siyasi icerikli gorusmeler bahane ederek Adil Giray'la gorusen Sehriyar onu etkileyebilmek icin asilsiz vaatlerde bulunur. Sahin kizkardesi Perihan, bu gorusmelerden suphelenerek Sehriyar'la birlikte Adil Giray'in yanina gitmeye baslar. Bir muddet sonra Perihan da Adil Giray'a asik olur. Perihan ve Adil Giray arasindaki askin karsilikli oldugunu ogrenen Sehriyar, sevdigini elde edemeyecegini anlayinca intikam planlari yapmaya baslar. Saraydaki bir gorevliyi kullanarak Adil Giray ve Perihan'i oldurtur. Sehriyar da tipki Zehra gibi kiskancliktan oc almaya dogru giden bir surec icerisinde davranislarini sergiler. Her iki kadin da istediklerini elde edemezler.

4. Yabanci Asilli Kadinlar

Romanlarda dikkatimizi ceken yabanci asilli kadinlar cogu zaman karsi guc grubunda yer alirlar. Bunlar kimi romanlarda Beyoglu civarindaki eglence hayatini temsil eden hafif mesrep kadinlar olarak sunulurken, kimilerinde de egitmen olarak yurtdisindan getirilen ve konak icinde yasayan murebbiyeler seklinde karsimiza cikarlar.

Ahmet Mithat Efendinin, alafranga tiplerin sahsinda toplumdaki degisimi yansitan Felatun Bey ile Rakim Efendi romaninda yer alan Polini ve Yozefino, yabanci asilli kadin kahramanlardir. Polini, Felatun Beyi maddi acidan somurerek elinde avucunda ne varsa alan Italyan bir kadindir. Yozefino da Rakim Bey'in metresidir. Ancak Polini' den daha olumlu bir kisidir. Rakim Bey'le iliskileri bitmesine ragmen onunla arkadaslik sinirlari icerisinde iliskisini surdurur. Romanda elestirilen Felatun Bey'in karsisinda ideal bir tip olarak Rakim Efendi bulunmasina ragmen Yozefino ile yasadigi iliski elestirilebilir. Ancak yazar araya girerek Rakim Bey'in savunmasini yapar:
 "Biz burada bir melegin ahvalini tasvir etmiyoruz dedik. Namusunun
 muhafazasini bilir, insan gibi yasar, gercekten alafranga ve alel
 husus zamanimizda yasayan bir genc adamin hakikat-i ahvalini tasvir
 ediyoruz. O aksam Rakim bulundugu mevkide bulunup da perhizkarlik
 edebilecek bize bir delikanli gosterebilecek iseniz, bu hikayeye onu
 derc ederiz. Saman altindan su yurutmek ve karda gezip izini belli
 etmemek Rakim kadar akli basinda delikanlilarin kari olup bu
 hallerin aksi bir hal ararsaniz onun misalini dahi Felatun Beyde
 bulacaksiniz" (Ahmet Mithat Efendi, 1997, s.32).


Rakim' in Yozefino ile olan konusmalarinda iki farkli medeniyetin karsilastirilmasi, yapilmaktadir. Romanda, yabanci asilli bir kadinin agzindan bizim toplumumuza dair degerlendirilmelerin yapilmasi da dikkat cekicidir. Bu yonuyle Polini dusmus bir kadin olarak elestirilirken, Yozefino olumlu ozellikleriyle on plana cikarilir.

Zehra romaninda, Zehra'nin kocasi Suphi'nin Sirricemal'le olan iliskisini bozmak icin kiraladigi Urani, yabanci asilli bir kadindir. Hafif mesrep olan bu Rum kadini, kisa zamanda Suphi'yi kendisine baglamayi becerir. Once Zehra'ya, ardindan Sirricemal'e baglanan Suphi, Urani'yle tanistiktan sonra bambaska bir insan olur. Romanin basinda isinde basarili, evine bagli bir erkek olarak tanitilan Suphi, Urani'nin pencesine dustukten sonra, sefahat hayatina dalarak evini unutur ve butun servetini tuketir. Urani de tipki, Polini gibi gecimini saglamak icin erkeklerle birlikte olan bir kadindir. Nitekim hem Felatun hem de Suphi, parasiz kaldiklari zaman metresleri tarafindan terk edilirler.

Urani ile intibah romanindaki Mahpeyker arasinda buyuk benzerlikler vardir. Her ikisi de aile egitiminden mahrum olmakla birlikte bizzat yakinlari tarafindan fuhusa tesvik edilmislerdir. Nabizade Nazim'in, Urani'yi, "Urani bes yasinda iken anasindan mahrum kalmis, on iki yasinda da babasini kaybetmisti. Tek basina fakir ve sefil bir halde halasi Fani'nin eline kalmisti. Fani zaten kendisini beslemekten aciz bulundugu halde, Urani'nin cemal ve tenasubunden, ati icin umitlere dusup kizcagizi, yanina almisti. Daha o yasta iken munasebette bulundugu fuhushanelere birlikte goturur, getirir, oralarin merasim ve adatina alistirir. Urani bu alemlerden lezzet bile almaya baslamis, icinde bir hevesi mustehiyane uyanmisti. Henuz on dort yasina varmadan irad getirmeye bile baslamisti." (Nabizade Nazim, 1997, s.109-110) seklinde gecmisine dair bilgiler vererek tanitmasinin sebebi aile egitiminin onemine isaret etmektir.

Romanlarda karsimiza cikan yabanci asilli kadinlara cogunlukla arabozucu tipler olarak karsi guc grubunda yer verilmistir. Bu kadinlar, Turk kadinina ornek olarak gosterilen batili kadin tipini yansitmaktan ziyade, aile saadetini bozan, sevenleri ayiran ve etrafina zarar veren kisiler olarak tanitilmislardir. Polini ve Urani eglence hayatini temsil eden dusmus kadinlardir. Bu tip kadinlarin yani sira yurtdisindan egitmen olarak gelen yabanci kadinlara da romanlarda sikca yer verilir. Konakta yasayan ve evdeki cocugun egitiminden sorumlu olan murebbiyeler, olumlu rollerle verildigi gibi, cocugun maddi ve manevi degerlerine yabancilasmasina sebep olan bir unsur olarak da sunulabilir. Ornegin, Araba Sevdasi romaninda Bihruz, Fransizca hocasi, Mosyo Piyer'den aldigi, eksik egitim yuzunden daha cok yolunu sasirir. Jon Turk romaninda Ceylan, Fransiz bayan hocalardan aldigi Fransizca ve dans dersleriyle yetisir. Fransizcayi Turkceden daha iyi ogrenir. Fakat bu hocalarin verdigi kitaplar vasitasiyla feminizme dair asiri fikirler edinerek yozlasmis bir insan haline gelir. Bu sebeplerden dolayi, yabanci asilli murebbiyeler sosyal hayattaki bozulmanin sorumlularindan biri olarak gorulerek tenkit edilmislerdir.

5. Feminist Kadinlar

Cesitli toplumlarda, tarihin farkli donemlerinde kadin veya erkek egemenliginin birbirinin yerini aldigini gormekteyiz. Anaerkil toplumlar zaman icerisinde maruz kaldiklan sartlarin da etkisiyle ataerkil toplum duzinine gecerek, kadin ve erkek arasinda bir isbolumumnu gerekli kilan duzenlemeler yapmislardir. Buna gore kadin, anne olarak ve daha cok ev icindeki rolleriyle karsimiza cikarken, erkek, baba olarak ve evin disinda koruyucu vasfini on plana cikarir. "Kadinlarin yasam karsisindaki beklentileri bugunkunden cok daha az oldugundan kadinlarin cocuk dogurmadan ve cocuklarin bakimiyla ugrasmadan gecirebildikleri yasam suresi cok uzun dedegildi" (Meulenbelt, 1987, s.16). Erkegin kadina gore fiziksel olarak daha fazla donanima sahip olmasi ve daha aktif bir yasanti sergilemesi kadinin ona gore ikinci planda kalmasina sebep olmustur. Ancak bilim ve teknolojideki gelismelerin sosyal hayata yansimasiyla birlikte egitimli kadinlar annelik vazifesinin yaninda, erkekle birlikte evin disinda da faal bir calisma temposu icine girmislerdir. Bu sekilde kadinin yeniden dirilis surecine girmesiyle birlikte iki cins arasinda bazi konularda gerginlikler ortaya cikmistir. Kadinlarin erkekler karsisinda esit haklara sahip olma istekleri, "feminizm" anlayisini beraberinde getirmistir. Feminist soylem bir kesim tarafindan erkeklerle esit haklara sahip olma seklinde, bir kesim tarafindan da erkek uzerinde egemenlik kurma seklinde yorumlanmistir.

Batida hizla gelisen ve yayilan kadin hareketleri, yeni bir medeniyet dairesine girdigimiz Tanzimat doneminde varligini hissettirmeye baslamistir. Ozellikle gazete vasitasiyla bu tur fikirler daha fazla yayilma imkani bulmustur. Nitekim ilmi bir cemiyetin yayinladigi Terakki mecmuasinda bu konuda cikan bir yazi dikkat cekicidir:
 "Bu alemde beka-yi nesl-i adem icin erkeklerin luzumu ne derecede
 ise kadinlarin luzumu dahi ayniyla ol derecededir. Kus bir kanatla
 nasil ucamazsa beka-yi nesil dahi yalniz erkekler yahut yalniz
 kadinlar ile mumkun olamaz. Akil cihetine gelince, kadinlara (saci
 uzun akli kisa) denilmesi taife-i ricalden her kim olursa olsun bir
 erkek, taife-i nisadan herhangi bir kadina nisbet olunursa olunsun
 elbette akillidir demek degildir. Belki umumu uzerine erkek cinsi,
 kadin cinsine nisbet olununca daha akillidir demektir. Erkeklerin
 kadinlara nisbetle daha akilli olmasi umuru muazzamada istihdam
 olunduklari cihetle tecrubelrinin kesretinden ve kadinlarin akilca
 erkeklerden asagi kalmasi vucutlarina elvermedigi cihetle her ise
 girisemeyerek tecrubelerinin killetinden nes'et eylemistir"
 (Komisyon, 1999, s.648).


Yazarin, donemin feminizm fikrini yorumlayisi ilimli bir bakis acisiyla sunulmaktadir. Kadin ve erkegin birbirini tamamlayan iki yari oldugunun alti cizilirken, birinin digerine nisbetle daha akilli oldugu fikri, anlamsiz olarak kabul edilir. Ancak aldiklari egitim ve icinde bulunduklari sartlarin etkisiyle kendilerini ne kadar gelistirebildiklerine dair bir kiyaslama yapilabilecegi fikri savunulur.

Tanzimat donemi romanlarimiz icerisinde feminizm dusuncesinin dikkat cekici bir bicimde islendigi roman Ahmet Mithat Efendi'nin Felsefe-i Zenan idir. Yazdigi eserlerde devrinin sorunlarina egilen Ahmet Mithat Efendi bu romaninda kendisini ilmi yonden gelistirmek isteyen bir kadinin evlilige, erkeklere ve kadinin toplumdaki rolune bakis acisini gozler onune serer. Romanin yeni ve ilginc tarafi, Ahmet Mithat'in, kadinlarin bakis acisiyla elestirilerini yoneltmesidir. Romanda macelari anlatilan iki kiz kardes Akile ve Zekiye'dir. Buyuk kardes Akile'nin evlilige ve erkeklere bakisi devrine gore oldukca yeni ve farklidir:
 "Kocaya varip da omrumuzu bir erkege bagimli olarak yasamak gibi
 kolelikten daha siddetli bir hal icinde gecirmektense, evcegizimiz
 mukemmel, gelirimiz yerinde, kutuphanemiz dolu, kardes, kardes,
 oturup yer, icer ve her gun cesit cesit kitaplar okuyarak bilgimizi
 artiririz. Dunyada bundan buyuk mutluluk olur mu?" (Ahmet Mithat
 Efendi, 1998, s.9-10).


Romanda tematik gucu temsil eden kisilerin isimleri de sembolik anlamlar tasimakta ve o kisinin karakterini ve kisigligini yansitmaktadir. Olay orgusunun sekillenmesinde etkin olarak rol oynayan kadin karakterler Fazila, Zekiye ve Akile'dir. Fazila Hanim in yasayis tarzi ve hayat felsefesi o donemde alisilmis olandan farklidir. O, babasindan duzenli bir egitim alarak, hadis, tefsir, felsefe gibi pek cok alanda kendisini yetistirmistir. Babasindan kalan gelirle gecinmeye calisan Fazila Hanim, mutfak isleriyle ugrasmak, camasir yikamak gibi islerin okumayi engelledigini dusunerek, yemegini carsidan getirtir ve camasirlarini da disarida yikatir.

Evlilik fikrini tamamen aklindan cikarmis olan Fazila Hanim'in icinde guclu olarak hissettigi annelik duygusunun yazar tarafindan vurgulanmasi bilincli bir tercih olarak dusunulebilir. Cunku yazarin dogrularini savunan romanda, yasam tarziyla alisilmisin disinda ve kadin dogasina tam anlamiyla uymayan fikirlere sahip Fazila Hanim'in annelik duygusu on plana cikarilark bu durum dengelenmeye calisilmistir.

Romanda esas tema, kadinin kendisini gelistirmesi ve geleneksel evlilik tarzinin elestirisi uzerine kurulmustur. Ilk bakista, kadinin tum zamanini okuyarak gecirmesi ve bu yolla iyi bir egitim almasi, calisma hayatina atilmasi ve kendi gecimini saglayabilmesi gibi konularin alti cizilmisse de kadinin kendisini gelistirme yolunda evliligi ve erkekleri bir engel olarak gormesi, bu bakis acisinin olumsuz elestiriye ve tiksinmeye kadar gitmesi romanda feminist soylemin izleri olarak yorumlanabilir. Bir erkek yazar tarafindan kaleme alinan romanda bu tarz mesajlarin bulunmasi bugun bile yadirganabilir. Ahmet Mithat'in bunu yapmaktaki gayesi toplumdaki farkli sesleri romanina tasiyabilmek seklinde dusunulebilir. Ancak bu tur romanlar, o donemde Fazila Hanim'in ve Akile Hanim'in in sahsinda temsil edilen fikirlere sahip kadinlarin oldugunu gostermektedir. Ahmet Mithat bu romaninda Fazila Hanim araciligiyla "bireyselligi" tematik deger olarak verirken ayni, donemde yazdigi pek cok eserinde tam tersi olarak, saglam bir aile ve evlilik kurumunun savunmasini yapmistir. Ancak Felsefe-i Zenan'da Akile'yi dinlemeyerek evden ayrilan ve evlenen Zekiye bedbaht olmustur. Romanin basindan itibaren erkekler hakkinda ileri surulen tezler Zekiye'nin evlendigi Sidki'nin sahsinda dogrulanmistir.

Tanzimat donemi romanlarimizda karsimiza cikan bir baska feminist kadin tipi Ahmet Mithat'in Jon Turk adli romanindaki Ceylan'dir. Ceylan, Fazila ve Akile Hanimlardan daha farkli bir hayat felsefesine sahiptir. Zekiye ve Akile kendilerini daha fazla gelistirmek ve erkeklere minnet etmeden kendi ayaklari, uzerinde durabilmek amaciyla evlilige ve erkeklere karsi olumsuz bir tavir icerisine girerlerken, Ceylan feminist fikirleri, gayr-i, ahlaki bir serbestlik kazanabilmek icin savunmaktadir. Romandaki olaylar Ceylan'in Nurullah'a olan askina karsilik alamamasi cercevesinde sekillenmistir. Nurullah ve Ceylan kucuk yaslardan beri tanisan ve okuduklari kitaplarin etkisiyle batili fikirlerden haberdar olan iki arkadastir. Ikisi arasinda konusulan mevzulardan birisi feminizmdir. Nurullah, Ceylan'in ask, evlilik ve feminizm hakkindaki fikirlerini asiri buldugu icin onun sevgisine cevap vermek istemez. Nurullah, romanin kimi bolumlerinde yazarin araya girerek aktardigi dusuncelerin temsilcisi durumunda olup kadin-erkek haklari konusunda ilimli bir dusunceye sahiptir. Yine iki cins arasindaki iliskilerin resmi ve ahlaki cerceveler icinde cereyan etmesi taraftaridir. Ceylan'in savundugu fikirler ise onun tamamen zittidir:
 "Nasil olur ki bir delikanliya hersey caiz, hersey mubah olsun da
 bir kiza hicbir sey mubah olmasin? Delikanli her gordugu kadina,
 kiza goz koyup biyik burabilsin de kiz, hatta yahut kadin bir hafif
 tebessum bile edemisin. Bir erkek icin tecviz olunabilen
 serbestligin yuz binde birisi bir kadinda bir kizda gorulecek olsa
 mahvoldugu an o andir. Biz erkek efendilerin adeta eglencesi
 olmusuz kalmisiz. Bize karsi her hal ve tavirda onlar muhtar,
 mustahak. Biz? Oo! biz esyadan madut, hayvandan bile madut degil,
 nerede kaldi ki insandan madut olalim. (...) Biz kadinlar
 begenilmeyi bittabi isteriz. Fakat yolda veya bir cayirda kendimizi
 begendirmek istedigimiz erkege mukabil gelince semsiyemizi indirip
 siper almaya mecburuz. Neden? Dunyanin hangi tarafinda boyle bir
 mecburiyet vardir" (Ahmet Mithat Efendi, 1999, s. 58).


Romanda nikahsiz beraberlik fikrini savunan Ceylan, ayrica bir kizin evlenmek icin ailesinin hicbir sekilde mudahalesine ve iznine gerek olmadigini belirtir. Bu tarz dusuncelerin Tanzimat doneminde bir kadinin agzindan verilmesi oldukca ilgi cekicidir. Ceylan, nikahsiz beraberligin kadini, erkek karsisinda daha ozgur hale getirdigini dusunmektedir. Ancak tum bunlar egitimli kadinlar icin soz konusudur. Ceylan, kadinlarin erkekler tarafindan asagilanmasinin cahil kadinlarin tutumundan kaynaklandigini, dusunmektedir.
 "Veriniz kadinlarin hukukunu ellerine. Bakiniz kadinlar kendi
 hukukunu muhafaza edebilirler mi, edemezler mi gorunuz. Fakat
 karsinizda bir alay cahil ve miskin bulundukca istediginiz gibi
 hukmeder, keyfiniz vechile oynarsiniz" (Ahmet Mithat Efendi,
 1999, s. 60-61).


Ceylan, Nurullah'la arasindaki fikir ayriliklarina ragmen, yine de onu elde etmege calisir. Ancak emellerine tam olarak ulasamayinca ve Nurullah'i baskasina kaptirinca kiskanclik duygusunun etkisiyle entrikaci ve intikam planlari, yapan bir kadina donusur.

Nurullah ve Ceylan arasinda tartisilan konulardan biri olan feminizm hakkinda yazar tavrini, acikca hissettirir. "Ahmet Mithat, bati medeniyetinin kadin hakkinda sistemlestirdigi yeni doktrinler karsisindaki Turk kadininin bocalayisini, terakkiyati nisvaniyemizin makusiyetinde arar. Bu makusiyet, kadinin haremde kapali iken feminizmi tanimis olmasidir" (Okay, 1991, s. 189).

Bu dusunceden hareketle Ceylan'in feminizmi yanlis yorumlayan ve bu fikir karsisinda bocalayan Turk kadinini temsil ettigini soyleyebiliriz. Diger olumsuz kadin tiplerinde oldugu gibi burada da egitim eksikligi ve yanlis egitimin sakincalarina isaret edilmektedir.

6. Erkege Ozenen Kadin

Insanin bilincaltinda yatan duygularini her zaman kadina ve erkege gore siniflandiramayiz. Jung'a gore bilincaltinin, cesitli sekillerde yansiyan goruntuleri olarak kabul ettigimiz arketipleri kimi zaman erkegin kadina ait, kadinin da erkege ait davranislar sergilemesiyle somutlasabilir. Anima (icteki kadin) ve animus (icteki erkek) kavramlariyla verilen bu dusunceye gore,
 "kadin bu yonuyle iktidar olma istegindedir ve gunluk yasantisinda
 ne denli nazik ve uyumlu olursa olsun, animusu harekete gecirinlice
 acimasiz ve saldirgan olur, her turlu mantiga karsi buyuk olcude
 korlesir. Onun temsil ettigi cesaret ve saldirganliga, kadinin
 gereksinimi oldugu zamanlar bunlarin kacip gitmesini
 engelleyebilirse, kadina yararli olmaktadir. Gercekten de eger
 kadin onu anlamayi basarabilir ve onun etkinlik alaninin
 sinirlarini belirleyebilirse, animus kendisini bilgi ve gercegi
 arastirma yonunde harekete gecirebilir ve amaclic calismalara
 yonlendirebilir" (Fordham, 2001, s. 71-72).


Kadinin erkege ozenmesi ve erkegin yerine gecmek istemesinin altinda yatan sebep bu sekilde psikolojik temellere dayanmakla birlikte, bu durum kadinin erkegin dunyasina karsi duydugu asiri meraktan kaynaklanabilir. Ayrica erkegin ustunlugu karsisinda kendisinin asagilandigini, dusunuen kadin, rolune karsi koymaya ve erkege ait rolleri ustlenmeye baslar. Alfred Adler, rollerine karsi koyan kadinlari genel olarak iki grupta degerlendirir. Birinci grupta "faal erkeklik" yonunu izleyen genc kizlar yer alir. "Asiri derecede enerjik olurlar. Muhteristirler. Zafer arkasindan kosarlar. Tercihen erkeklere ait isleri yapmak isterler. Cogu zaman asktan ve evlilikten uzak kalirlar. Evlenenler eslerine hakim olmak arzusu duyarlar. Bu da onlarin evliliklerinin iyi gecmemesine yol acar. Ev isleriyle ilgili her seyden asiri derecede nefret ederler. Bu isler icin gerekli kabiliyetlere sahip olmadiklarini belirtmeye calisirlar.

Diger tip hayata bir cesit boyun egen inanilmaz bir uyumluluk, itaat ve uysallik gosteren kadin tipidir. Bunlar her seye uyarlar. Her yerde bir seyler yapmak isterler. Fakat buyuk bir beceriksizlik ve yetersizlik gosterirler. Bu yuzden basari elde edemezler. Baskalarinin kuskuya kapilmalarina yol acarlar. Ya da sinirli tipler olurlar. Itaatlarinin, uysalliklarinin, kadandiklari mahrumiyetlerinin temelinde birinci tipteki kadinlarda yer alan ayni isyan ve protesto bulunmaktadir" (Adler, 1997, s.110-111).

Ahmet Mithat Efendi'nin Durdane Hanim adli romaninda, olay orgusunde en fazla rol oynayan kisi Ulviye'dir. Romanda onemli rollere sahip kisilerin hepsine ayri ayri bolumler icerisinde yer verilmis, her bolum o kisinin adini baslik olarak almistir. Ucuncu fasil Ulviye Hanim'a ayrilmistir. Bu bolumden elde ettigimiz bilgilere gore Ulviye Hanim, yirmi yedi, yirmi sekiz yaslarinda guzel bir duldur. Babasindan duzenli bir egitim alarak Farsca, Arapca ve Ingilizce ogrenmistir. Ulviye Hanim, edebiyata merakli olup, roman, tiyatro, siir ve nesir tarzinda eline gecen tum eserleri okur. Okudugu romanlarla yetinmeyerek, bizzat o romanlarda gecen dunyanin icinde yer almak ister. Icindeki macera istegi ve merak duygusuyla komsusu Durdane Hanim'i izlemeye baslar. Amaci Durdane Hanim'in hayatina ait gizli yonleri ogrenmek ve olaylara mudahale etmektir.

Ulviye Hanim, Durdane Hanim'a yardim ederken kimligini gizlemek amaciyla erkek kiligina girerek Acem Ali Bey adini alir. Ulviye Hanim bu macera esnasinda yaptigi isler sayesinde bir erkekten daha guclu oldugunu fark eder. Erkeklige heveslenen Ulviye, kendisini o derece rolune kaptirir ki romanda kendi kimligi silik kalir ve Acem Ali Bey daha fazla on plana gecer. Ulviye Hanim yasadigi birkac tecrubenin de etkisiyle fiziksel yonden guclu oldugunu daha iyi anlar ve bu durumdan son derece memnun olur. Bahcivanin yerinden kimildatamadigi merdiveni pek zahmet cekmeden kaldirir. Yalida agir bir sandigi cariyeler kaldiramazken o, kaldirip goturur. Tum bu gelismeler onun icindeki erkeklik hevesini daha da artirir. Dolayisiyla Ulviye Hanimin icindeki animus kendini daha belirgin bir sekilde hissettirir:
 "Simdiye kadar yalniz kadin gibi yasadim. Bundan sonra dunyada
 maiset-i merdane ne oldugunu dahi tecrube ederim. Bunun icin biraz
 silah kullanmak ve biraz da curet ve cesareti artiracak vakalarda
 bulunmak kifayet eder. Artik birkac gun erkek kiyafetiyle cikip
 bazi kavgali nizali vukuat aramalidir" (Ahmet Mithat Efendi,
 1999, s.45).


sozleriyle Ulviye Hanimin yeni planlarindan haberdar oluruz.

Ulviye Hanim'in icindeki cesaret, erkek kiligina girmedigi zamanlarda bile kendisini kuwetle hissettirir. Alfred Adler'in rollerine karsi koyan kadinlara atfettigi ozellikleri Ulviye'de gozlemleyebiliriz. Nitekim o da asiri derecede enerjiktir, basarili olmak ve amacina ulasmak icin sonsuz bir caba sarf eder. Erkeklere ait isleri yapmayi tercih eder. Bir gun babasinin bir Ingiliz arkadasiyla sohbet ederken duydugu telefon aletini, tum bilgileri elde ettikten sonra Durdane Hanim'in evinde olup bitenleri dinlemek icin kullanir. Romanda ilk kez telefon cihazindan bahsedilmesi ve cihazin tatbikinin bir kadina yaptirilmasi romanin yeni ve orijinal taraflarindan biridir.

Kadinin kendi rolunden kacarak erkege ozenmesinin bir sebebi de kendini asma istegi olarak izah edilebilir.

7. Ideal Kadin Tipleri

Tanzimat donemi romanlarimizda tematik guce ait degerleri savunan kisiler, yazar tarafindan ideal tipler olarak sunulurlar. Romandaki kisiler vasitasiyla karsi oldugu veya savundugu fikirleri belirten yazar, tezini savunan kahramanlari idealize ederken, ideal kahramanina karsi olanlari da acimasiz bir dille tenkit eder.

Bu donem romanlarimizda kadin, erkegin bakis acisiyla verilmistir. Bu yuzden romanlardaki kadinin statusu, erkegin deger yargilarina gore belirlenmistir. Tanzimat donemi romancilarinin her birinin belirledigi ideal kadin tipi buyuk olcude ortak ozellikler tasimaktadir. Ancak bunlar icerisinde en objektif yaklasimi sergileyen romancimiz Ahmet Mithat Efendidir. Felsefe-i Zenan romaninda kadin karakterlerin yaninda yer alarak erkekleri ve evlilik kurumunu elestiren yazar, bu calismasiyla o donemde sesini duyuramayan kadinin duygularina tercuman olmustur. Fazila Hanim ve kizlari Akile'yle Zekiye donemin kadin tipinden oldukca farkli bir yasantiya ve dunya gorusune sahip olmalarina ragmen tematik degerleri savunan kisilir olarak verilmislerdir. Ahmet Mithat Efendi yazdigi hikaye ve romanlarda farkli ozellikleriyle on plana cikardigi kadinlari ideal tipler olarak sunmus, boylece toplumdaki cesitligi de yansitmaya calismistir. Felsefe-i Zenan romaninda Fazila Hanim ve kizlarinin sahsinda verilen ideal kadin tipi, okumus, kulturlu, calisarak kendi ayaklari uzerinde durabilen, kendisini egitmek icin her fedakarligi yapan kadin olarak karsimiza cikar. Fazila Hanim ve Akile nin fikirleri feminist fikirlere yakinlik gosterirken, Zekiye Sitki Bey'le evlenerek erkekler ve evlilik konusundaki fikirleriyle onlardan ayrilir. Ancak romanin sonunda Zekiye husrana ugratilarak adeta yazarin tezini dogrular.

Ahmet Mithat Efendinin dicker romani Jon Turk'te, Ahdiye ideal kadin tipidir. Ahdiye'nin olumlu yonlerinin daha belirgin hale gelmesi icin karsisina Ceylan gibi aykiri bir tip cikarilir. Ahdiye ve Ceylan yazarin tezini ve antitezini temsil eden kisilerdir. Yazar Ceylan'la olumsuz kadin tipini ve yanlis batililasmanin bir kadini ne hale getirdigini gostermeye calisir. Ahdiye ise, annesinin gelenekci egitim anlayisiyla yetismesine ragmen kendi cabasiyla eksik kalan yonlerini gelistirmis ahlakli ve ileri goruslu bir kizdir. Romanda yazar hem gelenekci hem de yenilikci egitimle yetisen Ahdiye'yi ideal tip olarak tanitirken, sadece batili bir egitim almis olan Ceylan'i dejenere bir tip olarak sunar.

Kadinin on planda oldugu bir baska eseri olan Durdane Hanim adli romaninda Ahmet Mithat Efendi, yine birbirine zit iki kadini bir arada vermistir. Romanda genc kizlarin egitiminin onemine isaret edilmektedir. Durdane Hanim iyi bir egitim almadigi icin hayati taniyamayan ve bu yuzden de butun degerlerini hice sayabilen bir kadindir. Ulviye ise uc dil bilen, egitimli, surekli kitap okuyan, merakli bir kadin olup, romanda sunulan ideal kadin tipidir. Ulviye roman boyunca Durdane'yi yonlendirmekte, onu icinde bulundugu zor durumdan kurtarmaya calismaktadir. Durdane Hanimin eksik ve kusurlu yonlerini daha net bir sekilde ortaya cikaran Ulviye, ona yardim ederken, kadinin zayif noktalarini ve toplumun kadina bakasinii su sekilde dile getirir:

"Aferin Durdane Hanim! Evet bir intikam alalim ki butun cihana ibret versin. Bu gaddar erkekler dahi gorsunler ki bir kadin intikama dahi muktedir olabirlirmis. Bunu anlasinlar da bundan sonra kadinlari oyle bir mendil zannederek burnunu sildikten sonra bir tarafa ativermeye cesaret bulamasinlar" (Ahmet Mithat Efendi, 1999, s.143).

Yazar, Ulviye'nin sahsinda romanlarin insanlari egitmek hususundaki onemine de dikkat cekmektedir. Ulviye Hanimin Durdane Hanim'a soyledigi: "Eger sen romanlari okumus. Hem de kemal-i dikkat ve itina ile okuyarak erkeklerin kadinlarin ahvalini layiki vechile ogrenmis olsaydin kendini bu vartaya ducar etmezdin!" (Ahmet Mithat Efendi, 1999, s. 70) sozleriyle romanlarin toplum gerceklerini yansitma yonunu vurgulamistir.

Mizanci Murat'in Turfanda mi Yoksa Turfa mi? adli romaninda "turfa" kelimesi eski, "turfanda" kelimesi yeni anlamindadir. Turfanda basligi altinda yer alan Zehra, ideal kadin tipidir. Romanda Mansur Beyin macerasi on planda yer aliyorsa da, Zehra belirgin vasiflariyla etkin bir rol oynamaktadir. Iyi bir egitim gormus, ahlakli ve kulturlu bir kiz olan Zehra, yozlasmis kisilere ve dusuncelere karsi sergiledigi olumsuz tavirlariyla yazarin kadina bakasini sezdirmektedir. O donemde Beyoglu ve Camlica gibi mekanlarda kadinlarin hos olmayan davranis sekillerine Zehra su sekilde tepki gosterir:
 "Ah ne kadar rezalet ne kadar ayip! Muslumanlik adabi nereye
 gitmis? Babalar, analar, kardesler buna nasil tahammul ediyor.
 Hic olmazsa bunu hukumet men etmeli degil mi?" (Mehmet Murat,
 1999, s. 112).


Romanda yazarin olumsuz elestirilerinin yoneldigi kadinlar, Emine Hanim, Sabiha, Muzeyyen ve Gelin Hanimdir. Buna karsilik Zehra ve Mansur birbirlerini seven iki genc olmalarina ragmen aralarinda asktan ziyade idealist fikirleriyle on plana cikarlar.

Tanzimat donemi romanlarimizdaki ideal kadin tiplerine baktigimiz zaman, en onemli hususun kadinin egitimi olarak vurgulandigini goruyoruz. Gerek ailede gerekse okullarda iyi bir egitim almamis kadinlarin hem kendilerine hem de cevrelerine zarar verdiklerinin alti cizilirken, egitimli, yenilige acik ve ahlakli kadinlarin her konuda basarili olduklari mesaji veriliyor.

Sonuc

Siyasi ve sosyal sahalarda pek cok onemli degisimin miladi olarak kabul edilen Tanzimat Fermani ile birlikte Osmanli Devleti, var olan kurumlarinin bir kismini islah ederken bir kismini da batiyi model almak suretiyle degistirmistir. Bu arayis surecinde devlet adamlarinin yani sira sanatcilar da oldukca etkin roller ustlenmislerdir.

Sosyal yapinin en kucuk birimi olan aile, degisimin en fazla hissedildigi kurumlardan biri olarak karsimiza cikar. Tanzimat donemi romancilarimiz, kaleme aldiklari eserlerde gerek aile gerekse basli basina kadinin yasadigi degisimi yaygin olarak islemislerdir. Oncelikli olarak toplumu egitmek gayesi tasiyan bu eserlerde genellikle kadinin durumu egitim ve batililasma ekseninde ele alinmistir. Elestirilen veya ornek gosterilen kadin tipi, "olan" dan "olmasi gereken" e dogru gelisen bir cizgide sunulur. Bunun disinda bazi yazarlar var olan kadina alternatifler sunmak amaciyla idealize edilmis kadin tiplerine yer vermislerdir.

Donemin sosyal ozelliklerini ve kadinin toplumdaki statusunu yansitan on bir romani esas alarak yaptigimiz incelemede on planda yer alan ve pek cok romanda karsimiza cikan kadin tipleri arasinda en aktif rol oynayan kadinlar, anneler, esir ve entrikaci kadinlardir.

Tanzimat donemi romanlarimizda babalara cok fazla yer verilmemistir. Genellikle kahramanlarin babalari hayatta degildir. Bu durumda cocugun egitiminden birinci derecede sorumlu olan kisi annedir. Romanlarda yer alan annelerin bir kismi, genellikle geleneklerine bagli, alafranga unsurlari pek benimsemeyen cocuguna tek tip bir egitim vermeye calisan anne tipi olarak karsimiza cikarken, bir kismi da cocuguna tecrubelerini aktararak yol gosterir ve babanin yoklugunu belli etmemeye calisir.

Romanlarda dikkatimizi ceken bir diger kadin tipi esir kadinlardir. Donemin yazarlari kendi ailelerinin de etkisiyle esaret kavramina farkli acilardan yaklasmislardir. Sami Pasazade Sezai Serguzest romaninda Dilber'le, Nabizade Nazim Zehra romaninda Sirricemal'le ezilen ve magdur olan esir kizlarin dramini anlatir. Ahmet Mithat Efendi ise, Felatun Bey ile Rakim Efendi romaninda Rakim' in Canan adli esir kizi egiterek ona aileden biri gibi davranmasinin altini cizerek toplumumuzdaki esaret anlayisinin batidaki orneklerinden farkli olduguna dikkati cekmistir. Esir kadinlar cogunlukla kendilerine yapilan eziyetlerle veya evin beyiyle yasadiklari iliskiyle on plana cikarlar. Bu yuzden bazi romanlarda da evdeki genc ve guzel cariyenin aile saadeti icin bir tehdit unsuru olabilecegi mesaji verilir.

Entrikaci kadinlar sergiledikleri ortak davranis sekilleriyle karsimiza cikarlar. Onlar asiri kiskanc, ihtirasli, oldurmeyi goze alacak kadar intikam duygusuna sahip kadinlar olup, romanda daima karsi guce ait degerleri temsil ederler. Birbirini seven iki kisiyi ayiran entrikaci kadinlarin yaninda, kocasini kiskanarak onu tekrar elde etmek icin entrika ceviren kadinlar da bu donem romanlarinda sikca islenmistir.

Feminist ve erkege ozenen kadinlar, digerlerine gore daha orijinal tiplerdir. Bu kadinlar o donem toplumunda nadir rastlanan ve daha cok yazar tarafindan alternatif olarak sunulan kadin tipleridir. Ahmet Mithat Efendi Felsefe-i Zenan ve Durdane Hanim romanlarinda feminizm fikrini, kadinin erkek egemenliginden kurtularak kendi ayaklari uzerinde durabilmesi olarak verirken, kadinin erkege ozenme sebebini de erkek dunyasina karsi duydugu merak ve kadinin kendini asma istegi olarak yorumlar.

Yabanci asilli kadinlar bu donem romanlarimizda farkli rollerde karsimiza cikarlar. Bunlardan bir kismi Beyoglu, Camlica gibi muhitlerdeki eglence hayatini temsil ederken, bir kismi da egitim amaciyla yurtdisindan getirilerek konagin icinde yasayan dadi ve kalfalardir. Dadilar ve murebbiyeler, egitim vermek ve ev islerine yardimci olmak icin alinip o evin bir uyesi olarak kabul edilen kadinlardir. Ancak bazi romanlarda bu kadinlarin cocuklari kasitli olarak yanlis tarzda egitmeleri tenkit edilir.

Tanzimat donemi yazarlari, olumsuz ozellikleriyle elestirilen kadinin yani sira, ideal kadinin nasil olmasi gerektigini de belirtirler. Idealize edilen kadinlarin ortak yonu, hepsinin geleneklerine bagli olmakla birlikte yeniliklere acik, iyi egitim gormus ahlakli kadinlar olmalaridir.

Kaynaklar

Adler, Alfred (1997). Insani Tanima Sanati, (cev. Selale Basar), Istanbul: Dergah Yay., (5.bs).

Ahmet Mithat Efendi (1998). Felsefe-i Zenan, (hzl.Handan Inci), Istanbul: Arma Yay., (2.bs).

Ahmet Mithat Efendi (1997). Felatun Bey ile Rakim Efendi, (hzl.Tacettin Simsek), Ankara: Akcag Yay.

Ahmet Mithat Efendi (1999). Jon Turk, (hzl.Osman Gunduz), Ankara: Akcag Yay.

Ahmet Mithat Efendi (1999). Durdane Hanim, (hzl.Huseyin Alacatli), Ankara: Akcag Yay.

Anonim (1999). Tanzimat-i II. (hzl.Komisyon), Istanbul: MEB: Yay., (2. bs.).

Fordham, Frieda (2001). Jung Psikolojisinin Ana Hatlari, (cev. Aslan Yalciner), Istanbul: Say Yay., (5.bs).

Kavaz, Ibrahim (1991). Yazar-Eser Iliskisi Acisindan Edebi Metnin Degeri, Firat Univ. Sosyal Bilimler Dergisi, S.5, Elazig.

Meulenbelt, Anja (1987). Feminizm ve Sosyalizm, (cev. Erman Demirci), Istanbul: Yazin Yay.

Mehmet Murat (1999). Turfanda mi Yoksa Turfa mi?, (hzl. Tacettin Simsek), Ankara: Akcag Yay.

Nabizade Nazim (1997). Zehra, (hzl. Huseyin Alacatli), Ankara: Akcag Yay., (1 bs.).

Namik Kemal (1997). Intibah, (hzl. Yakup Celik), Ankara: Akcag Yay.

Namik Kemal (1997). Cezmi, (hzl. Yakup Celik), Ankara: Akcag Yay. (1.bs.).

Okay, Orhan (1991). Bati Medeniyeti Karsisinda Ahmet Mithat Efendi, Istanbul: M.E.B. Yay. (2. bs.).

Parlatir, Ismail (1987). Tanzimat Edebiyatinda Kolelik, Ankara: TTK Yay.

Parla, Jale (1993). Babalar ve Ogullar--Tanzimat Romaninin Epistemolojik Temelleri, Istanbul: Iletisim Yay. (2. bs).

Recaizade Mahmut Ekrem (1999). Araba Sevdasi, (hzl. Huseyin Alacatli), Ankara: Akcag Yay.

Sami Pasazade Sezai (1998). Serguzest, Istanbul: AkCag Yay., (2.bs.).

Semsettin Sami (1990). Taassuk-i Talat ve Fitnat, (hzl.Rifat Ozbek), Istanbul: Enderun Kitabevi.

Ugurcan, Sema (1992). Tanzimat Devrinde Kadinin Statusu, 150. Yilinda Tanzimat, (hzl. Hakki Dursun Yildiz), Ankara: TTK. Yay.

Ebru Burcu *

Inonu Universitesi

* Ebru Burcu, Arastirma Gorevlisi, Turk Dili ve Edebiyati Bolumu. Inonu universitesi, Fen-Edebiyat Fakultesi, Malatya--Turkiye. e-mail: eburcu@inonu.edu.tr.

Abstract

An Evaluation of Women in the Turkish Novel of the Tanzimat Period

The Tanzimat period, which was considered to be a turning point in Turkish history, brought a substantial change to community and state structures. The family is one of the institutions affected by this change in both psychological and social terms. The novels of this period attempt to instruct the community. For this reason, the appearance of women in these novels represents their status as an evaluation of the effects of education and westernization. Idealized women take their place beside those which are critisized in the Tanzimat novels. This study intends to present the changing life of women, which is not recorded in history books concerned only with factual and concrete instances of their lives.

Key-words Tanzimat (reforms), women, story, novel, westernization.
COPYRIGHT 2002 Eastern Mediterranean University
No portion of this article can be reproduced without the express written permission from the copyright holder.
Copyright 2002 Gale, Cengage Learning. All rights reserved.

 Reader Opinion

Title:

Comment:



 

Article Details
Printer friendly Cite/link Email Feedback
Title Annotation:women in Turkish novels in the Tanzimat Period; text mainly in Turkish
Author:Burcu, Ebru
Publication:Kadin/Woman 2000
Geographic Code:7TURK
Date:Dec 1, 2002
Words:8564
Previous Article:Developing women's spaces: evaluation of the importance of sex-segregated spaces for gender and development goals in Southeastern Turkey.
Next Article:Anadolu agizlarinda kadin icin kullanilan sozler uzerine bir inceleme.
Topics:


Related Articles
Afet inan Onculugunde Kurulan Kadinin Sosyal Hayatini Arastirma ve inceleme Dernegi (KASHAID)'nin Kadin Konulu Yayinlari. (Kitap Tanitimi/Book...
Kibris Turkieri Bibliyografyasi / A Bibliography of Turkish Cypriots, Proje sorumlusu. (Kitap Tanitimi/Book Reviews).
Zeynep Hanim, Zeynep Hanim Ozgurluk Pesinde Bir Osmanli Kadini. (Kitap Tanitimi/Book Reviews).
Anadolu agizlarinda kadin icin kullanilan sozler uzerine bir inceleme.
Ilk Osmanli kadin yilligi: Nevsal-i Nisvan.
Meral Altindal, Osmanli'da Kadin, Istanbul: Altin Kitaplar Yayinevi.
The students of Sanayi-i Nefise School and the position of women in the Turkish society at the beginning of 20th century in view of new documents/...
Durakbasa, Ayse, Halide Edib Turk Modernlesmesi ve Feminizm.
Tansu Bele, Erkek Yazininda Kadin.
Woman in the periodical of Tarih ve Toplum and woman bibliography/Tarih ve Toplum dergisi'nde kadin ve kadin bibliyografyasi.

Terms of use | Copyright © 2014 Farlex, Inc. | Feedback | For webmasters